- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- TM Yaşı
- 15 Yıl 8 Ay 12 Gün
- Başarım Puanı
- 400
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Bir organizma olarak her gün çeşitli davranışlarda bulunuruz. Hiçbir davranışın gelişigüzel ve kendiliğinden olduğu söylenemez. Organizmayı davranıma sevk eden bir sebep ya da sebepler vardır. Organizmayı çeşitli davranışlara motifler sevk eder. Motifler insanın içinden gelirler. Davranışlarımız her zaman motiflerin etkisiyle meydana gelir.
Güdü, davranışa enerji ve yön veren güçtür; bu güç organizmayı etkileyerek bir amaç için harekete geçmeye sevk eder. Güdü, istekleri, arzuları, ihtiyaçları, dürtüleri ve ilgileri kapsayan genel bir kavramdır. Açlık susuzluk, cinsellik gibi fizyolojik kökenli güdülere dürtü denilmektedir. Bilme ve başarma isteği gibi insani dürtülere ise ihtiyaç denir.
Güdüler genel olarak, içsel veya dışsal olmak üzere iki ana kategoriye ayrılır. Dışsal güdü, bireyin dışından gelen etkileri içerir. Bir öğrencinin yüksek not aldığı için öğretmeni tarafından övülerek pekiştirilmesi buna örnek gösterilebilir. İçsel güdü ise, bireyin içinde varolan ihtiyaçlarına yönelik tepkilerdir. Merak, bilme ihtiyacı, yeterli olma isteği, gelişme arzusu içsel güdülere örnek gösterilebilir.
Öğrenme Güdüsü
Dışsal Güdü İçsel Güdü
(Pekiştirme) (İhtiyaçlar)
Güdü organizmayı belirli tepkilerde bulunmaya ve sonuç olarak bir şeyler öğrenmeye zorlamaktadır. Buna bağlı olarak, güdülenme öğrenme için gerekli ön şartlardan biri olmaktadır. Yeterince güdülenmiş bir öğrenci, öğrenmeye hazır hale gelmemiş demektir, kişiyi öğrenmeye sevk edecek önemli bir neden olmadıkça öğrenmeye karşı ilgi gelişmez. İnsanlar genellikle merak duydukları ve ilgi çekici buldukları konuları daha çabuk öğrenirler. Fakat okuldaki bütün konuların öğrencinin ilgisini çekmesi beklenemez. O halde öğrenciyi güdülemenin yolları nelerdir? Bu soruyu cevaplandırabilmek için, öncelikle güdülerin sınıflandırılmasından söz etmek gerekmektedir. Bu konuda çok çeşitli kuramlar mevcuttur. Bunlardan başlıcalar davranışçı yaklaşım, bilişsel yaklaşım ve sosyal öğrenme yaklaşımıdır.
Güdülenmeyi Etkileyen Kişisel Faktörler
Güdülenmenin mahiyetini açıklama konusunda psikologlar genellikle şu soruları cevaplamaya çalışırlar
- İnsanı bir harekete başlatan nedir?
- İnsanın belli bir hedefe doğru ilerlemesini sağlayan nedir?
- İnsanın belli bir hedefe ulaşmak için ısrarla uğraşmasının nedeni nedir?
Bilim adamları bu sorulara getirdikleri farklı kavram ve kuramlar ışığında cevap aramışlardır(içgüdü, dürtü,güdü,ihtiyaç, ödül beklentisi gibi) öğrenme kuramlarında olduğu gibi güdülenmenin ne olduğunu açıklamaya yönelik kuramlar çok sayıda ve çeşitlidir. Bu kuramlardan bazılarında doğuştan birlikte getirdiğimiz yönelimlere, bazılarında tamamen dış etmenlere bazılarında ise insanların iç durumlarına ağırlık verilmektedir.
Güdülenme biliş, davranışlar, çevre ve diğer kişisel etkenlerin etkileşimi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Burada sözü edilen kişisel etkenleri dört grupta toplamak mümkündür.
1. Uyarılma,
2. İhtiyaçlar,
3. İnançlar,
4. Amaçlar,
Uyarılma ve Kaygı;
Genel uyarılmışlık hali, organizmanın verimli bir öğrenme sağlayabilmesi için hazır ve tetikte bulunmasıdır.“ Canım ders çalışmak istemiyor“ diyen öğrenciler aslında yeterli uyarılmışlık seviyesine ulaşamamışlardır. Kantinde ya da yatak da ders çalışmak, bireyin genel uyarılmışlık haline girmesini dolayısıyla öğrenmesini güçleştirmektedir. Düşük uyarılma seviyesi öğrenme için uygun değildir. Uyarılma belli bir noktaya geldiğinde öğrenme için ideal olan, optimal düzeye ulaşmaktadır. Optimal düzeyi aşan aşırı uyarılma hali, öğrenme üzerinde olumsuz etki oluşturmaktadır. Kaygı içinde aynı şeyleri söylemek mümkündür. Diğer yandan öğrencilerin merak güdüsünü dikkate alan öğretmenler onların uyarılmalarını kolaylaştırmaktadır.
İhtiyaçlar;
İhtiyaç arzulanan ve ya gerekli olan bazı şeylerin eksikliğidir. Eksiklik algılanan ya da gerçek olabilir. İhtiyaçlar basit ve somut olabileceği gibi karmaşık ve soyutta olabilir. İhtiyaçlar konusundaki dikkate değer isimlerden biri Maslow`dur. Ona göre, güdülenmenin temelinde ihtiyaçlar vardır. Maslow, güdüleri birincil ve ikincil güdüler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Birincil güdüler, organizmanın açlık susuzluk gibi hayati ihtiyaçlarından kaynaklanır ve fizyolojik dürtüler olarak adlandırılır. İkincil güdüler ise, bireyin daha çok sosyal çevrede edindiği güdülerdir.
Murray ve Maslow`un açıklamalarına göre insanların ihtiyaçlarının tamamen ve mükemmel bir şekilde karşılandığı durumla pek azdır. Bu nedenle insanlığın daha iyiye ve daha mükemmele doğru gelişmesi mümkün olmaktadır. İnsanlar ihtiyaçlarını karşılamak ve ya ihtiyaçlarının eksikliğinin ortaya çıkardığı gerilimlerden kurtulmak için bunları gidermede etkili olacak hedeflere doğru harekete geçerler.
Başarı Güdüsü;
Bu kurama göre başarı güdüsü başarı ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Burada ifade edilen güdü başarı umudu ile başarısızlık korkusu arasındaki çatışmanın bir sonucudur. Başarıya yaklaşma;
- Başarı ihtiyacı,
- Başarı ihtimali,
- Başarının değeri olmak üzere, üç etkene bağlıdır.
Başarı ihtiyacı yüksek bir kişi, başaracağını tahmin ettiği ve kendisi için değerli olan işleri yapmaya çalışır. Bazı insanlar, bunun tam tersi davranabilir. Şöyle ki, başarısızlık korkusu nedeniyle bir işi yapmaktan çekinirler. Aslında başarmak istemektedirler, fakat başarısızlığı yaşamak istemedikleri için korkmaktadırlar. Öğretmenlerin, sınıflarındaki öğrencilerin başarı güdüsü düzeylerini saptamaları gerekir. Başarı güdüsü düşük olan öğrencilere, çabanın başarı üzerindeki önemini çeşitli yöntemlerle açıklamaları yararlı olacaktır.
Başarı Güdüsü Düşük ve Yüksek Bireylerin Özellikleri Boyut DÜŞÜK YÜKSEK Amaç Çok kolay yada çok zor Orta güçlükte amaçlar koyar amaçlar koyar Niyet Öğrenmiş görünmeye çalışır Gerçekten öğrenmek için çalışır Yükleme öğretmen ve şans gibi dış Çabaya yükleme yapar etkenlere yükleme yapar Güçlüğe tavır Güçlükle karşılaşınca çaresizlik Güçlüğü aşmaya gayret eder ve yılgınlık hisseder Yeterlik yeterlik duyguları gelişmemiştir. Gelişmiş yeterlik duyguları vardır.
Eğer bir kişinin belli bir durum karşısında başarma ihtiyacı o kişinin başarısızlıktan kaçınma ihtiyacından daha yüksekse, o kişi; bütün riskleri göze alıp başarmayı deneyecektir. Yapılan araştırmalar bunun yanında okuldaki öğretimle ilgili olarak şu sonuçları ortaya koymaktadır.
- Öğrenciler ara sıra başarı başarısızlıkla karşılaşmışlarsa, başarılı olma ihtiyacı başarısızlıktan kaçınmadan daha yüksek olmaktadır. Bu durumda öğrenciler başarmaya daha kararlı ve çözemediği bir problemi yeniden denemeye daha istekli görünmektedirler.
- Çok kolay kazanılmış başarılar yüksek başarma duygusuna sahip öğrencilerin başarılı olma isteğinin düşmesine neden olmaktadır.
- Başarısızlıktan kaçınma duygusu yüksek olanlar, başarısızlıkla paniğe kapılabilirler. Başarıyı tatmak onları cesaretlendirir.
- Yüksek başarma isteği taşıyanlar oldukça çetin problemleri seçerler. Karşılaşılan zor bir problemi çözmekten vazgeçmeden önce başarma ihtiyacı yüksek olanlar o problem üzerinde uzun süre çalışır, bütün seçenekleri denemeye yönelirler.
- Zekaları birbirine yakın olanlardan başarma isteği yüksek olanlar daha başarılı olmaktadır.
Öğretmenlerin, öğrencilerdeki başarılı olma ihtiyacını dikkate alarak öğrencilerini bireysel olarak tanımak ve onların potansiyellerini göz önünde tutarak öğretimi düzenlemeleri gerekir. Bunun yanında, başarma ihtiyacı yüksek olanlarla düşük olanlara aynı öğretme stratejilerinin uygulanmaması yerinde olur.
Yükleme
Temelde iki tür yükleme vardır. Bunlar içsel ve dışsal yüklemelerdir. İçsel yükleme kişinin davranışın ve durumun nedeni olarak kendisini görmesidir. Dışsal yüklemede ise davranışın veya durumun nedeninin kişi harici etkenlerde aranmasıdır. Örneğin; başarısız geçen bir sınav sonucunda, içsel yükleme yapan bir öğrenci yeterince ve uygun yöntemle çalışmadığını belirtirken, dışsal yükleme yapan bir diğer öğrenci öğretmenin adil davranmadığını belirtebilir. Bazı öğrenciler arkadaşlarıyla ilgili yükleme yaparken tam tersi bir durum oraya koyabilirler. Yani arkadaşlarının başarısızlıklarını içsel nedenlere, başarılarını ise dışsal nedenlere yükleyebilirler bu gibi durumlarda “başarısız olması doğal, geri zekalının biri “veya öğretmen onu kolladığı için yüksek not aldı, hayatta böyle not alması mümkün değil“ denilebilir.
İnsanlara başarı yada başarısızlıklarını dört etmene bağlamaktadır. Bunlar yetenek, çaba, iyi ve ya kötü şans ve görevin zorluğudur. Bu etkenler üç boyutta ele alınabilir. Bunlar içsel yada dışsal olabilen denetim odağı, zaman içinde değişip değişmemeyi ifade eden durağanlık ve son olarak öğrencilerin durumu kontrol edilebilir hissedip hissetmemelerini içeren denetlenebilirliktir.
İnançlar
Literatürde yeteneklerin durağan ve denetlenemez olduğuna ilişkin araştırma sonuçları olduğu gibi çabayla geliştirilebileceği yönünde de görüşler mevcuttur. Diğer yandan yeteneklerle ilgili inançlar hakkında da farklılıklar vardır. Küçük yaştaki çocuklar yetenekleriyle ilgili olarak iyimserdir ve yüksek bir başarı beklentisi içindedirler. 7-9 yaşlarında ise çaba ve yeteneğin aynı olduğuna inanırlar. Bu yaşlarda çocuklar zeki insanların çok çalıştığını, çok çalıştıkları içinde zeki olduklarını düşünürler. Daha ilerdeki yaşlarda, başarı beklentileri ve yetenekleriyle ilgili olumlu algıları düşer. Bununla beraber öğretmenlerinin kendi yeteneklerine ilişkin fikirlerinden oldukça etkilenirler. Bu nedenle öğretmenlerin öğrencilerinin yetenekleriyle ilgili duygu ve düşüncelerini açıklarken oldukça dikkatli olmaları gerekir. Aksi takdirde yetenekleri konusunda yanlış inançlara sahip öğrencilerin güdülenmesi oldukça zorlaşır. Bunları önlemek için alınabilecek bazı önlemler şunlardır;
- Yetenekleri konusunda güvensizlik hisseden öğrencilere, yoğun başarı fırsatları yaşatılmalıdır. Bu tür öğrenciler daha ziyade akademik konularda güvensizlik hissettikleri için, onara akademik olmayan konularda fırsatlar sunulabilir.
- Olumlu davranışları için öğrencileri ödüllendirmek gerekir. Bu tür ödüllendirmeler, diğer öğrencilere nasıl davranmaları gerektiği konusunda model teşkil etmektedir.
- Akademik konularda çok başarılı olması mümkün olmayan öğrencilere, herhangi bir konuda bilebileceği sorular yöneltilmelidir. Bu tür durumlarda, özellikle birden çok cevabı olabilecek soruların yöneltilmesi uygun olabilir.
- Çocuklar bazı şartları denetleyebilecekleri duygusunu geliştirmek ve onlara seçenekler sunmak yararlı olacaktır. Aksi bir durumda, öğrenciler dışsal yüklemeler yapma eğilimine girmektedir.
- Öğrencilerin başarısızlıklarını çaba eksikliğine yüklemeleri cesaretlendirilmelidir. Ancak öğrencilere devalı olarak “daha çok çalışmalısın“ demek onları kızdırmaktır. Çünkü öğrencilerin çoğu zaten sıkı çalıştıklarına inanmaktadır. Bu nedenle bu konuda dikkatli olunmalıdır.
Amaçlar
Öğrencilerin öğrenme ve derslerle ilgili amaçları onların güdülenme düzeylerini etkilemektedir. Ancak birçok öğrenci etkili amaçları oluşturmayı becerememektedir. Kimi zaman çok kolay, kimi zaman da çok zor amaçlar saptarlar. Bu tür yaklaşım onların güdülenme düzeylerini olumsuz yönde etkiler. Etkili bir amaç kısa vadeli ve özgül olarak öğrenilecek konuyla ilgili olmalıdır.“bundan sonra daha sıkı çalışacağım“ şeklindeki bir amacın gerçekleşmesi oldukça zordur. Başarı şansı düşük olduğu için başarısızlık yaşantısının sık sık geçirilmesine yol açar. Öte yandan, “bu sayfada yer alan 10 soruyu cevaplayıp açıklamalı çözümlerini defterime yazacağım“ gibi bir amaç kısa vadeli doğrudan konuya yönelik ve nicel bir amaçtır ve gerçekleşme ihtimali daha yüksektir. Öğrencilerin amaçlarına bakarak, onların güdülenme düzeyleri ve amaçlarının gerçekleşebilme derecesi hakkında fikir yürütmek mümkündür. Öğretmenlerin özellikle sıklıkla başarısızlık yaşantısı geçiren öğrencileri amaçları üzerinde değerlendirmeler yapması uygun olabilir. Amaç belirleme konusunda başarısız olan öğrencilerin rehberlik uzmanlarıyla işbirliği sağlanarak beceri eğitimine alınması söz konusu olabilir.
DİKKAT
Organizma, her zaman bir çok uyaranla karşı karşıyadır. Ancak organizma, duyusal mekanizmalarla (görsel, işitsel vb) alınan bu uyaranların tümüne birden eşit ölçüde tepkide bulunamaz. Başka bir anlatımla duyusal mekanizmalarla alınan uyaranlar, çevresel koşullar ve bireyin içinde bulunduğu psikolojik bağlama göre, organizma tarafından seçici bir biçimde algılanır. Buna göre dikkat olgusu açısından kilit kavram, seçiciliktir. Burada karşımıza çıkan temel soru şudur; organizma neleri, neden seçerek algılar. Bu soruya iki şekilde yanıt verilebilir.
1- Organizmanın sahip olduğu sinir sistemi, uyaranlar arasında yoğunlaşma açısından belli bir kapasiteye sahiptir.
2- Organizma içsel yaşantılara bağlı olarak belli gereksinmelerin doyurulması amacına göre işleyen programlanmış bir yapıya sahiptir.
Seçicilik kavramı, sinir sisteminin sınırlı bir kapasiteye sahip olması ve organizmanın amaçlara göre davranımda bulunma eğilimi ile açıklanabilir. Demek ki dikkat, duyusal mekanizmalarla alınan uyaranlardan herhangi birinin, diğerlerinden belli amaçlara göre seçilip ayıklanması işlemidir. Her durumun özgün koşullarına göre, diğerlerinden seçilerek ayıklanan ve üzerinde yoğunlaşılan uyaran grubu farklılaşabilir. Bu durum dikkatin, organizmanın duyduğu gereksinimler açısından yönlendirilen ve yapılandırılan bir süreç olduğunu göstermektedir.
Dikkat Kategorileri
Organizma her durumda uyaran grupları üzerinde farklı biçimlerde odaklanma eğilimindedir. Odaklanma bir bakıma şekil zemin algısı kavramında söz edildiği gibi, birincil(başat) ve ikincil(çekinik) olmak üzere iki düzeyde gerçekleşir. Birincil dikkat, yoğunlaşmış dikkat olarak da adlandırılabilir. İkincil dikkat süreci ise, genellikle yoğunlaşılan uyarıcı grubuna ilişkin arka plan değişkenler üzerinde odaklanır. Ancak ikincil dikkat, bazen yoğunlaşılan birinci dikkat sürecini bozucu etkilerde taşıyabilir. Örneğin ;belli bir zaman kesitinde aynı konuya ait iki ayrı uyaran grubu ile karşı karşıya bulunan organizma, bunlardan biri üzerine yoğunlaşırken, diğeri birinci ile ilişkili olduğu oranda tamamlayıcı nitelikler taşır. Fakat farklı konulara ilişkin iki ayrı uyaranla karşılaşılan organizma, bunlardan birini seçerek diğerini gölgeler. Bu durum dikkat olgusunun, seçici ve eleyici işlevlere sahip olan bilişsel süreçler tarafından yönlendirildiğini göstermektedir.
Öte yandan dikkat olgusunun sıçramalı ve değişken bir karakter gösterdiği bilinmektedir. Bu nedenle başlangıçta yoğunlaşılan uyaran grubu, süreç içinde organizma tarafından yeterince anlamlı ve amaca uygun bulunmazsa geri plana düşebilir. Dolayısıyla öğretim yaşantılarının dikkat edici ve ilginç olmasına özen göstermelidir. Çünkü öğretim yönetimindeki başarı, bir anlamda dikkat süreçlerinin amaç, içerik ve yöntem bağlamında konu üzerinde odaklanma düzeyine bağlıdır. Başka bir deyişle tek başına konunun, amacın, içeriğin ve ya yöntemin ilginç olması yeterli değildir. Ayrıca benzer uyaranların sık tekrarlanması ya da sürekli aynı biçimde kullanılması da dikkatte kaymalara neden olabilir. Gerçekte dikkat sürecini etkileyen bir dizi psikolojik, çevresel ve sosyal değişken vardır. Bu nedenle dikkati etkileyen değişkenlerde daha ayrıntılı olarak değinmek yaralı olacaktır.
Dikkat Sürecini Etkileyen Değişkenler
Dikkat sürecinin işleyişini araştıran deneyler, aynı anda verilen iki veya daha çok uyaranın organizma tarafından nasıl algılandığını test etmek amacıyla yapılmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmaların sonuçları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Uyaranlar arasında anlamlı ilişkilerin bulunması, dikkatin yoğunlaştırılmasını kolaylaştırmaktadır.
2. Uyaranlar arasında, anlamlı ilişkilerin bulunması olgusu, öznel algılara göre değişiklikler göstermektedir. Buna göre anlamlandırma, geniş ölçüde bireylerin psikolojik yapılarının ve ön öğrenme düzeylerinin farklılığına bağlıdır.
3. uyaranların verildiği fiziksel bağlama uygunluğu (ses, ışık, ısı, renk) dikkatin yoğunlaştırılma düzeyini etkilemektedir.
4. Ancak uyaranların fiziksel bağlama uygunluğu, tek başına yeterli değildir. Çünkü dikkat süreci aynı zamanda organizmanın içsel yaşantıları tarafından yönlendirilmektedir. Dolayısıyla fiziksel uyaranların bireyin psikolojik durumuna ve gereksinimlerine uygun bir yapı ve içerikte olmasına özen gösterilmelidir.
5. dikkatin yoğunlaştırılması, organizmanın belli gereksinimlerle güdülenme düzeyine bağlıdır.
Dikkati etkileyen olumlu ve olumsuz değişkenler şöyle sıralanabilir.
1. Zihinsel etmenler; bireyin zeka düzeyi, algı ve bellek süreçlerinin işleyişi.
2. Hazır bulunuşluk; bir öğrenme yaşantısı açısından öğrencinin duyuşsal özelliklerinin, bilişsel yeterliliklerinin ve devinsel becerilenin uygunluk düzeyi.
3. Organizmanın içinde bulunduğu iç ve dış fiziksel uyaranlar,(iç uyaranlar, beslenme ve uyku eksikliği, yorgunluk vb. dış uyaranlar ise ısı, ışık, ses vb.)
4. Aşırı ya da yetersiz güdülenme.
5. Uygun bir ödül ve ceza sisteminden yoksunluk
6. Geri besleme yetersizliği
7. Amaç yoksunluğu ya da belirsizliği
8. Başarısızlık endişesi
9. Başarı hazzından yoksunluk
10. Aşırı kaygı ve gerginlik
11. Öğrenme yaşantısının bireyin iç dünyasındaki duygu durumuna uygun düşmemesi
12. Hatalı zamanlama
13. Eğitimde öğretmen merkezli öğretim stratejilerinin egemen olması
14. Otokratik ve Buyurgan öğretmen tutumları
15. Sınıf içi iletişimde empatik algıdan yoksunluk
16. Aşırı şekilde standartlaştırılmış başarı ölçütleriyle, öğrenci performansını değerlendirme anlayışı
17. Öğretim yaşantısı içinde öğrencinin kendilik, bütünlük ve özerklik gereksinimlerinin karşılanamaması
18. Eğitimde demokratik, katılımcı ve esnek bir öğretim yaklaşımından yoksunluk
19. Öğretim yaşantılarının soyutluk ve karmaşıklık düzeyi
20. Eğitim ortamının psikolojik ve fiziksel özelliklerinin, öğretim yaşantılarının amaçlarına uygunluk düzeyi
21. Çeşitli psikolojik, sosyal ya da zihinsel etmenler nedeniyle, bazı öğrencilerin yaşadıkları öğrenme güçlükleri
Görüldüğü gibi dikkat, birçok sosyo-psikolojik ve biyo-fizyolojik değişken tarafından etkilenen bir zihinsel süreçtir. Bu nedenle dikkat konusu sadece eğitim psikolojisinin değil, aynı zamanda iletişim ve mühendislik disiplerinin de ilgi alanındadır. Ancak bu bağlamda özellikle 1950`den sonra yapılan araştırmalar, dikkatin algı ve bellek süreçlerinin işleyişi açısından da belirleyici bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla başlangıçta ağırlıklı olmak nöro-fizyologlar tarafından araştırılan dikkat konusu, giderek daha çok psikolojinin ilgi alanına girmiştir. Ayrıca öğrenme ve güdülenme konularında yapılan araştırmalarda elde edilen bulgularda, dikkat olgusunu yeniden kavramlaştırılmasını zorunlu kılmıştır. Buna göre dikkat, aynı zamanda bir seçici sınıflama, algısal ayırt etme ve zihinsel eşleme sürecidir.
Bu tanım dikkatin, seçici bir filtre ve süzgeç olarak işlev gördüğüne işaret etmektedir. Burada sözü edilen filtre kavramı, organizma tarafından alınan uyaranların elenip elenmeyeceğini belirleyen değişken olarak yorumlanmalıdır. Şu halde duygusal mekanizmalarla kaydedilen bir mesajın, kısa süreli belleğe oradan da uzun süreli belleğe aktarılıp aktarılamayacağı, dikkat sürecinin işleyişine bağlıdır. Gerçektende organizma dikkat çekici bulduğu uyaranları eşleyerek, önce kısa süreli belleğe aktarır. Burada geçici olarak depolanan bilgiler, içsel yaşantı ve gereksinimlerle örtüştüğü oranda, ön öğrenmelerle yeniden örgütlenerek uzun süreli belleğe aktarılır. Demek ki dikkat, bir elektrik düğmesi gibi çalışmaz. Başka bir anlatımla duyusal alana giren bütün uyaranlar, aynı kolaylıkla dikkat alanına giremez. Bir uyaranın seçici dikkatle algılanması, organizmanın amaçları açısından uygunluk ve anlamlılık düzeyine bağlıdır.
Esasında dikkat sürecinin çözümlenmesi, insan doğasının anlaşılması açısından da oldukça yararlı ve öğreticidir. Geleneksel yaklaşımlar, daha çok insanın gözlenebilen edimlerini inceleyerek insan doğasını anlamaya çalışmışlardır. Ne varki davranış olarak dışa yansıyan edimler, insanın içinde bulunduğu duygusal ve düşünsel örtülerin uzantılarıdır. Dolayısıyla davranımları yönlendiren dikkat, algı güdülenme gibi içsel yaşantılara ilişkin psikolojik süreçleri irdelemeden, insanı anlamak olanaklı değildir. Çünkü insanın davranışına yön veren, onun gereksinimleridir. Başka bir anlatımla davranış, ancak onun ortaya çıkmasına kaynaklık eden gereksinimlerin anlaşılması halinde yönetilebilir.
Güdü, davranışa enerji ve yön veren güçtür; bu güç organizmayı etkileyerek bir amaç için harekete geçmeye sevk eder. Güdü, istekleri, arzuları, ihtiyaçları, dürtüleri ve ilgileri kapsayan genel bir kavramdır. Açlık susuzluk, cinsellik gibi fizyolojik kökenli güdülere dürtü denilmektedir. Bilme ve başarma isteği gibi insani dürtülere ise ihtiyaç denir.
Güdüler genel olarak, içsel veya dışsal olmak üzere iki ana kategoriye ayrılır. Dışsal güdü, bireyin dışından gelen etkileri içerir. Bir öğrencinin yüksek not aldığı için öğretmeni tarafından övülerek pekiştirilmesi buna örnek gösterilebilir. İçsel güdü ise, bireyin içinde varolan ihtiyaçlarına yönelik tepkilerdir. Merak, bilme ihtiyacı, yeterli olma isteği, gelişme arzusu içsel güdülere örnek gösterilebilir.
Öğrenme Güdüsü
Dışsal Güdü İçsel Güdü
(Pekiştirme) (İhtiyaçlar)
Güdü organizmayı belirli tepkilerde bulunmaya ve sonuç olarak bir şeyler öğrenmeye zorlamaktadır. Buna bağlı olarak, güdülenme öğrenme için gerekli ön şartlardan biri olmaktadır. Yeterince güdülenmiş bir öğrenci, öğrenmeye hazır hale gelmemiş demektir, kişiyi öğrenmeye sevk edecek önemli bir neden olmadıkça öğrenmeye karşı ilgi gelişmez. İnsanlar genellikle merak duydukları ve ilgi çekici buldukları konuları daha çabuk öğrenirler. Fakat okuldaki bütün konuların öğrencinin ilgisini çekmesi beklenemez. O halde öğrenciyi güdülemenin yolları nelerdir? Bu soruyu cevaplandırabilmek için, öncelikle güdülerin sınıflandırılmasından söz etmek gerekmektedir. Bu konuda çok çeşitli kuramlar mevcuttur. Bunlardan başlıcalar davranışçı yaklaşım, bilişsel yaklaşım ve sosyal öğrenme yaklaşımıdır.
Güdülenmeyi Etkileyen Kişisel Faktörler
Güdülenmenin mahiyetini açıklama konusunda psikologlar genellikle şu soruları cevaplamaya çalışırlar
- İnsanı bir harekete başlatan nedir?
- İnsanın belli bir hedefe doğru ilerlemesini sağlayan nedir?
- İnsanın belli bir hedefe ulaşmak için ısrarla uğraşmasının nedeni nedir?
Bilim adamları bu sorulara getirdikleri farklı kavram ve kuramlar ışığında cevap aramışlardır(içgüdü, dürtü,güdü,ihtiyaç, ödül beklentisi gibi) öğrenme kuramlarında olduğu gibi güdülenmenin ne olduğunu açıklamaya yönelik kuramlar çok sayıda ve çeşitlidir. Bu kuramlardan bazılarında doğuştan birlikte getirdiğimiz yönelimlere, bazılarında tamamen dış etmenlere bazılarında ise insanların iç durumlarına ağırlık verilmektedir.
Güdülenme biliş, davranışlar, çevre ve diğer kişisel etkenlerin etkileşimi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Burada sözü edilen kişisel etkenleri dört grupta toplamak mümkündür.
1. Uyarılma,
2. İhtiyaçlar,
3. İnançlar,
4. Amaçlar,
Uyarılma ve Kaygı;
Genel uyarılmışlık hali, organizmanın verimli bir öğrenme sağlayabilmesi için hazır ve tetikte bulunmasıdır.“ Canım ders çalışmak istemiyor“ diyen öğrenciler aslında yeterli uyarılmışlık seviyesine ulaşamamışlardır. Kantinde ya da yatak da ders çalışmak, bireyin genel uyarılmışlık haline girmesini dolayısıyla öğrenmesini güçleştirmektedir. Düşük uyarılma seviyesi öğrenme için uygun değildir. Uyarılma belli bir noktaya geldiğinde öğrenme için ideal olan, optimal düzeye ulaşmaktadır. Optimal düzeyi aşan aşırı uyarılma hali, öğrenme üzerinde olumsuz etki oluşturmaktadır. Kaygı içinde aynı şeyleri söylemek mümkündür. Diğer yandan öğrencilerin merak güdüsünü dikkate alan öğretmenler onların uyarılmalarını kolaylaştırmaktadır.
İhtiyaçlar;
İhtiyaç arzulanan ve ya gerekli olan bazı şeylerin eksikliğidir. Eksiklik algılanan ya da gerçek olabilir. İhtiyaçlar basit ve somut olabileceği gibi karmaşık ve soyutta olabilir. İhtiyaçlar konusundaki dikkate değer isimlerden biri Maslow`dur. Ona göre, güdülenmenin temelinde ihtiyaçlar vardır. Maslow, güdüleri birincil ve ikincil güdüler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Birincil güdüler, organizmanın açlık susuzluk gibi hayati ihtiyaçlarından kaynaklanır ve fizyolojik dürtüler olarak adlandırılır. İkincil güdüler ise, bireyin daha çok sosyal çevrede edindiği güdülerdir.
Murray ve Maslow`un açıklamalarına göre insanların ihtiyaçlarının tamamen ve mükemmel bir şekilde karşılandığı durumla pek azdır. Bu nedenle insanlığın daha iyiye ve daha mükemmele doğru gelişmesi mümkün olmaktadır. İnsanlar ihtiyaçlarını karşılamak ve ya ihtiyaçlarının eksikliğinin ortaya çıkardığı gerilimlerden kurtulmak için bunları gidermede etkili olacak hedeflere doğru harekete geçerler.
Başarı Güdüsü;
Bu kurama göre başarı güdüsü başarı ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Burada ifade edilen güdü başarı umudu ile başarısızlık korkusu arasındaki çatışmanın bir sonucudur. Başarıya yaklaşma;
- Başarı ihtiyacı,
- Başarı ihtimali,
- Başarının değeri olmak üzere, üç etkene bağlıdır.
Başarı ihtiyacı yüksek bir kişi, başaracağını tahmin ettiği ve kendisi için değerli olan işleri yapmaya çalışır. Bazı insanlar, bunun tam tersi davranabilir. Şöyle ki, başarısızlık korkusu nedeniyle bir işi yapmaktan çekinirler. Aslında başarmak istemektedirler, fakat başarısızlığı yaşamak istemedikleri için korkmaktadırlar. Öğretmenlerin, sınıflarındaki öğrencilerin başarı güdüsü düzeylerini saptamaları gerekir. Başarı güdüsü düşük olan öğrencilere, çabanın başarı üzerindeki önemini çeşitli yöntemlerle açıklamaları yararlı olacaktır.
Başarı Güdüsü Düşük ve Yüksek Bireylerin Özellikleri Boyut DÜŞÜK YÜKSEK Amaç Çok kolay yada çok zor Orta güçlükte amaçlar koyar amaçlar koyar Niyet Öğrenmiş görünmeye çalışır Gerçekten öğrenmek için çalışır Yükleme öğretmen ve şans gibi dış Çabaya yükleme yapar etkenlere yükleme yapar Güçlüğe tavır Güçlükle karşılaşınca çaresizlik Güçlüğü aşmaya gayret eder ve yılgınlık hisseder Yeterlik yeterlik duyguları gelişmemiştir. Gelişmiş yeterlik duyguları vardır.
Eğer bir kişinin belli bir durum karşısında başarma ihtiyacı o kişinin başarısızlıktan kaçınma ihtiyacından daha yüksekse, o kişi; bütün riskleri göze alıp başarmayı deneyecektir. Yapılan araştırmalar bunun yanında okuldaki öğretimle ilgili olarak şu sonuçları ortaya koymaktadır.
- Öğrenciler ara sıra başarı başarısızlıkla karşılaşmışlarsa, başarılı olma ihtiyacı başarısızlıktan kaçınmadan daha yüksek olmaktadır. Bu durumda öğrenciler başarmaya daha kararlı ve çözemediği bir problemi yeniden denemeye daha istekli görünmektedirler.
- Çok kolay kazanılmış başarılar yüksek başarma duygusuna sahip öğrencilerin başarılı olma isteğinin düşmesine neden olmaktadır.
- Başarısızlıktan kaçınma duygusu yüksek olanlar, başarısızlıkla paniğe kapılabilirler. Başarıyı tatmak onları cesaretlendirir.
- Yüksek başarma isteği taşıyanlar oldukça çetin problemleri seçerler. Karşılaşılan zor bir problemi çözmekten vazgeçmeden önce başarma ihtiyacı yüksek olanlar o problem üzerinde uzun süre çalışır, bütün seçenekleri denemeye yönelirler.
- Zekaları birbirine yakın olanlardan başarma isteği yüksek olanlar daha başarılı olmaktadır.
Öğretmenlerin, öğrencilerdeki başarılı olma ihtiyacını dikkate alarak öğrencilerini bireysel olarak tanımak ve onların potansiyellerini göz önünde tutarak öğretimi düzenlemeleri gerekir. Bunun yanında, başarma ihtiyacı yüksek olanlarla düşük olanlara aynı öğretme stratejilerinin uygulanmaması yerinde olur.
Yükleme
Temelde iki tür yükleme vardır. Bunlar içsel ve dışsal yüklemelerdir. İçsel yükleme kişinin davranışın ve durumun nedeni olarak kendisini görmesidir. Dışsal yüklemede ise davranışın veya durumun nedeninin kişi harici etkenlerde aranmasıdır. Örneğin; başarısız geçen bir sınav sonucunda, içsel yükleme yapan bir öğrenci yeterince ve uygun yöntemle çalışmadığını belirtirken, dışsal yükleme yapan bir diğer öğrenci öğretmenin adil davranmadığını belirtebilir. Bazı öğrenciler arkadaşlarıyla ilgili yükleme yaparken tam tersi bir durum oraya koyabilirler. Yani arkadaşlarının başarısızlıklarını içsel nedenlere, başarılarını ise dışsal nedenlere yükleyebilirler bu gibi durumlarda “başarısız olması doğal, geri zekalının biri “veya öğretmen onu kolladığı için yüksek not aldı, hayatta böyle not alması mümkün değil“ denilebilir.
İnsanlara başarı yada başarısızlıklarını dört etmene bağlamaktadır. Bunlar yetenek, çaba, iyi ve ya kötü şans ve görevin zorluğudur. Bu etkenler üç boyutta ele alınabilir. Bunlar içsel yada dışsal olabilen denetim odağı, zaman içinde değişip değişmemeyi ifade eden durağanlık ve son olarak öğrencilerin durumu kontrol edilebilir hissedip hissetmemelerini içeren denetlenebilirliktir.
İnançlar
Literatürde yeteneklerin durağan ve denetlenemez olduğuna ilişkin araştırma sonuçları olduğu gibi çabayla geliştirilebileceği yönünde de görüşler mevcuttur. Diğer yandan yeteneklerle ilgili inançlar hakkında da farklılıklar vardır. Küçük yaştaki çocuklar yetenekleriyle ilgili olarak iyimserdir ve yüksek bir başarı beklentisi içindedirler. 7-9 yaşlarında ise çaba ve yeteneğin aynı olduğuna inanırlar. Bu yaşlarda çocuklar zeki insanların çok çalıştığını, çok çalıştıkları içinde zeki olduklarını düşünürler. Daha ilerdeki yaşlarda, başarı beklentileri ve yetenekleriyle ilgili olumlu algıları düşer. Bununla beraber öğretmenlerinin kendi yeteneklerine ilişkin fikirlerinden oldukça etkilenirler. Bu nedenle öğretmenlerin öğrencilerinin yetenekleriyle ilgili duygu ve düşüncelerini açıklarken oldukça dikkatli olmaları gerekir. Aksi takdirde yetenekleri konusunda yanlış inançlara sahip öğrencilerin güdülenmesi oldukça zorlaşır. Bunları önlemek için alınabilecek bazı önlemler şunlardır;
- Yetenekleri konusunda güvensizlik hisseden öğrencilere, yoğun başarı fırsatları yaşatılmalıdır. Bu tür öğrenciler daha ziyade akademik konularda güvensizlik hissettikleri için, onara akademik olmayan konularda fırsatlar sunulabilir.
- Olumlu davranışları için öğrencileri ödüllendirmek gerekir. Bu tür ödüllendirmeler, diğer öğrencilere nasıl davranmaları gerektiği konusunda model teşkil etmektedir.
- Akademik konularda çok başarılı olması mümkün olmayan öğrencilere, herhangi bir konuda bilebileceği sorular yöneltilmelidir. Bu tür durumlarda, özellikle birden çok cevabı olabilecek soruların yöneltilmesi uygun olabilir.
- Çocuklar bazı şartları denetleyebilecekleri duygusunu geliştirmek ve onlara seçenekler sunmak yararlı olacaktır. Aksi bir durumda, öğrenciler dışsal yüklemeler yapma eğilimine girmektedir.
- Öğrencilerin başarısızlıklarını çaba eksikliğine yüklemeleri cesaretlendirilmelidir. Ancak öğrencilere devalı olarak “daha çok çalışmalısın“ demek onları kızdırmaktır. Çünkü öğrencilerin çoğu zaten sıkı çalıştıklarına inanmaktadır. Bu nedenle bu konuda dikkatli olunmalıdır.
Amaçlar
Öğrencilerin öğrenme ve derslerle ilgili amaçları onların güdülenme düzeylerini etkilemektedir. Ancak birçok öğrenci etkili amaçları oluşturmayı becerememektedir. Kimi zaman çok kolay, kimi zaman da çok zor amaçlar saptarlar. Bu tür yaklaşım onların güdülenme düzeylerini olumsuz yönde etkiler. Etkili bir amaç kısa vadeli ve özgül olarak öğrenilecek konuyla ilgili olmalıdır.“bundan sonra daha sıkı çalışacağım“ şeklindeki bir amacın gerçekleşmesi oldukça zordur. Başarı şansı düşük olduğu için başarısızlık yaşantısının sık sık geçirilmesine yol açar. Öte yandan, “bu sayfada yer alan 10 soruyu cevaplayıp açıklamalı çözümlerini defterime yazacağım“ gibi bir amaç kısa vadeli doğrudan konuya yönelik ve nicel bir amaçtır ve gerçekleşme ihtimali daha yüksektir. Öğrencilerin amaçlarına bakarak, onların güdülenme düzeyleri ve amaçlarının gerçekleşebilme derecesi hakkında fikir yürütmek mümkündür. Öğretmenlerin özellikle sıklıkla başarısızlık yaşantısı geçiren öğrencileri amaçları üzerinde değerlendirmeler yapması uygun olabilir. Amaç belirleme konusunda başarısız olan öğrencilerin rehberlik uzmanlarıyla işbirliği sağlanarak beceri eğitimine alınması söz konusu olabilir.
DİKKAT
Organizma, her zaman bir çok uyaranla karşı karşıyadır. Ancak organizma, duyusal mekanizmalarla (görsel, işitsel vb) alınan bu uyaranların tümüne birden eşit ölçüde tepkide bulunamaz. Başka bir anlatımla duyusal mekanizmalarla alınan uyaranlar, çevresel koşullar ve bireyin içinde bulunduğu psikolojik bağlama göre, organizma tarafından seçici bir biçimde algılanır. Buna göre dikkat olgusu açısından kilit kavram, seçiciliktir. Burada karşımıza çıkan temel soru şudur; organizma neleri, neden seçerek algılar. Bu soruya iki şekilde yanıt verilebilir.
1- Organizmanın sahip olduğu sinir sistemi, uyaranlar arasında yoğunlaşma açısından belli bir kapasiteye sahiptir.
2- Organizma içsel yaşantılara bağlı olarak belli gereksinmelerin doyurulması amacına göre işleyen programlanmış bir yapıya sahiptir.
Seçicilik kavramı, sinir sisteminin sınırlı bir kapasiteye sahip olması ve organizmanın amaçlara göre davranımda bulunma eğilimi ile açıklanabilir. Demek ki dikkat, duyusal mekanizmalarla alınan uyaranlardan herhangi birinin, diğerlerinden belli amaçlara göre seçilip ayıklanması işlemidir. Her durumun özgün koşullarına göre, diğerlerinden seçilerek ayıklanan ve üzerinde yoğunlaşılan uyaran grubu farklılaşabilir. Bu durum dikkatin, organizmanın duyduğu gereksinimler açısından yönlendirilen ve yapılandırılan bir süreç olduğunu göstermektedir.
Dikkat Kategorileri
Organizma her durumda uyaran grupları üzerinde farklı biçimlerde odaklanma eğilimindedir. Odaklanma bir bakıma şekil zemin algısı kavramında söz edildiği gibi, birincil(başat) ve ikincil(çekinik) olmak üzere iki düzeyde gerçekleşir. Birincil dikkat, yoğunlaşmış dikkat olarak da adlandırılabilir. İkincil dikkat süreci ise, genellikle yoğunlaşılan uyarıcı grubuna ilişkin arka plan değişkenler üzerinde odaklanır. Ancak ikincil dikkat, bazen yoğunlaşılan birinci dikkat sürecini bozucu etkilerde taşıyabilir. Örneğin ;belli bir zaman kesitinde aynı konuya ait iki ayrı uyaran grubu ile karşı karşıya bulunan organizma, bunlardan biri üzerine yoğunlaşırken, diğeri birinci ile ilişkili olduğu oranda tamamlayıcı nitelikler taşır. Fakat farklı konulara ilişkin iki ayrı uyaranla karşılaşılan organizma, bunlardan birini seçerek diğerini gölgeler. Bu durum dikkat olgusunun, seçici ve eleyici işlevlere sahip olan bilişsel süreçler tarafından yönlendirildiğini göstermektedir.
Öte yandan dikkat olgusunun sıçramalı ve değişken bir karakter gösterdiği bilinmektedir. Bu nedenle başlangıçta yoğunlaşılan uyaran grubu, süreç içinde organizma tarafından yeterince anlamlı ve amaca uygun bulunmazsa geri plana düşebilir. Dolayısıyla öğretim yaşantılarının dikkat edici ve ilginç olmasına özen göstermelidir. Çünkü öğretim yönetimindeki başarı, bir anlamda dikkat süreçlerinin amaç, içerik ve yöntem bağlamında konu üzerinde odaklanma düzeyine bağlıdır. Başka bir deyişle tek başına konunun, amacın, içeriğin ve ya yöntemin ilginç olması yeterli değildir. Ayrıca benzer uyaranların sık tekrarlanması ya da sürekli aynı biçimde kullanılması da dikkatte kaymalara neden olabilir. Gerçekte dikkat sürecini etkileyen bir dizi psikolojik, çevresel ve sosyal değişken vardır. Bu nedenle dikkati etkileyen değişkenlerde daha ayrıntılı olarak değinmek yaralı olacaktır.
Dikkat Sürecini Etkileyen Değişkenler
Dikkat sürecinin işleyişini araştıran deneyler, aynı anda verilen iki veya daha çok uyaranın organizma tarafından nasıl algılandığını test etmek amacıyla yapılmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmaların sonuçları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Uyaranlar arasında anlamlı ilişkilerin bulunması, dikkatin yoğunlaştırılmasını kolaylaştırmaktadır.
2. Uyaranlar arasında, anlamlı ilişkilerin bulunması olgusu, öznel algılara göre değişiklikler göstermektedir. Buna göre anlamlandırma, geniş ölçüde bireylerin psikolojik yapılarının ve ön öğrenme düzeylerinin farklılığına bağlıdır.
3. uyaranların verildiği fiziksel bağlama uygunluğu (ses, ışık, ısı, renk) dikkatin yoğunlaştırılma düzeyini etkilemektedir.
4. Ancak uyaranların fiziksel bağlama uygunluğu, tek başına yeterli değildir. Çünkü dikkat süreci aynı zamanda organizmanın içsel yaşantıları tarafından yönlendirilmektedir. Dolayısıyla fiziksel uyaranların bireyin psikolojik durumuna ve gereksinimlerine uygun bir yapı ve içerikte olmasına özen gösterilmelidir.
5. dikkatin yoğunlaştırılması, organizmanın belli gereksinimlerle güdülenme düzeyine bağlıdır.
Dikkati etkileyen olumlu ve olumsuz değişkenler şöyle sıralanabilir.
1. Zihinsel etmenler; bireyin zeka düzeyi, algı ve bellek süreçlerinin işleyişi.
2. Hazır bulunuşluk; bir öğrenme yaşantısı açısından öğrencinin duyuşsal özelliklerinin, bilişsel yeterliliklerinin ve devinsel becerilenin uygunluk düzeyi.
3. Organizmanın içinde bulunduğu iç ve dış fiziksel uyaranlar,(iç uyaranlar, beslenme ve uyku eksikliği, yorgunluk vb. dış uyaranlar ise ısı, ışık, ses vb.)
4. Aşırı ya da yetersiz güdülenme.
5. Uygun bir ödül ve ceza sisteminden yoksunluk
6. Geri besleme yetersizliği
7. Amaç yoksunluğu ya da belirsizliği
8. Başarısızlık endişesi
9. Başarı hazzından yoksunluk
10. Aşırı kaygı ve gerginlik
11. Öğrenme yaşantısının bireyin iç dünyasındaki duygu durumuna uygun düşmemesi
12. Hatalı zamanlama
13. Eğitimde öğretmen merkezli öğretim stratejilerinin egemen olması
14. Otokratik ve Buyurgan öğretmen tutumları
15. Sınıf içi iletişimde empatik algıdan yoksunluk
16. Aşırı şekilde standartlaştırılmış başarı ölçütleriyle, öğrenci performansını değerlendirme anlayışı
17. Öğretim yaşantısı içinde öğrencinin kendilik, bütünlük ve özerklik gereksinimlerinin karşılanamaması
18. Eğitimde demokratik, katılımcı ve esnek bir öğretim yaklaşımından yoksunluk
19. Öğretim yaşantılarının soyutluk ve karmaşıklık düzeyi
20. Eğitim ortamının psikolojik ve fiziksel özelliklerinin, öğretim yaşantılarının amaçlarına uygunluk düzeyi
21. Çeşitli psikolojik, sosyal ya da zihinsel etmenler nedeniyle, bazı öğrencilerin yaşadıkları öğrenme güçlükleri
Görüldüğü gibi dikkat, birçok sosyo-psikolojik ve biyo-fizyolojik değişken tarafından etkilenen bir zihinsel süreçtir. Bu nedenle dikkat konusu sadece eğitim psikolojisinin değil, aynı zamanda iletişim ve mühendislik disiplerinin de ilgi alanındadır. Ancak bu bağlamda özellikle 1950`den sonra yapılan araştırmalar, dikkatin algı ve bellek süreçlerinin işleyişi açısından da belirleyici bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla başlangıçta ağırlıklı olmak nöro-fizyologlar tarafından araştırılan dikkat konusu, giderek daha çok psikolojinin ilgi alanına girmiştir. Ayrıca öğrenme ve güdülenme konularında yapılan araştırmalarda elde edilen bulgularda, dikkat olgusunu yeniden kavramlaştırılmasını zorunlu kılmıştır. Buna göre dikkat, aynı zamanda bir seçici sınıflama, algısal ayırt etme ve zihinsel eşleme sürecidir.
Bu tanım dikkatin, seçici bir filtre ve süzgeç olarak işlev gördüğüne işaret etmektedir. Burada sözü edilen filtre kavramı, organizma tarafından alınan uyaranların elenip elenmeyeceğini belirleyen değişken olarak yorumlanmalıdır. Şu halde duygusal mekanizmalarla kaydedilen bir mesajın, kısa süreli belleğe oradan da uzun süreli belleğe aktarılıp aktarılamayacağı, dikkat sürecinin işleyişine bağlıdır. Gerçektende organizma dikkat çekici bulduğu uyaranları eşleyerek, önce kısa süreli belleğe aktarır. Burada geçici olarak depolanan bilgiler, içsel yaşantı ve gereksinimlerle örtüştüğü oranda, ön öğrenmelerle yeniden örgütlenerek uzun süreli belleğe aktarılır. Demek ki dikkat, bir elektrik düğmesi gibi çalışmaz. Başka bir anlatımla duyusal alana giren bütün uyaranlar, aynı kolaylıkla dikkat alanına giremez. Bir uyaranın seçici dikkatle algılanması, organizmanın amaçları açısından uygunluk ve anlamlılık düzeyine bağlıdır.
Esasında dikkat sürecinin çözümlenmesi, insan doğasının anlaşılması açısından da oldukça yararlı ve öğreticidir. Geleneksel yaklaşımlar, daha çok insanın gözlenebilen edimlerini inceleyerek insan doğasını anlamaya çalışmışlardır. Ne varki davranış olarak dışa yansıyan edimler, insanın içinde bulunduğu duygusal ve düşünsel örtülerin uzantılarıdır. Dolayısıyla davranımları yönlendiren dikkat, algı güdülenme gibi içsel yaşantılara ilişkin psikolojik süreçleri irdelemeden, insanı anlamak olanaklı değildir. Çünkü insanın davranışına yön veren, onun gereksinimleridir. Başka bir anlatımla davranış, ancak onun ortaya çıkmasına kaynaklık eden gereksinimlerin anlaşılması halinde yönetilebilir.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 23
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 26




