- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- Başarım Puanı
- 400
- TM Yaşı
- 15 Yıl 6 Ay 18 Gün
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
TOPLUMLARIN SINIFLANDIRILMASI
Toplumlar, farklı ölçütlere göre çeşitli biçimlerde sınıflandırılabilir.
A. Toplumları tarihsel gelişim süreci açısından şöyle sınıflandırabiliriz:
a) En ilkel toplumlar: Bu gruba klan ile boylar girer. Klan, totem adı ve¬rilen hayvan, bitki ya da eşyadan geldiklerine inanan ve bu nedenle kendile¬rini akraba sayan ve henüz toprağa yerleşmemiş olan toplumdur. Boy (fratri) ise iki ya da daha çok klanın bir arada yaşamasından doğan birliktir.
Klan bireyleri aynı totemden geldiklerine inandıklarından, her klan bir ai¬le görünümündedir. Herkes birbiriyle akraba sayıldığından, bir erkeğin aynı klandan bir kadınla evlenmesi yasaktır.
Fransız sosyologu Emile Durkheim (Emil Durkhaym)'a göre "Klan, ken¬disinden başka bölümleri olmayan homojen insan topluluğudur." Burada herkes toplumca benimsenen genel kurallara uymaktadır, iktidar, belirli kişilerce kullanılmamakta, toplum içine yayılmış bulunmaktadır. Bundan dolayı klan¬da, yönetenler - yönetilenler ayırımı yoktur. Başka bir deyişle klanda "yay¬gın egemenlik" söz konusudur. Klanda kişisel mülkiyet de yoktur. Bu dönem¬de insanların doğal kaynakları, çok basit olan üretim araçlarını ve bunlarla el¬de edilen ürünleri kullanmaları ortaktı.
Klan ve boylarda görülen dine totemizm denir. Totemizmin temel kavram¬ları totem, mana ve tabudur. Totem, klan bireylerinin kutsal saydıkları can¬lılar ya da nesnelerdir. Mana gizli güce verilen addır. Avcılıkta başarı ya da başarısızlık, kıtlık, bolluk, deprem, sel hep mananın işidir. Manadan hem ya¬rarlanmak hem korkmak gerekir. Tabu ise, bazı nesneleri, bazı tutum ve dav¬ranışları yasaklayan, kutsal olanla olmayanı birbirinden ayıran kavramdır. Klan ve boylarda düzen, tabu yoluyla sağlanır.
Henüz toprağa yerleşilmemiş, tarıma ve hayvancılığa geçilmemiş olduğun¬dan klan ve boy bireyleri sebze, meyve toplamakla ve avcılıkla geçinirler.
b)Öz (Aşiret): Boyların toprağa yerleşmesi özleri meydana getirmiştir. Klandaki totem inancının zayıflaması giderek totemli klan ailesinin değişikli¬ ğe uğramasına ve özlerde gerçek kandaşlığa dayanan aile tipinin doğmasına neden olur. Klanda yaygın olan egemenlik de yerini kişisel egemenliğe bıra¬kır; böylece insanlar, yönetenler ve yönetilenler diye iki gruba ayiniırlar. Bu bakımdan ilk devlet şeklinin Özlerde görüldüğü söylenebilir.
Klandaki totemizm de özlerde yerini fetişizme bırakır. Fetiş, öz bireyleri¬nin taptıkları putlara verilen addır. Her topluluğun yapısı ve koşulları birbirin¬den az çok farklı olduğundan, özlerde nitelikleri bakımından büyük farklar göstermeyen değişik dinsel inançlara rastlanmıştır: hayvana tapınma (anima-lizm), doğa güçlerine tapınma (naturalizm), ruhlara tapınma (manizm) gibi.
Özlerde ekonomi, hayvancılığa ve tarıma dayanır. İş bölümünde de bir farklılaşma belirir; belli işler belli ailelerce yapılır ve hak babadan oğula ge¬çer.
Toprağa yerleşme savaşlara yol açtığından yenilenler yenenlere hizmet eden araçlar durumuna düşerler. Böylece kölelik kurumuna ilk kez özlerde rastlanır.
c) Kent (Site): Kentlerin ortaya çıkışında üç etken önemli rol oynamıştır.
Birincisi ekonomiktir. Kent bir pazar yeridir. Özlerde ortaya çıkan üretim fazlalığı böyle bir yerin varlığını gerekli kılmıştır.
İkincisi dinle ilgilidir. Pazar yerinde sürekli olarak bulunmak gerekince, bireylerin ibadet etmelerini sağlamak üzere mabetler yapılmıştır.
Üçüncüsü, ortak düşmana karşı birlikte korunma istek ve ihtiyacıdır.
Görülüyor ki kentleri doğuran temel etkenler ortak yarar, ibadet ve tehlikelerden korunma gereksinimidir.
Kentlerde ataerkil aile tüm özellikleriyle görülür. Bu ailede akrabalık ba¬ba tarafından geçer. Babanın otoritesi sınırsızdır. Gerek gördüğünde aile üye¬lerinden herhangi biri hakında en ağır cezayı verebilir.
Özlerin tapındıkları varlıklarla birlikte yeni topluluğa karışmaları kentte birçok klanın bir arada bulunmasına yol açmıştır. Kentte yaşayanlar kendi ai¬lesinin, mensubu olduğu özün ve bağlı bulunduğu kentin tanrılarına inanmış¬lardır. Böylece birçok tanrıya inanma dini, kentlerde ortaya çıkmıştır. Bu tip dinlere çok tanrıcılık (politeizm) denir. Politeizmde tanrılar insanlara benzer¬ler; onların da kusur ve meziyetleri vardır.
Kentte ekonomik hayat öncelikle tarıma dayanır; çobanlık ikinci plâna dü¬şer. Bu arada küçük zanaatlar da doğup gelişir. Çiftçi, çoban ve zanaatçının ürettiğini ihtiyaç duyanlara ulaştıracak tüccar adı verilen zümre de ilk olarak kentlerde görülür. Kentte bireysel mülkiyet başlar; toprak az sayıdaki soylu¬ların eline geçer.
d) İmparatorluk ve Feodalite: İmparatorluk, farklı toplumsal yapıya sa¬hip olan toplumların, merkezî bir otoritenin salt egemenliği altına alınmasın¬dan doğmuştur.
İmparatorlukta ataerkil aile çözülmüş, babaya tanınan yetkiler devletin eli¬ne geçmiştir. Bu durum, kadın ve erkeğin statülerinde olumlu yönde değişik¬liklere neden olmuştur. İmparator salt bir egemenliğe sahiptir. Hükümet şekli monarşidir. İmparatorluk din esaslarına göre yönetildiğinden devlet düzeni teokratiktir.
İmparatorluktaki din tek tanrıcılık (monoteizm) tır. Burada tanrı, evreni ve evrendeki her şeyi yaratan yüce varlıktır.
İmparatorlukta da ekonomik yaşam tarıma dayanır. Üretim, tüketimi karşı¬lamak için yapılır. Toprağın gerçek sahibi devlettir. İmparatorlukta küçük za¬naatlar gelişmiş ve çeşitlenmiştir. Ticaret önemli bir uğraş hâline gelmiştir. Bu aşamada ekonomik yaşamı belirleyen önemli kurum loncadır. Lonca, ay¬nı işi yapan zanaatçıların meslekî etkinliklerini korumak ve gelişmelerini sağ¬lamak amacıyla kurulan örgüttür.
Feodalite, özellikle 10'uncu, 11'inci ve 12'nci yüzyıllarda Avrupa'da gö¬rülen toplumsal düzene verilen addır. Çoğunla imparatorluğun yıkılması ve köleliğe dayalı toplumların gerilemesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Temel özellikleri şöyle belirtilebilir:
Feodal düzende ülkenin başında bir kral bulunur. Ülke toprakları senyörler arasında paylaşılmıştır. Senyörler krala bağlıdır. Ancak bu bağlılık şekilden ibarettir. Çünkü senyörler toprakları üzerinde tam bir egemenliğe sahiptirler. Toprağı senyörün köleleri işler; bunlara serf denir. Feodal düzen tarıma daya¬lı bir toplumda toprağa sahip olanlarla, toprak üzerinde çalışan sertler arasın¬daki ilişki ve bağlantılar üzerine kurulmuştur.
Feodalite çeşitli nedenlerle yıkılmıştır:
- Güçlenen krallar senyörlere ait yetkileri kendileri kullanmaya başlamış¬lardır. Serfler de senyörün kölesi olmak yerine krala bağlı olmayı yeğlemiş¬lerdir.
- Ticaretin gelişmesi ve küçük endüstrinin doğması, kentlerin çoğalması na ve burjuvazi denilen bir toplumsal sınıfın ortaya çıkmasına neden olmuş¬tur. Feodalitenin yıkılmasında bu sınıf önemli rol oynamıştır.
e) İlerlemiş toplumlar: Bu gruba millet durumuna gelmiş toplumlar gir¬mektedir.
B. Günümüzde toplum sınıflamaları; basitlik-karmaşıklık, başat etkiye sa¬hiplik, ilkellik-az gelişmişlik-gelişmişlik ölçütleri doğrultusunda yapılmakta¬dır.
a.Basit ve karmaşık toplumlar
Basit toplumlar; çiftçilik, hayvancılık, avcılık, balıkçılıkla geçinen, uz¬manlaşma ve iş bölümünün çok az olduğu küçük toplumlardır. Üyelerini bir¬birlerine bağlayan bağ, akrabalıktır. Bu nedenle toplum bireyleri arasında güçlü bir dayanışma vardır. Bu dayanışma özellikle diğer toplumlarla ilişki sı¬rasında kendini gösterir. Basit toplumlar gelenek ve göreneklerine çok bağlı¬dırlar. Yeniliklere uzun süre direnirler. Bu bakımdan basit toplumlarda top¬lumsal değişme az ve zor olur. Bunlar "kapalı topIum"lardır.
Karmaşık toplumlara gelince, bunlar basit toplumların özelliklerinin tersi¬ne sahiptirler. Çok nüfuslu olan bu toplumlarda bilim ve teknolojiye koşut olarak sanayi, ticaret, sanat gelişmiş, uğraş alanları çeşitlenmiş, iş bölümü art¬mıştır. Akrabalık bağının yanı sıra ekonomik yaşamın yarattığı yeni bağlar ortaya çıkmıştır. Karmaşık toplumlarda işçi, kamu çalışanı ya da işveren ilişkileri belirleyici olmuştur. Bu toplumlarda gelenek ve görenekler yerini büyük ölçüde yasalara bırakmıştır. Karmaşık toplumlar, toplumsal değişmeyi hızlandıran "açık topIum"lardır.
b.Başat gruba göre sınıflandırma
Bu sınıflamada bir temel grup ya da kurumun diğerleri üzerindeki başatlı¬ğı (hâkimiyeti) ölçüt olarak alınmış; toplumlar aile, din, siyaset ve ekonomik yönelimli olmak üzere dört kategoriye ayrılmıştır:
Aile yönelimli toplumda başat öge soydur. Kişinin statüsü (toplumdaki mevkii) bağlı olduğu soydan kaynaklanır. Bu bakımdan bu toplumda akraba¬lık bağı çok önemlidir. Aile yönelimli topluma kabile örnek olarak gösterile¬bilir.
Din yönelimli toplumda insan ilişkilerini düzenleyen, toplumda egemen olan dindir. Öteki temel grup ve kurumlar, dinin yardımcıları durumundadır. Bu toplumda en yüksek statüye din adamları sahiptir. Din yönelimli toplumun çarpıcı örneklerinden biri Hindistan'daki kast sistemidir.
Siyaset yönelimli toplumda lider egemenliği vardır. Bir başka deyişle toplumda totaliter sistem geçerlidir. Tüm toplumsal grup ve kurumlar belirli ilkelere göre düzenlenmiştir. Siyaset yönelimli topluma örnek olarak Mao çe Tung (Mao ze Dung, 1893-1976) döneminin Çin'i verilebilir.
Ekonomi yönelimli toplumda insanlar daha çok ekonomik gruplar hâlin¬de örgütlenmişlerdir. Bu toplumda maddî değerler önem kazanmıştır. Sanayi¬ciler ve iş adamları yüksek statüye sahiptir. Ekonomik yönelimli topluma, gü¬nümüzün bilim ve teknolojide ilerlemiş ülkeleri örnek olarak gösterilebilir.
c. Gelişmişlik Ölçütlerine Göre Sınıflandırma
Bu sınıflandırmaya göre toplumlar ilkel, az gelişmiş ve gelişmiş olmak üzere üçe ayrılır:
İlkel toplum, yazı dili olmayan toplumdur. Toplumun bireyleri arasında¬ki iletişim ve etkileşim sözel dil ile yapılır. Günümüzde Avustralya, Afrika ve Amerika yerlileri arasında bu tür toplumlara rastlanmaktadır.
Az gelişmiş toplum, yer altı ve yerüstü kaynaklarından gerektiği kadar yararlanamayan, beslenme yetersizliği içerisinde bulunan, bireylerinin yaşam ve eğitim düzeyi düşük olan ve yeterince sanayileşmemiş bulunan toplumdur. Bu toplumu belirleyen diğer özellikler arasında, tarım kesiminin ekonomide¬ki payının yüksekliği, alt yapı yetersizliği, nüfus artış hızının yüksek oluşu ve gelir dağılımının dengesizliği sayılabilir. Günümüzde Hindistan, Arap ve Lâ¬tin Amerika ülkeleri bu gruba girer.
Gelişmiş toplum, ileri bir sanayi ve güçlü bir ekonomiye sahip olan, bi¬lim, teknoloji ve güzel sanatlar alanında çağımızı temsil eden toplumdur. Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, İsveç vb. bu topluma örnek olarak ve¬rilebilir.
Burada bazı sınıflamalar örnek olarak verilmiştir. Kuşkusuz başka ölçütle¬re dayanarak toplumu başka biçimlerde sınıflandırmak mümkündür.
4. Sosyoloji Öğrenmenin Yararları
Sosyoloji her bilim gibi gerçeği arar. Toplumsal olaylar arasındaki değiş¬meyen bağları, eş deyişle yasaları bularak insana toplumu tanıma ve denetle¬me olanağı verir.
Sosyoloji bize bir yandan merak ettiğimiz konuları açıklar, diğer yandan çeşitli yararlar sağlar.
Sosyoloji öğrenmenin yararlarını şöylece belirtebiliriz:
- Sosyoloji sayesinde öğrenci; toplumu, toplumsal grupları, sınıfları, kurum¬ları, değerleri, bireyler arası ilişki ve etkileşimde rol oynayan etkenleri ve içinde yaşadığı toplumsal yapıyı yakından tanır. Toplumsal çevresiyle daha iyi ilişkiler kurmasını Öğrenir. İnsanlara anlayışla yaklaşmak, başkalarını yar¬gılarken nesnelliğe dayanmak gerektiğinin bilincine varır. Toplumun yönlen¬dirici rolünü, toplumsal grupların benzerliklerini, farklılıklarını, gizli ya da açık çatışmalarını gerçeğe uygun olarak algılar. Böylece şair Hayalî'nin (7-1557) balıklar için söylediği "O mahiler ki derya içredir, deryayı bilmez¬ler." durumuna düşmekten kurtulur.
- Sosyoloji, toplumların kendilerine özgü bir "determinizm"e bağlı ol¬duklarını benimser. Determinizm, benzer nedenlerin, benzer koşullar altında benzer sonuçlar doğuracağı ilkesidir.
- Sosyolojik bilgiler; özellikle eğitim, ticaret, yönetim, siyaset, medya gi¬bi, toplumsal ilişkilere daha açık mesleklerden olanlara son derece gerekli ve yararlıdır. Bu bilgiler onların başarısını büyük ölçüde arttırır.
- Sosyoloji öğrenmekle, siyasî rejimler hakkında doğru bilgiler ediniriz. Yönetenlerin halkın ortak iyiliğini sağlamakla yükümlü olduklarını anlarız. Hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı bir toplumsal düzende ortak iyilik, hukuk üstünlüğü, toplumsal adalet gibi kavramların bir düş olarak kalacağının bilin¬cine varırız.
- Toplumdaki her değişmede insan iradesinin önemli rolü vardır. İyi bir va¬tandaştan, içinde yaşadığı toplumu daha yetkin duruma getirmesi beklenir. Eğer kişi toplumun gelişmesine etki yapan güçleri bilmezse, söz gelimi top¬lumsal değişmeyi hızlandıran ve zorlaştıran etkenler hakkında açık seçik bil¬giye sahip değilse, çabalarını yanlış yöne yöneltebilir.
SOSYAL GRUPLAR
1. Gruplar ve Özellikleri
İnsanlar yapıları gereği tek başlarına yaşayamazlar, ya¬şamlarını çeşitli gruplar içerisinde sürdürürler. Sosyal gruplar, toplum denilen geniş ilişki düzeni içinde özel yerleri olan özel oluşumlardır. Çünkü sosyal hayatı mey¬dana getiren tüm ilişki ve hareketler gruplarda gelişir.
Sosyal gruplar ortak amaçlarını gerçekleştirmek ve fizyolojik - sosyal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla belli sosyal kurallara göre karşılıklı ilişkide bulu¬nan insanların oluşturdukları topluluklardır.
İnsan doğduğu andan itibaren bir aile grubunun üyesi¬dir. Zamanla arkadaşlık, komşuluk, okul, iş yeri, dernek, kooperatif gibi pek çok grubun üyesi haline gelir ve sos¬yal hayata bu gruplar aracılığıyla katılır.
Sosyal grupların özellikleri şöyle sıralanabilir:
- Gruplar en az iki kişiden oluşurlar ve üyelerin ger¬çekleştirmek istedikleri ortak bir amaçları vardır. Üyeler bu amaçlarını gerçekleştirmek üzere işbirliği yaparlar.
- Gruptaki her üyenin diğerlerine göre bir statüsü vardır.
- Grup üyeleri arasında bir iş bölümü vardır.
- Her grubun kendine özgü bir yapısı ve kuralları vardır.
- Grubun kuralları, bireylere baskı yapar ve onların davranışlarını yönlendirir.
- Grup yapı ve işlev bakımından zamanla değişme gösterebilir.
- Grup, varlığını sürdürebilmek için üyelerinin beklen¬tilerini karşılamalıdır.
- Grup üyeleri arasında bir birlik duygusu ve "biz bi¬linci" hakimdir. Bu bilinç, grup içi çatışmaları önler.
Sosyal grupların işlevleri şu şekilde özetlenebilir:
- Birey katıldığı grubun davranış örneklerini, olaylara bakış tarzını benimseyerek hem sosyalleşmekte hem de kişiliğini geliştirmektedir.
- Sosyal gruplar mevcut değer yargılarıyla tutumların değişmesinde etkilidir.
- Sosyal gruplar bireylerin ihtiyaç ve beklentilerini karşılayarak onlar için güvence oluşturur. Araştırma¬lar bireylerin grup içerisinde daha riskli kararlar ala¬bildiklerini göstermiştir.
- Gruplar bireylerin gizli kalmış yeteneklerinin ortaya çıkması için uygun ortamlar hazırlar.
2. Grup Çeşitleri
a. Grubun süresine göre
Sürekli gruplar: Köy, aile, kent, ulus grupları gibi grubun ömrünün gruba katılanların ömürlerinden daha uzun olduğu gruplar
Geçici gruplar: İnşaatta çalışan işçiler, spor, mü¬zik grupları gibi kısa süreli olarak bir araya gelenle¬rin oluşturduğu gruplar
b. Grup nüfusunun sayısına göre
Küçük gruplar: Aile, arkadaşlık, akrabalık gibi üye sayısının az olduğu gruplar
Büyük gruplar: Kent, ulus, devlet gibi üye sayısı¬nın fazla olduğu gruplar
c. Bireyin gruba katılımına göre
Bireyin iradesi ile katıldığı gruplar: Arkadaş grup¬ları, siyasi partiler gibi bireyin isteyerek katıldığı gruplar.
Bireyin iradesi dışı katıldığı gruplar: Aile, akraba¬lık gibi bireyin isteği dışında katıldığı gruplar.
d. Grubun kuruluş şekline göre
Resmi gruplar : Sendika, dernek, şirket, devlet daireleri gibi resmi kanun ve tüzüklerce oluşturul¬muş gruplar.
Resmi olmayan gruplar : Arkadaşlık, komşuluk, imece gibi resmi kurallar tarafından oluşturulmamış gruplar.
e. Sosyal ilişki türüne göre
C.Cooley, F. Tönnies ve E. Durkheim, sosyal ilişki türüne göre grupları şu şekilde sınıflandırmışlardır:
- Charles H. Cooley'e göre :
Birincil gruplar : Yüz yüze ilişkilerin güçlü, grup bağlarının ve duygusal iletişimin yoğun olduğu grup¬lardır. Bireysel çıkar duygusu, yerini grup çıkarına, "ben" bilinci, yerini "biz" bilincine bırakmıştır. Grup içi denetim güçlüdür. Genellikle üye sayıları az olan küçük gruplardır. Aile, arkadışlık, köy vs. birincil gruplara örnek olarak verilebilir.
İkincil gruplar: Bireyler arası ilişkilerin resmi oldu¬ğu, üyeler arası ilişkilerin resmi kurallarca belirlendi¬ği, bireysel çıkarın ve "ben" bilincinin, grup çıkarı¬nın ve "biz" bilincinin önüne geçtiği gruplardır, ikin¬cil gruplardaki üye sayısı genellikle fazladır. Şehir, devlet, siyasal parti grupları gibi.
- Ferdinand Tönnies'e göre :
Cemaat (Topluluk) : Üyeleri arasında güçlü duy¬gusal bağların olduğu, nüfusu az, genel yaşam şe¬killeri birbirine benzer, topluluk çıkarının önde oldu¬ğu, grup içi denetiminin güçlü ve daha çok resmi ol¬mayan normlarla sağlandığı gruplardır. Aile, komşu¬luk, köy grupları gibi.
Cemiyet (Toplum) : Ben duygusunun ve bireysel çıkarın egemen olduğu, nüfusu yoğun, üyeler arası ilişkilerin yasa, tüzük gibi resmi normlarla sağlandı¬ğı gruplardır. Kent, şirket ve siyasal parti grupları gi¬bi.
- Emile Durkheim'e göre :
Mekanik dayanışmalı gruplar: Grubu oluşturan bi¬reylerin benzerliklerinden ileri gelen dayanışmadır. Nüfusu az olan topluluklarda, ortak duygu, düşünce ve ülkülere sahip, yaşam şekilleri birbirine benzer insanlar arasındaki bağ mekanik dayanışmadır. İliş¬kiler sıcak ve samimi, grup içi denetim fazla, duygu¬sal bağlar güçlüdür. Daha çok sanayi öncesi toplum¬larda görülür.
Organik dayanışmalı gruplar: Grubu oluşturan bi¬reylerin farklılıklarından ileri gelen dayanışmadır. Kentler gibi nüfusu fazla olan toplumlarda farklı duy¬gu, düşünce ve yaşantı tarzına sahip insanlar ara¬sındaki bağdır. İş bölümü çok gelişmiştir ve bu yüz¬den insanlar birbirinden çok farklı iş kollarında çalış¬maktadırlar. Bu durumda her bir kişi ayrı bir fonksi¬yonu (işlevi) yerine getirmeye başlamış ve bir diğe¬rinin yaptığı işe muhtaç hale gelmiştir. İlişkiler resmi, kuralcı ve ben bilinci üzerine kuruludur. Sanayileş¬miş ülkelerde ve kentlerde görülür.
Köy ve Şehir Grupları
a. Köy Grupları
İdari açıdan nüfusu 2000'den az olan yerleşim birimle¬rine "köy" denir. Köyü diğer yerleşim birimlerinden ayı¬ran temel farklılık halkın geçim kaynakları ve genel ya¬şantı tarzıdır. Köyler ekonomik faaliyetlerin tarım ve hayvancılık gibi doğal kaynaklar üzerinde yoğunlaştığı küçük ve birincil gruplardır. Bireyler arasında fazla fark¬lılık olmadığından gelişmiş bir iş bölümüne ve meslek çeşitliliğine rastlanmaz. İş bölümü daha çok cinsiyete ve yaşa bağlıdır. Köyde yaşayan insanlar duygu, dü¬şünce davranışlar açısından birbirlerine büyük benzer¬likler gösterirler. Paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma oldukça belirgindir. Sosyal kontrol mekanizması (özel¬likle yazısız normlar) oldukça güçlüdür. Geleneklerine oldukça bağlı olan köy toplulukları dışarıdan gelen deği¬şimi kolay kabul etmezler. Bu yüzden köylerdeki sosyal değişim yavaştır. Köy yaşamı toprağa bağlı olduğu için köylüler yaşadıkları yerlerden kolay kolay ayrılmazlar. Bu yüzden farklı toplumlarla etkileşimleri azdır. Bu da sosyal değişimi yavaşlatan unsurlardandır.
Köyler yerleşme düzenine göre toplu köy, dağınık köy ve hat köyü olmak üzere üçe ayrılabilir.
Toplu köylere daha çok Orta Anadolu bölgesinde rastla¬nır. Bu köylerde doğal yapıdan ötürü arazi geniştir. Ev¬ler yan yanadır veya küçük bahçelerle birbirinden ayrı¬lırlar. Evler daha çok okul, cami, kahve, çeşme gibi or¬tak kullanılan yapılarını etrafındadır. Bu tür köylerde alt yapı hizmetlerinin dağıtımı kolaydır. Dağınık köylere Or¬ta Karadeniz bölgesi gibi dağlık yörelerde rastlanır. Coğrafi yapıdan ötürü evler birbirinden uzaktır. Bu se¬beple altyapı hizmetlerinin dağıtılması zordur. Hat köy¬leri nehir, deniz, vadi veya bir yol boyunca uzanır.
Bugün tarımda makinalaşmanın ve gelişen kitle iletişim ve ulaşım araçlarının etkisiyle köyler başka toplumlarla özel¬likle yakın şehirlerle daha sıkı ilişki içerisindedir. Bu ilişkinin etkilerini eski ve yeni köy yaşantısını karşılaştırarak gözle¬mek mümkündür. Günümüzde köyler, eskiye oranla daha hızlı bir değişme içerisindedir.
b. Şehir Grupları
İdari açıdan nüfusu 20.000 den fazla olan yerleşim bi¬rimleridir. Ekonomik etkinlikleri sanayi ve ticaret gibi ta¬rım dışı etkinliklerden oluşur. Nüfus yoğunluğu fazladır ve bu yoğunluk, insanları, çok fazla insanla ilişki kur¬mak durumunda bırakır. Fakat şehirdeki insanlar çoğun¬lukla birbirlerini tanımazlar ve kurulan ilişkiler çoğunluk¬la kısa süreli, resmi ve ikincil ilişkiler şeklindedir. Sosyal ilişkilerde kişisel menfaatlerin etkisi ön plandadır. "Ben" bilinci hakimdir. Nüfus yoğunluğu bireyler arası farklılığı da ardından getirmiştir. Buna bağlı olarak işbölümü ol¬dukça gelişmiştir. Çeşitli meslek alanları ve gelişen sa¬nayi ile birlikte ihtisaslaşma gerektiren meslek birimleri de ortaya çıkmıştır.
Şehirlerde sosyal kontrol mekanizması daha çok resmi normlarla kendini gösterir, Grup için denetim yok dene¬cek kadar azdır. Şehirler sosyal değişmenin oldukça hızlı yaşandığı yerleşim birimleridir.
c. Sosyal grup olmayan topluluklar
1. Sosyal Yığınlar (Kalabalıklar)
Fiziksel olarak aynı mekânda bulunmalarına karşın, ara¬larında gerçek bir sosyal ilişki olmayan insanların oluş¬turdukları birlikteliklerdir. Yığınları oluşturan insanlar bir¬birlerini tanımazlar ve iletişimde bulunmazlar.
Her insan topluluğu grup değildir. Grup olmanın iki temel şartı bireylerin ortak bir amaç üzere birleşmesi ve karşılık¬lı etkileşim içerisinde olmasıdır.
a. Sıradan kalabalıklar: Otobüste yolculuk yapanlar, ye¬şil ışıkta geçmek için bekleyenler, çarşı-pazardan alış¬veriş yapanlar gibi tesadüfen bir araya gelmiş insan topluluklarıdır.
b. İzleyici kalabalıkları: Bir konseri veya sinemayı izlemek üzere bir araya gelmiş insan topluluklarıdır.
c. Gösteri kalabalıkları: Miting ya da karnaval türü gös¬teriler, yürüyüşlere katılan insanlar gibi ortak bir inanç ve düşünceyi savunmak üzere bir araya gelmiş toplu¬luklarıdır.
d. Etkin kalabalıklar: Fanatik spor taraftarları, isyan yada linç toplulukları gibi bir kışkırtma sonucu harekete geçip çevresine zarar veren kalabalıklardır.
2. Sosyal Kategoriler
Toplumda, bazı özellikleri sebebiyle bir arada düşünü¬len fakat genellikle birbirleriyle ilişkisi olmayan insanla¬rın tasarımsal birlikteliğidir. Aynı kategorideki insanlar fi¬ziksel olarak bir arada bulunmak zorunda değildir, onlar sahip oldukları bir özellik, inanç, düşünce vs. nedeniyle zihinde birlikte düşünülür. Aynı tür müziği dinleyenler, üniversiteye hazırlanan gençler, aynı dine inananlar, aynı meslekteki insanlar gibi. Başlıca çeşitleri şunlardır:
a. Kitleler: Aynı takımı tutanlar, aynı gazeteyi okuyan¬lar gibi tek bir özelliklerin dolayı bir arada düşünülen in¬san topluluklarıdır.
b. Sosyal sınıflar: İşçiler, teknik elemanlar, çiftçiler, tüc¬carlar, sanayiciler gibi gelir düzeyleri, eğitim, kültür, iş, yaşam koşulları ve saygınlık gibi çeşitli özellikleri yö¬nünden birbirine benzeyen insanların oluşturdukları ta¬sarımsal bütünlüktür.
c. Azınlıklar: Hindistan'da Sihler, Güney Afrika Cumhuriyeti'nde siyahlar gibi bir toplumda egemen olanlara göre çeşitli haklardan yoksun bırakılmış insanların oluş¬turdukları birlikteliktir.
Azınlık olmanın ölçütü, sayıca az olmak değil; haklardan mahrum edilmiş olmaktır.
Toplumlar, farklı ölçütlere göre çeşitli biçimlerde sınıflandırılabilir.
A. Toplumları tarihsel gelişim süreci açısından şöyle sınıflandırabiliriz:
a) En ilkel toplumlar: Bu gruba klan ile boylar girer. Klan, totem adı ve¬rilen hayvan, bitki ya da eşyadan geldiklerine inanan ve bu nedenle kendile¬rini akraba sayan ve henüz toprağa yerleşmemiş olan toplumdur. Boy (fratri) ise iki ya da daha çok klanın bir arada yaşamasından doğan birliktir.
Klan bireyleri aynı totemden geldiklerine inandıklarından, her klan bir ai¬le görünümündedir. Herkes birbiriyle akraba sayıldığından, bir erkeğin aynı klandan bir kadınla evlenmesi yasaktır.
Fransız sosyologu Emile Durkheim (Emil Durkhaym)'a göre "Klan, ken¬disinden başka bölümleri olmayan homojen insan topluluğudur." Burada herkes toplumca benimsenen genel kurallara uymaktadır, iktidar, belirli kişilerce kullanılmamakta, toplum içine yayılmış bulunmaktadır. Bundan dolayı klan¬da, yönetenler - yönetilenler ayırımı yoktur. Başka bir deyişle klanda "yay¬gın egemenlik" söz konusudur. Klanda kişisel mülkiyet de yoktur. Bu dönem¬de insanların doğal kaynakları, çok basit olan üretim araçlarını ve bunlarla el¬de edilen ürünleri kullanmaları ortaktı.
Klan ve boylarda görülen dine totemizm denir. Totemizmin temel kavram¬ları totem, mana ve tabudur. Totem, klan bireylerinin kutsal saydıkları can¬lılar ya da nesnelerdir. Mana gizli güce verilen addır. Avcılıkta başarı ya da başarısızlık, kıtlık, bolluk, deprem, sel hep mananın işidir. Manadan hem ya¬rarlanmak hem korkmak gerekir. Tabu ise, bazı nesneleri, bazı tutum ve dav¬ranışları yasaklayan, kutsal olanla olmayanı birbirinden ayıran kavramdır. Klan ve boylarda düzen, tabu yoluyla sağlanır.
Henüz toprağa yerleşilmemiş, tarıma ve hayvancılığa geçilmemiş olduğun¬dan klan ve boy bireyleri sebze, meyve toplamakla ve avcılıkla geçinirler.
b)Öz (Aşiret): Boyların toprağa yerleşmesi özleri meydana getirmiştir. Klandaki totem inancının zayıflaması giderek totemli klan ailesinin değişikli¬ ğe uğramasına ve özlerde gerçek kandaşlığa dayanan aile tipinin doğmasına neden olur. Klanda yaygın olan egemenlik de yerini kişisel egemenliğe bıra¬kır; böylece insanlar, yönetenler ve yönetilenler diye iki gruba ayiniırlar. Bu bakımdan ilk devlet şeklinin Özlerde görüldüğü söylenebilir.
Klandaki totemizm de özlerde yerini fetişizme bırakır. Fetiş, öz bireyleri¬nin taptıkları putlara verilen addır. Her topluluğun yapısı ve koşulları birbirin¬den az çok farklı olduğundan, özlerde nitelikleri bakımından büyük farklar göstermeyen değişik dinsel inançlara rastlanmıştır: hayvana tapınma (anima-lizm), doğa güçlerine tapınma (naturalizm), ruhlara tapınma (manizm) gibi.
Özlerde ekonomi, hayvancılığa ve tarıma dayanır. İş bölümünde de bir farklılaşma belirir; belli işler belli ailelerce yapılır ve hak babadan oğula ge¬çer.
Toprağa yerleşme savaşlara yol açtığından yenilenler yenenlere hizmet eden araçlar durumuna düşerler. Böylece kölelik kurumuna ilk kez özlerde rastlanır.
c) Kent (Site): Kentlerin ortaya çıkışında üç etken önemli rol oynamıştır.
Birincisi ekonomiktir. Kent bir pazar yeridir. Özlerde ortaya çıkan üretim fazlalığı böyle bir yerin varlığını gerekli kılmıştır.
İkincisi dinle ilgilidir. Pazar yerinde sürekli olarak bulunmak gerekince, bireylerin ibadet etmelerini sağlamak üzere mabetler yapılmıştır.
Üçüncüsü, ortak düşmana karşı birlikte korunma istek ve ihtiyacıdır.
Görülüyor ki kentleri doğuran temel etkenler ortak yarar, ibadet ve tehlikelerden korunma gereksinimidir.
Kentlerde ataerkil aile tüm özellikleriyle görülür. Bu ailede akrabalık ba¬ba tarafından geçer. Babanın otoritesi sınırsızdır. Gerek gördüğünde aile üye¬lerinden herhangi biri hakında en ağır cezayı verebilir.
Özlerin tapındıkları varlıklarla birlikte yeni topluluğa karışmaları kentte birçok klanın bir arada bulunmasına yol açmıştır. Kentte yaşayanlar kendi ai¬lesinin, mensubu olduğu özün ve bağlı bulunduğu kentin tanrılarına inanmış¬lardır. Böylece birçok tanrıya inanma dini, kentlerde ortaya çıkmıştır. Bu tip dinlere çok tanrıcılık (politeizm) denir. Politeizmde tanrılar insanlara benzer¬ler; onların da kusur ve meziyetleri vardır.
Kentte ekonomik hayat öncelikle tarıma dayanır; çobanlık ikinci plâna dü¬şer. Bu arada küçük zanaatlar da doğup gelişir. Çiftçi, çoban ve zanaatçının ürettiğini ihtiyaç duyanlara ulaştıracak tüccar adı verilen zümre de ilk olarak kentlerde görülür. Kentte bireysel mülkiyet başlar; toprak az sayıdaki soylu¬ların eline geçer.
d) İmparatorluk ve Feodalite: İmparatorluk, farklı toplumsal yapıya sa¬hip olan toplumların, merkezî bir otoritenin salt egemenliği altına alınmasın¬dan doğmuştur.
İmparatorlukta ataerkil aile çözülmüş, babaya tanınan yetkiler devletin eli¬ne geçmiştir. Bu durum, kadın ve erkeğin statülerinde olumlu yönde değişik¬liklere neden olmuştur. İmparator salt bir egemenliğe sahiptir. Hükümet şekli monarşidir. İmparatorluk din esaslarına göre yönetildiğinden devlet düzeni teokratiktir.
İmparatorluktaki din tek tanrıcılık (monoteizm) tır. Burada tanrı, evreni ve evrendeki her şeyi yaratan yüce varlıktır.
İmparatorlukta da ekonomik yaşam tarıma dayanır. Üretim, tüketimi karşı¬lamak için yapılır. Toprağın gerçek sahibi devlettir. İmparatorlukta küçük za¬naatlar gelişmiş ve çeşitlenmiştir. Ticaret önemli bir uğraş hâline gelmiştir. Bu aşamada ekonomik yaşamı belirleyen önemli kurum loncadır. Lonca, ay¬nı işi yapan zanaatçıların meslekî etkinliklerini korumak ve gelişmelerini sağ¬lamak amacıyla kurulan örgüttür.
Feodalite, özellikle 10'uncu, 11'inci ve 12'nci yüzyıllarda Avrupa'da gö¬rülen toplumsal düzene verilen addır. Çoğunla imparatorluğun yıkılması ve köleliğe dayalı toplumların gerilemesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Temel özellikleri şöyle belirtilebilir:
Feodal düzende ülkenin başında bir kral bulunur. Ülke toprakları senyörler arasında paylaşılmıştır. Senyörler krala bağlıdır. Ancak bu bağlılık şekilden ibarettir. Çünkü senyörler toprakları üzerinde tam bir egemenliğe sahiptirler. Toprağı senyörün köleleri işler; bunlara serf denir. Feodal düzen tarıma daya¬lı bir toplumda toprağa sahip olanlarla, toprak üzerinde çalışan sertler arasın¬daki ilişki ve bağlantılar üzerine kurulmuştur.
Feodalite çeşitli nedenlerle yıkılmıştır:
- Güçlenen krallar senyörlere ait yetkileri kendileri kullanmaya başlamış¬lardır. Serfler de senyörün kölesi olmak yerine krala bağlı olmayı yeğlemiş¬lerdir.
- Ticaretin gelişmesi ve küçük endüstrinin doğması, kentlerin çoğalması na ve burjuvazi denilen bir toplumsal sınıfın ortaya çıkmasına neden olmuş¬tur. Feodalitenin yıkılmasında bu sınıf önemli rol oynamıştır.
e) İlerlemiş toplumlar: Bu gruba millet durumuna gelmiş toplumlar gir¬mektedir.
B. Günümüzde toplum sınıflamaları; basitlik-karmaşıklık, başat etkiye sa¬hiplik, ilkellik-az gelişmişlik-gelişmişlik ölçütleri doğrultusunda yapılmakta¬dır.
a.Basit ve karmaşık toplumlar
Basit toplumlar; çiftçilik, hayvancılık, avcılık, balıkçılıkla geçinen, uz¬manlaşma ve iş bölümünün çok az olduğu küçük toplumlardır. Üyelerini bir¬birlerine bağlayan bağ, akrabalıktır. Bu nedenle toplum bireyleri arasında güçlü bir dayanışma vardır. Bu dayanışma özellikle diğer toplumlarla ilişki sı¬rasında kendini gösterir. Basit toplumlar gelenek ve göreneklerine çok bağlı¬dırlar. Yeniliklere uzun süre direnirler. Bu bakımdan basit toplumlarda top¬lumsal değişme az ve zor olur. Bunlar "kapalı topIum"lardır.
Karmaşık toplumlara gelince, bunlar basit toplumların özelliklerinin tersi¬ne sahiptirler. Çok nüfuslu olan bu toplumlarda bilim ve teknolojiye koşut olarak sanayi, ticaret, sanat gelişmiş, uğraş alanları çeşitlenmiş, iş bölümü art¬mıştır. Akrabalık bağının yanı sıra ekonomik yaşamın yarattığı yeni bağlar ortaya çıkmıştır. Karmaşık toplumlarda işçi, kamu çalışanı ya da işveren ilişkileri belirleyici olmuştur. Bu toplumlarda gelenek ve görenekler yerini büyük ölçüde yasalara bırakmıştır. Karmaşık toplumlar, toplumsal değişmeyi hızlandıran "açık topIum"lardır.
b.Başat gruba göre sınıflandırma
Bu sınıflamada bir temel grup ya da kurumun diğerleri üzerindeki başatlı¬ğı (hâkimiyeti) ölçüt olarak alınmış; toplumlar aile, din, siyaset ve ekonomik yönelimli olmak üzere dört kategoriye ayrılmıştır:
Aile yönelimli toplumda başat öge soydur. Kişinin statüsü (toplumdaki mevkii) bağlı olduğu soydan kaynaklanır. Bu bakımdan bu toplumda akraba¬lık bağı çok önemlidir. Aile yönelimli topluma kabile örnek olarak gösterile¬bilir.
Din yönelimli toplumda insan ilişkilerini düzenleyen, toplumda egemen olan dindir. Öteki temel grup ve kurumlar, dinin yardımcıları durumundadır. Bu toplumda en yüksek statüye din adamları sahiptir. Din yönelimli toplumun çarpıcı örneklerinden biri Hindistan'daki kast sistemidir.
Siyaset yönelimli toplumda lider egemenliği vardır. Bir başka deyişle toplumda totaliter sistem geçerlidir. Tüm toplumsal grup ve kurumlar belirli ilkelere göre düzenlenmiştir. Siyaset yönelimli topluma örnek olarak Mao çe Tung (Mao ze Dung, 1893-1976) döneminin Çin'i verilebilir.
Ekonomi yönelimli toplumda insanlar daha çok ekonomik gruplar hâlin¬de örgütlenmişlerdir. Bu toplumda maddî değerler önem kazanmıştır. Sanayi¬ciler ve iş adamları yüksek statüye sahiptir. Ekonomik yönelimli topluma, gü¬nümüzün bilim ve teknolojide ilerlemiş ülkeleri örnek olarak gösterilebilir.
c. Gelişmişlik Ölçütlerine Göre Sınıflandırma
Bu sınıflandırmaya göre toplumlar ilkel, az gelişmiş ve gelişmiş olmak üzere üçe ayrılır:
İlkel toplum, yazı dili olmayan toplumdur. Toplumun bireyleri arasında¬ki iletişim ve etkileşim sözel dil ile yapılır. Günümüzde Avustralya, Afrika ve Amerika yerlileri arasında bu tür toplumlara rastlanmaktadır.
Az gelişmiş toplum, yer altı ve yerüstü kaynaklarından gerektiği kadar yararlanamayan, beslenme yetersizliği içerisinde bulunan, bireylerinin yaşam ve eğitim düzeyi düşük olan ve yeterince sanayileşmemiş bulunan toplumdur. Bu toplumu belirleyen diğer özellikler arasında, tarım kesiminin ekonomide¬ki payının yüksekliği, alt yapı yetersizliği, nüfus artış hızının yüksek oluşu ve gelir dağılımının dengesizliği sayılabilir. Günümüzde Hindistan, Arap ve Lâ¬tin Amerika ülkeleri bu gruba girer.
Gelişmiş toplum, ileri bir sanayi ve güçlü bir ekonomiye sahip olan, bi¬lim, teknoloji ve güzel sanatlar alanında çağımızı temsil eden toplumdur. Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, İsveç vb. bu topluma örnek olarak ve¬rilebilir.
Burada bazı sınıflamalar örnek olarak verilmiştir. Kuşkusuz başka ölçütle¬re dayanarak toplumu başka biçimlerde sınıflandırmak mümkündür.
4. Sosyoloji Öğrenmenin Yararları
Sosyoloji her bilim gibi gerçeği arar. Toplumsal olaylar arasındaki değiş¬meyen bağları, eş deyişle yasaları bularak insana toplumu tanıma ve denetle¬me olanağı verir.
Sosyoloji bize bir yandan merak ettiğimiz konuları açıklar, diğer yandan çeşitli yararlar sağlar.
Sosyoloji öğrenmenin yararlarını şöylece belirtebiliriz:
- Sosyoloji sayesinde öğrenci; toplumu, toplumsal grupları, sınıfları, kurum¬ları, değerleri, bireyler arası ilişki ve etkileşimde rol oynayan etkenleri ve içinde yaşadığı toplumsal yapıyı yakından tanır. Toplumsal çevresiyle daha iyi ilişkiler kurmasını Öğrenir. İnsanlara anlayışla yaklaşmak, başkalarını yar¬gılarken nesnelliğe dayanmak gerektiğinin bilincine varır. Toplumun yönlen¬dirici rolünü, toplumsal grupların benzerliklerini, farklılıklarını, gizli ya da açık çatışmalarını gerçeğe uygun olarak algılar. Böylece şair Hayalî'nin (7-1557) balıklar için söylediği "O mahiler ki derya içredir, deryayı bilmez¬ler." durumuna düşmekten kurtulur.
- Sosyoloji, toplumların kendilerine özgü bir "determinizm"e bağlı ol¬duklarını benimser. Determinizm, benzer nedenlerin, benzer koşullar altında benzer sonuçlar doğuracağı ilkesidir.
- Sosyolojik bilgiler; özellikle eğitim, ticaret, yönetim, siyaset, medya gi¬bi, toplumsal ilişkilere daha açık mesleklerden olanlara son derece gerekli ve yararlıdır. Bu bilgiler onların başarısını büyük ölçüde arttırır.
- Sosyoloji öğrenmekle, siyasî rejimler hakkında doğru bilgiler ediniriz. Yönetenlerin halkın ortak iyiliğini sağlamakla yükümlü olduklarını anlarız. Hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı bir toplumsal düzende ortak iyilik, hukuk üstünlüğü, toplumsal adalet gibi kavramların bir düş olarak kalacağının bilin¬cine varırız.
- Toplumdaki her değişmede insan iradesinin önemli rolü vardır. İyi bir va¬tandaştan, içinde yaşadığı toplumu daha yetkin duruma getirmesi beklenir. Eğer kişi toplumun gelişmesine etki yapan güçleri bilmezse, söz gelimi top¬lumsal değişmeyi hızlandıran ve zorlaştıran etkenler hakkında açık seçik bil¬giye sahip değilse, çabalarını yanlış yöne yöneltebilir.
SOSYAL GRUPLAR
1. Gruplar ve Özellikleri
İnsanlar yapıları gereği tek başlarına yaşayamazlar, ya¬şamlarını çeşitli gruplar içerisinde sürdürürler. Sosyal gruplar, toplum denilen geniş ilişki düzeni içinde özel yerleri olan özel oluşumlardır. Çünkü sosyal hayatı mey¬dana getiren tüm ilişki ve hareketler gruplarda gelişir.
Sosyal gruplar ortak amaçlarını gerçekleştirmek ve fizyolojik - sosyal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla belli sosyal kurallara göre karşılıklı ilişkide bulu¬nan insanların oluşturdukları topluluklardır.
İnsan doğduğu andan itibaren bir aile grubunun üyesi¬dir. Zamanla arkadaşlık, komşuluk, okul, iş yeri, dernek, kooperatif gibi pek çok grubun üyesi haline gelir ve sos¬yal hayata bu gruplar aracılığıyla katılır.
Sosyal grupların özellikleri şöyle sıralanabilir:
- Gruplar en az iki kişiden oluşurlar ve üyelerin ger¬çekleştirmek istedikleri ortak bir amaçları vardır. Üyeler bu amaçlarını gerçekleştirmek üzere işbirliği yaparlar.
- Gruptaki her üyenin diğerlerine göre bir statüsü vardır.
- Grup üyeleri arasında bir iş bölümü vardır.
- Her grubun kendine özgü bir yapısı ve kuralları vardır.
- Grubun kuralları, bireylere baskı yapar ve onların davranışlarını yönlendirir.
- Grup yapı ve işlev bakımından zamanla değişme gösterebilir.
- Grup, varlığını sürdürebilmek için üyelerinin beklen¬tilerini karşılamalıdır.
- Grup üyeleri arasında bir birlik duygusu ve "biz bi¬linci" hakimdir. Bu bilinç, grup içi çatışmaları önler.
Sosyal grupların işlevleri şu şekilde özetlenebilir:
- Birey katıldığı grubun davranış örneklerini, olaylara bakış tarzını benimseyerek hem sosyalleşmekte hem de kişiliğini geliştirmektedir.
- Sosyal gruplar mevcut değer yargılarıyla tutumların değişmesinde etkilidir.
- Sosyal gruplar bireylerin ihtiyaç ve beklentilerini karşılayarak onlar için güvence oluşturur. Araştırma¬lar bireylerin grup içerisinde daha riskli kararlar ala¬bildiklerini göstermiştir.
- Gruplar bireylerin gizli kalmış yeteneklerinin ortaya çıkması için uygun ortamlar hazırlar.
2. Grup Çeşitleri
a. Grubun süresine göre
Sürekli gruplar: Köy, aile, kent, ulus grupları gibi grubun ömrünün gruba katılanların ömürlerinden daha uzun olduğu gruplar
Geçici gruplar: İnşaatta çalışan işçiler, spor, mü¬zik grupları gibi kısa süreli olarak bir araya gelenle¬rin oluşturduğu gruplar
b. Grup nüfusunun sayısına göre
Küçük gruplar: Aile, arkadaşlık, akrabalık gibi üye sayısının az olduğu gruplar
Büyük gruplar: Kent, ulus, devlet gibi üye sayısı¬nın fazla olduğu gruplar
c. Bireyin gruba katılımına göre
Bireyin iradesi ile katıldığı gruplar: Arkadaş grup¬ları, siyasi partiler gibi bireyin isteyerek katıldığı gruplar.
Bireyin iradesi dışı katıldığı gruplar: Aile, akraba¬lık gibi bireyin isteği dışında katıldığı gruplar.
d. Grubun kuruluş şekline göre
Resmi gruplar : Sendika, dernek, şirket, devlet daireleri gibi resmi kanun ve tüzüklerce oluşturul¬muş gruplar.
Resmi olmayan gruplar : Arkadaşlık, komşuluk, imece gibi resmi kurallar tarafından oluşturulmamış gruplar.
e. Sosyal ilişki türüne göre
C.Cooley, F. Tönnies ve E. Durkheim, sosyal ilişki türüne göre grupları şu şekilde sınıflandırmışlardır:
- Charles H. Cooley'e göre :
Birincil gruplar : Yüz yüze ilişkilerin güçlü, grup bağlarının ve duygusal iletişimin yoğun olduğu grup¬lardır. Bireysel çıkar duygusu, yerini grup çıkarına, "ben" bilinci, yerini "biz" bilincine bırakmıştır. Grup içi denetim güçlüdür. Genellikle üye sayıları az olan küçük gruplardır. Aile, arkadışlık, köy vs. birincil gruplara örnek olarak verilebilir.
İkincil gruplar: Bireyler arası ilişkilerin resmi oldu¬ğu, üyeler arası ilişkilerin resmi kurallarca belirlendi¬ği, bireysel çıkarın ve "ben" bilincinin, grup çıkarı¬nın ve "biz" bilincinin önüne geçtiği gruplardır, ikin¬cil gruplardaki üye sayısı genellikle fazladır. Şehir, devlet, siyasal parti grupları gibi.
- Ferdinand Tönnies'e göre :
Cemaat (Topluluk) : Üyeleri arasında güçlü duy¬gusal bağların olduğu, nüfusu az, genel yaşam şe¬killeri birbirine benzer, topluluk çıkarının önde oldu¬ğu, grup içi denetiminin güçlü ve daha çok resmi ol¬mayan normlarla sağlandığı gruplardır. Aile, komşu¬luk, köy grupları gibi.
Cemiyet (Toplum) : Ben duygusunun ve bireysel çıkarın egemen olduğu, nüfusu yoğun, üyeler arası ilişkilerin yasa, tüzük gibi resmi normlarla sağlandı¬ğı gruplardır. Kent, şirket ve siyasal parti grupları gi¬bi.
- Emile Durkheim'e göre :
Mekanik dayanışmalı gruplar: Grubu oluşturan bi¬reylerin benzerliklerinden ileri gelen dayanışmadır. Nüfusu az olan topluluklarda, ortak duygu, düşünce ve ülkülere sahip, yaşam şekilleri birbirine benzer insanlar arasındaki bağ mekanik dayanışmadır. İliş¬kiler sıcak ve samimi, grup içi denetim fazla, duygu¬sal bağlar güçlüdür. Daha çok sanayi öncesi toplum¬larda görülür.
Organik dayanışmalı gruplar: Grubu oluşturan bi¬reylerin farklılıklarından ileri gelen dayanışmadır. Kentler gibi nüfusu fazla olan toplumlarda farklı duy¬gu, düşünce ve yaşantı tarzına sahip insanlar ara¬sındaki bağdır. İş bölümü çok gelişmiştir ve bu yüz¬den insanlar birbirinden çok farklı iş kollarında çalış¬maktadırlar. Bu durumda her bir kişi ayrı bir fonksi¬yonu (işlevi) yerine getirmeye başlamış ve bir diğe¬rinin yaptığı işe muhtaç hale gelmiştir. İlişkiler resmi, kuralcı ve ben bilinci üzerine kuruludur. Sanayileş¬miş ülkelerde ve kentlerde görülür.
Köy ve Şehir Grupları
a. Köy Grupları
İdari açıdan nüfusu 2000'den az olan yerleşim birimle¬rine "köy" denir. Köyü diğer yerleşim birimlerinden ayı¬ran temel farklılık halkın geçim kaynakları ve genel ya¬şantı tarzıdır. Köyler ekonomik faaliyetlerin tarım ve hayvancılık gibi doğal kaynaklar üzerinde yoğunlaştığı küçük ve birincil gruplardır. Bireyler arasında fazla fark¬lılık olmadığından gelişmiş bir iş bölümüne ve meslek çeşitliliğine rastlanmaz. İş bölümü daha çok cinsiyete ve yaşa bağlıdır. Köyde yaşayan insanlar duygu, dü¬şünce davranışlar açısından birbirlerine büyük benzer¬likler gösterirler. Paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma oldukça belirgindir. Sosyal kontrol mekanizması (özel¬likle yazısız normlar) oldukça güçlüdür. Geleneklerine oldukça bağlı olan köy toplulukları dışarıdan gelen deği¬şimi kolay kabul etmezler. Bu yüzden köylerdeki sosyal değişim yavaştır. Köy yaşamı toprağa bağlı olduğu için köylüler yaşadıkları yerlerden kolay kolay ayrılmazlar. Bu yüzden farklı toplumlarla etkileşimleri azdır. Bu da sosyal değişimi yavaşlatan unsurlardandır.
Köyler yerleşme düzenine göre toplu köy, dağınık köy ve hat köyü olmak üzere üçe ayrılabilir.
Toplu köylere daha çok Orta Anadolu bölgesinde rastla¬nır. Bu köylerde doğal yapıdan ötürü arazi geniştir. Ev¬ler yan yanadır veya küçük bahçelerle birbirinden ayrı¬lırlar. Evler daha çok okul, cami, kahve, çeşme gibi or¬tak kullanılan yapılarını etrafındadır. Bu tür köylerde alt yapı hizmetlerinin dağıtımı kolaydır. Dağınık köylere Or¬ta Karadeniz bölgesi gibi dağlık yörelerde rastlanır. Coğrafi yapıdan ötürü evler birbirinden uzaktır. Bu se¬beple altyapı hizmetlerinin dağıtılması zordur. Hat köy¬leri nehir, deniz, vadi veya bir yol boyunca uzanır.
Bugün tarımda makinalaşmanın ve gelişen kitle iletişim ve ulaşım araçlarının etkisiyle köyler başka toplumlarla özel¬likle yakın şehirlerle daha sıkı ilişki içerisindedir. Bu ilişkinin etkilerini eski ve yeni köy yaşantısını karşılaştırarak gözle¬mek mümkündür. Günümüzde köyler, eskiye oranla daha hızlı bir değişme içerisindedir.
b. Şehir Grupları
İdari açıdan nüfusu 20.000 den fazla olan yerleşim bi¬rimleridir. Ekonomik etkinlikleri sanayi ve ticaret gibi ta¬rım dışı etkinliklerden oluşur. Nüfus yoğunluğu fazladır ve bu yoğunluk, insanları, çok fazla insanla ilişki kur¬mak durumunda bırakır. Fakat şehirdeki insanlar çoğun¬lukla birbirlerini tanımazlar ve kurulan ilişkiler çoğunluk¬la kısa süreli, resmi ve ikincil ilişkiler şeklindedir. Sosyal ilişkilerde kişisel menfaatlerin etkisi ön plandadır. "Ben" bilinci hakimdir. Nüfus yoğunluğu bireyler arası farklılığı da ardından getirmiştir. Buna bağlı olarak işbölümü ol¬dukça gelişmiştir. Çeşitli meslek alanları ve gelişen sa¬nayi ile birlikte ihtisaslaşma gerektiren meslek birimleri de ortaya çıkmıştır.
Şehirlerde sosyal kontrol mekanizması daha çok resmi normlarla kendini gösterir, Grup için denetim yok dene¬cek kadar azdır. Şehirler sosyal değişmenin oldukça hızlı yaşandığı yerleşim birimleridir.
c. Sosyal grup olmayan topluluklar
1. Sosyal Yığınlar (Kalabalıklar)
Fiziksel olarak aynı mekânda bulunmalarına karşın, ara¬larında gerçek bir sosyal ilişki olmayan insanların oluş¬turdukları birlikteliklerdir. Yığınları oluşturan insanlar bir¬birlerini tanımazlar ve iletişimde bulunmazlar.
Her insan topluluğu grup değildir. Grup olmanın iki temel şartı bireylerin ortak bir amaç üzere birleşmesi ve karşılık¬lı etkileşim içerisinde olmasıdır.
a. Sıradan kalabalıklar: Otobüste yolculuk yapanlar, ye¬şil ışıkta geçmek için bekleyenler, çarşı-pazardan alış¬veriş yapanlar gibi tesadüfen bir araya gelmiş insan topluluklarıdır.
b. İzleyici kalabalıkları: Bir konseri veya sinemayı izlemek üzere bir araya gelmiş insan topluluklarıdır.
c. Gösteri kalabalıkları: Miting ya da karnaval türü gös¬teriler, yürüyüşlere katılan insanlar gibi ortak bir inanç ve düşünceyi savunmak üzere bir araya gelmiş toplu¬luklarıdır.
d. Etkin kalabalıklar: Fanatik spor taraftarları, isyan yada linç toplulukları gibi bir kışkırtma sonucu harekete geçip çevresine zarar veren kalabalıklardır.
2. Sosyal Kategoriler
Toplumda, bazı özellikleri sebebiyle bir arada düşünü¬len fakat genellikle birbirleriyle ilişkisi olmayan insanla¬rın tasarımsal birlikteliğidir. Aynı kategorideki insanlar fi¬ziksel olarak bir arada bulunmak zorunda değildir, onlar sahip oldukları bir özellik, inanç, düşünce vs. nedeniyle zihinde birlikte düşünülür. Aynı tür müziği dinleyenler, üniversiteye hazırlanan gençler, aynı dine inananlar, aynı meslekteki insanlar gibi. Başlıca çeşitleri şunlardır:
a. Kitleler: Aynı takımı tutanlar, aynı gazeteyi okuyan¬lar gibi tek bir özelliklerin dolayı bir arada düşünülen in¬san topluluklarıdır.
b. Sosyal sınıflar: İşçiler, teknik elemanlar, çiftçiler, tüc¬carlar, sanayiciler gibi gelir düzeyleri, eğitim, kültür, iş, yaşam koşulları ve saygınlık gibi çeşitli özellikleri yö¬nünden birbirine benzeyen insanların oluşturdukları ta¬sarımsal bütünlüktür.
c. Azınlıklar: Hindistan'da Sihler, Güney Afrika Cumhuriyeti'nde siyahlar gibi bir toplumda egemen olanlara göre çeşitli haklardan yoksun bırakılmış insanların oluş¬turdukları birlikteliktir.
Azınlık olmanın ölçütü, sayıca az olmak değil; haklardan mahrum edilmiş olmaktır.



