romegames 1
romegames
Krutzo 1
Krutzo
shrpnl 1
shrpnl
Best Studio 1
Best Studio
D 1
delimuratt
Aliyldrim 1
Aliyldrim
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
melankolıa18 1
melankolıa18
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Cannn6161 1
Cannn6161
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Enflasyon-Makro Ekonomi

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan zeyn0
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 4
  • Görüntüleme Görüntüleme 12K

zeyn0

Gönüllerin Admini
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
7 Eki 2010
Konular
9,213
Mesajlar
34,101
Reaksiyon Skoru
4,131
Altın Konu
1
TM Yaşı
15 Yıl 8 Ay 4 Gün
Başarım Puanı
400
MmoLira
183
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

İngilizce`deki karşılığı “inflation“ olan enflasyonun sözlükteki anlamı şu şekildedir: Fiyatlar genel düzeyinin sürekli biçimde ve önemli oranlarda artması ve dolayısıyla paranın satın alma gücünü yitirmesi şeklinde tanımlanabilir.1 Enflasyon Latince kökenli bir kelimedir ve anlam olarak şişkinlik demektir. İlk kez 1838'de ABD'de görülmüş ve sözcük olarak da ilk kez burada kullanılmıştır.
Enflasyonu çok çeşitli şekillerde tanımlamak mümkündür. Enflasyonun çeşitli tanımlarından bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Tedavüldeki para miktarıyla, malların ve satın alınabilir hizmetlerin toplamı arasındaki sapmaların büyümesinden meydana gelen ve fiyatların toptan yükselişi biçiminde kendini gösteren ekonomik, parasal süreçtir.

Fiyat artışının gelir, kazanç ve verimlilik artışından yüksek olması sonucu ortaya çıkan paranın değer (satın alma gücü) kaybı olayıdır.

Fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi ve paranın iç satın alma gücünün düşmesidir.

Genel olarak mal ve istihsal faktörleri fiyatlarının yükseldiği bir devredir.

Parasal satın alma gücü ile reel mal ve hizmet arzı arasında, arz / talep dengesini daha yüksek düzeylerde gerçekleştirici, dolayısıyla fiyatları yükseltici yönde meydana gelen bir değişimdir.

Enflasyon, fiyatlar genel seviyesindeki devamlı ve hızlı artışlar olarak tanımlanır. Bir başka tanımla enflasyon, parasal gelirdeki fiili büyümenin, üretimdeki fiili büyümeden daha yüksek olmasıdır.

Enflasyon kavramına açıklık kazandırmak üzere onu "her çeşit gelir ve tasarruf artışını aşan fiyat yükselmesi" olarak tanımlamak da mümkündür. Fiyat artışları MG'i aşınca gelirin satın alma gücü düşer, bunun sonucu olarak da ekonomide üretken¬lik ve refah tahrip olur.
Diğer bir tanımlamaya göre ise enflasyon, çok az mal karşısında piyasa çok fazla paranın bulunmasıyla ortaya çıkan bir talep fazlasıdır.
Enflasyonu toplam veya fert başına para arzı ya da nominal gelir artışı şek¬linde düşünebileceğimiz gibi fiziki olarak elde edilmesi mümkün olmayan bir toplam reel geliri, toplam reel harcamaya veya toplam hasılayı devam ettirme çabaları¬nın yarattığı bir olgu olarak da düşünebiliriz.
Enflasyonun bir başka tanımı da "ileride yaratılacak veya elde edilecek de¬ğerlerin bugünden harcanması" şeklindedir. Belirsiz geleceğe bağlanmış borç niteliği kazanmaktadır.
Enflasyonu zorunlu bir tasarruf olarak görenler de vardır. Fiyatların sürekli yükselmesi karşısında özellikle dar gelirli kesim, tüketim harcamaları¬nı kısmak zorunda kalır. Bu kısış nominal harcamalar cinsinden değil, satın alınan reel mal ve hizmetler bakımındandır. Talebin böyle zorunlu olarak kısıl¬ması da ekonomide bir tasarruf yaratacaktır. Kişilerin isteği dışında olan bu tasarrufa "zorunlu tasarruf" denir. Enflasyonu bu yönüyle ele alanlar onu bir tür vergi olarak kabul etmekte, vergilerin en keyfisi ve en adaletsizi olduğu¬nu ileri sürmektedirler.
ENFLASYONUN NEDENLERİ
Bu nedenler; ülkelerin ekonomik yapısına, enflasyonun çeşidine, ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre ülkeden ülkeye değişebilir. Yani, aşağıda sıralanacak tüm nedenler bir ülkede görülmeyebilir;
1. Tüketici gelirlerindeki artışın talebi artırması.
2. Cari fiyatlarda toplam talebin toplam arzdan fazla olması.
3. Olumsuz iklim şartlarının yaşandığı dönemlerde tarımsal ürün arzının azalması ve yüksek taban fiyatı uygulaması.
4. İşçi ücretleri ve hammadde fiyatlarındaki artışlar, yüksek faiz hadleri ve devalüasyon gibi ürün maliyetlerini doğrudan yükselten nedenler.
5. İthal malların fiyatlarındaki yükselme.
6. Kamu kuruluşlarının etkin çalışmaması nedeniyle maliyetlerin artması.
7. Tasarrufların yatırımlardan az olması.
8. Tedavüldeki paranın hızla artması, devlet harcamalarının, devlet gelirlerinden fazla olması, bol ve ucuz kredi verilmesi.
Yukarıda sayılan nedenlere bakacak olursak, Türkiye`de; toplam talebin toplam arzdan fazla olması, ithal malların fiyatlarındaki yükselme, tasarrufların yatırımlardan az olması, tedavüldeki paranın hızla artması, devlet harcamalarının devlet gelirlerinden fazla olması, bol ve ucuz kredi verilmesi vb. nedenler fiyatlar genel düzeyini arttırmaktadır.
Bir grup iktisatçı enflasyonun nedenini paraya bağlar. Bu iktisatçılara göre enflasyonun sebebi para hacmindeki artışın mal ve hizmet arzındaki artışı aşmasıdır. Monetarist akol denilen bu ekol fiyatların belirlenmesinde mal ve hizmet arzıyla paranın dolaşım hızının oynayacağı hızı inkar etmemekle birlikte para arzının en önemli amil oldığunda ısrar etmişlerdir. Monetaristlerden çok önce de var olan(Knight ve Friedman) para ve enflasyon ilişkileri hakkındaki görüşlere ciddi ve sistemli bir eleştiri isveçli iktisatçı Wicksell`den gelmiştir. Wicksell`e göre fiyatların değişmesi toplam arz ile toplam talep arasındaki ilişkilere bağlıdır.
Wicksell`den sonra Bent Hansen enflasyonun sebeplerini açıklayan iki ana teorinin bulunduğunu söyler. Bunlardan birisi paranın miktar teorisidir.Hansen`e göre yeni teori Wicksell ile başlayan aşırı talep teorisidir. Aşırı talep pozitif olursa enflasyon; sıfır olursa fiyat istikrarı; negatif olursa fiyat düşüşü söz konusudur.
Hansen çok önemli iki kavramı da iktisat bilimine sunmuştur. Bunlar; “fiyatlarda uyarılmış değişmeler“ ve “kendiliğinden oluşan değişmeler“dir. Uyarılmış fiyat artışı, nakdi talebin arzı aşmasıdır. Spontane fiyat artışı ise aşırı nakdi talep sıfır (arz,talebe eşit) olduğu zaman meydana gelir.
Enflasyonu para arzına bağlayanların karşısına başka bir görüşle çıkanların geliştirdikleri bir başka yaklaşım gelir-harcama teorisidir. Took ile başlayan bu görüş fiyat artışlarının dolayısıyla enflasyonun, para miktarı ile paranın dolaşım hızına değil toplam taleple toplam arz arasındaki ilişkilere göre belirlenir ve talep yönünde yer alır.Wicksell`in katıldığı bu görüş Took-Wicksell gelir teorisini oluşturur.
Gelir teorisinin özünde bir tarafta gelir ve toplam talep, öte yanda maliyetler ve toplam arz vardır. Bu iki kutup arasındaki ilişkiler enflasyonu tayin eder.
Enflasyon teorisine büyük katkılardan biri de Keynes`den gelir Keynes makro ekonomik tahlil yöntemleriyle efektif taleple arz arasındaki ilişkileri araştırır ve ekonomi tam istihdama ulaşıncaya kadar talep artışının fiyatları artırmayacağını tam istihdama ulaştıktan sonra ise arz elastikliği sıfıra yaklaşacağından fiyatların para miktarına bağlı olarak yükseleceğini kabul eder1.


ENFLASYONUN ÇEŞİTLERİ

TALEP ENFLASYONU

Ekonomide arz-talep dengesi ve fiyat istikrarı sağlandıktan sonra her hangi bir nedenle harcamalarda bir artış ortaya çıkarsa bu denge bozulacaktır. Çünkü, gerek tüketiciler gerekse yatırımcılar, cari fiyat seviyesinden daha faz¬la mal ve hizmet talep etmektedirler. Kısa vadede arz tam istihdam seviyesindeki miktarın üstünde genişletilemeyeceğinden, talep artışının bütün etkisi fiyatla¬rın yükselmesi şeklinde görülecektir. Böylece ekonomide reel ve nakdi akımlar arasındaki lehine bozulmuş olacaktır.
Şu halde talep enflasyonunun özelliği, önce maliye ve fiyat artışların¬dan bağımsız otonom bir harcama(özel veya kamu) artışı olması, fiyat yüksel¬melerinin bunu takip etmesidir.
Toplam talep toplam arzdan fazla ise talep enflasyonundan bahsedilir. Burada talebin arzı aşması sonucu aradaki boşluk fiyatların yükselmesi ile doldurulmaktadır. Böylece ekonomi daha yüksek bir fiyat seviyesinde dengeye gelmektedir. Talepteki artışın sürekli ve yüksek oranlı olması halinde fiyat artışları devamlı bir nitelik kazanmakta, istikrarsız bir denge sürecine girilmektedir.

Bir ulusal ekonomide hem gelir ve istihdam düzeyini, hem de fiyatlar genel düzeyini belirleyen en önemli etkenler arasında başta “toplam-talep“ ile “toplam-arz“ düzeyleri gelmektedir.

Toplam talep düzeyinin, bir önceki döneme göre yüzde 20 arttığı bir dönemde, toplam mal ve hizmet arzı da aynı oranda artırılabilmişse genel fiyat düzeyinin değişmemesi, başka bir deyişle enflasyon oranının sıfır olması gerekir. Buna karşılık, toplam talep düzeyindeki artışların toplam arzdaki artışlardan daha hızlı olması halinde fiyat artışları kaçınılmaz olur.

Özellikle tam-istihdam gelir düzeyine ulaşıldığı için veya belirli miktarda bir işsizlik ve kapasite altı çalışma durumunun varlığına rağmen çeşitli darboğazlar nedeniyle üretimde gerçek artışlar sağlanamamış ise, ekonomideki toplam efektif talep düzeyini hızla şişiren, genişletici bir para politikası izlenmesi aşırı-talep ten kaynaklanan hızlı bir fiyat artışına yol açacaktır. Böyle bir duruma kısaca “talep enflasyonu“ adı verilir.

Kısa-dönemde toplam-arz düzeyinde önemli artışlar gerçekleştirilemeyeceği için, bir ulusal ekonominin kısa-dönem genel denge koşullarını belirleyen ve o ekonomide enflasyon oranının ne olacağını ortaya koyan etken daha çok toplam-talep düzeyi olmaktadır.

Hiç kuşkusuz, ekonominin kısa-dönem denge noktasının değişmesine yol açan enflasyonist talep genişlemesinin genişlemesinin hangi kaynaklardan beslendiği, önümüzdeki yıllarda da devam edip etmeyeceği konusundaki beklentiler ileride gerçekleşecek enflasyon oranı üzerinde çok önemli etkiler yapabilir. Beklentiler enflasyonun hızlanacağı yönünde ise efektif talepteki artışlar devam eder.

Harcamalar hızlanır, paradan kaçış ve kredi kullanma eğilimindeki artışlar para arzını etkiler. Böylece talep enflasyonu hızlanarak sürüp gider ve önlenmesi her geçen gün daha da güçleşir.

MALİYET ENFLASYONU

Enerji, hammadde, üretim faktörleri fiyatlarının ve emek piyasasındaki iş gücü ücretlerinin artması nedeniyle oluşan enflasyon çeşididir. Bu girdilerin herhangi birinin fiyatındaki artış, onun verimliliğindeki artıştan daha fazla ise bu durum maliyetleri arttırmaktadır. Artan maliyetler de mamul fiyatlarına yansıtılmaktadır.
Uygulamada rastlanan ve talep enflasyonu ile açıklanamayan enflasyon çeşitleri genellikle bu başlık altında toplanmaktadır.
Bu enflasyon türünde maliyetlerin yükselmesi fiyatları yükseltir, bu da talep yükselmesine yol açar. Dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Mali¬yet ve fiyat yükselişlerini takip eden bir talep artışı olmazsa enflasyon da ortaya çıkmaz.
Herhangi bir iş kolunda işçi sendikalarının baskısı ile reel üc¬retlerin yükseldiğini ve prodüktivite üstünde ücret verildiğini düşünelim. Bu durumda maliyet artarak fiyatları yükseltir. Ancak eğer hükümet kredi ve para hacmini artırarak veya başka yollarla toplam harcamaları (efektif ta¬lep) artırmazsa enflasyon meydana gelmez. Sadece o dal da üretilen ürünün nisbi fiyatı yükselerek satışlar daralır. Üretimin düşmesi ile de işsiz¬lik artacaktır. Ekonomide böyle uzun süre işsizlik devam ederse işçi sendi¬kalarının pazarlık gücü ile beraber ücretler düşebilir. Yalnız böyle bir so¬nuç için karar alıcıların uzun süreli bir işsizliği göze almaları gerekir.
Eğer, Merkez Bankası fiyatlar düşmeden önce para arzını arttırırsa fiyatları aşağı çekici baskı kalkar ve fiyat artışları onaylanmış olur. Şu halde maliyet enflasyonunun gelişmesinde son sözün devlette olduğunu söyle¬yebiliriz. Gerçekten de maliyet enflasyonu ancak para otoritelerinin iş¬letmelere ek kredi imkanları sağlamaları ya da bütçe açığının artması ha¬linde yaygınlaşabilir. Siyasi otoriteler büyüme oranının düşeceği, sonuçta işsizlik ve iktisadi krize neden olacağı endişesi ile ani ve sert kredi sı¬nırlamalarına girmek istemezler.
Maliyet enflasyonu ücretler yanında çeşitli nedenlerle hammadde fi¬yatlarında veya faiz oranlarında ortaya çıkacak bir artıştan da kaynaklana¬bilir.
Teorik olarak talep ve maliyet enflasyonları ayırabilmekte ise de pratikle bu çok güç olmakta, çoğu kez beraber ve içiçe görülmektedirler. Oysa mücadele yolları farklı olduğu için iki tip enflasyonu ayırdedebilmek çok önemlidir. Talep enflasyonunda etkili mücadele araçları para ve maliye politikası tedbirleri iken diğerlerinde ücret ve fiyat kontrolleri tercih e¬dilir.



YAPISAL ENFLASYON

Ekonomik yapının esneksizliğinden kaynaklanan enflasyon, özellikle azgelişmiş ülkelerde enflasyonun önemli bir nedeni olarak gösterilir. Ekonomik yapının katılığı sonucu belli sektörlerdeki üretim, bu sektörlerde ortaya çıkan talep değişmelerine kısa zamanda uyum göstermemektedir. Uyum sürecinin yavaş işlemesinin nedenleri arasında kaynak hareketliliğinin düşük olması, sermaye, döviz, nitelikli iş gücü yetersizliği gibi etkenler gösterilebilir. Dolayısıyla, ekonomide genel bir talep fazlası bulunmamakla birlikte, belirli bir sektörün ürünlerine karşı çıkan talep artışları üretim artışına değil bu sektörlerde fiyat ve ücret artışlarına yol açmaktadır. Oysa bu etkiler tek yönlü olarak ortaya çıkarlar yani talebin arttığı endüstrilerde ücretler ve fiyatlar yükselirken talebin düştüğü endüstrilerde ücret ve fiyat düşüşleri olmaz. Böylece kısmi talep genişlemesi ve ekonomik yapının katılığı sonucu ortaya çıkan fiyat ve ücret artışları para arzının sürekli artırıldığı durumlarda giderek tüm ekonomiye yayılır ve genel bir enflasyona dönüşür.

ABD`de 1953-1958 dönemi için yapılan bir araştırmada fiyat yükselişinin oligopol kuran sanayilerin davranışından doğduğu saptanmıştır. Bu sanayi kollarının ise demir-çelik, mekanik, otomobil, kauçuk sanayileri olduğu görülmüştür. Oysa 1942-1947 yılları arasında fiyatlar rekabetçi sanayi ve işletmelerce belirleniyordu. Bazı yıllarda rekabetçi pazarlarda fiyatların düşmesine karşılık eksik rekabetçi pazarlarda fiyatlar yükselmeye devam etmiştir. Bu fiyat yükselişlerinde talep ve maliyetler önemsiz kaldığından bunlara “Yapısal Enflasyon“ denmektedir.

Yapısal sertlikten kaynaklanan enflasyon teorisi kaynakların bir kullanımdan başka bir kullanıma süratle geçmediği, parasal ücretleri ve fiyatları artırmanın kolay olduğu, fakat bunları azaltmanın çok zor olduğu varsayımlarına dayanmaktadır. Bu şartlar altında, talep ve maliyet kalıpları değişince, reel uyum çok yavaş oluşur.

Potansiyel genişleme gösteren sektörlerde açıklar belirli, kaynakların yavaş hareketinden dolayı bu sektörlerde genişleme zamanında fiyatlar yükselir. Daralan sektörlerde ise işgücü kısmı zamanlı ve hatta tam istihdam halinde tutulur, çünkü ekonomide mobilite eksikliği mevcuttur.

Bu sektörlerde de ücretler ve fiyatlar esnek olmadığı için, ücret ve fiyat düşmeleri olmaz. Bu suretle ekonomide uyum süreci yapısal esneksizlikten dolayı enflasyon yaratır. Genişleyen sektörlerde fiyatlar yükselir, daralan sektörlerde aynı kalır ve ortalama olarak fiyatlar yükselir.

Deflasyonist açığın mevcut olduğu zamanlarda bile fiyat artışlarının neden sıfıra inmeyip yüzde 2-3 oranlarında oluştuğunu yapısal esneksizlik teorisinin açıkladığını iddia edenler vardır. Yüksek enflasyon oranlarını açıklamakta yetersiz olan yapısal esneksizlik teorisi enflasyonun neden sıfıra inmediğini açıklamakta faydalı olmaktadır. Türkiye`de görülen bir enflasyon çeşididir.

STAGFLASYON (ENFLASYON VE DURGUNLUK)

Bir taraftan maliyet ve fiyat artışları olduğu halde fiyat artışlarının reel satın alma güçlerinin üzerinde seyretmesi nedeni ile piyasada talep noksanlığının da görülmesi şeklinde ortaya çıkan enflasyondur

1953-1967 döneminde batının belli başlı sanayi ülkelerinde enflasyon oranının yıllık ortalaması %2`nin biraz üzerinde seyretmiştir. Ama 1968 yılından sonra durum büyük ölçüde değişmeye başlamıştır. Bir yandan ücretler ve hammadde fiyatları hızla artarken petrol dört kat yükselmiştir. Böylece eşine rastlanmayan bir enflasyon dönemine geçilmiştir. 1973 yılından sonra iki yıl içinde tüm OECD ülkelerinde enflasyon oranı %26`yı bulmuştur. Bu oran İngiltere`de %44`e ulaşmış Japonya onu %38 ile izlemiştir.

Enflasyon ve durgunluğun birlikte ortaya çıkması hem yeni bir olaydır hem de açıklaması oldukça zordur. Bu açıklama tek bir nedenle yapılamaz.

Dar anlamda stagflasyon ABD`de 1970 yılının ilk yarısı ve İtalya`da 1969`un ilk yarısı hariç İngiltere`den başka bir yerde görülmedi. Özellikle dış ekonomik denge olmak üzere İngiltere`de genel dengeyi sağlamak amacıyla toplam talebin kısılması politikası enflasyonu önlemeye yetmedi.

P.Coulbois stagflasyonu şöyle tanımlamaktadır: “Nominal talep artışındaki bir düşme karşısında fiyatlardaki duyarsızlığa stagflasyon denir.“ Yeni bir konjonktürel durum olan stagflasyonun zaman ve yer bakımından sınırlı olduğu görülmektedir. Çünkü olay, uluslar arası bir niteliğe bürünmeden yalnız İngiltere ve ABD`yi etkilemiştir. Avrupa ülkeleri bu olayın dışında kalmışlardır. 1961-1965 döneminde ABD`de büyüme fiyat istikrarı içinde gerçekleşmiştir. Türkiye 1977`den sonra zaman zaman stagflasyon dönemleri yaşamıştır.
Stagflasyon hangi nedenlerden doğmuştur?

Öncelikle belirtilmesi gereken 1968-1971 yıllarının evrensel ücret patlayışı yılları olduğudur. ABD`de 1967-1968 yıllarında saat başına kazançlardaki yıllık artış %6.3 olurken tüm Batı Avrupa ve Japonya`da 1970 yılında kazançlardaki artışlar bunun iki katı olmuştur. 1968 yılından beri ücretlerdeki artış karlardaki artışı izlemiştir. Böylece ücret-kar sarmalı doğmuştur. Ama ücretlerdeki artış verimlilikteki gelişmeyi ve karlardaki artışı aşmış olacak ki zamanla karlar büyük ölçüde azalmıştır. Hatta işsizliğe karşı ücret artışları devam etmiştir. Bu ücret artışına paralel olarak sınai mal fiyatları yükselirken bunu ham madde fiyatlarındaki patlama izlemiştir. Hammadde fiyatlarındaki asıl patlama iki üç kat artarak 1972 yılından sonra olmuştur. Yine sonuçları oldukça iyi bilinen petrol fiyatlarında büyük artışlar ortaya çıkmıştır. Petrol fiyatları, dünyada sınai durgunluk yaratan nedenlerden biri olmuştur.

Ücretler, fiyatları gecikme ile izlediklerinden milli gelir ve verimlilik aynı kalsa bile ücretler artacaktır. Ücret ve hammadde fiyatlarının artması ekonomik durgunluğu izlemektedir. Nedenleri hala tartışılmakta olduğundan stagflasyon üzerinde görüş birliği ile bir açıklama yapılamamıştır. Herhalde neden olarak yalnız ücret artışını göstermek olanaksızdır. Nedenler tam olarak bilinip sorumluluk belli öğelere bağlanabilseydi çareyi bulmak da kolaylaşacaktı.

Bu ana başlıklar haricinde enflasyon oranı kriterine göre enflasyon üçe ayrılır.

1. Ilımlı Enflasyon: Yıllık %3-%4 gibi sürekli fiyat artışlarına ılımlı enflasyon denir. Bu tip bir enflasyonun ekonomi faaliyeti özendirdiği ve bu nedenle de faydalı olduğu savunulmaktadır.
2. Yüksek Enflasyon: Enflasyon oranının yıllık %50`leri aşması ve üç rakamlı hale gelmesiyle yüksek oranlı enflasyon ortaya çıkar. 1975 sonrasında Türkiye böyle bir enflasyon dönemi içine girmiştir.
3. Hiperenflasyon: Çok yüksek oranlı bir enflasyondur. Savaş, ihtilal, durumu veya anormal koşullarda ortaya çıkar. Hiperenflasyon durumunda fiyatlar genel düzeyindeki artış %50`lerin üzerine çıkar ve sonunda para sistemi çöker. 1914-1923 döneminde Almanya tipik bir hiper enflasyon yaşamıştır. Bu dönemde, Almanya`da fiyatlar bir milyon kat artmıştır. E. Waceman`ın hesaplarına göre, bir milyon markla 1919`da orta ölçekli bir fabrika, 1920`de bir villa, 1921`de küçük bir ev ve 1922`de bir otomobil satın alınabiliyorken, 1923`ün ilk yarısında sadece bir takım elbise satın alınabilmiştir. Bu yılın ikinci yarısında ise mark bir paçavra haline gelmiş ve lokantalarda yemek fiyatları üç-beş defa değişmiştir.

ENFLASYONUN ETKİLERİ VE MALİYETİ

Enflasyonun Etkileri
Enflasyon döneminde tüm ücretler ve fiyatlar aynı oranda değişmez. Nispi fiyatlarda oluşan sapma sonucu;
1. Farklı gruplar arasında gelir ve servet yeniden dağıtılmış olur.
2. Çeşitli mallar üretiminde ve fiyatlarda sapmalar meydana gelir. Bunun sonucunda ekonomide bütün olarak çıktı ve istihdamda sapmalar olur3.

Gelir ve Servet Dağılımı Üzerine Etkileri

Halkın elindeki çeşitli aktif ve yükümlülüklerin farklılığı enflasyonun dağıtım etkisini doğurur.
Fertler sabit faizle uzun dönemde borçlanmışlarsa fiyatlardaki ani bir yükseliş onlara büyük bir kazanç sağlar. Bu durumda kişi ya da kurumlar ödünç veren konumdaysa çok büyük kayıplarla karşılaşacaktır.
Üretim ve İstihdam Üzerinde Etkisi

Enflasyon oranının aniden yükseldiği dönemler istihdam ve çıktının arttığı dönemlerdir. Kısa dönemde toplam talepteki bir artış daha çok üretime ve fiyat artışlarına neden olur. Buna karşılık arz eğrisini yukarı doğru kaydırarak bir yandan fiyat artışlarına neden olurken öte yandan üretim ve istihdamın düşmesine yol açar. Bu nedenle modern makro ekonomi enflasyon ve istihdam arasında doğrudan bir ilişki olmadığını vurgulamaktadır.

Enflasyonun Başlıca Ekonomik Etkileri

Enflasyon, faktör gelirleri, tasarruf ve yatırımlar, ödemeler dengesi, sermaye üzerinde olumsuz etkilerde bulunur ve bu alanda dengesizliklere yol açar.

Enflasyonun Verimlilik Üzerindeki Etkileri

Enflasyonun ilk etkilerinden birisi verimlilik kaybına yol açan etkisidir. Buna “ayakkabı eskitme maliyeti-shoe leather cost“ denmektedir. Çünkü enflasyonist ortamda insanlar ellerinde nakit para tutmak istemeyecek ve ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli bankaya gidip gelme zorunda kalacaklardır. Bu da iş verimini düşürerek insanların boş zaman kayıplarını arttıracaktır bu yüzden buna ayakkabı eskitme maliyeti adı verilmektedir. İş kaybı, verimlilik kaybı, zaman kaybı olarak ifade edilebilecek bu maliyetleri, ev ve iş yerlerindeki gereksiz zihni meşguliyet ve benzeri kayıplarla da genişletmek mümkündür.

Enflasyonun Faktör Gelirleri Üzerindeki Etkisi

Enflasyonun etkin olduğu dönemlerde fiyatlar nominal ücretlerden daha hızlı arttığından reel ücretler devamlı düşme göstermektedir. Nominal ücretleri reel ücretler düzeyine çıkartmak için başvurulan katsayı artışı ve toplu sözleşmeler, enflasyonun yıkıcı etkilerini giderecek büyüklükte olmamaktadır. Zaten bu ve buna benzer karakterdeki istekler talep ve maliyet enflasyonuna yol açar endişesiyle ücret gelirleri enflasyon artışının altında tutulmakta ve enflasyonun gerisinde kalmaktadır.

Faiz ve kira gelirleri üzerinde enflasyonun meydana getirdiği aşınmanın önlenebilmesi, akitlerin bir enflasyon primi içerebilmelerine bağlıdır. Böylece nominal faiz oranı ve kira enflasyon oranı dahilinde yükselecek reel faiz oranı ve kira sabit kalacaktır.

İşletmeler ve karlar üzerinde ilk bakışta enflasyon olumlu etki yapıyor gibi görünmektedir. Bunun sebepleri:

• Öz sermaye ve sabit varlıkların satın alma değerleri üzerinden işlem görerek
yıpranma payı ayrılması.
• Enflasyon nedeniyle nominal satış gelirlerinin artmakta olmasıdır.

Ancak üretim süresinde karşılaşılan maliyet artışları, satış fiyatlarına yansıtılabildiği sürece, nominal karlarda görülen kabarma, yıpranma paylarının gerçekçi bir biçimde hesaplanmamasından doğmuş olacaktır. Bu karların dağıtılması ise öz sermayenin tüketilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla enflasyon, nominal karın yükselmesine, reel işletme sermayesinin eksilmesine yol açan bir süreçtir. Enflasyonunun üretim faktörlerinin gelirlerini belirsizleştirmesi bu faktör sahiplerinin ileriye yönelik planlarını alt üst etmekte ve üretim tüketim dengesinin bozulmasına yol açmaktadır.

Enflasyonun Tasarruflar ve Yatırımlar Üzerindeki Etkileri

Enflasyon, gönüllü tasarrufları azaltmaktadır. Fiyatların devamlı yükselmesi ve tasarrufun getirisi olan faizin bu artışı izleyememesi, daha doğrusu negatif reel faiz, tasarrufların başka alanlara kaymasına yol açmaktadır. Bu birikimler ya verimsiz yatırım alanları olan altına, gayrimenkule ya da enflasyonu daha da kamçılayacak tüketim harcamalarına yönelmektedir. Sonuç olarak yatırımlar için gerekli kaynaklar ekonominin kendi içinde sağlanamaz hale gelmektedir.

Yatırımlar üzerinde de enflasyonun olumsuz etkileri vardır. Kamu kesiminin ve özel kesimin yatırımları devamlı fiyat yükselmeleri nedeniyle başlangıç maliyetlerinin çok üzerinde gerçekleşmektedir. Enflasyon, işletmelerin yatırımlarının zamanında ve beklenilen maliyetlerle gerçekleşmesini önlediğinden arz talep dengesini bu yüzdende bozmaktadır. Ayrıca spekülatif kazançların karlılık oranın yüksekliği bu yöndeki girişimleri arttırmış, ekonomik fonlar üretim kaynaklarının geliştirilmesi, genişletilmesi yerine spekülatif faaliyet alanlarına yöneltilmiştir.

Arz yetersizliği ve aşırı talep mal kıtlıklarının, kara borsanın sebebi olurken bu malları ellerinde bulunduranlara haksız kazanç kapılarını aralamıştır.

Bu nedenlerle yatırımların rasyonel ve etkin dağılımı bozulduğu gibi kaynakların verimli alanlarda değerlendirilmesi de sağlanamamaktadır.

Enflasyonun Ödemeler Dengesi Üzerindeki Etkisi

Enflasyon sonucu iç piyasada üretilen malların fiyatları yükseldiğinden bunların ihracat imkanları daralmaktadır. Dolayısıyla ihracatı teşvik gayesi ile bir çok suni yöntemler (ihracatta vergi iadesi, düşük faizli ihracat kredisi verilmesi, vergisiz hammadde ve makine ithali vb...) uygulanmaktadır.

Diğer taraftan ithal malların fiyatları dengeli kaldığı sürece bunlara olan talep hızla artmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde gösteriş tüketimi eğiliminin kuvvetli olması nedeniyle zaten fazla olan ithal malları kullanım oranının, fiyatlardaki düşüklükle desteklenmesi döviz rezervlerinin erimesine yol açmaktadır. İhracatın azlığı ve ithalatın fazla vermesine sebep olan enflasyon ödemeler dengesine olumsuz etkiler yapmaktadır. İş fiyatlarının yükselmesine neden olan enflasyon döviz kurları ayarlanmadığı takdirde ihracatı azaltmak ve ithalatı arttırmak suretiyle ülkenin yoksullaşmasına yol açmaktadır.

Enflasyonun Sermaye Tekelleşmeyi Arttırıcı Etkisi

Enflasyonist bir ortamda bazı endüstri dallarının karlılıklarında artışlar olsa da ekonominin bütünü açısından ortalama kar hadlerinde düşüş gerçekleşir. Bu da serbest piyasa ekonomilerinde yatırımları olumsuz yönde etkiler. Örneğin yıpranma payları yıpranma yatırımlarını karşılamayacak kadar küçülür. Sermaye malları stokunu eski düzeyde tutabilmek için ayrılmış olan amortismanlardan daha büyük bir kaynağa ihtiyaç doğar. Öte yandan enflasyondan doğan talep artışını karşılayabilmek için kapasite artırımı gerekir. Bu yatırımların finansmanı konusunda firmaların başvurabilecekleri kaynaklar fazla değildir. Hisse senetleri karlı olmadığında fazla alıcı bulamaz. Faiz oranlarının yüksekliği borç maliyetini yükseltmektedir. Bu sebeple firmalar iç kaynaklara başvurmak zorunda kalmakta ve bu kaynakların da yetersiz olması sebebiyle ya emek yoğun yatırımlar ya da firmalar arası ortak girişimler artar bu da tekelleşmeye yol açar.

Enflasyonun Maliyeti

Enflasyonun ekonomi üzerindeki maliyetini enflasyonun öngörülüp öngörülmediğine göre analiz etmek gerekir1.
Enflasyonun bekleniyor olması halinde fiyatlarda meydana gelen değişmeler kimseye sürpriz olmayacağından etkinlik, gelir dağılımı ve çıktı üzerinde hiçbir etki meydana gelmeyecektir. Yine de bazı maliyetler ortaya çıkabilir.
Bunun nedeni ise artan fiyatlar nedeniyle ekonomide kullanılması gereken para miktarı artarken, halkın elinde mal ve hizmet üretim ve tüketimi için gerekli kaynakların yetersiz kalmasıdır.
İnsanlar gerekli reel ankes miktarını sağlamak amacıyla zamanlarının bir kısmını bankalarda para işlemleri için geçireceklerdir. Bu olaya “ayakkabı maliyeti“ denir2.
Fiyat yükselişleri nedeniyle firmalar sık sık fiyat etiketlerini değiştirmek zorunda kalır. Bu durumun oluşturduğu maliyete ise “katalog maliyeti“ adı verilir3.
Enflasyonun vergilere etkisi vergi sistemi ile ilgilidir. Eğer artan oranlı bir vergi sistemi varsa enflasyon oranının artışı vergi mükelleflerinin hızla daha yüksek vergi dilimine geçmesine neden olacaktır. Bu durumda hükümet daha fazla vergi toplayabilecektir.
Ülke ekonomisinde kamusal mal veya hizmetlerin ya da fiyatı kamu otoritesi tarafından düzenlenen malların fiyatları sık sık ayarlanmadıkça enflasyon dönemlerinde bu malların fiyatları geriler.

Enflasyonun Vergi Gelirleri Üzerindeki Etkisi

Enflasyon sonucu vergi gelirlerinin arttığı gözlenmektedir. Enflasyon dönemlerinde nominal gelirlerde artış olduğundan vergi gelirlerinde reel bir artış olup olmadığı enflasyondan doğan gelir artışlarının ne kadarını massedebildiğine bağlıdır. Ülkemizde son yıllarda vergi gelirlerinde reel bir artış söz konusu değildir. Özellikle sabit oran ve matrahlı vergiler enflasyonun etkisiyle aşınmakta ve önemli vergi kaybına neden olmaktadır.
Enflasyonun Vergi Kaçakçılığı Üzerindeki etkisi

Enflasyon reel işletme sermayelerini aşındırıcı bir özelliğe sahip olması sebebiyle işletmeler gerçek işletme sermayelerini koruyabilmek için vergi kaçırma yoluna gitmektedirler. Eğer bunu yapmazlarsa gerçek işletme sermayelerinin bir gün tükendiğini görmek durumunda kalacaklardır. Bu nedenle enflasyon, vergi kaçağını teşvik edici ve gizlenmesine yarımcı olucu bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.

Enflasyonun Bütçe Üzerindeki Etkisi

Yükselen fiyatlar kamu harcamalarını maliyetini yükseltmekte fakat gelirlerin enflasyon oranına endekslenmemesi sebebiyle reel gelirleri azaltmaktadır. Böylece devamlı açık veren bir bütçe ortaya çıkmaktadır. Devletin merkez bankasına olan borçları kabarır bu da dengesizliği arttırır.

Böylece enflasyon bütçe açıkları doğurmakta bütçe açıkları da enflasyonu besleyerek bir kısır döngü oluşturmaktadır.

Enflasyonun Sosyal ve Siyasal Etkileri

Enflasyon, sosyal ve siyasal sorunlara yol açmakta ve sosyal dengenin bozulmasına yol açmaktadır.

Enflasyonun Gelir Dağılımını Bozucu Etkisi

Enflasyon dönemlerinde dar ve sabit gelirliler zarar görürken büyük tüccar ve sanayici, serbest meslek erbabı, mal darlığını ve üretim yetersizliğini kullanarak spekülatif kar peşinde koşanlar karlı çıkmaktadırlar. Servetlerini para olarak ellerinde tutanlar paranın satın alma gücü oranında servetlerinden kaybederlerken, servetini; gayrimenkul, altın, dayanıklı tüketim malı şeklinde ellerinde tutanlar bu süreçten kazançlı çıkmaktadırlar. Dolayısıyla elde mal tutmak para tutmaktan daha karlı duruma gelmekte bu da kıtlığa ve karaborsaya yol açmaktadır. Enflasyon dönemlerinde borçlu olanla, enflasyon oranında kar ederken alacaklı olanlar bu oranda zarar etmektedirler.

Gelir bölüşümünü üreticiler ve spekülatörler lehine, sabit gelirliler aleyhine değiştiren enflasyon, gelir dağılımındaki dengesizliği zamanla arttırarak toplumda yoksulların sayısını arttırmakta ve sınırlı sayıdaki insanların aşırı zenginleşmesine yol açmaktadır.

Enflasyonun Ahlaki, Manevi ve Hukuki Değerleri Bozucu Etkisi

Üretim yetersizliği ve her şeyin satılabildiği bir piyasa mal ve hizmet kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Kara borsa eğilimi artmakta spekülatif ve haksız kazançlarla zengin olmanın yolunu bulanların lüks ve israf harcamaları çoğalmaktadır. Bu, bir taraftan toplumun ahlaki ve manevi değerlerinde bozucu etki yaparken; diğer taraftan kolay zengin olma hevesini kamçılayarak halk sağlığı mal kalitesi, insan haysiyeti gibi yüce değerlerin horlanmasına yol açmaktadır. Borçlunun daha menfaatli hale gelmesi insanlar arası ilişkilerde menfaat duygusunu öne çıkarmakta tefeciliği yaygınlaştırmaktadır.

Enflasyonun Sosyal Gerginliği Arttırıcı Etkisi

Hızlı enflasyonun yaşandığı bir toplumda bir tarafta haksız ve vergilendirilmemiş kazanç sahiplerinin lüks ve israf yaşantılarını sergileyen gazete sütunları, diğer tarafta iş bulma mutluluğuna eremeyenler ve geçinebilmek için mesaiye mesai katanlar vardır. Böyle bir toplumda gerginlikleri azaltmak oldukça zordur, bunları istismar ederek kıvılcımları yangınlara dönüştürmek ise oldukça kolaydır. Aslında, bir ülkenin sosyal yapısını değiştirmek için karşılaşılan zorlukları bertaraf etmede kullanılan en güzel araç enflasyondur.

Netice olarak birçok iktisadi, siyasi, sosyal ve ahlaki sorunlara yol açan yüksek enflasyonla bir toplumun varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Her ne kadar enflasyonda toplumun bazı kesimleri karlı çıkıyor gibi görünse de sonuç olarak enflasyon toplumun bütün kesimlerini olumsuz olarak etkiler.

ENFLASYONU ÖNLEMEYE YÖNELİK İSTİKRAR PROGRAMLARI

Dünya üzerinde karşılaşılan temel dengesizlik hali enflasyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle ülkeler enflasyonu en önemli neden olarak görmektedirler. IMF gibi uluslar arası kuruluşlar da enflasyon sorunu ile karşılaşılan ülkelere yönelik istikrar programları önermektedirler.

Enflasyonu Önlemeye Yönelik Programlar ve Özellikleri

Enflasyonu önlemeye yönelik programlar temelde ortodoks ve heteredoks programlar olarak ikiye ayrılmakta, bu programların ek önlemler ve yapısal reformlarla desteklenmesi önerilmektedir.

Ortodoks İstikrar Programları

Ortodoks (geleneksel) istikrar programları para ve maliye programları kullanarak iç ve dış dengeyi birlikte gerçekleştirmeyi esas alan programlardır. Bu programlar:

• Bütçe dengesinin sürekliliğini sağlamak
• Kambiyo kurunu sabitleştirmek
• Merkez bankasını bağımsızlaştırmak veya bağımsızlığını denetlemek
• Dış desteği sağlamak
• Toplumsal desteği sağlayıcı ortamı oluşturmak

Heteredoks İstikrar Programları

Heteredoks (çoklu) istikrar programları, ortodoks istikrar programları tedbirlerine ilave olarak uyguladıkları ücret ve fiyatlara doğrudan müdahale eden tedbirlerle üretim ve istihdam düzeyinde gerileme meydana getirmeden enflasyonu kısa sürede ve ani olarak aşağı çekmeye yönelik programlardır. Bu programlar bütün nominal çıpaları kullanarak ekonomik dengeyi sağlamaya çalışırlar.

Heteredoks istikrar programları enflasyon bekleyişlerinin hızla düşmesi için bir anahtar fiyatın temel olarak alınması ve bu konuda istikrarın sağlanması görüşündedir. Bu anahtar fiyata, “Program Çıpası“ denilir. Bunun altında yatan sebep ise akıntıya kapılan bir geminin sürüklenmesini önlemek için denize atılan çapa gibi ekonomide dengeyi ve sürüklenmeyi önleyici bir rol oynamaktadır. Bu çıpa, döviz kuru, faiz oranı, para arzı, banka kredileri, ücretler olabilmektedir. Ancak uygulamada tek bir çıpa ya fazla yük yüklenmemesi için birden fazla çıpa seçilebilmektedir.





Bununla birlikte heteredoks istikrar programları:

• Kambiyo kurunun sabitleştirilmesi
• Para ve kambiyo kredi tavanlarının belirlenmesi
• Ücretlerin ve sözleşmelerin dondurulması ve gelirler politikalarının uygulanması
• Geçici veya kısmi fiyat kontrollerinin uygulanması, gibi temeller üzerine kurulmuştur.


Ek Önlemler

Her iki program uygulamasında da makro ekonomik dengeyi çabuk ve hızlı bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla ek önlemler uygulanması gerekmektedir. Bu önlemler:

• Faiz oranlarını belirleme konusundaki şartların belirlenmesi
• Yeni bir para biriminin tedavüle çıkarılması veya sıfırların atılması
• Likit varlıkların endekslenmesi veya dövize bağlanmasının önüne geçilmesi
• İç borcun yeniden yapılandırılması, bunun için işletmeler, bankalar ve hükümet arasında kamu borçlarını düzenleyici esasların belirlenmesi.

Yapısal Reformlar

İstikrar programı uygulayan ülkelerin tekrar böyle bir istikrar programı uygulayacak duruma düşmemesi açısından istikrar bozucu unsurları ortadan kaldırmayı amaçlayan uygulamalara da yapısal reformlar denilmektedir.

• Ödemeler bilançosundaki cari hesapların liberalize edilmesi (dış ticareti engelleyici kotalar, lisanslar gibi unsurların kaldırılması)
• Mali reformların yapılması (vergi, harcama transfer sistemleri)
• Ulusal finansal piyasalar ile sermaye piyasalarının engellerden arındırılması ve finansal aracılık için yeni kurumların oluşturulması
• Emek piyasalarındaki giriş çıkış engellerinin kaldırılması ve serbestleştirilmesi

Enflasyonun Önlenmesi Konusunda Şok Programlar

Uygulamada “şok hindi-cold turkey“ olarak ifade edilen yaklaşım, nominal milli gelir artışındaki ani ve sürekli bir düşüşü ifade eder. Ekonominin belirli bir enflasyon oranında dengede olduğu bir durumda milli gelirdeki büyümenin aniden düşürülmesi halinde enflasyon oranında da belirli bir düşüş gerçekleşebilecektir.

Nominal milli gelirdeki büyümenin düşmesi toplam talep baskıları ile fiyatlar genel seviyesinde de düşmelere yol açabilecektir. Ancak milli gelirdeki düşme ile fiyatlar genel seviyesindeki düşme aynı oranda olmayabilecektir. Örneğin enflasyon beklentilerinin %10 ve reel milli gelirin 100 olduğu bir ekonomide nominal milli gelirdeki büyümenin %10 oranında düşürülmesi nominal milli gelirde %6`lık bir düşüş gerçekleştirebilecek, bu düşüşün dört puanı reel milli gelirde iki puanı da enflasyon genel seviyesinde görülebilecektir. Yani milli gelirdeki nominal bir artışın düşürülmesi aynı oranda fiyatlar genel seviyesini düşürmeyecek, etkileşim reel milli gelirde deha büyük, enflasyon seviyesinde daha küçük kalacaktır.
Şok politikalarının başarılı sonuçlar verebilmesi için şoktan sonra izlenecek politikaların güvenilirliğinin hızla yükselmesi gereklidir. Bu amaçla da kamu harcamalarındaki kesintilerin. Hemen devreye girmesi, vergi artışlarının gerçekleşmesi, talep baskısı oluşturan unsurların elimine edilmesi gerekmektedir. Yani şok milli gelir büyümesinin azaltılmasının sağladığı ara avantajlar hemen enflasyonu meydana getiren unsurların ortadan kaldırılması için kullanılırsa uygulama başarılı olacaktır.

ENFLASYON ORANI

Fiyatlar genel düzeyi ya da paranın değeri sabit olsaydı nominal milli gelir reel milli gelire eşit olurdu. Oysa, enflasyon ve deflasyonun etkisini yaşarız. Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artışa enflasyon denir. Enflasyon oranı fiyat endeksleri yardımıyla hesaplanır. Fiyat endekslerinde başlangıç yılının fiyatlar düzeyi 100 ile ifade edildiğinden sonraki yılların fiyatlarında tek tek saptanarak sonuç bulunur. Örneğin 1. yıl fiyatları 130 olmuş ise, enflasyon oranı %30`dur.

Bu açıklamalara göre enflasyon oranı şu formülle bulunur.

(t) Yılı F. Endeksi – (t-1) Yılı F. Endeksi
Enflasyon Oranı= X 100
(t-1) Yılı F. Endeksi


Enflasyonun bulunduğu düzey enflasyon oranı deyimiyle ifade edilir. Bu oranın bulunduğu düzey iktisadi analizler bakımından önemlidir. Enflasyon oranı yüksek ise söz konusu analizler güçlükle yapılır ve iktisadi yapıyı yansıtan değerler derinden etkilenir. Düşük ise enflasyonun etkileri iktisadi yapıyı yansıtan değerler daha az etkilenir.

O halde enflasyon oranı nedir?

Diyelim ki bir malın t0 anındaki fiyatı P0 olsun. Ve t1 anındaki fiyatı da P1 olsun. Bu durumda enflasyon değeri:

E = P1 – Po

olarak ifade edilir. Enflasyon oranı ise:

∏ = (P1 – P0) / P0

olarak ifade edilir.

Burada tek bir mal ,için enflasyon oranını tanımladık. Enflasyonda bir çok malın fiyatında değişiklikler meydana gelmektedir. Genel fiyat düzeyi ile ilgili genel bir orandan bahsetmek durumundaysak tüm malları içine alan, bu malların önemli derecelerini de ağırlıklar aracılığıyla hesaba katan bir oran bulmak zorundayız. Bu oranda indeksler aracılığıyla bulunur.


ENFLASYON ANALİZİ

Enflasyon üzerinde hangi faktörlerin etkili olduğunu belirtmek için çeşitli modeller geliştirilmiş ve kullanılmıştır. Şimdiki ve gelecekteki enflasyon oranı hakkında yaklaşık bilgiler elde edebiliriz.

Enflasyon oranının proje değerlendirmedeki önemi açıktır. Bunun için bir ülkedeki enflasyonun şiddetinin hangi değişkenlere bağlı olduğunu ve bu değişkenlerin işleyişi ve yapısı hakkında proje analistinin bilgi sahibi olması gerekir.

Harberger modeli ile enflasyonun dinamik analizi mümkündür. Ayrıca model parçalanarak, modeldeki bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler arasında ikili, üçlü vs. ilişkilerin belirtilmesi amacı ile ekonomotrik araştırmalar yapılabilir. Böylece bağımsız değişkenlerin enflasyon oranı üzerindeki hem tek başına hem de birlikte etkileri görülebilir.

∏ = a0 + a1yr + a2 M + a3 M t-1 + … + i t dir.

İ = ( ∏t-1 - ∏ t-2 )

Bu parasal nitelikteki denkleme, ekonominin yapısal niteliğini yansıtan (Wt) ve döviz kuru (Dt) değişkenlerini katarsak modelin yapısal denklemini elde etmiş oluruz.Böylece denklem

∏t = a0 + a1yr + a2Mt + a3M t-1 + … + i t + Wt Dt olur.

Burada

∏t = Enflasyon oranı (bağımlı değişken)
Mt = Cari yıldaki para arzının yüzde değişme oranı (bağımsız değişken)
M t-1 = Önceki dönemde para arzının değişme oranı (bağımsız değişken)
Y r = Reel GSMH. daki yüzde değişme oranı (bağımsız değişken)
i t = Para saklamanın alternatif maliyeti (yüzde değişme oranı) (bağımsız değişken)
Wt = Asgari ücret (yüzde değişme oranı) (bağımsız değişken)
D t = Döviz kuru (yüzde değişme oranı) (bağımsız değişken)

Böylece enflasyon ile enflasyonu doğuran faktörler arasındaki kurulacak ekonometrik bir model ile, faktörlerin enflasyon oranı üzerindeki etkinin derecesi araştırılabilir. Proje analisti, modelin çözüm sonuçlarına bakarak enflasyon oranını en çok etkileyen faktörleri tespit eder. Çalışmalarının yönünü bu faktörlerdeki değişmelere göre tayin eder. Örneğin enflasyon oranı en çok para arzındaki ve ücretlerdeki artışlardan etkileniyorsa gelecekte de bu faktörlerdeki artışının devam edeceği konusunda belirtiler varsa ( artışı sürdürecek ekonomi politikaları izleniyorsa ) enflasyon oranının daha da artacağı söylenebilir. Buradaki varsayım faktörlerle enflasyon oranı arasında şimdiki ilişkinin gelecekte de devam edeceğidir. Böylece enflasyon oranı hakkında daha sağlam bilgiler elde edilmiş olur. Buna bağlı olarak projeci proje değerlendirirken kullanacağı indirgeme oranını enflasyon oranına göre daha sağlıklı bir şekilde belirleyebilecektir.


ENFLASYON MUHASEBESİ
Enflasyon Muhasebesinin Anlamı :

1970`lerden bu yana bütün dünyada maliyetlerin ve fiyatlarının sürekli olarak hızlı bir biçimde artması enflasyon muhasebesine duyulan gereksinmeyi ortaya çıkarmıştır. Pek çok ülkede bir taraftan enflasyonun etkilerini azaltıcı önlemler alınırken diğer taraftan bilim adamları ve uzman muhasebeciler enflasyonla birlikte işletmelerin nasıl yaşayabileceklerini ve muhasebe sistemlerini enflasyonun etkilerini belirleyebilecek biçimde nasıl düzenlenebileceklerini araştırmaktadırlar. Başka bir değişle, günümüzdeki çalışmalar enflasyonun etkisinin firmalar üzerinde oluşturacağı güçlükleri en az düzeye düşürmek ve enflasyon içersinde firmanın faaliyetlerinin normal bir biçimde sürdürmesine olanak verecek bir düzeni sağlamaya yönelik bulunmaktadır. Her ne kadar fiyat hareketlerinin firmalar üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri gidermek konusunda Birinci Dünya Savaşından beri çeşitli yazılar yazılıp araştırmalar yapılmışsa da uygulama alanına konulmasına konusunda yoğun çalışmaların 1970`lerden sonra yapıldığı ve bu amaçla çeşitli komiteler oluşturulduğu görülmektedir.

Üzerinde yoğun çalışmalar yapılan enflasyon muhasebesini genel olarak, Tarihi maliyetlerle ifade edilmiş işletme değerlerine, fiyat değişmelerinin etkisini gösteren ve gerekli önlemleri alarak, işletme değerlerinin, gerçeği belirtmesine olanak veren muhasebe sistemleridir biçiminde, tanımlamak olanağı vardır. Enflasyon muhasebesi, genel bir kavram olup değişik uygulama biçimlerini içermektedir. Örneğin; genel fiyat düzeyi muhasebesi, cari değer muhasebesi ve kısmi önlem niteliğinde olan, stoklarda LIFO değerleme yönteminin kullanılması, yenileme fonlarının oluşturulması, gibi yöntemler bunlar arasında belirtilebilir. Bunlardan genel fiyat düzeyi muhasebesi tarihi maliyetlerin genel fiyat hareketlerine göre ayarlanmasını öngörürken; cari değer muhasebesi de tarihi maliyetlerden ayrılarak değerlemede cari değerin esas alınmasını ve tarihi maliyetlerin özel fiyat hareketlerine göre düzeltilerek cari değerlerine ulaştırılmasını öngörmektedir.

Bazen enflasyon muhasebesinin içeriğinin dar tutulduğu ve enflasyon muhasebesinden yalnızca genel fiyat düzeyi muhasebesi anlaşıldığı görülmektedir. Cari değer muhasebesinin ilgi noktasının özel fiyat hareketleri olduğu, bu nedenle enflasyon muhasebesinin konusu olamayacağı ileri sürülmektedir. Bazı mal ve değerlerin fiyatlarındaki artışların enflasyon olmadığı dönemlerde de teknolojik değişmeler ekonomik, sosyal ve hukuki nedenlerle ortaya çıktığı görüşü doğrudur. Ancak bunun terside olabilir. Bazı durumlarda işletmenin sahip olduğu varlıkların özel fiyatlarında hiçbir değişme olmadığı halde, genel fiyatlarda değişme olabilir. Bu gibi durumlarda işletmenin kendi satış ve alış fiyatlarında hiçbir değişme olmamasına rağmen gerçek kara ulaşmak için makro düzeydeki fiyat hareketlerini esas alarak düzenlemeler yapması ne derece uygundur? İşletmenin gerçek karını ve finansal durumunu etkileyen faktörler nelerdir? Burada etkili olan işletmenin sahip olduğu mal ve hizmetlerin fiyatları mı yoksa makro düzeyde saptanan fiyatlar mıdır? Kuşkusuz bu sorulara verilecek yanıtlar, kar ve sermayenin korunması kavramları ile ilgilidir.

Şurası bir gerçektir ki, enflasyon olayı görülmeyen yerde enflasyon muhasebesi de mevcut değildir. Ancak bu enflasyon olduğu dönemlerde, enflasyon muhasebesinin ilgi noktasının yalnızca her fiyat hareketleri olduğu anlamına gelmemelidir. Enflasyon muhasebesi, genel fiyat değişmeleri yanında özel fiyat hareketleri ile de ilgilenmektedir. Çünkü enflasyon muhasebesinin ana işlevi enflasyon dönemlerinde ortaya çıkan tüm fiyat; değişmelerinin (genel veya özel) işletme değerleri üzerinde oluşturduğu etkileri gidermek ve gerçek değerlere ulaşmayı sağlamaktır. Bu nedenle, özel fiyat hareketlerini esas alan ve değerlemede cari piyasa fiyatından hareket eden cari değer muhasebesi de enflasyon muhasebesinin bir alt sistemidir.

Mal ve hizmetlerin fiyatlarında oluşan değişmelerin nedenleri çok değişik ve karmaşıktır. Bu nedenle, fiyatlarda oluşan değişmelerin ne kadarlık kısmının enflasyon olayından ne kadarlık kısmının başka nedenlerden ortaya çıktığını saptamak çok zordur. Enflasyon oranının belirlenmesinde, çeşitli mal ve hizmetlerin fiyatlarında oluşan değişmelerin ortalamasından hareket edilmektedir. Ortalamaya giren mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişmeler ise, enflasyon olayından veya başka etmenlerden olabilir. Bu nedenle, genel fiyat indekslerinde bile, çeşitli fiyat değişmelerinin etkisi mevcuttur. Dolayısıyla enflasyonist fiyat artışları ile diğer fiyat artışlarını birbirinden ayırmaya yönelik savların geçerliliği yoktur.1 Bu nedenle genel fiyat hareketlerinin mevcut olduğu dönemlerde ortaya çıkan her türlü fiyat değişmeleri enflasyon muhasebesinin konusunu oluşturmaktadır.

Enflasyon muhasebesi sistemlerine yön veren esasların başında, değerleme ilkeleri ve sermayenin korunması kavramları gelmektedir. Fiyat hareketlerinin firmalar üzerinde oluşturduğu etkilerin giderilerek, karın doğru bir biçimde ölçülmesi, bu iki konunun birlikte düşünülmesini zorunlu kılmaktadır.

Enflasyon Muhasebesi:

Enflasyonun mali tablolar üzerindeki olumsuz etkilerini giderme konusundaki çözüm yollarından biri de enflasyon muhasebesidir. Enflasyon Muhasebesinin, önceki başlıkta açıklanan yöntemden farkı, milli para birimini kullanmasıdır.

Enflasyon ortamında hazırlanan mali tabloların ve bu tablolarda raporlanan karın gerçeği gösterebilmesi için, enflasyon muhasebesi kapsamında üç farklı yaklaşım bulunduğunu her yaklaşımın farklı bir yöntem geliştirdiği birinci bölümün sonunda belirtmiştik. Bu yöntemlerin hepsi enflasyon muhasebesi, adı altında toplanmaktadır. Geliştirilen yöntemler ise;

Genel Fiyat Düzeyi Muhasebesi

Enflasyon Muhasebesinin birinci yöntemi olan Genel Fiyat Düzeyi Muhasebesinde mali tablolar paranın bilanço gününde geçerli satın alma gücü ile ifade edilmektedir.

İkame Maliyeti Muhasebesi

İkame Maliyeti Muhasebesi adı verilen ikinci yöntemde, mali tablolardaki kalemler cari değerleri ile ifade edilmektedir, Bu yöntem, 2 sayılı Türkiye Muhasebe Standardında "Cari Maliyet Muhasebesi" olarak adlandırılmıştır.


Entegre Muhasebe Yöntemi

Bu Yöntemlerden ikisini birden uygulamak mümkündür, Böyle bir uygulamaya Entegre Muhasebe Yöntemi adı verilmektedir.

Genel Fiyat Düzeyi Muhasebesi Yöntem, enflasyon karşısında işletme sermayesini satın-alma gücü itibariyle korumayı hedeflerken, ikame Maliyeti Muhasebesi Yöntemi sermayeyi üretim gücü (reel) olarak korumayı hedeflemektedir,

Entegre Muhasebe Yöntemi ise, diğer yöntemlerin birbirlerine göre olan üstünlüklerini birleştiren bir yöntem olarak geliştirilmiştir.

Enflasyon Muhasebesi ve Enflasyondan Korunma Yöntemleri:

Enflasyon Muhasebesinin Tanıtılması:

Muhasebe ilkeleri açısından, nakdi kıymetler ve alacaklar hariç olmak üzere varlıkların, genelde, "maliyet bedeli" ile değerlemeye, tabi tutulması öngörülmektedir.

Bu esasın benimsendiğini, TTK, Vergi mevzuatı, Tek Düzen Muhasebe Sistemi, SPK, Bankalar Mevzuatı, Türkiye Muhasebe Standartlarında rahatlıkla görmek mümkündür.

Ancak, geleneksel değerleme ölçüleri para değerindeki düşmeyi nazara almamaktadır. Bu uygulama, finansal tabloların gerçeği belirler bir şekilde düzenlenmesini ve bunlardaki verilerin anlamlı bir biçimde kullanılmasını zorlaştırmaktadır.1

Fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi, bir başka ifade ile enflasyon ülkemizin en önemli ekonomik sorunlarından birini oluşturmaktadır. Eskiden enflasyon ara sıra ortaya çıkan bir ekonomik olay olduğundan, bunun değerleme ilkelerine etkisi pek önemli sayılmamaktaydı. Günümüzde ise, durum farklı olup; para değerinin düşmesi, iyileşmesi mümkün olmayan sürekli bir hastalık haline gelmiş bulunmaktadır.

Durum böyle olmakla beraber, geleneksel muhasebe anlayışına göre, "para değerinin sabit olduğu" varsayılmakta, değerleme ölçüleri de bu anlayışa uygun bir biçimde saptanmaktadır. Bu anlayış şeklinin hatalı olduğu i ve günümüzün şartlarına uygun olmadığı ortadadır.
Bu nedenle, paranın değer ölçme görevini tam olarak yerine getiremediğinin göz önünde bulundurularak, geleneksel değerleme ölçü¬lerinin aksayan taraflarının düzeltilmesi için bazı düzenlemelerin yapılaması gerekmektedir. Çünkü, işletmeler finansal tablolarındaki bilgileri para ile ifade etmektedirler. Paranın değeri düştüğüne göre, değer ölçme birimi de değişmiş olup, bunun da düzeltilmesi zorunludur. Bu işlem, matematiksel bir kuralın muhasebeye uygulanmasından başka bir şey değildir.
Geleneksel değerleme ölçülerinin yetersizliğinin ortadan kaldırılması amacıyla yapılacak olan bu işlemlere enflasyon muhasebesi denmektedir. Bir başka ifade ile enflasyon muhasebesi paranın değerinin değişmediğini varsayan geleneksel değerleme ölçülerine göre finansal tablolarda yer alan kalemlerin uygun değerleme ölçüleri (veya katsayıları) ile düzeltilmesi işlemidir.
Böylece, zaman veya yer itibariyle değişmeyen ortak bir ölçü biriminin kullanılması sağlanmış olacaktır.

Enflasyon Muhasebesinin Amacı :
Tarihi değerleri düzeltmeyi hedef alan enflasyon muhasebesinin iki temel amacı bulunmaktadır. Bu amaçlar,
- Finansal tabloların gerçeğe uygun hale getirilmesi ve
- Sermayenin gerçek değeri ile korunmasıdır.
Aslında bu amaçlar enflasyonun etkilerini ortadan kaldırmayı ifade etmektedir. Bu amaçların gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır.

Finansal Tabloların Gerçeğe Uygun Hale Getirilmesi
Bilindiği gibi muhasebede ölçü birimi ulusal para birimidir. Enflasyon dönemlerinde muhasebenin temel ilkelerinden maliyet esası ve ihtiyatlılık ilkesi nedeniyle bu ölçü değerini kaybeder. Bir başka ifade ile, muhasebede¬ki kayıtlar ve dolayısıyla finansal tablolar işletmelerin gerçek durumunu yan¬sıtmaktan uzaklaşırlar. Çünkü, işletmelerin varlık ve kaynakları, farklı satın alma güçlerini ifade eden değerleriyle raporlanırlar. Bu ise, ilgili kişi ve kuru¬luşların karar vermede temel dayanağı oluşturan, finansal tabloların, karşılaştırılabilirliğini ve güvenilirliğini ortadan kaldırır ve yanıltıcı analizler yapılması sonucunu ortaya çıkarır. Bu bakımdan, finansal tabloların gerçeğe uygun hale getirilmesi bir zorunluluk haline gelmektedir.
Enflasyon nedeniyle değer kaybeden ulusal paranın ölçü birimliğinden çıkarılması düşünülemeyeceğine göre, değerleme ölçüsünün değiştirilmesi gerekmektedir.
Enflasyon muhasebesi, değerleme ölçüsünü değiştirerek, finansal tablo¬ların, tüm kullanıcılara, karşılaştırılabilir ve gerçeğe uygun bilgi sunmasını hedef almaktadır.

Sermayenin Gerçek Değeri ile Korunması :
Enflasyon döneminde, işletmelerin karları ve dolayısıyla öz kaynakları, genelde artma gösterir. Ancak, bu artmanın önemli bir kısmı gerçek olmayan nominal artışı ifade eder. Amaç, öz kaynaktaki nominal artışı değil, gerçek artışı, satın alma, gücü bakımından artışı sağlamak olmalıdır. Bunu kolay bir şekilde anlatabilmek açısından şöyle bir benzetme yapmak yararlı olur kanısındayız. Bir işçinin ek bir satın alma gücü yaratamayan nominal ücret artışı, bir ülkenin üretimindeki gerçek artmayı belirlemeyen nominal milli gelir artışı ne kadar önemsiz ise, bir işletmenin öz kaynağındaki gerçek kara dayanmayan artış da, o kadar önemsizdir. Firmaların belirli bir dönemde öz kaynaklarındaki artma tutarının gerçeğe uygun bir biçimde hesaplanabilme¬si de, nominal ücretten reel ücrete, nominal milli gelirden reel milli gelire geçişte olduğu gibi, nominal öz sermayeden gerçek öz sermayeye geçişi öngören bir uygulamanın yapılmasına bağlıdır.
Enflasyon muhasebesi, işletmenin varlıklarını, kaynaklarını, gelir ve giderlerini düzelterek, işletmenin reel kar veya zararını belirlemektedir. Bu düzeltme işlemi, öz kaynağın ekonomik anlamda korunmasını gerçek¬leştirmektedir. Düzeltilmiş olan öz kaynak tutarı, kar elde etme bakımından sıfır noktasını oluşturmalı ve bunun altındaki değer ekonomik açıdan zararı, üstündeki değer ise karı belirlemelidir. Çünkü, nasıl ki bir işçi için satın alma gücünü arttırmayan nominal ücret artışı ekonomik açıdan bir güçlenmeyi ifade etmezse, işletme için de nominal sermaye artışı aynı şekilde bir güçlenme (kar) olarak kabul edilemez.
Ekonomik anlamda kar elde edilmediği halde, varlıkların daha düşük değerli para birimine göre ölçülmesinden meydana gelen görünüşteki kar (gerçek olmayan kar) üzerinden vergi, temettü, prim vb. gibi şekillerde ödemelerde bulunulmasını ve öz kaynağın farkına varılmadan dağıtılmasını önlemek bakımından, geleneksel değerleme ölçülerinin "gerçek öz kaynağı" esas alarak düzeltilmesi gerekmektedir.
Satış fiyatlarının gerçeğe uygun bir şekilde tespiti, amortisman yoluyla yeterli fon ayrılması, sermaye artırımında eski ortakların haklarının korun¬ması, ödeme gücüne uygun kredi temin edilmesi bakımından da, finansal tabloların düzeltilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bu yöntemlere ilişkin açıklamalar ve örnekler ileri ki bölümlerde yapıla¬caktır. Ancak şunu ifade etmek gereklidir ki, GFDM de uygulama kolaylı ve gerçeğe daha uygun olma gibi nedenlerle hem ulusal hem de uluslar arası muhasebe standartlarında karma yöntem ağırlıklı olarak uygulanmaktadır.

Enflasyondan Korunma Yöntemleri :
Enflasyonun, işletmeler ve işletmelerin finansal tablolarındaki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak, muhasebe tarafından üretilen bilgilerin doğru¬luğunu sağlamak için çeşitli yöntemler önerilmiştir. Önerilen yöntemlerin hepsinin amacı, paranın satın alma gücündeki değişmelerin muhasebe bilgi¬leri üzerindeki etkisini hesaplamak ve azaltmaya çalışmaktır.
Bu yöntemleri, alışılagelmiş muhasebe anlayışı açısından yani tarihi maliyetler muhasebesine uygunlukları bakımından ikiye ayırmak mümkündür:
- Kısmi Nitelikteki Yöntemler,
- Genel Nitelikteki Yöntemler.

Enflasyonun Etkilerini Giderici Kısmi Nitelikli Yöntemler
Ülkemizde çok uzun yıllar süregelen yüksek oranlı, enflasyon, işletmel¬erde fiktif kazançların oluşmasına yol açmakta ve enflasyon kazançlarını vergi dışında tutacak müesseselerin yetersizliğinden dolayı bu tür kazançların vergilendirilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durum işletme sermayelerini aşındırarak, işletmelerin ticari hayatta tutunmalarını zorlaştır¬maktadır. Enflasyonun işletmelerin bünyelerinde vergisel yolla yarattığı olumsuz süreci durdurmak ve işletme bilançolarının enflasyon karşısında, sürekli değer kaybetmesini önlemek amacıyla VUK'nda bir takım müesse¬seler oluşturulmuştur.
Bu tür uygulamalar, vergi kanunlarının enflasyon durumunu kısa devreli olarak gözetmesi ve diğer önlemlerle birlikte yenileme değeri odağında toplanır.
Ayrıca bu uygulamalar, alışılagelmiş geleneksel muhasebe uygulaması¬na ters düşmeyen ve muhasebe süreci içerisinde enflasyon muhasebesi düzeltmeleri öneren yöntemlerdir. Yani tarihi değerler muhasebesi ile ters düşmezler.

Enflasyon Muhasebesi Yöntemleri :

Genel Olarak :
Ekonomide meydana gelen fiyat hareket!eri, gerek işletmelerin işleyişlerini, gerekse muhasebeyi önemli ölçüde etkilemektedir. Bu durum fiyat hareketlerine karşı, muhasebede önlem alınmasının gerekli olduğunu ortaya koymaktadır.
Ekonomik analizlerde fiyat değişimleri, nispi fiyat hareketleri ve fiyatlar genel düzeyindeki değişmeler olmak üzere iki grupta toplanmaktadır. Nispi fiyat değişmeleri, bazı mal ve hizmetlerin fiyatlarının diğer mal ve hizmetlerin fiyatlarına oranla alçalıp yükselmesidir. Nispi fiyat değişmeleri bazı mal ve hizmetlerinin fiyatlarının diğer mal ve hizmetlerle olan değişim oranlarında bir değişme olmasıdır. Fiyatlar genel düzeyindeki değişmeler ile, fiyatlarındaki değişme bütün mal ve hizmetlerin ya da büyük bir kısmının ayın yönde değişmesidir. Nitelik yönünden birbirinden çok farklı olan bu iki grup fiyat değişikliğinin, işletmelere dolayısıyla muhasebe üzerine etkileri farklı olacaktır.

Fiyat Hareketlerine Karşı Önerilen Kısmi Önlemler :
Daha çok nispi fiyat hareketlerinin etkilerini gidermeyi amaçlayan ve geleneksel muhasebe ilkelerinden hemen hiç birinin, terk edilmesini gerektirmeyen önlemlere kısmi önlemler denir.1 Kısmi düzeltme önlemleri, bir ya da bir grup bilanço ya da gelir kalemlerinin düzeltilmesini amaçlamaktadır.
Bu yöntemlerde açık ya da gizli olarak ekonomide yüksek enflasyonun olmadığı; ancak nispi fiyat değişmelerinin işletmelerin ekonomik ve mali yapısını olumsuz yönde etkilediği kabul edilmektedir. Bu nedenle gelenek muhasebe ilkelerinin terk edilerek sistemin aksayan yönlerini düzeltmek söz konusudur.2 Düzeltme tedbirleri şunlardır:
- Amortismana tabi iktisadi kıymetlerde yeniden değerleme
- Azalan bakiyeler yöntemine göre amortisman ayırımı
- Duran varlık yenileme fonu
- Gayrimenkul ve iştirak hisseleri satışından doğan karın sermayeye eklenmesinde, üretim tesislerinin ayni sermaye olarak konulmasında vergi bağışıklığı
- Stokların değerlendirilmesinde LİFO yöntemi
- Yatırım indiriminde yeniden değerleme
- Gayrimenkul İştirak hissesi ve amortismana tabi malların satışında; arsaların inşaata tahsisinde, bu varlıkların maliyetlerinin yeniden değerleme katsayısı ile revize edilmesi
- Tahvil ve hazine bonosu faizleri, mevduat faizleri ve repo gelirlerinin vergilendirilmesinde indirim oranı uygulanması.
Bütün bu yasal düzenlemelere karşın ülkemizde gerçek anlamda enflasyon muhasebesinin uygulandığını söylemek mümkün değildir. Bunlar son yirmi yıldır yaşanan şiddetli enflasyonun sakıncalarını bir ölçüde azaltmak için getirilen, kısmi ve geçici çözümlemelerdir.1

Fiyat hareketlerine Karşı Önerilen Köklü Önlemler
Fiyatlar genel düzeyindeki değişmelerin işletmeler üzerindeki etkilerini gidermeyi amaçlayan ve geleneksel muhasebe ilkelerinden bir kısmının kısmen ya da tamamen terk edilmesini gerektiren önlemlere köklü önlemler denir.
Ülkemizde son yirmi yıldır yüksek enflasyon kronikleşmiş ve 1990'dan bu yana yıllık ortalama %70`lere ulaşmıştır. Bu düzeyde bir enflasyon muhasebe üzerinde tüm olumsuz etkilerini sürdürmeye devam ettiğinden alınacak önlemlerin köklü olması gerektiği açıktır.2 Köklü önlemler paranın değerinin önemli ölçüde değiştiğini kabul etmekte ve bu nedenle de geleneksel muhasebenin bu gerçeği kabul etmeyen ilkelerini önemli ölçüde değiştirmektedir. Enflasyonun muhasebe üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesini amaçlayan köklü önlemler kronolojik olarak şöyle sıralanabilir.

Genel Yeniden Değerleme Yöntemi :
Para sisteminin tümüyle çöktüğü hallerde kullanılan bir yöntemdir. Para tüm fonksiyonlarını yitirince ülkede yeni bir para birimi belirlenmekte ve işletmenin aktif ve pasifine dahil bütün kalemleri n değerleri eksperler yardımı ile yeni para birimi cinsinden belirlenmekte; ve işletmeler bu yeni değerleri kabul ederek muhasebe sistemini yeniden kurmaktadır. Bu yöntem birinci dünya savaşından sonra en geniş şekli ile Almanya'da uygulanmıştır. Almanya'da 1923`te para sistemi çökünce zorunlu ve genel yeniden değerleme yöntemi Almanya'da yürürlüğe konmuştur.3
Genel yeniden değerleme yöntemi bilanço kalemlerinin bir kısmının yeniden değerlendiği ve diğerlerinin olduğu gibi bırakıldığı kısmi yeniden değerlemeden tümüyle farklıdır. Genel yeniden değerlemede temel amaç, para sisteminin tümüyle çökmesinden sonra yeni ve istikrarlı bir döneme girilirken, tamamıyla geçerliliğini yitirmiş muhasebe sistemini yeniden inşa etmektir. Bu nedenle genel yeniden değerleme çok az başvurulan, gerek ekonomik gerekse hukuki yönden pek çok sakıncaları bulunan olağanüstü dönemlere ilişkin bir yöntemdir.4 Genel yeniden değerleme yönteminin uygulanmasından sonraki dönemde enflasyon olmaması da yöntemin temel koşulunu oluşturmaktadır. Zira genel yeniden değerlemeden sonra, enflasyonun devam etmesi halinde; işletmeler kısmi yeniden değerlemeye gitmek zorunda kalacaklar. 1925 yılında Avusturya, Macaristan ve Polonya`da uygulanmıştır.
Altın Esası Yöntemi :

1923'ten roma Almanya'da uygulanmış bir yöntemdir. Yöntemin temelini, bilançonun bütün kalemlerinin altın para ya da altına bağlı yabancı para cinsinden ifade edilmek suretiyle yeniden düzenlenmesi oluşturmaktadır. Böylece bilançoların homojenliği sağlanmaktadır. Düzeltme yapılıp bilançolar homojen hale getirildikten sonra , ertesi yıl yalnızca paranın yeniden değerine göre yapılacak bir düzeltme, amacın gerçekleşmesine yetecektir. Altın esası ya periyodik ya da sürekli olarak uygulanabilir. Periyodik uygulandığında, mali tabloların geleneksel muhasebe ilkelerine uygun olarak düzenlenmekte, düzeltme işlemleri belli dönemlerde uygulanmaktadır. Sürekli uygulamada ise kıymet hareketleri muhasebe kayıtlarına geçirilirken aynı zamanda açılacak diğer bir sütuna da altın karşılığı ile kaydedilmektedir.1
Cari para ile yapılmış işlemlerin altın para işle karşılığının bulunabilmesi için olayın cereyan ettiği güne ait altın borsa değeri esas alınmaktadır. Çift sütunlu muhasebe adı da verilen bu yöntem ile muhasebe dönemi sonunda biri geleneksel muhasebe ilkelerine göre düzenlenmiş olan resmi nitelikteki kağıt para bilançosu, diğeri de altın esasına göre gerçek durumu gösteren altın para bilançosu olmak üzere iki ayrı bilanço elde edilmektedir. Günümüzde bazı firmalarca kullanılan dövizli muhasebe sistemi bir ölçüde bu yöntemden esinlenmiştir.
Altın esası enflasyon muhasebesinin öncüsü olması bakımından önemlidir. Altının piyasa değeri yerine düzeltmelerde fiyat endekslerinin kullanılması günümüzdeki enflasyon muhasebesi yöntemlerinin başlangıcını oluşturmuştur.2

Enflasyon Muhasebesi Yöntemleri :
Geleneksel muhasebenin enflasyonist dönemlerde yetersiz kalması üzerine çeşitli enflasyon muhasebesi yöntemleri önerilmiştir. Tüm enflasyon muhasebesi yöntemlerinde geleneksel muhasebe ile enflasyon muhasebesi birlikte yürütülmekte; ve enflasyon muhasebesi genellikle periyodik olarak uygulanmaktadır. Nispi ve genel fiyat hareketlerinin ayrı ayrı ya da birlikte dikkate alınmasına göre 3 tip enflasyon muhasebesi yöntemi ortaya çıkmıştır.

Genel Fiyat Düzeyi Muhasebesi :
Genel fiyat düzeyi muhasebesinde, genel bir fiyat endeksi yardımıyla mali tablolarda farklı satın alma gücü ile yer alan değerlerin, belli bir tarihteki satın alma gücü ile ifade edilmesi yöntemin esasını oluşturmaktadır. Böylece Mali tabloların homojenliği sağlandığı gibi, sermayenin satın alma gücü cinsinden korunması ve parasal değerleri elde, bulundurmaktan dolayı ortaya çıkan kayıp ve kazançların (enflasyon kayıp ya da kazancının) mali tablolarda yer alması da mümkün olmaktadır. Genel fiyat düzeyi muhasebesinde, paranın satın alma gücü değişmemektedir ilkesi dışında geleneksel muhasebenin tüm ilkeleri aynen korunmaktadır.
Bu yöntemde nispi fiyat hareketleri geleneksel muhasebede dikkate alındığı ölçüde hesaba katılmaktadır. Başka bir deyişle düzeltilen değerlerin cari piyasa değerleri düzeltilmiş değerlerden düşük olduğu takdirde söz konusu değer düzeltilmiş mali tablolarda cari piyasa değeri ile yer almaktadır. Genel fiyat düzeyi muhasebesi geleneksel muhasebenin düzenlemiş olduğu mali tablolara ve sağladığı verilere dayanmaktadır.

Kronik Yüksek Oranlı Enflasyonun Geneli
Enflasyon Kötü Bir Şeydir?
Enflasyon Ekonomik Bir Sorundur :
Enflasyon, ekonomik sistem üzerinde birbirine bağlı dört nedenle rahatsızlıklara neden olmaktadır :
- Enflasyon para biriminin satın alma gücünü aşındırmaktadır. Yani enflasyo vergisi koymaktadır. Parada erozyon bekleyişleri, halkın para ve para birimiyle isimlendirilen diğer aktifleri tutma arzusunu azaltmaktadır. Enflasyo¬nun, kısa dönemde olumlu etkileri olsa bile uzun dönemdeki etkileri kesinlikle negatiftir.
- Herhangi bir zaman diliminde, enflasyon oranı çoğu kez halka sürpriz yapar. Böylece bireyler ve firmalar başlangıçta planladıklarına göre farklı satın alma gücüne sahip olurlar. Eğer fiyat düzeyi beklenildiğinden daha fazla artmış¬sa bu durum ekonomik birimlerden borçlu olanlar için hoş alacaklı olanlar için kötü bir sürpriz olur.
- Herhangi bir anda, gelecekteki belli bir zaman aralığında enflasyon oranının ne olacağı belirsizdir. Fiyat düzeyindeki böyle bir belirsizlik ekonomik planların daha rassal ve spekülatif olmasına neden olur. Bu durum ekonomik faaliyetleri olumsuz kötü yönde etkiler.
- Enflasyon bir ekonomideki fiyat yelpazesini oluşturan fiyatlardaki artışın ağırlıklı orta,lamasıdır. Piyasa ekonomisinde fiyatlar farklı oranlarda yükse¬lir. Ancak enflasyon fiyat hareketleri arasındaki değişmelerin oranını değiştirir. Enflasyon nispi fiyat dağılımını sistematik olmayan bir şekilde aşırı ölçüde de¬ğiştirir. Böylece bir yandan fiyat sistemi mal ve hizmetlerin nispi kıtlığını tam olarak yansıtamaz, öte yandan gelecekteki fiyatların öngörülmesi güçleşir.

Beklenen Enflasyon ve Para Tutma Eğiliminde Değişme
Bir kez enflasyon ortaya çıkınca, halk enflasyonun devam edeceğini bekle¬meye başlar. Dolayısıyla halk para birimiyle belirlenmiş herhangi bir aktifin satın alma gücündeki kaybı öncelemek ister. Parayla isimlendirilmiş finansal aktifin bek¬lenen değer kaybı ancak aktifin getirisinin yükselmesiyle telafi edilebilir.
Bir ekonomide para tutma arzusundaki azalmanın olumlu ve olumsuz et¬kileri vardır. Olumlu olarak, halk servetini paradan başka bir değere kaydırabi¬lir. Örneğin bir birey bir şirketin çıkardığı pay senedini ya da faiz getirisi olan bir finansal kıymeti satın alabilir. Bunların satın alımları prodüktif faaliyeti finanse eder ve sermaye oluşumuna katkı yapar, Finansal kaynaklar arttıkça fiyat oranları düşme eğilimine ¬girer, pay senetlerinin fiyatları yükselir. Bu açıdan bakıldığında, enflasyon olasılığı, J.M. Keynes'in Genel Teoride ortaya attığı spekülatif para tutulmasını azaltmaktadır.
Olumsuz olarak, halk ve firmalar enflasyon bekleyişi nedeniyle daha az para tutacaktır. Keynes'e göre, işlem güdüsüyle tutulan para bireylerin ve firma¬ların daha etkin bir şekilde ödeme yapmalarına olanak verir. İhtiyat güdüsüyle tutulan para insanların acil ihtiyaçlarım ve bazı fırsatları değerlendirmesine katkı yapar. Yani daha küçük nakit ankesin tutulması bireyler ve firmaların işlem yapmasını güçleştirir ve onları fırsatlar karşısında hazırlıksız bırakır. Reel anlamda, bu durum ekonominin çok pahalı bir şekilde işlemesine neden olur.
Öte yandan insanlar servetlerini altın, antik eşya ya da döviz gibi produktif olmayan alanlara kaydırırsa, finansal dolaşımda kullanılacak para çekilmiş olacaktır. Oysa kısa vadeli kredi, üretime ve ticarete çalışma sermayesi sağlaması açısından çok önemlidir. O halde elde tutulan paradaki azalmanın üretim üzerinde reel sonuçları olacaktır.
Son yıllarda insanlar yanlarında daha az para ve parayla isimlendirilmiş aktifler tutmaktadır ya da finansal aktiflerin getirilerinin yükselmesine neden olmaktadır.1

Enflasyon Sürprizleri :
İnsanlar tüketim, tasarruf, aktif tutma, pasif pozisyonları ve sözleşmelerle ilgili kararlarını formüle ederken gelecekteki enflasyonla ilgili bekleyişleri göz önünde tutarlar. Bir enflasyon sürecinde, enflasyon oranı değişebilir ve insanlar bekleyişlerinde yanılabilirler. Enflasyon sürprizi her bireyin durumuna bağlı olarak arzulanabilir ya da arzulanmayan sonuçlara neden olabilir. Beklenen enflasyon yanlış bir şekilde ekonomide satın alma gücünün tahsisini etkiler. Enflasyon oranı beklenenden daha yüksek çıkarsa, ödünç verenler satın alma, gücünü ödünç alıcılara transfer ederler. Böylece expost reel getiri oranı exante reel getiri oranından daha yüksek olur. Böylece enflasyon özellikle borçlular, açısından bir sürpriz kazanç yaratır. Genellikle de verimliliği yüksek olan firma¬lar daha fazla borçlanır. Çünkü genellikle onlar daha fazla emek istihdam eder¬ler. Hammadde ve yarı mamul madde satın alırlar. Eğer enflasyon beklenenden daha yüksek çıkarsa çıktı fiyatları başlangıçta beklenenden daha fazla yükselir. Firmalar beklediklerinden daha fazla kar elde ederler.
Kuşkusuz bazıları için enflasyonun beklenenden daha yüksek çıkması hoş olmayan bir sürprizdir. Çalışanlar, bankalar, hammadde sağlayanlar bekle¬diklerinden daha az satın alma gücü elde ederler. Kuşkusuz bu grupta yer alan¬lar daha sonraki sözleşmelerinde bunu telafi etmeye çalışırlar. Ancak bu sırada da bazı hoş olmayan sürprizler yaşanabilir. Örneğin yeni finansal aktiflerin faiz getirileri beklenen enflasyona göre belirlendiğinden, ekonomik birimlerin elle¬rinde bulunan eski finansal kıymetlerin değeri düşer. Böylece bireyler ve firmalar satın alma gücü kaybıyla karşı karşıya kalırlar.

Fiyat Düzeyinde Belirsizlik :
İdeal bir enflasyonda, herkes enflasyon oranını doğru olarak öngerecek ve tüm mal ve hizmetlerin fiyatları eşanlı olarak aynı oranda yükselecektir. Böyle bir durumda enflasyon herhangi bir sürpriz ve belirsizlik yaratmayacaktır. Yani göreli (nispi) fiyatların birbirine oranı değişmeyecektir. Böyle bir enflas¬yonun ekonomik maliyeti yalnızca para ankesleri üzerindeki vergi olacaktır.
Ne var ki, hiç kimse gelecekteki fiyat düzeyinin ne olacağını tam olarak ön¬ göremez. Belirsizliğin derecesi bir bireyin beklediği enflasyon oranının gerçekleşen enflasyon oranının hangi oranda üstünde ya da altında olduğuna bağlıdır. Güven aralığı ne kadar genişse, bireylerin belirsizliği o kadar büyük olacaktır.
Herhangi bir beklenen enflasyon oranında, buna ilişkin belirsizliğin daha az ya da daha büyük olması insanların riski ne kadar sevdiğine bağlıdır. Yani herhangi bir beklenen enflasyon oranında, farklı derecede fiyat belirsizlikleri halkın farklı bir şekilde davranmasına neden olur. Herhangi bir beklenen enflasyon oranında halkın enflasyon bekleyişlerinin güven aralığı ne kadar genişse tahviller daha düşük bir fiyatla daha yüksek ıskontoyla satılacaktır.
Sezgiler ve deneyimler, bir veri zaman diliminde enflasyon bekleyişleri ne kadar yüksekse, ona bağlı belirsizliğin o kadar yüksek olduğunu ortaya koy¬muştur.
Beklenen enflasyon gibi fiyat düzeyindeki belirsizlik de insanların yanla¬rında para tutmalarım olumsuz yönde etkilemektedir. Bununla birlikte beklenen enflasyondan farklı olarak fiyat düzeyi belirsizliği tüm aktiflerin ve para birim¬leri isimlendirilmiş tüm sözleşmelerin reel getirilerini daha uzun vade ve daha yüksek riskle karşı karşıya bırakarak zarar vermektedir. Herhangi bir kredi piyasasında fiyat düzeyi belirsizliğinin çok yüksek olması, piyasanın riskini arttıra¬cak ve vadeler kısaltılacaktır. Çünkü kısa vadeli kredi piyasasında beklenen fiyat düzeyi riski daha az belirsizdir. Böylece enflasyon finansal piyasalardaki daha uzun vadeli faiz oranlarını ondan çok riskli hale getirerek ortadan kaldırmaktadır. Aynı nedenle fiyat düzeyi belirsizlikleri sözleşme vadelerini kısalt¬maktadır. Uzun vadeli sözleşmelere göre alım satım yapılması çok riskli hale gelmektedir. Aktiflerin ve sözleşmelerin vadelerinin kısalması, bir endüstriyel ekonominin prodüktif kapasitesinde istenmeyen gelişmelere neden olmakta¬dır. Sermaye oluşumu gibi bazı ekonomik faaliyetlerin uzun vadeli finansman ve sözleşme müzakereleri yapılması zararlıdır ve prodüktif süreç üzerinde bir reel maliyet ve belirsizlik meydana getirir.

Göreli Fiyat Dağınıklığı :
Enflasyonun kötü bir şey olmasının bir başka nedeni bir ekonomide mal ve hizmetlerin göreli fiyatlarının dağınıklığına neden olmasıdır. Enflasyonun önemsiz olduğu ekonomilerde bile, arz ve talep koşullarını değiştirdiği için zaman içinde fiyatlarda kayma yaratır. Kuşkusuz bu kötü bir durumdur. Çünkü birinci olarak göreli fiyatların yanlış sıralanması, piyasada faaliyet gösterenlere cari arz ve talep koşullarıyla tutarlı olmayan sinyaller verir: İkinci olarak gele¬cekteki göreli fiyatların daha belirsiz olmasına neden olarak yapılacak işlerle ilgili planları karmaşık hale getirir. Bir diğer deyişle enflasyon yalnızca mal ve hizmetlerin parasal fiyatlarını arttırmaz, aynı zamanda göreli fiyatlarda da deği¬şikliğe neden olur. Yüksek enflasyon ortamında farklı parasal fiyatlar, reel piya¬sa değişikliklerini yansıtanlar dışında farklı oranlarda yükselir.
Enflasyonun göreli fiyat dağınıklığına ortam hazırlamasının bir diğer nede¬ni, parasal fiyatların sık sık başvurulan fiyat kontrolleri (yasalarla, kurumsal iliş¬kilerle ve adetlerle oluşturulan) nedeniyle yapışkan hale gelmesidir. Ayrıca bunun için reklamların ve katalogların değiştirilmesi (mene maliyetleri) gerekir, Bunun sonucu olarak, nispeten uzunca bir dönem fiyatlar yapışkan kalır ve sonra birden büyük bir oranda sıçrama yapar. Göreli ya da reel fiyatlar zaman zaman zıplama¬larla yükselir. Karşılarında önemli bir rekabet baskısı olmayan ve talebi az esnek olan firmalar ise fiyatlarını sık sık aralarla kolayca yükseltebilir. Böylece, ortalama fiyatını yükselterek kendisine nakit akımı ve finansman sağlarlar.
Fiyat yapışkanlıklarının bir diğer nedeni sözleşmeye bağlanmış parasal fiyatlardır. Yasal ya da zımni anlaşmalarla saptanan fiyatlar sözleşmeler sona erinceye kadar değişmez.
 
Paylasım icin tesekkurler.
 
Rica ederim.
 
Paylaşım için teşekkürler
 
Enflasyon Nedir?

Enflasyonun kabul edilmiş en genel tanımı; bir ülkede mal ve hizmetin satın alındığı fiyatın, sürekli olarak artış göstermesidir. Diğer bir tanımda ise fiyatlar genel düzeyinin sürekli artmasından ve paranın değerinin düşmesinden bahsedilir. Fiyatlar genel düzeyi de piyasada alım – satıma konu olan mal ve hizmetlerin belli bir dönemdeki ortalama fiyatlarıdır.

Yukarıdaki tanıma bağlı olarak enflasyonu, tek bir ürünün fiyatının artması veya fiyatın bir kereliğine yükselmesi olarak anlamamalısınız. Çünkü enflasyondan bahsederken, tek bir maldan değil, bir mal ve hizmet grubundan bahsedilir. Bu mal ve hizmet grubu, ülkemizde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından belirlenmektedir.

Anlaşılacağı üzere enflasyondan bahsedebilmek için 2 unsur gerekiyor. Bunlardan biri; fiyatların değil, fiyatlar genel düzeyinin artmasıdır. İkincisi ise bu artışın sürekli olmasıdır. Türkiye’de Eylül ayında enflasyon yüzde 6 arttı dendiği zaman anlamanız gereken; belirlenen mal sepetinde fiyatlar genel düzeyinde sürekli bir artışın söz konusu olduğudur.

Enflasyon genel olarak fiyat artışı ve hayat pahalılığı ile karıştırılmaktadır. Fiyat artışı dediğimiz şey, bir malın fiyatının sürekli artması veya genel olarak malların fiyatlarında bir kereliğine artış gözlenmesidir. Bu enflasyondan farklı bir durumdur. Hayat pahalılığı da aynı şekilde enflasyondan farklı olarak, bir yerde fiyatların başka bir yere göre yüksek olması şeklinde tanımlanır.

Örneğin; İngiltere’de ayakkabı fiyatları, Türkiye’ye göre yüksek olabilir. Bu, İngiltere’de enflasyonun Türkiye’den yüksek olduğu anlamına gelmez. Ayakkabı fiyatları geçmiş enflasyon oranlarına göre artmış ve günümüzde bu oran yüzde 2 civarında olabilir. Bu durumda, İngiltere’de enflasyondan değil, hayat pahalılığından söz edilebilir. Aynı şekilde İngiltere’de ayakkabı fiyatlarının artması, sadece fiyat artışıdır.

Enflasyonun en önemli özelliği; toplam mal ve hizmet arzının, toplam talebi karşılayamaması durumudur. Merkez bankalarının öncelikli görevleri arasında olan enflasyon, alım gücünü düşüren bir orandır. Hedef olarak belirlenen enflasyon oranı ise fiyat istikrarını göstermektedir. Yani insanların tüketim, yatırım ve tasarrufa yönelik yararlarında dikkate almaya gere duymadıkları ölçüde düşük bir enflasyon oranının sürekliliğine ifade etmektedir.

 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst