Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Mustafa Kemal Atatürk, 1881 (Rumi 1296) yılında Selanikte Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesinde bugün müze olan üç katlı bir evde dünyaya geldi. Babası o sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, Annesi Zübeyde Hanımdır. Baba tarafından dedesi, ilkokul öğretmeni olan Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise, Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Efendidir.
___________________________________________________________________
Atatürkün babası Ali Rıza Efendi, Selanikte 1839 yılında doğdu. Selanikte Abdi Hafız Mektebinde okuduğunu ve Vakıflar İdaresinde ikinci katip olarak memuriyet yaptığını bildiğimiz Ali Rıza Efendi, sonradan Rüsumat İdaresine girmiş ve Gümrük Memurluğu görevlerinde bulunmuştur.
Ali Rıza Efendinin gümrük muhafaza memurluğu görevi, Selanik yakınlarında, Olimpos Dağı eteklerinde bulunan Katerin Kazasına bağlı Papazköprüsü (Çayağzı)nde idi. Selanik ile bütün civarının ve hatta İstanbulun odun ve odunkömürü ihtiyacını temin eden bu bölgede bir kaç yıl görev yaptıktan sonra Rüsumattan da ayrılır. Ayrılmasında, bu bölgede asayişin gittikçe bozulması ve Rum çetelerinin devamlı baskınlarla huzuru bozmaları rol oynamıştır. O yıllarda yeni evli olan Ali Rıza Efendi, eşini bu karışık ortamdan kurtarmak istemiştir. Onun buradaki görevinin 1870lerden itibaren 1880-1881 yıllarına kadar devam ettiği biliniyor. Bu tarihlere göre Ali Rıza Efendi, evlendiği tarihlerde ve Mustafa Kemal doğduğu sıralarda Çayağzındaki bu görevde idi. Nitekim, Zübeyde Hanım, Mustafa Kemalin doğduğu günlerden bahsederken, O zamanlar Ali Rıza Efendinin memuriyeti Selanik civarında Çayağzında idi, bazı geceler eve gelmiyordu der.
1935 yılında ele geçirilen ve Ali Rıza Efendiye ait olduğu tespit edilen bir fotoğrafla ilgili olarak yapılan araştırmalar sonucu, onun 1876-1877 yıllarında Selanikteki Asakir-i Milliye Taburunda Birinci Mülazım, Üsteğmen rütbesiyle görev yaptığını öğreniyoruz. Mensubu olduğu Selanik Asakir-i Milliye Taburu 1876 Osmanlı-Sırp Savaşının başladığı günlerde Şura-yı Devlet Başkanı olan Midhat Paşanın teşebbüsleri ile kurulmuş gönüllü taburlardan biridir. Halktan gönüllülerin iştiraki ile orduya yardımcı olacak böyle bir kuvvetin teşkili fikrini ön safta destekleyenler arasında Namık Kemal ile Ziya Paşa da vardır.
İlk hareket İstanbulda başladıktan sonra, Selanikte memurlardan ve halktan yazılan gönüllüler Millet Askeri adı altında bir tabur kurmak ve savaşa hazırlanabilmek için hükümetten silah istemişlerdir. Başarılı bir eğitim yapan bu taburun İstanbula getirilmesinin halkı teşvik edeceği düşünülmüş ve Ali Rıza Efendinin de bulunduğu tabur, Orhaniye Zırhlısı ile 24 Aralık 1876da payitahta varmıştır. Büyük törenle karşılanan tabur, Midhat Paşa önünde resmi geçit yapmış ve Süleymaniye Kışlasında misafir edilmiştir. Ali Rıza Efendi bu taburun ikinci bölüğünde Üsteğmendir. Ali Rıza Efendi, Selanik Islahhane Mahallesinde, Emir Bostanda ve Numan Paşa Camii avlusunda Asakir-i Milliyeye askeri talimler yaptırmıştır. Bu tabur sonradan II. Abdülhamit tarafından, daha 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinin sonucu alınmadan lağvedilmiştir."
Ali Rıza Efendi, 1881den sonra Rüsumat İdaresindeki görevinden ayrılır. Kereste ticaretine atılır. Atatürkün çocukluk arkadaşı ve babasını tanıyan Kütahya Milletvekili Hacı Mehmet Somerin anlattığına göre, Ali Rıza Efendinin kereste ticaretine atılmasında, Çayağzında iken tanıştığı ve iyi paralar kazandıklarını gördüğü tüccarlar etkili olmuştu. Elindeki bir miktar parayı koyarak ve Cafer Efendi ile ortaklık kurarak ticaret hayatına atılan Ali Rıza Efendi, önceleri iyi para kazanıyordu. Fakat sonradan işleri bozuldu. Buna sebep olan da yine haraç isteyen Rum eşkiyalar idi. Hacı Mehmet Somer bu durumu şu şekilde anlatıyor:
Ali Rıza Efendi kereste ticaretine varını yoğunu vermişti. İlk zamanlarda büyük başarılar gösteren bu teşebbüs, Katerinin ezeli belası olan eşkiyaların hırslarını tahrik etti. Ali Rıza Efendiyi para göndermesi için tehdit ettiler. Şayet para göndermezse. kerestelerini yakacaklarını bildirdiler. Bu sebeple orman mıntıkasına gitmek, işlerini kontrol etmek mümkün olmuyordu. İşlenmiş keresteleri sahile nakletmeğe korkuyordu. Çünkü bu keresteler eşkiyalar için rehine mahiyetinde idi. Nihayet Ali Rıza Efendiden ümit ettikleri para gelmeyince, bütün keresteleri yaktılar. İşçileri de tehdit ettiler. İşçiler de dağılıp gittiler. Bunun üzerine Ali Rıza Efendi, yangından mal kaçırır gibi, mümkün olabileni kurtarmaya çalıştı.
Buradaki eşkiyaların hepsi siyasi çetelerdi. 1298 (1883) tarihinde Teselyanın Yunanistana terkedilmesiyle, Yunan hududu Katerin Kazasına ve Olimpos dağlarına dayanmakta idi. Bütün mesele bundan ileri geliyordu. 1877 Rus harbinden sonra Makedonya çetelerle dolmuş, artık buralardaki Türklere rahat kalmamıştı. Bu siyasi çeteler yüzünden Ali Rıza Efendinin ticareti de bozuldu.
Makbule Hanım da , babasının işlerinin Rum eşkıyalarının faaliyetleri sonucunda bozulduğundan bahsettikten sonra, onun tuz ticaretine başladığını ve mağazasında bulunan tuzların toptan eridiğini, bu işten de ziyan gördüğünü, tekrar memuriyete geçmek istediğini, bunda da muvaffak olamadığını anlatır.
Memuriyetten ayrıldıktan sonra giriştiği her ticari faaliyet bu şekilde başarısızlıkla sonuçlanan Ali Rıza Efendi, bu olaylardan çok etkilenmiş ve büyük bir moral çöküntüsü içinde hayata küsmüş ve ağır bir hastalığa yakalanmıştır. Zübeyde Hanım anılarında bu gelişmeleri şöyle anlatmaktadır: Merhumun, son günlerinde işinin fena gitmesinden çok müteessir oldu. Kendisini salıverdi. Daha sonra da derviş meşrep bir hal alarak eridi gitti. Kocamın hastalığı büyüdü, artık yaşamazdı. Makbule Hanımın ifadelerine göre Ali Rıza Efendi, işlerinin kötü gitmesinden çok müteessir oldu... Nihayet barsak veremine tutuldu. Üç sene hastalık çektikten sonra vefat etti...
Ali Rıza Efendinin ölüm tarihi ile ilgili olarak değişik tarihler verilmektedir. Mustafa Kemal hatıralarında, tarih vermeden, ...Şemsi Efendi Mektebine kaydedildim. Az zaman sonra babam vefat etti demektedir. Kız kardeşi Makbule Hanım ise anılarında, kendisinin doğduğu günlerde (1885), babasının hastalığının başladığını, işine gidemediğini ve ilk yaşını doldurduğunda da hastalığın çok ağırlaştığını ve en küçük kız kardeşi Naciye (doğumu: 1889) kırk günlük iken babasının vefat ettiğini anlatır.
Bu durumda Ali Rıza Efendinin ölümünün 1899 veya 1990ın ilk aylarına rastlaması gerekir. Mustafa Kemal de o sırada dokuzuncu yaşının içindedir. Ve Şemsi Efendi Okulunun üçüncü sınıfındadır. Afet İnan, Mustafa, daha ilkokul çağında babadan yetim kalmıştır derken; Ali Fuat Cebesoy da, babası öldüğünde Mustafa Kemalin 9-10 yaşlarında olduğunu yazmaktadır.
Bütün bu anılardan elde edilen bilgilere rağmen, Faik Reşit Unat, Ali Rıza Efendinin 28 Kasım 1893 tarihinde öldüğünü belirtmektedir. F. R. Unat, belgeyi yayınlamadan, bu tarih ile ilgili olarak, Makbule Hanıma ilk kocasından ayrıldıktan sonra babasından aylık bağlanmasına ait dosyadaki belgeleri kaynak göstermektedir. Mustafa Kemalin Manastır Askeri Lisesine girişi olan 13 Mart 1896 tarihinden geriye doğru gelindiği zaman, Askeri Rüştiye, Mülkiye Rüştiyesi ve çiftlikte geçirdiği yaklaşık dört buçuk aylık süre dikkate alınınca; Faik Reşit Unatın belirlediği tarihin doğru olması ihtimali yüksektir. Bu nedenle, Ali Rıza Efendinin ölümünü 1893 yılı kabul edersek, kendisi 54, babasının vefatında Mustafa Kemal 12 yaşında olmaktadır.
___________________________________________________________________
Atatürkün babası Ali Rıza Efendi, Selanikte 1839 yılında doğdu. Selanikte Abdi Hafız Mektebinde okuduğunu ve Vakıflar İdaresinde ikinci katip olarak memuriyet yaptığını bildiğimiz Ali Rıza Efendi, sonradan Rüsumat İdaresine girmiş ve Gümrük Memurluğu görevlerinde bulunmuştur.
Ali Rıza Efendinin gümrük muhafaza memurluğu görevi, Selanik yakınlarında, Olimpos Dağı eteklerinde bulunan Katerin Kazasına bağlı Papazköprüsü (Çayağzı)nde idi. Selanik ile bütün civarının ve hatta İstanbulun odun ve odunkömürü ihtiyacını temin eden bu bölgede bir kaç yıl görev yaptıktan sonra Rüsumattan da ayrılır. Ayrılmasında, bu bölgede asayişin gittikçe bozulması ve Rum çetelerinin devamlı baskınlarla huzuru bozmaları rol oynamıştır. O yıllarda yeni evli olan Ali Rıza Efendi, eşini bu karışık ortamdan kurtarmak istemiştir. Onun buradaki görevinin 1870lerden itibaren 1880-1881 yıllarına kadar devam ettiği biliniyor. Bu tarihlere göre Ali Rıza Efendi, evlendiği tarihlerde ve Mustafa Kemal doğduğu sıralarda Çayağzındaki bu görevde idi. Nitekim, Zübeyde Hanım, Mustafa Kemalin doğduğu günlerden bahsederken, O zamanlar Ali Rıza Efendinin memuriyeti Selanik civarında Çayağzında idi, bazı geceler eve gelmiyordu der.
1935 yılında ele geçirilen ve Ali Rıza Efendiye ait olduğu tespit edilen bir fotoğrafla ilgili olarak yapılan araştırmalar sonucu, onun 1876-1877 yıllarında Selanikteki Asakir-i Milliye Taburunda Birinci Mülazım, Üsteğmen rütbesiyle görev yaptığını öğreniyoruz. Mensubu olduğu Selanik Asakir-i Milliye Taburu 1876 Osmanlı-Sırp Savaşının başladığı günlerde Şura-yı Devlet Başkanı olan Midhat Paşanın teşebbüsleri ile kurulmuş gönüllü taburlardan biridir. Halktan gönüllülerin iştiraki ile orduya yardımcı olacak böyle bir kuvvetin teşkili fikrini ön safta destekleyenler arasında Namık Kemal ile Ziya Paşa da vardır.
İlk hareket İstanbulda başladıktan sonra, Selanikte memurlardan ve halktan yazılan gönüllüler Millet Askeri adı altında bir tabur kurmak ve savaşa hazırlanabilmek için hükümetten silah istemişlerdir. Başarılı bir eğitim yapan bu taburun İstanbula getirilmesinin halkı teşvik edeceği düşünülmüş ve Ali Rıza Efendinin de bulunduğu tabur, Orhaniye Zırhlısı ile 24 Aralık 1876da payitahta varmıştır. Büyük törenle karşılanan tabur, Midhat Paşa önünde resmi geçit yapmış ve Süleymaniye Kışlasında misafir edilmiştir. Ali Rıza Efendi bu taburun ikinci bölüğünde Üsteğmendir. Ali Rıza Efendi, Selanik Islahhane Mahallesinde, Emir Bostanda ve Numan Paşa Camii avlusunda Asakir-i Milliyeye askeri talimler yaptırmıştır. Bu tabur sonradan II. Abdülhamit tarafından, daha 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinin sonucu alınmadan lağvedilmiştir."
Ali Rıza Efendi, 1881den sonra Rüsumat İdaresindeki görevinden ayrılır. Kereste ticaretine atılır. Atatürkün çocukluk arkadaşı ve babasını tanıyan Kütahya Milletvekili Hacı Mehmet Somerin anlattığına göre, Ali Rıza Efendinin kereste ticaretine atılmasında, Çayağzında iken tanıştığı ve iyi paralar kazandıklarını gördüğü tüccarlar etkili olmuştu. Elindeki bir miktar parayı koyarak ve Cafer Efendi ile ortaklık kurarak ticaret hayatına atılan Ali Rıza Efendi, önceleri iyi para kazanıyordu. Fakat sonradan işleri bozuldu. Buna sebep olan da yine haraç isteyen Rum eşkiyalar idi. Hacı Mehmet Somer bu durumu şu şekilde anlatıyor:
Ali Rıza Efendi kereste ticaretine varını yoğunu vermişti. İlk zamanlarda büyük başarılar gösteren bu teşebbüs, Katerinin ezeli belası olan eşkiyaların hırslarını tahrik etti. Ali Rıza Efendiyi para göndermesi için tehdit ettiler. Şayet para göndermezse. kerestelerini yakacaklarını bildirdiler. Bu sebeple orman mıntıkasına gitmek, işlerini kontrol etmek mümkün olmuyordu. İşlenmiş keresteleri sahile nakletmeğe korkuyordu. Çünkü bu keresteler eşkiyalar için rehine mahiyetinde idi. Nihayet Ali Rıza Efendiden ümit ettikleri para gelmeyince, bütün keresteleri yaktılar. İşçileri de tehdit ettiler. İşçiler de dağılıp gittiler. Bunun üzerine Ali Rıza Efendi, yangından mal kaçırır gibi, mümkün olabileni kurtarmaya çalıştı.
Buradaki eşkiyaların hepsi siyasi çetelerdi. 1298 (1883) tarihinde Teselyanın Yunanistana terkedilmesiyle, Yunan hududu Katerin Kazasına ve Olimpos dağlarına dayanmakta idi. Bütün mesele bundan ileri geliyordu. 1877 Rus harbinden sonra Makedonya çetelerle dolmuş, artık buralardaki Türklere rahat kalmamıştı. Bu siyasi çeteler yüzünden Ali Rıza Efendinin ticareti de bozuldu.
Makbule Hanım da , babasının işlerinin Rum eşkıyalarının faaliyetleri sonucunda bozulduğundan bahsettikten sonra, onun tuz ticaretine başladığını ve mağazasında bulunan tuzların toptan eridiğini, bu işten de ziyan gördüğünü, tekrar memuriyete geçmek istediğini, bunda da muvaffak olamadığını anlatır.
Memuriyetten ayrıldıktan sonra giriştiği her ticari faaliyet bu şekilde başarısızlıkla sonuçlanan Ali Rıza Efendi, bu olaylardan çok etkilenmiş ve büyük bir moral çöküntüsü içinde hayata küsmüş ve ağır bir hastalığa yakalanmıştır. Zübeyde Hanım anılarında bu gelişmeleri şöyle anlatmaktadır: Merhumun, son günlerinde işinin fena gitmesinden çok müteessir oldu. Kendisini salıverdi. Daha sonra da derviş meşrep bir hal alarak eridi gitti. Kocamın hastalığı büyüdü, artık yaşamazdı. Makbule Hanımın ifadelerine göre Ali Rıza Efendi, işlerinin kötü gitmesinden çok müteessir oldu... Nihayet barsak veremine tutuldu. Üç sene hastalık çektikten sonra vefat etti...
Ali Rıza Efendinin ölüm tarihi ile ilgili olarak değişik tarihler verilmektedir. Mustafa Kemal hatıralarında, tarih vermeden, ...Şemsi Efendi Mektebine kaydedildim. Az zaman sonra babam vefat etti demektedir. Kız kardeşi Makbule Hanım ise anılarında, kendisinin doğduğu günlerde (1885), babasının hastalığının başladığını, işine gidemediğini ve ilk yaşını doldurduğunda da hastalığın çok ağırlaştığını ve en küçük kız kardeşi Naciye (doğumu: 1889) kırk günlük iken babasının vefat ettiğini anlatır.
Bu durumda Ali Rıza Efendinin ölümünün 1899 veya 1990ın ilk aylarına rastlaması gerekir. Mustafa Kemal de o sırada dokuzuncu yaşının içindedir. Ve Şemsi Efendi Okulunun üçüncü sınıfındadır. Afet İnan, Mustafa, daha ilkokul çağında babadan yetim kalmıştır derken; Ali Fuat Cebesoy da, babası öldüğünde Mustafa Kemalin 9-10 yaşlarında olduğunu yazmaktadır.
Bütün bu anılardan elde edilen bilgilere rağmen, Faik Reşit Unat, Ali Rıza Efendinin 28 Kasım 1893 tarihinde öldüğünü belirtmektedir. F. R. Unat, belgeyi yayınlamadan, bu tarih ile ilgili olarak, Makbule Hanıma ilk kocasından ayrıldıktan sonra babasından aylık bağlanmasına ait dosyadaki belgeleri kaynak göstermektedir. Mustafa Kemalin Manastır Askeri Lisesine girişi olan 13 Mart 1896 tarihinden geriye doğru gelindiği zaman, Askeri Rüştiye, Mülkiye Rüştiyesi ve çiftlikte geçirdiği yaklaşık dört buçuk aylık süre dikkate alınınca; Faik Reşit Unatın belirlediği tarihin doğru olması ihtimali yüksektir. Bu nedenle, Ali Rıza Efendinin ölümünü 1893 yılı kabul edersek, kendisi 54, babasının vefatında Mustafa Kemal 12 yaşında olmaktadır.
- Durum
- Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 107
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 16
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 89
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 21
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 45