M 1
m2referencee
Fethi Polat 1
Fethi Polat
InfernoShade 1
InfernoShade
farkmt2official 1
farkmt2official
romegames 1
romegames
bikral 1
bikral
PrimeAC 1
PrimeAC
shrpnl 1
shrpnl
Agora Metin2 1
Agora Metin2
xranzei 1
xranzei
Hikaye Ekle

her yönüyle Sezai Karakoç Ödevi...

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan turkmmo
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 1K

turkmmo

Level 1
Gold Üye
Katılım
17 Eyl 2008
Konular
31,034
Mesajlar
0
Online süresi
5m 10s
Reaksiyon Skoru
208
Altın Konu
0
TM Yaşı
17 Yıl 9 Ay 5 Gün
Başarım Puanı
719
MmoLira
40
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

ÖZGEÇMİŞ (SEZAİ KARAKOÇ 1933- )

Sezai Karakoç 22 Ocak 1933 de Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde doğmuştur. Babası Yasin Efendinin koyduğu isim Muhammed Sezai’dir. Nüfus kayıtlarına geçerken bir karışıklık sonucu ağabeyinin ismi olan Ahmet Sezai’nin başına eklenmiştir. Resmi kayıtlarda adı Ahmet Sezai Karakoç’tur. Dedeleri Ergani ve yöresinde bir hayli tanınmış etkin kişilerdendir. Babasının babası Hüseyin Efendi Plevne savaşına katılmış, Gazi Osman Paşanın takdirini kazanmıştır. Ailenin Lakabı Leventoğullarıdır.
Çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçen ve 1938 yılında Ergani’de 3 ay ilkokul öncesi ihtiyat sınıfına devam eden Sezai Karakoç 6 yaşında ilk mektebe başlar ve 1944te Ergani’de bitirir. Maraş Orta Okuluna parasız yatılı olarak kayıt olur.1947 de burayı bitirerek Gaziantep’te yine parasız yatılı lise öğrenimine başlar. Gaziantep lisesinden 1950’de mezun olur. Felsefe okumak istediği için İstanbul’a gider. Babasının isteği İlahiyat fakültesiydi. Kendi parasıyla okuyamayacağını anlayınca, o zaman parasız yatılı kısmı bulunan Siyasal Bilgiler Fakültesi sınavına girer. Sınav sonuçlarını beklerken de Felsefe bölümüne kayıt yaptırır. Şayet sınavı kazanmazsa felsefe tahsili yapacaktır.
Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanarak başladığı yüksek öğrenimini 1955’te fakültenin mali şubesinden mezuniyetle tamamlar. Mecburi hizmet sebebiyle Maliye Bakanlığı’nda Hazine Genel Müdürlüğü Dış Tediyeler Muvazenesi Bölümüne atanır. Bu vazifenin bir istikbal sağlayamayacağı düşüncesiyle Maliye müfettişliği sınavına girer, Kazanır ve 11 Ocak 1956’da müfettiş yardımcılığı görevine başlar.1959 yılında İstanbul’da Gelirler Kontrolörüdür. Bir ara Ankara çağrılıp Yeğen Bey Vergi Dairesinde görevlendirilirse de kısa bir müddet sonra yine İstanbul’daki görevine döner. Görevi icabı Anadolu’yu çok gezer ve bir çok il, ilçeyi inceleme, tanıma fırsatı bulur.1960–1961 yıllarında yedek subay olarak askerlik görevini ifa ettikten sonra İstanbul’daki görevine kaldığı yerden devam eder.1965’ten 1973’e kadar bir çok kez istifa eder. 1973’ten bu yana da hiçbir resmi görev almaz.
Kurucusu bulunduğu DİRİLİŞ YAYINLARI ve DİRİLİŞ DERGİSİ ile İstanbul’da hizmete devam eder. 1990 yılında “Güller Açan Gül Ağacı” Amblemiyle Diriliş Partisi (DİRİ-P) ni kurar. Yedi yıl Partinin Genel Başkanlığını yürütür. Ancak 19 Mart 1997’de 2 genel seçime girmedi diye parti kapatılır.
Devlet, millet ve medeniyet kavramlarına farklı boyutlarda anlam yükleyen Sezai Karakoç’un kırkbir yıllık ‘Dirilişâ€™ doktrini etrafında düşünsel alanda bir Diriliş Nesli oluşur.
Şiir, sanat ve düşünce ile yüklü hayatına, çilesine, duygu ve duyarlıklarına değinmek çok da kolay değil. Bunun için büyük bir çalışma gerekir. Kısaca, ‘şiir üslubu bakımından, az çok İkinci Yeni’ye yakın sayılsa da, şiirinde işlediği temalar, inandığı değerler bakımından şiirimizde yeni ve değişik bir sestir’ demek mümkün.




Gazete, Dergi Sayfalarına, Konferans Salonlarına Sığmayan;
Kamera ve Fotoğraf Makinelerinin Çekimini Sıfırlayan Bir Işık:
SEZAİ KARAKOÇ

Sezai Karakoç çok yönlü bir şahsiyet olduğundan anlatılması çok zordur. “O, ulu hocaların öğretmediklerini öğreten öğreti ustası, bir haberci bir muştucudur” der Arif AY.
Kitap Dergisinin özel sayı kapağında “Kendisi Olabilen ve Kendisi Kalabilen Bir Düşünür Şair: Sezai KARAKOÇ â€œ diye takdim edilir.
01 EYLÜL 1975 tarihli Ortadoğu Gazetesinin Başyazarı Ömer ÖZTÜRKMEN bir sayfanın tamamını Sezai Karakoç’a ayırarak, sanatını, düşüncesini yansıtır. Şiirini anlatır. Aynı gazetenin Başyazısı “Cumhurbaşkanına Açık Mektup”tur. Diyalektik, lirik ifadelerle devlet katını Onunla buluşturmak ister. Ancak gazetenin Sezai Karakoç’a ayırdığı sayfanın son iki cümlesi çok çarpıcıdır:
“Korkarım gelecek nesiller benimle alay edeceklerdir. Sezai’yi dünyaya sığmayan Sezai’yi bir gazete sayfasına sığdırabildiğim için. Sezai özür dilerim senden.”(1)
Rasim Özdenören;
“Sezai abiyle tanıştığımda yazı ve şiirlerini aşan bir kişilikle karşılaştım. Böyle bir insanın yazdığı bir dünyada, yazmamın gereksiz ve anlamsız olduğunu düşündüğüm için o dönem yazmamaya karar vermiştim. Fakat bu kararımı ne kendisine, ne başkasına söyledim.( 2)
“-Eğer bir gün (yeryüzünde) sahte ölçülerden, puta tapıcılıktan, madde perestlikten ve haksız yargılardan arınmış, kurtulmuş dürüst ve samimi bir dünya kurulursa, o dünyanın geçmiş ve gelecek zamanlar için gösterebileceği en büyük şair Diriliş Mesajı ile Sezai Karakoç olacaktır. Shakspeare için, Goethe için dahi derler, doğrudur. Fakat Sezai Karakoç dehadan da üstün bir yerdedir. Zaten o deha kelimesinden hoşlanmaz. Ona göre deha vahye karşı çıkarılmak istenen insan egosudur. Evet, bu söz onundur ve dehaları böylesine suçüstü yakalayan başka bir söz de söylenmemiştir.” (3)
Fikir, Kültür, Sanat ve Edebiyat dünyasında isim yapmış onlarca şair ve yazar üzerinde derin tesirler bırakan Sezai Karakoç kimdir? İslami Düşünce tarihindeki yeri nedir? Türk şiirine, İslam şiirine , dünya şiirine neler kazandırmıştır? Yaşadığı dönem itibariyle diğerlerinden ayıran özellikleri nelerdir?

Sezai Karakoç kimdir?
Edebi Hayatı ve Düşünceleri

Gazete, dergi sayfalarına, konferans salonlarına sığmayan, Kamera ve Fotoğraf Makinelerinin çekimini sıfırlayan Bir Işıktır Sezai Karakoç.
Yunus Emre’nin Mevlana’nın, Hac-ı Bektaşi Veli’nin, Hacı Bayrami Veli’nin, Şeyh Galib’in, Fuzuli’nin 20.Yüzyıldaki görüntüsüdür. “Mehmet Akif Ersoy biten bir dönemin son savaşçısıydı, bizlerde yeni bir dönemin ilk savaşçısıyız” ifadesi de ona ait. Necip Fazıl ve “Büyük Doğu”dan sitayişle bahseder. Yeni bir solukla bu zirvelerle gelecek nesillerin irtibatını sağlamaya çalışır.
Çoğu zaman Şair kimliğiyle öne çıkarılır. Oysaki o şiir için “hep bana ayak bağı oldu” der. O’nun 4 yaşından beri zihnini meşgul eden imandır, İslam’dır. Nitekim “Bin yıllık ömrüm olsa, ömrüm boyunca konuşmam ve yazmam nasibimde varsa, hep Müslümanların birleşmesinden, bir araya gelip şuurlu birliklerini oluşturmalarından bahsederim. Bundan bıkmam ve yılmam. Çünkü; bundan daha büyük bir dava bilmiyorum. Tüm faaliyetim İslam’ın bir savunmasıdır”(4) idealiyle yola çıkmıştır. Karakoç’a göre “idealsiz yaşamak bir ölümdür.”
Hemen hemen her alanda eser veren Sezai Karakoç kendine özgü bir ekol kurmuştur. Bu ekolün temel dinamiğini oluşturan düşünce sistemi İslam’dır. Ancak, İslam’a yeni bir yorum getirmiş, çağı İslam’a ayarlamaya çalışmış, dini; varlığın temel kaynağı, dünya görüşü olarak anlamış, geliştirdiği bu düşünce akımına da Diriliş adını vermiştir. Bu kelime 1960 yılından bu yana Sezai Karakoç ismiyle özdeşleşmiştir. Diriliş sözcüğünün geçtiği her yerde Sezai Karakoç, Sezai Karakoç adının geçtiği her yerde Diriliş hatırlanır olmuştur.
Kıyamet gününde dirilme “basubadelmevt” ifadesini hatırlatan “Dirilişâ€i uyanış, yeni bir hayata başlayış anlamındaki yorumlamak ta mümkün fakat şu tarihi tespitlerle “DİRİLİŞâ€ kavramı ayrı bir boyut kazanır.
İslam düşüncesinin dayanması gereken değişme ilkesinin hem özgün, hem çağdaş bir ifadesi DİRİLİŞ kavramındadır. Sezai Karakoç’un önerdiği bu kavram özgündür, esas itibariyle İslam’ın kutsal metni ve tarihi uygulamalarının özünden çıkarılmıştır. Çağdaştır, çünkü 20.Yüzyıla damgasını vurmuş iki değişme teorisiyle hesaplaşma içerisindedir.
“İslâm kendisi bir hakikat getirmemiş. Kendisinden önceki mesajları özgün şekilleriyle diriltmek için gelmiştir. Kendi iç mantığı Dirilişe dayalıdır.Dirilişi öngörmektedir.”Bu hakikatler Adem’e de Nuh(a.s)da inmiştir.İbrahim,Yakup (a.s) ve diğerlerine de.İşte diriliş değişmenin şekli, gelişimin vazgeçilmeziydi.
“Yeni bir insan ve toplum örülüşü tezi” olan Diriliş Görüşünü üstadın ifadeleriyle daha iyi anlamaya çalışırsak, Önce Diriliş Nedir? “O Mevlana’nın Mesnevisi’nden çıkış noktasını alan, eski İran Edebiyatının gücüne ermeyi hedef bilen bir edebiyat, Gazali’den Muyiddin-i Arabi’den yola çıkan düşünce ve ilim; büyük mutasavvıf ve velilerden yola çıkan ruh hayatının ta kendisidir. İşte bu Diriliş olamadıkça İslam âlemi dirilmez. İslam âlemi dirilmedikçe insanlık dirilmez. Sürekli olarak bir gerçeği söyleyeceğiz. Bu gerçeği anlatacağız. Gücümüz yettikçe bu diriliş için eserler vereceğiz. Dirilişin her cephede gerçekleşmesi için bütün ruh gücümüzü ortaya koyacağız. Diriliş bizimle başlamadığı gibi bizimle bitmeyecektir. Diriliş İslam ruhunun yeniden insanlığa dönüşü, sürekli dönüşü demektir. O ruh olamadan düşünce, o ruh olmadan eylem kısa bir süre sonra kurumaya başlar. Örnekler görüldü, tecrübeler yaşandı. Sadece sözü değil, İslami ruhu işe, esere ve davranışa sinmelidir. sırtımızda yapısına taş taşıyacağımız, alın teri katacağımız tek anıt budur. Sustuğumuzda da konuştuğumuzda da .” Bu Diriliş tanımı; İslam Medeniyetinin bir daha dirilemeyeceği fikrinin zihinlerde yer tuttuğu bir dönemde Sezai Karakoç tarafından ifade edilmiştir.

Diriliş Tezi / Diriliş Doktrini:
Ruhun Dirilişi,
İslam’ın Dirilişi,
İnsanlığın Dirilişi,
Örgüsü etrafında;
İslam sitesi,
İslam Medeniyeti,
İslam Devleti,

Tekamül safhalarına işaret eder. Düşüncenin Sistematiği budur. Diriliş kökleri çok derinlerdedir. Asr-ı saadete kadar uzanır. Asıl halkaları Muhyiddin-i Arabi, Gazali, Mevlânâ, Şeyh Galip, Mehmet Akif, Necip Fazıl’dır. Sistematik düşünce getirmiş olması itibariyle Said Nursi de bu halkanın dışında değildir.
Dirilişi yalnız bir gazete ve dergi olarak görenler yanılıyor. Diriliş bir mekteptir. Bugün yetişmiş ve yetişmekte olan Müslüman aydınlarının çoğunun yetişmesinde “Diriliş Mektebi”nin dolaylı dolaysız etkisi olmuştur. Bir edebiyat ve düşünce hareketi olarak “DİRİLİŞâ€ “Büyük Doğu’dan sonra ilk tutarlı bir hareket ve mekteptir. “Bir de Dirilişten sonra çıkan ...’Dirilişin Çocukları’ sayılabilecek dergiler vardır: Edebiyat, Mavera Yönelişler, Yedi İklim, Kayıtlar hatta bu çizgide yer alan Yeni Sanat, Deneme, Gelişme gibi dergiler de bu zincirin küçük halkaları sayılabilir... Bu dergileri çıkaranlar buralarda yazı ve şiirlerini neşredenlerin birçoğu, önceleri dirilişte yazmış, tabiri yerinde ise Sezai Karakoç’un rahle-i tedrisinden geçmiş insanlardır.”(5)
Adına mektep, hareket, akım ne dersek diyelim şu biliniyor ki DİRİLİŞ adı iyice yerleşmiş, artık “Diriliş Neslinden” bile bahsedilir olmuştur. Sezai Karakoç’a göre “Diriliş; yeniden inanmak, yeniden düşünmek, yeniden duymaktır... Sevgi de ruhun dirilişini gerçekleştirme yöntemidir. Diriliş İslam’dan ayrılışın sonu, ona yeniden kavuşmanın başlayışıdır.”
Sezai Karakoç, Diriliş düşüncesini aksiyona dönüştürme amacıyla 26 Mart 1990 yılında DİRİLİŞ Partisini kurar. Kısa adı (Diri-P) amblemi güller açan gül ağacıdır. “Bu ağaç sevgi ağacıdır. Göğe bakıyor gülleri... Maveraya bakıyor, sonsuza açılıyor. Dikensiz değil bu ağaç Yeşile gömülü bu gülün dikenine katlanan kavuşur.(6)Vatan bu ağacı bekliyor diyerekten “Gerçek Parti” kuruluşuyla, Siyaset ilmini, Politika sanatını öğretmek, Siyasette de bir mektep oluşturmak ister gibiydi. Zira Türkiye’de Siyaset hile, politika çok yüzlülük olarak icra ediliyor, bugüne kadar kurulan partilerin bir kısmı milletin ruhuna zıt, batının kapitalist ve sosyalist kanatlarının telkinleriyle kurulmuşlardır. Bir kısım parti ise bu tip partilerde tepki olarak doğmuş, yarım yamalak hakkı on yalan içinde geveleyen, hep umut vadeden, milletin duygularını, saflığını sömüren partiler olmuştur. Açıklaması Sezai Beye aittir. Bu düşüncelerle “particiliğe hayır, partiye evet”, diyerek diriliş kadrosuyla yola çıkar. Üst üste iki genel seçime, birinde örgütlenmesini tamamlamadığından, diğerinde “seçim sistemini protesto” amacıyla seçimlere katılmadığından Anayasa Mahkemesince 16 Mart 1997 tarihinde kapatılır.
Diriliş dergisinde parti programı, muhtelif sayılarında kuruluş gerekçeleri vardır. Diriliş partisinin kuruluşu Türk tarihinde önemli bir hadisedir. Bizden sonraki nesiller bundan büyük dersler çıkaracaklardır şüphesiz. Ancak şunu söyleyebiliriz ki; Türkiye’de partinin kurulduğu dönem toplumsal ve siyasal bozulma, nefasetin, etik değerlerin hiçe sayıldığı, estetiğin çürüdüğü bir resim vardır. Yanlış zamanlama diyenler varsa, âcizane kanaatimce tam zamanlamadır. Burada yanılmayalım. Nitekim DİRİ_P bir mihenk oldu. Milletimizce onay görmedi değil. İlkelerden taviz verilmediği için, güç odakları, marksist-ateist kuşatılma, parti ve cemaat taassubu önünü kapattı. Kapattı ama faturasını da ödedi. Açılım ve atılım kapıları kapandı, irtica ithamlarıyla bazı aydınlar harcanmaya çalışıldı, rant savaşları başladı. Vurgun, talan, yalan dolan ülkeyi krize soktu. Yine o tarihi tecrübedir ki her kesin hissesine düşen dersi bir ölçüde almasını sağladı, nitekim 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde kirlenen siyasetten rahatsızlanan halk meclisi tasfiye ederek, ak sayfalar açma isteğini tepkisel de olsa ortaya koydu.

Sezai Karakoç'u Anlamak

Aramızda samimi, izzetli, başı dik bir şahsiyet olarak bulunuyor. Aşk ile yoğrulmuş, şiirle kanatlanmış, derviş sabrı ile kök salmış bir fikir sisteminin (diriliş) mimarıdır Sezai Karakoç. Bir ömür boyunca devam eden uyanık kalabilme ve uyandırma çabası.
Bütün eserlerinde bir şarkıyı terennüm eder. Eğilip bükülmeden, yiğitçe bir duruşla seslenir insanlığa. Sınırların ötesindedir. Düşüncesinde sınır taşlarını, dikenli telleri aşıp birlik denizine ulaşır. Başlayan ve devam eden kutlu bir çağrıdır. Bu çağrı, yitik cenneti zamana adanmış sözlerle, hızırla kırk saatle, kıyamet aşısıyla yeniden bulabilme çağrısıdır.
Ahmet Taşgetiren’in tespitiyle;"Bir gün anlaşıldığında Sezai Karakoç, bizim dünyamızda anlaşıldığında çok şeyin değişmiş olacağını müjdeleyebilirim. Onun fikir ve duygu derinliğine, onun ufuk genişliğine ulaştığında bizim dünyamız.."

Bir Mütefekkir Olarak Sezai Karakoç
Sezai Karakoç’un şiirini hakkıyla okuyabilmek için, onun bir mütefekkirin şiiri oluşunu hatırda tutarak yaklaşmalı, hatta önce bu yaklaşım için gerekli donanımı edinmeliyiz. Karakoç, insanı, vücudu ve ruhuyla; hayatı ve ölümüyle; iradesi ve kaderiyle bir bütün halinde anladığı gibi varoluşu da metafizik açıdan asıl gerçekliğiyle görüp yorumlamış, fikir ve sanat eserlerini de bu büyük bakış alanı içinde gerçekleştirmiştir. Belki bu tür bir ayırım gereksiz hatta yanlıştır ama söylemekte fayda var, Sezai Karakoç öncelikle bir şair değil, bir düşünce ve dava adamıdır. Şiir yazması da bu kapsayıcı kimliğinin bir uzantısı, bir parçası olarak görülmelidir. Hiç şüphesiz Türkçe’nin yaşayan en büyük şairidir Karakoç. Yine de bu durum, onun öncelikle bir büyük –ve günümüz için hayati derecede önemli- düşünce adamı, şiirinin de bir düşünürün şiiri olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu yapıyı tersinden görmeye, yani Karakoç’u öncelikle şiiriyle ele almaya ve düşüncelerine de oradan ulaşmaya çalışmak ise, onun hem sanatını, hem de düşüncesini –ve eylemini- layıkıyla anlamaktan mahrum kalmamıza yol açabilecek ters bir tutumdur.
Son devir düşünce tarihimizde şiir ile fikir iç içedir. Bir fikrin sözcüsü olanlar, şiirle düşüncelerini yaygınlaştırmışlar. Şinasi'den başlayarak Namık Kemal, Ziya Paşa, Tevfik Fikret, Ziya Gökalp, Mehmet Akif, Necip Fazıl, Nazım Hikmet ve bu isimler çevresinde halkalanan diğerleri. Sezai Karakoç, şaire 'önder olma' misyonunu yükler. "Şair, geleceği bu güne çeker. Bizden birkaç yüzyıl ilerde yürür (...) Veliliği, önderliği, kahramanlığı, savaşçılığı, aşkı ve ölümü, millet adına, insanlık adına kelimeler için bir daha yaşamak borcundadır. O, yalnız milletin geçmişini değil, geleceğini de yüklenmiştir. Gelecek felaketleri sezip çığlık çığlığa haber vermek, halkı uyarmak, ona yön göstermek, bunu da kalplere ve ruhlara işleyecek bir güçle yapmak ödevindedir" der.
Bu ifadelerden hareket edecek olursak şair, bir bayrak şahsiyettir. Sezai Karakoç, duygu kadar düşüncenin de önemini vurguluyor. Şair kişide, duygu ve düşüncenin bir terkip halinde içiçe olmasını ve böylelikle uyanışın, dirilişin gerçekleşeceğini savunur. Sezai Karakoç'un mütefekkir vasfı üzerinde yeterince durulduğu söylenemez. Gözden kaçan bir husustur bu. Bir şahsı anlayabilmemiz için değişik cephelerden incelememiz gerekir.
Sezai Karakoç'un adı "Diriliş" fikri ile anılır. "Diriliş" kelimesi, Sezai Karakoç'un dilinde müthiş bir anlam yoğunluğu taşır. "Diriliş", anahtar kelimedir. Belli bir süreç dâhilinde aşama aşama kendi düşünce sistemini kurmuştur. Kendi ifadesi ile: "Diriliş, aslında bir edebiyat akımından çok, bir hakikat akımıdır. (...) Yeniden inanmak, yeniden düşünmek, yeniden duymaktır. Diriliş, İslam'dan ayrılışın sona erişi, ona yeniden kavuşmanın başlangıcıdır.".
İlhamını İslam dininden alan ve "medeniyet" ekseninde yeniden var olmayı, dirilmeyi amaçlayan; İslam'ın aydınlığında hayatı, insanı, kavramları, kurumları, olup bitenleri sorgulayan, tanımlayan ve çözümler üreten bir düşünce sistemidir "diriliş". Dünden bu güne uzanan bir çizgide, "diriliş mektebi"nden söz edilebilir.
Bir Şair Olarak Sezai Karakoç
Sezai Karakoç, şiir geleneğimize bağlı ama özgün bir şiiri söylemiştir. Hemen her şiirinde hikmet pırıltılarını görebilirsiniz. Sezai Karakoç'un şiiri, bir yönüyle "hikemî şiir"dir. Bazı mısraları, mısra-ı berceste hükmündedir.
Sezai Karakoç, edebiyat tarihimizde "İkinci Yeni" şairleri arasında gösterilmektedir. Ahmet Kabaklı, "Türk Edebiyatı Tarihi"nde su tespitlerde bulunmuştur: "Şiir üslubu bakımından az çok 'İkinci Yeni'ye bağlanabilir olsa bile sanatında görülen temalar ve inandığı değerler bakımından şiirimizde daha ileri yeni bir ses."
Sezai Karakoç, İkinci Yeni ile ilişkilendirilmek konuda şu açıklamayı yapmakta: "Benim 'İkinci Yeni' ile ilgim, aynı dönemde şiir yazmam ve belki biçim bakımından bazı ortak yanlarımın bulunmasından ibaretti." Yunus Emre, Mevlâna, Fûzûli, Şeyh Galip, Mehmet Akif, Necip Fazıl çizgisinin günümüzdeki asıl temsilcisi Sezai Karakoç'tur. Sezai Karakoç'ta, klasik şiirimizde Nabi'nin başlattığı bu akımın, değişik bir biçimde devam ettiğini görmekteyiz. Arif Ay'ın deyimiyle: "Hikmet burcunda bir şair/İnsan-ı kâmil burcunda bir yazar"dır.

Yazın Hayatı

Şiir Kitapları
ŞİİRLER I: Hızırla Kırk Saat (1967)
ŞİİRLER II: Taha’nın Kitabı/Gül Muştusu (1968)
ŞİİRLER III: Körfez/Şah damar/Sesler (1959–1962–1968)
ŞİİRLER IV: Zamana Adanmış Sözler (1970)
ŞİİRLER V: Ayinler (1977)
ŞİİRLER VI: Leyla ile Mecnun (1981)
ŞİİRLER VII: Ateş Dansı (1987)
ŞİİRLER VIII: Alın Yazısı Saati

Şiirleri;
Adak ışığı, Alın yazısı Saati, Anneler ve Çocuklar, Aşk ve Çileler, Bahçe Görmüş Çocukların Şiiri, Balkon, Batış, Ben Kandan Elbise Giydim Hiç Değiştirsinler İstemezdim, Çeşmeler, Çocukluğumuz, Denizin Kentini Yaktım, Doğum, Doktorun Karşısında, Donuk Aşk, Ey Sevgili, Hızırla Kırk Saat'ten, İlk, İnci Dakikaları, Kan İçinde Güneş, Kapalı Çarşı, Kar Şiiri, Kara, Yılan, Kav, Köpük'ten, Köşe, Küçük Na't, Leyla'nın Bir Işığa Dönüşmesi, Leyla Köşesi, Masal, Mecnun ve Toz Bulutu, Mecnun, Mum ve Pervane, Mona Rosa II-Ölüm ve Çerçeveler, Mona Roza, Ölüm ve Çerçeveler, Perili Şiir, Ping-pong Masası, Pişmanlık Ve Çileler, Rüzgâr, Sabun Yaşı, Samanyolu’nda Veba, Sepet, Sessiz Müzik, Sevgi, Sila Aşktır, Yoktur, Gölgesi Türkiye'de, Şahdamar, Şehrazat, Taha'nın Kitabı, Tahta At, Tut, Veda, Ve Monna Rosa, Yağmur Duası, Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine.

Ödülleri;
1968 Milli Türk Talebe Birliği Milli Hizmet Madalyası,
1970 Sürgündeki Macar Yazarları Gümüş Madalya Ödülü,
1982 Türkiye Yazarlar Birliği Hikâye Ödülü,
1988 Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü,
1991 Dünya Sanat ve Kültür Akademisi Ödülü,
2006 Kültür ve Sanat Büyük Ödülü. (Bkz: )
2006 Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Sezai Karakoç’un
Kültür ve Turizm Bakanlığınca her yıl verilen Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün bu yılki (2006) sahibi büyük şair ve düşün adamı Sezai Karakoç.

Kültür ve Turizm Bakanlığınca ödülün Sezai Karakoç’a verilmesi şöyle açıklanıyor:
“Karakoç, insanda insani duyguların canlı algılar halinde yaşayarak gittiği büyük şiir yatağında akması, insanlık macerasında, ruhun ve milletimiz özelinde yüksek bir ifadeye kavuşmuş olan tarihi yeniden yapılanma fırtınalarını şiirlerinde yansıtması sebebiyle ödüle layık görüldü. Şiirlerinde çarpıcı benzetme ve imgelerle, daha önce denenmemiş sentezlere ulaşan bir sanatçı olarak tanınan Karakoç, Türk edebiyat dünyasında mümtaz bir yere sahip bulunmaktadır.”

( )
( )

Hikaye:
Hikayeler I: Meydan Ortaya Çıktığında
Hikayeler II: Portreler

Piyes:
Piyesler I-Armağan

Çeviri şiir:
Batı Şiirlerinden
İslam’ın Şiir Anıtlarından

Düşünce
Ruhun Dirilişi, Kıyamet Aşısı, Çağ Ve İlham 1-2-3-4,
İnsanlığın Dirilişi, Yitik Cennet, Makamda, İslam’ın Dirilişi, Gün Dönümü, Diriliş Muştusu, İslam, Diriliş Neslinin Amentüsü, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü,
Düşünceler I, Dirilişin Çevresinde, Fizikötesi Açısından Ufuklar Ve Daha Ötesi 1-2-3
Yapı Taşları Ve Kaderimizin Çağrısı 1-2-, Unutuş Ve Hatırlayış, Var olma Savaşı

Deneme:
Edebiyat Yazıları I
Edebiyat Yazıları 2
Edebiyat Yazıları 3

İnceleme:
Yunus Emre
Mehmed Akif

Günlük Yazılar
Farklar
Sütun
Sur
Gün Sati
Söyleyişler
Röportaj: Tarihin Yol Ağzında


Konferans:
Çıkış Yolu: Ülkemizin Geleceği
Çıkış Yolu-2-Medeniyetimizin Dirilişi
Çıkış Yolu 3-Kutlu Millet Gerçeği

EK 1;
01 Eylül 1975 Tarihinde, Ortadoğu Gazetesi Başyazarı Ömer ÖZTÜRKMEN’in
Sezai KARAKOÇ hakkındaki bu açık mektubu;

Cumhurbaşkanına Açık Mektup

BİR SEZAİ KARAKOÇ vardır Sayın Cumhurbaşkanım. Adını, sanını belki de ilk defa benden duyduğunuz 43 yaşındaki bu mülkiyeli genç, uzun müddet maliyede çalıştıktan sonra istifa etmiş, kendi halinde, alçak gönüllü bir insandır. İnsandır Sezai Karakoç ama alelade bir insan değil. Milletlerin tarihinde ancak beş yüz yılda, bin yılda bir tesadüf edilen ve bu mesut tesadüfle o milletlerin kültür ve sosyal hayatlarında büyük değişikliklere sebep olan bir sanat ve fikir adamıdır o.
KARAKOÇ BİZİM SANAT ve düşünce hayatımızda Mevlana ve Yunus’tan eşine ve benzerine rastlamadığımız bir şair, bir mütefekkirdir. O yalnız Türkiye’m için değil, dünya edebiyatında ve çağdaş düşünce âleminde daha şimdiden başköşeyi alacak insanüstü bir kabiliyet ve bir şahsiyettir. Hepsi orijinal, hepsi birbirinden güzel tam 22 eseri vardır Karakoç’un. Tarihe bakış tarzı, Doğu ve Batı medeniyetleri üzerindeki değer yargıları ve estetik dünyamıza kazandırdığı yeni perspektiflerle o, bizim dünyaya tanıtacağımız ve iftihar edeceğimiz büyük bir dehadır.
SEZAİ, BATI DÜŞÜNCE ve sanat hayatında büyük tesirler bırakan ve hâlâ aşılamayan bir Heideger, bir Schopenhauver, bir Remba, T. S. Eliot’u çok çok gerilerde bırakmış. Onları fersah fersah aşmış bir fikir ve sanat mucizemizdir.
İŞTE BÖYLESİNE BÜYÜK bir değer, bir değil bin Nobel’le hakkını veremeyeceğimiz bu büyük insan, şuanda Cağaloğlunda 8 metre karelik bir odada ve ondan çok daha geniş olmayan bir evde Türk toplumuna yeni sanat eserleri kazandırmanın sancısını çekiyor.
GÖNLÜM EL VERMEDİ Sayın Cumhurbaşkanım. Böyle bir dehayı, bizim devrimizde dünyaya gelen böyle bir kafayı, bir şans eseri olarak aramızda yaşayan bu büyük insanı tanımamış olmamıza gönlüm elvermedi. Onu size ve sizin şahsınızda bütün Türk münevverlerine tanıtmak, anlatmak, yalnız Türkiye için değil, dünya medeniyeti ve insanlık tarihi için de bir kazanç ve iftihar vesilesi yapabileceğimiz bu üstün insan etrafında bir ilgi halesi kurmak, bana uzun müddettir ağırlığını duyduğum tarihi bir sorumluluk gibi geldi.
NAPOLYON ALMAN TOPRAKLARINA girdiği vakit bütün harp planlarını bir kenara itip ilk iş olarak devrin dehası Goethe ‘yi görmek ve onunla tanışmak istemiştir. Kendi devrinde yaşadığı halde büyük bir fikir ve sanat adamlarıyla tanışmayan, onlarla ilgilenmeyen, onlardan takdir hislerini esirgeyen devlet büyükleri, daha sonraları tarihin acı ve hükmünden kurtulamamışlardır.
Türkiye’nin İki Yüz yıldan beri geçirdiği kültür ve medeniyet buhranının bir gün bizi bugünkü siyasi keşmekeşe ve sosyo-kültürel kaosa sürükleyeceği beklenen bir gelişme idi. Çıkış yolu ise, ne Batı medeniyetinin yüzyıllardır denediğimiz kapitalizm modeli, ne de son yıllarda yarı aydın kesiminin heveslendiği Marksist rejimidir. Biz bunca denemeden ve zaman kaybından sonra kurtuluşu kendi tarihimizde, kendi kültürümüzde aramak, bu tarihten ve bu kültürden gelen sentezci kafaları bulmak, onlara sarılmak ve tıpkı Japonya’nın yaptığı gibi benliğimizi kaybetmeden kendi kalkınmamızı kendimiz gerçekleştirmek mecburiyetindeydik. Bu neden böyle olmamıştır. Burada bunun üzerinde uzun uzadıya durmayacağım. Esasen bunun sebeplerini araştırmak benim ihtisasımda değildir.
BENİM ÜZERİNDE DURMAK istediğim husus, bin yıllık tarihimizin yükseliş devirlerinde devlet başkanlarımızın ve lider mevkiindeki Türk büyüklerinin kendi devirlerinde yaşayan ilim ve sanat adamlarımıza gösterdikleri hürmet ve onlara sağladıkları itibardır. Eğer bugün hala kültürümüzün ana kaynakları olan bir Gazali, bir Mevlana, bir Yunus Emre, bir İbni Kemal, bir Ak Şemseddin, bir Bâki, bir Şeyh Galip, bir Nedim, hatta hatta bir Yahya Kemal gibi tarihi şahsiyetler aramıza yaşıyorlarsa, bu birazda onların yaşadıkları devirlerde devlet büyükleri tarafından gördükleri itibar ve alakadır.
ÇANKAYA KÖŞKÜNDE ZAMAN zaman siyasi şahsiyetlerle veya yakınlarınızla yaptığınız görüşmeler ve akşam sohbetleri gibi ayda yılda bir defa olsun toplumumuzun Sezai Karakoç çapındaki değerli fikir ve sanat adamlarıyla da bir araya gelmenizi gönül ne kadar isterdi. Her Allah’ın günü kavga, itham, iftira ve çekişmelerle geçen bu siyasi atmosferde zamanımızın bir kısmını böyle kültür ve sanat sohbetlerine ayırmanız, hem memleketimizin kültür hayatına bir canlılık getirmiş, hem de zatı âlinizin dinlenmesi için güzel bir fırsat yaratmış olmaz mı?
ÇANKAYA KÖŞKÜNDE NEDEN bir hukuk müşavirliği, bir basın müşavirliği olsun da bir kültür müşavirliği olmasın. Gönül isterdi ki, Cumhurbaşkanlığı gibi güzide bir devlet müessesesinde Türk kültürü ve Türk tarihi alanlarında otorite olan şahsiyetlerden kurulu bir kültür müşavirliği bulunsun, haftada veya on beş günde bir toplanmaları sağlansın. İşte sayın Cumhurbaşkanım o zaman Sezai Karakoç’u onunla beraber nice ilim, kültür ve sanat adamlarımızı tanımak, onlarla istişarelerde bulunmak gibi hayırlı bir fırsat elde etmiş olurdunuz.
EMİN OLUNUZ BÖYLE bir teşebbüs, hem zatı âliniz, hem de Türk kültürü için büyük bir kazanç olacaktır.
BUGÜNKÜ NÜSHAMIZ İÇ sahifelerinde Sezai Karakoç’un sanat ve fikir cephesini elimden geldiği kadar anlatmaya çalıştım. Okumak zahmetine katlanmanıza rica edeceğim sayın Cumhurbaşkanım. Umarım ki cüretimi bana bağışlarsınız..
EN DERİN SAYGILARMLA...

Ömer ÖZTÜRKMEN


EK 2: Mona Roza Şiiri

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben öteliyim
Açma pencereni perdeleri çek..

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin agaçları söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçegini eziyor gibi
Ellerinden belli olur bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat on ikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki be Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki be Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun soyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artik inan bana muhacir kızı


Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller ak güller

Sezai Karakoç



KAYNAKLAR:
1-Ortadoğu Gazetesi-01.09.1975-Ömer Öztürkmen
2-Yeni Şafak Gazetesi, İlyas DİRİN
3-Ortadoğu Gazetesi, Sayfa :6-Ömer Öztürkmen,01.09.1975
4-Kelimenin Dirilişi,Edebiyat,S.2 Mart 1969
5-Doğunun Yedinci Oğlu:Sezai Karakoç, Sayfa:198-Turan Karataş
6-Diriliş Işığı, Parti gazetesi 1.syf.
-Ahmet Necdet,Modern Turk Siiri,Yonelimler, Tanikliklar, Ornekler
Broy Yayinevi, Ekim 1993.



Kaynak İnternet Adresleri:












 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst