- Katılım
- 17 Eyl 2008
- Konular
- 31,034
- Mesajlar
- 0
- Online süresi
- 5m 10s
- Reaksiyon Skoru
- 208
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 17 Yıl 9 Ay 3 Gün
- Başarım Puanı
- 719
- MmoLira
- 40
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Antik Çağâdan Rönesansâa kadar bütün tasvirlerde felsefeyi bir kadin simgeler âSOPHIAâ -- bilgelik Tanriçasi.
İlk kez tek tanrılı dinler ortaya koydugu simgelerle kadınları bilgeliğin dışında bırakmış ve âsadece erkeklerle tanrı anlaşma yapar, sadece erkekler, tanrı ile insanlar arasında aracı olabilirâ denmiştir.
Aynı şey Batı Felsefesinde de geçerliydi. Neredeyse kadınların sözü bile edilmezdi. Metzler 1989âda hazırladığı 300 biografik yapıt içinde sadece 6 kadın düşünüre yer vermiştir. Bunlar : Hannah Arendt, Simone de Beauvoir, Hildegard von Bingen, Agnes, Heller, Rosa Luxemburg ve Margaret Meadâdir.
Kadın ve kadın düşüncesi Antik çağdan günümüze geldikçe daha az değerli görünüp kimse kadın filozoflardan alıntılamıyor, hiç bir felsefe ya da bilim tarihi bu düşüncelerden ve yazarlarından artık söz etmiyordu (Tielsh, 1984)
Felsefe tarihinde kadınların gözardı edilen çıkışlarına, yapıtlarına bir göz atarsak, Karl Marx, Hegel, Kant gibi felsefe sistemleri kurmuş kişilerden hiç de geri kalmadıklarını görürüz.
Mesela, Sosyalis Programı (Arbeiterunium, 1843) ilk olarak ortaya Flora Triston tarafından atılmış olmasına rağmen dikkate alınmamıştır. Onun bildirisi Karl Marxâın Komünist Manifestoâsundan 5 sene önce yayınlanmış ve Marxâtan 10 kez daha fazla baskıya ulaşmıştı.
Almanyaâda felsefe tarihinin mistik kadın Hildegard von Singen ile başladığını hiç bir ansıklopedi yazmaz. Felsefe tarihinde âunutulmuşâ başarıların ve yanlış yükselmelerin listesi oldukça fazladır.
Mesela, Sokratik diyalogların aslında Aspasia tarafından kurulduğu, Anne Conwayâın Leibnizâi etkileyen Monadlar öğretisinin mimarı oldugu, Montaigneâden çok önce Teresa von Avilaânın ilk felsefi-yazınsal denemeleri yazdığı hep âunutulurâ.
Felsefe tarihi boyunca çoğu erkek düşünürler kadınları hep sınırlayıcı, hatta - aşalayıcı sözcüklerle alan dışı bırakmaya çalışmışlardır. Aristotalesâe göre âkadınlarda ruh bulunmadığıâ, Kantâa göre âkadınlarda akıl yeteneğinin eksıkliğiâ, hatta Fichteâe göre âkadınların duygularının sınırlarını saptamakâ gibi yaklaşımları hep görürüz.
Socrates, Leibniz, Erasmus von Roterdan, John Stuart Mill dışında, kadınlarda özgün bir düşünce görebilmek diğer düşünürlere göre düşünülebilir bir şey değildi. Erkek filozoflara göre düşünce erkeklerle, duygu ise kadınlarla özdeşleşmişti.
Filozof kadınların hayatları ve yapıtları üzerindeki tartışmalar, onların çok kez cinsellikle ilgili dedikodulara karşı korunmasız olmaları yüzünden daha çok güçleşmiştir.Aspasiaâya karşı Antik yazarların iftiraları ile (tanrıtanımaz, aracılık, çok eşlilik gibi) başlayarak Isolta Nogarolaâya yapılan ensest karalamasından, âbilimsel leydilerâ, âmavi çoraplılarâ, âerkek kadınlarâ olarak adlandırmalar hep filozof kadınlara, düşünen ve düşündüğünü belli eden kadınlara gelmiştir.
âAcayipâ olarak görülen, âzeki fakat kısırâ, âsoğukâ, âhetare (xxxxxx)â, âfemmes fatale (felaket kadınları)â yakıştırmalarına maruz kalan filozof kadınların çoğu tam aksine çok kez bilinçli bir namus düşkünlüğüne ve geniş ölçüde âerkeksizâ hayatı seçip yalnız yaşadılar. Bunda bir başka etken de, â kadınların eğitim görmesine ancak evlenmeden önce izin veren toplum görüşüneâ uydular.
Yeni çağâin baslangicina kadar evli ve çocuklu, yani anne olan bir kadının bilimsel çalışma yapması hemen hemen düsünülemez bir seydi.
İlk kez tek tanrılı dinler ortaya koydugu simgelerle kadınları bilgeliğin dışında bırakmış ve âsadece erkeklerle tanrı anlaşma yapar, sadece erkekler, tanrı ile insanlar arasında aracı olabilirâ denmiştir.
Aynı şey Batı Felsefesinde de geçerliydi. Neredeyse kadınların sözü bile edilmezdi. Metzler 1989âda hazırladığı 300 biografik yapıt içinde sadece 6 kadın düşünüre yer vermiştir. Bunlar : Hannah Arendt, Simone de Beauvoir, Hildegard von Bingen, Agnes, Heller, Rosa Luxemburg ve Margaret Meadâdir.
Kadın ve kadın düşüncesi Antik çağdan günümüze geldikçe daha az değerli görünüp kimse kadın filozoflardan alıntılamıyor, hiç bir felsefe ya da bilim tarihi bu düşüncelerden ve yazarlarından artık söz etmiyordu (Tielsh, 1984)
Felsefe tarihinde kadınların gözardı edilen çıkışlarına, yapıtlarına bir göz atarsak, Karl Marx, Hegel, Kant gibi felsefe sistemleri kurmuş kişilerden hiç de geri kalmadıklarını görürüz.
Mesela, Sosyalis Programı (Arbeiterunium, 1843) ilk olarak ortaya Flora Triston tarafından atılmış olmasına rağmen dikkate alınmamıştır. Onun bildirisi Karl Marxâın Komünist Manifestoâsundan 5 sene önce yayınlanmış ve Marxâtan 10 kez daha fazla baskıya ulaşmıştı.
Almanyaâda felsefe tarihinin mistik kadın Hildegard von Singen ile başladığını hiç bir ansıklopedi yazmaz. Felsefe tarihinde âunutulmuşâ başarıların ve yanlış yükselmelerin listesi oldukça fazladır.
Mesela, Sokratik diyalogların aslında Aspasia tarafından kurulduğu, Anne Conwayâın Leibnizâi etkileyen Monadlar öğretisinin mimarı oldugu, Montaigneâden çok önce Teresa von Avilaânın ilk felsefi-yazınsal denemeleri yazdığı hep âunutulurâ.
Felsefe tarihi boyunca çoğu erkek düşünürler kadınları hep sınırlayıcı, hatta - aşalayıcı sözcüklerle alan dışı bırakmaya çalışmışlardır. Aristotalesâe göre âkadınlarda ruh bulunmadığıâ, Kantâa göre âkadınlarda akıl yeteneğinin eksıkliğiâ, hatta Fichteâe göre âkadınların duygularının sınırlarını saptamakâ gibi yaklaşımları hep görürüz.
Socrates, Leibniz, Erasmus von Roterdan, John Stuart Mill dışında, kadınlarda özgün bir düşünce görebilmek diğer düşünürlere göre düşünülebilir bir şey değildi. Erkek filozoflara göre düşünce erkeklerle, duygu ise kadınlarla özdeşleşmişti.
Filozof kadınların hayatları ve yapıtları üzerindeki tartışmalar, onların çok kez cinsellikle ilgili dedikodulara karşı korunmasız olmaları yüzünden daha çok güçleşmiştir.Aspasiaâya karşı Antik yazarların iftiraları ile (tanrıtanımaz, aracılık, çok eşlilik gibi) başlayarak Isolta Nogarolaâya yapılan ensest karalamasından, âbilimsel leydilerâ, âmavi çoraplılarâ, âerkek kadınlarâ olarak adlandırmalar hep filozof kadınlara, düşünen ve düşündüğünü belli eden kadınlara gelmiştir.
âAcayipâ olarak görülen, âzeki fakat kısırâ, âsoğukâ, âhetare (xxxxxx)â, âfemmes fatale (felaket kadınları)â yakıştırmalarına maruz kalan filozof kadınların çoğu tam aksine çok kez bilinçli bir namus düşkünlüğüne ve geniş ölçüde âerkeksizâ hayatı seçip yalnız yaşadılar. Bunda bir başka etken de, â kadınların eğitim görmesine ancak evlenmeden önce izin veren toplum görüşüneâ uydular.
Yeni çağâin baslangicina kadar evli ve çocuklu, yani anne olan bir kadının bilimsel çalışma yapması hemen hemen düsünülemez bir seydi.

