- Katılım
- 28 Ocak 2009
- Konular
- 571
- Mesajlar
- 5,225
- Reaksiyon Skoru
- 644
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 17 Yıl 4 Ay 23 Gün
- Başarım Puanı
- 241
- MmoLira
- -29
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Hasan bin Ali bin Ebu Talib Ali bin Ebu Talib ve Fatıma Zehranın büyük oğulları ve Muhammedin ilk torunudur. Şia çoğunlukla onu imamlarının ikincisi kabul eder, çok küçük bir fırkaya göre ise ikinci imam Hüseyin bin Alidir. Bununla birlikte gerek Sünni gerekse Şii ve Alevi islam anlayışında çok önemli bir yeri vardır; onun, peygamberin Ehli beytinden olduğu konusunda herkes hem fikirdir. Babası ile otuz yedi yıl, dedesi ile ise sekiz yıl birlikte bulunmuştur.
Ali Küfede şehit edildikten sonra, Alinin taraftarları Hasana bağlılık yemini (biat) ettiler. Bu yemini, Alile halifelik için çatışan ve savaşan Muaviye kendi otoritesine bir tehdit olarak algıladı. Muaviye derhal Suriye, Filistin ve Lübnandaki ordu komutanlarına savaş hazırlıklarına başlamaları için talimat verdi, diğer yandanda genç varis Hasan ile anlaşmayı denedi, daha doğrusu Hasana halifelik iddiasından vazgeçmesini bildiren bir mektup gönderdi ve eğer vazgeçmezse, istemediği sonuçların doğacağını ve müslümanların öleceğini bildirdi. Aslında Muaviye için en iyisi Hasanın halifelik hakkından vazgeçmesi olacaktı, çünkü Muaviye orduları Hasanı savaş meydanında öldürüp tüm güç Muaviyenin elinde toplansa bile, Muaviyenin halife olabilirliği tartışılmaya devam edecekti. Kurnaz bir politikacı olan ve halka hoş gözükmeye çalışan Muaviye için bu hiç de istenilen bir durum değildi.
Hasan hakkından vazgeçmedi ve anlaşma sağlanamadı. Kimi kaynaklara göre altmış bin olduğu iddia edilen Muaviye ordusu Hasanı mağlup edip öldürmek için yürüyüşe geçti. Diğer yandan Hasan da ordusunu kurmuş ve savaşmaya hazırdı, iki ordu Sabat yakınlarında karşılaştılar.
Hasan savaş başlamadan önce Muaviye askerlerine konuşma yaparak onlara yanlış yönde olduklarını ve Muaviyeyi haksız görüyorlarsa onun tarafında bulunmamaları gerektiğini hadis ve Kurandan örnekler vererek bildirdi. Hasanın teslim olacağını sanan bir kısım birlikler, Hasana asi oldular ve ona saldırdılar. Hasan yaralandıysa da, yakın korumları bu saldırıyı püskürtmeyi başardı. Ayrıca Hasanın komutanlarından Ubeydullah, Muaviye'nin tarafına geçti.
İki ordu arasında birkaç sonuç getirmeyen çarpışma yaşandı. Sonunda Muaviye üstün gelemeyeceğini, üstün gelse bile birçok adamını kaybedeceğini anladı ve iki Kureyşli adamını Hasan ve takipçileriyle anlaşsınlar diye görevlendirdi. Hasan yaralanmıştı ve ordusunun içinde meydana gelen başıbozukluk yüzünden ordusuna pek güvenemiyordu. Sonunda Hasan ve Muaviye bir yerde bir araya geldiler ve anlaştılar. Sünni ekole göre Hasan; Kurana ve sünnete uyması, şura kararlarına göre hareket etmesi ve Hasan yandaşlarından intikam almaması şartlarını öne sürdü. Şii ekole göre ise Hasan bir de; Muaviyenin ölmesinden sonra halifeliğinin tekrar kendisine, eğer kendisi hayatta değil ise kardeşi Hüseyine geçmesi şartını öne sürmüştü. Muaviye kabul etti.
Antlaşmadan sonra Muaviye, biat almak üzere Kufeye gitti. Orada Muaviye halka hitap ettikten sonra minbere Hasan çıktı ve şöyle dedi;
Ey Irak halkı! Benim gönlüm sizden soğudu. Babam Alinin sağlığında bunca muhalefetler ettiniz, bir gün onu gamsız bırakmadınız. Nihayet babamı öldürdünüz. Banada bunca zahmet verdiniz; üzerime hücümeylediniz; beni yaraladınız. Henuz yaram iyileşmedi. Malımı yağmaladınız. Ey Irak halkı! Eğer siz Ehli beyt'i peygambere eza kıldınızsa da Allah hıyanette bizimle sizin aranızda hakim ve kafidir. Şu halde ben Muaviyeye biat ettim. Sizin biatınızdan bizar oldum.
Muaviye hilafetinin onuncu yılında, Hasanın varlığından iyice rahatsız olmuş ve Hasanı öldürme fikirlerine kapılmıştır, diğer yandan da hilafeti oğlu Yezide bırakmanın yollarını armaktadır ve gizliden oğlu için biat almaya başlamıştır. İslam tarihinde Makyavelin bir karşılığı varsa o da Muaviyedir ki, Muaviye bir yandan da, Hasanın karısı olan Eşas bin Kays kızı Cudeye, kocasını zehirlediği takdirde onu yakında halife olacak oğlu Yezidle evlendireceğini söylemiş ve bu haberle birlikte yüz bin dirhem göndermiştir. Cude, babası Eşasın da kendisini yönlendirmesiyle, Hasanı üç kez zehirlemiştir.İlk iki seferinde Hasan dedesi Muhammedin mezarına gitti ve şifa buldu.Üçüncü kez zehirlenmesi hadisesi içtiği suyun içine dökülen zehirden kaynaklanmıştı.Hasan bu zehirlemenin karşısında kırk gün ağır bir şekilde hasta yattı. Hasan, hicretten elli yıl sonra sefer ayında, kendisine verilen kuvvetli zehir karşısında ciğerleri parçalanmış ve şehit olmuştur.
Lakapları :
Mucteba (zeki, seçilmiş)
Sıbt-i Ekber
Ali Küfede şehit edildikten sonra, Alinin taraftarları Hasana bağlılık yemini (biat) ettiler. Bu yemini, Alile halifelik için çatışan ve savaşan Muaviye kendi otoritesine bir tehdit olarak algıladı. Muaviye derhal Suriye, Filistin ve Lübnandaki ordu komutanlarına savaş hazırlıklarına başlamaları için talimat verdi, diğer yandanda genç varis Hasan ile anlaşmayı denedi, daha doğrusu Hasana halifelik iddiasından vazgeçmesini bildiren bir mektup gönderdi ve eğer vazgeçmezse, istemediği sonuçların doğacağını ve müslümanların öleceğini bildirdi. Aslında Muaviye için en iyisi Hasanın halifelik hakkından vazgeçmesi olacaktı, çünkü Muaviye orduları Hasanı savaş meydanında öldürüp tüm güç Muaviyenin elinde toplansa bile, Muaviyenin halife olabilirliği tartışılmaya devam edecekti. Kurnaz bir politikacı olan ve halka hoş gözükmeye çalışan Muaviye için bu hiç de istenilen bir durum değildi.
Hasan hakkından vazgeçmedi ve anlaşma sağlanamadı. Kimi kaynaklara göre altmış bin olduğu iddia edilen Muaviye ordusu Hasanı mağlup edip öldürmek için yürüyüşe geçti. Diğer yandan Hasan da ordusunu kurmuş ve savaşmaya hazırdı, iki ordu Sabat yakınlarında karşılaştılar.
Hasan savaş başlamadan önce Muaviye askerlerine konuşma yaparak onlara yanlış yönde olduklarını ve Muaviyeyi haksız görüyorlarsa onun tarafında bulunmamaları gerektiğini hadis ve Kurandan örnekler vererek bildirdi. Hasanın teslim olacağını sanan bir kısım birlikler, Hasana asi oldular ve ona saldırdılar. Hasan yaralandıysa da, yakın korumları bu saldırıyı püskürtmeyi başardı. Ayrıca Hasanın komutanlarından Ubeydullah, Muaviye'nin tarafına geçti.
İki ordu arasında birkaç sonuç getirmeyen çarpışma yaşandı. Sonunda Muaviye üstün gelemeyeceğini, üstün gelse bile birçok adamını kaybedeceğini anladı ve iki Kureyşli adamını Hasan ve takipçileriyle anlaşsınlar diye görevlendirdi. Hasan yaralanmıştı ve ordusunun içinde meydana gelen başıbozukluk yüzünden ordusuna pek güvenemiyordu. Sonunda Hasan ve Muaviye bir yerde bir araya geldiler ve anlaştılar. Sünni ekole göre Hasan; Kurana ve sünnete uyması, şura kararlarına göre hareket etmesi ve Hasan yandaşlarından intikam almaması şartlarını öne sürdü. Şii ekole göre ise Hasan bir de; Muaviyenin ölmesinden sonra halifeliğinin tekrar kendisine, eğer kendisi hayatta değil ise kardeşi Hüseyine geçmesi şartını öne sürmüştü. Muaviye kabul etti.
Antlaşmadan sonra Muaviye, biat almak üzere Kufeye gitti. Orada Muaviye halka hitap ettikten sonra minbere Hasan çıktı ve şöyle dedi;
Ey Irak halkı! Benim gönlüm sizden soğudu. Babam Alinin sağlığında bunca muhalefetler ettiniz, bir gün onu gamsız bırakmadınız. Nihayet babamı öldürdünüz. Banada bunca zahmet verdiniz; üzerime hücümeylediniz; beni yaraladınız. Henuz yaram iyileşmedi. Malımı yağmaladınız. Ey Irak halkı! Eğer siz Ehli beyt'i peygambere eza kıldınızsa da Allah hıyanette bizimle sizin aranızda hakim ve kafidir. Şu halde ben Muaviyeye biat ettim. Sizin biatınızdan bizar oldum.
Muaviye hilafetinin onuncu yılında, Hasanın varlığından iyice rahatsız olmuş ve Hasanı öldürme fikirlerine kapılmıştır, diğer yandan da hilafeti oğlu Yezide bırakmanın yollarını armaktadır ve gizliden oğlu için biat almaya başlamıştır. İslam tarihinde Makyavelin bir karşılığı varsa o da Muaviyedir ki, Muaviye bir yandan da, Hasanın karısı olan Eşas bin Kays kızı Cudeye, kocasını zehirlediği takdirde onu yakında halife olacak oğlu Yezidle evlendireceğini söylemiş ve bu haberle birlikte yüz bin dirhem göndermiştir. Cude, babası Eşasın da kendisini yönlendirmesiyle, Hasanı üç kez zehirlemiştir.İlk iki seferinde Hasan dedesi Muhammedin mezarına gitti ve şifa buldu.Üçüncü kez zehirlenmesi hadisesi içtiği suyun içine dökülen zehirden kaynaklanmıştı.Hasan bu zehirlemenin karşısında kırk gün ağır bir şekilde hasta yattı. Hasan, hicretten elli yıl sonra sefer ayında, kendisine verilen kuvvetli zehir karşısında ciğerleri parçalanmış ve şehit olmuştur.
Lakapları :
Mucteba (zeki, seçilmiş)
Sıbt-i Ekber


