- Katılım
- 8 May 2009
- Konular
- 620
- Mesajlar
- 2,005
- Online süresi
- 42m 13s
- Reaksiyon Skoru
- 91
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 17 Yıl 1 Ay 12 Gün
- Başarım Puanı
- 190
- Yaş
- 29
- MmoLira
- -79
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
KİTABIN ADI : SARI ZEYBEK CAN DÜNDAR
KİTABIN ANA FİKRİ : LİDERLER YAŞAM ŞARTLARI VE İÇİNDE BULUNDUKLARI DURUM NE OLURSA OLSUN BAŞINDA BULUNDUKLARI TOPLUMLARI EN İYİ ŞEKİLDE YÖNETMEK ZORUNDADIRLAR.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : KİTAPTA ATATÜRK`ÜN YAŞADIĞI HAYATİ TEHLİKELER VE HALKIN BUNLARDAN ETKİLENİŞLERİNDEN BAHSEDİLMEKTEDİR.
ŞAHISLAR: MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : ATATÜRK`ÜN ÖLÜMÜNE KADARKİ SON 300 GÜNÜNÜ İNCELEYEREK
ATATÜRK `ÜN HER ZAMAN VAR OLMUŞ FAKAT PEK İŞLENMEMİŞ OLAN İNSANCIL YÖNLERİNİ ANLATMAK
ATATÜRK`Ü SEVDİRMEK İÇİN HERKESİN OKUMASI GEREKEN BİR KİTAP.
KİTABIN ÖZETİ : Kitap
Atatürk`ün hastalığının ilk belirtisinin görüldüğü 11 Kasım 1923 tarihiyle başlıyor. Atatürk Cumhuriyeti kuralı onüç gün olmuştu ve Çankaya`da eşiyle birlikte öğle yemeğindelerken eli birden kalbine gitmiş ve şiddetli bir sancıyla kıvranmıştı. Yirmi dakika kadar süren bu sancı atatürk`e epey sıkıntılı anlar yaşatmıştı. Aynı sancı iki gün sonra tekrarlamış ve doktorların ilk muayenesinden
kalbinin çok çalışmaktan yorgun düştüğü teşhisi koyulmuştu. Atatürk`ün kalbinin dinlenmesi için istirahat etmesi ve perhiz gerekiyordu. Sigara azaltılmalıydı. Fakat yakın çevresi dahil Atatürk`e bunları yaptırmak kolay değildi. Sonunda Atatürk`e hakim olunamayacağı anlaşılınca
izmir seyahati önerildi. Atatürk İzmir`de 50 günlük bir istirahat sonunda
Ankara`ya dinlenmiş olarak geri döndü ve hemen işe koyuldu.
Atlatıldı sanılan bu ilk kriz
yazara göre Atatürk`ün ölümle ilk randevusu idi. İkinci kriz
3
5 yıl sonra 22 Mayıs 1927 tarihinde Atatürk`ü gece
yatağında yakaladı. Şikayet gene aynıydı : sol kolunda ve göğsünde şiddetli bir ağrı vardı. Teşhis aynıydı: yorgunluk
fakat bu kez hükümet olaya el koydu. Berlin`den doktor getirtildi. Doktorlar atatürk`ün çok sigara içmekten dolayı göğüs anjini geçirmiş olduğuna karar verdi. Tedavisi de aynıydı. Fakat Atatürk`e bunları yaptırmak hemen hemen imkansızdı. O kendinin hasta olduğuna inanmıyordu. Gerçekte de teşhis doğru değildi. Çünkü hasta olan kalbi değil
karaciğeriydi. Atatürk bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle ve çok çalışıyordu. Ayrıca sigara içkiyi de çok kullanıyordu. Dinlenmeye ise hiç zaman ayıramıyordu. Atatürk
bir gün genel sekreteri Hasan Rıza Soyak`a neden içtiğini şöyle açıklamıştı:
“içiyorum
çünkü: bu vücut artık bu kafayı taşımıyor. Kafam vücudumun çok önünde gidiyor. Beynimi huzura kavuşturmak
biraz dinlendirmek için içiyorum.“
Ancak
burada da dinlenmek pek mümkün olmuyordu. Çünkü Atatürk`ün sofrası
sadece yemek yenen içki içilen bir yer değildi. Burası
bir “bilgeler meclisi“ ya da bir “danışma kurulu“ ydu. Ülkenin her meselesi orada gündeme gelir
Atatürk orada devlet adamları ve düşünce adamlarıyla sabahlara dek süren tartışmalar yapardı. Bu çalışmalar sabahın ilk ışıklarıyla son bulurdu. Atatürk
konuklarını uğurladıktan sonra çoğu zaman yüzünü yıkar
tıraş olur ve yeni güne başlardı. Fakat
atatürk 1936`dan itibaren yorulmaya başlamıştı. Çalışma arkadaşları
masadaki devin mavi gözlerinde yanan ışıkların sönmeye yüz tuttuğunu fark ettiler. Artık öğleden sonra uyanıyor
küçük gezintiler yapıyor ve çabuk yoruluyordu. Çehresi müthiş değişmiş
benzi solmuş
hatları keskinleşmişti.
İlk kriz bir kasım günü gelmişti. İlk ateş de bir kasım günü geldi. Tıpkı son sancının bir kasım sabahı geleceği gibi...
21 kasım 1937 sabahı
Atatürk şiddetli bir titremeyle uyandı. Zatürre kapıdaydı. Ateşi 39`u vurmuştu. Göğsünün sağ tarafında bir ağrı vardı. Ciğeri kan toplamıştı. Doktorlar bu kez işin çok ciddi olduğunu anlatıp
kesin perhiz istediler. Atatürk izleyen beş günde dinlendi
perhize uydu ve hızla iyileşti ve yeniden hiçbir şey olmamış gibi işe koyuldu.
1938 başında hastalık iyiden iyiye “geliyorum“ demeye başladı. Uzun süredir hissedilen halsizlik ve iştahsızlığa şimdi iki yeni illet eklenmişti: burun kanaması ve kaşıntı. Sol bacağının kasık bölgesiyle diz kapağı arasında müthiş bir kaşıntı başlamıştı.
Atatürk sözde devamlı doktor kontrolü altındaydı. Ama şikayetlerine karşı devamlı anlık tedaviler uygulanıyordu. Doktorlar iştahsızlığına iştah açıcı meze tavsiye ediyor
burun kanamalarına da tamponla çare bulmaya çalışıyorlardı.
Kaşıntının da sebebi bulunmuştu: kırmızı karıncalar. Atatürk
hemen kaplıca tedavisi için
gerçek teşhisle yüzleşeceği Yalova`daki kaplıcaya gönderildi.
Atatürk
derdini bir kez de kaplıca müdürü Doktor Belger`e anlattı. İşte gerçek hüküm anı gelmişti. Dr. Belger
karaciğerden kuşkulandı ve büyümeyi fark etti. Karaciğer kaburga altını 3 parmak kadar aşmış ve sertleşmişti.
Karaciğerdeki büyüme “siroz başlangıcı“nın işaretiydi ve bu teşhiste en az bir yıl gecikilmişti. Tarih: 22 ocak 1938.
Şubat sonlarında
Atatürk`ün hastalığının vehameti hükümete iletildi. Başvekil Celal Bayar
atatürk`ün muayene ve tedavisi için almanya`dan ve Fransa`dan doktor getirtmek istediklerini atatürk`e söyledi. Fakat Atatürk yabancı doktorları istemedi. Atatürk`e göre
ortada hatay meselesi vardı ve hastalığının hariçte duyulması hiç de iyi olmazdı.
Nihayet
türk hekimleri 6 mart 1938 günü Atatürk`ü muayene ettiler
uzun uzun tedavi üzerine konuştular. Hastalığın sonunda mutlaka “ölüm“ olduğunu hepsi biliyordu. Yapılacak tek şey
bu feci akıbeti geciktirmekten ibaretti.
Bütün bu bilgiler Atatürk`e iletildi. Atatürk`e içkiyi bırakması gerektiği bildirildi. Atatürk
her ne kadar doktorların
hastalığını içkiye bağlamalarına inanmasa da
o günden ölünceye kadar yani 9 ay süreyle ağzına içki koymadı.
Atatürk`ün sağlığı üzerine üretilen dedikodular iyice artmıştı. Avrupa gazetelerinde Ata`nın sağlığına ilişkin karamsar haberler çıkıyordu. Fransızlar
hatay meselesinin bizzat içinde olduklarından
Atatürk`ün sağlık durumunu merak ediyorlardı. Gazetelerde Atatürk`ün ağır hasta olduğu yazılıyordu. Anadolu ajansı her ne kadar bunları tekzip etse de böyle haberlerin tek bir tekzip şekli olurdu: Atatürk`ün ortaya çıkması.
Bunu Atatürk` te biliyordu. Hem milletine söz vermişti. Hatay`ı geri alacaktı. 19 Mayıs onun doğum günüydü. Ankara`daki kutlamalardan sonra Mersin`e hareket etti. Dünyaya yaşadığını ve gücünü gösterecekti.
İşte bu tam bir çılgınlıktı. Üç ay boyunca her günün 23 saatini yatarak geçirmesi gereken bir adam
mayıs sıcağının kavurduğu Mersin`e gidiyordu. Hatay sorunu böylesine gündemdeyken
ülkesinin ona ihtiyacı varken nasıl yatıp dinlenebilirdi?
Ve mersin seyahati
bu yüzden o`nun için “son darbe“ oldu. Yabancı basındaki hastalık haberleri kesilmişti. Kısa bir süre sonra Fransız ve İngilizler Hatay konusunda tüm koşullarımızı kabul ettiklerini bildirdiler.
Beklenen sonuç alınmıştı. Ama bu güç gösterisi Atatürk`ün canına mal olacaktı. Karaciğerinde büyüyen hastalık ikinci ve şifasız devresine girerken
Atatürk 1 Haziran 1938`de Savanorasına
sadece 55 gün kullanabileceği yüzer sarayına kavuşuyordu. Atatürk hala hastalığını ciddiye almıyor ve çok çalışıyordu.
Sonunda
Savanora`da fazla kalamayacağı anlaşıldı ve 25 Temmuz günü Dolmabahçe sarayına taşındı. Hastalığı üçüncü ve son aşamasına böylece girmiş oluyordu.
Atatürk`ün karnı iyice şişmişti. Doktorlar bu suyun alınması gerektiğine karar verdiler. Operasyon başarı ile tamamlanmıştı ve Atatürk`ün karnından tam 12 litre su çıkartılmıştı.o geceden itibaren doktorlar
Atatürk`ün devamlı istirahat etmesi gerektiğini belirterek
ziyaretleri yasakladılar. Çok zorunlu haller dışında hastanın yanına kimse alınmayacak
fazla konuşturulmayacaktı. Bu tavsiyelere harfiyen uyulması için de en yakınındaki 5 kişi o geceden itibaren yan odada nöbet tutmaya başladılar. Bu nöbetler
10 Kasım`a dek aralıksız devam etti.
Ekim`e girilirken Atatürk derin uykular uyuyor
sabahları bitkin uyanıyordu. Geceleri inlemeye ve sayıklamaya başlamıştı. Atatürk`ün sıhhi durumu iyice kötüleşmişti. Nihayet ilk ağır koma 16 ekim pazar günü geldi. Durumu bir bildiriyle halka anlatıldı. Ülke ayağa kalkmıştı. Ülkenin üstüne adeta ölü toprağı serpilmiş gibiydi. Türkiye nefesini tutmuş
Atası için dua ediyordu. Korkulan olmadı. Atatürk ölümü yenmişti.
Nihayet 29 Ekim gelmişti. Cumhuriyet 15. Yaş gününü kutluyordu. Atatürk ise saray`da yatağında “ah Ankara... Ah Ankara`ya gidemedik“ diye yakınıyordu.
Atatürk 29 Ekim`den 7 Kasım`a kadar ki 10 günü yarı uyur
yarı uyanık halde geçirdi. Genellikle kendinde değildi.
7 Kasım sabahı arkaüstü yatarken tükürmeye başladı. Tükürüğünde kan vardı. Atatürk karnındaki suyun çekilmesini istedi. Doktorlar
onun son buyruğunu yerine getirdiler. Rahatlamıştı.
8 Kasım`a girilirken kendini bilmiyordu. Saat 19.00`da ikinci ağır komaya girdi. Gece Anadolu Ajansı durumun ciddiyetini bildiriyordu.
Artık bütün Ülke
Ata`sının son saatlerini yaşadığını biliyordu. Ama ağlamaktan ve dua etmekten başka kimsenin elinden bir şey gelmiyordu.
9 Kasım çarşamba sabahı
Atatürk`te adale kasılmalarıyla istem dışı hareketler ve inlemeler görüldü.
Akşama doğru Atatürk yeni bir komaya girmişti. Nefes borusundan hırıltılar işitilmeye başlandı. Baş ucundaki doktorlar müşahade defterine “agani“ diye not düştüler.
Agani: Can çekişme demekti. Resmi tebliği: 9 kasım – saat 24.00
saat 20.00`den itibaren dalgınlık artmıştır. Umumi ahval vahamete doğru seyretmektedir. 10 Kasım sabahı ulu önderin
boğazındaki hırıltılar azalmıştı. Saat 09.00 olduğunda göğsü hızla inip çıkmaya başladı. Dünyadaki son 5 dakikasına gözleri kapalı giriyordu
KİTABIN ANA FİKRİ : LİDERLER YAŞAM ŞARTLARI VE İÇİNDE BULUNDUKLARI DURUM NE OLURSA OLSUN BAŞINDA BULUNDUKLARI TOPLUMLARI EN İYİ ŞEKİLDE YÖNETMEK ZORUNDADIRLAR.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : KİTAPTA ATATÜRK`ÜN YAŞADIĞI HAYATİ TEHLİKELER VE HALKIN BUNLARDAN ETKİLENİŞLERİNDEN BAHSEDİLMEKTEDİR.
ŞAHISLAR: MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : ATATÜRK`ÜN ÖLÜMÜNE KADARKİ SON 300 GÜNÜNÜ İNCELEYEREK
KİTABIN ÖZETİ : Kitap
Atlatıldı sanılan bu ilk kriz
“içiyorum
Ancak
İlk kriz bir kasım günü gelmişti. İlk ateş de bir kasım günü geldi. Tıpkı son sancının bir kasım sabahı geleceği gibi...
21 kasım 1937 sabahı
1938 başında hastalık iyiden iyiye “geliyorum“ demeye başladı. Uzun süredir hissedilen halsizlik ve iştahsızlığa şimdi iki yeni illet eklenmişti: burun kanaması ve kaşıntı. Sol bacağının kasık bölgesiyle diz kapağı arasında müthiş bir kaşıntı başlamıştı.
Atatürk sözde devamlı doktor kontrolü altındaydı. Ama şikayetlerine karşı devamlı anlık tedaviler uygulanıyordu. Doktorlar iştahsızlığına iştah açıcı meze tavsiye ediyor
Kaşıntının da sebebi bulunmuştu: kırmızı karıncalar. Atatürk
Atatürk
Karaciğerdeki büyüme “siroz başlangıcı“nın işaretiydi ve bu teşhiste en az bir yıl gecikilmişti. Tarih: 22 ocak 1938.
Şubat sonlarında
Nihayet
Bütün bu bilgiler Atatürk`e iletildi. Atatürk`e içkiyi bırakması gerektiği bildirildi. Atatürk
Atatürk`ün sağlığı üzerine üretilen dedikodular iyice artmıştı. Avrupa gazetelerinde Ata`nın sağlığına ilişkin karamsar haberler çıkıyordu. Fransızlar
Bunu Atatürk` te biliyordu. Hem milletine söz vermişti. Hatay`ı geri alacaktı. 19 Mayıs onun doğum günüydü. Ankara`daki kutlamalardan sonra Mersin`e hareket etti. Dünyaya yaşadığını ve gücünü gösterecekti.
İşte bu tam bir çılgınlıktı. Üç ay boyunca her günün 23 saatini yatarak geçirmesi gereken bir adam
Ve mersin seyahati
Beklenen sonuç alınmıştı. Ama bu güç gösterisi Atatürk`ün canına mal olacaktı. Karaciğerinde büyüyen hastalık ikinci ve şifasız devresine girerken
Sonunda
Atatürk`ün karnı iyice şişmişti. Doktorlar bu suyun alınması gerektiğine karar verdiler. Operasyon başarı ile tamamlanmıştı ve Atatürk`ün karnından tam 12 litre su çıkartılmıştı.o geceden itibaren doktorlar
Ekim`e girilirken Atatürk derin uykular uyuyor
Nihayet 29 Ekim gelmişti. Cumhuriyet 15. Yaş gününü kutluyordu. Atatürk ise saray`da yatağında “ah Ankara... Ah Ankara`ya gidemedik“ diye yakınıyordu.
Atatürk 29 Ekim`den 7 Kasım`a kadar ki 10 günü yarı uyur
7 Kasım sabahı arkaüstü yatarken tükürmeye başladı. Tükürüğünde kan vardı. Atatürk karnındaki suyun çekilmesini istedi. Doktorlar
8 Kasım`a girilirken kendini bilmiyordu. Saat 19.00`da ikinci ağır komaya girdi. Gece Anadolu Ajansı durumun ciddiyetini bildiriyordu.
Artık bütün Ülke
9 Kasım çarşamba sabahı
Akşama doğru Atatürk yeni bir komaya girmişti. Nefes borusundan hırıltılar işitilmeye başlandı. Baş ucundaki doktorlar müşahade defterine “agani“ diye not düştüler.
Agani: Can çekişme demekti. Resmi tebliği: 9 kasım – saat 24.00
- Katılım
- 14 Eki 2009
- Konular
- 658
- Mesajlar
- 2,680
- Reaksiyon Skoru
- 66
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 16 Yıl 8 Ay 9 Gün
- Başarım Puanı
- 160
- MmoLira
- -58
- DevLira
- 0
emeğe saygı
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 21
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 20
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 26
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 30
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 14




