InfernoShade 1
InfernoShade
Fethi Polat 1
Fethi Polat
Bvural41 1
Bvural41
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
shrpnl 1
shrpnl
YusufŞimşek14 1
YusufŞimşek14
berzahx 2
berzahx
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

İngilizce Deyimler [R]

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan rondoclas06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 3
  • Görüntüleme Görüntüleme 522

rondoclas06

Level 7
TM Üye
Üye
Katılım
8 Ocak 2010
Konular
598
Mesajlar
1,704
Reaksiyon Skoru
46
Altın Konu
0
TM Yaşı
16 Yıl 5 Ay 9 Gün
Başarım Puanı
160
MmoLira
0
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

Rainy day: Sıkıntılı günler
I always save money for rainy days.
Sıkıntılı günler için her zaman para saklarım.

Rain or shine: Hava iyi de olsa, kötü de olsa
We shall go to Ankara tomorrow rain or shine.
Hava iyi de olsa, kötü de olsa yarın Ankara'ya gideceğiz.

Raise money: Cami, kilise, vakıf... yararına para toplamak
We raised money to buy carpet for the mosque.
Camiye halı almak için para topladık.

Rake off: Bir işte yasa dışı tarzda para almak
He doesn't want to become rich by raking off.
O, yasa dışı yoldan para kazanarak zengin olmak istemiyor.

Rather than: ........ den ziyade, yerine, ...... mektense, ....... maktansa
Rather than drinking coffee, I prefer to drink tea.
Kahve içmektense, çay içmeyi yeğlerim.

Reach out for: Uzanıp yetişmeye çalışmak, uzanmak, uzatmak, ermek
He reached out for the jam.
Reçele uzanıp yetişmeye çalıştı. (Reçele uzandı.)

Read aloud: Sesli okumak
Can you read aloud the book for me?
Kitabı benim için sesli okuyabilir misiniz?

Read out: Başkasına yüksek sesle okumak
Don't read it out; nobody is listening you.
Yüksek sesle okumayın; sizi dinleyen yok.

Read over: Göz gezdirerek okuma, göz atmak
I read over the book before I bought it.
Satın almadan önce kitaba bir göz attım.

[By] reason of: Nedeniyle, ....... den dolayı
[By] reason of the shortage of money I didn't buy that house.
Para kıtlığı nedeniyle o evi satın almadım.

Reason with someone: Birini delilerle ikna etmeye çalışmak
My teacher reasoned with me about entering the Univercity.
Öğretmenim üniversiteye girmek hakkında beni iknaya çalıştı.

Recently: Son zamanlarda, geçenlerde
I saw him at the airport recently.
Geçenlerde onu havalimanında gördüm.

Redound to: iftihar etmek
This painting redounds to your credit.
Bu tablo ile iftihar edebilirsiniz.
(Bu tablo itibarınızı arttırır.)

[In] regard to (With regard to): Hakkında, .......... e nazaran
I read a long article in regard to your last book.
Son kitabınız hakkında uzun bir makale okudum.

Related to: .......... e ait, bağlı
Why don't you write a book related to your adventure?
Niçin, serüveninizle ilgili bir kitap yazmıyorsunuz?

Rely on (upon): Güvenmek
Can I rely on you?
Size güvenebilir miyim?

Remote control: Uzaktan idare
Our new TV has a remote control system.
Yeni televizyonumuzun uzaktan idare sistemi var.

Reserved list: Yedek kadro
I'm not going to play tomorrow, I'm on the reserved list.
Yarın oynamayacağım, yedek kadrodayım.

[With] respect to:........ e gelince
With respect to your proposal, I have no objection.
Teklifinize gelince, hiç bir itirazım yok.

[In] return for: ........ e karşılık
Please accept this check in return for your assistance.
Yardımınıza karşılık, lütfen bu çeki kabul ediniz.

[Get] rid of: Başından atmak
I don't like him, I'm going to get rid of him.
O adamı hiç beğenmiyorum, onu başımdan atacağım.

Right away: Hemen, derhal
I'll come right away, wait for me.
Beni bekleyin, hemen geleceğim.

Right here: Tam burada
Yesterday I had a little accident right here.
Dün, tam burada küçük bir kaza geçirdim.

Right now: Derhal, şu anda
I want you to do your homework right now.
Ev ödevini derhal yapmanı istiyorum.

Ring up: Telefon etmek, telefonla aramak, bağlantı kurmak
I'll ring you up tomorrow.
Sizi yarın telefonla arayacağım.

Roll up: Sıvamak, sarmak, tomar yapmak
He rolled up his sleeves.
O, kollarını sıvadı.

Round up:
1) Biraraya getirmek, toparlamak
2) Bir rakamı yuvarlak hesap haline getirmek
1- He rounded up his friends and made a short speech.
O, arkadaşlarını biraraya getirdi ve kısa bir konuşma yaptı.
2- He rounded up the price from 8.230 to 8.000 TL.
O, (fiyatı) 8.230 TL.'dan 8.000 TL'na yuvarladı.

Rub shoulders with: ....... ile haşır neşir olmak, fazla samimi olmak
I don't like to rub shoulders with him.
Onunla çok samimi olmaktan hoşlanmıyorum.

Rule out: Bertaraf etmek, ortadan kaldırmak; çizgi ile iptal etmek
The new king ruled out his brother.
Yeni kral kardeşini ortadan kaldırdı.

Rule over: Yönetmek, otorite sahibi olmak
Don't try to rule over me.
Beni yönetmeye çalışma.

Run about: Oraya buraya koşmak
When you run after a hen, it begins to run about.
Bir tavuğu kovaladığınız zaman, o oraya buraya koşmaya başlar.

Run after: Peşinden koşmak, kovalamak
You can't run after two rabbits.
iki tavşanı birden kovalayamazsınız.

Run off: Sıvışmak, kaçmak
In spring some students like to run off from school.
Baharda bazı öğrenciler okuldan kaçmayı severler.

Run a business: Bir işi idare etmek
Who runs your company?
Şirketinizi kim idare ediyor?

Rush someone: Birini sıkıştırmak, aceleye getirmek, dara getirmek
He rushed his father into doing his homework.
O, ev ödevini yapması için babasını sıkıştırdı (ısrar etti).

Run across: Beklenmedik bir anda tesadüfen karşılaşmak, bir taraftan öbür tarafa koşmak
I ran across my old friend in Taksim yesterday.
Dün Taksim'de tesadüfen eski bir arkadaşımla karşılaştım.

Run away: Uzaklaşmak, ayrılıp gitmek, kaçmak
Don't run away, I want to talk to you.
Uzaklaşma, seninle konuşmak istiyorum.

Run down: Ezmek, aşağıya doğru koşmak; (saat) kurulmadığı için durmak
The car has run a young girl down.
Araba bir genç kızı çiğnedi.

Run into:
1) Tesadüf etmek, rastlamak
2) Çarpışmak, çarpmak
1- I ran into my boss at the cinema.
Sinemada patronuma rastladım.
2- The truck ran into the car.
Kamyon, araba ile çarpıştı.

Run on: Sürekli olarak konuşmak, gitmek, yoluna devam etmek
She will run on for two hours if I don't stop her.
Eğer onu durdurmazsam, iki saat hiç durmadan konuşur.

Run out of: Tükenmek, bitmek
I have run out of money.
Param tükendi.

Run over: Üzerinden çiğneyip geçmek, ezmek
My friend was run over by a car.
Arkadaşımı bir araba ezdi.
 
Teşekkürler.
 
Paylaşım İçin Teşekkürler.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst