- Katılım
- 24 Kas 2010
- Konular
- 647
- Mesajlar
- 2,854
- Reaksiyon Skoru
- 125
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 165
- TM Yaşı
- 15 Yıl 5 Ay 1 Gün
- MmoLira
- -1
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
Akademisyen, yazar
1920 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Halid Ziya Bey, annesi Saibe Hanım'dır. İyi bir eğitim gördü. St. Joseph, Galatasaray ve Kabataş liselerinde okuduktan sonra, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi'nde master yaptı. Tarih ve Türkoloji dallarında Sorbonne Üniversitesi'nde, Tecrübî psikoloji dalında ise Columbia Üniversitesi'nde ihtisas yaptı.
Uzmanlık dalları arasında psikoloji, futuroloji, hukuk, tarih, yazarlık ve yayıncılık (şeref ve sürekli basın kartı sahibi) sosyo-etnografya yer almaktadır. 1947-1972 yılları arasında 25 yıl boyunca ABD'de Columbia ve CCNY üniversitelerinde çalıştı. 1975-1976 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde ve daha sonra da 1996 yılında Ahmet Yesevî Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı.
"Sorularla Programlı Öğrenim" metodunun üç kurucusundan biri olarak ve ABD'deki katkılarından dolayı "WHO'S WHO" ansiklopedisinde yer aldı. ABD hükümeti tarafından 4 eyaletin eğitim planlaması ve Sunrise Açık Üniversitesi'nin kuruluşunda eğitim teknolojisi danışmanı olarak görev aldı. 124 okul (4 tanesi hızlı okuma ve bilgisayar üzerine) açtı.
Türkiye'de Yay-Kur Açık Öğretim Üniversitesi'ni kurdu. 1976 yılında NASA'ya danışman olarak Hindistan'daki uydulu eğitim çalışmalarını inceledi.
Reha Oğuz Türkkan'ın, yerli ve yabancı basında binlerce makale, dizi ve araştırması yayınlandı. İstanbul Ticaret Odası Gazetesinde "Amerika ve Türkiye'de İş Dünyası" konularında 2 yıl köşe yazarlığı yaptı.
ABD'de bulunduğu süre içinde, "Psikolojinin İş Dünyasında Başarıya Etkisi Ve Uygulanışı", "İkna Psikolojisi Ve Satış Teknikleri" konularında iş dünyasına yönelik eğitimler verdi. Çeşitli şirket ve kuruluşlara danışmanlık ve yönetim kurulu başkanlığı yaptı.
Reha Oğuz Türkkan, Türkçülük alanında çeşitli sosyal faaliyetlerde bulundu. Bu konuda yazarlık ve yayıncılık yaptı. Gurbetçi çocuklar için ABD'de Atatürk Okulu adıyla bir okul açtı. 1997 yılında Orta Asya ve Kafkas Türkleriyle ilgili olarak "Türk Dünyası Parkı" ve "Türkler" adlarıyla ABD'de ve Türkiye'de daimi resim sergileri açtı.
Reha Oğuz Türkkan, Türkiye'de "Çevrecilik Eğitimi Kampları"nın kurucusu oldu.
ABD'de Human Value Vakfı başkanlığı yaptıktan sonra, NEA (Eğitim Sendikası), IPA (Konferansçılar Derneği), Gazeteciler Derneği, Aydınlar Ocağı'nda üyelik ve Türk 2000 Vakfı'nda başkan olarak görev yaptı. 2010 yılı Ocak ayında İstanbul'da vefat etti.
Ece Zübeyde Hanım ile evli, Aslıhan, Ceylan, Tuğrul ve Alptunga adlarında dört çocuğu vardır.
ESERLERİ:
Reha Oğuz Türkkan'ın İngilizce, Fransızca ve Türkçe olarak yayınlanmış 41 kitap, 9 film ve 6 tv senaryosu bulunmaktadır.
Türkçülüğe Giriş (İstanbul-1940), Milliyetçiliğe Doğru (İstanbul-1943), One America (New York-1954), Talking Turkey (New York-1955), Turkish Literature (New York-1956), Turkish National Character (New York-1971), Tabutluktan Gurbete (İstanbul-1975), Yenilenmiş Türk Destanları ve Hikayeler (1977), Biz Kimiz (İstanbul-1987), Türk Milliyetçiliğinin Kısa Tarihi (İstanbul-1992), Yükselen Milliyetçilik, 21. Yüzyıl Milliyetçiliği (İstanbul-1995), Kızılderililer ve Türkler (İstanbul-1998) önemli eserleri içinde yer alır.
HAKKINDA YAZILANLAR
Türkeşin tırnakları çekilmedi
Cemal A. Kalyoncu Aksiyon Sayı: 405
Yönetenlerin adalete müdahale ettiği sistemlerde hayat ne kadar acı ve çekilmez oluyor, hiç düşündünüz mü? Daha sonraki dönemlerde de vuku bulmakla beraber, özellikle çok partili döneme geçinceye kadarki süreç, bunun örnekleriyle doludur Türkiyede. Sözü şuraya getireceğim. Aralarında Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkanın da bulunduğu yüzlerce kişiden özellikle 23ünün tutuklanıp, çeşitli işkencelerin ardından yargılandıktan sonra, ancak 29 Mayıs 1945te beraatleri ile sonuçlanan ve tarihe Türkçülük Davası olarak geçen hadisede, haklı olan kim veya kimlerdi acaba?
Olayın baş kahramanlarından biri, işkence gördüğü o yıllarda yaşı henüz 23/24 olan (1920 doğumlu) Reha Oğuz Türkkandır. Olayda adı geçenler, hükümeti de devirerek Türkçü bir devrim yapmakla itham edilirler.
Dilerseniz, olayın aslına geçmeden önce, Reha Oğuz Türkkan (bu soyadı bizzat kendisinin teklifi ile babası almıştır) ve ailesini bir tanıyalım. Nüfustaki resmi kayda göre 3 Mayıs 1920de, (Aslen 12 Ekimde doğmuştur, ama tutuklanıp işkence gördüğü tarihi doğum günü olarak kayıt yaptırmıştır) büyükamcası Ziya Paşanın Erenköydeki köşkünde dünyaya gelen Türkkanın asıl ismi Rehadır. Bunu beğenmeyince, sonra kendisi Oğuz ismini ilave eder Reha'nın yanına.
Reha Oğuz Türkkan, Kastamonu/Taşköprüde Hacıkadızadeler olarak bilinen bir aileye mensuptur. Hacıkadızadeler, ulaşılabildiği kadarı ile altı göbektir kadılık yapan bir ailedir. Reha Oğuzun Tirede doğan babası Halid Ziya Bey ise, haritalara olan merakı yüzünden Tapu Kadastro Genel Müdürü olmuş, kadastroyu Türkiyeye getirmiş bir kişidir. Reha Oğuz Türkkan, babasının amcaları kolundan Medine Müdafii Ömer Fahrettin Paşa ve Sıdıka Hanımın oğulları olan ve 27 Mayıstan sonra Adnan Menderesçi diye emekli edilen Orhan Türkkan (13. Dönem Kırklareli milletvekilliği yaptı) ve Selim Türkkan paşalarla da, akrabadır. Kavala Holdingin kurucusu Mehmet Kavala ile bacanak olan Selim Türkkan Paşanın, Kavala Holdingde üst düzey yöneticilik yapan çocukları Ömer ve Zeki Türkkan ise Osman Kavala ile kuzendirler. Reha Oğuz Beyin babasının amcaları tarafından bugün tanıdıklarımız arasında 9 Eylül Üniversitesi rektörlerinden Refet Saygılı da vardır.
Reha Oğuz Türkkanın annesi Saibe Hanımın baba tarafı ise Azerbaycanlı, yine dört göbek öncesine kadar kadılık yapan bir ailedir. Türkkanın dedesi Yunus Bahtiyar Bey de Nafia/Bayındırlık Bakanlığında müfettişlik yapan bir kişidir. Yunus Bahtiyar Bey, evliliğini Fitnat Hanımla yapar. Reha Oğuz Türkkanın anneannesi Fitnat Hanım Bulgaristan fatihi olarak bilinen Aslanpaşazade ailesinin bir ferdidir. Aslanpaşa, o zamanki Sırbistana eyalet valisi tayin edilmiş bir kişidir: Çok geniş bir ailedir o aile.
Rasih Nuri İleri de Aslanpaşa ailesinden değil mi?
Öyle bir şey duydum ama hiç temasım olmadı.
Türkkanın anneannesi Priştina, annesi de Prizren doğumludur. Aslanpaşazadeler 2030 kadar köyün ağası halinde iken, I. Dünya Harbinden sonra Yugoslav yönetimi bu köylerin hepsine el koyar ve aile Türkiyeye gelir. Saibe Hanım ile Halid Ziya Bey evlenir. Halid Ziya Bey, İsviçrede devlet memuru olarak eğitime gönderilir ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürü olur: İsmet İnönüye çattı. İnönü, devlet arazisi olan Taşlıkta bir yerin tapusunu kendisine çıkartsın diye zorluyordu onu. Ona direndi ama Türkçülük davaları başlayınca da istifaya zorlandı. O zaman da kendisi direndi istifaya. Babam hayatı boyunca istifa mektubunu tarihi açık şekilde cebinde taşıdı.
Türkçülük nasıl başladı?
İşte böyle bir ailede 1920 yılında dünyaya gelen Reha Oğuz Türkkan, hayatını 25er yıllık üç döneme ayırmıştır. Tabutluklar'da gördüğü işkenceleri de içine alan 1947'de Amerika'ya gidene kadarki dönem; Amerika'da eğitimden turizme kadar bir çok alanda işler ortaya koyduğu dönem ve 1941 yılında gerçekleştirdiği ve yazar Reşat Nuri Güntekin ile bacanak olmasına vesile olan Emire Güntekin ile evliliğini noktalayarak, Amerikadan Türkiyeye geldiği 1972den sonraki dönem. (Türkkanın, Emire Güntekin ile evliliğinden, bugün ikisi de Amerikadaki üniversitelerde profesör olan arkeolog Aslıhan ve babası gibi tecrübi psikolog Ceylan adında iki kızı vardır. Reha Oğuz Türkkan, ikinci evliliğini de 1976 yılında, Akşehirde yerleşik yörük bir aileye mensup Zübeyde Ece ile yapar. Türkkanın bu evliliğinden de Tuğrul ve Alptunga adında iki erkek çocuğu vardır.)
Türkkanın babası Halid Ziya Bey, savaşta düşman hücumları ile evlerini kaybedenlere tanınan haktan faydalanarak, Türkiyeden ayrılan Sisam Prensi Georgiadisin Büyükadadaki üç katlı 810 dönümlük arazi üzerindeki köşkünü Hıdiv İsmail Paşanın da yardımı ve bir de yıllarca uğraşıp yaptığı haritaları satarak alır. Aile böylece Büyükadalı olmuştur. Devlet, savaşlarda evleri yıkılanların çocuklarına istedikleri okulda ücretsiz okuma hakkı da tanıdığı için Reha Oğuz da henüz 5,5 yaşlarında iken Saint Josephe kaydettirilir. Orada dinlerini kaybediyorlar korkusu ile babası tarafından ağabeyi Orhanla beraber Kabataş Erkek Lisesine yazdırılır. Sonrasında ise Galatasaray Lisesi. Ancak babasının Ankarada genel müdürlük ile görevlendirilmesi üzerine Galatasarayın 10. sınıfından ayrılıp Ankarada Gazi Lisesine devam eder Türkkan. Reha Oğuz, ilk okuldan beri çok kitap okuyan bir kişidir. Okuduğu kitapların tesiri ile Kızılderililere merak salar. Sonra Türkleri keşfeder kitaplarda: Bendeki Türkçülüğün nedenlerinden biri baba tarafımın oralı oluşu. İki, annemin akrabalarından bir tanesi Namık Kemaldir. Namık Kemal, Rodosa sürgün iken, anneannem onun yanında büyümüş ve onu çok severmiş. İki türlü akrabalık varmış Namık Kemalle. Birincisi, Namık Kemal, annemin ailesi tarafından kız almış. Bir de Aslanpaşazadelerden Eşref Paşa varmış. Namık Kemal, onun kardeşinin oğlu imiş. Anneannem onun şiirlerini okurdu bize hep. Sonra babam çok Türkçü idi, ırkçı denebilecek kadar Türkçü. Bir de, babam Damat Ferit Paşa Hükümetine karşı İmdat diye bir de gazete çıkarmış. Sevri imzaladılar diye ağır yazılar yazarmış onlara orada.
Türkkan, Gazi Lisesinin Filiz adlı dergisinde yazı hayatına başlar. Orada yazdığı milliyetçilik bir hayat ideali olmalı gibi bir yazı, henüz milletvekili olan ve Ulusun Halit Fahri Ozansoyla birlikte dönüşümlü başyazarlığını yapan Hasan Ali Yücel tarafından çok beğenilir. Ve Türkkan 17 yaşında olmasına rağmen Yücelle tanışıp, dost olurlar. Ancak Yücel, zamanla solcu tavır takınınca Türkkan da yazılarında ona çatar: O sırada Ruslar ilerlemeye başlamıştı ve her girdikleri yerde de kendilerine yandaş olanları başa geçiriyorlardı. Bunları anladık, Türkiyede de gelip, komünistleri öyle yapacaklar diye... Biz de Gazi Lisesinde iken liseden arkadaşlarım Fehiman Altan, Cihat Savaşfer, Muzaffer Erişle birlikte gizli bir teşkilat kurmuştuk, Gürem diye. Gürem aracılığıyla dergiler çıkaracaktık. Ama daha sonra komünistler azmaya başlayınca, Güremi onlarla mücadele şekline soktuk. Sonra fazla da fırsatımız olmadı, hapse girdik. Türkkan, liseden sonra babasıyla beraber gittiği İtalya ve Almanyada kongrelerde Mussoliniyi tanır, Hitleri de yakından dinleme imkanı bulur: Orada görüştüğüm kimselerden anladığım, faşistlerin Türkiyede emelleri var ve başka yerlerde yaptıkları gibi Türkiyede de 5. Kolu kurmaya çalışacaklar. Dönüşte hemen Ergenekonu çıkarmaya başladım (10 Kasım 1938). Ve orada Faşizm tehlikedir diye yazılar yazdım. Fakat Ergenekon, İnönü tarafından, Almanlarla dostluğumuzu bozuyor diye kapatılır. Derginin kapalı olduğu sürede Reha Oğuz Türkkan, Türkçülüğe Giriş kitabını yazar. Ardından da Güremi resmileştirmek isterler ve Kitap Sevenler Kurumu diye bir kurum kurarlar: Maksat bir yandan faaliyetleri resmileştirmek bir yandan da eski harflerde kalmış, milli kültürümüzün kitaplarını yeni harflerle yayınlamak. Hasan Âli Yücel o sırada bugünkü adıyla Kültür Bakanıdır ama Türke ait eserlerden hiç birini basmazken bütün Yunan ve Roma klasiklerini basmaktadır.
Türkkan, Ergenekon kapatılınca 1939un başlarında Bozkurtu çıkarır, aynı yılın sonlarına doğru Köylü milletin efendisidir palavrası diye bir yazı yazınca o da kapatılır. Ve yargılanmaya başlarlar. (Bozkurt da kapatılınca, Bülent Ecevitin milliyetçi şiirlerini de bastığı ve yine Bozkurt demek olan GökBörüyü çıkaracaktır.)
Hem dergi çıkarıyor, hem kitap yayınlıyorsunuz. Finansal kaynak var mıydı sizde o zaman?
Var, ama yani buluyorduk. Harcımızdan, şundan bundan rica edip filan. Tabii babamın da tesiri oluyordu. Çünkü babamın müthiş tanıdıkları vardı. Necip Fazıl Küçükağa'dan aldık. Milletvekili idi. Türkçülüğe sempati duyan birtakım öğretmenlerden filan alırdık. Gazetecilerden... Yunus Nadilerden, onlarla bozuşmuştuk. Neyse hatırlamıyorum.
Türkeşin tırnakları çekilmedi
Kitap Sevenler Kurumu, ilk defa Ziya Gökalpin eserlerini yeni harflerle basar. Türkkan arka plandadır. Kurumun fahri başkanı da Fethi Okyardır: Fakat Halk Partisi kokusunu aldı. Ancak üç ay dayanabildik. Kapattılar. Tam o sırada beraat ettik, Bozkurtu yeniden çıkarmaya başladık. İşte Nihal Atsız o sırada kabul etti yazmayı. Türkkan, daha sonra Atsız ile yazılar yüzünden bozuşur: İlk işi benim hakkımda bir kere Ermeni dedi, olmadı, Gürcü imiş dedi, arkasından Arnavut. Sonra Zeki Velidi Togan barıştırdı bizi. Liseden sonra, Paris/Sorbonne Üniversitesine gider. İkinci Dünya Savaşının ateşi yayılıp Almanların Parisi tehdit eder duruma gelmesi ile Türkkan da, tarih ve antropoloji eğitimini yarıda bırakıp Türkiyeye döner. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine devam eder. 1942lerde burayı bitirir. Ardından İstanbul Üniversitesinde tecrübi psikoloji tahsili yapar.
Bir yandan da, burada yer darlığından çok fazla değinemeyeceğim fakat Türkkanın Tabutluktan Gurbete kitabında detayları ile yer verdiği meşhur Türkçüler Davası gelişir. Nihal Atsız, kendi dergisine yazdığı bir yazı nedeniyle, Hasan Ali Yücelin talebiyle Sabahattin Ali tarafından dava edilir. Türkkan'ın da, Atsıza destek olmak için Ankarada öğrencileri organize edenlerden olarak, 10 bin kişinin katıldığı yürüyüş tertiplemesi bardağı taşıran son damla olur. İlk aşamada 23 kişi tutuklu kalır, aralarında işkence görenler olur, mahkemeye verilirler. İddia, hükümeti düşürecek bir Türkçü/ırkçı darbe hazırlığı içinde oldukları yolundadır. Ve o meşhur Tabutluk hadisesi yaşanır. Reha Oğuz Türkkan 3 gün 4 gece ile Tabutluklarda en fazla kalan kişi olur: Alparslan Türkeşin tırnağını çekmeye kalkışmışlar, hatta çekmeye bile başlamışlar ama çekmemişler. Ötekisi müdahale etmiş, O üniformalı (o zaman piyade üsteğmendir), başımıza bela olur demiş, hemen mendille elini silmişler.
Fakat aralarından bazıları işkenceye dayanamayıp, kendilerinden istenen ifadeyi imza ederler: 23lerin hepsi zannedildiği gibi kahraman değildi. Atsız, sonuna kadar direndi. Cenap Şahabettinin oğlu İsmet Rasin Tümtürk, ki en az ondan ümitliydim, o da gayet cesur çıktı. Onun annesi Kürtçü Bedirhan Paşa'nın kızı idi. Cenap Şahabettin de Arnavutlukun Viyola kabilesinden, yani Arnavut. Halbuki İsmet Rasin bizde en azılı ırkçı idi. Her iki taraf da Türk olacak, olmazsa aramıza almayalım diyordu. Tamam dedim, işte faşistlerin 5. Kolu, bu da onlardan. Ona söyleyince bozuldu. Ama en cesurlardan birisi idi. Tabii orada yanılmış oldum. Kendi kendime diyorum ki herşeyin istisnası var. Bunlar da istisnalar, olacak.
Başka kimde yanıldınız?
Hikmet Tanyu, lisenin son sınıfında arkadaşımdı. Annesi Abaza idi. Onu öğrenince aramız bozuldu. Fakat Tabutlukta tabanca dayamışlar ensesine yine imzalamamış. Kabul etmek lazım. Herkesi bir kalıba sokmak doğru değil. Bir de, Hamza Sadi Özbek. Tabutluktan Gurbete kitabını yazarken de Hamza Sadi Özbekin ismini vermedim ama olayı anlattım. Daha sonra öğrendim ki kendisine işkenceler yapıldığını, işkencelere nasıl davranmış' gibi şeyler söylemiş. Orada bir tepem attı, kızdım. Sonuçta kararlar verilir, cezalar alınır. Türkkan 5 yıl 5 ay ve 2 yıl da Diyarbakırda sürgün almıştır. Ancak 23 Ekim 1945te Askeri Yargıtayın kararı bozması üzerine ceza alanlar, telgrafla salıverilirler: "Bizi tutukladıkları zaman, resmi yahut klasik sebep olarak Ruslara hoş görünmek için biz Turancıları cezalandırıyoruz diye gösteriyorlardı. Peki, işkence ettiğinizi de Ruslara haber verdiniz mi?
Türkkan, Tabutluk Hadisesi geride kaldıktan sonra Sorbonne Üniversitesinde tecrübi psikoloji eğitimini tamamlar. 1947nin sonlarında da Amerikaya gider. İlk aylarda iş bulamaz. Bir yandan, işkenceler sırasında zedelenen sol gözünün tedavisini yaptırmakla uğraşırken, bir yandan da dil gerektirmeyen işler yapar. Otomatik makinelerle inek sağmadan gübre taşımaya, boya işlerinden dondurma satmaya ve sadece bir gece süren garsonluğa kadar pek çok iş yapar. Columbia Üniversitesinde tecrübi psikoloji masterini tamamlar, eğitim görevlisi olur. Altı yıl Columbia Üniversitesinde ders verir ve profesör olarak buradan emekli edilir. City College of New York adlı başka bir üniversitede yarım gün çalışır ve arkasından kendi işini kurar. Eğitim alanında bir sistem geliştirir ve 196364lerde ilk okulunu açar. Başarılı da olur. Daha sonra kullandığı krediyi ödeyemediği için iflasa sürüklenir. Sonra üniversite ve liselere malzeme satışı yapan bir şirketin yüzde 54lük hissesinin kendisine verilmesi şartıyla burada yönetim kurulu başkanı olur. Tekrar çıkışa geçer. Fakat 1969 krizi ile tekrar iflasın eşiğine gelince, genetik, kimya ve biyoloji alanlarında kurduğu şirketleri yok pahasına elinden çıkarmak zorunda kalır.
Türkkanın Amerikada yaptıkları bunlarla da sınırlı değildir. Orada değişik görüş ve düşüncelerde olan Türk derneklerini 1950'lerde, AmerikanTürk Federasyonu çatısı altında birleştirir. Türk Evi, Ata Türk Okulu, Türk Merkezi, Dış Türkler Derneği, Columbia Üniversitesi'nde Türk Etüdleri Merkezi'nin açılması Türkkan'ın orada yaptıklarından bazılarıdır. Türkiye'ye kafileler halinde ilk tursit gönderilmesine de önayak olur. Ermeni ve Rumlara karşı nümayişler yapanlardan olur: İnönü gelecekti. Ermenilerle Rumlar birleşmiş nümayiş yapacak, belki tartaklayacaklar onu. Konsolos rica etti, Buradaki Türkleri toplayıp Ermeni ve Rumlardan daha kalabalık bir organizasyon yapsanız... Peki dedim. Sonra İnönüye dedim Sizi karşılamaya gelmedim, sadece Türkiyenin başbakanı olduğunuz için karşılıyorum dedim. Uh dedi, geçti, gitti.
Zor günler geçiriyorum
İlk eşinin yakalandığı hastalığın tedavisi için gerekli olan süreyi de geri bıraktığında, ailesine Türkiyeye dönelim diyen Türkkan, onlar kabul etmeyince, eşi Emire Hanım ve iki kızını da orada bırakarak Türkiyeye kesin dönüş yapar. Bu sefer yıl 1972dir. Hayatındaki üçüncü 25 yıllık dönem böylece başlamış olur. Çalışmalarına burada da devam eder. İstanbul Üniversitesi (197576) ve Ahmet Yesevi Üniversitesinde (1996) öğretim üyelikleri yapar. 1976da bir açık üniversite olan Yaykuru kurar. NASAnın Hindistan'da eğitim alanındaki denemeleri değerlendirmesi için çağırdığı eğitimciler arasında yer alır. Türkiyede ilk defa hızlı okuma kurslarını açar. Amerikada iken İnsan Değerleri Vakfının Yönetim Kurulu Başkanlığını yapan Türkkan, Dünyanın Geleceği Vakfının ilk kurucuları arasında da yer alır. 1987de de Türkiye'de Türk 2000 Vakfının temellerini atar, futürüzimle ilgili çalışmalar yapar. Halen Amerika ve Türkiyede Eğitim Sendikası, Konferansçılar Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, Aydınlar Ocağı, Türk Ocağı üyelikleri olan Türkkan, yarısı yabancı dilde olmak üzere 40ı aşkın kitap, dokuz film ve tv senaryolarına da imza atmıştır bugüne kadar.
Geriye dönüp baktığınızda hata ettim dediğiniz anlar/işler oldu mu?
Evet. Bu kadar çeşitli alana dağılmamalıydım. Sadece bir iş adamı olabilir veya tek başına bir dava adamı olurdum. Şimdiki rahatlık sebebiyle romancılığı tercih ederdim belki de.
Bugün çocukluğunun Büyükadasındaki o günlerinin özlemini duyan Türkkan, intiharı bile düşünür: Hayatımda bir emelim var diyordum. O beni canlı tutuyordu. Şimdi bir itirafta bulunayım size, o kalmadı. Zaman zaman intiharı bile düşünüyorum. Ne diye yaşıyorum diyorum. Boş yere yaşıyorum. Yaptığım şeylerin aynısını yine yapıyorum, bir daha, bir daha.
İntihar derken şaka yapıyorsunuz?
Kendime bazan şaka yapıyorum diyorum ama biraz ciddi tarafı da var. Ama o dereceye gelmedim. Ben psikolog olduğum için biliyorum ne zaman o adım atılır diye. Ama o düşüncenin akla gelmiş olması da tehlikelidir.
Türk dünyası ile ilgili yıllar öncesinden söylediklerinin beklediğinden erken gerçekleştiğine sevinen Türkkan, bu kardeş ülkelerin aralarında güçlü ilişkilerin kurulamamasına da son derece üzülmektedir bugün. Turgut Sunalp ve Süleyman Demirel dahil bir çok partiden siyaset teklifi alan, bu konuda en son teklifin ise Alparslan Türkeşten geldiğini söyleyen Reha Oğuz Türkkan, bugün bir konuda pişmanlık duymaktadır: Çeşitli görüşlere bir uzlaşma zemini hazırlamak lazımdı. Eğer uzlaştırabilse idik belki daha çok başarılı olurduk. Burada, politik ve ideolojik fikirleri zıt olanları, bir ortak noktada birleştirse idik... Öyle yapmadık da kesin tavır sergiledik. O belki yanlış oldu.
1920 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Halid Ziya Bey, annesi Saibe Hanım'dır. İyi bir eğitim gördü. St. Joseph, Galatasaray ve Kabataş liselerinde okuduktan sonra, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi'nde master yaptı. Tarih ve Türkoloji dallarında Sorbonne Üniversitesi'nde, Tecrübî psikoloji dalında ise Columbia Üniversitesi'nde ihtisas yaptı.
Uzmanlık dalları arasında psikoloji, futuroloji, hukuk, tarih, yazarlık ve yayıncılık (şeref ve sürekli basın kartı sahibi) sosyo-etnografya yer almaktadır. 1947-1972 yılları arasında 25 yıl boyunca ABD'de Columbia ve CCNY üniversitelerinde çalıştı. 1975-1976 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde ve daha sonra da 1996 yılında Ahmet Yesevî Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı.
"Sorularla Programlı Öğrenim" metodunun üç kurucusundan biri olarak ve ABD'deki katkılarından dolayı "WHO'S WHO" ansiklopedisinde yer aldı. ABD hükümeti tarafından 4 eyaletin eğitim planlaması ve Sunrise Açık Üniversitesi'nin kuruluşunda eğitim teknolojisi danışmanı olarak görev aldı. 124 okul (4 tanesi hızlı okuma ve bilgisayar üzerine) açtı.
Türkiye'de Yay-Kur Açık Öğretim Üniversitesi'ni kurdu. 1976 yılında NASA'ya danışman olarak Hindistan'daki uydulu eğitim çalışmalarını inceledi.
Reha Oğuz Türkkan'ın, yerli ve yabancı basında binlerce makale, dizi ve araştırması yayınlandı. İstanbul Ticaret Odası Gazetesinde "Amerika ve Türkiye'de İş Dünyası" konularında 2 yıl köşe yazarlığı yaptı.
ABD'de bulunduğu süre içinde, "Psikolojinin İş Dünyasında Başarıya Etkisi Ve Uygulanışı", "İkna Psikolojisi Ve Satış Teknikleri" konularında iş dünyasına yönelik eğitimler verdi. Çeşitli şirket ve kuruluşlara danışmanlık ve yönetim kurulu başkanlığı yaptı.
Reha Oğuz Türkkan, Türkçülük alanında çeşitli sosyal faaliyetlerde bulundu. Bu konuda yazarlık ve yayıncılık yaptı. Gurbetçi çocuklar için ABD'de Atatürk Okulu adıyla bir okul açtı. 1997 yılında Orta Asya ve Kafkas Türkleriyle ilgili olarak "Türk Dünyası Parkı" ve "Türkler" adlarıyla ABD'de ve Türkiye'de daimi resim sergileri açtı.
Reha Oğuz Türkkan, Türkiye'de "Çevrecilik Eğitimi Kampları"nın kurucusu oldu.
ABD'de Human Value Vakfı başkanlığı yaptıktan sonra, NEA (Eğitim Sendikası), IPA (Konferansçılar Derneği), Gazeteciler Derneği, Aydınlar Ocağı'nda üyelik ve Türk 2000 Vakfı'nda başkan olarak görev yaptı. 2010 yılı Ocak ayında İstanbul'da vefat etti.
Ece Zübeyde Hanım ile evli, Aslıhan, Ceylan, Tuğrul ve Alptunga adlarında dört çocuğu vardır.
ESERLERİ:
Reha Oğuz Türkkan'ın İngilizce, Fransızca ve Türkçe olarak yayınlanmış 41 kitap, 9 film ve 6 tv senaryosu bulunmaktadır.
Türkçülüğe Giriş (İstanbul-1940), Milliyetçiliğe Doğru (İstanbul-1943), One America (New York-1954), Talking Turkey (New York-1955), Turkish Literature (New York-1956), Turkish National Character (New York-1971), Tabutluktan Gurbete (İstanbul-1975), Yenilenmiş Türk Destanları ve Hikayeler (1977), Biz Kimiz (İstanbul-1987), Türk Milliyetçiliğinin Kısa Tarihi (İstanbul-1992), Yükselen Milliyetçilik, 21. Yüzyıl Milliyetçiliği (İstanbul-1995), Kızılderililer ve Türkler (İstanbul-1998) önemli eserleri içinde yer alır.
HAKKINDA YAZILANLAR
Türkeşin tırnakları çekilmedi
Cemal A. Kalyoncu Aksiyon Sayı: 405
Yönetenlerin adalete müdahale ettiği sistemlerde hayat ne kadar acı ve çekilmez oluyor, hiç düşündünüz mü? Daha sonraki dönemlerde de vuku bulmakla beraber, özellikle çok partili döneme geçinceye kadarki süreç, bunun örnekleriyle doludur Türkiyede. Sözü şuraya getireceğim. Aralarında Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkanın da bulunduğu yüzlerce kişiden özellikle 23ünün tutuklanıp, çeşitli işkencelerin ardından yargılandıktan sonra, ancak 29 Mayıs 1945te beraatleri ile sonuçlanan ve tarihe Türkçülük Davası olarak geçen hadisede, haklı olan kim veya kimlerdi acaba?
Olayın baş kahramanlarından biri, işkence gördüğü o yıllarda yaşı henüz 23/24 olan (1920 doğumlu) Reha Oğuz Türkkandır. Olayda adı geçenler, hükümeti de devirerek Türkçü bir devrim yapmakla itham edilirler.
Dilerseniz, olayın aslına geçmeden önce, Reha Oğuz Türkkan (bu soyadı bizzat kendisinin teklifi ile babası almıştır) ve ailesini bir tanıyalım. Nüfustaki resmi kayda göre 3 Mayıs 1920de, (Aslen 12 Ekimde doğmuştur, ama tutuklanıp işkence gördüğü tarihi doğum günü olarak kayıt yaptırmıştır) büyükamcası Ziya Paşanın Erenköydeki köşkünde dünyaya gelen Türkkanın asıl ismi Rehadır. Bunu beğenmeyince, sonra kendisi Oğuz ismini ilave eder Reha'nın yanına.
Reha Oğuz Türkkan, Kastamonu/Taşköprüde Hacıkadızadeler olarak bilinen bir aileye mensuptur. Hacıkadızadeler, ulaşılabildiği kadarı ile altı göbektir kadılık yapan bir ailedir. Reha Oğuzun Tirede doğan babası Halid Ziya Bey ise, haritalara olan merakı yüzünden Tapu Kadastro Genel Müdürü olmuş, kadastroyu Türkiyeye getirmiş bir kişidir. Reha Oğuz Türkkan, babasının amcaları kolundan Medine Müdafii Ömer Fahrettin Paşa ve Sıdıka Hanımın oğulları olan ve 27 Mayıstan sonra Adnan Menderesçi diye emekli edilen Orhan Türkkan (13. Dönem Kırklareli milletvekilliği yaptı) ve Selim Türkkan paşalarla da, akrabadır. Kavala Holdingin kurucusu Mehmet Kavala ile bacanak olan Selim Türkkan Paşanın, Kavala Holdingde üst düzey yöneticilik yapan çocukları Ömer ve Zeki Türkkan ise Osman Kavala ile kuzendirler. Reha Oğuz Beyin babasının amcaları tarafından bugün tanıdıklarımız arasında 9 Eylül Üniversitesi rektörlerinden Refet Saygılı da vardır.
Reha Oğuz Türkkanın annesi Saibe Hanımın baba tarafı ise Azerbaycanlı, yine dört göbek öncesine kadar kadılık yapan bir ailedir. Türkkanın dedesi Yunus Bahtiyar Bey de Nafia/Bayındırlık Bakanlığında müfettişlik yapan bir kişidir. Yunus Bahtiyar Bey, evliliğini Fitnat Hanımla yapar. Reha Oğuz Türkkanın anneannesi Fitnat Hanım Bulgaristan fatihi olarak bilinen Aslanpaşazade ailesinin bir ferdidir. Aslanpaşa, o zamanki Sırbistana eyalet valisi tayin edilmiş bir kişidir: Çok geniş bir ailedir o aile.
Rasih Nuri İleri de Aslanpaşa ailesinden değil mi?
Öyle bir şey duydum ama hiç temasım olmadı.
Türkkanın anneannesi Priştina, annesi de Prizren doğumludur. Aslanpaşazadeler 2030 kadar köyün ağası halinde iken, I. Dünya Harbinden sonra Yugoslav yönetimi bu köylerin hepsine el koyar ve aile Türkiyeye gelir. Saibe Hanım ile Halid Ziya Bey evlenir. Halid Ziya Bey, İsviçrede devlet memuru olarak eğitime gönderilir ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürü olur: İsmet İnönüye çattı. İnönü, devlet arazisi olan Taşlıkta bir yerin tapusunu kendisine çıkartsın diye zorluyordu onu. Ona direndi ama Türkçülük davaları başlayınca da istifaya zorlandı. O zaman da kendisi direndi istifaya. Babam hayatı boyunca istifa mektubunu tarihi açık şekilde cebinde taşıdı.
Türkçülük nasıl başladı?
İşte böyle bir ailede 1920 yılında dünyaya gelen Reha Oğuz Türkkan, hayatını 25er yıllık üç döneme ayırmıştır. Tabutluklar'da gördüğü işkenceleri de içine alan 1947'de Amerika'ya gidene kadarki dönem; Amerika'da eğitimden turizme kadar bir çok alanda işler ortaya koyduğu dönem ve 1941 yılında gerçekleştirdiği ve yazar Reşat Nuri Güntekin ile bacanak olmasına vesile olan Emire Güntekin ile evliliğini noktalayarak, Amerikadan Türkiyeye geldiği 1972den sonraki dönem. (Türkkanın, Emire Güntekin ile evliliğinden, bugün ikisi de Amerikadaki üniversitelerde profesör olan arkeolog Aslıhan ve babası gibi tecrübi psikolog Ceylan adında iki kızı vardır. Reha Oğuz Türkkan, ikinci evliliğini de 1976 yılında, Akşehirde yerleşik yörük bir aileye mensup Zübeyde Ece ile yapar. Türkkanın bu evliliğinden de Tuğrul ve Alptunga adında iki erkek çocuğu vardır.)
Türkkanın babası Halid Ziya Bey, savaşta düşman hücumları ile evlerini kaybedenlere tanınan haktan faydalanarak, Türkiyeden ayrılan Sisam Prensi Georgiadisin Büyükadadaki üç katlı 810 dönümlük arazi üzerindeki köşkünü Hıdiv İsmail Paşanın da yardımı ve bir de yıllarca uğraşıp yaptığı haritaları satarak alır. Aile böylece Büyükadalı olmuştur. Devlet, savaşlarda evleri yıkılanların çocuklarına istedikleri okulda ücretsiz okuma hakkı da tanıdığı için Reha Oğuz da henüz 5,5 yaşlarında iken Saint Josephe kaydettirilir. Orada dinlerini kaybediyorlar korkusu ile babası tarafından ağabeyi Orhanla beraber Kabataş Erkek Lisesine yazdırılır. Sonrasında ise Galatasaray Lisesi. Ancak babasının Ankarada genel müdürlük ile görevlendirilmesi üzerine Galatasarayın 10. sınıfından ayrılıp Ankarada Gazi Lisesine devam eder Türkkan. Reha Oğuz, ilk okuldan beri çok kitap okuyan bir kişidir. Okuduğu kitapların tesiri ile Kızılderililere merak salar. Sonra Türkleri keşfeder kitaplarda: Bendeki Türkçülüğün nedenlerinden biri baba tarafımın oralı oluşu. İki, annemin akrabalarından bir tanesi Namık Kemaldir. Namık Kemal, Rodosa sürgün iken, anneannem onun yanında büyümüş ve onu çok severmiş. İki türlü akrabalık varmış Namık Kemalle. Birincisi, Namık Kemal, annemin ailesi tarafından kız almış. Bir de Aslanpaşazadelerden Eşref Paşa varmış. Namık Kemal, onun kardeşinin oğlu imiş. Anneannem onun şiirlerini okurdu bize hep. Sonra babam çok Türkçü idi, ırkçı denebilecek kadar Türkçü. Bir de, babam Damat Ferit Paşa Hükümetine karşı İmdat diye bir de gazete çıkarmış. Sevri imzaladılar diye ağır yazılar yazarmış onlara orada.
Türkkan, Gazi Lisesinin Filiz adlı dergisinde yazı hayatına başlar. Orada yazdığı milliyetçilik bir hayat ideali olmalı gibi bir yazı, henüz milletvekili olan ve Ulusun Halit Fahri Ozansoyla birlikte dönüşümlü başyazarlığını yapan Hasan Ali Yücel tarafından çok beğenilir. Ve Türkkan 17 yaşında olmasına rağmen Yücelle tanışıp, dost olurlar. Ancak Yücel, zamanla solcu tavır takınınca Türkkan da yazılarında ona çatar: O sırada Ruslar ilerlemeye başlamıştı ve her girdikleri yerde de kendilerine yandaş olanları başa geçiriyorlardı. Bunları anladık, Türkiyede de gelip, komünistleri öyle yapacaklar diye... Biz de Gazi Lisesinde iken liseden arkadaşlarım Fehiman Altan, Cihat Savaşfer, Muzaffer Erişle birlikte gizli bir teşkilat kurmuştuk, Gürem diye. Gürem aracılığıyla dergiler çıkaracaktık. Ama daha sonra komünistler azmaya başlayınca, Güremi onlarla mücadele şekline soktuk. Sonra fazla da fırsatımız olmadı, hapse girdik. Türkkan, liseden sonra babasıyla beraber gittiği İtalya ve Almanyada kongrelerde Mussoliniyi tanır, Hitleri de yakından dinleme imkanı bulur: Orada görüştüğüm kimselerden anladığım, faşistlerin Türkiyede emelleri var ve başka yerlerde yaptıkları gibi Türkiyede de 5. Kolu kurmaya çalışacaklar. Dönüşte hemen Ergenekonu çıkarmaya başladım (10 Kasım 1938). Ve orada Faşizm tehlikedir diye yazılar yazdım. Fakat Ergenekon, İnönü tarafından, Almanlarla dostluğumuzu bozuyor diye kapatılır. Derginin kapalı olduğu sürede Reha Oğuz Türkkan, Türkçülüğe Giriş kitabını yazar. Ardından da Güremi resmileştirmek isterler ve Kitap Sevenler Kurumu diye bir kurum kurarlar: Maksat bir yandan faaliyetleri resmileştirmek bir yandan da eski harflerde kalmış, milli kültürümüzün kitaplarını yeni harflerle yayınlamak. Hasan Âli Yücel o sırada bugünkü adıyla Kültür Bakanıdır ama Türke ait eserlerden hiç birini basmazken bütün Yunan ve Roma klasiklerini basmaktadır.
Türkkan, Ergenekon kapatılınca 1939un başlarında Bozkurtu çıkarır, aynı yılın sonlarına doğru Köylü milletin efendisidir palavrası diye bir yazı yazınca o da kapatılır. Ve yargılanmaya başlarlar. (Bozkurt da kapatılınca, Bülent Ecevitin milliyetçi şiirlerini de bastığı ve yine Bozkurt demek olan GökBörüyü çıkaracaktır.)
Hem dergi çıkarıyor, hem kitap yayınlıyorsunuz. Finansal kaynak var mıydı sizde o zaman?
Var, ama yani buluyorduk. Harcımızdan, şundan bundan rica edip filan. Tabii babamın da tesiri oluyordu. Çünkü babamın müthiş tanıdıkları vardı. Necip Fazıl Küçükağa'dan aldık. Milletvekili idi. Türkçülüğe sempati duyan birtakım öğretmenlerden filan alırdık. Gazetecilerden... Yunus Nadilerden, onlarla bozuşmuştuk. Neyse hatırlamıyorum.
Türkeşin tırnakları çekilmedi
Kitap Sevenler Kurumu, ilk defa Ziya Gökalpin eserlerini yeni harflerle basar. Türkkan arka plandadır. Kurumun fahri başkanı da Fethi Okyardır: Fakat Halk Partisi kokusunu aldı. Ancak üç ay dayanabildik. Kapattılar. Tam o sırada beraat ettik, Bozkurtu yeniden çıkarmaya başladık. İşte Nihal Atsız o sırada kabul etti yazmayı. Türkkan, daha sonra Atsız ile yazılar yüzünden bozuşur: İlk işi benim hakkımda bir kere Ermeni dedi, olmadı, Gürcü imiş dedi, arkasından Arnavut. Sonra Zeki Velidi Togan barıştırdı bizi. Liseden sonra, Paris/Sorbonne Üniversitesine gider. İkinci Dünya Savaşının ateşi yayılıp Almanların Parisi tehdit eder duruma gelmesi ile Türkkan da, tarih ve antropoloji eğitimini yarıda bırakıp Türkiyeye döner. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine devam eder. 1942lerde burayı bitirir. Ardından İstanbul Üniversitesinde tecrübi psikoloji tahsili yapar.
Bir yandan da, burada yer darlığından çok fazla değinemeyeceğim fakat Türkkanın Tabutluktan Gurbete kitabında detayları ile yer verdiği meşhur Türkçüler Davası gelişir. Nihal Atsız, kendi dergisine yazdığı bir yazı nedeniyle, Hasan Ali Yücelin talebiyle Sabahattin Ali tarafından dava edilir. Türkkan'ın da, Atsıza destek olmak için Ankarada öğrencileri organize edenlerden olarak, 10 bin kişinin katıldığı yürüyüş tertiplemesi bardağı taşıran son damla olur. İlk aşamada 23 kişi tutuklu kalır, aralarında işkence görenler olur, mahkemeye verilirler. İddia, hükümeti düşürecek bir Türkçü/ırkçı darbe hazırlığı içinde oldukları yolundadır. Ve o meşhur Tabutluk hadisesi yaşanır. Reha Oğuz Türkkan 3 gün 4 gece ile Tabutluklarda en fazla kalan kişi olur: Alparslan Türkeşin tırnağını çekmeye kalkışmışlar, hatta çekmeye bile başlamışlar ama çekmemişler. Ötekisi müdahale etmiş, O üniformalı (o zaman piyade üsteğmendir), başımıza bela olur demiş, hemen mendille elini silmişler.
Fakat aralarından bazıları işkenceye dayanamayıp, kendilerinden istenen ifadeyi imza ederler: 23lerin hepsi zannedildiği gibi kahraman değildi. Atsız, sonuna kadar direndi. Cenap Şahabettinin oğlu İsmet Rasin Tümtürk, ki en az ondan ümitliydim, o da gayet cesur çıktı. Onun annesi Kürtçü Bedirhan Paşa'nın kızı idi. Cenap Şahabettin de Arnavutlukun Viyola kabilesinden, yani Arnavut. Halbuki İsmet Rasin bizde en azılı ırkçı idi. Her iki taraf da Türk olacak, olmazsa aramıza almayalım diyordu. Tamam dedim, işte faşistlerin 5. Kolu, bu da onlardan. Ona söyleyince bozuldu. Ama en cesurlardan birisi idi. Tabii orada yanılmış oldum. Kendi kendime diyorum ki herşeyin istisnası var. Bunlar da istisnalar, olacak.
Başka kimde yanıldınız?
Hikmet Tanyu, lisenin son sınıfında arkadaşımdı. Annesi Abaza idi. Onu öğrenince aramız bozuldu. Fakat Tabutlukta tabanca dayamışlar ensesine yine imzalamamış. Kabul etmek lazım. Herkesi bir kalıba sokmak doğru değil. Bir de, Hamza Sadi Özbek. Tabutluktan Gurbete kitabını yazarken de Hamza Sadi Özbekin ismini vermedim ama olayı anlattım. Daha sonra öğrendim ki kendisine işkenceler yapıldığını, işkencelere nasıl davranmış' gibi şeyler söylemiş. Orada bir tepem attı, kızdım. Sonuçta kararlar verilir, cezalar alınır. Türkkan 5 yıl 5 ay ve 2 yıl da Diyarbakırda sürgün almıştır. Ancak 23 Ekim 1945te Askeri Yargıtayın kararı bozması üzerine ceza alanlar, telgrafla salıverilirler: "Bizi tutukladıkları zaman, resmi yahut klasik sebep olarak Ruslara hoş görünmek için biz Turancıları cezalandırıyoruz diye gösteriyorlardı. Peki, işkence ettiğinizi de Ruslara haber verdiniz mi?
Türkkan, Tabutluk Hadisesi geride kaldıktan sonra Sorbonne Üniversitesinde tecrübi psikoloji eğitimini tamamlar. 1947nin sonlarında da Amerikaya gider. İlk aylarda iş bulamaz. Bir yandan, işkenceler sırasında zedelenen sol gözünün tedavisini yaptırmakla uğraşırken, bir yandan da dil gerektirmeyen işler yapar. Otomatik makinelerle inek sağmadan gübre taşımaya, boya işlerinden dondurma satmaya ve sadece bir gece süren garsonluğa kadar pek çok iş yapar. Columbia Üniversitesinde tecrübi psikoloji masterini tamamlar, eğitim görevlisi olur. Altı yıl Columbia Üniversitesinde ders verir ve profesör olarak buradan emekli edilir. City College of New York adlı başka bir üniversitede yarım gün çalışır ve arkasından kendi işini kurar. Eğitim alanında bir sistem geliştirir ve 196364lerde ilk okulunu açar. Başarılı da olur. Daha sonra kullandığı krediyi ödeyemediği için iflasa sürüklenir. Sonra üniversite ve liselere malzeme satışı yapan bir şirketin yüzde 54lük hissesinin kendisine verilmesi şartıyla burada yönetim kurulu başkanı olur. Tekrar çıkışa geçer. Fakat 1969 krizi ile tekrar iflasın eşiğine gelince, genetik, kimya ve biyoloji alanlarında kurduğu şirketleri yok pahasına elinden çıkarmak zorunda kalır.
Türkkanın Amerikada yaptıkları bunlarla da sınırlı değildir. Orada değişik görüş ve düşüncelerde olan Türk derneklerini 1950'lerde, AmerikanTürk Federasyonu çatısı altında birleştirir. Türk Evi, Ata Türk Okulu, Türk Merkezi, Dış Türkler Derneği, Columbia Üniversitesi'nde Türk Etüdleri Merkezi'nin açılması Türkkan'ın orada yaptıklarından bazılarıdır. Türkiye'ye kafileler halinde ilk tursit gönderilmesine de önayak olur. Ermeni ve Rumlara karşı nümayişler yapanlardan olur: İnönü gelecekti. Ermenilerle Rumlar birleşmiş nümayiş yapacak, belki tartaklayacaklar onu. Konsolos rica etti, Buradaki Türkleri toplayıp Ermeni ve Rumlardan daha kalabalık bir organizasyon yapsanız... Peki dedim. Sonra İnönüye dedim Sizi karşılamaya gelmedim, sadece Türkiyenin başbakanı olduğunuz için karşılıyorum dedim. Uh dedi, geçti, gitti.
Zor günler geçiriyorum
İlk eşinin yakalandığı hastalığın tedavisi için gerekli olan süreyi de geri bıraktığında, ailesine Türkiyeye dönelim diyen Türkkan, onlar kabul etmeyince, eşi Emire Hanım ve iki kızını da orada bırakarak Türkiyeye kesin dönüş yapar. Bu sefer yıl 1972dir. Hayatındaki üçüncü 25 yıllık dönem böylece başlamış olur. Çalışmalarına burada da devam eder. İstanbul Üniversitesi (197576) ve Ahmet Yesevi Üniversitesinde (1996) öğretim üyelikleri yapar. 1976da bir açık üniversite olan Yaykuru kurar. NASAnın Hindistan'da eğitim alanındaki denemeleri değerlendirmesi için çağırdığı eğitimciler arasında yer alır. Türkiyede ilk defa hızlı okuma kurslarını açar. Amerikada iken İnsan Değerleri Vakfının Yönetim Kurulu Başkanlığını yapan Türkkan, Dünyanın Geleceği Vakfının ilk kurucuları arasında da yer alır. 1987de de Türkiye'de Türk 2000 Vakfının temellerini atar, futürüzimle ilgili çalışmalar yapar. Halen Amerika ve Türkiyede Eğitim Sendikası, Konferansçılar Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, Aydınlar Ocağı, Türk Ocağı üyelikleri olan Türkkan, yarısı yabancı dilde olmak üzere 40ı aşkın kitap, dokuz film ve tv senaryolarına da imza atmıştır bugüne kadar.
Geriye dönüp baktığınızda hata ettim dediğiniz anlar/işler oldu mu?
Evet. Bu kadar çeşitli alana dağılmamalıydım. Sadece bir iş adamı olabilir veya tek başına bir dava adamı olurdum. Şimdiki rahatlık sebebiyle romancılığı tercih ederdim belki de.
Bugün çocukluğunun Büyükadasındaki o günlerinin özlemini duyan Türkkan, intiharı bile düşünür: Hayatımda bir emelim var diyordum. O beni canlı tutuyordu. Şimdi bir itirafta bulunayım size, o kalmadı. Zaman zaman intiharı bile düşünüyorum. Ne diye yaşıyorum diyorum. Boş yere yaşıyorum. Yaptığım şeylerin aynısını yine yapıyorum, bir daha, bir daha.
İntihar derken şaka yapıyorsunuz?
Kendime bazan şaka yapıyorum diyorum ama biraz ciddi tarafı da var. Ama o dereceye gelmedim. Ben psikolog olduğum için biliyorum ne zaman o adım atılır diye. Ama o düşüncenin akla gelmiş olması da tehlikelidir.
Türk dünyası ile ilgili yıllar öncesinden söylediklerinin beklediğinden erken gerçekleştiğine sevinen Türkkan, bu kardeş ülkelerin aralarında güçlü ilişkilerin kurulamamasına da son derece üzülmektedir bugün. Turgut Sunalp ve Süleyman Demirel dahil bir çok partiden siyaset teklifi alan, bu konuda en son teklifin ise Alparslan Türkeşten geldiğini söyleyen Reha Oğuz Türkkan, bugün bir konuda pişmanlık duymaktadır: Çeşitli görüşlere bir uzlaşma zemini hazırlamak lazımdı. Eğer uzlaştırabilse idik belki daha çok başarılı olurduk. Burada, politik ve ideolojik fikirleri zıt olanları, bir ortak noktada birleştirse idik... Öyle yapmadık da kesin tavır sergiledik. O belki yanlış oldu.


