- Katılım
- 25 Ağu 2009
- Konular
- 1,288
- Mesajlar
- 6,475
- Reaksiyon Skoru
- 301
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 16 Yıl 9 Ay 21 Gün
- Başarım Puanı
- 205
- MmoLira
- -159
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Full Name: Kenyon Martin
Height: 6' 9"
Weight: 234 lbs.
Position: Forward
Birth Place: Saginaw, MI
Birthday: December 30, 1977
College: Cincinnati '00
NBA Team: Denver Nuggets
Kenyon Martin, hem savasçi hem de yetenekli savunmacilarin en son örnegi. Yaptigi Her blok veya smaç sanki bir sanat eseriymis gibi kendisine özgü bir güzellik tasimakta. Ve konu savunma olunca Kobe Bryant`tan Shaq`e, Paul Pierce`tan Jermaine O`Neil`a kadar bir çok oyuncu onun ilgi alaninin içine girmekte
Reenkarnasyon; Uzak Dogu inanislarina -özellikle de Budizm`e- göre degisik bedenlerde ve belli araliklarla ruhun tekrar tekrar ortaya çikma haline reenkarnasyon yani yeniden dogus denilmektedir. Brad Pitt`in “7 Years in Tibet“ filmini seyreden okurlarimiz (çogunlukla da bayanlar) hatirlayacaktir. Pitt`in egitmenligini yaptigi küçük çocuk, aslinda Budist inancina göre Tibet`in ruhani lideri Dalai Lama`nin ruhunun yeniden dogusu olduguna inanilarak Tibetli kesisler tarafindan fakir ailesinin yanindan alinip dini liderlige hazirlanir. (ki her Dalai Lama öldükten sonra da Tibetli kesisler yollara düserek yeni Dalai Lama`yi aramaya koyulur, seri de 13. Dalai Lama, 14. Dalai Lama diye uzayip gider...) Bir an için böyle bir durumun gerçek olabilecegini varsaysak ve bunu NBA`e tasisak eglenceli olmaz miydi ne dersiniz?! Mesela sampiyon “Bad Boys“un (Detroit Pistons) önemli oyuncularindan Bill Laimbeer`i seyretmis olanlar hatirlar, sahada rakibini durdurmak için denemeyecegi yol, yapmayacagi pislik yoktur. Her türlü çilginliga ve kavgaya her an için hazirdir ve ne olursa olsun savundugu adama sayi attirmamak, ona maçi zehir etmek birinci önceligidir. Bu tür bir özelligin diger bir oyuncuya da geçtigini varsaysaydik herhalde ilk önceligimiz takim arkadasi Dennis Rodman olurdu. Peki NBA`in gelmis geçmis en vahsi ve çilgin oyuncularindan olan Rodman`dan sonra kim gelebilirdi? Vukuatlariyla NBA diskalifiye rekorunu kirmaya çalisan Rasheed Wallace fena bir tercih olmazdi herhelde, ne dersiniz? Bence halkaya eklenene bilecek son zincire de New Jersey Nets`in yari psikopat yildizi Kenyon Martin gerçekten çok yakisirdi. Bu para-psikolojik kurgumuzu bir kenara koydugumuzda, su an ligde oynayan oyunculardan çok azi draft edildikten bu kadar kisa bir süre sonra hem defansta hem de ofansta Kenyon Martin kadar takimina yardimci olmustur. Üstelik Martin, bu oyunu hem severek hem de yürekten oynayan bir oyuncu. Onun basketbola karsi olan tutkusunu her bir ribaund mücadelesinde, yaptigi her bloktan ya da smaçtan sonra gözlerinden anlayabilirsiniz. su an ligdeki yildizlardan kaçi kirik bir bacakla maça devam etmek ister? Ya da kaçi gözünü hiç sakinmadan ve üç numara oynamasina bakmadan gerekirse Shaq`i savunacagini hatta duruma göre Shaq`i yere indirmekten bile kaçinmayacagini söyler? Kenyon Martin`i farkli kilan, onu digerlerinden ayiran özellik iste bu. Ah, bir de insanlara savunma yaparken alinlarinin ortasina dirsek atmasa!..
“ En basitinden Kenyon`in ne kadar iyi bir çocuk oldugunu ve önünde çok iyi bir kariyerin kendisini bekledigini biliyorum ama bazi seyleri degistirmezse kendisine NBA`de yer yok!!“ - DAVID STERN ‘NBA Baskani`-
Dövücem Dövücem, Dedim Sana!!
Aslinda konu hazir New Jersey iken ben de araya üç bes Go-Go bar hikayesi sikistirmak ya da anlayamayanlar için Go-Go bar ne demektir açiklamak isterdim (Daha detayli bilgi için bknz. Pivot Dergisi, sayi 42 - Gökmen Ertem'in New Jersey Macerasi) ama sartlar su an için elvermediginden biz efkarimizi evde dagitiyoruz ne yapalim!! Madem Go-Go kelimesini açiklayamadik dilerseniz “Thug“ kelimesiyle idare edelim. Sözlük anlamiyla thug; azili haydut, eskiya veya gangster demek. Kenyon Martin`e yakistirilan bu lakap, Martin tarafindan siddetle reddedilse de geçen sezondaki vukuatlari sonrasi kendisine yapisip kaldi. Adamimiz geçtigimiz yil normal sezonda (regular season) 6 kez rakiplerine sportmenlik disi faul yapti ki bunlarin çogu “öyle böyle degil“ seklinde tanimlayabilecegim cinstendi. Tabii dogal olarak da Kenyon, NBA komitesi tarafindan 7 maç arti 347.057$ da para cezasina çarptirildi ki bu miktar bazi oyuncularin neredeyse yillik kazanciyla es deger!!
Kenyon`in marifetlerine bir göz atarsak en çok akilda kalan kurbani Orlando Magic`in süper stari Tracey McGrady idi. Kenyon, Maç içinde smaç girisimlerine uyuz oldugu T-Mac`le kapisma ortamini hazirladiktan sonra nihayetinde T-Mac`in suratinin ortasina bir “buse“ kondurdu ve rahatlamis bir sekilde oyundan diskalifiye edildi. Kenyon Martin`e 15.000$ para ve iki maç oynamama cezasina mal olan bu olaydan sonra Magic`in antrenörü Doc Rivers: “Kenyon pis bir oyuncu degil. Benim inancim bu yönde ama sahada yaptigi sey tam anlamiyla bir pislik idi. NBA de bu tür davranislarin yeri yok!!“ seklinde bir açiklamada bulunuyordu. Kenyon`in bir diger kurbani ise Karl Malone amcam oldu. Nets`in Jazz`e kaybettiginin hemen hemen kesinlestigi maçin son periyodunda bir Utah, fast break`i sirasinda top Malone`a geldi, neyse ki adamimiz Martin süratle olay mahalline yetisti de dirsegini hiç çekinemeden bir güzel Malone`un agzinin ortasina yapistirdi!. Maçtan sonra Malone`un da tepkisi Doc Rivers`inkine benzerdi: “Yorum yapmak istemiyorum ama bu tür davranislara NBA`de yer yok.“(Keske Malone zamaninda takim arkadasi John Stockton`in dirseklerine de benzer bir tepki gösterebilseydi!!)
“Kenyon`in yapmak istedigi tek sey insanlarin eskisi gibi etrafta dolasip bizi rahatlikla itip kakamayacagini göstermek baska bir sey degil!!..“ -Byron Scott-
Kesinlikle Malone ve Rivers`in konusmalarinda üstüne basarak “NBA`de bu tür seylere yer olmadigini“ vurgulamalari bir tesadüf degildi. iki deneyimli isim NBA`e “Bu adami hizaya getirin“ mesajini gönderiyordu. NBA Baskani David Stern`in cevabi da gecikmedi. Martin`i her defasinda bir sonraki dirsegi için büyük bir para ve maç cezasi ile tehdit etti. Hatta durum öyle bir raddeye geldi ki televizyonda Stern, Martin`e üstü kapali da olsa “seni NBA`de oynattirmayiz“ tehdidinde bulundu: “En basitinden Kenyon`un ne kadar iyi bir çocuk oldugunu ve önünde çok iyi bir kariyerin kendisini bekledigini biliyorum ama bazi seyleri degistirmezse kendisine NBA`de yer yok!!“ Stern`e ilk tepki Nets`in coach`u Byron Scott`tan geldi: “Kenyon`in yapmak istedigi tek sey insanlarin eskisi gibi etrafta dolasip bizi rahatlikla itip kakamayacagini göstermek baska bir sey degil!.“ Kulagi çekilen Martin ise biraz sakinlesmisti. Örnegin geçtigimiz yil konferans finalinin besinci maçinda Boston Celtics`li Walter McCarthy, Martin`e öyle sert bir faul yapti ki normal sartlar altinda Kenyon, Mc Carthy`e tereddüt etmeden saldirirdi. Ama bu kez öyle olmadi. Martin, yumruklarini sikip dislerini biraz gicirdatmakla yetindi ve gidip uslu uslu faul atislarini kullandi. Haliyle bu durum medyanin da yogun dikkatini çekti ve spor sayfalarinda: “Martin, rekora gidiyor. Tam 33 maçtir sportmenlik disi faul yapmadi ve oyundan atilmadi!!“ tarzi haberler yer bulmaya basladi. Takim arkadasi Lucious Harris bir basin toplantisinda Kenyon ile ilgili olarak sunlari söylüyordu: “Kenyon sanirim gerçekten kendisini kontrol etmeyi ögrenmeye basladi. Onun sertligine ihtiyacimiz var ama bunun için sahada kalmasi ve anlamsiz sportmenlik disi fauller yapmamasi gerekli. Yine de düsündügümde bu oyunu onun kadar yürekten oynuyorsaniz bu tür seylerin olmasi da bir bakima kaçinilmaz.“ Martin`in uslanip uslanmadigi konusundaki açiklamalari ise oldukça ilginçti: “Ben ne naziklestim ne de kibarlastim sadece biraz daha aklim basima geldi. Artik islerin o noktaya gelmesine izin vermiyorum. Yalnizca oyunumu oymaya çalisiyorum ve bu oyunu pis oynadigimi artik kimse iddia edemez!!“ Martin, eger bu durumu biraz daha erken idrak edebilseydi çaylak sezonunda Mike Miller`a Yilin Çaylagi (Rookie Of The Year) ödülünü büyük bir ihtimalle kaptirmayacakti. simdi dilerseniz Kenyon Martin`in geçmisine ve kariyerine biraz daha yakindan göz atalim.
“ Ben pisirik çocukluk günlerimden bu yana çok degistim. Benimle o zamanlar ugrasan herkese -nazik bir el hareketiyle birlikte- alin bunu diyorum!!“ –Kenyon Martin-
Sorunlu Çocukluk Yillari
Kenyon Martin 30 Aralik 1977`de Saginaw Michigan`da Lydia Moore ve Paul Boby`nin çocugu olarak dünyaya geldi. (ilginç bir rastlanti benim bu yaziyi hazirladigim su saatlerde takvim 30 Aralik`i göstermekte.) Kenyon çocuklugunu ise Güney Dallas yakinlarindaki Oak Cliff`de geçirdi. Çogumuz en azindan birkaç kez televizyonda Amerikan gençlik filmlerine rastlamisizdir. Klasiklesen bir biçimde sinifta 3 tip insan vardir. Birincisi sinifin herkese sözü geçen, istedigi kizla çikan, ona buna satasan ve siklikla da milleti döven, kabadayi elemani. ikinci olarak bu elemanin etrafinda dolasan popülerlik budalasi tipler ve sinifin kendi halinde yasayan normal ahalisi. Son olarak da sinifin sessiz, sakin, çaliskan ve digerlerinin bolca sözlü tacizine ugrayan en pisirik tipi. Sizce Kenyon Martin çocukken bu klise karakterlerden hangisine daha yakin bir veletti? Saniyorum ki çogunlugun cevabi ilk seçenekten yanadir.
Ama Martin, beklentinizin aksine sinifin kendi halindeki sessiz, sakin elemaniydi. Üstelik çocukken kekeleme problemi olmasi onu iyice digerlerinin alay konusu haline getirmisti. Tüm bunlar yetmezmis gibi o zamanlar ten renginin bir siyah için çok açik olmasi da onunla “Sari Çocuk“ (Yellow Boy) diye dalga geçilmesine neden olmaktaydi. Daha da ilginci Kenyon`a birisi satastigi zaman onu bu durumdan kurtaran ve dayilanan çocuklari döven çogunlukla büyük ablasi Tamara olmaktaymis. Merak edenler için bugün Martin`in gögsünün üzerinde bulunan “Bad Ass Yellow Boy“ dövmesi o günlere bir gönderme niteligi tasimaktadir. Martin`e çocukluk günleri soruldugunda gayet kibar bir cevap aliyoruz: “Ben pisirik çocukluk günlerimden bu yana çok degistim. Benimle o zamanlar ugrasan herkese -nazik bir el hareketiyle birlikte- alin bunu diyorum!!“ Kimilerine göre bugün Kenyon`in yaptigi sportmenlik disi fauller bile çocuklugu ile dogrudan ilgili. Martin`in hos bir çocukluk geçirmedigi kesin ama a-sosyal bir karakterden bir NBA yildizina dönüsmek kolay olmasa gerek. iste bu noktada sporun insan hayatindaki etkisi daha da belirgin bir hal almakta. Pisirik bir gencin sadece birkaç yil içinde NBA efsanesi Oscar Robertson`in NCAA rekorlarina göz dikmesini herhalde baska türlü açiklayamayiz.
Sade bir savunmacidan, NBA draft`inda bir numaradan seçilmeye uzanan yol;
Kenyon Martin, Cincinati Üniversitesi`ne ilk geldigi günlerde atletik özelliklerini ön plana çikaran, fena savunma yapmayan ama çok sinirli hücum yetenekleri olan bir oyuncuydu. Freshman sezonunda (1996-97) ancak üç maça ilk beste baslayan Martin, sahaya çiktigi 22 maçta 2.8 sayi, 3.4 ribaund ve 0.4 asist ortalamasiyla oynamisti. Üstelik %31 gibi rezalet ötesi bir serbest atis yüzdesiyle tam anlamiyla vasat bir bench oyuncusu profili vermekteydi ki NCAA takimlarinda gayet bol miktarda bu tarz oyunculardan bulunmaktadir. Tabii O sezon Cincinati Bearcats`in tüm sezon öncesi (pre-season) anketlerinde bir numara olarak gösterildigini de hesaba katarsak böyle bir kadroda kendisine yer bulmasinin da bir freshman için oldukça zor oldugunu da göz ardi etmemeliyiz. O sezon Cincinati, Conference USA (C-USA) sampiyonlugunu kazanmasina ragmen NCAA turnuvasinda büyük bir hayal kirikligiyla evine geri dönecekti. Takimdaki yildiz son sinif ögrencilerinin yil sonunda mezun olmasiyla eski Yesil Çam filmlerindeki meshur “Bugün assolist gelmedi. Bari sen çik da bir-iki sarkiyla su müsterileri oyala“ tarzi bir firsat yakalayan Kenyon, 1997-98 sezonunda eline geçen bu firsati gerçekten iyi kullandi. Atletik özelliklerini ve aci kuvvetini oyuna daha çok yansitan Martin, bir anda rakip takimlarin en çok çekindigi savunmacilardan biri haline gelmisti. Oynadigi 30 maçin hepsine ilk beste baslayan Kenyon, ortalamalarini 9.9 sayi, 8.9 ribaund ve 2.8 blok`a yükseltti. Sezon boyunca en çok akillarda kalan performansini ise DePaul karsisinda 24 sayi, 23 ribaund ve 10 blok ile oynadigi maçta sergiledi. Böylelikle 31 yil sonra ilk kez bir UC (University of Cincinati) oyuncusu triple-double yapiyordu. Martin`in yükselen performansiyla beraber Cincinati, bir kez daha hem C-USA`de regular sezon hem de C-USA turnuvasi sampiyonluguna ulasti. Martin de C-USA turnuvasi MVP ödülünün yani sira konferansin en iyi savunmacisi ödülünü kucakliyordu. 98-99 sezonuna üst üste 15 galibiyet alarak baslayan Cincinati Bear Cats, ard arda gelen 4. C-USA sampiyonluguna ulasiyordu. Kenyon ise bir yil önceki istatistiklerine yakin bir performans ortaya koyup 10.1 sayi ve 6.9 ribaund ile oynayarak College Hoops Insider tarafindan yilin en iyi savunmacisi olarak ödüllendirilmis, Basketball News tarafindan yilin en iyi savunma ve Associated Press tarafindan da All-American ilk besine seçilmisti. Artik o NCAA`in en iyi savunmacilarindan biri kabul edilen, vasatin üzerinde bir oyuncuydu. Ama NCAA`deki son sezonunda öyle bir siçrama gerçeklestirdi ki tüm Amerika artik onun Kolejlerdeki en iyi oyuncu oldugu konusunda hem fikir hale geldi.
“Eskiden her maça çiktigimda Tanriya lütfen bana faul yapmasinlar diye dua ederdim. Öyle ki hakemler bana yapilan bir faulü çalmadigi zaman bile sesimi çikartmiyordum. Ama bu sezon çalinmayan faullere bayagi sinirlenmeye basladim!!“ - Kenyon Martin-
DerMarr Johnson (Atlanta Hawks takiminda oynamakta ama sezon öncesi bir trafik kazasinda boynunu kirdi ve sezonu açamadan kapadi!) ve Steve Logan (Golden State tarafindan bu yil 30. siradan seçilmesine ragmen Warriors'in guard bollugu dolayisiyla kendisine kadroda yer bulmadi.) gibi güçlü bir back court`la desteklenen Martin, ilk kez hücumda daha evvel hiç yapmadigi seyleri yapmaya baslamisti. Orta mesafe sutlari artmis, çembere daha korkusuzca ve daha çok yüklenmeye baslamis hatta ilk kez üç sayilik atislarinda bile isabet bulmustu. Hatta ilk üç sezonundaki %48`lik ortalama serbest atis yüzdesi bile %68`e çikmisti; “Eskiden her maça çiktigimda Tanriya lütfen bana faul yapmasinlar diye dua ederdim. Öyle ki hakemler bana yapilan bir faulü çalmadigi zaman bile sesimi çikartmiyordum. Ama bu sezon çalinmayan faullere bayagi sinirlenmeye basladim!!“
Height: 6' 9"
Weight: 234 lbs.
Position: Forward
Birth Place: Saginaw, MI
Birthday: December 30, 1977
College: Cincinnati '00
NBA Team: Denver Nuggets
Kenyon Martin, hem savasçi hem de yetenekli savunmacilarin en son örnegi. Yaptigi Her blok veya smaç sanki bir sanat eseriymis gibi kendisine özgü bir güzellik tasimakta. Ve konu savunma olunca Kobe Bryant`tan Shaq`e, Paul Pierce`tan Jermaine O`Neil`a kadar bir çok oyuncu onun ilgi alaninin içine girmekte
Reenkarnasyon; Uzak Dogu inanislarina -özellikle de Budizm`e- göre degisik bedenlerde ve belli araliklarla ruhun tekrar tekrar ortaya çikma haline reenkarnasyon yani yeniden dogus denilmektedir. Brad Pitt`in “7 Years in Tibet“ filmini seyreden okurlarimiz (çogunlukla da bayanlar) hatirlayacaktir. Pitt`in egitmenligini yaptigi küçük çocuk, aslinda Budist inancina göre Tibet`in ruhani lideri Dalai Lama`nin ruhunun yeniden dogusu olduguna inanilarak Tibetli kesisler tarafindan fakir ailesinin yanindan alinip dini liderlige hazirlanir. (ki her Dalai Lama öldükten sonra da Tibetli kesisler yollara düserek yeni Dalai Lama`yi aramaya koyulur, seri de 13. Dalai Lama, 14. Dalai Lama diye uzayip gider...) Bir an için böyle bir durumun gerçek olabilecegini varsaysak ve bunu NBA`e tasisak eglenceli olmaz miydi ne dersiniz?! Mesela sampiyon “Bad Boys“un (Detroit Pistons) önemli oyuncularindan Bill Laimbeer`i seyretmis olanlar hatirlar, sahada rakibini durdurmak için denemeyecegi yol, yapmayacagi pislik yoktur. Her türlü çilginliga ve kavgaya her an için hazirdir ve ne olursa olsun savundugu adama sayi attirmamak, ona maçi zehir etmek birinci önceligidir. Bu tür bir özelligin diger bir oyuncuya da geçtigini varsaysaydik herhalde ilk önceligimiz takim arkadasi Dennis Rodman olurdu. Peki NBA`in gelmis geçmis en vahsi ve çilgin oyuncularindan olan Rodman`dan sonra kim gelebilirdi? Vukuatlariyla NBA diskalifiye rekorunu kirmaya çalisan Rasheed Wallace fena bir tercih olmazdi herhelde, ne dersiniz? Bence halkaya eklenene bilecek son zincire de New Jersey Nets`in yari psikopat yildizi Kenyon Martin gerçekten çok yakisirdi. Bu para-psikolojik kurgumuzu bir kenara koydugumuzda, su an ligde oynayan oyunculardan çok azi draft edildikten bu kadar kisa bir süre sonra hem defansta hem de ofansta Kenyon Martin kadar takimina yardimci olmustur. Üstelik Martin, bu oyunu hem severek hem de yürekten oynayan bir oyuncu. Onun basketbola karsi olan tutkusunu her bir ribaund mücadelesinde, yaptigi her bloktan ya da smaçtan sonra gözlerinden anlayabilirsiniz. su an ligdeki yildizlardan kaçi kirik bir bacakla maça devam etmek ister? Ya da kaçi gözünü hiç sakinmadan ve üç numara oynamasina bakmadan gerekirse Shaq`i savunacagini hatta duruma göre Shaq`i yere indirmekten bile kaçinmayacagini söyler? Kenyon Martin`i farkli kilan, onu digerlerinden ayiran özellik iste bu. Ah, bir de insanlara savunma yaparken alinlarinin ortasina dirsek atmasa!..
“ En basitinden Kenyon`in ne kadar iyi bir çocuk oldugunu ve önünde çok iyi bir kariyerin kendisini bekledigini biliyorum ama bazi seyleri degistirmezse kendisine NBA`de yer yok!!“ - DAVID STERN ‘NBA Baskani`-
Dövücem Dövücem, Dedim Sana!!
Aslinda konu hazir New Jersey iken ben de araya üç bes Go-Go bar hikayesi sikistirmak ya da anlayamayanlar için Go-Go bar ne demektir açiklamak isterdim (Daha detayli bilgi için bknz. Pivot Dergisi, sayi 42 - Gökmen Ertem'in New Jersey Macerasi) ama sartlar su an için elvermediginden biz efkarimizi evde dagitiyoruz ne yapalim!! Madem Go-Go kelimesini açiklayamadik dilerseniz “Thug“ kelimesiyle idare edelim. Sözlük anlamiyla thug; azili haydut, eskiya veya gangster demek. Kenyon Martin`e yakistirilan bu lakap, Martin tarafindan siddetle reddedilse de geçen sezondaki vukuatlari sonrasi kendisine yapisip kaldi. Adamimiz geçtigimiz yil normal sezonda (regular season) 6 kez rakiplerine sportmenlik disi faul yapti ki bunlarin çogu “öyle böyle degil“ seklinde tanimlayabilecegim cinstendi. Tabii dogal olarak da Kenyon, NBA komitesi tarafindan 7 maç arti 347.057$ da para cezasina çarptirildi ki bu miktar bazi oyuncularin neredeyse yillik kazanciyla es deger!!
Kenyon`in marifetlerine bir göz atarsak en çok akilda kalan kurbani Orlando Magic`in süper stari Tracey McGrady idi. Kenyon, Maç içinde smaç girisimlerine uyuz oldugu T-Mac`le kapisma ortamini hazirladiktan sonra nihayetinde T-Mac`in suratinin ortasina bir “buse“ kondurdu ve rahatlamis bir sekilde oyundan diskalifiye edildi. Kenyon Martin`e 15.000$ para ve iki maç oynamama cezasina mal olan bu olaydan sonra Magic`in antrenörü Doc Rivers: “Kenyon pis bir oyuncu degil. Benim inancim bu yönde ama sahada yaptigi sey tam anlamiyla bir pislik idi. NBA de bu tür davranislarin yeri yok!!“ seklinde bir açiklamada bulunuyordu. Kenyon`in bir diger kurbani ise Karl Malone amcam oldu. Nets`in Jazz`e kaybettiginin hemen hemen kesinlestigi maçin son periyodunda bir Utah, fast break`i sirasinda top Malone`a geldi, neyse ki adamimiz Martin süratle olay mahalline yetisti de dirsegini hiç çekinemeden bir güzel Malone`un agzinin ortasina yapistirdi!. Maçtan sonra Malone`un da tepkisi Doc Rivers`inkine benzerdi: “Yorum yapmak istemiyorum ama bu tür davranislara NBA`de yer yok.“(Keske Malone zamaninda takim arkadasi John Stockton`in dirseklerine de benzer bir tepki gösterebilseydi!!)
“Kenyon`in yapmak istedigi tek sey insanlarin eskisi gibi etrafta dolasip bizi rahatlikla itip kakamayacagini göstermek baska bir sey degil!!..“ -Byron Scott-
Kesinlikle Malone ve Rivers`in konusmalarinda üstüne basarak “NBA`de bu tür seylere yer olmadigini“ vurgulamalari bir tesadüf degildi. iki deneyimli isim NBA`e “Bu adami hizaya getirin“ mesajini gönderiyordu. NBA Baskani David Stern`in cevabi da gecikmedi. Martin`i her defasinda bir sonraki dirsegi için büyük bir para ve maç cezasi ile tehdit etti. Hatta durum öyle bir raddeye geldi ki televizyonda Stern, Martin`e üstü kapali da olsa “seni NBA`de oynattirmayiz“ tehdidinde bulundu: “En basitinden Kenyon`un ne kadar iyi bir çocuk oldugunu ve önünde çok iyi bir kariyerin kendisini bekledigini biliyorum ama bazi seyleri degistirmezse kendisine NBA`de yer yok!!“ Stern`e ilk tepki Nets`in coach`u Byron Scott`tan geldi: “Kenyon`in yapmak istedigi tek sey insanlarin eskisi gibi etrafta dolasip bizi rahatlikla itip kakamayacagini göstermek baska bir sey degil!.“ Kulagi çekilen Martin ise biraz sakinlesmisti. Örnegin geçtigimiz yil konferans finalinin besinci maçinda Boston Celtics`li Walter McCarthy, Martin`e öyle sert bir faul yapti ki normal sartlar altinda Kenyon, Mc Carthy`e tereddüt etmeden saldirirdi. Ama bu kez öyle olmadi. Martin, yumruklarini sikip dislerini biraz gicirdatmakla yetindi ve gidip uslu uslu faul atislarini kullandi. Haliyle bu durum medyanin da yogun dikkatini çekti ve spor sayfalarinda: “Martin, rekora gidiyor. Tam 33 maçtir sportmenlik disi faul yapmadi ve oyundan atilmadi!!“ tarzi haberler yer bulmaya basladi. Takim arkadasi Lucious Harris bir basin toplantisinda Kenyon ile ilgili olarak sunlari söylüyordu: “Kenyon sanirim gerçekten kendisini kontrol etmeyi ögrenmeye basladi. Onun sertligine ihtiyacimiz var ama bunun için sahada kalmasi ve anlamsiz sportmenlik disi fauller yapmamasi gerekli. Yine de düsündügümde bu oyunu onun kadar yürekten oynuyorsaniz bu tür seylerin olmasi da bir bakima kaçinilmaz.“ Martin`in uslanip uslanmadigi konusundaki açiklamalari ise oldukça ilginçti: “Ben ne naziklestim ne de kibarlastim sadece biraz daha aklim basima geldi. Artik islerin o noktaya gelmesine izin vermiyorum. Yalnizca oyunumu oymaya çalisiyorum ve bu oyunu pis oynadigimi artik kimse iddia edemez!!“ Martin, eger bu durumu biraz daha erken idrak edebilseydi çaylak sezonunda Mike Miller`a Yilin Çaylagi (Rookie Of The Year) ödülünü büyük bir ihtimalle kaptirmayacakti. simdi dilerseniz Kenyon Martin`in geçmisine ve kariyerine biraz daha yakindan göz atalim.
“ Ben pisirik çocukluk günlerimden bu yana çok degistim. Benimle o zamanlar ugrasan herkese -nazik bir el hareketiyle birlikte- alin bunu diyorum!!“ –Kenyon Martin-
Sorunlu Çocukluk Yillari
Kenyon Martin 30 Aralik 1977`de Saginaw Michigan`da Lydia Moore ve Paul Boby`nin çocugu olarak dünyaya geldi. (ilginç bir rastlanti benim bu yaziyi hazirladigim su saatlerde takvim 30 Aralik`i göstermekte.) Kenyon çocuklugunu ise Güney Dallas yakinlarindaki Oak Cliff`de geçirdi. Çogumuz en azindan birkaç kez televizyonda Amerikan gençlik filmlerine rastlamisizdir. Klasiklesen bir biçimde sinifta 3 tip insan vardir. Birincisi sinifin herkese sözü geçen, istedigi kizla çikan, ona buna satasan ve siklikla da milleti döven, kabadayi elemani. ikinci olarak bu elemanin etrafinda dolasan popülerlik budalasi tipler ve sinifin kendi halinde yasayan normal ahalisi. Son olarak da sinifin sessiz, sakin, çaliskan ve digerlerinin bolca sözlü tacizine ugrayan en pisirik tipi. Sizce Kenyon Martin çocukken bu klise karakterlerden hangisine daha yakin bir veletti? Saniyorum ki çogunlugun cevabi ilk seçenekten yanadir.
Ama Martin, beklentinizin aksine sinifin kendi halindeki sessiz, sakin elemaniydi. Üstelik çocukken kekeleme problemi olmasi onu iyice digerlerinin alay konusu haline getirmisti. Tüm bunlar yetmezmis gibi o zamanlar ten renginin bir siyah için çok açik olmasi da onunla “Sari Çocuk“ (Yellow Boy) diye dalga geçilmesine neden olmaktaydi. Daha da ilginci Kenyon`a birisi satastigi zaman onu bu durumdan kurtaran ve dayilanan çocuklari döven çogunlukla büyük ablasi Tamara olmaktaymis. Merak edenler için bugün Martin`in gögsünün üzerinde bulunan “Bad Ass Yellow Boy“ dövmesi o günlere bir gönderme niteligi tasimaktadir. Martin`e çocukluk günleri soruldugunda gayet kibar bir cevap aliyoruz: “Ben pisirik çocukluk günlerimden bu yana çok degistim. Benimle o zamanlar ugrasan herkese -nazik bir el hareketiyle birlikte- alin bunu diyorum!!“ Kimilerine göre bugün Kenyon`in yaptigi sportmenlik disi fauller bile çocuklugu ile dogrudan ilgili. Martin`in hos bir çocukluk geçirmedigi kesin ama a-sosyal bir karakterden bir NBA yildizina dönüsmek kolay olmasa gerek. iste bu noktada sporun insan hayatindaki etkisi daha da belirgin bir hal almakta. Pisirik bir gencin sadece birkaç yil içinde NBA efsanesi Oscar Robertson`in NCAA rekorlarina göz dikmesini herhalde baska türlü açiklayamayiz.
Sade bir savunmacidan, NBA draft`inda bir numaradan seçilmeye uzanan yol;
Kenyon Martin, Cincinati Üniversitesi`ne ilk geldigi günlerde atletik özelliklerini ön plana çikaran, fena savunma yapmayan ama çok sinirli hücum yetenekleri olan bir oyuncuydu. Freshman sezonunda (1996-97) ancak üç maça ilk beste baslayan Martin, sahaya çiktigi 22 maçta 2.8 sayi, 3.4 ribaund ve 0.4 asist ortalamasiyla oynamisti. Üstelik %31 gibi rezalet ötesi bir serbest atis yüzdesiyle tam anlamiyla vasat bir bench oyuncusu profili vermekteydi ki NCAA takimlarinda gayet bol miktarda bu tarz oyunculardan bulunmaktadir. Tabii O sezon Cincinati Bearcats`in tüm sezon öncesi (pre-season) anketlerinde bir numara olarak gösterildigini de hesaba katarsak böyle bir kadroda kendisine yer bulmasinin da bir freshman için oldukça zor oldugunu da göz ardi etmemeliyiz. O sezon Cincinati, Conference USA (C-USA) sampiyonlugunu kazanmasina ragmen NCAA turnuvasinda büyük bir hayal kirikligiyla evine geri dönecekti. Takimdaki yildiz son sinif ögrencilerinin yil sonunda mezun olmasiyla eski Yesil Çam filmlerindeki meshur “Bugün assolist gelmedi. Bari sen çik da bir-iki sarkiyla su müsterileri oyala“ tarzi bir firsat yakalayan Kenyon, 1997-98 sezonunda eline geçen bu firsati gerçekten iyi kullandi. Atletik özelliklerini ve aci kuvvetini oyuna daha çok yansitan Martin, bir anda rakip takimlarin en çok çekindigi savunmacilardan biri haline gelmisti. Oynadigi 30 maçin hepsine ilk beste baslayan Kenyon, ortalamalarini 9.9 sayi, 8.9 ribaund ve 2.8 blok`a yükseltti. Sezon boyunca en çok akillarda kalan performansini ise DePaul karsisinda 24 sayi, 23 ribaund ve 10 blok ile oynadigi maçta sergiledi. Böylelikle 31 yil sonra ilk kez bir UC (University of Cincinati) oyuncusu triple-double yapiyordu. Martin`in yükselen performansiyla beraber Cincinati, bir kez daha hem C-USA`de regular sezon hem de C-USA turnuvasi sampiyonluguna ulasti. Martin de C-USA turnuvasi MVP ödülünün yani sira konferansin en iyi savunmacisi ödülünü kucakliyordu. 98-99 sezonuna üst üste 15 galibiyet alarak baslayan Cincinati Bear Cats, ard arda gelen 4. C-USA sampiyonluguna ulasiyordu. Kenyon ise bir yil önceki istatistiklerine yakin bir performans ortaya koyup 10.1 sayi ve 6.9 ribaund ile oynayarak College Hoops Insider tarafindan yilin en iyi savunmacisi olarak ödüllendirilmis, Basketball News tarafindan yilin en iyi savunma ve Associated Press tarafindan da All-American ilk besine seçilmisti. Artik o NCAA`in en iyi savunmacilarindan biri kabul edilen, vasatin üzerinde bir oyuncuydu. Ama NCAA`deki son sezonunda öyle bir siçrama gerçeklestirdi ki tüm Amerika artik onun Kolejlerdeki en iyi oyuncu oldugu konusunda hem fikir hale geldi.
“Eskiden her maça çiktigimda Tanriya lütfen bana faul yapmasinlar diye dua ederdim. Öyle ki hakemler bana yapilan bir faulü çalmadigi zaman bile sesimi çikartmiyordum. Ama bu sezon çalinmayan faullere bayagi sinirlenmeye basladim!!“ - Kenyon Martin-
DerMarr Johnson (Atlanta Hawks takiminda oynamakta ama sezon öncesi bir trafik kazasinda boynunu kirdi ve sezonu açamadan kapadi!) ve Steve Logan (Golden State tarafindan bu yil 30. siradan seçilmesine ragmen Warriors'in guard bollugu dolayisiyla kendisine kadroda yer bulmadi.) gibi güçlü bir back court`la desteklenen Martin, ilk kez hücumda daha evvel hiç yapmadigi seyleri yapmaya baslamisti. Orta mesafe sutlari artmis, çembere daha korkusuzca ve daha çok yüklenmeye baslamis hatta ilk kez üç sayilik atislarinda bile isabet bulmustu. Hatta ilk üç sezonundaki %48`lik ortalama serbest atis yüzdesi bile %68`e çikmisti; “Eskiden her maça çiktigimda Tanriya lütfen bana faul yapmasinlar diye dua ederdim. Öyle ki hakemler bana yapilan bir faulü çalmadigi zaman bile sesimi çikartmiyordum. Ama bu sezon çalinmayan faullere bayagi sinirlenmeye basladim!!“
- Katılım
- 25 Ağu 2009
- Konular
- 1,288
- Mesajlar
- 6,475
- Reaksiyon Skoru
- 301
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 16 Yıl 9 Ay 21 Gün
- Başarım Puanı
- 205
- MmoLira
- -159
- DevLira
- 0
Yükselen Yetenek
inanilmaz savunma becerilerinin yanina ekledigi patlayici hücum gücüyle Martin, (18.9 sayi, 9.7 ribaund, 3.5 blok!) Cincinati`nin rakiplerini ezip geçmesini sagliyordu. Bu arada Tulane karsisinda da 28 sayi, 13 ribaund ve 10 blok ile kariyerinin ikinci triple-double`ina imza atmisti. Tüm basin drafta ilk sirada seçilmesi beklenilen yildiz power forvet`in pesindeydi ve daha da önemlisi herkes onun nasil kisitli hücum yeteneklerini bir sezon içerisinde bu kadar çok gelistirdigini merak ediyordu. Martin`in cevabi ise çalismanin bir sporcu için ne kadar önemli oldugunu ortaya koymaktaydi; “Sadece benden istenileni yaptim. Bob, geçtigimiz sezonun sonunda bana gelecek sezon daha çok sayi atip atamayacagimi, buna kapasitemin olup olmadigini sordu. Ben de tüm yaz hücum hareketlerim üzerinde çalistim, her gün saatlerce sut attim ve sanirim hücum yönümü gelistirmeyi basardim. Çünkü bunu yapamayacagini düsünseydi Bob`in benden böyle bir sey istemeyecegini biliyordum. Onu hayal kirikligina ugratamazdim.“
Daha evvel ki basarisiz NCAA turnuvasi maceralarindan sonra bu kez Cincinati taraftarlari en azindan final four bekliyorlardi. Sonuçta Amerika`nin en dominant front court oyuncusu Bearcats`teydi. Ama tüm hayaller Kenyon Martin`in C-USA turnuvasinda sag bacagini kirmasiyla son bulacakti. Martin`siz UC ancak ikinci tura kadar yükselerek sampiyonluk bekledikleri turnuvadan elleri bos bir sekilde geri dönüyordu. Martin ise üzüntüden kahrolmus bir biçimde evinde dinlenmekteydi; “Ameliyattan çiktigim zaman her seyin bittiginin farkindaydim. isyan etmek istiyordum. Niye böyle bitmisti. Bu sekilde bitemezdi, bitmemeliydi!! Arkadaslarim sahada her seyiyle savasirken ben evimdeki rahat koltuguma uzanmis onlari seyrediyordum hem de bana en çok ihtiyaç duyduklari anda. Kendimi sanki onlara ihanet etmis gibi hissettim. Bacagim kirik da olsa bir sekilde onlarin yaninda, sahada mücadele ediyor olmaliydim!!“ diyerek benchde alçili ayagi ile arkadaslarina destek verdi.
“Arkadaslarim sahada her seyiyle savasirken ben evimdeki rahat koltuguma uzanmis onlari seyrediyordum hem de bana en çok ihtiyaç duyduklari anda. Kendimi sanki onlara ihanet etmis gibi hissettim. Bacagim kirik da olsa bir sekilde onlarin yaninda, sahada mücadele ediyor olmaliydim!!“ -Kenyon Martin-
Oscar Robertson`dan sonra UC tarihinin en iyi oyuncusu
Sezon sonunda Kenyon, NCAA`deki tüm ödülleri silip süpürerek Naismith, Wooden, Associated Press, Sporting News, NABC ve Amerikan Ulusal Basketbol Yazarlari Birligi yilin oyuncusu ödüllerini kazandi.
Bildiginiz üzere Oscar “Big O“ Robertson, NCAA ve NBA tarihinin gelmis geçmis en büyük oyuncularindan biridir. Cincinati Üniversitesi`ni tarihinde ilk kez NCAA turnuvasina ve Final Four`a tasiyan Robertson, kolej kariyerinde tutturdugu 33.8 sayi ortalamasiyla ( NCAA tarihinin en iyi 3. sayi ortalamasi) 3 kez yilin oyuncusu ödülüne ulasmis, NBA kariyerinde ise 1971`de Milwaukee`yi sampiyonluga tasimis, 6 kez NBA asist krali olmus ve NBA`in en büyük skorerleri arasina da adini yazdirmistir. Amerikan Ulusal Basketbol Yazarlari Birligi yilin oyuncusu ödülünü en son kazanan Cincinati oyuncusunun Oscar Robertson olmasi sanirim bu ödülün ne kadar zor kazanildigini ve Kenyon Martin`in de kendisini hangi ölçüde gelistirdiginin kanitidir. Martin`in bu ödülü kazanmasindan sonra Robertson`in yorumu su olmustur: “40 yil sonra bu ödül ilk kez bir UC oyuncusuna gitti ve bu onuru bir baska Bearcat ile paylasmak kisisel olarak bana çok sey ifade ediyor.“ Ayrica Martin kolej kariyerinde kullandigi 875 sutun 513`ünde isabet bularak %58 sut yüzdesiyle Oscar Robertson`in önünde okul rekorunu elinde bulundurmakta. Martin`in elinde tuttugu ve su an için kirilmasina imkansiz gözüyle bakilan bir diger rekor ise 292 blokla Cincinati tarihinin en çok blok yapan oyuncusu olmasi. (Çünkü onu geçmek isteyen bir oyuncu ise en azindan 4 yil için 2.6 blok ortalamasi ile oynamak zorunda.)
Millenyumun Bir Numarasi!!
Hidayet`in Sacramento tarafindan 16. siradan seçilerek gögsümüzü kabarttigi 2000 Draft`ina genel olarak baktigimiz zaman gerçekten çok sayida yildiz adayla karsilasmamistik. Bu yüzden Kenyon Martin`in birinci sira için rakibi yok denecek kadar azdi. Dolayisiyla ilk siradan seçilmesi neredeyse hiç kimse için sürpriz olmadi. C-USA tarihinin en basarili koçu Bob Huggins`in draftla ilgili degerlendirmesi ise su sekildeydi: “Kenyon, hak ettigi siradan seçildi. O benim yetistirdigim en iyi oyuncuydu. Ayrica Dallasli bu genç adam kadar kendisini gelistiren baska birisini de görmedim. Takima katildiginda iyi bir savunmaci ve ribauntçuydu ama hücum yeteneklerini çok gelistirdi. Düsünün medya ve rakip takimlar bile ondaki gelisim karsisinda afallayip kaldi. Bu çocuk sahada sizin ondan istediginiz her seyi yapar. Kimi isterseniz savunur. Artik hook atislari, pota alti dönüsleri, orta mesafe sutlari da gelisti. Ama NBA`de 4 numara için biraz kisa ve çelimsiz kalabilir. Sanirim kisa forvet oynamaya da yavas yavas alisacaktir.“
“ Ben hayatimda böyle bir sey görmedim!! Adamin kemigi paramparça olmustu ama o hala oynamak için diretiyordu!!“ -Stephon Marbury-
Nets`in yeniden yapilanma süreci
1967 yilinda Americans ismiyle kurulan ve ABA`da mücadele eden New Jersey, 1969 yilinda New York`a tasinarak ismini New York Nets olarak degistirdi. Nets, ABA`da kazanilan iki sampiyonlugun ardindan 1976-77 sezonunda ABA`dan NBA`e geçmeye karar verdi. Bir sonraki sezon ise takim tekrar New Jersey`e tasindi. Geçtigimiz haftalarda yasanan ve Byron Scott`in; New York- New Jersey rekabeti denen bir seyin varolmadigini çünkü rekabetin ancak birbirine yakin seviyedeki iki takim arasinda meydana gelebilecegine dair manidar sözleriyle alevlenen New Jersey-New York sürtüsmesinin sebeplerinden birisi bu. Diger neden ise New Jersey`lilerin onlara göre daha gelismis ve zengin olduguna inanan ve kendilerini daha üstün gören komsu New York`lulardan bir nevi intikam alma duygusu olabilir. Konumuza geri dönersek New Jersey, geçtigimiz yila kadar NBA`in pek de basarili takimlarindan biri degildi. 1998-99 sezonunda John Calipari`nin yönetimindeki Nets ancak 15 galibiyet alabilmisti. Calipari`nin yerine getirilen Don Casey`de de durum çok da farkli olmamis ve NJ, 31 galibiyet almisti. 2000-01 sezonuna girilirken NJ yönetimi, takimi Magic Johnson`in 1980`lerdeki “Show Time“ Los Angeles Lakers`inin en önemli oyuncularindan Byron Scott`a emanet etmeye karar verdi. Böylelikle Scott, Nets tarihinde birinci siradan Draft edilmis ikinci oyuncuyla beraber çalisma firsatini yakalamisti. (Merak eden arkadaslar için Nets`in daha önce birinci siradan seçtigi oyuncu, su an Sixers`da oynayan, süper bir kariyere sahip olabilecekken disiplinsizligi ve uyumsuzlugu nedeniyle her seyi elinin tersiyle iten Derrick Coleman`di.) Martin için çaylak sezonu (rookie season) oldukça iyi geçiyordu. 12.0 sayi, 7.4 ribaund ve 1.66 blok ortalamasiyla tüm çaylaklar arasinda blokta birinci, sayi ve ribaund`ta ise ikinci sirada gelmekteydi. Oynadigi 68 maçin hepsinde ilk beste baslayan Martin, 10 karsilasmayi double-double yaparak tamamladi. Milwaukee karsisinda ise NBA kariyerinin ilk triple-double`ina (18 sayi, 15 ribaund, 11asist) ulasiyordu ki bugüne kadar sadece 6 oyuncu çaylak sezonunda bunu basarabildi. Talihsizlik Martin`i, sezonun sonuna yaklasilirken yakaladi. Martin, Boston maçi sirasinda meydana gelen bir çarpismada tekrar sag bacagini kirinca sezonu kapatmak zorunda kaliyordu. Bu maçla ilgili en ilginç nokta ise; Kenyon, bacagi kirildiktan sonra bile maça devam etmek için Koç Scott`a israr etmis ancak yardimci antrenörlerin zoruyla soyunma odasina götürülebilmisti. Bu olayla ilgili o dönem Nets`in oyun kuruculugunu yapan Stephon Marbury sunlari söylemekte: “Ben hayatimda böyle bir sey görmedim! Adamin kemigi paramparça olmustu ama o hala oynamak için diretiyordu!!“
Çok basarili bir çaylak sezonu geçirmesine ragmen Martin, Yilin Çaylagi Ödülü`nde (Rookie of The Year)
Orlando`lu Mike Miller`in gerisinde kalarak kullanilan 124 oyun ancak 36`sini alabildi. (Miller, 75 oy) Çogu kisiye göre Martin de en az Miller kadar bu ödülü hak etmisti ama Miller`in play-off oynayan bir takimda yer almasi ve Martin`in saha içinde biraz evvel bahsettigimiz agresif tavirlari onun için önemli bir dezavantaj olusturmustu.
Jason Kidd&Kenyon Martin: 26 yil sonra gelen ilk final
“Bu takim içindeki bazi adamlarda yürek yok !! Kaybetmeyi hiçbir zaman sevmesem de kaybetmeye dayanabilirim. Ama yüreklerini sahaya koymayan adamlara kesinlikle tahammül edemiyorum.“ -Kenyon Martin-
Nets`in 2000-2001 sezonunda ancak 25 galibiyet almasi takimdaki bazi seylerin degismesi gerektigini açikça ortaya koyuyordu. Nets yönetimi çok akillica bir kararla bugüne kadar yapilmis en iyi takaslardan (trade) birine imzasini atti. Stephon Marbury, Johnny Newman ve Soumaila Samake`yi Phonex`e, Jason Kidd ve Chris Dudley karsiliginda takas edildi. Böylelikle Nets uzun zamandir ihtiyaç duydugu lider oyuncu ihtiyacini karsiliyordu. “Mr.Triple Double“ Jason Kidd`in liderligindeki Nets, Kenyon Martin ve Keith Van Horn gibi yetenekli oyuncular, disiplinli ve takim oyununa dayanan Byron Scott`in oyun tarziyla -sanki bir önceki sezon 25 galibiyet alan takim baska bir takimmis gibi- Dogu`da firtina gibi esmeye basladi. Martin de istatistiklerini neredeyse her kategoride yükselterek 14.9 sayi, 5.3 ribaund, 2.6 asist, 1.6 blok, 1.2 top çalma ortalamalarina ulasiyor, çaylak sezonunda %9 olan üç sayi yüzdesini ise %22`ye tasiyordu. Ayrica yaptigi 108 smaç ile bu kategoride de NBA`in ilk bes oyuncusundan biriydi. Takim kimyasini yakalayan Nets, sezon sonunda aldigi 52 galibiyet ile Dogu`nun zirvesinde yer aliyordu. Playoff`a geldigimizde Nets`in rakibi, ancak son siradan playoff`a girebilen, yüce insan Reggie Miller`in takimi Indiana Pacers`ti. Reggie ve Pacers, kaninin son damlasina kadar dirense de saha avantajini iyi kullanan Nets, seriden 3-2 galip ayrilan taraf oluyordu. Konferans yari finalindeki rakip ise Orlando`yu 3-1 ile rahat geçen Hornets idi. Beklenilenin aksine Hornets, Nets`e oldukça kolay teslim olacakti. (4-1) Konferans finalindeki rakip ise zorlu Boston Celtics`ti. Pierce ve Walker`in büyük çabasina ragmen Kidd`in mükemmel performansi ve liderligi sayesinde New Jersey Nets adini finale yazdiriyordu. Ortak fikir Sacramento engelini asmis Lakers`in sampiyonluga ulasacagi ama Nets`in de en azindan kendi evindeki bir ya da iki maçi alacagi yönündeydi. Ama Shaq faktörü buna izin vermedi ve LA Nets`i 4-0 ile süpürdü. Daha önceki turlarda Jermaine O`Neil, Paul Pierce ve kimi zaman Antoine Walker`i savunan Martin, Lakers serisinde takimin en iyi savunmacisi oldugu için Rick Fox, Robert Horry, Kobe ve hatta bazen Shaq`le bile karsi karsi oynamak zorunda kalmisti. Martin bu seride normal sezon istatistiklerine kiyasla vites arttirarak 22.0 sayi, 6.5 rib ve 2.0 asist ortalamasi ile oynamis, playoff genelinde ise 16.8 sayi, 5.8 rib ve 1.3 blok ortalamalarini tutturmustu. Yalniz 4-0 gibi bir hezimete ugramak Nets`te mini bir kelle avi baslatti. Kenyon Martin, Jason Kidd ve Kerry Kittles`in elinden geleni yapmasina karsilik Keith Van Horn`un isteksiz oyunu ve Todd MacCulloch`un Shaq karsisinda “zavalli ötesi“ bir duruma düsmesi bu iki ismin takim içinde çesitli elestirilere maruz kalmasina yol açti. Özellikle Van Horn, takimdaki oyuncularin büyük bir kisminin tepkisini çekmisti. Seriden sonra Martin, Van Horn`u kastederek sunlari söyledi : “Bu takim içindeki bazi adamlarda yürek yok!! Kaybetmeyi hiçbir zaman sevmesem de kaybetmeye dayanabilirim. Ama yüreklerini sahaya koymayan adamlara kesinlikle tahammül edemiyorum.“
Her ne kadar olaydan sonra Martin söyledikleri dolayisiyla özür de dilese bazi seylerin fitili çoktan ateslenmisti. Ve sonuç olarak Keith Van Horn ve MacCulloch Sixers`a gönderilerek karsiliginda Dikembe Mutombo takima getirildi. Bu sekilde belki Shaq`i durduracaklarini düsünmüs olabilirler ama Mutombo`nun Shaq`in panzehiri olmadigi Sixers-Lakers finalinde belli olmustu. Üstelik Mutombo`nun bu sezonki sakatligi yüzünden Nets, Mutombo`dan yeteri kadar faydalanamadi. su an için takastan karli çikan taraf Sixers gibi gözükmekte. Ama Mutombo olsun ya da olmasin Dogu`nun bu sezon da en büyük favorisi Jason Kidd ve Kenyon Martin`li Nets.
Kenyon Martin NBA`in en iyi savunmacilarindan biri, spektaküler smaçlari ve sürekli gelistirdigi hücum yetenekleriyle önemli bir de ofansif tehdit ama hala yeterince tecrübeli degil ve fazlasiyla öfkeli. Ülkemizin kendisine has o güzelim sosyolojik sartlarinda Kenyon Martin; gerçekten taraftarin sevgilisi olur, tribünlerden “Kenyon bizi diskoya götür“, “vur kir parçala bu maçi kazan“ gibi sloganlarla desteklenerek iyice ateslenirdi ama maalesef Kenyon`in tarzi NBA için biraz fazla sert kaçmakta. Kenyon`in gücü belki bu hirsinda gizli. Onun daha “kibar“ oynamasini istemek bu yaz MTV`de “Tainted Love“la sikça dinledigimiz Marilyn Manson`dan pop yapmasini istemekle esdeger olabilir. Hirsli olmak güzeldir. Ama bir atasözümüzü göz ardi etmemeliyiz: “Keskin sirke, küpüne zarar!.“
inanilmaz savunma becerilerinin yanina ekledigi patlayici hücum gücüyle Martin, (18.9 sayi, 9.7 ribaund, 3.5 blok!) Cincinati`nin rakiplerini ezip geçmesini sagliyordu. Bu arada Tulane karsisinda da 28 sayi, 13 ribaund ve 10 blok ile kariyerinin ikinci triple-double`ina imza atmisti. Tüm basin drafta ilk sirada seçilmesi beklenilen yildiz power forvet`in pesindeydi ve daha da önemlisi herkes onun nasil kisitli hücum yeteneklerini bir sezon içerisinde bu kadar çok gelistirdigini merak ediyordu. Martin`in cevabi ise çalismanin bir sporcu için ne kadar önemli oldugunu ortaya koymaktaydi; “Sadece benden istenileni yaptim. Bob, geçtigimiz sezonun sonunda bana gelecek sezon daha çok sayi atip atamayacagimi, buna kapasitemin olup olmadigini sordu. Ben de tüm yaz hücum hareketlerim üzerinde çalistim, her gün saatlerce sut attim ve sanirim hücum yönümü gelistirmeyi basardim. Çünkü bunu yapamayacagini düsünseydi Bob`in benden böyle bir sey istemeyecegini biliyordum. Onu hayal kirikligina ugratamazdim.“
Daha evvel ki basarisiz NCAA turnuvasi maceralarindan sonra bu kez Cincinati taraftarlari en azindan final four bekliyorlardi. Sonuçta Amerika`nin en dominant front court oyuncusu Bearcats`teydi. Ama tüm hayaller Kenyon Martin`in C-USA turnuvasinda sag bacagini kirmasiyla son bulacakti. Martin`siz UC ancak ikinci tura kadar yükselerek sampiyonluk bekledikleri turnuvadan elleri bos bir sekilde geri dönüyordu. Martin ise üzüntüden kahrolmus bir biçimde evinde dinlenmekteydi; “Ameliyattan çiktigim zaman her seyin bittiginin farkindaydim. isyan etmek istiyordum. Niye böyle bitmisti. Bu sekilde bitemezdi, bitmemeliydi!! Arkadaslarim sahada her seyiyle savasirken ben evimdeki rahat koltuguma uzanmis onlari seyrediyordum hem de bana en çok ihtiyaç duyduklari anda. Kendimi sanki onlara ihanet etmis gibi hissettim. Bacagim kirik da olsa bir sekilde onlarin yaninda, sahada mücadele ediyor olmaliydim!!“ diyerek benchde alçili ayagi ile arkadaslarina destek verdi.
“Arkadaslarim sahada her seyiyle savasirken ben evimdeki rahat koltuguma uzanmis onlari seyrediyordum hem de bana en çok ihtiyaç duyduklari anda. Kendimi sanki onlara ihanet etmis gibi hissettim. Bacagim kirik da olsa bir sekilde onlarin yaninda, sahada mücadele ediyor olmaliydim!!“ -Kenyon Martin-
Oscar Robertson`dan sonra UC tarihinin en iyi oyuncusu
Sezon sonunda Kenyon, NCAA`deki tüm ödülleri silip süpürerek Naismith, Wooden, Associated Press, Sporting News, NABC ve Amerikan Ulusal Basketbol Yazarlari Birligi yilin oyuncusu ödüllerini kazandi.
Bildiginiz üzere Oscar “Big O“ Robertson, NCAA ve NBA tarihinin gelmis geçmis en büyük oyuncularindan biridir. Cincinati Üniversitesi`ni tarihinde ilk kez NCAA turnuvasina ve Final Four`a tasiyan Robertson, kolej kariyerinde tutturdugu 33.8 sayi ortalamasiyla ( NCAA tarihinin en iyi 3. sayi ortalamasi) 3 kez yilin oyuncusu ödülüne ulasmis, NBA kariyerinde ise 1971`de Milwaukee`yi sampiyonluga tasimis, 6 kez NBA asist krali olmus ve NBA`in en büyük skorerleri arasina da adini yazdirmistir. Amerikan Ulusal Basketbol Yazarlari Birligi yilin oyuncusu ödülünü en son kazanan Cincinati oyuncusunun Oscar Robertson olmasi sanirim bu ödülün ne kadar zor kazanildigini ve Kenyon Martin`in de kendisini hangi ölçüde gelistirdiginin kanitidir. Martin`in bu ödülü kazanmasindan sonra Robertson`in yorumu su olmustur: “40 yil sonra bu ödül ilk kez bir UC oyuncusuna gitti ve bu onuru bir baska Bearcat ile paylasmak kisisel olarak bana çok sey ifade ediyor.“ Ayrica Martin kolej kariyerinde kullandigi 875 sutun 513`ünde isabet bularak %58 sut yüzdesiyle Oscar Robertson`in önünde okul rekorunu elinde bulundurmakta. Martin`in elinde tuttugu ve su an için kirilmasina imkansiz gözüyle bakilan bir diger rekor ise 292 blokla Cincinati tarihinin en çok blok yapan oyuncusu olmasi. (Çünkü onu geçmek isteyen bir oyuncu ise en azindan 4 yil için 2.6 blok ortalamasi ile oynamak zorunda.)
Millenyumun Bir Numarasi!!
Hidayet`in Sacramento tarafindan 16. siradan seçilerek gögsümüzü kabarttigi 2000 Draft`ina genel olarak baktigimiz zaman gerçekten çok sayida yildiz adayla karsilasmamistik. Bu yüzden Kenyon Martin`in birinci sira için rakibi yok denecek kadar azdi. Dolayisiyla ilk siradan seçilmesi neredeyse hiç kimse için sürpriz olmadi. C-USA tarihinin en basarili koçu Bob Huggins`in draftla ilgili degerlendirmesi ise su sekildeydi: “Kenyon, hak ettigi siradan seçildi. O benim yetistirdigim en iyi oyuncuydu. Ayrica Dallasli bu genç adam kadar kendisini gelistiren baska birisini de görmedim. Takima katildiginda iyi bir savunmaci ve ribauntçuydu ama hücum yeteneklerini çok gelistirdi. Düsünün medya ve rakip takimlar bile ondaki gelisim karsisinda afallayip kaldi. Bu çocuk sahada sizin ondan istediginiz her seyi yapar. Kimi isterseniz savunur. Artik hook atislari, pota alti dönüsleri, orta mesafe sutlari da gelisti. Ama NBA`de 4 numara için biraz kisa ve çelimsiz kalabilir. Sanirim kisa forvet oynamaya da yavas yavas alisacaktir.“
“ Ben hayatimda böyle bir sey görmedim!! Adamin kemigi paramparça olmustu ama o hala oynamak için diretiyordu!!“ -Stephon Marbury-
Nets`in yeniden yapilanma süreci
1967 yilinda Americans ismiyle kurulan ve ABA`da mücadele eden New Jersey, 1969 yilinda New York`a tasinarak ismini New York Nets olarak degistirdi. Nets, ABA`da kazanilan iki sampiyonlugun ardindan 1976-77 sezonunda ABA`dan NBA`e geçmeye karar verdi. Bir sonraki sezon ise takim tekrar New Jersey`e tasindi. Geçtigimiz haftalarda yasanan ve Byron Scott`in; New York- New Jersey rekabeti denen bir seyin varolmadigini çünkü rekabetin ancak birbirine yakin seviyedeki iki takim arasinda meydana gelebilecegine dair manidar sözleriyle alevlenen New Jersey-New York sürtüsmesinin sebeplerinden birisi bu. Diger neden ise New Jersey`lilerin onlara göre daha gelismis ve zengin olduguna inanan ve kendilerini daha üstün gören komsu New York`lulardan bir nevi intikam alma duygusu olabilir. Konumuza geri dönersek New Jersey, geçtigimiz yila kadar NBA`in pek de basarili takimlarindan biri degildi. 1998-99 sezonunda John Calipari`nin yönetimindeki Nets ancak 15 galibiyet alabilmisti. Calipari`nin yerine getirilen Don Casey`de de durum çok da farkli olmamis ve NJ, 31 galibiyet almisti. 2000-01 sezonuna girilirken NJ yönetimi, takimi Magic Johnson`in 1980`lerdeki “Show Time“ Los Angeles Lakers`inin en önemli oyuncularindan Byron Scott`a emanet etmeye karar verdi. Böylelikle Scott, Nets tarihinde birinci siradan Draft edilmis ikinci oyuncuyla beraber çalisma firsatini yakalamisti. (Merak eden arkadaslar için Nets`in daha önce birinci siradan seçtigi oyuncu, su an Sixers`da oynayan, süper bir kariyere sahip olabilecekken disiplinsizligi ve uyumsuzlugu nedeniyle her seyi elinin tersiyle iten Derrick Coleman`di.) Martin için çaylak sezonu (rookie season) oldukça iyi geçiyordu. 12.0 sayi, 7.4 ribaund ve 1.66 blok ortalamasiyla tüm çaylaklar arasinda blokta birinci, sayi ve ribaund`ta ise ikinci sirada gelmekteydi. Oynadigi 68 maçin hepsinde ilk beste baslayan Martin, 10 karsilasmayi double-double yaparak tamamladi. Milwaukee karsisinda ise NBA kariyerinin ilk triple-double`ina (18 sayi, 15 ribaund, 11asist) ulasiyordu ki bugüne kadar sadece 6 oyuncu çaylak sezonunda bunu basarabildi. Talihsizlik Martin`i, sezonun sonuna yaklasilirken yakaladi. Martin, Boston maçi sirasinda meydana gelen bir çarpismada tekrar sag bacagini kirinca sezonu kapatmak zorunda kaliyordu. Bu maçla ilgili en ilginç nokta ise; Kenyon, bacagi kirildiktan sonra bile maça devam etmek için Koç Scott`a israr etmis ancak yardimci antrenörlerin zoruyla soyunma odasina götürülebilmisti. Bu olayla ilgili o dönem Nets`in oyun kuruculugunu yapan Stephon Marbury sunlari söylemekte: “Ben hayatimda böyle bir sey görmedim! Adamin kemigi paramparça olmustu ama o hala oynamak için diretiyordu!!“
Çok basarili bir çaylak sezonu geçirmesine ragmen Martin, Yilin Çaylagi Ödülü`nde (Rookie of The Year)
Orlando`lu Mike Miller`in gerisinde kalarak kullanilan 124 oyun ancak 36`sini alabildi. (Miller, 75 oy) Çogu kisiye göre Martin de en az Miller kadar bu ödülü hak etmisti ama Miller`in play-off oynayan bir takimda yer almasi ve Martin`in saha içinde biraz evvel bahsettigimiz agresif tavirlari onun için önemli bir dezavantaj olusturmustu.
Jason Kidd&Kenyon Martin: 26 yil sonra gelen ilk final
“Bu takim içindeki bazi adamlarda yürek yok !! Kaybetmeyi hiçbir zaman sevmesem de kaybetmeye dayanabilirim. Ama yüreklerini sahaya koymayan adamlara kesinlikle tahammül edemiyorum.“ -Kenyon Martin-
Nets`in 2000-2001 sezonunda ancak 25 galibiyet almasi takimdaki bazi seylerin degismesi gerektigini açikça ortaya koyuyordu. Nets yönetimi çok akillica bir kararla bugüne kadar yapilmis en iyi takaslardan (trade) birine imzasini atti. Stephon Marbury, Johnny Newman ve Soumaila Samake`yi Phonex`e, Jason Kidd ve Chris Dudley karsiliginda takas edildi. Böylelikle Nets uzun zamandir ihtiyaç duydugu lider oyuncu ihtiyacini karsiliyordu. “Mr.Triple Double“ Jason Kidd`in liderligindeki Nets, Kenyon Martin ve Keith Van Horn gibi yetenekli oyuncular, disiplinli ve takim oyununa dayanan Byron Scott`in oyun tarziyla -sanki bir önceki sezon 25 galibiyet alan takim baska bir takimmis gibi- Dogu`da firtina gibi esmeye basladi. Martin de istatistiklerini neredeyse her kategoride yükselterek 14.9 sayi, 5.3 ribaund, 2.6 asist, 1.6 blok, 1.2 top çalma ortalamalarina ulasiyor, çaylak sezonunda %9 olan üç sayi yüzdesini ise %22`ye tasiyordu. Ayrica yaptigi 108 smaç ile bu kategoride de NBA`in ilk bes oyuncusundan biriydi. Takim kimyasini yakalayan Nets, sezon sonunda aldigi 52 galibiyet ile Dogu`nun zirvesinde yer aliyordu. Playoff`a geldigimizde Nets`in rakibi, ancak son siradan playoff`a girebilen, yüce insan Reggie Miller`in takimi Indiana Pacers`ti. Reggie ve Pacers, kaninin son damlasina kadar dirense de saha avantajini iyi kullanan Nets, seriden 3-2 galip ayrilan taraf oluyordu. Konferans yari finalindeki rakip ise Orlando`yu 3-1 ile rahat geçen Hornets idi. Beklenilenin aksine Hornets, Nets`e oldukça kolay teslim olacakti. (4-1) Konferans finalindeki rakip ise zorlu Boston Celtics`ti. Pierce ve Walker`in büyük çabasina ragmen Kidd`in mükemmel performansi ve liderligi sayesinde New Jersey Nets adini finale yazdiriyordu. Ortak fikir Sacramento engelini asmis Lakers`in sampiyonluga ulasacagi ama Nets`in de en azindan kendi evindeki bir ya da iki maçi alacagi yönündeydi. Ama Shaq faktörü buna izin vermedi ve LA Nets`i 4-0 ile süpürdü. Daha önceki turlarda Jermaine O`Neil, Paul Pierce ve kimi zaman Antoine Walker`i savunan Martin, Lakers serisinde takimin en iyi savunmacisi oldugu için Rick Fox, Robert Horry, Kobe ve hatta bazen Shaq`le bile karsi karsi oynamak zorunda kalmisti. Martin bu seride normal sezon istatistiklerine kiyasla vites arttirarak 22.0 sayi, 6.5 rib ve 2.0 asist ortalamasi ile oynamis, playoff genelinde ise 16.8 sayi, 5.8 rib ve 1.3 blok ortalamalarini tutturmustu. Yalniz 4-0 gibi bir hezimete ugramak Nets`te mini bir kelle avi baslatti. Kenyon Martin, Jason Kidd ve Kerry Kittles`in elinden geleni yapmasina karsilik Keith Van Horn`un isteksiz oyunu ve Todd MacCulloch`un Shaq karsisinda “zavalli ötesi“ bir duruma düsmesi bu iki ismin takim içinde çesitli elestirilere maruz kalmasina yol açti. Özellikle Van Horn, takimdaki oyuncularin büyük bir kisminin tepkisini çekmisti. Seriden sonra Martin, Van Horn`u kastederek sunlari söyledi : “Bu takim içindeki bazi adamlarda yürek yok!! Kaybetmeyi hiçbir zaman sevmesem de kaybetmeye dayanabilirim. Ama yüreklerini sahaya koymayan adamlara kesinlikle tahammül edemiyorum.“
Her ne kadar olaydan sonra Martin söyledikleri dolayisiyla özür de dilese bazi seylerin fitili çoktan ateslenmisti. Ve sonuç olarak Keith Van Horn ve MacCulloch Sixers`a gönderilerek karsiliginda Dikembe Mutombo takima getirildi. Bu sekilde belki Shaq`i durduracaklarini düsünmüs olabilirler ama Mutombo`nun Shaq`in panzehiri olmadigi Sixers-Lakers finalinde belli olmustu. Üstelik Mutombo`nun bu sezonki sakatligi yüzünden Nets, Mutombo`dan yeteri kadar faydalanamadi. su an için takastan karli çikan taraf Sixers gibi gözükmekte. Ama Mutombo olsun ya da olmasin Dogu`nun bu sezon da en büyük favorisi Jason Kidd ve Kenyon Martin`li Nets.
Kenyon Martin NBA`in en iyi savunmacilarindan biri, spektaküler smaçlari ve sürekli gelistirdigi hücum yetenekleriyle önemli bir de ofansif tehdit ama hala yeterince tecrübeli degil ve fazlasiyla öfkeli. Ülkemizin kendisine has o güzelim sosyolojik sartlarinda Kenyon Martin; gerçekten taraftarin sevgilisi olur, tribünlerden “Kenyon bizi diskoya götür“, “vur kir parçala bu maçi kazan“ gibi sloganlarla desteklenerek iyice ateslenirdi ama maalesef Kenyon`in tarzi NBA için biraz fazla sert kaçmakta. Kenyon`in gücü belki bu hirsinda gizli. Onun daha “kibar“ oynamasini istemek bu yaz MTV`de “Tainted Love“la sikça dinledigimiz Marilyn Manson`dan pop yapmasini istemekle esdeger olabilir. Hirsli olmak güzeldir. Ama bir atasözümüzü göz ardi etmemeliyiz: “Keskin sirke, küpüne zarar!.“
- Katılım
- 26 Haz 2010
- Konular
- 30
- Mesajlar
- 667
- Reaksiyon Skoru
- 3
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 15 Yıl 11 Ay 20 Gün
- Başarım Puanı
- 72
- MmoLira
- 0
- DevLira
- 0
Teşekkürler
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 51
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 21


