- Katılım
- 2 Ara 2010
- Konular
- 4,879
- Mesajlar
- 29,092
- Online süresi
- 1h 12m
- Reaksiyon Skoru
- 1,484
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 15 Yıl 6 Ay 10 Gün
- Başarım Puanı
- 418
- MmoLira
- -295
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
UYUŞTURUCU VE GENÇLİK
Uyuşturucu ve alkol bağımlıları bu maddeleri kullanmaya genellikle genç yaşta başlarlar; ileride giderek kötüleşecek olan bağımlılık macerasının ilk adımları erken yaşlarda atılır. Bunun pek çok nedenleri vardır. Bu nedenleri anlatabilmek için öncelikle gençlik dönemindeki doğal psikolojik ve sosyal gelişimi anlatacağız.
Ergenlik döneminde psikososyal gelişim ve madde kullanımına zemin hazırlayan süreçler
Gençlik, değişim ve toplumda yer edinme dönemidir. Genç, doğumundan itibaren bağımlı olduğu anne ve babasından özerk hale gelirken arkadaşlarına bağlanır ve onların baskısına açık bir hale gelir. Bu dönemde kimlik gelişimi gerçekleşmekte, toplumsal roller belirginleşmektedir. Bunlarla ilgili yaşanan zorluklar güçsüzlük, yabancılaşma ve isyan duyguları doğurur.
Anne ve babadan bağımsızlaşma doğal sürecinde genç, davranışlarını bir grup içinde deneyerek geliştirir. Grup içinde reddedilme bir genç için katlanılabilecek en zor şeylerdendir. Sigara, alkol ya da herhangi bir uyuşturucu o grup içinde norm olmuşsa ya de o grubun elemanı olmanın bir şartı gibiyse, gruptaki yerini kaybetme ya da alay edilme endişesi gence uyuşturucunun etkilerinden daha korkunç gelir. Bu grup etkileşimini dar kapsamlı bir arkadaş grubu olarak düşünmemek gerekir. Örneğin okulda, gencin doğrudan yakın arkadaş olmadığı ama ortamda baskın olan diğer kişilerin tutumları dahi gencin davranışlarını yönlendirmede etkilidir.
Ayrıca, gençlikte farklı bir boyut kazanmaya başlayan kız-erkek ilişkileri ve bu ilişkiler içindeki bağlanma durumları, kendini kabul ettirme çabaları, çekici görünme isteği de kişinin davranışlarını yönlendirir.
Ergenlikte düşünce dünyası genişler, soyut ve teorik düşünme başlar. Dolayısıyla bu yaşlardaki genç her şeyi sorgular. Yetişkinler için doğal kurallar haline gelmiş şeyleri kendi süzgecinden geçirerek içselleştirmek ister. Çoğu zaman da sırf kendisini farklı bir birey olarak ortaya koyabilmek amacıyla yerleşik değerleri reddedebilir. Çünkü kendisinin anne ya da babasının bir kopyesi ya da uzantısı değil ayrı ve bağımsız bir birey olduğunu ispatlamaya çalışma bu dönemin en doğal çabasıdır. Aynı zamanda gençlik, en idealist dönemdir, bu çağda kişi her şeyi mümkün görür. Ayrıca ego sentrik (ben merkezci)dir ve herkesin kendisi gibi düşünmesini bekler. Gereği gibi aşılırsa bu dönemin sonunda hayat felsefesi, kişisel değerler, hayatın anlam ve amacı gibi kavramlar oluşur.
Gençlikte riskler daha kolay alınır. Çevreyi etkileme ve kendini ispatlama çabasının yanında Testosteron hormonundaki artış da bunda etkilaidir. Olası kötü sonuçlar kolaylıkla minimize ve göz ardı edilir. Bana birşey olmaz düşüncesi hakimdir. Gelecek ve gelecekte olabilecek riskler çok uzak uzak görülür. Genç, o anda oradaki sonuçlarla daha çok ilgilidir. Örneğin alkol ya da maddenin o anda vereceği doyum ya da çevrenin baskılarından kurtulma genç için önemliyken sigaraya bağlı yıllar sonra çıkabilecek sağlık sorunlarını pek de umursamaz.
Bağımlılıkla ilgili risk faktörleri:
Aile ile ilgili risk faktörleri:
Anne ve baba desteğinin az olması
Anne ve babada madde kullanımı
Anne ve babanın gencin alkol kullanımına izin verici, fazla toleranslı bir tutum içinde olması
Anne ve babanın çocuk ile ilişkisinin kalitesi (ayrılan vaktin uzunluğundan çok bu vaktin nasıl değerlendirildiği önemlidir.)
Tutarsız disiplin (anne ve babadan birinin yasakladığına diğerinin izin vermesi ya da farklı zamanlarda aynı ebeveynin farklı tutumlar sergilemesi)
Anne ve babanın çocuğun aktivitelerine ilgisizliği
Başarının ödüllendirilmeyişi, suçluluk duygusu uyandırmanın eğitim metaodu olarak kullanılması
Çevrenin gerçekçi olmayan beklentileri (çok başarı beklenmesi ve bu nedenle mevcut başarının takdir edilmeyişi gibi)
Çocuğun okuldan sonra kendine bakması
Sosyal risk faktörleri:
Yaşam stresleri (göç, işsizlik vs)
Madde kullanan arkadaş grupları içinde olmak
Düşük okul başarısı
Düşük sosyoekonomik düzey
Göç yaşama
Okul döneme çalışma
Cinsel ya da fiziksel taciz yaşama
Kişilikle ilgili faktörleri:
Girişkenliğin az olması
Kendine güvenin az olması
Kendini kontrol etme yeteneğinin az olması
Başetme mekanizmalarının kötü olması
Dışarıdan kolay etkilenme
Agresif kişilik yapısı
Heyecanlı, dürtüsel, asi, kötümser kişilik yapıları
Sosyal değerlere yabancılık
Davranış bozuklukları
Rol modelleri:
Gencin kendisine örnek aldığı kişiler, bazı maddelere başlamasını kolaylaştırır. Örneğin ağzında sigarayla çekilmiş pozları ünlü olan James Deane hayran olan bir genç, Onu taklit etmek, Onun gibi çekici görünmek için sigaraya başlayabilir. Bu yönden de gerek medyaya gerekse anne ve babalara görev düşmektedir. Gençler aile içinden ve çevresinden başlamak üzere iyi rol modelleri bulabilmelidirler.
Genetik faktörler:
Araştırmalar göstermektedir ki özellikle alkol bağımlılığı genetik yatkınlıkla yakından ilişkilidir. Hatta evlatlık verilmiş kişilerde alkolik olma sıklığının, kendilerini yetiştiren aileden daha fazla biyolojik anne ve babalarındaki alkolizmle ilişkili olduğu bulunmuştur. Alkolizme yatkınlık alkole dayanıklılık şeklinde nesilden nesile aktarılmaktadır. Yani alkole daha dayanıklı olanlar çok içtikleri halde az etkilendikleri için daha çok içerler ve sonunda daha kolay alkolik olurlar ve bu özellik yani alkolün etkilerine dayanıklı olma kalıtımsaldır. Özellikle babası ya da erkek kardeşinin alkol problemi olan erkekler sosyal içicilikten bile sakınmalı, alkolden tamamen uzak kalmalıdırlar.
Beklenti:
Alkolün sosyal ilişkileri kolaylaştırdığına, amfetaminin performansını arttıracağına, sigaranın kendisini olgun gösterdiğine vs. inanan kişiler bu maddeleri kullanmaya daha kolay ve erken başlarlar
Koruyucu faktörler:
Duygusal olarak destekleyici anne ve baba.
Anne ve baba ile iyi iletişim
Organize okul aktivitelerine katılım
Akademik başarıya önem verilmesi
Madde kullanımına başlama
Madde kullanımı genellikle erken başlar. 15 yaşından önce başlaması kötü gidiş işaretidir. Başlangıç en sık 18-25 yaş arasıdır, 25 yaşından sonra azalır. Kokain bu açıdan istisnadır.
Sigara, daha sert maddelere en önemli geçiş maddesidir. Gençlerde alkolizmin en güçlü belirleyicisi sigaradır. Sigara bağımlısı gençlerin büyük çoğunluğu alkolik değildir ama alkolik gençler arasında sigara tiryakisi olmayan yok gibidir. Yoğun alkol kullanımı da gençler arasında silah taşımanın en güçlü belirleyicisidir. Yanı yanında silah taşıyan gençlerin önemli çoğunluğu aynı zamanda yoğun alkol kullanan gençlerdir. Alkol de dahil olmak üzere bütün uyuşturucu maddelerden dolayı olan ölümleri intihar ederek ölenlerle toplayın yine bir yılda sigaraya bağlı nedenlerle ölen gençlerin sayısına ulaşmaz.
Esrar, en sık kullanılan yasa dışı maddedir ve diğer yasa dışı maddelere geçiş maddesidir. Esrar kullanımı motivasyonu azaltıp okul başarısını düşürür, bunun verdiği sıkıntıyı bastırmak için esrar kullanımı artar.
Madde kullanımı genellikle sigara ile başlar. Ardından alkol, daha sonra da esrar ya da uçucular(bali, tiner vb) gelir. Bunlardan daha ağır maddelere geçerler. Esrar ya da uçucu kullanmadan diğerlerine başlama hemen hiç görülmez.
Madde kullanımınının evreleri
Madde kullanımı ilk olarak DENEME için olur. Bunda özenti önemli rol oynar. Daha sonra genç, zevk için bu maddeyi ZAMAN ZAMAN KULLANMAya başlar. Bu dönemde maddenin kişiye hiçbir zararı yok gibidir, yalnızca zevk verir. O zamana kadar hakkında çok korkunç şeyler dinlediği bu şeyin aslında hiç de o kadar kötü olmadığını ve bağımlı olmadan kullanbildiğini düşünmeye başlar. DÜZENLİ KULLANMAya başladıkça tolerans (aynı etkiyi elde edememe), madde bulma uğraşısı ve çoğul madde kullanımı (ne bulursa kullanma) gelişir. Bazen maddeyi zaman zaman zevk için kullanan kişi hayatında bir sıkıntı yaşadığında zaten kolay ulaşabildiği uyuşturucu maddeye sığınır, sıkıntı ve üzüntüsünü azaltmak için düzenli kullanmaya başlar ve buradan bağımlılığa kayar. Bu evreden sonra artık kişinin çalışma kapasitesi düşer ve maddeyi kullanmadığı zaman ortaya çıkan yoksunluk belirtilerini yaşamamak için uyuşturucuyu kullanmaya devam eder. BAĞIMLILIK geliştiğimde artık kişi uyuşturucuyu normal hissedebilmek için almak zorundadır, başlangışta aldığı zevki almaz. Bu evreler bir noktada durup ilerlemeyedebilir.
Kokain ve eroin okula devamı en çok bozan maddelerdir.Son yıllarda LSD gibi hallusinojenlerin kullanımı batı ülkelerinde artışa geçmiştir. Amfetamin, extasy, GBH, anabolik steroidler gibi maddeler arasında bir homeostaz vardır, birilerinin kullanımı azaldıkça diğerleri artar.
Genel olarak kullanılan madde türü, miktarı ve yaygınlığı zaman içinde bir moda akımı gibi dalgalı bir seyir izler, artar ve azalır (5-10 yıllık dönemler içinde). Genellikle batı ülkelerinde yaygınlaşan bir madde kısa zaman içinde ülkemizde de moda olur.
Uyuşturucu kullanımının erken belirtileri:
Aileler ve eğitimciler aşağıdaki belirtileri gösteren gençlere dikkat etmelidirler. Uyuşturucuya yeni başlamış bir genci farketmek, durum ilerlemeden önlem alabilmek için önemlidir.
Fiziksel belirtiler: kilo kaybı, burunda iritasyon (tahriş), müzmin öksürük, iğne izleri (tipik olarak koldadır, bazıları sakalamak için ayak parmak araları gibi kolay görülmeyecek yerlere yaparlar)
Kişisel alışkanlıklarda değişiklik: giyim tarzı, uyku düzeni, arkadaş çevresi değişebilir. Yeni arkadaş ve ilgiler edinir.
Akademik performansında düşme: kötü notlar almaya başlama, sınıfta kalma, disiplin cezası alma vb.
Psikolojik belirtiler: Duygulanımda dalgalanmalar, risk içeren davranışlar, çalma vb.
Önleme yollarının temel ilkeleri
Önleme programaları yukarıda anlatılan risk gruplarına yönelik olmalı. İçeriği sadece yapma demenin ötesinde olmalı, çünkü bunun işe yaramadığı artık bilinmektedir.
Önleme programlarının bazı zorlukları vardır. Örneğin bu programlara katılan aileler zaten bu konuda duyarlı olan ve çocuklarıyla ilgilenen, dolayısıyla çocuklarında riskin görece düşük olduğu kişilerdir. Okullarda yapılan önleme programlarına o sırada okuldan kaçmış olan madde kullanımına eğilimli öğrenciler katılamyabilir. Bir maddenin toplumda kullanımı ya da genel olarak madde kullanımı toplumda arttığında ona karşı koruma programları başlatılır, oysa bu dönem doğal dalgalı seyir içinde kullanımın zaten azalmaya başlayacağı noktadır.
ABDde DAIR isimli önleme programında polisler okullarda verdikleri seminerlerde tek tek uyuşturucu maddeleri öğrencilere tanıtarak etkilerinden bahsediyor, bunları kendilerine satmaya çalışabilecek kişilerin nasıl taktikler güdeceklerini vs anlatıyorlardı. Önce Californiada başlayan bu program milyonlarca dolar harcanarak Amerikaya yaygınlaştırıldı ve 5 yıllık bir uygulamanın ardından yapılan araştırmalar, bu programın uygulandığı okullarda uyuşturucu kullanımında diğerlerine göre bir azalma olmadığını hatta bu programın uygulandığı düşük sosyoekenomik seviyedeki, genellikle zencilerin devam ettiği okullarda kullanımın daha da arttığı (muhtemelen bu gençlerde polise karşı beslenen antipati nedeniyle) anlaşıldı. Bu örnekta gayet iyi niyetle başlanan ve çok makul gibi duran programların yararsız hatta zararlı olabileceğinin en tipik örneğidir.
Gençleri uyuşturucudan uzak tutmak için maddeyi kullanma nedenlerine alternatif yollar üretmek gereklidir. Onların olgun gözükmek, büyümenin verdiği sıkıntı ile başetme, gruba kabul edilme kaygıları, ebeveynden farklılığını belli etme gibi kaygıları ciddiye alınmalı ve bunları aşabilecekleri sosyal fırsatlar önlerine açılmalıdır.
Gençlerin tedavisi erişkinlerden zordur, ve sonuçları genellikle daha kötüdür. Tedavi, belli bir döneme sınırlı kısa bir süreç olarak düşünülmemelidir. Uzun süreli takip önemlidir. Sosyal yetenekleri geliştirici ve sağlıklı sosyal ilişkiler kurmaya yardımcı olan tedaviler yararlıdır. Aynı arkadaş grubuna dönüş sıklıkla yeniden başlama nedenidir.
Gençlerin çoğu çevre baskısıyla tedaviye gelir, ama buna rağman tedavi yararlı olur. Maddeyi tamamen bırakmasa dahi miktarını azaltmak ve alternatif yaşam stili oluşturmak büyük yararlar sağlar.
kaynak:alkolmadde
Anasayfa- Kadın sağlığı - Cinsellik - Üroloji - Estetik ve Güzellik - Cilt sağlığı- Ruh sağlığı - Kbb
Göz sağlığı -Diet ve Egzersiz - İlkyardım - Kalp sağlığı-Sinir sağlığı-Genel sağlık-Çocuk sağlığı-Bitki sağlığı-Fizik tedavi-Sevgi
Copyright 1998-2001
Toplumda uyuşturucu madde kullanımı buz dağına benzer. Polisin yaptığı tutuklamalar, tıbbi problemler, madde bağımlılığı tedavisi yapan kliniklere başvuru ve araştırmalara yansıyanlar problemin yüzeyde görünür kısmıdır. Altta yatan problemin ancak bir kısmına ulaşabilir. İş kaybetme riski, madde kullanımının getirdiği sosyal etiket ve problemi inkar etmeye yol açan diğer faktörler bilgi toplamayı daha da güçleştirir. Madde bağımlılığı alanında veri elde etmeyi güçleştiren başka bir faktör de bağımlılık, kötüye kullanım, zararlı kullanım gibi tanıların tanımlanmasındaki güçlüktür. Kimine göre yasadışı herhangi bir maddenin kullanımı bağımlılık anlamına gelirken kimileri bağımlılık deyince fiziksel bağımlılığı anlar. Sosyal içiciliğin kabul gördüğü bir ülkede alkol kötüye kullanımı, alkolün yasak olduğu bir ülkedekinden farklı tanımlanabilir.
Madde bağımlılığının sıklık ve yaygınlığına ilişkin veriler ülkeden ülkeye değişiklikler göstermekte ve yukarıda tanımlanan nedenlerden dolayıda çoğu kez gerçeği yansıtmadığı düşünülmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde 1990-1991 yılları arasında yapılmış bir epidemiyolojik çalışmada son bir yıl içindeki alkol bağımlılık oranı %7 olarak verilmiştir. Madde kullanımı ile ilgili epidemiyolojik çalışmalar genellikle o maddeyi kullanan kişi sayısı hakkında bilgi vermekte genellikle bunlarının kaçının bağımlı, kaçının kötüye kullanıcı olduğunu belirlemek mümkün olmamaktadır. Sigara dahil bağımlılık ve kötüye kullanım özelliği olan maddelerin Amerika Birleşik Devletlerinde kullanım sıklığının %40 civarında olduğu ileri sürülmektedir. Ülkemizde lise çağındaki gençler arasında yapılmış iki çalışmada alkol dışı diğer uyuşturucu maddeleri yaşamları boyu en az bir kez kullanmış olanların oranı 1991 deki çalışmada %2.6, 1995 deki çalışmada ise %7 olarak bulunmuştur. Bu çalışmaların dışında okul anketleri, hastane ve polis kayıtları ülkemizde de uyuşturucu madde kullanımının giderek arttığını göstermektedir. Bağımlılık ve kötüye kullanım sıklığı ile ilgili söylenebilecek en doğru şey bu maddelerin kullanımının yaygılaşmasının kötüye kullanımı ve giderek bağımlı sayısını da artırdığıdır.
MADDE KULLANIMININ ve KULLANICININ ÖZELLİKLERİ
Madde kullanımı, alımı takip eden dönemde insan vücudunda bir takım fiziksel ve ruhsal değişikliklere neden olur. Bunların bir kısmı ilk kullanımda ilgi çekici ve hoşnutluk verici türde olabilir. Zaten bu yalancı iyilik hali madde bağımlılığına daha doğrusu kişinin madde alımı davranışını tekrarlamasına yol açan ana nedendir.
Bağımlılık yapıcı maddeler olarak alkol, tütün, esrar, biperiden (AkinetonÒ), morfin, kodein, eroin, metadon, meperidin (DolantinÒ), diazepam (DiazemÒ,NerviumÒ), clonazepam (RivotrilÒ), lorazepam (AtivanÒ), flunitrazepam (RohypnolÒ), alprazolam (XanaxÒ), barbitüratlar (LuminalÒ,NembutalÒ), meprobamat, fenprobamat (GamakuilÒ), LSD, fensiklidin (melek tozu), ecstasy, kokain, amfetamin, kafein, efedrin, benzol, toluen (tiner, bali gibi seyreltici ve yapıştırıcılar), ***** gibi bazı sentetik türevler tanımlanabilir. Bunların etki mekanizmaları, alındığı zaman ortaya çıkardığı belirtiler ve bağımlılık yapma güçleri açısından aralarında farklılıklar vardır. Bu el kitabı hekim dışı personelin kullanımı için hazırlandığından bazı bilgilerin konuya hakim olmayan kişilerin elinde yanlış kullanılabileceği ve özendirici nitelik taşıyabileceği endişesi nedeni ile madde kullanımının yarattığı fiziksel ve ruhsal belirtiler, bağımlılık yapma güçleri üzerinde durulmayacaktır.
MADDE KULLANIMININ EVRELERİ
Madde kullanımı ilk olarak deneme ile başlar. Bunda özenti önemli rol oynar. Daha sonra kişi zevk için bu maddeyi zaman zaman kullanmaya başlar. Bu dönemde maddenin kişiye hiçbir zararı yok gibidir, yalnızca zevk verir. O zamana kadar hakkında çok korkunç şeyler dinlediği bu şeyin aslında hiç de o kadar kötü olmadığını ve bağımlı olmadan kullanabileceğini düşünmeye başlar. Düzenli kullanmaya devam ettikçe tolerans, madde bulma uğraşısı ve çoğul madde kullanımı (ne bulursa kullanma) gelişir. Bazen maddeyi zaman zaman zevk için kullanan kişi hayatında bir sıkıntı yaşadığında zaten kolay ulaşabildiği uyuşturucu maddeye sığınır, sıkıntı ve üzüntüsünü azaltmak için düzenli kullanmaya başlar, yalancı iyilik halini sürdürmek ister ve buradan bağımlılığa kayar. Bu evreden sonra artık kişinin çalışma kapasitesi düşer ve maddeyi kullanmadığı zaman ortaya çıkan yoksunluk belirtilerini yaşamamak için uyuşturucuyu kullanmaya devam eder. Bağımlılık geliştiğinde artık kişi uyuşturucuyu normal hissedebilmek için almak zorundadır ve başlangışta aldığı zevk de kaybolmuştur.
Kimler madde kullanabilir, kimler bağımlı hale gelebilir ? Belli bir kişi için bu soruların cevabını kesin olarak verebilmek mümkün değildir. Ancak madde kullanımı ve bağımlılığı açısından bazı risk grupları tanımlanmıştır. Bunlar istatistiki bilgilere göre madde kullanımı ve bağımlılığının diğer insanlara göre daha kolay ortaya çıkabildiği gruplardır. Erkek cinsiyetinde madde kullanımı daha yaygındır. Kullanım yaygınlığı ve bağımlılık geliştirme riski açısından 18-29 yaşlar riskin en yoğun olduğu dönemdir. Toplumda bağımlılık oranını azaltmak açısından en çok üzerinde durulması gereken bu yaş grubudur.
BAĞIMLILIKLA İLGİLİ RİSK FAKTÖRLERİ
Aile ile ilgili risk faktörleri: Anne ve baba desteğinin az olması Anne ve babada madde kullanımı olması Anne ve babanın gencin madde kullanımına izin verici, fazla toleranslı bir tutum içinde olması Anne ve babanın çocuk ile ilişkisinin kalitesi (ayrılan vaktin uzunluğundan çok bu vaktin nasıl değerlendirildiği önemlidir) Tutarsız disiplin (anne ve babadan birinin yasakladığına diğerinin izin vermesi ya da farklı zamanlarda aynı ebeveynin farklı tutumlar sergilemesi) Anne ve babanın çocuğun aktivitelerine ilgisizliği Başarının ödüllendirilmeyişi, suçluluk duygusu uyandırmanın eğitim metodu olarak kullanılması Çevrenin gerçekçi olmayan beklentileri (çok başarı beklenmesi ve bu nedenle mevcut başarının takdir edilmeyişi gibi) Çocuğun okuldan sonra kendi haline bırakılması Sosyal risk faktörleri: Yaşam stresleri (göç, işsizlik, boşanma, kayıplar vs) Madde kullanan arkadaş grupları içinde olmak Düşük okul, iş başarısı Düşük sosyoekonomik düzey Cinsel ya da fiziksel taciz yaşama Kişilikle ilgili faktörleri: Girişkenliğin az olması Kendine güvenin az olması Kendini kontrol etme yeteneğinin az olması Başetme mekanizmalarının kötü olması Dışarıdan kolay etkilenme Saldırgan kişilik yapısı Heyecanlı, dürtüsel, asi, kötümser kişilik yapıları Sosyal değerlere yabancılık Davranış bozuklukları Madde kullanımına başlamanın bir kısmı sosyal aktivitelerle ya da tıbbi zorunlulukla ilişkilendirilebilir. Örneğin sigara ve alkol kullanımı topluma, alt kültürlere göre değişiklikler göstermekle birlikte belirli bir doza kadar sosyal bir akvite olarak toplumsal kabül görmekte ve yasal engel de bulunmamaktadır. Yine biperiden (AkinetonÒ), morfin, meperidin (DolantinÒ), diazepam (DiazemÒ,NerviumÒ), clonazepam (RivotrilÒ), lorazepam (AtivanÒ), flunitrazepam (RohypnolÒ), alprazolam (XanaxÒ), barbitüratlar (LuminalÒ,NembutalÒ), meprobamat, fenprobamat (GamakuilÒ) gibi ilaçlar tedavi amacı ile hekim tarafından reçete edilmiş olabilir. Bu gibi durumlarda eğer miktar aşımı ve kötüye kullanım söz konusu ise bunu ayırt etmek daha güç olabilir
UYUŞTURUCU MADDE SINIFLAMASI
Maddenin Alım Yolları
Bir uyuşturucunun insanı etkilemesi için bir şekilde o kişinin vücuduna girmesi gerekir. Maddeyi alma yolları kana karışma ve beyne ulaşma hızını büyük ölçüde etkiler. Genelde uyuşturucu beyne ne kadar çabuk ulaşırsa, vücut tepkiyi o kadar çabuk verir. Maddeyi alma yolları en yavaş etkiden en hızlıya doğru şöyledir:
1.Ağızdan
2.Mukoza: Mukoza dilin altında ve burunda bulunur. Bu yolla almak, ağızdan almaktan çok daha çabuk etki eder.
3. Nefesle: Uyuşturucu maddenin içe çekerek alınması kana karışmasını çok hızlandırır. Madde öncelikle ciğere, kana ve kolayca beyne ulaşır. Üstelik, ciğerlere de temas ettiği için madde karaciğere de dağılır.
4. Enjektör ile: Uyuşturucu, deri altından, kaslardan veya kana karıştırarak damardan alınabilir. Damardan kana karıştırılması bunların arasında en hızlı yöntemdir.
Maddenin Kuvvetini Etkileyen Faktörler
Maddenin alım yolları dışında hızı etkileyen başka faktörler de vardır:
1. Doz. Genelde, ne kadar yüksek dozda madde alnırsa etkisi o kadar yoğun olur.
2. Dayanıklılık. Kişi ne kadar dayanıklı ise, belli bir etkinin ortaya çıkması için daha yüksek madde alınması gerekir.
3. Kişinin genel kişilik yapısı.
4. Kişinin uyuşturucuyu kullandığı sırada ruhsal durumu.
5. Uyuşturucu maddenin kullanıldığı ortam. Esrar ve LSDnin etkilerinin ortama göre değiştiği belirlenmiştir.
6. Maddenin farmakolojik doğası.
7. Kişinin kilosu. Kişinin kilosu fazla ise, belli bir etkinin oluşması için daha yüksek dozda alınması gerekir.
8. Yaş. Çocuklar ve yaşlı kişiler uyuşturucunun etkilerine daha açıktırlar.
9. Tıbbi durum. Karaciğer bozukluğu olan kişinin kullandığı maddelerin etkileri daha değişik bir biçimde ortaya çıkabilir.
10. Diğer maddeler. Eğer vücutta başka maddeler mevcut ise, uyuşturucu maddenin etkileri değişebilir.
11. Cinsiyet: Genelde kadınlar uyuşturucu maddnin etkilerine erkeklerden daha açıktırlar.
Maddelerin Sınıflandırılması
Uyuşturucu maddeler çok çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. Bir yöntem, Merkezi Sinir Sistemi üzerindeki etkilerine göre sınıflara ayırmaktır.
1. Narkotikler: Opyum, eroin, morfin, metadone bu sınıfa girer.
2. Merkezi Sinir Sistemi depresanları. Bunlar alkol, barbituratlar ve nefesle çekilen bazı birleşimlerdir.
3. Merkezi Sinir Sistemi stimulantları. Bunlar, amfetamin, metamfetamin, kokain, kafein ve ritalindir.
4. Halüsinasyon yaratıcılar: LSD, meskalin, kanabioidler bu sınıfa girer.
Merkezi Sinir Sistemi Stimulantları:
Bunların başında kokain, amfetamin ve kafein gelir.
Kokain: Kokain Kolombiya ve diğer Güney Amerika ülkelerinde yetişen koka bitkisinden elde edilir. Genelde saf haliyle, yani beyaz, suda eriyebilen bir toz olarak piyasada yerini bulur. Miktarını ve ağırlığını artırmak için genelde şekerler ve başka maddelerle kesilir ve yüzde 30 ile 50 arasında bir saflıkla satılır. Bu maddeyi kullananlar genelde burunlarından çekerler. Kişi, burnundan çektiği miktara göre 20 veya 40 dakikalık bir etki altında kalır. Eğer ağızdan alınırsa, kokain sindirim sistemi tarafından ayrıştırılır ve etkisiz hale gelir. Özel olarak hazırlanırsa sigara gibi içilebilir. Eğer bu şekilde alınırsa beyne yaklaşık 7 saniyede ulaşır ve çok etkili olur. Etkisinin artması için kokain bazen eroinle birlikte alınsa da çoğu zaman alkolle birlikte kullanılır.
Kokain kullanımının etkileri:
1. Ruhsal etkiler
a. Mutluluk
b. Gelişmiş bir kendine güven
c. Aklın daha iyi çalışması
d. Yorulmama
e. Yüksek enerji ve üretkenlik
f. Cinsel performansın artması
Yüksek dozlarda ise;
g. Tekrar eden davranışlar
h. Kararlar vermede zorluk
2. Vücuda etkiler
a. Üşüme
b. Bulantı ve kusma
c. Göğüs ağrıları
d. Kalp ritmi bozuklukları
e. Kalp atışında hızlanma
f. Kan basıncının artması
g. Vücut sıcaklığının artması
h. İştah azalması
i. Nefes sıklığı
Kokain kullanımı sürekli hale gelmiş olması şunlardan anlaşılabilir:
a. Yeme bozukluğu
b. Uyku düzensizlikleri
c. Konsantre olamama ve hatırlayamama
d. Ruh halinin değişkenliği
e. Sosyal olarak uzak durma
f. Paranoya (Sebepsiz korkular)
g. Önceden zevk alınan konulara ilgiyi kaybetme
h. İş, aile hayatında kötüye gitme
i. Depresyon
Amfetamin: Amfetaminler benzedrine, metedrin ve ritalinden oluşur. Hiperaktivite bozukluğu, kilo kaybetme gibi durumların tedavisinde kullanılabilmek üzere laboratuarlarda üretilirler. Amfetaminler, genellikle ağızdan hap şeklinde, burundan veya enjektörle alınır. Eğer ağızdan alınırlarsa, etkileri 60- 90 dakika arasında hissedilir ve 2 ile 4 saat gibi bir süre için devam eder.
Amfetaminin etkileri:
1. Ruhsal etkiler
a. Mutluluk
b. Kendi hakkında abartılı duygular (diğerlerinde üstünlük gibi)
c. Paranoya
d. Hiperaktivite
e. Tekrar eden davranışlar
2. Vücuda etkiler
a. Terleme veya üşüme
b. Bulantı veya kusma
c. İştah kapanması
d. Uyku ihtiyacının azalması
j. Kalp atışında hızlanma
k. Kan basıncının artması
Eğer madde sürekli olarak kullanılıyorsa
a. Kalp bozuklukları
b. Karaciğer bozuklukları
c. Kötü beslenme ve kilo kaybı
d. Korku
e. Depresyon
f. Tüm enjektörle geçebilecek hastalıklar görülebilir.
Kafein: Günlük olarak kahve, çay ve içkilerde eklenmiş bir madde olarak bulunur. Genellikle ağızdan alınır; enerji ve canlılığı artırmak için kullanılır.
1. Ruhsal etkiler
a. a. Mutluluk
b. b. Yorulmama
Yüksek miktarlarda alnırsa
c. c. Yerinde duramama
d. d. Kasların çekilmesi
e. e. Sinirlilik
f. f. Heyecan
Vücuda etkileri
a. Mide rahatsızlıkları
b. Uykusuzluk
Eğer sürekli kullanılıyorsa
a. Endişe
b. Depresyon
c. Halüsinasyon
d. Pankreas kanseri
e. Kalple bağlantılı bozukluklar görülebilir.
Nikotin: Nikotin tek başına bir sınıf teşkil edebilmesine rağmen, hem Merkezi Sinir Sistemi depresanları, hem Merkezi Sinir Sistemi stimulantları ile birlikte düşünülebilir. Tütünün kullanıldığı tüm maddelerde bulunur.
1. Ruhsal etkiler
a. Rahatlama
b. İyi hissetme
2. Vücuda etkiler
a. a. Midedeki asidin artması
b. b. Kan basıncında artış
c. c. Kalp atışında hızlanma
d. d. İştah azalması
Nikotinin sürekli kullanılması durumunun sonuçları şunlardır:
a. Kalp rahatsızlığı
b. Kronik bronşit
c. Astım
d. Ülcerler
e. Her türlü kanser
f. Hamilelikte bebeğe her türlü zarar.
Merkezi Sinir Sistemi Depresanları
Bunların başında alkol, barbituratlar, benzodiazepinler gelir ve etkilerinin sürekli olmasıyla bilinirler. Ortak sonuçları şöyledir:
1. Endişesizlik
2. Uykuya benzer bilinçsizlik halleri
3. His kaybı
4. Koma
5. Ölüm
Alkol: Çoğu zaman içkilerden alınır ve bir depresan olmasına rağmen stimulant zannedilir. Bazı faktörler alkolün etkisini değiştirebilir.
1. 1. Midede besin olması. Eğer kişi toksa, alkol etkisini daha az gösterir.
2. 2. İçkiyi tüketme süresi. Eğer hızlı tüketilirse etkisini daha çabuk gösterir.
3. 3. Midenin boşalma süresi. Eğer çabuk boşalırsa, alkol çabuk emilir.
4. 4. Vücut ağırlığı. Vücut ağırlığı arttıkça alkol etkisi azalır.
5. 5. İçkinin özellikleri. Bazı içkilerde alkol miktarı diğerlerinden daha yüksektir.
Alkol kullanımının ruhsal etkileri
a. a. Rahatlama
Yüksek miktarlarda kullanıldığı takdirde
b. b. Denge bozukluğu
c. c. Bozuk konuşma
d. d. Dikkat ve hafızada eksiklik
e. e. Kafa karışıklığı
f. f. Karar verme zorluğu
Uzun süreli kullanımlarda
a. Karaciğer rahatsızlıkları
b. Kalp kasları bozuklukları
c. Beyin rahatsızlıkları
Barbituratlar: Barbituratlar hap şeklinde hazırlanılır ve enjekte de edilebilmesine rağmen çoğu zaman ağız yoluyla alınır. Tıpta gerginliği, huzursuzluğu azaltmak ve uyku getirmesi amacıyla kullanılır. Epilepsi tedavisinde de kullanılabilmişlerdir.
Barbiturat kullanımının etkileri
1. 1. Ruhsal sonuçlar
a. a. Rahatlama
b. b. Gerginliğin azalması
c. c. Uykusuzluğun geçmesi
Yüksek miktar kullanımında
d.Konsantrasyon eksikliği, dikkat bozukluğu ve hatırlamada zorluklar.
e. Kabul edilemez cinsel veya saldırgan davranışlar
f. Değişken ruh halleri
g. Kararsızlık
Benzodiazepin: Bunların başında Librium, Valium, Tranxene, Klonopin, Xanax ve Ativan gelir. Barbituratlara benzerler; ancak doz aşımı, zehirlenme gibi durumlarda çok daha güvenlidirler. Endişe ile bağlantılı rahatsızlıkların tedavisinde kullanılırlar.
Cannabinoidler:
Esrar ve haşhaş ürünleri içlerinde bu maddeyi bulunur. Etkileri 1 ve 5 dakika içinde görülmeye başlanır, 30 ve 60 dakika içerisinde en şiddetli noktaya ulaşır. Kek, kurabiye gibi yiyeceklerin içine de eklenebilirler. Küçük dozarda etkileri alkolün etkilerine benzer; ancak yüksek dozlarda halüsinasyonlara yol açabilirler.
Cannabinoid kullanımının etkileri:
1. 1. Ruhsal etkiler
a. a. Mutluluk
b. b. Geçmiş, şimdiki zaman ve geleceğin karıştırılması
c. c. Yakın zamanlı hafıza bozukluğu ve dikkatin dağılması
d. d. Endişe (özellikle tecrübesiz kullanıcılarda)
e. e. Sebepsiz korkular
f. f. Kararsızlık
g. g. Halüsinasyonlar görme
2. Vücuda etkiler
a. a. Aşırı iştah
b. b. Ağız kuruluğu
Bu maddeyi uzun süre kullananlarda görülenler
a. Sosyal ilişkilerde kayıplar, aktivitelere ilgi kaybetme, planlama becerisizliği.
b. Sigara kullananlarda olduğu gibi kanser ve diğer hastalıklara açıklık.
c. Kısırlık
d. Vücudun direncinin düşmesi
e. Kazalarda yaralanma ve ölüm riskinin artması
Opioid: Eroin, kodein, morfin bu sınıfa girer. Tıbben, bu madde ağrı kesici ve ciddi hastalıkların son dönemlerinde rahatlatmak amaçlı kullanılır. Etkileri 3 veya 6 saat arasında değişir.
Opioid kullanımının etkileri:
1. 1. Ruhsal etkiler
a.İyi ve mutlu hissetme
b. Uyku, bozuk konuşma, çevreden kopma, dikkat bozukluğu, depresyon.
2. 2. Vücuda etkiler
a. a. Terleme
b. b. Bulantı ve kusma
Sürekli kullanıldığı takdirde görülenler:
a. a. Yüksek doz riski
b. b. Kötü beslenme
c. c. Hastalıklara açıklık, vücudun direncinin düşmesi
d. d. Pis iğne kullanımından kaynaklanacak çeşitli hastalıklar
e. e. Ağrıyı gölgelediği için başka rahatsızlıkların farkedilmemesi.
Eroin: Beyaz veya kahverengi bir tozdur. Burundan çekerek, sigara gibi içerek veya iğne ile vücuda alınır. Etkileri bakımından morfinden 10 kat daha güçlüdür. Şeker veya kabartma tozu ile miktarı büyütülür ve sokaktaki hali yüzde on oranında saftır.
Metadon: Bu madde ağızdan alınır. Etkileri eroinden daha uzun sürer; ancak kişiyi o kadar iyi hissettirmez. Rahatsız psikolojik etkileri 6 aydan daha fazla bile sürebilir.
Meskalin: Bu maddenin kullanımı canlı renklerde görüntüler ve halüsinasyonlar görmeye sebep olur. Kullanan kişiler zaman kavramını kaybeder veya hafiflediklerini hissedebilirler. Etkileri 4 saat ile 16 saat arasında değişir.
LSD: Bu madde suda çözülür, kokusuz, tatsız ve renksizdir. Toz şeklinde, kapsülde, hap olarak veya küp şekerlerin üzerine damlatılmış olarak bulunabilir.
LSD kullanımının etkileri şöyledir:
1. Ruhsal etkiler
a. Ani ruh değişiklikleri
b. Halüsinasyonlar
c. Aşırı korkular
d. Kafa karışıklığı
e. Depresyon
f. Renklerin daha canlı olması, şekillerin bozuk görülmesi gibi algısal bozukluklar
g. Karar verememe
2. Fiziksel etkileri
a. Kan basıncında ve vücut ısısında artış
b. Terleme
c. Denge bozukluğu
d. Görüşün bozulması
e. Kalp ritminde bozulmalar
Psilosibin ve Psilosin: Bu iki madde mantarlardan elde edilir ve ağızdan alınırlar. Etkileri LSDye çok benzer ancak etkileri daha kısa sürer.
PCP: Bu sentetik madde toz halinde bulunur ve tütünün üzerine konup sigara gibi içilir veya burundan çekilir. Yüksek miktarda alındığı takdirde paranoid kişilik bölünmesi işaretlerine sebep olan bu maddenin etkileri 4 veya 6 saat civarında hissedilir. Maddeyi kullananın kişiliği ve kullandığı çevre etkiyi değiştirebilir.
Uçucu madde kullanımı: Bu kategorideki maddelerin arasında gaz, benzin, aseton, eter bulunur. Temizlik maddelerinde, çakmak sıvılarında, boya incelticilerde, kırtasiye yapıştırıcılarında, sprey deodorantlarda, leke çıkarıcılarda ve oje çıkartıcılarda rastlanabilir. Yarı sıvı halde olanlar bir torbanın veya plastik çantanın içinden koklanarak kullanılır. Elde etmenin kolaylığı, her yerde bulunabilir ve çok ucuz olmaları nedeniyle bu maddeler sık kullanılır. Üstelik etkisi kısa sürdüğü için kişiye daha fazla kullanma fırsatı verir.
Madde Kullanımının Sebeplerinin Araştırılması
Madde kullanımının sebeplerini araştıranlar öncelikle tek bir nedenin açıklamaya yeterli olamayacağını söylerler. Yine de, genetik araştırmalar ve psikolojik yaklaşımlar madde bağımlılığının nedenlerini su yüzüne çıkarmada başarılı olmuşlardır.
Genetik araştırmalar bu tür eğilimlerin kalıtımsal olma ihtimali üzerinde çalışmışlardır. Genetik çıkarımlara göre, gerçekten de özellikle alkol bağımlılığı konusunda ailede alkol kullanan kişilerin olması risk unsurunu artırmaktadır. Ancak diğer madde bağımlılıkları konusunda buna karar vermek için henüz yeterli tıbbi delil yoktur.
Psikolojik teorilerin başında ise Psikodinamik yaklaşım gelir. Buna göre, kişiler dış dünya ve kendi duygularıyla başa çıkmakta zorlandıkları için bu yolu tercih ederler.
Davranışsal yaklaşıma göre ise madde kullanımı öğrenme tekniklerinden ileri gelir. Madde kullanımının ilk denemelerinde kişi hoş tecrübe yaşandığında, her kullanımında aynı etkilerin olacağını düşünür. Özellikle ilk dönemlerde, kullanımı devam ettirmek için çok etkili bir beklentidir.
Aynı zamanda, sorun çözmede başarısızlık, çaresizlik gibi hisleri olan kişi çevresinden, arkadaşlarından, ailesinden görerek uyuşturucu kullanımını öğrenebilir.
Başka bir sebep de maddenin bir ödül olarak öğrenmeye katkısıdır. Kişi, maddenin kendisini stresten arındırdığını, rahatlattığını fark ettiğinde bu ödül yerine geçmiş olur.
Madde Kullanımına Giden Yollar
Genelde madde bağımlılığına giden yolun iki türlü olduğu görülmüştür.
İlkine göre; 1.Bira veya şarap tüketimi
2. Ağır içki veya sigara tüketimi
3. Esrar kullanma
4. Diğer uyuşturucuları kullanma
İkincisi ise; 1. Bira veya şarap tüketimi
2. Ağır içki veya sigara tüketimi
3. Esrar kullanma denemeleri
4. Alkol bağımlılığı
5. Reçeteli ilaç kullanma
6. Diğer uyuşturucuları kullanma
Madde Kullanımına Eğilimi Artıran Risk Unsurları
Risk unsurları beş kategoride incelenebilir:
1. Arkadaş unsuru madde bağımlılığında önemli bir rol oynayabilir
a. Arkadaşların madde kullanmaları
b. Arkadaşların madde kullanımına dair olumlu düşünceleri
c. Arkadaşlara aileden daha fazla bağlanma
d. Kendini madde kullanan arkadaşlara benzetme
2. Ebeveyn ve Aile bağlantılı madde kullanımını artıracak durumlar
a. Ebeveynlerin madde kullanıyor olmaları
b. Ebeveynlerin uyuşturucu maddeler konusunda olumlu düşünceleri veya zararsızlıklarına inanmaları
c. Çocuğun madde kullanımına ebeveynlerin hoşgörü göstermesi
d. Ebeveyn ve çocuk arasında ilişki kopukluğu
e. Ebeveynlerin çocuğun hayatının dışında olmaları
f. Ebeveynlerin gerekli disiplini veya otoriteyi kuramamış olmaları
g. Ebeveynlerin antisosyal davranışları
3. Madde bağımlılığı ile birlikte anılan kişilik özellikleri
a. Erken çocuklukta saldırganlık
b. Okulda başarısızlık
c. 15 yaşından önce uyuşturucu madde denemiş olmak
d. madde kullanımı ile ilgili olumlu düşüncelere sahip olma
e. risk almayı ve heyecanı seven bir kişi olma
f. düşük kendine güven
g. geleneksel fikirlere fazlasıyla karşı olma ve sapkınlığı hoşgörme
h. depresyon, gerginlik
i. sorunların üstesinden gelememe
j. travmatik tecrübeler
k. sosyal ilişkilerde başarısızlık
4. Madde bağımlılığını artırabilecek sosyal ve kültürel etmenler
a. Düşük sosyo ekonomik gelir
b. Yüksek nüfus yoğunluğu
c. Sınıflar arası geçişkenliğin az olması
d. Yüksek suç oranı
e. İşsizliğin yüksek olması
f. Bireyselliğin yoğun yaşanması
g. Uyuşturucu maddenin kolay erişilebilir olması
Uyuşturucu Madde Bağımlılığından Kurtulmada Aşamalar
1. Başlangıç. Kişi uyuşturucu madde ile tanışır, denemeler yapar.
2. Olumlu sonuçlar. Kişi maddeden zevk alır ve hem ruhsal (gerginlikten kurtulma, rahatlama), hem sosyal etkilerinden (arkadaşların takdirini kazanma gibi) yararlanır.
3. Olumsuz sonuçlar. Olumlu etkileri yaşayabilmek için kullanmaya devam edenler, eninde sonunda olumsuz sonuçlarla tanışırlar. Madde kullanımından doğan kötü sonuçları farkedenler, düzenli kullanımı keserler. Kullanmaya devam edenler ise uyuşturucu madde kullanımı ve etkileri arasındaki bağı akıllarından atmaya çalışır ve reddederler.
4. Dönüm noktası. Bu seviyede, kişi aradaki bağı farkeder. Kafa karışıklığı ve ruhsal çatışmaların en fazla yaşandığı dönem budur.
5. Bırakma çabaları. Bu seviyede hem uyuşturucu maddeyi bırakma çabalarına, hem de hayat tarzının değişmesine uğraşılır.
6. Değişimin kalıcı olması. Artık yeni düzene alışılmış ve hayat tarzı gelişmeye başlamıştır.
Madde Kullanımının Aniden Bırakılması
1. Madde kullanımının aniden bırakılması için önemli bir sebep hayatta önemli bir değişikliğin olmasıdır. Evlilik, yeni bir işte çalışma, dine olumlu bir dönüş, kişinin bir kaza, hastalık geçirmesi veya intihara kalkışma.
2. Varolma ile ilgili bir kriz, dibe vurma durumu. Kişi içinde bulunduğu durumun ciddiyetinin farkına varınca kendini iyileştirme yollarını arar.
3. Ekonomik ve sosyal yardımlar iyileşmeyi kolaylaştırır.
Değişimde yaşanan süreçlerin başta gelenleri şöyledir
1. Bilinçlenmenin artışı. Kişinin kendisi ve problemi hakkında bilgi edinmesi.
2. Kişinin özgürleşmesi. Kendine inanç duyması ve değişmeyi başaracağına inanması.
3. Rahatlama. Kişinin kendisini ifade ederek sorununu ve çözümlerini keşfetmesi
4. Çevre değerlendirmesi. Kişinin sorunlarının çevresini nasıl etkilediğini fark etmesi.
5. İlişkilere yardımcı olma. Kişinin açık olması ve kendisiyle ilgilenen birilerine güvenebilmesi.
6. Ödüllendirme. Çevresindekilerin veya kişinin kendisini iyileşme sonucunda ödüllendirecek olması.
PSİKOSOSYAL SORUNLAR , ALKOL VE UYUŞTURUCU MADDE KULLANIM SIKLIĞI ÜZERİNE 1942 KİŞİNİN KATILDIĞI BİR ÇALIŞMA
Bu çalışma, 2400 kişinin psikososyal ve uyuşturucu madde kullanma sorunlarını belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Bir uzman psikiyatrist, iki psikiyatri asistanı tabib, iki psikolog ve iki sosyal hizmet uzmanından aluşan çalışma ekibi, 2400 kişiye bu amaçla hazırlanmış bir sorgulama formu uyguladı. Bu formlardan uygun doldurulmayanlar ve boş bırakılanlar araştırma dışı bırakılmış ve ankete uygun ve yeterli cevabı veren 1942 deneğe ait veriler " SPSS For Windows 4.0" paket programına yüklenmiştir.İstatiksel değerlendirme yapılarak aşağıdaki bulgular elde edilmiştir.
Grubun Sosyodemografik Özellikleri :
Araştırma grubun %73,1 'ini 20 yaş grubu oluşturuyordu. Grubun %79.3 'ü bekardı.
Doğum yerine göre dağılımda, sıklık sırasıyla İstanbul (%5,4), Ankara (%4,9), Adana (%4,1), Adıyaman (%3,4) ve Bursa (% 3,2) illeri ilk beş sırayı alırken; diğer illere ait sıklıklar Türkiye'nin nüfus dağılımına paralelik göstermekteydi.
Grupta, 15 yaşına kadar köylerde oturma oranı %47,4 iken ; 15 yaşından sonra 20 yaşına kadar geçensürede bu oran %27,2'ye iniyordu. Bu oranlara ters yönde şehirlerde oturma oranı ise %29,8'den %45,5'e çıkıyordu. Bu yükselme de rol oynayan faktörler olarak çalışma, eğitim vb. nedenlerle şehire göç etme gösterilmişti.
Grubun en büyük bölümünü ilkokul mezunları oluşturuyordu, bunların oranı %36,6 idi. Aylık gelir açısından ise grubun çoğunluğunu alt ve orta gelir düzeyinde bireyler oluşturuyordu. Ancak grubun %69,5 inde oturulan konut, ailenin kendi mülkü idi.
Mesleklerine göre grubun dağılımı: %19.6'sı zanaatkar, %17,8'I işçi, %13,9'u serbest, % 5,4'ü memur, %3,1'I işsiz, %1,9'u yönetici ve %38,3'ü diğer mesleklere sahipti.
Hane halkı sayısı açısından; 5 kişi ve üzeri olanlar %45,2 , 5 kişi olanlar %20,2 ve 4 kişi olanlar %17,7 idi. %16,9'u 3 ve daha az sayıda hane halkına sahipti. Grupta aile tipi genellikle "çekirdek aile " idi. Deneklerin %26,8'I ailenin 1 nci çocuğu iken; %22,3'ü 2.nci, %18,0'I ise 3 ncü çocuğu idi. %32,9'u ise ailenin 4.ncü yada daha küçük çocuğu durumundaydı.
Deneklerin sivil yaşamlarında, boş zamanlarındaki faaliyetleri değerlendirdiğinde;
* dernek faaliyetlerine katılma %5,3
* aynı cins arkadaşlarla çıkma %52,5
* Karşı cins arkadaşlarla çıkma %39,1
* Düzenli spor yapma %41,6
* Düzenli TV seyretme %51,6
* Aile ile vakit geçirme %62,1 oranında idi.
Ruhsal tedavi görenlerin oranı %21,2 iken; hastaneye yatarak ruhsal tedavi görenlerin oranı %5,6 idi. İntihar etmeyi düşünenlerin oranı %22,3 iken; bir kere intihara teşebbüs edenler %3, birkaç kez intihara teşebbüs edenler ise %2,3 oranındaydılar.
Dünya sağlık örgütünün eşgüdümünden yapılan çalışmalarda da sağlık ocaklarına başvuran hastalarda %23,4 oranında ruhsal bozukluk saptanmış. Alan çalışmalarında ise bu oran %17,6 oranında bulunurken;en sık rastlanan rahatsızlığın %11,6 oranında depresyon olduğu belirlenmiştir.
Bizim çalışma grubumuzdaki ruhsal tedavi görme ve intihar düşünce ve girişim oranlarının, Türkiye örneklemi oranları ile uyumlu kabul edebiliriz.
Grubun ailesel özellikleri :
Deneklerin %82,6'sının anne ve babaları sağ olup; hep birlikte yaşıyorlardı. Deneklerin %9,6'sının babası ,%5,4'ünün annesi ölmüş; %1,5'inin anne ve babası ayrılmış , %0,8'inin üvey anne ya da üvey babası vardı.
Çocukluklarında evde hakim kişi açısından, grubun %70,1'inde "anne baba birlikte", %22,4'ünde "sadece baba", %2,4'ünde "sadece anne" idi.
Anne baba arasındaki temel anlaşmazlıkları değerlendirdiğimizde, sırasıyla %39,6 oranında "görüş ayrılığı" ,%35,1 oranında "parasal sorunlar", %14,9 oranında "dinsel sorunlar" ve %10,4 oranında "alkol kullanımı sorunları" gelmekteydi. Babaların %72,2'si hiç alkol almazken; %9,5'u her akşam alkol alıyordu. Alkol alan %27,8'lik baba grubunun %10,4'ünde alkol kullanımının, anne baba arasında temel sorun olması hayli düşündürücü bulundu. Başka bir deyişle alkol kullanan her 3 babadan biri, bu nedenle eşiyle bir sorun yaşamaktaydı.
Baba mesleği açısından, grubun %51,4'ü serbest meslek , %16,7'si memur , %13,1'i vasıfsız işçi , %8,6'sı tüccar, %10,1'i işsiz babalardan oluşmaktaydı. Babanın işine devamlılığı, grubun %79,2'sinde düzenli idi.
Babanın evdeki rolü açısından; grubun %86'sında genellikle anlayışlı lider, %10,1'inde çok otoriter,
%3,9'unda pasif olarak nitelendirilmişti.
Grubun %59'unda, anneler genellikle aşırı koruyucu olarak belirtilmişti.
Grubun çocukluk özellikleri :
Çocukken, deneklerin %13,2'si aşırı hareketli olduklarını belirtirken; %15,9'unda çocukken tahrip edici davranışlar mevcuttu. Tahrip edici davranışlar %8,3'ünde kendine yönelik iken %7,6'sında başkasına yönelik idi. Grubun %84,1'i çocukluklarında uyumlu davranışlar içindeydi.
Grubun çevreyle ilişkileri :
Genelde arkadaş ve çevre ilişkilerinde; grubun %70,2'si işbirlikçi-uyumlu, %26,8'i çekingen ve %3'ü çok saldırgan ve geçimsiz olarak kendilerini tanımlamışlardır.
Grubun ailesel özellikleri :
Grubun %10,5'inde ailede ruhsal tedavi görme öyküsü vardır. Bunu %4,1 oranında baba, %3,0 oranında anne ve %3,4 oranında kardeşler oluşturuyordu.
Ailede intihara teşebbüs öyküsü, grubun %4.6'sında vardı ve bunun %0.8'sini baba , %1.1'ni anne ve %2.8'ni kardeşler oluşturuyordu.
Grubun çevreyle ilişkileri :
Boş zamanlarını değerlendirme, giyim tercihi, para harcama şekli gibi konularda, deneklerin genel amaç ve görüşleri; ailelerinkiyle daha çok farklılık gösteriyordu. Sigara, alkol, eğitiminin değeri, hayatta önemli olandeğerler açısından ise deneklerle ailelerin görüş ve amaçları daha çok benzerlik taşıyordu.
Grubun sigara , alkol ve uyuşturucu madde kullanma tutumları :
Grubun %37,6'sı hiç sigara kullanmazken; askerlik öncesi ve halen sigara kullananlar %49.7, askere geldikten sonra sigaraya başlayanlar %12.7 oranındaydı.
Sigara kullananların %51.7'sinin askerlikte sigara kullanımını arttırdıkları saptandı. Neden olarak ta %71.8 oranında sıkıntı, bunalım , %15.6 oranında yalnızlık , %5.8 oranında ikram , %6.8 oranında çoğunluğa uyma gösterilmiştir.
Ailede sigara kullanımı açısından ; babaların %52.6'sı , annelerin %3.8'i , erkek kardeşlerin %23'ü, kız kardeşlerin %1.1'i sigara kullanırken; tüm fertleri sigara kullanmayan aileler , grubun %19.6'sını oluşturuyordu.
Grubun %30.3'ü hayatında hiç alkol almamışken; %32.2'sinde sık alkol kullanımı belirtilmişti . Son 12 ay içinde hiç alkollü içki almayanlar grubun %43.2'sini oluştururken;
40 ya da daha fazla kez kullananlar grubun % 14.8'ini oluşturuyordu. Son 30 gün içinde alkol almayanların oranı %76.2'iken ; 1-2 kez kullananlar %11.8', 3-5 kez kullananlar %5.2, 6-9 kez kullananlar %2.3, 10-19 kez kullananlar %2.5, 20-30 kez kullananlar %2.1 oranında idi. Bunların %9.0'u 15 günde bir kez , %5.6'sı haftada bir kez, %3.7'si hafta iki kez, %2.2'si haftada ikiden fazla, %0.9'u hergün kullandığını belirtmişlerdir.
Son içki mahalli grubun %18.9'unda bar veya kafe, %14.1'inde ev, %11'inde sokak, park olarak belirtilmiştir.
Alkol kullanmama nedenleri sıklık sırasıyla; %63.5'I "sağlığa zararlı", %54.9'u "dini inançlara aykırı", % 43.4'ü "insanlara zarar veriyor"; %26.4'ü "ihtiyaç duymama", %23.3'ü "etkilerinden hoşlanmama", %22.9'u "tadını sevmeme", % 12.9'u "çevresinin izin vermemesi", %9.9'u "bağımlılıktan korkma", %7.8'I "pahalı olması", %6.4'ü " diğer nedenler" olarak belirtilmiştir. Çalışmamada grubun%70 'inin hayatında en az 1 defa alkollü içki kullandığı, grubun %32.2'sinde az veya çok düzenli bir alkol kullanımı bildirilmiştir. 1992 yılında yapılan bir çalışmada 2300 kişilik asker populasyonunda %38'inde alkol kullanımı saptanmıştı. Bu çalışmada tüm grubun %15.32'si ayda enaz 2 yada daha fazla kere alkol alırken ; bizim çalışmamızda bu oran %21.4 'dur. Hergün yada gün aşırı içenler ise kıyaslanan çalışmada tüm grubun %2.26'sı iken , bizim çalışmamızda %3.1 oranda saptanmıştır.
1997 yılında 12-65yaş grubu 1550 kişilik bir örneklemde %25.6 oranında halen alkol kullanımı, %7.9'unda geçmişte alkol kullanımı bildirilirken; 20-24 yaş grubunda alkol kullanımının %43.3 olduğu saptanmış. Yine 1997 yılında 3694 acemi erlerde yapılan bir çalışmada hayatta en az bir defa alkol kullanım oranı %31.9 olarak saptanmıştır.
Alkol kullanım nedenleri ise sıklık sırasıyla; %66.5'i "uyuyabilmek için", %57.1'i "arkadaşları içtiği için", %56.8'i " kendini iyi hissetmek için", %48.2'si "sinirlendiği için", %44'ü "rahatlamak için" , %43.1'i sorunlardan uzaklaşmak için", %42.3'ü sıkıntıdan " , % 40.3'ü "eğlenmek için", %66.8''i "diğer nedenlerle alkol içme" olarak belirtilmiştir.
Alkol içmeyenler alkolün sağlığa ve sosyal ilişkilere zarar verici olduğuna dikkat çekerlerken; içenlerin bu konuları görmezlikten gelmeleri ve alkolü bir eğlence aracı olmaktan ziyade bir ilaç gibi görme eğilimleri düşündürücüdür.
Grubun uyuşturucu maddeler ve kullanımıyla ilgili görüşleri değerlendirildiğinde;
Grubun % 57'sinde, basında uyuşturucu maddelerle ilgili yer alan bilgilerin uyuşturucu maddeye olan merakı azalttığı görüşü mevcutken; %9.5'inde aksine merakı arttırdığı, %33.5'unda ise etkilemediği görüşü vardır.
Grubun %74.4'ü esrarı , %70.3'ü eroini, %68.7'i kokaini, %69.6'sı tiner ve bali'yi , %43.8'I ektaziyi , %21.2'si Akineton'u, %20.9'u LSD'yi, %"6.6'sı amfetamini, %15'I krak'ı, %13.4'ü metadonu daha önceden duyduklarını belirttiler.
Grubun %3.3'ü uyuşturucu bir maddeyi bir kez denediklerini, %4.8'i ise birkaç kez kullandıklarını belirttiler.
Uyuşturucu maddeyi bir kez deneyen ve kullananların; ; uyuşturucu maddeyi bulma yerleri sorulduğunda; %8.0'I yerini gizlerken; %2.5'I bir grup arkadaşla paylaştığını, , %2.0'ı kendinden büyük bir arkadaşıyla paylaştığını, %1,9'u yaşıtlarıyla paylaştığını, %0.2'side aile büyükleri, akrabalar ve tanımadığı bir yabancıdan aldığını belirtti.
Bizim çalışma grubumuzda bulunan uyuşturucu, %8,1'lik madde kullanım sıklığı oranı, Türkiye'de 1995 yılında 1500 lise öğrencisinde bildirilen %7 lik yaşam boyu yaygınlık oranıyla uyumludur. 1997 yılında 1550
kişilik bir İstanbul örneklem grubunda %4.64'ünün uyuşturucu maddeyi denediği yada halen kullandığı
saptanmıştır. Yine 1997 yılında 3694 kişilik bir grupta yapılan bir anket çalışmasında ; grubun %1.5'inin 20
yaşa gelinceye kadar alkol ve tütün dışında bir uyuşturucu maddeyi devamlı kullandığı, %3.6'sının hayatında en az bir defa uyuşturucu madde denedikleri belirlenmiştir. 1992 yılında 2300 kişilik bir populasyoda uyuşturucu madde kullanım oranı ise %1.52 olarak bildirilmiştir. Yine aynı yıl 1500 lise öğrencisinde uyuşturucu maddeyi en az bir defa kullanma oranı %2.6'dır.
Uyuşturucu madde kullanım oranının, çalışmadan çalışmaya değişiklik gösterse de giderek arttığı dikkati çekmektedir. Ayrıca yasal nedenlerle yeterince açık cevapların alınamayacağı da düşünülmelidir. Ancak,her yıl giderek geometrik bir artış hızı çizen büyük miktarlarda uyuşturucu madde ele geçirilmesi, durumun ürkütücü boyutlarını göstermektedir.
SONUÇLAR :
1. Tüm grubun %3.2'si ruhsal nedenlerle viziteye çıkmıştır. Yaşamlarında hastanede yatarak ruhsal tedavi görenlerin oranı %5.6, sivilde bir kez intihara teşebbüs edenlerin oranı %3 olarak belirlenmiştir.
2. Grubun %15.9'u çocukken kendilerine yada başkalarına yönelik yıkıcı-şiddet içeren davranış gösterdiği, %13.2'si çocukken aşırı hareketli olduğunu bildirmiştir. Grubun %3'ü kendilerini çok saldırgan ve geçimsiz olarak nitelendirmiştir. Grupta, ceza alanların oranı %6.5'tur. Eğitim düzeyi düştükçe ceza alma oranı artmakta olup, üniversite terklerde de orta düzeyde bir suç işleme dikkat çekici bulunmuştur.
3. Grubun üçte biri hiç sigara kullanmazken; yarısının sigara kullandığı belirlenmiştir.
4. Ailede sigara içilmesi ile çocuklarda sigara kullanım oranlarının artmadığı, etkilenmediği saptanırken;ntihar davranışı, alkol kullanımı, madde kullanımı konularında aileler ile çocukları arasında doğru orantılı bir artış bulunmuştur.
5. Alkol kullananların daha sık ceza aldıkları, daha sık viziteye çıktıkları, daha çok sıklıkla uyuşturucu madde kullandıkları dikkat çekici bulunmuştur.
6. Alkol kullanımı, doğum yerine göre sırasıyla Marmara, Ege, Akdeniz bölgelerinde ; ülkenin diğer bölgelerine göre daha çok yoğunluk göstermektedir.
7. Uyuşturucu madde kullanım sıklığı ise doğum yerine göre en sık Güneydoğu Anadolu (%24.9), daha sonra Marmara (%21.1) ve Akdeniz (%19.3) bölgelerinde görülmekte olup; en az sıklığı Ege bölgesi (%11.7) göstermiştir. (Oranlar yaşam boyu prevalansı gösterir: hayatları boyunca en az birkere alkol ve tütün dışında uyuşturucu bir maddeyi deneme-kullanmayı gösterir. )
8. Mesleği olanlarda alkol kullanım oranı olmayanlara göre daha düşük bulunurken; uyuşturucu madde kullananlarda böyle bir ilişki saptanamamıştır.
9.Alkol kullanmayanların alkolün sağlığa ve toplumsal ilişkilere zararlarına daha duyarlı ve bilinçli olmalarına karşın; alkol kullananların bu duyarlılığı göstermediği ve alkolü bir ilaç yada çare gibi görme eğilimi içinde oldukları izlenimi edinilmesi oldukça düşündürücüdür.
Alkol ve Sigara
Alkol kullananlar arasında nikotin bağımlılığının oranı diğer popülasyona göre 2-3 kat daha fazladır (7, 8). Sigara ve alkolün sinerjistik etkiyle daha fazla kanser riskine yol açtığını gösteren epidemiyolojik veriler artmaktadır. Alkol ve sigara kullanımı birlikte sinerjistik etkiyle motorlu kazaları, ösofagus, ağız ve farinks kanseri risklerini arttırıyorlar (4). Nikotin bağımlılığı diğer yasadışı maddelerle aynı ölçüde sosyal, iş ve hukuki sorunlara yol açmamakla birlikte, tıbbi sakıncaları ve yaşamın erken dönemlerinde düzenli kullanımının zamanla diğer maddelerin kullanımına yol açması (9) nedeniyle psikiyatrik müdahaleyi önemli kılmaktadır.
Hastanede yatan hastalarda, psikiyatrik hastalarda, lise öğrencilerinde alkol kullananların kullanmayanlara göre daha fazla sigara içtikleri gösterilmiştir (10). Mintz ve arkadaşlarının yaptıkları deneyde laboratuvar koşullarında alkol alımından sonra daha fazla ve hızlı sigara içtikleri, içtikleri sigaradan aldıkları dumanın daha fazla olduğunu göstermişlerdir (10). Deneysel olarak alkol alınan fakat sigara içilmesine izin verilmeyen günlerde deneklerin sigara aramaları (craving) daha fazla olmuştur. Alkol almadıkları günlerde daha az sigara içenler ise, alkol kullandıkları günlerde içtikleri sigara miktarını görece olarak daha fazla arttırıyorlar. Alkolün yanlızca sigaranın yakılması ve elde tutma davranışını değil dumanın içe daha fazla alınmasını arttırması önemli bir bulgudur. Alkoliklerin %90ından fazlası sigara kullanmaktadır ve bu oran genel popülasyondaki sigara kullanım oranından daha fazladır. Fazla miktarda alkol kullananlar sigarayı bırakmaya daha az teşebbüs etmektedirler (4).
Bağımlılık birimlerinde sigara yasağı öncesi ve sonrası dönemde başvuran hastalar arasında bağımlılık tedavi programını erken sonlandırma açısından fark bulunamamıştır. Sigarasız tedavi programı öncesinde diğer bağımlılıklar için başvuran hastaların %24ü sigarayı bırakmak istediklerini söylerken, sonrası dönemde %61i istemiştir. Sigarasız bağımlılık ünitesinde tedaviden bir yıl sonraki sonuçlara bakıldığında sigara yasağı sonrası yatan hastaların önceki döneme göre sigarayı biraz daha fazla bıraktıkları, sigara yasağının diğer madde bağımlılıklarının tedavi sonuçlarını etkilemediği bulunmuştur. Araştırmacılar bu bulgularla sigaranın bağımlılık tedavisi sırasında bırakılmasının fizibilite ve sigarayı bırakma motivasyonunu arttırma açılarından olumlu olduğunu söylüyorlar. Miller ve arkadaşları alkol tedavisi öncesi sigarayı bırakanların alkol içme davranışını daha iyi kontrol ettiklerini söylüyorlar (11). Sigarayı bırakmış olanların relaps oranları ise alkol aldıklarında artmaktadır (12).
Bunu destekleyen çeşitli hipotezler vardır: Arama davranışıyla başetmede yardımcı becerilerin öğretilmesi, stresi azaltıcı teknikler ve alternatif davranış paternleri geliştirme gibi nikotin bağımlılığı tedavisinde kullanılan teknikler, alkol ve madde tedavisi teknikleriyle büyük ölçüde benzeşiyor. Bağımlılık davranışları sıklıkla birbirini tetikleyici rol oynuyor ve sigara içmeye devam etmek alkol ve madde kullanımı için uyaran oluşturabiliyor. Alkol kullanırken sigara içmeyi sevenlerin alkolü bıraktıktan sonra sigarayı daha kolay bırakabildikleri söylenmektedir (13). Alkol, madde ve sigara için iyileşme süreci ve tedavi prensipleri birbirine benziyor. Ayrıca alkol, sigara ve opiatlar için relaps oranları birbirine yakındır (4).
Alkol ve nikotin arasında önemli bazı farklılıklar da vardır. Nikotin beyne alkolden çok daha çabuk ulaşmaktadır; yarılanma ömrü daha kısadır ve bu nedenle daha sık alınır. Sigara içenlerin %90ı fiziksel bağımlı iken, alkol kullananların çoğunluğu ara sıra kullanmaktadırlar (14).
Alkol ve sigara arasındaki ilişkinin ve bunun mekanizmasının daha iyi anlaşılması sigara içmeye iten motivasyonları ve bırakmış olanlarda abstinansı tehdit eden faktörleri anlamamız açısından yardımcı olacaktır.
Bağımlılık tedavisi biriminde yatmakta olan hastalarda sigaranın yasaklanması ayrıca değerlendirilmelidir. ASAM (American Society of Addiction Medicine) tarafından nikotin bağımlılığı komitesi ilk kez 1985 yılında oluşturuldu ve tütünden arındırılmış bir bağımlılık tedavisi 1991 yıllık toplantısında workshop olarak gündeme getirildi (15). Sigaradan arındırma politikası içicileri tedavi etmek için önemli olmasına karşın başlı başına bir tedavi seçeneği değildir. Bununla birlikte bazı önemli sonuçlar doğurur. Sigara içenler için sigara içme olanaklarını kısıtlar, böylelikle içilen sigara miktarı azalır ve bırakma girişimlerini teşvik edebilir. Dolaylı olarak sigara içme davranışı üzerine etkileri olabilir. Sigaranın sosyal kabul edilirliği hakkında kuvvetli bir mesaj niteliği taşır ve sigara içmemenin norm olduğu algısını kuvvetlendirir. Oldukça önemli diğer bir faktör de sigara içmenin diğer bağımlılık tedavilerini engelleyici etkisinin olabilmesidir.
Alkol sorunu olan birinin sigarayı bırakmasıyla ilgili cevaplanması gereken bazı sorular vardır. İlk sorun zamanlamayla ilgilidir. Düzelmekte (recovering) olan alkol bağımlısı içme davranışını kontrol edebildikten hemen sonra mı sigarayı bırakmayı denemeli yoksa belirli bir sürenin geçmesini mi beklemelidir? Daha ciddi alkol ve sigara kullanım öyküsü olanlar sigarayı bırakmada, daha ılımlı kullananlara göre başarı şansları daha mı azdır? Sigarayı bırakma girişimi düzelen alkol bağımlısının abstinansını sürdürmesine etkisi var mıdır? Bu sorulara verilecek olan yanıtlar alkol ve sigaranın birlikte bırakılması konusunda daha kesin bir tutum takınılmasını sağlayacaktır.
Bobo ve arkadaşları son altı ayda hiç alkol almamış, en az bir yıl günde bir paket veya daha fazla sigara kullanan ve yatarak alkol tedavisinden sonra en az bir kez ciddi sigara bırakma girişimi olan 77 alkol bağımlısı hastada yaptıkları araştırma sonuçlarına dayanarak alkol bağımlılarının, ayıklıklarını (abstinans) tehlikeye atmadan sigarayı başarıyla bırakabileceklerini söylüyorlar (16). Ancak bu araştırma sonuçlarına göre alkol bağımlıları arasında Michigan Alkolizm Tarama Testinde daha fazla puan alanlar, yatarak alkol tedavisi için daha fazla başvurmuş olanlar, alkolizm tedavisi sırasında daha yoğun biçimde sigara içenler ve sigaraya bağlı daha fazla sağlık sorunları olanlar için sigarayı bırakma girişiminin daha zor olduğu anlaşılıyor. Bobo ve arkadaşlarına göre, yatarak alkol tedavisini takibeden ilk altı aydan sonraki sigarayı bırakma girişimlerinin başarılı olma olasılığı biraz daha fazladır.
Sigaranın hem hastalar hem de bağımlılık tedavi merkezlerinde çalışan ekip tarafından diğer madde bağımlılıklarından farklı algılanıyor (17). Sigarasız bir tedavi ünitesi oluşturmadaki temel çekingenlik hastaların böyle bir servise yatmayı istemeyecekleri ve sigara içen tedavi ekibinin direncidir. Sigara içen sağlık ekibi hastaların sigara içmelerine içmeyenlere oranla daha az karışmaktadır.
Bağımlılık birimine başvuran alkol ve diğer madde bağımlılarının %53ünün sigarayı bırakmak istedikleri; %46sının aynı zamanda sigara bırakma programına dahil olmaya istekli oldukları bildirilmiştir (18). Bobo ve arkadaşları alkol bağımlılığıyla eş zamanlı olarak sigaranın da bırakılabileceğini, alkol relapsının sigara relapsına da yol açabileceğini bildiriyorlar (19).
Goldsmith ve arkadaşları ABD genelinde sigara kısıtlaması uygulamasının yapıldığı 19 bağımlılık tedavi biriminde bu uygulamayı incemişler ve uygulamanın yerleşmesinde rol oynayan en önemli üç faktörü hastanın sağlığı, anahtar rol oynayan bir liderin bulunması ve sigara dumanı kirliliğine karşı değişen tutumlar olarak bildirmişlerdir (20). Uygulamanın yapıldığı 19 birimden beşinde sigara içmekte olan personelin en az yarısı sigarayı bırakmışlardır. Araştırmanın çok önemli bir diğer sonucu da sigara yasağının potansiyel hastaları uzaklaştırmadığıdır. Tedavi birimlerinden hiç biri hastalarda herhangi ters bir etkiden bahsetmemişlerdir. Nikotin bağımlılığı tedavisinin diğer bağımlılık tedavileriyle aynı zamanda nasıl yapılacağına dair henüz bir fikir birliğine varılamamıştır. Gönüllü mü olmalı yoksa zorla mı? Farmakoljik bir tedavi uygulamalı mı? Ayrı sigara gurupları mı yapılmalı yoksa genel bağımlılık gurupları yapılabilir mi? Bu sorulara cevap henüz verilmiş durumda değil. Şu açık ki, amacı bağımlılığı tedavi etmek olan birimlerde sigara bağımlılığına izin verilmesi bir tezat oluşturuyor.
Naranjo ve arkadaşlarının fluoxetinin alkollü ve alkolsüz içecekler, sigara içimi ve kilo alımı üzerindeki etkileleri araştırdıklarında 60 mg/gün dozunda 4 hafta boyunca kullanıldığında alkol alımını azaltmasına karşılık sigara içiminde az da olsa artma olduğunu görmüşlerdir (21). Bobo ve Davis Nebraskadaki bağımlılık tedavi birimlerinde yaptıkları araştırmada klinisyenlerin alkol bağımlılığı tedavisindeki hastalarda en çok tavsiye ettikleri sigara bırakma yöntemlerinin sırayla destek gruplarına katılma (%69), Adsız Alkolikler prensiplerine uyma, birden bırakma (%45), kademeli bırakma (%42) ve nikotin sakızı kullanma olduğunu bildiriyorlar. Araştırmaları sonucunda ortaya koydukları bazı noktalar şöyledir: 1. Alkol sorunlarının olması sigaranın bırakılması için çok büyük bir engel değildir; 2. Alkolle ilgili daha az sorunu olan kişilerin sigarayı bırakmaları daha kolaydır; 3. Tedavi aşamasında olan alkol bağımlılarının ve problemli içicilerin aniden bırakma yöntemi ve nikotin sakızı kullanmaları durumunda uzun süreli bir içmeme dönemleri olabilir (8).
Fishman ve Earley madde, alkol ve nikotin bağımlılığı, yeme bozuklukları, seks ve kumar bağımlığı gibi hastalıkları tedavi ettikleri merkezlerinde bütün bağımlılıkların temelinde aynı dürtünün yer aldığını temel prensip olarak alıyorlar (22). Hastalara sigara dahil olmak üzere bütün madde bağımlılıkların temeldeki bağımlılık bozukluğuyla bağlantılı olduğunu vurguluyorlar. Araştırmacılar sigara arındırma programı başladıktan sonra sigara bağımlısı olan bazı ekip üyelerinin aleyhte olmalarına rağmen bir süre sonra politikanın kabul görmesi ve desteklenmesi sonucunda sigarayı bıraktıklarını ve politikayı desteklemeye başladığını bildiriyorlar. Nikotin sakızı ve patch kullanarak yoksunluk bulgularını tedavi ediyorlar. Hergün yapılan toplantılarda hastalar öfke, hayal kırıklığı veya üzüntü gibi nikotin bağımlılığıyla mücadeleleri sırasında ortaya çıkan duygularını paylaşıyorlar.
Joseph ve arkadaşları tarafından, benzer bir yaklaşımla duygudurumu etkileyen bütün maddelerden kalıcı arınma, tedavideki tek amaç olarak alındı (17). Programın uygulanmaya başladıktan sonra yatan hastalara, birincisi hastane genelinde uygulanan sigara içme yasağı, ikincisi nikotin bağımlılığı, yoksunluk belirtileri ve stresle başetme yöntemlerini içeren didaktik dersler, yazılı materyal, filmler ve nikotinle ilgili konuların görüşüldüğü tartışma gruplarından oluşan program olmak üzere iki uçlu bir bırakma girişimi uygulandı. Program öncesi ve sonrası yatan hastalar karşılaştırıldığında Joseph ve arkadaşları her iki grupta sigara içme oranları ve patternleri arasında fark olmamasına rağmen; programın uygulanmaya başlanmasından sonra sigara bırakmaya bağlı tedaviyi erken bırakma oranlarında herhangi bir değişiklik olmadığını, her iki grubun da bina içindeki yasağa tam uyum gösterdikleri, program sonrası yatanların %41inin, program öncesi yatanların ise %9unun hospitalizasyon sonrası bir haftadan uzun bir süre sigarasız kaldıklarını bildiriyorlar.
Bağımlılık birimindeki sigara yasağına uyulmadığı durumlarda ne yapılması gerektiği konusu henüz net değildir. Bir tek sigara içildiğinde ne tür bir uygulamaya gidilecek, veya sigara yasağı tekrar tekrar çiğnendiğinde nasıl bir uygulamaya gidilecek sorusunun cevaplanması gereklidir (18). Pletcher sigara içimini de tıpkı diğer relapslar gibi görülmesi gerektiğini söylüyor. Taburculuk bir ihtimal olsa bile, olayın bireysel ve duruma göre değerlendirilmesi ve önce tedavi yoğunluğunun arttırılmasının denenmesini önerilmektedir (23).
Son söz olarak sigaranın psikiyatri servislerinde bıraktırılması ya da en azından içiminin kısıtlanması hem diğer hastaların sağlığı açısından gerekli bir uygulamadır, hem de sigara içmemenin bir norm olarak yerleşmesi açısından gereklidir. Bağımlılık tedavi birimlerinde ise gerekli önlemler alındığı ve tedavi programları düzenlendiği takdirde, sigaranın tamamen yasaklanmasının diğer bağımlılık tedavilerindeki başarıyı arttırması mümkündür.
Uyuşturucu ve alkol bağımlıları bu maddeleri kullanmaya genellikle genç yaşta başlarlar; ileride giderek kötüleşecek olan bağımlılık macerasının ilk adımları erken yaşlarda atılır. Bunun pek çok nedenleri vardır. Bu nedenleri anlatabilmek için öncelikle gençlik dönemindeki doğal psikolojik ve sosyal gelişimi anlatacağız.
Ergenlik döneminde psikososyal gelişim ve madde kullanımına zemin hazırlayan süreçler
Gençlik, değişim ve toplumda yer edinme dönemidir. Genç, doğumundan itibaren bağımlı olduğu anne ve babasından özerk hale gelirken arkadaşlarına bağlanır ve onların baskısına açık bir hale gelir. Bu dönemde kimlik gelişimi gerçekleşmekte, toplumsal roller belirginleşmektedir. Bunlarla ilgili yaşanan zorluklar güçsüzlük, yabancılaşma ve isyan duyguları doğurur.
Anne ve babadan bağımsızlaşma doğal sürecinde genç, davranışlarını bir grup içinde deneyerek geliştirir. Grup içinde reddedilme bir genç için katlanılabilecek en zor şeylerdendir. Sigara, alkol ya da herhangi bir uyuşturucu o grup içinde norm olmuşsa ya de o grubun elemanı olmanın bir şartı gibiyse, gruptaki yerini kaybetme ya da alay edilme endişesi gence uyuşturucunun etkilerinden daha korkunç gelir. Bu grup etkileşimini dar kapsamlı bir arkadaş grubu olarak düşünmemek gerekir. Örneğin okulda, gencin doğrudan yakın arkadaş olmadığı ama ortamda baskın olan diğer kişilerin tutumları dahi gencin davranışlarını yönlendirmede etkilidir.
Ayrıca, gençlikte farklı bir boyut kazanmaya başlayan kız-erkek ilişkileri ve bu ilişkiler içindeki bağlanma durumları, kendini kabul ettirme çabaları, çekici görünme isteği de kişinin davranışlarını yönlendirir.
Ergenlikte düşünce dünyası genişler, soyut ve teorik düşünme başlar. Dolayısıyla bu yaşlardaki genç her şeyi sorgular. Yetişkinler için doğal kurallar haline gelmiş şeyleri kendi süzgecinden geçirerek içselleştirmek ister. Çoğu zaman da sırf kendisini farklı bir birey olarak ortaya koyabilmek amacıyla yerleşik değerleri reddedebilir. Çünkü kendisinin anne ya da babasının bir kopyesi ya da uzantısı değil ayrı ve bağımsız bir birey olduğunu ispatlamaya çalışma bu dönemin en doğal çabasıdır. Aynı zamanda gençlik, en idealist dönemdir, bu çağda kişi her şeyi mümkün görür. Ayrıca ego sentrik (ben merkezci)dir ve herkesin kendisi gibi düşünmesini bekler. Gereği gibi aşılırsa bu dönemin sonunda hayat felsefesi, kişisel değerler, hayatın anlam ve amacı gibi kavramlar oluşur.
Gençlikte riskler daha kolay alınır. Çevreyi etkileme ve kendini ispatlama çabasının yanında Testosteron hormonundaki artış da bunda etkilaidir. Olası kötü sonuçlar kolaylıkla minimize ve göz ardı edilir. Bana birşey olmaz düşüncesi hakimdir. Gelecek ve gelecekte olabilecek riskler çok uzak uzak görülür. Genç, o anda oradaki sonuçlarla daha çok ilgilidir. Örneğin alkol ya da maddenin o anda vereceği doyum ya da çevrenin baskılarından kurtulma genç için önemliyken sigaraya bağlı yıllar sonra çıkabilecek sağlık sorunlarını pek de umursamaz.
Bağımlılıkla ilgili risk faktörleri:
Aile ile ilgili risk faktörleri:
Anne ve baba desteğinin az olması
Anne ve babada madde kullanımı
Anne ve babanın gencin alkol kullanımına izin verici, fazla toleranslı bir tutum içinde olması
Anne ve babanın çocuk ile ilişkisinin kalitesi (ayrılan vaktin uzunluğundan çok bu vaktin nasıl değerlendirildiği önemlidir.)
Tutarsız disiplin (anne ve babadan birinin yasakladığına diğerinin izin vermesi ya da farklı zamanlarda aynı ebeveynin farklı tutumlar sergilemesi)
Anne ve babanın çocuğun aktivitelerine ilgisizliği
Başarının ödüllendirilmeyişi, suçluluk duygusu uyandırmanın eğitim metaodu olarak kullanılması
Çevrenin gerçekçi olmayan beklentileri (çok başarı beklenmesi ve bu nedenle mevcut başarının takdir edilmeyişi gibi)
Çocuğun okuldan sonra kendine bakması
Sosyal risk faktörleri:
Yaşam stresleri (göç, işsizlik vs)
Madde kullanan arkadaş grupları içinde olmak
Düşük okul başarısı
Düşük sosyoekonomik düzey
Göç yaşama
Okul döneme çalışma
Cinsel ya da fiziksel taciz yaşama
Kişilikle ilgili faktörleri:
Girişkenliğin az olması
Kendine güvenin az olması
Kendini kontrol etme yeteneğinin az olması
Başetme mekanizmalarının kötü olması
Dışarıdan kolay etkilenme
Agresif kişilik yapısı
Heyecanlı, dürtüsel, asi, kötümser kişilik yapıları
Sosyal değerlere yabancılık
Davranış bozuklukları
Rol modelleri:
Gencin kendisine örnek aldığı kişiler, bazı maddelere başlamasını kolaylaştırır. Örneğin ağzında sigarayla çekilmiş pozları ünlü olan James Deane hayran olan bir genç, Onu taklit etmek, Onun gibi çekici görünmek için sigaraya başlayabilir. Bu yönden de gerek medyaya gerekse anne ve babalara görev düşmektedir. Gençler aile içinden ve çevresinden başlamak üzere iyi rol modelleri bulabilmelidirler.
Genetik faktörler:
Araştırmalar göstermektedir ki özellikle alkol bağımlılığı genetik yatkınlıkla yakından ilişkilidir. Hatta evlatlık verilmiş kişilerde alkolik olma sıklığının, kendilerini yetiştiren aileden daha fazla biyolojik anne ve babalarındaki alkolizmle ilişkili olduğu bulunmuştur. Alkolizme yatkınlık alkole dayanıklılık şeklinde nesilden nesile aktarılmaktadır. Yani alkole daha dayanıklı olanlar çok içtikleri halde az etkilendikleri için daha çok içerler ve sonunda daha kolay alkolik olurlar ve bu özellik yani alkolün etkilerine dayanıklı olma kalıtımsaldır. Özellikle babası ya da erkek kardeşinin alkol problemi olan erkekler sosyal içicilikten bile sakınmalı, alkolden tamamen uzak kalmalıdırlar.
Beklenti:
Alkolün sosyal ilişkileri kolaylaştırdığına, amfetaminin performansını arttıracağına, sigaranın kendisini olgun gösterdiğine vs. inanan kişiler bu maddeleri kullanmaya daha kolay ve erken başlarlar
Koruyucu faktörler:
Duygusal olarak destekleyici anne ve baba.
Anne ve baba ile iyi iletişim
Organize okul aktivitelerine katılım
Akademik başarıya önem verilmesi
Madde kullanımına başlama
Madde kullanımı genellikle erken başlar. 15 yaşından önce başlaması kötü gidiş işaretidir. Başlangıç en sık 18-25 yaş arasıdır, 25 yaşından sonra azalır. Kokain bu açıdan istisnadır.
Sigara, daha sert maddelere en önemli geçiş maddesidir. Gençlerde alkolizmin en güçlü belirleyicisi sigaradır. Sigara bağımlısı gençlerin büyük çoğunluğu alkolik değildir ama alkolik gençler arasında sigara tiryakisi olmayan yok gibidir. Yoğun alkol kullanımı da gençler arasında silah taşımanın en güçlü belirleyicisidir. Yanı yanında silah taşıyan gençlerin önemli çoğunluğu aynı zamanda yoğun alkol kullanan gençlerdir. Alkol de dahil olmak üzere bütün uyuşturucu maddelerden dolayı olan ölümleri intihar ederek ölenlerle toplayın yine bir yılda sigaraya bağlı nedenlerle ölen gençlerin sayısına ulaşmaz.
Esrar, en sık kullanılan yasa dışı maddedir ve diğer yasa dışı maddelere geçiş maddesidir. Esrar kullanımı motivasyonu azaltıp okul başarısını düşürür, bunun verdiği sıkıntıyı bastırmak için esrar kullanımı artar.
Madde kullanımı genellikle sigara ile başlar. Ardından alkol, daha sonra da esrar ya da uçucular(bali, tiner vb) gelir. Bunlardan daha ağır maddelere geçerler. Esrar ya da uçucu kullanmadan diğerlerine başlama hemen hiç görülmez.
Madde kullanımınının evreleri
Madde kullanımı ilk olarak DENEME için olur. Bunda özenti önemli rol oynar. Daha sonra genç, zevk için bu maddeyi ZAMAN ZAMAN KULLANMAya başlar. Bu dönemde maddenin kişiye hiçbir zararı yok gibidir, yalnızca zevk verir. O zamana kadar hakkında çok korkunç şeyler dinlediği bu şeyin aslında hiç de o kadar kötü olmadığını ve bağımlı olmadan kullanbildiğini düşünmeye başlar. DÜZENLİ KULLANMAya başladıkça tolerans (aynı etkiyi elde edememe), madde bulma uğraşısı ve çoğul madde kullanımı (ne bulursa kullanma) gelişir. Bazen maddeyi zaman zaman zevk için kullanan kişi hayatında bir sıkıntı yaşadığında zaten kolay ulaşabildiği uyuşturucu maddeye sığınır, sıkıntı ve üzüntüsünü azaltmak için düzenli kullanmaya başlar ve buradan bağımlılığa kayar. Bu evreden sonra artık kişinin çalışma kapasitesi düşer ve maddeyi kullanmadığı zaman ortaya çıkan yoksunluk belirtilerini yaşamamak için uyuşturucuyu kullanmaya devam eder. BAĞIMLILIK geliştiğimde artık kişi uyuşturucuyu normal hissedebilmek için almak zorundadır, başlangışta aldığı zevki almaz. Bu evreler bir noktada durup ilerlemeyedebilir.
Kokain ve eroin okula devamı en çok bozan maddelerdir.Son yıllarda LSD gibi hallusinojenlerin kullanımı batı ülkelerinde artışa geçmiştir. Amfetamin, extasy, GBH, anabolik steroidler gibi maddeler arasında bir homeostaz vardır, birilerinin kullanımı azaldıkça diğerleri artar.
Genel olarak kullanılan madde türü, miktarı ve yaygınlığı zaman içinde bir moda akımı gibi dalgalı bir seyir izler, artar ve azalır (5-10 yıllık dönemler içinde). Genellikle batı ülkelerinde yaygınlaşan bir madde kısa zaman içinde ülkemizde de moda olur.
Uyuşturucu kullanımının erken belirtileri:
Aileler ve eğitimciler aşağıdaki belirtileri gösteren gençlere dikkat etmelidirler. Uyuşturucuya yeni başlamış bir genci farketmek, durum ilerlemeden önlem alabilmek için önemlidir.
Fiziksel belirtiler: kilo kaybı, burunda iritasyon (tahriş), müzmin öksürük, iğne izleri (tipik olarak koldadır, bazıları sakalamak için ayak parmak araları gibi kolay görülmeyecek yerlere yaparlar)
Kişisel alışkanlıklarda değişiklik: giyim tarzı, uyku düzeni, arkadaş çevresi değişebilir. Yeni arkadaş ve ilgiler edinir.
Akademik performansında düşme: kötü notlar almaya başlama, sınıfta kalma, disiplin cezası alma vb.
Psikolojik belirtiler: Duygulanımda dalgalanmalar, risk içeren davranışlar, çalma vb.
Önleme yollarının temel ilkeleri
Önleme programaları yukarıda anlatılan risk gruplarına yönelik olmalı. İçeriği sadece yapma demenin ötesinde olmalı, çünkü bunun işe yaramadığı artık bilinmektedir.
Önleme programlarının bazı zorlukları vardır. Örneğin bu programlara katılan aileler zaten bu konuda duyarlı olan ve çocuklarıyla ilgilenen, dolayısıyla çocuklarında riskin görece düşük olduğu kişilerdir. Okullarda yapılan önleme programlarına o sırada okuldan kaçmış olan madde kullanımına eğilimli öğrenciler katılamyabilir. Bir maddenin toplumda kullanımı ya da genel olarak madde kullanımı toplumda arttığında ona karşı koruma programları başlatılır, oysa bu dönem doğal dalgalı seyir içinde kullanımın zaten azalmaya başlayacağı noktadır.
ABDde DAIR isimli önleme programında polisler okullarda verdikleri seminerlerde tek tek uyuşturucu maddeleri öğrencilere tanıtarak etkilerinden bahsediyor, bunları kendilerine satmaya çalışabilecek kişilerin nasıl taktikler güdeceklerini vs anlatıyorlardı. Önce Californiada başlayan bu program milyonlarca dolar harcanarak Amerikaya yaygınlaştırıldı ve 5 yıllık bir uygulamanın ardından yapılan araştırmalar, bu programın uygulandığı okullarda uyuşturucu kullanımında diğerlerine göre bir azalma olmadığını hatta bu programın uygulandığı düşük sosyoekenomik seviyedeki, genellikle zencilerin devam ettiği okullarda kullanımın daha da arttığı (muhtemelen bu gençlerde polise karşı beslenen antipati nedeniyle) anlaşıldı. Bu örnekta gayet iyi niyetle başlanan ve çok makul gibi duran programların yararsız hatta zararlı olabileceğinin en tipik örneğidir.
Gençleri uyuşturucudan uzak tutmak için maddeyi kullanma nedenlerine alternatif yollar üretmek gereklidir. Onların olgun gözükmek, büyümenin verdiği sıkıntı ile başetme, gruba kabul edilme kaygıları, ebeveynden farklılığını belli etme gibi kaygıları ciddiye alınmalı ve bunları aşabilecekleri sosyal fırsatlar önlerine açılmalıdır.
Gençlerin tedavisi erişkinlerden zordur, ve sonuçları genellikle daha kötüdür. Tedavi, belli bir döneme sınırlı kısa bir süreç olarak düşünülmemelidir. Uzun süreli takip önemlidir. Sosyal yetenekleri geliştirici ve sağlıklı sosyal ilişkiler kurmaya yardımcı olan tedaviler yararlıdır. Aynı arkadaş grubuna dönüş sıklıkla yeniden başlama nedenidir.
Gençlerin çoğu çevre baskısıyla tedaviye gelir, ama buna rağman tedavi yararlı olur. Maddeyi tamamen bırakmasa dahi miktarını azaltmak ve alternatif yaşam stili oluşturmak büyük yararlar sağlar.
kaynak:alkolmadde
Anasayfa- Kadın sağlığı - Cinsellik - Üroloji - Estetik ve Güzellik - Cilt sağlığı- Ruh sağlığı - Kbb
Göz sağlığı -Diet ve Egzersiz - İlkyardım - Kalp sağlığı-Sinir sağlığı-Genel sağlık-Çocuk sağlığı-Bitki sağlığı-Fizik tedavi-Sevgi
Copyright 1998-2001
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
- Tüm hakları saklıdır. Toplumda uyuşturucu madde kullanımı buz dağına benzer. Polisin yaptığı tutuklamalar, tıbbi problemler, madde bağımlılığı tedavisi yapan kliniklere başvuru ve araştırmalara yansıyanlar problemin yüzeyde görünür kısmıdır. Altta yatan problemin ancak bir kısmına ulaşabilir. İş kaybetme riski, madde kullanımının getirdiği sosyal etiket ve problemi inkar etmeye yol açan diğer faktörler bilgi toplamayı daha da güçleştirir. Madde bağımlılığı alanında veri elde etmeyi güçleştiren başka bir faktör de bağımlılık, kötüye kullanım, zararlı kullanım gibi tanıların tanımlanmasındaki güçlüktür. Kimine göre yasadışı herhangi bir maddenin kullanımı bağımlılık anlamına gelirken kimileri bağımlılık deyince fiziksel bağımlılığı anlar. Sosyal içiciliğin kabul gördüğü bir ülkede alkol kötüye kullanımı, alkolün yasak olduğu bir ülkedekinden farklı tanımlanabilir.
Madde bağımlılığının sıklık ve yaygınlığına ilişkin veriler ülkeden ülkeye değişiklikler göstermekte ve yukarıda tanımlanan nedenlerden dolayıda çoğu kez gerçeği yansıtmadığı düşünülmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde 1990-1991 yılları arasında yapılmış bir epidemiyolojik çalışmada son bir yıl içindeki alkol bağımlılık oranı %7 olarak verilmiştir. Madde kullanımı ile ilgili epidemiyolojik çalışmalar genellikle o maddeyi kullanan kişi sayısı hakkında bilgi vermekte genellikle bunlarının kaçının bağımlı, kaçının kötüye kullanıcı olduğunu belirlemek mümkün olmamaktadır. Sigara dahil bağımlılık ve kötüye kullanım özelliği olan maddelerin Amerika Birleşik Devletlerinde kullanım sıklığının %40 civarında olduğu ileri sürülmektedir. Ülkemizde lise çağındaki gençler arasında yapılmış iki çalışmada alkol dışı diğer uyuşturucu maddeleri yaşamları boyu en az bir kez kullanmış olanların oranı 1991 deki çalışmada %2.6, 1995 deki çalışmada ise %7 olarak bulunmuştur. Bu çalışmaların dışında okul anketleri, hastane ve polis kayıtları ülkemizde de uyuşturucu madde kullanımının giderek arttığını göstermektedir. Bağımlılık ve kötüye kullanım sıklığı ile ilgili söylenebilecek en doğru şey bu maddelerin kullanımının yaygılaşmasının kötüye kullanımı ve giderek bağımlı sayısını da artırdığıdır.
MADDE KULLANIMININ ve KULLANICININ ÖZELLİKLERİ
Madde kullanımı, alımı takip eden dönemde insan vücudunda bir takım fiziksel ve ruhsal değişikliklere neden olur. Bunların bir kısmı ilk kullanımda ilgi çekici ve hoşnutluk verici türde olabilir. Zaten bu yalancı iyilik hali madde bağımlılığına daha doğrusu kişinin madde alımı davranışını tekrarlamasına yol açan ana nedendir.
Bağımlılık yapıcı maddeler olarak alkol, tütün, esrar, biperiden (AkinetonÒ), morfin, kodein, eroin, metadon, meperidin (DolantinÒ), diazepam (DiazemÒ,NerviumÒ), clonazepam (RivotrilÒ), lorazepam (AtivanÒ), flunitrazepam (RohypnolÒ), alprazolam (XanaxÒ), barbitüratlar (LuminalÒ,NembutalÒ), meprobamat, fenprobamat (GamakuilÒ), LSD, fensiklidin (melek tozu), ecstasy, kokain, amfetamin, kafein, efedrin, benzol, toluen (tiner, bali gibi seyreltici ve yapıştırıcılar), ***** gibi bazı sentetik türevler tanımlanabilir. Bunların etki mekanizmaları, alındığı zaman ortaya çıkardığı belirtiler ve bağımlılık yapma güçleri açısından aralarında farklılıklar vardır. Bu el kitabı hekim dışı personelin kullanımı için hazırlandığından bazı bilgilerin konuya hakim olmayan kişilerin elinde yanlış kullanılabileceği ve özendirici nitelik taşıyabileceği endişesi nedeni ile madde kullanımının yarattığı fiziksel ve ruhsal belirtiler, bağımlılık yapma güçleri üzerinde durulmayacaktır.
MADDE KULLANIMININ EVRELERİ
Madde kullanımı ilk olarak deneme ile başlar. Bunda özenti önemli rol oynar. Daha sonra kişi zevk için bu maddeyi zaman zaman kullanmaya başlar. Bu dönemde maddenin kişiye hiçbir zararı yok gibidir, yalnızca zevk verir. O zamana kadar hakkında çok korkunç şeyler dinlediği bu şeyin aslında hiç de o kadar kötü olmadığını ve bağımlı olmadan kullanabileceğini düşünmeye başlar. Düzenli kullanmaya devam ettikçe tolerans, madde bulma uğraşısı ve çoğul madde kullanımı (ne bulursa kullanma) gelişir. Bazen maddeyi zaman zaman zevk için kullanan kişi hayatında bir sıkıntı yaşadığında zaten kolay ulaşabildiği uyuşturucu maddeye sığınır, sıkıntı ve üzüntüsünü azaltmak için düzenli kullanmaya başlar, yalancı iyilik halini sürdürmek ister ve buradan bağımlılığa kayar. Bu evreden sonra artık kişinin çalışma kapasitesi düşer ve maddeyi kullanmadığı zaman ortaya çıkan yoksunluk belirtilerini yaşamamak için uyuşturucuyu kullanmaya devam eder. Bağımlılık geliştiğinde artık kişi uyuşturucuyu normal hissedebilmek için almak zorundadır ve başlangışta aldığı zevk de kaybolmuştur.
Kimler madde kullanabilir, kimler bağımlı hale gelebilir ? Belli bir kişi için bu soruların cevabını kesin olarak verebilmek mümkün değildir. Ancak madde kullanımı ve bağımlılığı açısından bazı risk grupları tanımlanmıştır. Bunlar istatistiki bilgilere göre madde kullanımı ve bağımlılığının diğer insanlara göre daha kolay ortaya çıkabildiği gruplardır. Erkek cinsiyetinde madde kullanımı daha yaygındır. Kullanım yaygınlığı ve bağımlılık geliştirme riski açısından 18-29 yaşlar riskin en yoğun olduğu dönemdir. Toplumda bağımlılık oranını azaltmak açısından en çok üzerinde durulması gereken bu yaş grubudur.
BAĞIMLILIKLA İLGİLİ RİSK FAKTÖRLERİ
Aile ile ilgili risk faktörleri: Anne ve baba desteğinin az olması Anne ve babada madde kullanımı olması Anne ve babanın gencin madde kullanımına izin verici, fazla toleranslı bir tutum içinde olması Anne ve babanın çocuk ile ilişkisinin kalitesi (ayrılan vaktin uzunluğundan çok bu vaktin nasıl değerlendirildiği önemlidir) Tutarsız disiplin (anne ve babadan birinin yasakladığına diğerinin izin vermesi ya da farklı zamanlarda aynı ebeveynin farklı tutumlar sergilemesi) Anne ve babanın çocuğun aktivitelerine ilgisizliği Başarının ödüllendirilmeyişi, suçluluk duygusu uyandırmanın eğitim metodu olarak kullanılması Çevrenin gerçekçi olmayan beklentileri (çok başarı beklenmesi ve bu nedenle mevcut başarının takdir edilmeyişi gibi) Çocuğun okuldan sonra kendi haline bırakılması Sosyal risk faktörleri: Yaşam stresleri (göç, işsizlik, boşanma, kayıplar vs) Madde kullanan arkadaş grupları içinde olmak Düşük okul, iş başarısı Düşük sosyoekonomik düzey Cinsel ya da fiziksel taciz yaşama Kişilikle ilgili faktörleri: Girişkenliğin az olması Kendine güvenin az olması Kendini kontrol etme yeteneğinin az olması Başetme mekanizmalarının kötü olması Dışarıdan kolay etkilenme Saldırgan kişilik yapısı Heyecanlı, dürtüsel, asi, kötümser kişilik yapıları Sosyal değerlere yabancılık Davranış bozuklukları Madde kullanımına başlamanın bir kısmı sosyal aktivitelerle ya da tıbbi zorunlulukla ilişkilendirilebilir. Örneğin sigara ve alkol kullanımı topluma, alt kültürlere göre değişiklikler göstermekle birlikte belirli bir doza kadar sosyal bir akvite olarak toplumsal kabül görmekte ve yasal engel de bulunmamaktadır. Yine biperiden (AkinetonÒ), morfin, meperidin (DolantinÒ), diazepam (DiazemÒ,NerviumÒ), clonazepam (RivotrilÒ), lorazepam (AtivanÒ), flunitrazepam (RohypnolÒ), alprazolam (XanaxÒ), barbitüratlar (LuminalÒ,NembutalÒ), meprobamat, fenprobamat (GamakuilÒ) gibi ilaçlar tedavi amacı ile hekim tarafından reçete edilmiş olabilir. Bu gibi durumlarda eğer miktar aşımı ve kötüye kullanım söz konusu ise bunu ayırt etmek daha güç olabilir
UYUŞTURUCU MADDE SINIFLAMASI
Maddenin Alım Yolları
Bir uyuşturucunun insanı etkilemesi için bir şekilde o kişinin vücuduna girmesi gerekir. Maddeyi alma yolları kana karışma ve beyne ulaşma hızını büyük ölçüde etkiler. Genelde uyuşturucu beyne ne kadar çabuk ulaşırsa, vücut tepkiyi o kadar çabuk verir. Maddeyi alma yolları en yavaş etkiden en hızlıya doğru şöyledir:
1.Ağızdan
2.Mukoza: Mukoza dilin altında ve burunda bulunur. Bu yolla almak, ağızdan almaktan çok daha çabuk etki eder.
3. Nefesle: Uyuşturucu maddenin içe çekerek alınması kana karışmasını çok hızlandırır. Madde öncelikle ciğere, kana ve kolayca beyne ulaşır. Üstelik, ciğerlere de temas ettiği için madde karaciğere de dağılır.
4. Enjektör ile: Uyuşturucu, deri altından, kaslardan veya kana karıştırarak damardan alınabilir. Damardan kana karıştırılması bunların arasında en hızlı yöntemdir.
Maddenin Kuvvetini Etkileyen Faktörler
Maddenin alım yolları dışında hızı etkileyen başka faktörler de vardır:
1. Doz. Genelde, ne kadar yüksek dozda madde alnırsa etkisi o kadar yoğun olur.
2. Dayanıklılık. Kişi ne kadar dayanıklı ise, belli bir etkinin ortaya çıkması için daha yüksek madde alınması gerekir.
3. Kişinin genel kişilik yapısı.
4. Kişinin uyuşturucuyu kullandığı sırada ruhsal durumu.
5. Uyuşturucu maddenin kullanıldığı ortam. Esrar ve LSDnin etkilerinin ortama göre değiştiği belirlenmiştir.
6. Maddenin farmakolojik doğası.
7. Kişinin kilosu. Kişinin kilosu fazla ise, belli bir etkinin oluşması için daha yüksek dozda alınması gerekir.
8. Yaş. Çocuklar ve yaşlı kişiler uyuşturucunun etkilerine daha açıktırlar.
9. Tıbbi durum. Karaciğer bozukluğu olan kişinin kullandığı maddelerin etkileri daha değişik bir biçimde ortaya çıkabilir.
10. Diğer maddeler. Eğer vücutta başka maddeler mevcut ise, uyuşturucu maddenin etkileri değişebilir.
11. Cinsiyet: Genelde kadınlar uyuşturucu maddnin etkilerine erkeklerden daha açıktırlar.
Maddelerin Sınıflandırılması
Uyuşturucu maddeler çok çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. Bir yöntem, Merkezi Sinir Sistemi üzerindeki etkilerine göre sınıflara ayırmaktır.
1. Narkotikler: Opyum, eroin, morfin, metadone bu sınıfa girer.
2. Merkezi Sinir Sistemi depresanları. Bunlar alkol, barbituratlar ve nefesle çekilen bazı birleşimlerdir.
3. Merkezi Sinir Sistemi stimulantları. Bunlar, amfetamin, metamfetamin, kokain, kafein ve ritalindir.
4. Halüsinasyon yaratıcılar: LSD, meskalin, kanabioidler bu sınıfa girer.
Merkezi Sinir Sistemi Stimulantları:
Bunların başında kokain, amfetamin ve kafein gelir.
Kokain: Kokain Kolombiya ve diğer Güney Amerika ülkelerinde yetişen koka bitkisinden elde edilir. Genelde saf haliyle, yani beyaz, suda eriyebilen bir toz olarak piyasada yerini bulur. Miktarını ve ağırlığını artırmak için genelde şekerler ve başka maddelerle kesilir ve yüzde 30 ile 50 arasında bir saflıkla satılır. Bu maddeyi kullananlar genelde burunlarından çekerler. Kişi, burnundan çektiği miktara göre 20 veya 40 dakikalık bir etki altında kalır. Eğer ağızdan alınırsa, kokain sindirim sistemi tarafından ayrıştırılır ve etkisiz hale gelir. Özel olarak hazırlanırsa sigara gibi içilebilir. Eğer bu şekilde alınırsa beyne yaklaşık 7 saniyede ulaşır ve çok etkili olur. Etkisinin artması için kokain bazen eroinle birlikte alınsa da çoğu zaman alkolle birlikte kullanılır.
Kokain kullanımının etkileri:
1. Ruhsal etkiler
a. Mutluluk
b. Gelişmiş bir kendine güven
c. Aklın daha iyi çalışması
d. Yorulmama
e. Yüksek enerji ve üretkenlik
f. Cinsel performansın artması
Yüksek dozlarda ise;
g. Tekrar eden davranışlar
h. Kararlar vermede zorluk
2. Vücuda etkiler
a. Üşüme
b. Bulantı ve kusma
c. Göğüs ağrıları
d. Kalp ritmi bozuklukları
e. Kalp atışında hızlanma
f. Kan basıncının artması
g. Vücut sıcaklığının artması
h. İştah azalması
i. Nefes sıklığı
Kokain kullanımı sürekli hale gelmiş olması şunlardan anlaşılabilir:
a. Yeme bozukluğu
b. Uyku düzensizlikleri
c. Konsantre olamama ve hatırlayamama
d. Ruh halinin değişkenliği
e. Sosyal olarak uzak durma
f. Paranoya (Sebepsiz korkular)
g. Önceden zevk alınan konulara ilgiyi kaybetme
h. İş, aile hayatında kötüye gitme
i. Depresyon
Amfetamin: Amfetaminler benzedrine, metedrin ve ritalinden oluşur. Hiperaktivite bozukluğu, kilo kaybetme gibi durumların tedavisinde kullanılabilmek üzere laboratuarlarda üretilirler. Amfetaminler, genellikle ağızdan hap şeklinde, burundan veya enjektörle alınır. Eğer ağızdan alınırlarsa, etkileri 60- 90 dakika arasında hissedilir ve 2 ile 4 saat gibi bir süre için devam eder.
Amfetaminin etkileri:
1. Ruhsal etkiler
a. Mutluluk
b. Kendi hakkında abartılı duygular (diğerlerinde üstünlük gibi)
c. Paranoya
d. Hiperaktivite
e. Tekrar eden davranışlar
2. Vücuda etkiler
a. Terleme veya üşüme
b. Bulantı veya kusma
c. İştah kapanması
d. Uyku ihtiyacının azalması
j. Kalp atışında hızlanma
k. Kan basıncının artması
Eğer madde sürekli olarak kullanılıyorsa
a. Kalp bozuklukları
b. Karaciğer bozuklukları
c. Kötü beslenme ve kilo kaybı
d. Korku
e. Depresyon
f. Tüm enjektörle geçebilecek hastalıklar görülebilir.
Kafein: Günlük olarak kahve, çay ve içkilerde eklenmiş bir madde olarak bulunur. Genellikle ağızdan alınır; enerji ve canlılığı artırmak için kullanılır.
1. Ruhsal etkiler
a. a. Mutluluk
b. b. Yorulmama
Yüksek miktarlarda alnırsa
c. c. Yerinde duramama
d. d. Kasların çekilmesi
e. e. Sinirlilik
f. f. Heyecan
Vücuda etkileri
a. Mide rahatsızlıkları
b. Uykusuzluk
Eğer sürekli kullanılıyorsa
a. Endişe
b. Depresyon
c. Halüsinasyon
d. Pankreas kanseri
e. Kalple bağlantılı bozukluklar görülebilir.
Nikotin: Nikotin tek başına bir sınıf teşkil edebilmesine rağmen, hem Merkezi Sinir Sistemi depresanları, hem Merkezi Sinir Sistemi stimulantları ile birlikte düşünülebilir. Tütünün kullanıldığı tüm maddelerde bulunur.
1. Ruhsal etkiler
a. Rahatlama
b. İyi hissetme
2. Vücuda etkiler
a. a. Midedeki asidin artması
b. b. Kan basıncında artış
c. c. Kalp atışında hızlanma
d. d. İştah azalması
Nikotinin sürekli kullanılması durumunun sonuçları şunlardır:
a. Kalp rahatsızlığı
b. Kronik bronşit
c. Astım
d. Ülcerler
e. Her türlü kanser
f. Hamilelikte bebeğe her türlü zarar.
Merkezi Sinir Sistemi Depresanları
Bunların başında alkol, barbituratlar, benzodiazepinler gelir ve etkilerinin sürekli olmasıyla bilinirler. Ortak sonuçları şöyledir:
1. Endişesizlik
2. Uykuya benzer bilinçsizlik halleri
3. His kaybı
4. Koma
5. Ölüm
Alkol: Çoğu zaman içkilerden alınır ve bir depresan olmasına rağmen stimulant zannedilir. Bazı faktörler alkolün etkisini değiştirebilir.
1. 1. Midede besin olması. Eğer kişi toksa, alkol etkisini daha az gösterir.
2. 2. İçkiyi tüketme süresi. Eğer hızlı tüketilirse etkisini daha çabuk gösterir.
3. 3. Midenin boşalma süresi. Eğer çabuk boşalırsa, alkol çabuk emilir.
4. 4. Vücut ağırlığı. Vücut ağırlığı arttıkça alkol etkisi azalır.
5. 5. İçkinin özellikleri. Bazı içkilerde alkol miktarı diğerlerinden daha yüksektir.
Alkol kullanımının ruhsal etkileri
a. a. Rahatlama
Yüksek miktarlarda kullanıldığı takdirde
b. b. Denge bozukluğu
c. c. Bozuk konuşma
d. d. Dikkat ve hafızada eksiklik
e. e. Kafa karışıklığı
f. f. Karar verme zorluğu
Uzun süreli kullanımlarda
a. Karaciğer rahatsızlıkları
b. Kalp kasları bozuklukları
c. Beyin rahatsızlıkları
Barbituratlar: Barbituratlar hap şeklinde hazırlanılır ve enjekte de edilebilmesine rağmen çoğu zaman ağız yoluyla alınır. Tıpta gerginliği, huzursuzluğu azaltmak ve uyku getirmesi amacıyla kullanılır. Epilepsi tedavisinde de kullanılabilmişlerdir.
Barbiturat kullanımının etkileri
1. 1. Ruhsal sonuçlar
a. a. Rahatlama
b. b. Gerginliğin azalması
c. c. Uykusuzluğun geçmesi
Yüksek miktar kullanımında
d.Konsantrasyon eksikliği, dikkat bozukluğu ve hatırlamada zorluklar.
e. Kabul edilemez cinsel veya saldırgan davranışlar
f. Değişken ruh halleri
g. Kararsızlık
Benzodiazepin: Bunların başında Librium, Valium, Tranxene, Klonopin, Xanax ve Ativan gelir. Barbituratlara benzerler; ancak doz aşımı, zehirlenme gibi durumlarda çok daha güvenlidirler. Endişe ile bağlantılı rahatsızlıkların tedavisinde kullanılırlar.
Cannabinoidler:
Esrar ve haşhaş ürünleri içlerinde bu maddeyi bulunur. Etkileri 1 ve 5 dakika içinde görülmeye başlanır, 30 ve 60 dakika içerisinde en şiddetli noktaya ulaşır. Kek, kurabiye gibi yiyeceklerin içine de eklenebilirler. Küçük dozarda etkileri alkolün etkilerine benzer; ancak yüksek dozlarda halüsinasyonlara yol açabilirler.
Cannabinoid kullanımının etkileri:
1. 1. Ruhsal etkiler
a. a. Mutluluk
b. b. Geçmiş, şimdiki zaman ve geleceğin karıştırılması
c. c. Yakın zamanlı hafıza bozukluğu ve dikkatin dağılması
d. d. Endişe (özellikle tecrübesiz kullanıcılarda)
e. e. Sebepsiz korkular
f. f. Kararsızlık
g. g. Halüsinasyonlar görme
2. Vücuda etkiler
a. a. Aşırı iştah
b. b. Ağız kuruluğu
Bu maddeyi uzun süre kullananlarda görülenler
a. Sosyal ilişkilerde kayıplar, aktivitelere ilgi kaybetme, planlama becerisizliği.
b. Sigara kullananlarda olduğu gibi kanser ve diğer hastalıklara açıklık.
c. Kısırlık
d. Vücudun direncinin düşmesi
e. Kazalarda yaralanma ve ölüm riskinin artması
Opioid: Eroin, kodein, morfin bu sınıfa girer. Tıbben, bu madde ağrı kesici ve ciddi hastalıkların son dönemlerinde rahatlatmak amaçlı kullanılır. Etkileri 3 veya 6 saat arasında değişir.
Opioid kullanımının etkileri:
1. 1. Ruhsal etkiler
a.İyi ve mutlu hissetme
b. Uyku, bozuk konuşma, çevreden kopma, dikkat bozukluğu, depresyon.
2. 2. Vücuda etkiler
a. a. Terleme
b. b. Bulantı ve kusma
Sürekli kullanıldığı takdirde görülenler:
a. a. Yüksek doz riski
b. b. Kötü beslenme
c. c. Hastalıklara açıklık, vücudun direncinin düşmesi
d. d. Pis iğne kullanımından kaynaklanacak çeşitli hastalıklar
e. e. Ağrıyı gölgelediği için başka rahatsızlıkların farkedilmemesi.
Eroin: Beyaz veya kahverengi bir tozdur. Burundan çekerek, sigara gibi içerek veya iğne ile vücuda alınır. Etkileri bakımından morfinden 10 kat daha güçlüdür. Şeker veya kabartma tozu ile miktarı büyütülür ve sokaktaki hali yüzde on oranında saftır.
Metadon: Bu madde ağızdan alınır. Etkileri eroinden daha uzun sürer; ancak kişiyi o kadar iyi hissettirmez. Rahatsız psikolojik etkileri 6 aydan daha fazla bile sürebilir.
Meskalin: Bu maddenin kullanımı canlı renklerde görüntüler ve halüsinasyonlar görmeye sebep olur. Kullanan kişiler zaman kavramını kaybeder veya hafiflediklerini hissedebilirler. Etkileri 4 saat ile 16 saat arasında değişir.
LSD: Bu madde suda çözülür, kokusuz, tatsız ve renksizdir. Toz şeklinde, kapsülde, hap olarak veya küp şekerlerin üzerine damlatılmış olarak bulunabilir.
LSD kullanımının etkileri şöyledir:
1. Ruhsal etkiler
a. Ani ruh değişiklikleri
b. Halüsinasyonlar
c. Aşırı korkular
d. Kafa karışıklığı
e. Depresyon
f. Renklerin daha canlı olması, şekillerin bozuk görülmesi gibi algısal bozukluklar
g. Karar verememe
2. Fiziksel etkileri
a. Kan basıncında ve vücut ısısında artış
b. Terleme
c. Denge bozukluğu
d. Görüşün bozulması
e. Kalp ritminde bozulmalar
Psilosibin ve Psilosin: Bu iki madde mantarlardan elde edilir ve ağızdan alınırlar. Etkileri LSDye çok benzer ancak etkileri daha kısa sürer.
PCP: Bu sentetik madde toz halinde bulunur ve tütünün üzerine konup sigara gibi içilir veya burundan çekilir. Yüksek miktarda alındığı takdirde paranoid kişilik bölünmesi işaretlerine sebep olan bu maddenin etkileri 4 veya 6 saat civarında hissedilir. Maddeyi kullananın kişiliği ve kullandığı çevre etkiyi değiştirebilir.
Uçucu madde kullanımı: Bu kategorideki maddelerin arasında gaz, benzin, aseton, eter bulunur. Temizlik maddelerinde, çakmak sıvılarında, boya incelticilerde, kırtasiye yapıştırıcılarında, sprey deodorantlarda, leke çıkarıcılarda ve oje çıkartıcılarda rastlanabilir. Yarı sıvı halde olanlar bir torbanın veya plastik çantanın içinden koklanarak kullanılır. Elde etmenin kolaylığı, her yerde bulunabilir ve çok ucuz olmaları nedeniyle bu maddeler sık kullanılır. Üstelik etkisi kısa sürdüğü için kişiye daha fazla kullanma fırsatı verir.
Madde Kullanımının Sebeplerinin Araştırılması
Madde kullanımının sebeplerini araştıranlar öncelikle tek bir nedenin açıklamaya yeterli olamayacağını söylerler. Yine de, genetik araştırmalar ve psikolojik yaklaşımlar madde bağımlılığının nedenlerini su yüzüne çıkarmada başarılı olmuşlardır.
Genetik araştırmalar bu tür eğilimlerin kalıtımsal olma ihtimali üzerinde çalışmışlardır. Genetik çıkarımlara göre, gerçekten de özellikle alkol bağımlılığı konusunda ailede alkol kullanan kişilerin olması risk unsurunu artırmaktadır. Ancak diğer madde bağımlılıkları konusunda buna karar vermek için henüz yeterli tıbbi delil yoktur.
Psikolojik teorilerin başında ise Psikodinamik yaklaşım gelir. Buna göre, kişiler dış dünya ve kendi duygularıyla başa çıkmakta zorlandıkları için bu yolu tercih ederler.
Davranışsal yaklaşıma göre ise madde kullanımı öğrenme tekniklerinden ileri gelir. Madde kullanımının ilk denemelerinde kişi hoş tecrübe yaşandığında, her kullanımında aynı etkilerin olacağını düşünür. Özellikle ilk dönemlerde, kullanımı devam ettirmek için çok etkili bir beklentidir.
Aynı zamanda, sorun çözmede başarısızlık, çaresizlik gibi hisleri olan kişi çevresinden, arkadaşlarından, ailesinden görerek uyuşturucu kullanımını öğrenebilir.
Başka bir sebep de maddenin bir ödül olarak öğrenmeye katkısıdır. Kişi, maddenin kendisini stresten arındırdığını, rahatlattığını fark ettiğinde bu ödül yerine geçmiş olur.
Madde Kullanımına Giden Yollar
Genelde madde bağımlılığına giden yolun iki türlü olduğu görülmüştür.
İlkine göre; 1.Bira veya şarap tüketimi
2. Ağır içki veya sigara tüketimi
3. Esrar kullanma
4. Diğer uyuşturucuları kullanma
İkincisi ise; 1. Bira veya şarap tüketimi
2. Ağır içki veya sigara tüketimi
3. Esrar kullanma denemeleri
4. Alkol bağımlılığı
5. Reçeteli ilaç kullanma
6. Diğer uyuşturucuları kullanma
Madde Kullanımına Eğilimi Artıran Risk Unsurları
Risk unsurları beş kategoride incelenebilir:
1. Arkadaş unsuru madde bağımlılığında önemli bir rol oynayabilir
a. Arkadaşların madde kullanmaları
b. Arkadaşların madde kullanımına dair olumlu düşünceleri
c. Arkadaşlara aileden daha fazla bağlanma
d. Kendini madde kullanan arkadaşlara benzetme
2. Ebeveyn ve Aile bağlantılı madde kullanımını artıracak durumlar
a. Ebeveynlerin madde kullanıyor olmaları
b. Ebeveynlerin uyuşturucu maddeler konusunda olumlu düşünceleri veya zararsızlıklarına inanmaları
c. Çocuğun madde kullanımına ebeveynlerin hoşgörü göstermesi
d. Ebeveyn ve çocuk arasında ilişki kopukluğu
e. Ebeveynlerin çocuğun hayatının dışında olmaları
f. Ebeveynlerin gerekli disiplini veya otoriteyi kuramamış olmaları
g. Ebeveynlerin antisosyal davranışları
3. Madde bağımlılığı ile birlikte anılan kişilik özellikleri
a. Erken çocuklukta saldırganlık
b. Okulda başarısızlık
c. 15 yaşından önce uyuşturucu madde denemiş olmak
d. madde kullanımı ile ilgili olumlu düşüncelere sahip olma
e. risk almayı ve heyecanı seven bir kişi olma
f. düşük kendine güven
g. geleneksel fikirlere fazlasıyla karşı olma ve sapkınlığı hoşgörme
h. depresyon, gerginlik
i. sorunların üstesinden gelememe
j. travmatik tecrübeler
k. sosyal ilişkilerde başarısızlık
4. Madde bağımlılığını artırabilecek sosyal ve kültürel etmenler
a. Düşük sosyo ekonomik gelir
b. Yüksek nüfus yoğunluğu
c. Sınıflar arası geçişkenliğin az olması
d. Yüksek suç oranı
e. İşsizliğin yüksek olması
f. Bireyselliğin yoğun yaşanması
g. Uyuşturucu maddenin kolay erişilebilir olması
Uyuşturucu Madde Bağımlılığından Kurtulmada Aşamalar
1. Başlangıç. Kişi uyuşturucu madde ile tanışır, denemeler yapar.
2. Olumlu sonuçlar. Kişi maddeden zevk alır ve hem ruhsal (gerginlikten kurtulma, rahatlama), hem sosyal etkilerinden (arkadaşların takdirini kazanma gibi) yararlanır.
3. Olumsuz sonuçlar. Olumlu etkileri yaşayabilmek için kullanmaya devam edenler, eninde sonunda olumsuz sonuçlarla tanışırlar. Madde kullanımından doğan kötü sonuçları farkedenler, düzenli kullanımı keserler. Kullanmaya devam edenler ise uyuşturucu madde kullanımı ve etkileri arasındaki bağı akıllarından atmaya çalışır ve reddederler.
4. Dönüm noktası. Bu seviyede, kişi aradaki bağı farkeder. Kafa karışıklığı ve ruhsal çatışmaların en fazla yaşandığı dönem budur.
5. Bırakma çabaları. Bu seviyede hem uyuşturucu maddeyi bırakma çabalarına, hem de hayat tarzının değişmesine uğraşılır.
6. Değişimin kalıcı olması. Artık yeni düzene alışılmış ve hayat tarzı gelişmeye başlamıştır.
Madde Kullanımının Aniden Bırakılması
1. Madde kullanımının aniden bırakılması için önemli bir sebep hayatta önemli bir değişikliğin olmasıdır. Evlilik, yeni bir işte çalışma, dine olumlu bir dönüş, kişinin bir kaza, hastalık geçirmesi veya intihara kalkışma.
2. Varolma ile ilgili bir kriz, dibe vurma durumu. Kişi içinde bulunduğu durumun ciddiyetinin farkına varınca kendini iyileştirme yollarını arar.
3. Ekonomik ve sosyal yardımlar iyileşmeyi kolaylaştırır.
Değişimde yaşanan süreçlerin başta gelenleri şöyledir
1. Bilinçlenmenin artışı. Kişinin kendisi ve problemi hakkında bilgi edinmesi.
2. Kişinin özgürleşmesi. Kendine inanç duyması ve değişmeyi başaracağına inanması.
3. Rahatlama. Kişinin kendisini ifade ederek sorununu ve çözümlerini keşfetmesi
4. Çevre değerlendirmesi. Kişinin sorunlarının çevresini nasıl etkilediğini fark etmesi.
5. İlişkilere yardımcı olma. Kişinin açık olması ve kendisiyle ilgilenen birilerine güvenebilmesi.
6. Ödüllendirme. Çevresindekilerin veya kişinin kendisini iyileşme sonucunda ödüllendirecek olması.
PSİKOSOSYAL SORUNLAR , ALKOL VE UYUŞTURUCU MADDE KULLANIM SIKLIĞI ÜZERİNE 1942 KİŞİNİN KATILDIĞI BİR ÇALIŞMA
Bu çalışma, 2400 kişinin psikososyal ve uyuşturucu madde kullanma sorunlarını belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Bir uzman psikiyatrist, iki psikiyatri asistanı tabib, iki psikolog ve iki sosyal hizmet uzmanından aluşan çalışma ekibi, 2400 kişiye bu amaçla hazırlanmış bir sorgulama formu uyguladı. Bu formlardan uygun doldurulmayanlar ve boş bırakılanlar araştırma dışı bırakılmış ve ankete uygun ve yeterli cevabı veren 1942 deneğe ait veriler " SPSS For Windows 4.0" paket programına yüklenmiştir.İstatiksel değerlendirme yapılarak aşağıdaki bulgular elde edilmiştir.
Grubun Sosyodemografik Özellikleri :
Araştırma grubun %73,1 'ini 20 yaş grubu oluşturuyordu. Grubun %79.3 'ü bekardı.
Doğum yerine göre dağılımda, sıklık sırasıyla İstanbul (%5,4), Ankara (%4,9), Adana (%4,1), Adıyaman (%3,4) ve Bursa (% 3,2) illeri ilk beş sırayı alırken; diğer illere ait sıklıklar Türkiye'nin nüfus dağılımına paralelik göstermekteydi.
Grupta, 15 yaşına kadar köylerde oturma oranı %47,4 iken ; 15 yaşından sonra 20 yaşına kadar geçensürede bu oran %27,2'ye iniyordu. Bu oranlara ters yönde şehirlerde oturma oranı ise %29,8'den %45,5'e çıkıyordu. Bu yükselme de rol oynayan faktörler olarak çalışma, eğitim vb. nedenlerle şehire göç etme gösterilmişti.
Grubun en büyük bölümünü ilkokul mezunları oluşturuyordu, bunların oranı %36,6 idi. Aylık gelir açısından ise grubun çoğunluğunu alt ve orta gelir düzeyinde bireyler oluşturuyordu. Ancak grubun %69,5 inde oturulan konut, ailenin kendi mülkü idi.
Mesleklerine göre grubun dağılımı: %19.6'sı zanaatkar, %17,8'I işçi, %13,9'u serbest, % 5,4'ü memur, %3,1'I işsiz, %1,9'u yönetici ve %38,3'ü diğer mesleklere sahipti.
Hane halkı sayısı açısından; 5 kişi ve üzeri olanlar %45,2 , 5 kişi olanlar %20,2 ve 4 kişi olanlar %17,7 idi. %16,9'u 3 ve daha az sayıda hane halkına sahipti. Grupta aile tipi genellikle "çekirdek aile " idi. Deneklerin %26,8'I ailenin 1 nci çocuğu iken; %22,3'ü 2.nci, %18,0'I ise 3 ncü çocuğu idi. %32,9'u ise ailenin 4.ncü yada daha küçük çocuğu durumundaydı.
Deneklerin sivil yaşamlarında, boş zamanlarındaki faaliyetleri değerlendirdiğinde;
* dernek faaliyetlerine katılma %5,3
* aynı cins arkadaşlarla çıkma %52,5
* Karşı cins arkadaşlarla çıkma %39,1
* Düzenli spor yapma %41,6
* Düzenli TV seyretme %51,6
* Aile ile vakit geçirme %62,1 oranında idi.
Ruhsal tedavi görenlerin oranı %21,2 iken; hastaneye yatarak ruhsal tedavi görenlerin oranı %5,6 idi. İntihar etmeyi düşünenlerin oranı %22,3 iken; bir kere intihara teşebbüs edenler %3, birkaç kez intihara teşebbüs edenler ise %2,3 oranındaydılar.
Dünya sağlık örgütünün eşgüdümünden yapılan çalışmalarda da sağlık ocaklarına başvuran hastalarda %23,4 oranında ruhsal bozukluk saptanmış. Alan çalışmalarında ise bu oran %17,6 oranında bulunurken;en sık rastlanan rahatsızlığın %11,6 oranında depresyon olduğu belirlenmiştir.
Bizim çalışma grubumuzdaki ruhsal tedavi görme ve intihar düşünce ve girişim oranlarının, Türkiye örneklemi oranları ile uyumlu kabul edebiliriz.
Grubun ailesel özellikleri :
Deneklerin %82,6'sının anne ve babaları sağ olup; hep birlikte yaşıyorlardı. Deneklerin %9,6'sının babası ,%5,4'ünün annesi ölmüş; %1,5'inin anne ve babası ayrılmış , %0,8'inin üvey anne ya da üvey babası vardı.
Çocukluklarında evde hakim kişi açısından, grubun %70,1'inde "anne baba birlikte", %22,4'ünde "sadece baba", %2,4'ünde "sadece anne" idi.
Anne baba arasındaki temel anlaşmazlıkları değerlendirdiğimizde, sırasıyla %39,6 oranında "görüş ayrılığı" ,%35,1 oranında "parasal sorunlar", %14,9 oranında "dinsel sorunlar" ve %10,4 oranında "alkol kullanımı sorunları" gelmekteydi. Babaların %72,2'si hiç alkol almazken; %9,5'u her akşam alkol alıyordu. Alkol alan %27,8'lik baba grubunun %10,4'ünde alkol kullanımının, anne baba arasında temel sorun olması hayli düşündürücü bulundu. Başka bir deyişle alkol kullanan her 3 babadan biri, bu nedenle eşiyle bir sorun yaşamaktaydı.
Baba mesleği açısından, grubun %51,4'ü serbest meslek , %16,7'si memur , %13,1'i vasıfsız işçi , %8,6'sı tüccar, %10,1'i işsiz babalardan oluşmaktaydı. Babanın işine devamlılığı, grubun %79,2'sinde düzenli idi.
Babanın evdeki rolü açısından; grubun %86'sında genellikle anlayışlı lider, %10,1'inde çok otoriter,
%3,9'unda pasif olarak nitelendirilmişti.
Grubun %59'unda, anneler genellikle aşırı koruyucu olarak belirtilmişti.
Grubun çocukluk özellikleri :
Çocukken, deneklerin %13,2'si aşırı hareketli olduklarını belirtirken; %15,9'unda çocukken tahrip edici davranışlar mevcuttu. Tahrip edici davranışlar %8,3'ünde kendine yönelik iken %7,6'sında başkasına yönelik idi. Grubun %84,1'i çocukluklarında uyumlu davranışlar içindeydi.
Grubun çevreyle ilişkileri :
Genelde arkadaş ve çevre ilişkilerinde; grubun %70,2'si işbirlikçi-uyumlu, %26,8'i çekingen ve %3'ü çok saldırgan ve geçimsiz olarak kendilerini tanımlamışlardır.
Grubun ailesel özellikleri :
Grubun %10,5'inde ailede ruhsal tedavi görme öyküsü vardır. Bunu %4,1 oranında baba, %3,0 oranında anne ve %3,4 oranında kardeşler oluşturuyordu.
Ailede intihara teşebbüs öyküsü, grubun %4.6'sında vardı ve bunun %0.8'sini baba , %1.1'ni anne ve %2.8'ni kardeşler oluşturuyordu.
Grubun çevreyle ilişkileri :
Boş zamanlarını değerlendirme, giyim tercihi, para harcama şekli gibi konularda, deneklerin genel amaç ve görüşleri; ailelerinkiyle daha çok farklılık gösteriyordu. Sigara, alkol, eğitiminin değeri, hayatta önemli olandeğerler açısından ise deneklerle ailelerin görüş ve amaçları daha çok benzerlik taşıyordu.
Grubun sigara , alkol ve uyuşturucu madde kullanma tutumları :
Grubun %37,6'sı hiç sigara kullanmazken; askerlik öncesi ve halen sigara kullananlar %49.7, askere geldikten sonra sigaraya başlayanlar %12.7 oranındaydı.
Sigara kullananların %51.7'sinin askerlikte sigara kullanımını arttırdıkları saptandı. Neden olarak ta %71.8 oranında sıkıntı, bunalım , %15.6 oranında yalnızlık , %5.8 oranında ikram , %6.8 oranında çoğunluğa uyma gösterilmiştir.
Ailede sigara kullanımı açısından ; babaların %52.6'sı , annelerin %3.8'i , erkek kardeşlerin %23'ü, kız kardeşlerin %1.1'i sigara kullanırken; tüm fertleri sigara kullanmayan aileler , grubun %19.6'sını oluşturuyordu.
Grubun %30.3'ü hayatında hiç alkol almamışken; %32.2'sinde sık alkol kullanımı belirtilmişti . Son 12 ay içinde hiç alkollü içki almayanlar grubun %43.2'sini oluştururken;
40 ya da daha fazla kez kullananlar grubun % 14.8'ini oluşturuyordu. Son 30 gün içinde alkol almayanların oranı %76.2'iken ; 1-2 kez kullananlar %11.8', 3-5 kez kullananlar %5.2, 6-9 kez kullananlar %2.3, 10-19 kez kullananlar %2.5, 20-30 kez kullananlar %2.1 oranında idi. Bunların %9.0'u 15 günde bir kez , %5.6'sı haftada bir kez, %3.7'si hafta iki kez, %2.2'si haftada ikiden fazla, %0.9'u hergün kullandığını belirtmişlerdir.
Son içki mahalli grubun %18.9'unda bar veya kafe, %14.1'inde ev, %11'inde sokak, park olarak belirtilmiştir.
Alkol kullanmama nedenleri sıklık sırasıyla; %63.5'I "sağlığa zararlı", %54.9'u "dini inançlara aykırı", % 43.4'ü "insanlara zarar veriyor"; %26.4'ü "ihtiyaç duymama", %23.3'ü "etkilerinden hoşlanmama", %22.9'u "tadını sevmeme", % 12.9'u "çevresinin izin vermemesi", %9.9'u "bağımlılıktan korkma", %7.8'I "pahalı olması", %6.4'ü " diğer nedenler" olarak belirtilmiştir. Çalışmamada grubun%70 'inin hayatında en az 1 defa alkollü içki kullandığı, grubun %32.2'sinde az veya çok düzenli bir alkol kullanımı bildirilmiştir. 1992 yılında yapılan bir çalışmada 2300 kişilik asker populasyonunda %38'inde alkol kullanımı saptanmıştı. Bu çalışmada tüm grubun %15.32'si ayda enaz 2 yada daha fazla kere alkol alırken ; bizim çalışmamızda bu oran %21.4 'dur. Hergün yada gün aşırı içenler ise kıyaslanan çalışmada tüm grubun %2.26'sı iken , bizim çalışmamızda %3.1 oranda saptanmıştır.
1997 yılında 12-65yaş grubu 1550 kişilik bir örneklemde %25.6 oranında halen alkol kullanımı, %7.9'unda geçmişte alkol kullanımı bildirilirken; 20-24 yaş grubunda alkol kullanımının %43.3 olduğu saptanmış. Yine 1997 yılında 3694 acemi erlerde yapılan bir çalışmada hayatta en az bir defa alkol kullanım oranı %31.9 olarak saptanmıştır.
Alkol kullanım nedenleri ise sıklık sırasıyla; %66.5'i "uyuyabilmek için", %57.1'i "arkadaşları içtiği için", %56.8'i " kendini iyi hissetmek için", %48.2'si "sinirlendiği için", %44'ü "rahatlamak için" , %43.1'i sorunlardan uzaklaşmak için", %42.3'ü sıkıntıdan " , % 40.3'ü "eğlenmek için", %66.8''i "diğer nedenlerle alkol içme" olarak belirtilmiştir.
Alkol içmeyenler alkolün sağlığa ve sosyal ilişkilere zarar verici olduğuna dikkat çekerlerken; içenlerin bu konuları görmezlikten gelmeleri ve alkolü bir eğlence aracı olmaktan ziyade bir ilaç gibi görme eğilimleri düşündürücüdür.
Grubun uyuşturucu maddeler ve kullanımıyla ilgili görüşleri değerlendirildiğinde;
Grubun % 57'sinde, basında uyuşturucu maddelerle ilgili yer alan bilgilerin uyuşturucu maddeye olan merakı azalttığı görüşü mevcutken; %9.5'inde aksine merakı arttırdığı, %33.5'unda ise etkilemediği görüşü vardır.
Grubun %74.4'ü esrarı , %70.3'ü eroini, %68.7'i kokaini, %69.6'sı tiner ve bali'yi , %43.8'I ektaziyi , %21.2'si Akineton'u, %20.9'u LSD'yi, %"6.6'sı amfetamini, %15'I krak'ı, %13.4'ü metadonu daha önceden duyduklarını belirttiler.
Grubun %3.3'ü uyuşturucu bir maddeyi bir kez denediklerini, %4.8'i ise birkaç kez kullandıklarını belirttiler.
Uyuşturucu maddeyi bir kez deneyen ve kullananların; ; uyuşturucu maddeyi bulma yerleri sorulduğunda; %8.0'I yerini gizlerken; %2.5'I bir grup arkadaşla paylaştığını, , %2.0'ı kendinden büyük bir arkadaşıyla paylaştığını, %1,9'u yaşıtlarıyla paylaştığını, %0.2'side aile büyükleri, akrabalar ve tanımadığı bir yabancıdan aldığını belirtti.
Bizim çalışma grubumuzda bulunan uyuşturucu, %8,1'lik madde kullanım sıklığı oranı, Türkiye'de 1995 yılında 1500 lise öğrencisinde bildirilen %7 lik yaşam boyu yaygınlık oranıyla uyumludur. 1997 yılında 1550
kişilik bir İstanbul örneklem grubunda %4.64'ünün uyuşturucu maddeyi denediği yada halen kullandığı
saptanmıştır. Yine 1997 yılında 3694 kişilik bir grupta yapılan bir anket çalışmasında ; grubun %1.5'inin 20
yaşa gelinceye kadar alkol ve tütün dışında bir uyuşturucu maddeyi devamlı kullandığı, %3.6'sının hayatında en az bir defa uyuşturucu madde denedikleri belirlenmiştir. 1992 yılında 2300 kişilik bir populasyoda uyuşturucu madde kullanım oranı ise %1.52 olarak bildirilmiştir. Yine aynı yıl 1500 lise öğrencisinde uyuşturucu maddeyi en az bir defa kullanma oranı %2.6'dır.
Uyuşturucu madde kullanım oranının, çalışmadan çalışmaya değişiklik gösterse de giderek arttığı dikkati çekmektedir. Ayrıca yasal nedenlerle yeterince açık cevapların alınamayacağı da düşünülmelidir. Ancak,her yıl giderek geometrik bir artış hızı çizen büyük miktarlarda uyuşturucu madde ele geçirilmesi, durumun ürkütücü boyutlarını göstermektedir.
SONUÇLAR :
1. Tüm grubun %3.2'si ruhsal nedenlerle viziteye çıkmıştır. Yaşamlarında hastanede yatarak ruhsal tedavi görenlerin oranı %5.6, sivilde bir kez intihara teşebbüs edenlerin oranı %3 olarak belirlenmiştir.
2. Grubun %15.9'u çocukken kendilerine yada başkalarına yönelik yıkıcı-şiddet içeren davranış gösterdiği, %13.2'si çocukken aşırı hareketli olduğunu bildirmiştir. Grubun %3'ü kendilerini çok saldırgan ve geçimsiz olarak nitelendirmiştir. Grupta, ceza alanların oranı %6.5'tur. Eğitim düzeyi düştükçe ceza alma oranı artmakta olup, üniversite terklerde de orta düzeyde bir suç işleme dikkat çekici bulunmuştur.
3. Grubun üçte biri hiç sigara kullanmazken; yarısının sigara kullandığı belirlenmiştir.
4. Ailede sigara içilmesi ile çocuklarda sigara kullanım oranlarının artmadığı, etkilenmediği saptanırken;ntihar davranışı, alkol kullanımı, madde kullanımı konularında aileler ile çocukları arasında doğru orantılı bir artış bulunmuştur.
5. Alkol kullananların daha sık ceza aldıkları, daha sık viziteye çıktıkları, daha çok sıklıkla uyuşturucu madde kullandıkları dikkat çekici bulunmuştur.
6. Alkol kullanımı, doğum yerine göre sırasıyla Marmara, Ege, Akdeniz bölgelerinde ; ülkenin diğer bölgelerine göre daha çok yoğunluk göstermektedir.
7. Uyuşturucu madde kullanım sıklığı ise doğum yerine göre en sık Güneydoğu Anadolu (%24.9), daha sonra Marmara (%21.1) ve Akdeniz (%19.3) bölgelerinde görülmekte olup; en az sıklığı Ege bölgesi (%11.7) göstermiştir. (Oranlar yaşam boyu prevalansı gösterir: hayatları boyunca en az birkere alkol ve tütün dışında uyuşturucu bir maddeyi deneme-kullanmayı gösterir. )
8. Mesleği olanlarda alkol kullanım oranı olmayanlara göre daha düşük bulunurken; uyuşturucu madde kullananlarda böyle bir ilişki saptanamamıştır.
9.Alkol kullanmayanların alkolün sağlığa ve toplumsal ilişkilere zararlarına daha duyarlı ve bilinçli olmalarına karşın; alkol kullananların bu duyarlılığı göstermediği ve alkolü bir ilaç yada çare gibi görme eğilimi içinde oldukları izlenimi edinilmesi oldukça düşündürücüdür.
Alkol ve Sigara
Alkol kullananlar arasında nikotin bağımlılığının oranı diğer popülasyona göre 2-3 kat daha fazladır (7, 8). Sigara ve alkolün sinerjistik etkiyle daha fazla kanser riskine yol açtığını gösteren epidemiyolojik veriler artmaktadır. Alkol ve sigara kullanımı birlikte sinerjistik etkiyle motorlu kazaları, ösofagus, ağız ve farinks kanseri risklerini arttırıyorlar (4). Nikotin bağımlılığı diğer yasadışı maddelerle aynı ölçüde sosyal, iş ve hukuki sorunlara yol açmamakla birlikte, tıbbi sakıncaları ve yaşamın erken dönemlerinde düzenli kullanımının zamanla diğer maddelerin kullanımına yol açması (9) nedeniyle psikiyatrik müdahaleyi önemli kılmaktadır.
Hastanede yatan hastalarda, psikiyatrik hastalarda, lise öğrencilerinde alkol kullananların kullanmayanlara göre daha fazla sigara içtikleri gösterilmiştir (10). Mintz ve arkadaşlarının yaptıkları deneyde laboratuvar koşullarında alkol alımından sonra daha fazla ve hızlı sigara içtikleri, içtikleri sigaradan aldıkları dumanın daha fazla olduğunu göstermişlerdir (10). Deneysel olarak alkol alınan fakat sigara içilmesine izin verilmeyen günlerde deneklerin sigara aramaları (craving) daha fazla olmuştur. Alkol almadıkları günlerde daha az sigara içenler ise, alkol kullandıkları günlerde içtikleri sigara miktarını görece olarak daha fazla arttırıyorlar. Alkolün yanlızca sigaranın yakılması ve elde tutma davranışını değil dumanın içe daha fazla alınmasını arttırması önemli bir bulgudur. Alkoliklerin %90ından fazlası sigara kullanmaktadır ve bu oran genel popülasyondaki sigara kullanım oranından daha fazladır. Fazla miktarda alkol kullananlar sigarayı bırakmaya daha az teşebbüs etmektedirler (4).
Bağımlılık birimlerinde sigara yasağı öncesi ve sonrası dönemde başvuran hastalar arasında bağımlılık tedavi programını erken sonlandırma açısından fark bulunamamıştır. Sigarasız tedavi programı öncesinde diğer bağımlılıklar için başvuran hastaların %24ü sigarayı bırakmak istediklerini söylerken, sonrası dönemde %61i istemiştir. Sigarasız bağımlılık ünitesinde tedaviden bir yıl sonraki sonuçlara bakıldığında sigara yasağı sonrası yatan hastaların önceki döneme göre sigarayı biraz daha fazla bıraktıkları, sigara yasağının diğer madde bağımlılıklarının tedavi sonuçlarını etkilemediği bulunmuştur. Araştırmacılar bu bulgularla sigaranın bağımlılık tedavisi sırasında bırakılmasının fizibilite ve sigarayı bırakma motivasyonunu arttırma açılarından olumlu olduğunu söylüyorlar. Miller ve arkadaşları alkol tedavisi öncesi sigarayı bırakanların alkol içme davranışını daha iyi kontrol ettiklerini söylüyorlar (11). Sigarayı bırakmış olanların relaps oranları ise alkol aldıklarında artmaktadır (12).
Bunu destekleyen çeşitli hipotezler vardır: Arama davranışıyla başetmede yardımcı becerilerin öğretilmesi, stresi azaltıcı teknikler ve alternatif davranış paternleri geliştirme gibi nikotin bağımlılığı tedavisinde kullanılan teknikler, alkol ve madde tedavisi teknikleriyle büyük ölçüde benzeşiyor. Bağımlılık davranışları sıklıkla birbirini tetikleyici rol oynuyor ve sigara içmeye devam etmek alkol ve madde kullanımı için uyaran oluşturabiliyor. Alkol kullanırken sigara içmeyi sevenlerin alkolü bıraktıktan sonra sigarayı daha kolay bırakabildikleri söylenmektedir (13). Alkol, madde ve sigara için iyileşme süreci ve tedavi prensipleri birbirine benziyor. Ayrıca alkol, sigara ve opiatlar için relaps oranları birbirine yakındır (4).
Alkol ve nikotin arasında önemli bazı farklılıklar da vardır. Nikotin beyne alkolden çok daha çabuk ulaşmaktadır; yarılanma ömrü daha kısadır ve bu nedenle daha sık alınır. Sigara içenlerin %90ı fiziksel bağımlı iken, alkol kullananların çoğunluğu ara sıra kullanmaktadırlar (14).
Alkol ve sigara arasındaki ilişkinin ve bunun mekanizmasının daha iyi anlaşılması sigara içmeye iten motivasyonları ve bırakmış olanlarda abstinansı tehdit eden faktörleri anlamamız açısından yardımcı olacaktır.
Bağımlılık tedavisi biriminde yatmakta olan hastalarda sigaranın yasaklanması ayrıca değerlendirilmelidir. ASAM (American Society of Addiction Medicine) tarafından nikotin bağımlılığı komitesi ilk kez 1985 yılında oluşturuldu ve tütünden arındırılmış bir bağımlılık tedavisi 1991 yıllık toplantısında workshop olarak gündeme getirildi (15). Sigaradan arındırma politikası içicileri tedavi etmek için önemli olmasına karşın başlı başına bir tedavi seçeneği değildir. Bununla birlikte bazı önemli sonuçlar doğurur. Sigara içenler için sigara içme olanaklarını kısıtlar, böylelikle içilen sigara miktarı azalır ve bırakma girişimlerini teşvik edebilir. Dolaylı olarak sigara içme davranışı üzerine etkileri olabilir. Sigaranın sosyal kabul edilirliği hakkında kuvvetli bir mesaj niteliği taşır ve sigara içmemenin norm olduğu algısını kuvvetlendirir. Oldukça önemli diğer bir faktör de sigara içmenin diğer bağımlılık tedavilerini engelleyici etkisinin olabilmesidir.
Alkol sorunu olan birinin sigarayı bırakmasıyla ilgili cevaplanması gereken bazı sorular vardır. İlk sorun zamanlamayla ilgilidir. Düzelmekte (recovering) olan alkol bağımlısı içme davranışını kontrol edebildikten hemen sonra mı sigarayı bırakmayı denemeli yoksa belirli bir sürenin geçmesini mi beklemelidir? Daha ciddi alkol ve sigara kullanım öyküsü olanlar sigarayı bırakmada, daha ılımlı kullananlara göre başarı şansları daha mı azdır? Sigarayı bırakma girişimi düzelen alkol bağımlısının abstinansını sürdürmesine etkisi var mıdır? Bu sorulara verilecek olan yanıtlar alkol ve sigaranın birlikte bırakılması konusunda daha kesin bir tutum takınılmasını sağlayacaktır.
Bobo ve arkadaşları son altı ayda hiç alkol almamış, en az bir yıl günde bir paket veya daha fazla sigara kullanan ve yatarak alkol tedavisinden sonra en az bir kez ciddi sigara bırakma girişimi olan 77 alkol bağımlısı hastada yaptıkları araştırma sonuçlarına dayanarak alkol bağımlılarının, ayıklıklarını (abstinans) tehlikeye atmadan sigarayı başarıyla bırakabileceklerini söylüyorlar (16). Ancak bu araştırma sonuçlarına göre alkol bağımlıları arasında Michigan Alkolizm Tarama Testinde daha fazla puan alanlar, yatarak alkol tedavisi için daha fazla başvurmuş olanlar, alkolizm tedavisi sırasında daha yoğun biçimde sigara içenler ve sigaraya bağlı daha fazla sağlık sorunları olanlar için sigarayı bırakma girişiminin daha zor olduğu anlaşılıyor. Bobo ve arkadaşlarına göre, yatarak alkol tedavisini takibeden ilk altı aydan sonraki sigarayı bırakma girişimlerinin başarılı olma olasılığı biraz daha fazladır.
Sigaranın hem hastalar hem de bağımlılık tedavi merkezlerinde çalışan ekip tarafından diğer madde bağımlılıklarından farklı algılanıyor (17). Sigarasız bir tedavi ünitesi oluşturmadaki temel çekingenlik hastaların böyle bir servise yatmayı istemeyecekleri ve sigara içen tedavi ekibinin direncidir. Sigara içen sağlık ekibi hastaların sigara içmelerine içmeyenlere oranla daha az karışmaktadır.
Bağımlılık birimine başvuran alkol ve diğer madde bağımlılarının %53ünün sigarayı bırakmak istedikleri; %46sının aynı zamanda sigara bırakma programına dahil olmaya istekli oldukları bildirilmiştir (18). Bobo ve arkadaşları alkol bağımlılığıyla eş zamanlı olarak sigaranın da bırakılabileceğini, alkol relapsının sigara relapsına da yol açabileceğini bildiriyorlar (19).
Goldsmith ve arkadaşları ABD genelinde sigara kısıtlaması uygulamasının yapıldığı 19 bağımlılık tedavi biriminde bu uygulamayı incemişler ve uygulamanın yerleşmesinde rol oynayan en önemli üç faktörü hastanın sağlığı, anahtar rol oynayan bir liderin bulunması ve sigara dumanı kirliliğine karşı değişen tutumlar olarak bildirmişlerdir (20). Uygulamanın yapıldığı 19 birimden beşinde sigara içmekte olan personelin en az yarısı sigarayı bırakmışlardır. Araştırmanın çok önemli bir diğer sonucu da sigara yasağının potansiyel hastaları uzaklaştırmadığıdır. Tedavi birimlerinden hiç biri hastalarda herhangi ters bir etkiden bahsetmemişlerdir. Nikotin bağımlılığı tedavisinin diğer bağımlılık tedavileriyle aynı zamanda nasıl yapılacağına dair henüz bir fikir birliğine varılamamıştır. Gönüllü mü olmalı yoksa zorla mı? Farmakoljik bir tedavi uygulamalı mı? Ayrı sigara gurupları mı yapılmalı yoksa genel bağımlılık gurupları yapılabilir mi? Bu sorulara cevap henüz verilmiş durumda değil. Şu açık ki, amacı bağımlılığı tedavi etmek olan birimlerde sigara bağımlılığına izin verilmesi bir tezat oluşturuyor.
Naranjo ve arkadaşlarının fluoxetinin alkollü ve alkolsüz içecekler, sigara içimi ve kilo alımı üzerindeki etkileleri araştırdıklarında 60 mg/gün dozunda 4 hafta boyunca kullanıldığında alkol alımını azaltmasına karşılık sigara içiminde az da olsa artma olduğunu görmüşlerdir (21). Bobo ve Davis Nebraskadaki bağımlılık tedavi birimlerinde yaptıkları araştırmada klinisyenlerin alkol bağımlılığı tedavisindeki hastalarda en çok tavsiye ettikleri sigara bırakma yöntemlerinin sırayla destek gruplarına katılma (%69), Adsız Alkolikler prensiplerine uyma, birden bırakma (%45), kademeli bırakma (%42) ve nikotin sakızı kullanma olduğunu bildiriyorlar. Araştırmaları sonucunda ortaya koydukları bazı noktalar şöyledir: 1. Alkol sorunlarının olması sigaranın bırakılması için çok büyük bir engel değildir; 2. Alkolle ilgili daha az sorunu olan kişilerin sigarayı bırakmaları daha kolaydır; 3. Tedavi aşamasında olan alkol bağımlılarının ve problemli içicilerin aniden bırakma yöntemi ve nikotin sakızı kullanmaları durumunda uzun süreli bir içmeme dönemleri olabilir (8).
Fishman ve Earley madde, alkol ve nikotin bağımlılığı, yeme bozuklukları, seks ve kumar bağımlığı gibi hastalıkları tedavi ettikleri merkezlerinde bütün bağımlılıkların temelinde aynı dürtünün yer aldığını temel prensip olarak alıyorlar (22). Hastalara sigara dahil olmak üzere bütün madde bağımlılıkların temeldeki bağımlılık bozukluğuyla bağlantılı olduğunu vurguluyorlar. Araştırmacılar sigara arındırma programı başladıktan sonra sigara bağımlısı olan bazı ekip üyelerinin aleyhte olmalarına rağmen bir süre sonra politikanın kabul görmesi ve desteklenmesi sonucunda sigarayı bıraktıklarını ve politikayı desteklemeye başladığını bildiriyorlar. Nikotin sakızı ve patch kullanarak yoksunluk bulgularını tedavi ediyorlar. Hergün yapılan toplantılarda hastalar öfke, hayal kırıklığı veya üzüntü gibi nikotin bağımlılığıyla mücadeleleri sırasında ortaya çıkan duygularını paylaşıyorlar.
Joseph ve arkadaşları tarafından, benzer bir yaklaşımla duygudurumu etkileyen bütün maddelerden kalıcı arınma, tedavideki tek amaç olarak alındı (17). Programın uygulanmaya başladıktan sonra yatan hastalara, birincisi hastane genelinde uygulanan sigara içme yasağı, ikincisi nikotin bağımlılığı, yoksunluk belirtileri ve stresle başetme yöntemlerini içeren didaktik dersler, yazılı materyal, filmler ve nikotinle ilgili konuların görüşüldüğü tartışma gruplarından oluşan program olmak üzere iki uçlu bir bırakma girişimi uygulandı. Program öncesi ve sonrası yatan hastalar karşılaştırıldığında Joseph ve arkadaşları her iki grupta sigara içme oranları ve patternleri arasında fark olmamasına rağmen; programın uygulanmaya başlanmasından sonra sigara bırakmaya bağlı tedaviyi erken bırakma oranlarında herhangi bir değişiklik olmadığını, her iki grubun da bina içindeki yasağa tam uyum gösterdikleri, program sonrası yatanların %41inin, program öncesi yatanların ise %9unun hospitalizasyon sonrası bir haftadan uzun bir süre sigarasız kaldıklarını bildiriyorlar.
Bağımlılık birimindeki sigara yasağına uyulmadığı durumlarda ne yapılması gerektiği konusu henüz net değildir. Bir tek sigara içildiğinde ne tür bir uygulamaya gidilecek, veya sigara yasağı tekrar tekrar çiğnendiğinde nasıl bir uygulamaya gidilecek sorusunun cevaplanması gereklidir (18). Pletcher sigara içimini de tıpkı diğer relapslar gibi görülmesi gerektiğini söylüyor. Taburculuk bir ihtimal olsa bile, olayın bireysel ve duruma göre değerlendirilmesi ve önce tedavi yoğunluğunun arttırılmasının denenmesini önerilmektedir (23).
Son söz olarak sigaranın psikiyatri servislerinde bıraktırılması ya da en azından içiminin kısıtlanması hem diğer hastaların sağlığı açısından gerekli bir uygulamadır, hem de sigara içmemenin bir norm olarak yerleşmesi açısından gereklidir. Bağımlılık tedavi birimlerinde ise gerekli önlemler alındığı ve tedavi programları düzenlendiği takdirde, sigaranın tamamen yasaklanmasının diğer bağımlılık tedavilerindeki başarıyı arttırması mümkündür.
- Katılım
- 16 Ara 2010
- Konular
- 1,165
- Mesajlar
- 8,187
- Reaksiyon Skoru
- 303
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 15 Yıl 5 Ay 26 Gün
- Başarım Puanı
- 200
- Yaş
- 32
- MmoLira
- -121
- DevLira
- 0
Teşekkürler #
- Katılım
- 2 Ara 2010
- Konular
- 4,879
- Mesajlar
- 29,092
- Online süresi
- 1h 12m
- Reaksiyon Skoru
- 1,484
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 15 Yıl 6 Ay 10 Gün
- Başarım Puanı
- 418
- MmoLira
- -295
- DevLira
- 0
Önemli Deqil , Yardımcı Olduysam Ne Mutlu 

- Katılım
- 2 Ara 2010
- Konular
- 4,879
- Mesajlar
- 29,092
- Online süresi
- 1h 12m
- Reaksiyon Skoru
- 1,484
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 15 Yıl 6 Ay 10 Gün
- Başarım Puanı
- 418
- MmoLira
- -295
- DevLira
- 0
GünceL!!
- Durum
- Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 56
- Cevaplar
- 4
- Görüntüleme
- 61
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 14
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 43



