raderde 1
raderde
Cannn6161 1
Cannn6161
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
melankolıa18 1
melankolıa18
romegames 1
romegames
Krutzo 1
Krutzo
shrpnl 1
shrpnl
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Cahit Arf Bir başkaydı....

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan FinaL07
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 9
  • Görüntüleme Görüntüleme 1K

FinaL07

Level 29
TM Üye
Üye
Katılım
2 Ara 2010
Konular
4,879
Mesajlar
29,092
Online süresi
1h 12m
Reaksiyon Skoru
1,484
Altın Konu
0
TM Yaşı
15 Yıl 6 Ay 8 Gün
Başarım Puanı
418
MmoLira
-295
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

Prof. Dr. Erdoğan Şuhubi'nin Cahit Arf a yazmış oldugu bu yazıyı siz güzel matematikçilerle paylaşmak istedim ben arada okudukça gururlanıyorum ve matematiği daha çok seviyorum..Altta geçen Mithat Bey=Prof. Dr. Mithat İdemen dir... şanslıyım çünkü Erdoğan hoca da Mithat hocada benim okulumda ve ders aldım alıcam onlardan =)...

Sevgili Cahit Bey / Erdoğan Şuhubi
- Sevgili Cahit Bey / Erdoğan Şuhubi
Bizim kuşağımızın bilimsel konulara biraz meraklı olan hemen hemen tüm
öğrencileri gibi ben de Cahit Arf adını ilk kez lise döneminin başlangıcında
İnönü Armağanı'nı alması nedeniyle duymuştum. İTÜ'deki öğrenciliğim sırasında
ülkemizdeki en yetenekli matematikçi olduğuna ilginç ve de alışılmadık
kişiliğine ilişkin duyumlar alırdık. Ancak çoğumuzun bunlar üzerinde düşünüp
biraz olsun kafa yorduğunu sanmıyorum. Ben Cahit Bey'in Ankara Üniversitesi Fen
Fakültesi yayınları arasında çıkmış olan "Cebir Dersleri" kitabını
üniversitedeki ilk yılımda almış ve şöyle bir de bakmıştım. Lakin kitabı çok
soyut bulup açıkçası kolayca anlayamadığımı görünce matematik düşünüşteki
sığlığımı sorgulama yerine kitabı bir kenara koyup uzun yıllar kapağını
açmamıştım. Kitabın özgün yapısının neden sonra farkına varabildim. Üniversiteyi
1965'de bitirip rahmetli hocam Mustafa İnan'ın başında bulunduğu "Teknik
Mekanik ve Genel Mukavemet Kürsüsü"ne asistan olduktan sonra Cahit Bey'i görmek
nihayet nasip olmuştu. Mustafa Bey'in çok yakın arkadaşı olduğu için arada
sırada kürsümüze uğrar benim masam da giriş kapısını gördüğü için Cahit Bey'in
gelişini gidişini görme sesini duyma olanağım olurdu. İnönü Armağanı'nı aldığı
çalışması benim de artık iyice merak sardığım elastisite alanında olduğu için
bu çalışmayı incelemiş çözümdeki zerafete hayran olmuş ve kendisindeki büyük
matematikçilere özgü sezi gücünü fark etmiştim. Dolayısıyla Cahit Bey bana
erişilmez görünüyor ve kendisini uzaktan gözlememe karşın tek kelime söylemek
cesaretini bulamıyordum. Cahit Bey'le yakınlaşmaya başlamama inşaat fakültesi
matematik profesörü rahmetli Tevfik Okyay Kabakçıoğlu dolaylı yoldan neden oldu
denebilir. Yurtdışına gittiği 1958 yılında son sınıf tatbiki mekanik opsiyonu
öğrencilerinin bir yarı yıllık mühendislik matematiği dersini vermesini
arkadaşı Cahit Bey'den rica etmiş o da bu yükü kabullenmişti. Bu dersin güzel
ve oldukça kapsamlı bir içeriği olmasına karşın genelde bu içeriğin az bir kısmı
epeyce yüzeysel verilir ve öğrenciler tarafından bu opsiyonun en kolay dersi
olarak değerlendirildi. Cahit Bey bu dersi vermeyi üstlenince öğrenciden çok
fazla sayıda asistan da bu dersi izlemeye başladı. Dersin içerdiği konuların
önemli bir kısmını çalışmalarımızı yürütebilmek için çoğumuz kendi başımıza
incelemek bilgilerimizi derinleştirmek uygulama becerisi kazanmak zorunda
kalmıştık. Dolayısıyla çoğumuzun niyeti bir şeyler öğrenmekten çok Cahit Bey'i
yakından görmek ve gözlemekti. Ancak dersler başladıktan hemen sonra durum
birden değişti. Cahit Bey'in konuları ele alışı bu konuları anlayışı ve
derinliğine özümseyişi dinleyenleri o zamana hiç de akıllarına gelmemiş
doğrultularda düşünmeye yönlendirmesi çok farklı bir matematikçi tipiyle karşı
karşıya olduğumuzu bize gösterdi. Cahit Bey'in ne kadar büyük özgün düşünebilen
bir matematikçi olduğunu esas itibariyle o dersler boyunca algıladığımı
söyleyebilirim. Öğrenciler ise biraz şaşkındı. Kolay geçecek diye beklenen bir
ders birden bir seminer niteliği kazanmış ve zamanlarının en büyük kısmını alır
olmuştu. Bütün içerik tamamlandığı gibi genel istek üzerine tansör analizi de
anlatılmıştı. Sonunda hepsi çok iyi notlarla da geçtiler. Bütün ders boyunca
Cahit Bey yalnızca 25-30 sayfalık kara kaplı bir defteri kullandı anlatımına
yardımcı olmak üzere. Ders sırasındaki resmiyetten uzak alçak gönüllü
arkadaşça davranışı bizleri de ona yaklaşmaya cesaretlendirdi. Artık ders
aralarında ve ders sonrasında yanına yaklaşıp bazı sorunları tartışmaya çeşitli
konularda görüşlerimizi düşündüklerimizi bir küçümsenme korkusu içinde olmadan
dile getirmeye belki de daha doğru bir deyimle Cahit Bey ile arkadaşlığa
başlamıştık. Aramızdaki 40 yıla yakın süren dostluk ve benim öğrenciliğim böyle
başladı denebilir. Artık Cahit Bey Mustafa Bey'i ziyarete geldiğinde bizim
odamıza da uğrar olmuştu. Genellikle odada oturmazdı. Taşkışla'da Hilton
Oteli'ne bakan büyük pencerenin önündeki yüksek radyatöre sırtını dayar
bizlerle konuşurdu. Özellikle 1960'daki üniversite olayları sırasında o
çalkantılı ortamda kendisi ile aynı görüşte olan biz gençlerle bir arada
olmaktan ve söyleşmekten mutluluk duyduğu belliydi. Bu arada ben doktoramı
bitirip biraz da yayın yapmaya çabaladıktan sonra yurtdışına gittim ve 1964 Ôde
geriye döndüm. Bir ay kadar sonra Cahit Bey odamda göründü. Artık TÜBİTAK
kurulmuş ve Cahit Bey Bilim Kurulu Başkanı olmuştu. Araştırmaya merakımızı
gördüğü araştırıcı olarak kendisine umut verdiğimiz için İTÜ'den Mithat
İdemen'i Emin Erdoğan'ı ve beni TÜBİTAK desteği ile haftada üç gün Halkalı'daki
Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi'ne götürmek istiyordu. Merkez müdürü olan
değerli bilim adamı ve Cahit Bey'in Göttingen ve İÜ Fen Fakültesi'nden arkadaşı
Sait Akpınar orasını gerçek bir araştırma kuruluşu haline getirmek için tüm
engellemelere karşı büyük çaba gösteriyordu. Cahit Bey de merkezi TÜBİTAK'a
aktarıp bir bilimsel araştırma merkezi oluşturma hayalini gerçekleştirebilme
umudundaydı. Ancak Cahit Bey boş olduğu her gün Halkalı'ya gidiyor ve plasma
üzerinde çalışan merkez araştırıcıları Kaya İmre ve Ercüment Özizmir ile
statistik mekaniğin temel yaklaşımlarından birinin matematiksel temelini
oluşturan partisyon cebri üzerinde çalışıyordu. Ben Halkalı'ya geldiğim günler
Cahit Bey ve Kaya İmre ile birlikte küçücük bir odada oturuyor Ercüment
Özizmirli'nin katılımıyla da çoğu zaman odada dörtleşiyorduk. Benim üzerinde
çalıştığım bir konu vardı. Ancak odadaki yoğun tartışma ve fikir üretme
ortamından etkilenmemek olanaksızdı. Tartışmalar bizi getirip götüren külüstür
minibüste ve Kaya'nın dediğine göre evde telefonla da devam ediyordu. Merkezdeki
ilkel ıslak fotokopi makinesi Cahit Bey'in çok hoşuna gitmişti. Gece
çalışmalarını inci gibi yazısıyla yazdığı kağıtların ertesi sabah fotokopilerini
Kaya ile Ercüment'e ve de giderek ilgim artıp sıraya girdiğim için bana da
dağıtıyordu. Cahit Bey'in ilgisini çeken bir konu üzerinde hemen her türlü çevre
etkisinden kendisini soyutlayabilip ne kadar yoğun düşünebildiğini ilk
gözlemleyebilmem böyle oldu. Artık ben de çalıştığım konuyu bir kenara bırakıp
kıyısından köşesinden bu etkinliğe bulaşmaya gayret ediyordum. Fakat Cahit Bey
yurtdışına ben de askere gidince bu çevre ile tüm ilişkim koptu. Ancak bu
çalışmaların sonucunda önemli bir yayının ortaya çıktığını biliyorum. İki yıl
süren askerliğim bitip İTÜ'ye döndükten az sonra Cahit Bey yine odamda gözüktü.
TÜBİTAK ileride bir araştırma enstitüsü çatısı altında birleşmek üzere çeşitli
üniversiteler içinde araştırma üniteleri kuracaktı. Yine Mithat Emin ve benim
İTÜ'de kurulması planlanan "Uygulamalı Matematik Ünitesi" içinde yer almamızı
istiyordu. Yaklaşımı da tam Cahit Bey'e özgüydü. Başlangıçta ünitenin başında
kimse olmayacaktı. Yarışacaktık ve ileride en başarılı olan ünitenin başına
geçecekti. Pratikte yaratabileceği sorunların farkında olmamıza karşın fikir
aslında bize de itici gelmemişti. Ancak Cahit Bey'in ünite meselesini
görüşmemiz için bizi makine fakültesindeki odasına yolladığı TÜBİTAK Genel
Sekreteri Nimet Özdaş bu öneriyi duyunca epeyce kızdı. Bütçeden sorumlu olan
benim ünite harcamaları için imza yetkisi bulunan bir sorumlu olmazsa işler
yürümez şimdi gidin ve bir başkan bulup gelin diyerek bizi kovaladı. Üçümüz de
idari işlere pek bulaşmak istemediğimiz için sonunda bir tür oylama ile
başkanlık bana kaldı. Ünitenin başlangıç yıllarında Cahit Bey bizimle çok
yakından ilgilendi çalışmalarımızı dikkatle izledi programlarımızı ve gelişme
stratejilerimizi tartıştı. Büyük matematikçilerin hatta pek de büyük olmayan
matematikçilerin çoğunda gözlenen uygulamayı küçük görme eğilimi Cahit Bey'de
hiç yoktu. Uygulamalı matematiğin önemine içtenlikle inanırdı belki de
uygulamalı mataematiğin ülkemizde her türlü bilimsel ve teknolojik
araştırmaların düzeyinin yükselmesinde bir katalizör rolü oynayabileceğini
düşünürdü. Ayrıca fizik ve mühendisliğe büyük merak duyar problemlerini tam
olarak anlamayı isterdi. İnönü Armağanı'nı da bir pratik mühendislik probleminin
çok güç çözümünü çok zarif bir matematik yaklaşımla elde ederek kazanmıştı.
Uygulamalı Matematik Ünitesi'nin Gebze'de TÜBİTAK'ça kurulan Marmara Bilimsel ve
Endüstriyel Araştırma Enstitüsü'ne taşınmasından ve araştırmaya dayalı özgün
yayınlarındaki patlamanın gerçekleşmesinden önce TÜBİTAK'ın doğrultusundaki
değişmeden duyduğu rahasızlığı dile getirebilmek amacıyla Cahit Bey TÜBİTAK
Başkanlığı'ndan ayrıldı. Bu davranışı ile Kurum üzerine dikkatleri
çekebileceğini ve bir tartışma ortamının yaratılabileceğini umuyordu. Maalesef
beklentileri gerçekleşmedi.

İlişkilerimizi devam etmekle birlikte kendisi ile en yakın çalışma arkadışlığım
ODTÜ'den emekli olup İstanbul'a geldikten sonra başladı. Cahit Bey köşesine
çekilip yalnız kendi çalışmaları ile uğraşmak yerine gençlerin arasına girmek
onlara yararlı olmak istiyordu. Önce İTÜ'deki başarısız birkaç denemeden sonra
haftada üç gün gönüllü olarak Marmara Enstitüsü'ndeki ünitemize gelmeye başladı.
Oda yatersizliğini görünce kendisine oda istemedi. Benim odamdaki toplantı
masasının bir ucuna yerleşti. Rahat ederse verimli çalışamayacağı düşüncesiyle
koltuk istemedi ve yıllar boyunca bir iskemlenin üstünde oturdu. Esas amacı
gençliğinden beri üstünde düşündüğü tutkuyla bağlandığı problemle uğraşmaktı.
Ancak gelir gelmez herkesin problemi ile ilgilenmeye başladı eksik gördüğü
taraflarımızı kendisinin verdiği ders ve seminerlerle gidermeye çalıştı. Benim
odamda oturduğu için kendi tabiri ile gevezeliklerimiz sonucu ortaya çıkan iki
konu üzerinde birlikte çalışmamızı istedi. Konulardan biri tümüyle benim alanım
ile ilgiliydi. Maddesel nokta dolayısıyla sonsuz küçük hacim elemanı kavramına
dayalı klasik mekaniği ilkel elemanı kütle ölçümlü kümeler olan bir mekaniğe
dönüştürelim diyordu. Öteki konu ise daha çok kendisini ilgilendiren
diferansiyel denklemlerin dış formlar aracılığıyla cebirsel olarak
incelenmesiydi. İlk konu üzerinde bir süre çalıştık. Tıpkı Halkalı'daki gibi
küçük kağıtlar üzerine gayet ayrıcalıklı olarak yazdığı düşüncelerini ve
matematik işlemleri fotokopi ile bana iletir ve tartışmaya açardı. Ancak benim
ölçüm teorisindeki bilgisizliğim ve de soyut düşünme yeteneğimin o dönemde pek
de gelişmiş olmaması fazla ilerlememizi engelledi. Aslında esas sorun benim önce
Temel Bilimler Enstitüsü müdürlüğü sonra da Gebze Araştırma Merkezi Başkanlığı
gibi çok zaman alan idari işlere bulaşmamdan kaynaklanıyordu. Cahit Bey ufak
tefek eleştiriler ve zaman zaman azarlamalar dışında pek ses çıkartmamakla
birlikte yöneticiliğe soyunmama sanırım hiç olumlu gözle bakmadı ve üç yıl sonra
yöneticilikteki başarısızlığımın tescil edilerek görevime son verilmesini hi
dile getirmese de herhalde fazlası ile hak etmiş olduğumu düşündü. Cahit Bey'in
önerdiği ilk konuya son yıllara kadar dönmedim. Ancak fraktal yapıların ortaya
çıkması ve doğada çoğunlukla gözlenmesi ve de fraktal yapılar üzerinde geçerli
bir mekaniğin kaçınılmaz şekilde kümeleri ilkel eleman olarak göz önüne alma
zorunluluğu Cahit Bey'de ne güçlü bir sezginin bulunduğunu bana bir kez daha
öğretti. Ne kadar önemli bir fırsatı kaçırmak becerisini gösterdiğim de böyle
kanıtlanmış oldu. Cahit Bey'in önerdiği ikinci konu o zamanlar ilgimi daha çok
çekmişti. Galiba buradaki teknikleri kullanmayı daha iyi beceriyordum. Bu alanda
yaptığım birkaç yayını Cahit Bey'e götürdüğümde gerçekten mutlu olmuştu. Ben
Marmara'dan ayrıldıktan sonra beraber çalışmamız söz konusu olamadı. Başlarda
eşimle sık sık evine ziyarete gider konuşur tartışır çoğunlukla da
dertleşirdik. Sonraları rahatsız etme korkusu ziyaretlerimizi çok seyreltti. En
son birkaç ay önce Sayın Erdal İnönü ile evine ziyarete gitmiştik. Hala
çalışmaya çalışıyor ancak zihnini daha çok çektiği fiziksel sıkıntılar ve
acılar meşgul ediyordu.

Burada Cahit Bey'in kendisinden 24 yaş küçük birisi ile ilişkileri aracığılıyla
bir portresinin daha doğru bir deyimle portresinin bir kesitinin çizilmesine
çalışıldı. Bu tür ilişkileri olan daha pek çok kişinin var olduğunu biliyorum.
Ama sanıyorum ki ortaya çıkacak kesitler birbirinden çok az fark edecektir.

Cahit Bey müthiş yeteneği ve inanılmaz anlama tutkusu düşünce konsatrasyonu
nedeniyle çağımızın en önde gelen birkaç matematikçisinden birisi olabilecekken
ülkemizin bir gerçek bilim adamını yıpratıcı atmosferi içinde yaşamayı ve böyle
yaşamanın sonuçlarına katlanmayı yeğledi. Herhalde ülkesini ne kadar çok
sevdiğinin bundan büyük kanıtı olamaz. Amacı özellikle gençlere bilim
adamlığının bir yaşam biçimi olduğunu araştırmayı rütbe kazanmak için değil
merakı ve anlama tutkusunu tatmin etmek için yapmayı düşünen bir insanın
sorumluluğunu ve bu sorumluluğun gerektirdiği eylemlerin sonucuna katlanmayı
öğretmekti. Kendi yaşamı ile örnek oldu ve sonuna kadar başı dik yaşadı. Bilimi
önemsemeyen yararını algılayamayan bilimsel yöntemin dayandığı eleştirisel
akılcı yaklaşımı hala benimseyememiş olan toplumumuza sorunlarının ancak
düşünerek akılcı yöntemlerle çözümlenebileceğini göstermek istedi. Korkarım ki
kendi kaybettiklerine oranla çok azını toplumumuza iyimserce şimdilik diyelim
kazandırılabildi.

Cahit Bey hep akılcı olmayı savundu kanımca insanın insanca bir niteliği olan
duygusallığı zaaf olarak gördü. Ancak aslında kendisi de çok duygusaldı.
Sevgili arkadaşı Mustafa İnan'ın genç denebilecek bir yaşta ölümünden sonra
odasına gelip tek başına kalmayı isteyerek uzun bir süre geçirdikten sonra
gözünde yaşlarla odadan çıkan yurtdışına yerleşmiş olan kızı Fatoş'a duyduğu
özlem dayanılmaz boyutlara ulaştığında Fatoş'a çok benzediğine karar veren eşimi
görmeye gelen bir Cahit Bey'e tanık olmanın benim için bir ayrıcalık olduğunu
hep düşünmüşümdür. Mithat'ın dediği gibi Cahit Bey bir başkaydı.
 
Teşekkürler*
 
Önemli Deqil, Yardımcı Olabildiysem Ne Mutlu :)
 
Paylasım icin tesekkurler.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst