C 1
chengdu
xranzei 1
xranzei
zendor2 1
zendor2
Bvural41 1
Bvural41
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Almira2 1
Almira2
romegames 1
romegames
D 1
delimuratt
melankolıa18 1
melankolıa18
shrpnl 1
shrpnl
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Kumru ile Kumru - Tahsin Yücel

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan disskopat
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 2K

disskopat

Level 4
TM Üye
Katılım
31 Ocak 2010
Konular
68
Mesajlar
427
Online süresi
9m 25s
Reaksiyon Skoru
31
Altın Konu
0
TM Yaşı
16 Yıl 4 Ay 10 Gün
Başarım Puanı
121
MmoLira
30
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

2002 yılında yayınladığımız Yalan adlı romanıyla büyük ilgi toplayan Tahsin Yücel, yeni romanı Kumru ile Kumru'da yine toplumumuzun aslında gözler önünde olan ama kimsenin bir türlü dile getiremediği, yüksek sesle söylemekten herkesin ürktüğü bir sorununu anlatıyor. Yaşamımıza egemen olan eşyanın, yalnızca günlük çalışma biçimimizi değil, aynı zamanda duygularımızı, düşüncelerimizi, giderek kişiliğimizi nasıl etki altına aldığı, son derece etkileyici ve inandırıcı bir dille anlatılmış güç konuyu ustalıkla romanlaştırmış: Eşya, zamanla bize egemen olur. Başka pek çok konuda olduğu gibi eşya tutkusunda da televizyonun belirli bir etkisi vardır. Oysa bir yerde durup kendi kendimize sormamız gerekir: Kim kumanda etmekte? Biz mi televizyonu, yoksa televizyon mu bizi?



KİTAP VE YAZAR HAKKINDA
Tahsin Yücel, 1933 yılında Elbistan`da doğmuş, hikaye, roman, çeviri, deneme, inceleme ve eleştirileriyle yüzden fazla kitaba imza atmış, henüz Galatasaray Lisesindeki öğrencilik günlerinde Varlık dergisinin yıllık mahiyetindeki "Yeni Hikayeler"(1950) kitabında iki öyküsü basılan yazar, yüksek öğrenimini de edebiyat alanında tamamlamıştı. İÜ Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde profesörlüğe dek yükselen Tahsin Yücel'e “Haney Yaşamalı“ için 1956 ‘Sait Faik Hikâye Armağanı`, “Düşlerin Ölümü“ için 1959 ‘TDK Öykü Ödülü`, “Peygamberin Son Beş Günü“ için 1993 ‘Orhan Kemal Roman Ödülü`, çevirileri için de 1984 ‘Azra Erhat Çeviri Yazını Üstün Hizmet Ödülü` verilmişti. Yücel, Mayıs 1999'da 3. Ankara Öykü Günleri'nin ‘Onur Konuğu` olarak plaket aldı; Dünya Gazetesi tarafından 1999'da ‘Yılın Yazarı` seçildi.

Tüketme Hazzı
“Mutfak Çıkmazı“(1960), “Vatandaş“(1975), “Peygamberin Son Beş Günü“(1992), “Bıyık Söylencesi“(1995) ve “Yalan“(2002) romanlarının yazarı Tahsin Yücel, yeni romanı “Kumru ile Kumru“da yine günümüz Türkiyesi`nin komik ve traji-komik toplumsal süreçlerini bu süreci daha sancılı geçiren insan tipleri üzerinden ironik bir dille anlatıyor.
“Kumru ile Kumru“, bir köyden kente göç hikayesi. Kendisinden iki yıl önce doğup yaşatılamayan Kumru ablasının adını alan Kumru, hemşehrisi Pehlivan Haydar`la evlendirilip İstanbul`a, bu iri kıyım ama yumuşak kalpli adamın yaşadığı kapıcı dairesine yerleşiyor. İkili İstanbul`un göbeğinde, İstanbul`dan ve kapitalizmin vardığı noktadan habersizce sanki bir kapıcılar kolonisi içinde birbirlerine alışmaya başlıyorlar. Bir süre sonra erkek olanı çok zeki, kız olanı özürlü çocukları da katılıyor tek odalı evlerine.
Roman, Kumru`nun ev temizliğine gittiği Tuna Hanım`ın yanında edindiği deneyimlerle girdiği değişim sürecine paralel olarak hızlanıyor. Kendisine dostça muamele eden aydın ev kadını Tuna Hanım`ın büyük ve dolu buzdolabına çarpılmıştır Kumru. “Vestigos“ diye bellediği buzdolabına sahip olmak artık bir tutkuya, bir saplantıya dönüşecek, tutkusu hayatın diğer alanlarına yine tüketim maddeleri üzerinden yayılacak, İstanbul`u tam da sistemin bizlere sunduğu gibi, bir tüketim cenneti olarak algılayacaktır genç kadın. Cinselliği de kapsayacak şekilde, hayatlarının her alanı eşyaların doğasına uygun biçimde yeniden tanımlanacaktır.
Ancak bu yeni hayat tarzının elbette bedeli var. Nitekim dolu bir buzdolabı, renkli bir televizyon, süpermarketlerden yapılan alış verişler bir zamanların yenilmez pehlivanı Haydar`ın sırtını yere yapıştıracak, Haydar da renkli iç çamaşırlarıyla bedenini yeniden keşfettiği Kumru`sunu üzmemek için eski işine geri dönecek, kapıcılığını yaptıkları apartmanın sahibi İsmail beyin fedailiğini üstlenecektir. Artık sınıf atlamıştır Kumru; bodrum katından çıkıp apartmanın dayalı döşeli, manzaralı bir dairesine yerleşmişler, uyanık, sevimli, akıllı, çalışkan köylü kızı Kumru, hele ki markasını reklamlardan görerek aldıkları otomobili kullanmaya da başlayınca depresif, yalnız, iletişimsiz, hırçın Kumru Hanım`a dönüşmüştür. Dostları biraz da hasetle kopacaklardır Kumru Hanımla Haydar Beyin çevresinden. Bu haset bir süre sonra şiddeti de taşıyacaktır. Güneşe kanat çırpan Kumrunun kanatları tutuşuvermiştir aniden…

Metamorfoz/Değişim
“Kumru ile Kumru“, yukarıdaki çok ekonomi özetinden bile kolaylıkla anlaşılacağı gibi tüketim toplumunu ve bu toplumun getirdiği insani ilişkileri hedef alan keskin bir eleştiri barındırıyor. Tahsin Yücel, kapitalizmin bu son aşaması üzerine çözümlemeler girişmiyor elbette. Bir edebi metine uygun biçimde, sorunu Kumru, Pehlivan ve diğer roman kişileri aracılığıyla, hayatın akışı içerisinde görünür kılmış. Aslında pek çoğumuzun farkına vardığı, akıntısına karşı direnmeye çalıştığı sorunun bir romanda dillendirildiğinde daha çarpıcı bir hal aldığını söyleyebilirim. Alışkanlıklarımızla hayatın içinde ilk bakışta göremediklerimizi görünür hale getirirken edebiyatın gücüne bir kez daha güven tazelememizi sağlıyor Yücel.
Cem Erciyes`in ifadesiyle “Kumru`nun süper marketlerle tanıştığı bölümler, romanın kendini en çok ele verdiği yerler. Tahsin Yücel, reklamlar, marketler derken tüketim kültürünü kanıksadığımız bir yaşam biçimi olarak önümüze seriyor. Kumru`nun abartılı heyecanı ve tutkusu tipik Tahsin Yücel ironisi ile bu durumu karikatürleştirip yaşantımızın parodisini üretiyor. Yücel, o bölümlerde süper market alışverişlerinden aldığımız mahrem keyfi deşip duruyor, bizleri adamakıllı alaya alıyor. Kumru ne basit ve uyanık bir köylü kızı, ne de tipik bir orta sınıf ev hanımı olamıyor. Akıllı ve güzel kadını seviyoruz, ama onunla asla özdeşleşmemize izin vermiyor yazar. Kumru her durumda çok köşeli, inanılmaz, yer yer karikatürleştirilmiş; okuru hafiften alaya alırken ona yaşadığı hayatın içinde bir zıt uç gösteriyor. Kumru`nun her iki haliyle de içimizi acıtan varlığı buradan kaynaklanıyor. Biz o köylü kızına değil, kendimize üzülüyoruz sanki. Nitekim Kumru hiçbir zaman yaşadığımız toplumunun tam bir parçası olmayı beceremeyecek, bir başka hayatın da var olduğunu bilen herkes gibi, evi, arabası, düşmanları, televizyonu ve ailesi üzerine üzerine gelince şöyle mırıldanacaktır; ‘Şu gök delinse de bir soluk alsam!`“
Kentli orta sınıfların bir süredir aşina olup hayret edici bir uyum gösterdikleri tüketme hazzına ve eşyanın imparatorluğuna çarpıcı bir çerçeve sağlamak için hikayesinin merkezine kentin yeni misafirlerini, kırsaldan göç eden eğitimsiz insanları seçmiş yazar. Böylelikle artık bize ve romanlara çok uzak olan bir başka insan tipi ile karşılaşıyor, bu insan tiplerinin sisteme bağlanma dinamiklerine, onların da bizler gibi yavaş yavaş eşyanın boyunduruğu altına girmelerine, insanın şeyleşme süreçlerine tanık oluyoruz.
İlk romanı “Mutfak Çıkmazı“nda, “Peygamberin Son Günü“nde ve “Yalan“da olduğu gibi, “Kurmru ile Kumru“da da basit hayatlardan trajik hikayeler çıkaran Tahsin Yücel`in belki de tek eleştirilecek yanı ironiyi biraz olsun elden bırakmaması, böylelikle de tutkuyu abartılı, inandırıcılığı zaman zaman düşürecek boyutlara, masalsı bir havaya taşıması. İnsanlar arasındaki ilişkilerde de var bu abartı ve masalsılık. Yine de, hem çizdiği insan tiplerinin canlılığı hem de onları yan yana getirdiği diyaloglar bu fazlalıkları gideriyor. Bu uzun metnini anlatım bozukluklarına hiç düşmeden tamamlamanın üstesinden gelmiş ve Kumru kişiliğinde yerli bir “Madam Bovary“ kazandırmış edebiyatımıza.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst