- Katılım
- 11 Tem 2010
- Konular
- 1,952
- Mesajlar
- 16,720
- Reaksiyon Skoru
- 1,584
- Altın Konu
- 1
- TM Yaşı
- 15 Yıl 11 Ay 5 Gün
- Başarım Puanı
- 265
- Yaş
- 30
- MmoLira
- -239
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
HASAN SEZAYİ HAZRETLERİ'NİN HAYATI
Asıl adı Hasan olan Sezayi-i Gülşenî, h.1080/m.1669 yılında Mora yarımadasında bugün Korent denilen Gördes'te dünyaya geldi. Babası Ali, bu şehrin eşrafından Kurtbeyzade Hasan adında bir zatın oğludur. Dedesi, Kurtbey-zade diye anılan büyük külliye sahiplerinden, servet sahibi, yüce bir zattır. Çocukluk ve gençlik yıllarını Mora yarımadasındaki Gördes'te geçirir. Sezayi Hazretleri'nin çocukluk ve gençliğinin ilk devresini nasıl geçirdiği açık olarak bilinmemek-tedir. Fakat eserlerinden kendisinin bu devirde oldukça iyi bir tahsil gördüğü anlaşılmaktadır. Sezayi Hazretleri 18 yaşında iken h.1098 (m.1687) yılında Venediklilerin Mora'yı işgali üzerine, doğmuş olduğu Korent kasabasından ayrılmak mecburiyetinde kalır ve bir gemiye binerek istanbul'a gelir
Avusturya ve Venedik devletinin Osmanlı İmparatorluğu'na karşı giriştikleri hücumları önlemek maksadı ile Edirne'de bulunan IV. Mehmet'in yanına gider. Edirne'de, piyade mukabelecisi Ali Efendi adında bir zatın tavassutu ile mukabele kalemine alınır. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı resmî vazifesi dışında kalan zamanlarını tasavvufî bilgilerini arttırmağa hasrediyordu. Nihayet gördüğü bir rüya üzerine bir mürşit aramağa karar verir. O sıralarda Edirne'de, Halvetî tarikatının şubelerinden olan Ruşenî'nin kollarından ve ibrahim Gülşenî tarafından tesis edilen Gülşeniyye tarikatının halifelerinden El-Hac Hallac mahallesindeki Aşık Musa'nın dergâhında Şeyh Mehmet Sırrî Efendi'ye mürit olur.
Bir süre sonra şeyhinin ölümü üzerine, onun yerine geçen Mehmet La'li Fenayi Efendi'ye intisap eder. Şeyhi, aynı zamanda onu dergâhın vakıf gelirlerini toplamakla görevlendirir. Kendisine bu görevinden sonra "Câbî Dede Efendi" ünvanı verilmiştir. Sezayi Hazretleri'nin Fenayi Efendi'yi kendisine büyük bir rehber olarak kabul ettiği aşağıdaki manzumeden anlaşılmaktadır.
Âdem hemîn bu bezm-i dil-ârâya bir gelür
Seyr-i cemâl-i yâri temâşâya bir gelür
Devr iderek cemâd ü nebât ‘âlemin geçüp
Hayvânî bir libâsile dünyâya bir gelür
Seyr-i ta`ayyün itmegiçün cezb idüp sehâb
Her katresini cem`ile deryâya bir gelür
Tekmîl idüp merâtibini âhiru'l-emir
İnsân ölüp bu neş`e-i kübrâya bir gelür
Mir`ât-ı vech-i bâki olup bî-cihet sıfat
Lâ'dan bekâ-yı zât ile illâ'ya bir gelür
Esmâyı câmi` oldıgına şek yok âdemüñ
Ammâ netîce seyr-i müsemmâya bir gelür
xx
Şâh-râh-ı âlem-i ıtlâka girdüm sıdkıla
Kutb-ı âlem Şeyh La'li Gülşenîdür rehberüm
Himmetiyle menzil-i maksuda irdüm sıdkıla
Kutb-ı âlem Şeyh La'li Gülşenîdür rehberüm
Feyz irişdürdi kemâl-i neşe-i insanile
Can ilin menzillerin gösterdi çeşm-i canile
Aşina itdi beni ol âlem-i irfanile
Kutb-ı âlem Şeyh La'li Gülşenidür rehberüm
Cezbesiyle gönlümün mülkini teshir eyledi
Himmetiyle bu harab-âbâdı tamir eyledi
Bir nefesle zulmetüm tebdil ü tenvir eyledi
Kutb-ı âlem Şeyh La'lî Gülşenîdür rehberüm
Mülk-i tende padişah itdi beni ol zü'l-himem
Bende bir sır sakladı bîgâneye amma dimem
Feyz-i Hakka es-salâ itdüm bugün gelsün ümem
Kutb-ı âlem Şeyh La'lî Gülşenîdür rehberüm
Bu Sezayiden beyâna geldi nutk-ı Gülşenî
Söyleyen oldur dilinden perde itmişdür beni
İkilik vehmin aradan sürmeyen bilmez beni
Kutb-ı âlem Şeyh La'li Gülşenîdür rehberüm
Şiirde de görüldüğü gibi Sezayi Hazretleri'nin Şeyh Mehmet La'li Efendi'ye derinden bir bağlılığı söz konusudur. Şeyhini "Kutb-ı âlem" diye tavsif etmektedir.
Mehmet La'li Fenayi Efendi de h.1112 (m.1700/1701)'de vefat etti. Vefatına, Kâmî mahlasıyla şiirler yazan Edirneli Mehmet Efendi "Meded kopdı nihâl-i Gülşenî'den bir gül-i La'lî" mısra'ıyla tarih düşürmüştür. Bu sırada Sezayi Hazretleri Edirne'de, Lârî camii karşısında Şeyh Veli Dede Efendi dergâhında post-nişin (tekke şeyhi) idi. Lâ'li Fenayi Efendi'nin yerine geçen Şeyh Mahmud Hamdi Efendi'nin bu makama gelişinden altı ay sonra vefatı üzerine, Sezayi Hazretleri', kendi damadı ve halifesi olan Şeyh Müsellim Efendi'yi bulunduğu dergâha post-nişin tayin ederek, kendisi La'li Fenayi Efendi'nin makamına geçer. Bundan sonra Sezayi Hazretleri', hâlen Edirne'de Bostanpazarı denilen yerde Sezayi Tekkesi adıyla anılan dergâhta yaklaşık otuz sekiz yıl boyunca irşatla meşgul olmuştur.
Sezayi Efendi Hazretleri bir ara istanbul'a gelmişti. Daha önce Edirne'de iken ismi her tarafta duyulmuş olduğundan, istanbul'a gelince, birçok kimse onu görmek arzusu ile bulunduğu yere akın etti. Böyle gelip sohbette bulunanlardan bazılarının kalbine, Sezayi'yi tahmin ettikleri gibi bulamama düşüncesi geldi. O gece bu kimselerin her biri, rüyalarında, Resulüllah Efendimizi ziyaret için Medine-i münevvereye gittiklerini, fakat kapıda Sezayi'nin bulunduğunu ve huzur-ı sadete girebilmek için onun yardımı gerektiğini gördüler. Ertesi gün rüyalarını birbirine anlattıklarında, hepsinin aynı rüyayı gördükleri anlaşıldı. Böylece Sezayi Hazretlerinin, Resulüllâh Efendimizin varisi olan büyük âlimlerden olduğunu yakinen anladılar. Sezayi Hazretleri, gemide tanıştığı bir Halvetî şeyhi vasıtasıyla Gülşenîliğe ilk adımını atmıştır. Önce Şeyh Sırrî Efendi veya Seyyit Ali Efendi, sonra Fenayi Efendi'ye intisap etmiş ve şeyhinin ölümünden sonra kendisi de Gülşenî şeyhi olmuştur.
Bütün Gülşenîlerin her hâlde en büyük arzularından birisi de Gülşenîliğin kurucusu olan ibrahim Gülşenî'yi ziyaret etmektir. Sezayi Hazretleri'nin Gülşenîlikle ilk bağlantısı şu şekilde ol-uştur. Mora'dan istanbul'a gelirken gemide bir Halvetî şeyhi ile tanışmış ve onun çok fazla etkisi altında kalmıştır. Daha sonra tasavvufa merak saran Şeyh Sezayi, Edirne'de ibrahim Gülşenî'nin halifelerinden Şeyh Aşık Musa'nın hankahında şeyhlik makamında bulunan Mehmet Sırrî Efendi'nin müridi olmuştur. Gülşenîliğe bu şekilde baş-angıç yapan Hasan Sezayi, ibrahim Gülşenî'ye olan bağlılığından dolayı Mısır'a gitmiştir. Orada Gülşenî dergâhında vazife yapan ibrahim Çelebi tarafından Gülşenîliğin ikinci piri kabul edilmiştir. Sezayi Hazretleri'nin, ibrahim Gülşenî ve Dede Ömer Ruşenî'ye bağlılığını gösteren beyitleri yeri gelmişken zikredebiliriz.
Gülşenî dervişi güldür goncalardur Mevlevî
Bülbül-i şeyda okur gâh Ma'nevî gâh Mesnevî
Aydın olsa gülşenüm etme aceb
Rûşenîye intisâbum vardur
Sezayi Efendi, Edirne'de Aşık Musa hanka-ında 38 yıllık bir şeyhlikten sonra (18 Ramazan 1151-29 Aralık 1738, gece dört buçukta)
Râh-ı aşka canını kurban eden
Bî-güman ol vasıl-ı canan olur
Gülşenîden bir kadeh nûş eyleyen
Ey Sezayi lâyık-ı Yezdan olur
beyitlerini söyleyerek hicrî takvime göre 71, milâdî takvime göre 69 yaşında vefat etmiştir. Bu farkı, hicrî ve milâdî yıllara göre doğum ve ölüm tarihlerini verdiğimizde görebiliriz.
H.:1151-1080=71 M.:1738-1669=69
Hasan Sezayi Hazretlerinin şiirlerinin yer aldığı divan nüshalarında ölümüne düşürülmüş 4 tarih manzumesi vardır. Bunlar sırasıyla Rahmî, Elifî-zade Feyzî, Hasan Senayî Efendi ve asıl adı Mahmut olan Ağa-zâde Örfî'ye aittir. Bu beyitlere baktığımızda hicrî 1151 tarihini düşürmüşlerdir. Tarih beyitlerini aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.
Ricâl-i gaybdan Rahmî biri gelüb didi tarih
Sezayi göçdi kutb-ı asr iken firdevs-i a'lâya (1151)
Düşdi yekpare bu mısra' Feyziyâ tarih içün
Göçdi kutb iken Sezayi rahmetullahi 'aleyh (1151)
Fevtini gûş eyleyen uşşak tarihin didi
Kudse pervaz eyledi ruh-ı Sezayi Gülşenî (1151)
Felek nüh tarh ile yazdı utârid Urfiyâ tarih
Sezai kutb-ı âlem şimdi uçmakda olur bülbül (1151)
Bütün bu şiirlerden anlaşılıyor ki, Hasan Sezayi Hazretlerinin ölüm tarihi 1151'dir. Zaten manzumelerin yer aldığı nüshalarda tarih beytinin hizasına rakamla 1151 tarihi kaydedilmiştir. Vasiyeti üzerine, bulunduğu hankahın cümle ka-pısının sağ tarafında, kendinden önceki şeyhlerin türbesine bitişik bir sebzeci dükkânı alındı ve oraya defnedildi. Kabri üzerine yapılmış olan türbe hâlen Meydan mahallesinde Süleymaniye Küçükpazarı caddesindeki dergâhtadır.
XVIII. yüzyılın büyük mutasavvıf şairlerinden Hasan Sezayi Hazretleri, Tekke edebiyatının önde gelen isimlerindendir. Şiirleri, üslûp ve ifade bakımından, kusursuz denecek derecededir. Tasavvufî bilgiler ve mazmunlardan şiirlerinde ustalıkla faydalanmıştır. Hasan Sezayi Hazretleri, aynı zamanda Gülşeniyye tarikatının Sezaiyye kolunun kurucusudur. Tekke ve Divan Edebiyatları hususiyetlerine vâkıf olan ve gazelleri ile büyük şöhret kazanmış bulunan Hasan Sezayi, tezkire sahibi Salim'e göre de Osmanlılar'ın Hâfız-ı Şirazî'sidir.
Hasan Sezayi Hazretlerinin mahlasıyla ilgili, Hüseyin Vassaf Beğ'in "incilâ-yı Mir'at-ı Hakikat" adlı eserinde;
"Mısrî, 1692 senesinde bir grup dervişiyle birlikte Osmanlı ordusuyla Avusturya seferine katılmak ister. Padişahın etrafında bulunan bir takım kişiler, padişahı, "müridi çoğalan bazı meşayih huruc davasına kalkışıyor" diyerek Mısrî'nin sefere katılmaması yolunda ikna ederler. Esasen padişah Mısrî Hazretlerine gönülden meftundur ve bu sefere Mısrî'nin de katılabi-leceğini düşünür. Fakat etrafındaki kişilerin hükmü galip gelir. Neticede padişah, Mısrî'ye Bursa'da kalıp hayır duada bulunması için bir hatt-ı hümayun gönderir. Mısrî, buna karşılık bir mektup yazıp padişahın, evliya sözünü tutması gerektiğini ve sefere mutlaka katılacağını bildirir. iki yüz kadar dervişiyle Edirne'ye gelir. Bu sırada Selimiye camiinde verdiği bir vaazdan sonra bir taht-ı revana bindirilerek Gelibolu yoluyla Limni'ye gönderilir. işte bu hâdiseden sonra çok müteessir olan La'li-i Gülşenî, asrın kutbu olan Mısrî'den Edirneliler adına özür dilemek üzere dervişi Hasan Efendi'yi huzura gönderir. Hasan Efendi, Mısrî'yi, Edirne'den ayrılacağı sırada görür ve kendisinden af diler. işte Hüseyin Vassaf, Hasan Efendi'nin bu görüşmede "Sezayi" mahlasıyla tahallus ettiklerini söyleyerek şunları kaydediyor:
Cenab-ı Mısrî Edirne'ye azimetinde Hazret-i Sezayi, Azizi Şeyhü'l-Alâ Muhammed Fenayi'nin taht-ı terbiyesinde perverşiyâb-ı kemâl olmakta idi. Henüz pek genç yaşta bulunuyorlardı. Cenab-ı Mısrî, Edirne'den mahfuzan Gelibolu tarikıyla Limni'ye iclâ olunurken Fenayi Efendi, Cenab-ı Mısrî'nin düçar olduğu muâmele-i nâ-revadan, ziyadesiyle müteessir olarak müridi Hz. Sezayi'yi i'zâm ile izhâr-ı âsâr-ı tarikat eylemiş ve Cenab-ı Mısrî'nin feyz-i nazarlarını ve hüsn-i dualarını berây-ı isticlâb-ı cemîlekâr olmuşlardı. Cenab-ı Mısrî, araba ile Edirne'den müfarakat sırasında, Hz. Sezayi yetişip, şeyhinin hissiyât-ı ta'zimâ-rânâsını arz ile mübarek elini öperek, Cenab-ı Pirin hüsn-i nazarlarına ve feyz-i duasına mazhar oldukları ve hatta arabanın reh-güzârına yatarak muamele-i vakıadan af dilemelerine karşı;
-"Kalk evlâdım, afva sezâsın!"
iltifat-ı Mısrî ile tahallüs ettikleri mevsukaten mervidir ki, hicretin 1104 senesine müsadiftir ki, Hz. Sezayi, yirmi dört yaşında idi."
Vassaf Beğ, devamında Hasan Sezayi Haz-retlerinin, Mısrî'nin gazeline yazdığı şerhin bir şükran ifadesi mahiyetinde olduğunu ifade eder.
Asıl adı Hasan olan Sezayi-i Gülşenî, h.1080/m.1669 yılında Mora yarımadasında bugün Korent denilen Gördes'te dünyaya geldi. Babası Ali, bu şehrin eşrafından Kurtbeyzade Hasan adında bir zatın oğludur. Dedesi, Kurtbey-zade diye anılan büyük külliye sahiplerinden, servet sahibi, yüce bir zattır. Çocukluk ve gençlik yıllarını Mora yarımadasındaki Gördes'te geçirir. Sezayi Hazretleri'nin çocukluk ve gençliğinin ilk devresini nasıl geçirdiği açık olarak bilinmemek-tedir. Fakat eserlerinden kendisinin bu devirde oldukça iyi bir tahsil gördüğü anlaşılmaktadır. Sezayi Hazretleri 18 yaşında iken h.1098 (m.1687) yılında Venediklilerin Mora'yı işgali üzerine, doğmuş olduğu Korent kasabasından ayrılmak mecburiyetinde kalır ve bir gemiye binerek istanbul'a gelir
Avusturya ve Venedik devletinin Osmanlı İmparatorluğu'na karşı giriştikleri hücumları önlemek maksadı ile Edirne'de bulunan IV. Mehmet'in yanına gider. Edirne'de, piyade mukabelecisi Ali Efendi adında bir zatın tavassutu ile mukabele kalemine alınır. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı resmî vazifesi dışında kalan zamanlarını tasavvufî bilgilerini arttırmağa hasrediyordu. Nihayet gördüğü bir rüya üzerine bir mürşit aramağa karar verir. O sıralarda Edirne'de, Halvetî tarikatının şubelerinden olan Ruşenî'nin kollarından ve ibrahim Gülşenî tarafından tesis edilen Gülşeniyye tarikatının halifelerinden El-Hac Hallac mahallesindeki Aşık Musa'nın dergâhında Şeyh Mehmet Sırrî Efendi'ye mürit olur.
Bir süre sonra şeyhinin ölümü üzerine, onun yerine geçen Mehmet La'li Fenayi Efendi'ye intisap eder. Şeyhi, aynı zamanda onu dergâhın vakıf gelirlerini toplamakla görevlendirir. Kendisine bu görevinden sonra "Câbî Dede Efendi" ünvanı verilmiştir. Sezayi Hazretleri'nin Fenayi Efendi'yi kendisine büyük bir rehber olarak kabul ettiği aşağıdaki manzumeden anlaşılmaktadır.
Âdem hemîn bu bezm-i dil-ârâya bir gelür
Seyr-i cemâl-i yâri temâşâya bir gelür
Devr iderek cemâd ü nebât ‘âlemin geçüp
Hayvânî bir libâsile dünyâya bir gelür
Seyr-i ta`ayyün itmegiçün cezb idüp sehâb
Her katresini cem`ile deryâya bir gelür
Tekmîl idüp merâtibini âhiru'l-emir
İnsân ölüp bu neş`e-i kübrâya bir gelür
Mir`ât-ı vech-i bâki olup bî-cihet sıfat
Lâ'dan bekâ-yı zât ile illâ'ya bir gelür
Esmâyı câmi` oldıgına şek yok âdemüñ
Ammâ netîce seyr-i müsemmâya bir gelür
xx
Şâh-râh-ı âlem-i ıtlâka girdüm sıdkıla
Kutb-ı âlem Şeyh La'li Gülşenîdür rehberüm
Himmetiyle menzil-i maksuda irdüm sıdkıla
Kutb-ı âlem Şeyh La'li Gülşenîdür rehberüm
Feyz irişdürdi kemâl-i neşe-i insanile
Can ilin menzillerin gösterdi çeşm-i canile
Aşina itdi beni ol âlem-i irfanile
Kutb-ı âlem Şeyh La'li Gülşenidür rehberüm
Cezbesiyle gönlümün mülkini teshir eyledi
Himmetiyle bu harab-âbâdı tamir eyledi
Bir nefesle zulmetüm tebdil ü tenvir eyledi
Kutb-ı âlem Şeyh La'lî Gülşenîdür rehberüm
Mülk-i tende padişah itdi beni ol zü'l-himem
Bende bir sır sakladı bîgâneye amma dimem
Feyz-i Hakka es-salâ itdüm bugün gelsün ümem
Kutb-ı âlem Şeyh La'lî Gülşenîdür rehberüm
Bu Sezayiden beyâna geldi nutk-ı Gülşenî
Söyleyen oldur dilinden perde itmişdür beni
İkilik vehmin aradan sürmeyen bilmez beni
Kutb-ı âlem Şeyh La'li Gülşenîdür rehberüm
Şiirde de görüldüğü gibi Sezayi Hazretleri'nin Şeyh Mehmet La'li Efendi'ye derinden bir bağlılığı söz konusudur. Şeyhini "Kutb-ı âlem" diye tavsif etmektedir.
Mehmet La'li Fenayi Efendi de h.1112 (m.1700/1701)'de vefat etti. Vefatına, Kâmî mahlasıyla şiirler yazan Edirneli Mehmet Efendi "Meded kopdı nihâl-i Gülşenî'den bir gül-i La'lî" mısra'ıyla tarih düşürmüştür. Bu sırada Sezayi Hazretleri Edirne'de, Lârî camii karşısında Şeyh Veli Dede Efendi dergâhında post-nişin (tekke şeyhi) idi. Lâ'li Fenayi Efendi'nin yerine geçen Şeyh Mahmud Hamdi Efendi'nin bu makama gelişinden altı ay sonra vefatı üzerine, Sezayi Hazretleri', kendi damadı ve halifesi olan Şeyh Müsellim Efendi'yi bulunduğu dergâha post-nişin tayin ederek, kendisi La'li Fenayi Efendi'nin makamına geçer. Bundan sonra Sezayi Hazretleri', hâlen Edirne'de Bostanpazarı denilen yerde Sezayi Tekkesi adıyla anılan dergâhta yaklaşık otuz sekiz yıl boyunca irşatla meşgul olmuştur.
Sezayi Efendi Hazretleri bir ara istanbul'a gelmişti. Daha önce Edirne'de iken ismi her tarafta duyulmuş olduğundan, istanbul'a gelince, birçok kimse onu görmek arzusu ile bulunduğu yere akın etti. Böyle gelip sohbette bulunanlardan bazılarının kalbine, Sezayi'yi tahmin ettikleri gibi bulamama düşüncesi geldi. O gece bu kimselerin her biri, rüyalarında, Resulüllah Efendimizi ziyaret için Medine-i münevvereye gittiklerini, fakat kapıda Sezayi'nin bulunduğunu ve huzur-ı sadete girebilmek için onun yardımı gerektiğini gördüler. Ertesi gün rüyalarını birbirine anlattıklarında, hepsinin aynı rüyayı gördükleri anlaşıldı. Böylece Sezayi Hazretlerinin, Resulüllâh Efendimizin varisi olan büyük âlimlerden olduğunu yakinen anladılar. Sezayi Hazretleri, gemide tanıştığı bir Halvetî şeyhi vasıtasıyla Gülşenîliğe ilk adımını atmıştır. Önce Şeyh Sırrî Efendi veya Seyyit Ali Efendi, sonra Fenayi Efendi'ye intisap etmiş ve şeyhinin ölümünden sonra kendisi de Gülşenî şeyhi olmuştur.
Bütün Gülşenîlerin her hâlde en büyük arzularından birisi de Gülşenîliğin kurucusu olan ibrahim Gülşenî'yi ziyaret etmektir. Sezayi Hazretleri'nin Gülşenîlikle ilk bağlantısı şu şekilde ol-uştur. Mora'dan istanbul'a gelirken gemide bir Halvetî şeyhi ile tanışmış ve onun çok fazla etkisi altında kalmıştır. Daha sonra tasavvufa merak saran Şeyh Sezayi, Edirne'de ibrahim Gülşenî'nin halifelerinden Şeyh Aşık Musa'nın hankahında şeyhlik makamında bulunan Mehmet Sırrî Efendi'nin müridi olmuştur. Gülşenîliğe bu şekilde baş-angıç yapan Hasan Sezayi, ibrahim Gülşenî'ye olan bağlılığından dolayı Mısır'a gitmiştir. Orada Gülşenî dergâhında vazife yapan ibrahim Çelebi tarafından Gülşenîliğin ikinci piri kabul edilmiştir. Sezayi Hazretleri'nin, ibrahim Gülşenî ve Dede Ömer Ruşenî'ye bağlılığını gösteren beyitleri yeri gelmişken zikredebiliriz.
Gülşenî dervişi güldür goncalardur Mevlevî
Bülbül-i şeyda okur gâh Ma'nevî gâh Mesnevî
Aydın olsa gülşenüm etme aceb
Rûşenîye intisâbum vardur
Sezayi Efendi, Edirne'de Aşık Musa hanka-ında 38 yıllık bir şeyhlikten sonra (18 Ramazan 1151-29 Aralık 1738, gece dört buçukta)
Râh-ı aşka canını kurban eden
Bî-güman ol vasıl-ı canan olur
Gülşenîden bir kadeh nûş eyleyen
Ey Sezayi lâyık-ı Yezdan olur
beyitlerini söyleyerek hicrî takvime göre 71, milâdî takvime göre 69 yaşında vefat etmiştir. Bu farkı, hicrî ve milâdî yıllara göre doğum ve ölüm tarihlerini verdiğimizde görebiliriz.
H.:1151-1080=71 M.:1738-1669=69
Hasan Sezayi Hazretlerinin şiirlerinin yer aldığı divan nüshalarında ölümüne düşürülmüş 4 tarih manzumesi vardır. Bunlar sırasıyla Rahmî, Elifî-zade Feyzî, Hasan Senayî Efendi ve asıl adı Mahmut olan Ağa-zâde Örfî'ye aittir. Bu beyitlere baktığımızda hicrî 1151 tarihini düşürmüşlerdir. Tarih beyitlerini aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.
Ricâl-i gaybdan Rahmî biri gelüb didi tarih
Sezayi göçdi kutb-ı asr iken firdevs-i a'lâya (1151)
Düşdi yekpare bu mısra' Feyziyâ tarih içün
Göçdi kutb iken Sezayi rahmetullahi 'aleyh (1151)
Fevtini gûş eyleyen uşşak tarihin didi
Kudse pervaz eyledi ruh-ı Sezayi Gülşenî (1151)
Felek nüh tarh ile yazdı utârid Urfiyâ tarih
Sezai kutb-ı âlem şimdi uçmakda olur bülbül (1151)
Bütün bu şiirlerden anlaşılıyor ki, Hasan Sezayi Hazretlerinin ölüm tarihi 1151'dir. Zaten manzumelerin yer aldığı nüshalarda tarih beytinin hizasına rakamla 1151 tarihi kaydedilmiştir. Vasiyeti üzerine, bulunduğu hankahın cümle ka-pısının sağ tarafında, kendinden önceki şeyhlerin türbesine bitişik bir sebzeci dükkânı alındı ve oraya defnedildi. Kabri üzerine yapılmış olan türbe hâlen Meydan mahallesinde Süleymaniye Küçükpazarı caddesindeki dergâhtadır.
XVIII. yüzyılın büyük mutasavvıf şairlerinden Hasan Sezayi Hazretleri, Tekke edebiyatının önde gelen isimlerindendir. Şiirleri, üslûp ve ifade bakımından, kusursuz denecek derecededir. Tasavvufî bilgiler ve mazmunlardan şiirlerinde ustalıkla faydalanmıştır. Hasan Sezayi Hazretleri, aynı zamanda Gülşeniyye tarikatının Sezaiyye kolunun kurucusudur. Tekke ve Divan Edebiyatları hususiyetlerine vâkıf olan ve gazelleri ile büyük şöhret kazanmış bulunan Hasan Sezayi, tezkire sahibi Salim'e göre de Osmanlılar'ın Hâfız-ı Şirazî'sidir.
Hasan Sezayi Hazretlerinin mahlasıyla ilgili, Hüseyin Vassaf Beğ'in "incilâ-yı Mir'at-ı Hakikat" adlı eserinde;
"Mısrî, 1692 senesinde bir grup dervişiyle birlikte Osmanlı ordusuyla Avusturya seferine katılmak ister. Padişahın etrafında bulunan bir takım kişiler, padişahı, "müridi çoğalan bazı meşayih huruc davasına kalkışıyor" diyerek Mısrî'nin sefere katılmaması yolunda ikna ederler. Esasen padişah Mısrî Hazretlerine gönülden meftundur ve bu sefere Mısrî'nin de katılabi-leceğini düşünür. Fakat etrafındaki kişilerin hükmü galip gelir. Neticede padişah, Mısrî'ye Bursa'da kalıp hayır duada bulunması için bir hatt-ı hümayun gönderir. Mısrî, buna karşılık bir mektup yazıp padişahın, evliya sözünü tutması gerektiğini ve sefere mutlaka katılacağını bildirir. iki yüz kadar dervişiyle Edirne'ye gelir. Bu sırada Selimiye camiinde verdiği bir vaazdan sonra bir taht-ı revana bindirilerek Gelibolu yoluyla Limni'ye gönderilir. işte bu hâdiseden sonra çok müteessir olan La'li-i Gülşenî, asrın kutbu olan Mısrî'den Edirneliler adına özür dilemek üzere dervişi Hasan Efendi'yi huzura gönderir. Hasan Efendi, Mısrî'yi, Edirne'den ayrılacağı sırada görür ve kendisinden af diler. işte Hüseyin Vassaf, Hasan Efendi'nin bu görüşmede "Sezayi" mahlasıyla tahallus ettiklerini söyleyerek şunları kaydediyor:
Cenab-ı Mısrî Edirne'ye azimetinde Hazret-i Sezayi, Azizi Şeyhü'l-Alâ Muhammed Fenayi'nin taht-ı terbiyesinde perverşiyâb-ı kemâl olmakta idi. Henüz pek genç yaşta bulunuyorlardı. Cenab-ı Mısrî, Edirne'den mahfuzan Gelibolu tarikıyla Limni'ye iclâ olunurken Fenayi Efendi, Cenab-ı Mısrî'nin düçar olduğu muâmele-i nâ-revadan, ziyadesiyle müteessir olarak müridi Hz. Sezayi'yi i'zâm ile izhâr-ı âsâr-ı tarikat eylemiş ve Cenab-ı Mısrî'nin feyz-i nazarlarını ve hüsn-i dualarını berây-ı isticlâb-ı cemîlekâr olmuşlardı. Cenab-ı Mısrî, araba ile Edirne'den müfarakat sırasında, Hz. Sezayi yetişip, şeyhinin hissiyât-ı ta'zimâ-rânâsını arz ile mübarek elini öperek, Cenab-ı Pirin hüsn-i nazarlarına ve feyz-i duasına mazhar oldukları ve hatta arabanın reh-güzârına yatarak muamele-i vakıadan af dilemelerine karşı;
-"Kalk evlâdım, afva sezâsın!"
iltifat-ı Mısrî ile tahallüs ettikleri mevsukaten mervidir ki, hicretin 1104 senesine müsadiftir ki, Hz. Sezayi, yirmi dört yaşında idi."
Vassaf Beğ, devamında Hasan Sezayi Haz-retlerinin, Mısrî'nin gazeline yazdığı şerhin bir şükran ifadesi mahiyetinde olduğunu ifade eder.


