Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Bu yılın Nobel Barış Ödülü adayları arasında internet var. Felsefeci yazar Julian Baggini, internet dünya barışına öncülük edebilir mi sorusunun cevabını arıyor.
Nobel Barış Ödülü'nün alanın bir insan ya da organizasyon olmaması son derece mantıklı.
Marx, insanları otomatik olarak süreçlere tercih etmenin hatalı olduğunun farkındaydı.
Nitekim, kendisi de "İnsanların varlığını belirleyen bilinçleri değildir. Tersine, sosyal varlıkları insanların bilinçlerini belirler" diye yazmıştı. Başka bir deyişle: tabi ki sisteme bakmak lazım!
Marx belki biraz ileri gitmiş olabilir, ancak koşulların davranışlarımızı, kabul etmek istediğimizden daha fazla etkilediği bir gerçek.
İnsanları yanlış koşullara koyarsanız, örneğin Ebu Garip cezaevinde denetime tabi olmadan gece mesaisi yapmalarını isterseniz, korkunç davranışlar sergilediklerini görürsünüz.
Aynı kişileri, aynı cezaevinde, denetim altında oldukları gündüz mesailerine atarsanız, son derece medeni davrandıklarını görürsünüz.
Psikologlar da iyi sistemlerin iyi davranışları cesaretlendirdiğinin altını çiziyorlar.
Demokrasi için doğru temas şart
Diyelim ki, Nobel Barış Ödülü'ne bir sistemin aday olması mantıklı. Peki doğru aday internet mi?
İnternetin adaylığını destekleyenler "diyalog, tartışma ve iletişimle ulaşılan mutabakatın olduğu yerlerde demokrasi de serpilir" diyor.
Söyledikleri doğru, ancak çizilen benim neredeyse her gün kullandığım internetten oldukça farklı bir resim.
İnternet üzerinden yayın yapan gazetelere ya da bloglara bırakılan yorumlara bir bakın. Yüzyüze yapılan bir konuşmada asla izin verilmeyecek derecede hırçınlık ve acımasız kötü niyetlilikle karşılaşacaksınız.
Dolayısıyla, ilk bakışta internet uyumdan çok çatışmanın koşullarını barındırıyor gibi gözüküyor.
Bunun yapısal nedeni ise internetin, psikologların uzun süredir gerçek kötülüğün önkoşulu olarak tanımladığı duyarsızlaşmayı mümkün kılması.
Karşınızdakiler ne kadar insan görünürse, onlara karşı acımasız olmak da o kadar zor olur.
Rwanda soykırımını organize eden Hutular bu yüzden Tutsileri hamamböcekleri olarak tanımlamıştı: Tutsilere bu kadar insanlıkdışı davranmak ancak önce onların insanlığını reddetmekle mümkün olabilirdi.
Benzer bir şekilde, Stanley Migram'ın meşhur itaat deneyleri de insanların göremedikleri kişilere daha kolay acı çektirdiğini gösteriyor. Acı çektirdiklerinin çığlıklarını duyduklarında bile...
İnternetin adaylığını destekleyenler "başkalarıyla temas her zaman nefret ve çatışmanın en iyi ilacı" olduğunu söylerken haklı olabilirler, ancak temasın ilaç olabilmesi için doğru şekilde gerçekleşmesi şart.
Ebu Garip'teki gardiyanlar kötü muamele ettikleri tutsakların yanı başındaydılar, ancak bu temas tutsakların insan olarak görülmesini mümkün kılmıyordu.
İnternette de diğer insanlar sadece birer isimden ibaret oluyor ve dolayısıyla medeni davranmaya dair hisler kayboluyor.
İnternet, düşmanlığı artıran bir anonimliğe ev sahipliği yapıyor.
'Doğrulayıcı önyargı' kolaylaşıyor
İnternetin en azından barışı destekleyen bir artan karşılıklı anlamayı ürettiğini düşünebilirsiniz.
Eğer benimkilerden daha farklı inançlara sahip olma nedenlerinizi anlayabilirsem, sizin kötü ya da aptal olduğunuzu düşünmem zorlaşır.
Zaten destekçilerine göre de internet "açıklık, kabul, tartışma ve katılım"a olanak sağlıyor.
Ancak bu bakış açısı internetin açık görüşlü insanları değil, benzer görüşlü insanları bir araya getirmede kullanıldığını göz ardı ediyor.
Tabi ki, insanlar gerçek hayatta da bunu yapıyor.
Örneğin, eğer mahallenizdeki Muhafazakar Parti teşkilatına katılırsanız, kendinizi benzer düşünen insanlarla çevrelemiş olursunuz.
Ancak bu kulüpler en azından biraz farklılık içeriyor: Muhafazakar Parti'nin oldukça geniş bir tabanı var.
İnternette ise, sosyal muhafazakar ancak ekonomik liberal biri, birçok Muhafazakar Parti sitesi arasından seçim yaparken, Muhafazakarların bu alt kümesiyle ilişkilenmeyi seçebilir.
Böylece, farklı görüşlere sahip kişilerle temas kaçınılmaz olmaktan çıkıp, tercihe bağlı bir hale geliyor.
Benzer bir denklem bilgiler için de geçerli. Çoğumuz sahip olduğumuz görüşe karşı çıkan bilgilerden ziyade, onu destekleyen bilgilere dikkat ediyoruz.
Bu durumu psikologlar 'doğrulayıcı önyargı' olarak tanımlıyor.
İnternet sayesinde, sahip olduğumuz pozisyonu destekleyen neredeyse sınırsız kanıta erişebiliyoruz.
Bunu görmek için komplo teorisi sitelerine şöyle bir bakmak yeterli: kaçık olabilirler ancak pozisyonlarını desteklemek için topladıkları kanıtlardan etkilenmemek elde değil.
Yazık ki, diğer tarafa dair neredeyse sınırsız sayıda kanıtı görmezden geliyorlar...
İnternet doğrunun gizlenmesini zorlaştırıyor olabilir, ancak bir yandan da yalanların ve çarpıtmaların önünün kesilmesini imkansız kılıyor.
Bütün bu çekincelere rağmen, internetin dünyanın geri kalanının ne düşündüğüne dair bilgisiz kalmayı çok zorlaştıran bilgi akışlarını mümkün kıldığı da inkar edilemez.
Belki, fakat yalnızca belki, bu çeşitli şekillerde gerilimi besleyen interneti, ağırlıklı olarak barışın yanında bir güç haline getirebilir.
Fakat bu ne zamandan beri barış ödülünü vermenin koşulu oldu?
Nobel Barış Ödülü'nün alanın bir insan ya da organizasyon olmaması son derece mantıklı.
Marx, insanları otomatik olarak süreçlere tercih etmenin hatalı olduğunun farkındaydı.
Nitekim, kendisi de "İnsanların varlığını belirleyen bilinçleri değildir. Tersine, sosyal varlıkları insanların bilinçlerini belirler" diye yazmıştı. Başka bir deyişle: tabi ki sisteme bakmak lazım!
Marx belki biraz ileri gitmiş olabilir, ancak koşulların davranışlarımızı, kabul etmek istediğimizden daha fazla etkilediği bir gerçek.
İnsanları yanlış koşullara koyarsanız, örneğin Ebu Garip cezaevinde denetime tabi olmadan gece mesaisi yapmalarını isterseniz, korkunç davranışlar sergilediklerini görürsünüz.
Aynı kişileri, aynı cezaevinde, denetim altında oldukları gündüz mesailerine atarsanız, son derece medeni davrandıklarını görürsünüz.
Psikologlar da iyi sistemlerin iyi davranışları cesaretlendirdiğinin altını çiziyorlar.
Demokrasi için doğru temas şart
Diyelim ki, Nobel Barış Ödülü'ne bir sistemin aday olması mantıklı. Peki doğru aday internet mi?
İnternetin adaylığını destekleyenler "diyalog, tartışma ve iletişimle ulaşılan mutabakatın olduğu yerlerde demokrasi de serpilir" diyor.
Söyledikleri doğru, ancak çizilen benim neredeyse her gün kullandığım internetten oldukça farklı bir resim.
İnternet üzerinden yayın yapan gazetelere ya da bloglara bırakılan yorumlara bir bakın. Yüzyüze yapılan bir konuşmada asla izin verilmeyecek derecede hırçınlık ve acımasız kötü niyetlilikle karşılaşacaksınız.
Dolayısıyla, ilk bakışta internet uyumdan çok çatışmanın koşullarını barındırıyor gibi gözüküyor.
Bunun yapısal nedeni ise internetin, psikologların uzun süredir gerçek kötülüğün önkoşulu olarak tanımladığı duyarsızlaşmayı mümkün kılması.
Karşınızdakiler ne kadar insan görünürse, onlara karşı acımasız olmak da o kadar zor olur.
Rwanda soykırımını organize eden Hutular bu yüzden Tutsileri hamamböcekleri olarak tanımlamıştı: Tutsilere bu kadar insanlıkdışı davranmak ancak önce onların insanlığını reddetmekle mümkün olabilirdi.
Benzer bir şekilde, Stanley Migram'ın meşhur itaat deneyleri de insanların göremedikleri kişilere daha kolay acı çektirdiğini gösteriyor. Acı çektirdiklerinin çığlıklarını duyduklarında bile...
İnternetin adaylığını destekleyenler "başkalarıyla temas her zaman nefret ve çatışmanın en iyi ilacı" olduğunu söylerken haklı olabilirler, ancak temasın ilaç olabilmesi için doğru şekilde gerçekleşmesi şart.
Ebu Garip'teki gardiyanlar kötü muamele ettikleri tutsakların yanı başındaydılar, ancak bu temas tutsakların insan olarak görülmesini mümkün kılmıyordu.
İnternette de diğer insanlar sadece birer isimden ibaret oluyor ve dolayısıyla medeni davranmaya dair hisler kayboluyor.
İnternet, düşmanlığı artıran bir anonimliğe ev sahipliği yapıyor.
'Doğrulayıcı önyargı' kolaylaşıyor
İnternetin en azından barışı destekleyen bir artan karşılıklı anlamayı ürettiğini düşünebilirsiniz.
Eğer benimkilerden daha farklı inançlara sahip olma nedenlerinizi anlayabilirsem, sizin kötü ya da aptal olduğunuzu düşünmem zorlaşır.
Zaten destekçilerine göre de internet "açıklık, kabul, tartışma ve katılım"a olanak sağlıyor.
Ancak bu bakış açısı internetin açık görüşlü insanları değil, benzer görüşlü insanları bir araya getirmede kullanıldığını göz ardı ediyor.
Tabi ki, insanlar gerçek hayatta da bunu yapıyor.
Örneğin, eğer mahallenizdeki Muhafazakar Parti teşkilatına katılırsanız, kendinizi benzer düşünen insanlarla çevrelemiş olursunuz.
Ancak bu kulüpler en azından biraz farklılık içeriyor: Muhafazakar Parti'nin oldukça geniş bir tabanı var.
İnternette ise, sosyal muhafazakar ancak ekonomik liberal biri, birçok Muhafazakar Parti sitesi arasından seçim yaparken, Muhafazakarların bu alt kümesiyle ilişkilenmeyi seçebilir.
Böylece, farklı görüşlere sahip kişilerle temas kaçınılmaz olmaktan çıkıp, tercihe bağlı bir hale geliyor.
Benzer bir denklem bilgiler için de geçerli. Çoğumuz sahip olduğumuz görüşe karşı çıkan bilgilerden ziyade, onu destekleyen bilgilere dikkat ediyoruz.
Bu durumu psikologlar 'doğrulayıcı önyargı' olarak tanımlıyor.
İnternet sayesinde, sahip olduğumuz pozisyonu destekleyen neredeyse sınırsız kanıta erişebiliyoruz.
Bunu görmek için komplo teorisi sitelerine şöyle bir bakmak yeterli: kaçık olabilirler ancak pozisyonlarını desteklemek için topladıkları kanıtlardan etkilenmemek elde değil.
Yazık ki, diğer tarafa dair neredeyse sınırsız sayıda kanıtı görmezden geliyorlar...
İnternet doğrunun gizlenmesini zorlaştırıyor olabilir, ancak bir yandan da yalanların ve çarpıtmaların önünün kesilmesini imkansız kılıyor.
Bütün bu çekincelere rağmen, internetin dünyanın geri kalanının ne düşündüğüne dair bilgisiz kalmayı çok zorlaştıran bilgi akışlarını mümkün kıldığı da inkar edilemez.
Belki, fakat yalnızca belki, bu çeşitli şekillerde gerilimi besleyen interneti, ağırlıklı olarak barışın yanında bir güç haline getirebilir.
Fakat bu ne zamandan beri barış ödülünü vermenin koşulu oldu?
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 29
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 30
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 19