Fethi Polat 1
Fethi Polat
TuZaKK 1
TuZaKK
xranzei 1
xranzei
Agresifizm 1
Agresifizm
Bvural41 1
Bvural41
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Can Öcalan 1
Can Öcalan
mavzermete 1
mavzermete
farkmt2official 1
farkmt2official
Sevdamsın 1
Sevdamsın
Hikaye Ekle

Sosyal Tünelleme Sorunu

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan Wedy
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 255

Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!

"Fizik dolu bir gün" için gönderilen ikinci ve son yazı Reyhan Demirci tarafından bize ulaştırıldı. İlgi çekici bir başlığa sahip olan yazı için kendisine teşekkür ediyor, başarılar diliyoruz.

--------------------------------------------------------------------------------

Yaratılış gayemizi çoğu zaman unutarak anları, dakikaları, günlerimizi geçiriyoruz. Bilmiyoruz ki beynimiz bunları kavrayacak kadar bilgiyi hapsetme yeteneğine sahiptir. Ancak çoğu zaman sebeplerin doğuşunu ayrıntıları bilmekten kaçındığımız gibi fizik kuram ve teorilerini anlaşılması en zor hale getirerek cehaletimize sebebiyet veriyoruz.

Evrendeki her varlık bir sonraki oluşan varlığın sebebidir. Mikro boyuttan makro boyuta kadar kendisini muhteşem bir nizamla zincirleme takip eden sıralama, sebep-sonuç ilişkileriyle bütünleşmiştir. Her nizamın altında ise biz fizik öğrencilerinin öğrenmeye ve öğretmeye çalıştığı kalıplaşmış evrensel kanunlar vardır. Bu kanunların en başında gelen, gezegenler sistemini dengede tutan evrensel kütle çekimidir. Yani insan hayatını yaşanabilir kılan zemini (dünyamızı) ayakta tutan ‘gravitasyon kuvveti` dir. Newton`un yer çekimi kuvvetiyle gravitasyon çekiminin aynı doğaya sahip olduğunu bulmasıyla herşey daha açık hale gelmiştir. Ne şanslıyız ki ay gibi yer çekimi çok az bir gezegende değiliz. Yoksa ne bitkinin kökü tutunacak bir toprak bulabilirdi ne de hayat kaynağımız olan suyu bulabilirdik. Bu etkileşim kuvvetlerini, Makswell`in elektrik ve magnetik kuvvetlerin yüklü parçacıklar arasında etkileşmeye sebep olduğunu göstermesi takip etmiştir. Çekirdek yapılarını ‘colomb etkileşmesinin` özellikleri belirlerken atom yapıları elektromagnetik etkileşme tarafından belirlenir.

Tüm bu kuvvetleri bir araya getirirsek ne mi olur? Elimizde biraz da nükleon ve yüklü parçacıklarda olursa ortaya “madde“ çıkar. Geniş çapta düşünürsek eğer, toplu haldeki madde nötrdür ve mikro boyutta kütle çekimi etkileşmesi önemsizleştiği gibi büyük ölçeklerde baskın duruma geçer. Aslında bu galaksilerimizin bir araya gelmesindeki önemli etkileşimler evrenin en gelişmiş varlığı olan insanı oluşturmaktadır. Bizi fizîki biz yapan ve en küçük canlı birimimiz olan hücrelerimiz ile bizi bir arada tutan bu etkileşimlerdir. Eğer maddeler arasında bu tür etkileşimler olmasaydı biz var olamayacaktık. Paramparça hallerimiz hayalet misali görünmeyecek boyutlarda gezinecekti.

Gerçekten insanoğlu can bulalı bütün maddeler anlam kazandı. Bu satırlara sığamayacak kadarki ihtiyaçlarımız; besinler, eşyalar, evren vs. ve en önemlisi dil ile paylaştığımız o güzel sohbetler.

Kâinatın üzerinde biriktirdiği türlü enerjiyi canlılara aktarırken ki anlarına, biz insanlar da birebir şahit oluyoruz. Güneşlenirken, bir çiçeği koklarken, daha da sosyalleştirmek gerekirse gülümserken bile bu enerji dönüşümüne katkıda bulunuyoruz. Şu ilginç, hareketli ve aşırı sıcak dünya çekirdeğinin oluşturduğu magnetik alan ve yer çekiminin insan üzerinde bıraktığı o müthiş enerji! Ve bu enerji dönüşümü!

İnsanoğlunun şu evrendeki en yüksek potansiyele sahip yaratıklar olduğunu söylesem inanır mısınız? Kâinatı insana sığdırabildiğimiz gibi insanı kainata sığdıramıyoruz bir türlü. Kimi zaman öfkeyle, kırdığımız kalplerle geri dönüşümü olamayacak şekilde enerjimizi harcıyor kimi zaman ise sabırla dayandığımız sıkıntıların üstesinden –yenilenebilir(dönüşümlü) bir enerjiyle- sevgiyle, umutla geliriz. Bir gülümsemeyle bile sahip olduğumuz enerjiye enerji katıyor üstelik yansıtıyoruz. Rüzgârın kinetik enerjisini bulutlara aktarıp yağmuru getirdiği gibi biz insanlarda pozitif potansiyel enerjimizle sevgi yağmurları yağdırıyoruz birbirimize.

Bu yazıyı yazmaktaki asıl gayem olan, problemleri aşma konusuna değinme ihtiyacı duyuyorum. Çünkü ümitsizliğin hengâmında başarısız bir genç olmak şu uzat çağına pek de yakışmıyor. Azimli olmak, her başarının altındaki en önemli etkenlerden biri. Üstelik “azim“ öyle yürekli bir kelime ki insanda can bulduğunda başarının ucundan yakalıyor. Sabırda peşinden gelirse tabi.

Öyle ya tıpkı şu dünyamıza ışık veren, o partiküller olmadan ardından karamadde ile dolu kapkaranlık yaşanmaz bir dünya bırakan ışığın en küçük birimi “fotonlar“. Fotonlarsız bir dünya; güneşin yeteneğini kaybettiği, enerjinin var olamadığı ve sonuç olarak hayatın olmadığı bir dünyadır. Neyse ki bu ufaklıklarda öyle bir azim var ki &#8211;belki komik gelebilir- bazen onları örnek almamız gerekiyor. Çünkü imkânsızı başaran dalga paketi dediğimiz fotonlar, kendi enerjilerinden yüksek olan potansiyel engelleri aşıyorlar. Kuantum Fiziğinde anlaşılması en zor konulardan biri olan ve imkânsız gözüyle bakılan ancak teorikte doğru olan “tünelleme“ olayını örnek vermek istiyorum. Kuantum Fiziğinde foton enerjisinin(E), karşısındaki duvarın potansiyel enerjisinden(Vo) küçük olması halinde bu duvardan geçebilmesi olayına “tünelleme“ denir. Halbuki klasik mekanikte E<Vo olduğu durumda parçacığın engeli aşması mümkün değildir.

Fotonların böyle kararlı mı kararlı bir dalga paketi olması onları yüksek güçte tutmaya yetiyor galiba. Öyle ya mikro parçacıkların bile bu işi becerebilmeleri biz insanları utandırmalı biraz. Hayat bize ne sunarsa sunsun ister sıkıntılarla ister çıkmazlarla, kıymetini bilerek yaşamak gerekir. Değerinin bilinmediğini anlayan hayat bize enerjisini eksik sunar. Haliyle o enerjiyle değil engelleri aşmak duvarlara çarpıp gerisin geriye yansırız.

Sevgili okurlar hayatın bizden istediği “azim“ ve “sabır“dır. Bu potansiyelle her engel aşılır. Tabi bu enerjiyi iyi amaçlar için kullandıkça.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst