Sitemize reklam vermek için [email protected] adresine mail atabilirsiniz
For Advertising Contact [email protected]


'Babam bizi hiç yanıltmadı'

Cagataye95

Kozmik - Eşduyum
Fahri Üye
VIP Üye
TM Üye
Ticaret - 0%
0   0   0
Katılım
13 Mar 2009
Konular
3,413
Mesajlar
16,836
Beğeniler
1,457
MmoLira
125
DevLira
0
#1
Teknik Direktör Mustafa Denizli, hayatındaki en önemli varlıkları, kızları ile Beşiktaş Dergisi için bir araya geldi... Denizli'nin kızları Selin ve Lal Denizli, Beşiktaş Dergisi'nin Mayıs sayısında yayınlanan bu röportajda babalarını anlattılar. İşte o röportaj:

Röportaja giderken bizim aklımız koltuklardaydı... Hani Mustafa Denizli'nin, rakipleri "uzanarak izliyorum" dediği koltuklarda... Ulus'taki evin kapısını çalıp, Denizli'nin rahat, zevkli koltuklarına oturduk... Röportaj başlayınca koltukları filan unuttuk, hocanın o koltuklarda fotoğrafını çektirmek istiyorduk oysa... Niye unuttuk derseniz; karşımızda oturan çok iyi eğitimli, çok samimi, çok sıcakkanlı, aynı babaları gibi çok düzgün cümleler kuran, aynı babalarının duruşuna sahip olan iki genç hanımefendi öyle güzel, öyle içten anlatıyorlardı ki babaları Mustafa Denizli'yi, onların bu büyük aşklarının arasında kalakaldık... Öyle derin bir bağ, öyle büyük bir sevgi ki baba ile kızları arasındaki, kelimeleri seçmekte, hatta bulmakta çaresiz kaldık. Selin ve Lal Denizli, bu röportajda babaları Mustafa Denizli'yi anlatırken bile gözleri dolu doluydu, zaman zaman gözyaşlarına engel olamadılar. Mustafa Denizli bu anlarda koltuktan kalkıp, salonun içinde dolaşmayı, bizden biraz uzakta durmayı tercih etti. Ancak kızları konuşurken yaşadığı duygu selini, sevgi selini bizden gizleyemedi.

Aşkların sadece Romeo ve Jülyet arasında yaşananlardan ibaret olduğunu sananlar çok aldanıyor. Bu röportajda da baba ile kızlarının arasındaki büyük aşka, derin bağlara, tarifsiz sevgiye şahit olacaksınız. Allah onları nazarlardan korusun...

Mustafa Denizli'nin sadece başarıları değil, "baba"lığı da örnek alınmalı bizce... Bütün babalar kızlarını dünyalar kadar sevmeli...

Uzun, başarılarla dolu bir maratondan sonra artık evinizde olduğunuzu hissediyor musunuz?

Selin Denizli: Babam neredeyse bizim evimiz orası.

Mustafa Denizli: Bir çocukluk özlemi diyelim... Beşiktaş ile buluşmamız, geç kalan bir buluşma oldu. Tabii bütün bunların yanında hayat akışıma baktığın zaman, Beşiktaş gibi çok değerli camialarda görev yapmak, bunun tamamlayıcı bir unsuru oldu. Beşiktaş'ta çalışmanın gizemini en çok Çeşme'de hissediyorum. Çünkü çocuk yaşlarda, büyüdüğüm insanlarla bundan 45-50 sene önce konuştuklarımızı bu kadar geç yaşama imkanımız oldu. Onlar çok seviniyor. Bütün grup, Altay'da oynarken benim Beşiktaş'a gitmem için tazyik yaparlardı. Dergi yayınlandığı zaman ligdeki durumumuz ne olacak bilmiyorum ama inşallah, Allah bir aksilik vermezse düşündüğümüz yerde olacağız. O daha da keyifli kılacak.

Selin Denizli: Zaman vermeyelim sonra çok konuşuyorlar bu konuyu...
Mustafa Denizli: Zaman vermiyoruz zaten... Zamanla beraber mekan da veriyoruz.

Lal, siz bu yıl yurtdışında okuyorsunuz. Uzakta olmak, babanızı uzaktan takip etmek zor mu?

Lal Denizli: Çok zor... Çünkü babam olduğu için sonuçta başarılarıyla gurur duyacağım... Maçları izlerken daha çok oynanan futbola bakmayı seviyorum. Eğer izlediğim futboldan zevk alıyorsam, babamın söylediği gibi sahada dönen güzel futbol varsa kazanmak çok da önemli değil. Yani üç puanı her şekilde alırız. Ama eğer kötü bir futbolla üç puanı alıyorsak, bu babamın mutlu olacağı anlamına gelmez. O yüzden ben biraz da izlerken üç puanı almış olsak bile daha sonraki röportajlarda babamın surat ifadesinden oynanan futboldan mutlu olup olmadığını görmeye çalışıyorum. Babam için evet, üç puan çok önemli ama tabii ki oynanan futbolu yaşamak, eğer öğrettiği gibi, istediği gibi sahada oynanıyorsa babamın suratında bir mutluluk ifadesi oluyor. Ama üç puan almış olsak bile beklediği şekilde oynanmamışsa mutlu olmuyor. Aslında oynamak değil de, o isteği hissetmeyi seviyor babam.

Demek ki babanızın surat ifadelerine dikkat ediyorsunuz. Mesela Kocaelispor maçında ne hissettiniz? Kamera çok sık hocamı gösterdi. İlk yarı çok stresli, endişeli gibiydi hocam.

Selin Denizli: Yok, endişeli değildi, ben endişe görmedim.

Ben, "Anlatılanları ne zaman sahaya dökeceksiniz?", "Neyi konuştuk neyi yapıyorsunuz?", bakışlarını gördüm. Bize de öyle bakar çünkü. Eğer bize de bir şey anlatmışsa ve anlattığı şey tarafımızdan doğru uygulanmıyorsa aynen öyle bakar. Babamın suratını çok net hissederim, çok net okurum. Biz üçümüz de akrep burcuyuz ve bizim anlaşmamız için konuşmamıza çok gerek yok, gözlerimizle anlaşırız. O maçta ben babamı sinirli görmedim. Babam bakışlarında, "Niye kafanızı kullanmıyorsunuz", "Sizinle bir şey konuştuk, çıktınız başka bir şey yapıyorsunuz" diyordu. Bir insanın yapamayacağına inandığınız zaman böyle bir surat ifadesi olmaz. Zaten yapamayacağını bilirsiniz. Ama yapabilme potansiyeli varken, üstelik ne yapılması gerektiği konuşulmuşken, çıkıp yapmamanın siniri vardı. Ben öldüm zaten. Maçı filan hatırlamıyorum.

Sizlerin Mustafa Denizli'nin kızları olarak maçları izlerken ne gibi duygular içinde olduğunuzu merak ediyorum.

Selin Denizli: Biz taraftar değiliz, biz tarafız. Biz babamın tarafındayız. Dolayısıyla hiçbir zaman taraftar olmadık. Biz o anlamda futbolun mültecisiyiz. Babam neredeyse biz de onun arkasındayız; sığınma hakkıyla... Ama bütün kalbimizle... Ben şu anda "bizden daha Beşiktaşlı vardır"a inanmıyorum. En Beşiktaşlıyız. Ama maçta ne hissettiğimi soracak olursanız eğer, ben size hiçbir şey anlatamam. Hatta geçen gün şunu merak ettik; karşı komşularımız bizi maç izlerken görüyorlarsa eğer, yaptıklarımızı, hareketlerimizi, hakikaten bizim hakkımızda ne düşünüyorlardır? O yüzden fazla şahit bırakmamak için maçlara gelmiyorum.

Lal Denizli: Ben her maça geliyorum. Yurtdışında okuyorum ama gelebildiğim her maça geliyorum. Kocaelispor maçını düşündüğüm zaman da çok heyecanlandım. 70. dakika oldu, ben hala tepkisizim, arkadaşlarım "Lal iyi misin?" diyorlar. Bir şey oldu diye korktular. Ben de normalde atıyorum kendimi yerden yere, bir heyecan oluyor. Ama arkadaşlarım, "Yenik durumdayız ve sen donuksun" dediler. Dedim ki, "Biz üç puanı alacağız"...

Selin Denizli: Çok enteresan şeylere inanmaya başladık. Mesela babamın dakika kaç olursa olsun, eğer inandıysa ve onu doğru algıladılarsa bir şeyi değiştirebileceğini bilirim. Çok güzel bir duygu bu, inancınla ilintili... Ben babama öyle inanırım ve maçlara da öyle bakarım. Babam bir şey yapacaktır, bir şey diyecektir... Beni bugüne kadar, 30 senedir hiç yanıltmadı. Ne sahada, ne saha dışında...

Lal Denizli: Benim çok hasta Beşiktaşlı arkadaşlarım var, bana şunu söylüyorlar; "Lal, yıllardır Beşiktaşlıyız. Çarşı'da çok maç izlediğimiz zamanlar oldu ama biz bu kadar inanan hoca daha önce görmedik." Yani yenilgi sonrası göstergesi bile diyor ki, "Biz bunu atlatırız. Kaybettiğimiz üç puanı haftaya toparlarız." İnanç çok önemli...
Selin Denizli: Bir şeye ya da birine inanıp, o liderin arkasından gitmek... Çünkü biz onun kızıyız. O enerjiyi aldığımız zaman birini takip etme etkisi, ne derse desin... O kadar enteresan bir şey ki... Kendi babam diye söylemiyorum, orada benden çok genç insanlarla çalışıyor, umarım o kardeşlerim de benim hissettiğim gibi hissediyordur. Çünkü o çok özel bir şey. Çünkü herkese, her duyguya kayıtsız şartsız inanamazsınız. Ben babamın ışığına inanırım. Çünkü kalbine inanırım. O kadar temiz ki kalbi... Allah her zaman gönlüne istediği gibi verir. İş hayatıyla, insan hayatı ayrı değildir. Bir yerde çok dürüst, bir yerde başka bir şey olamazsınız. Babamın inancını uygulama biçimi, o kadar kırmadan, yormadan, hoyratça kullanmadan, o kadar doğru, o kadar hedefe odaklı, o kadar insancıl ki... O bizim şansımız, takımın da şansı...
Mustafa Denizli: Neredeyse kızlarım konuşuyor zannedeceğim (gülüyor)...

Biz de sizinle aynı fikirdeyiz... Takımda da o ışığı ve hocamıza olan bağlılığı görüyoruz.

Lal Denizli: Bizden fazla görüyor sonuçta onları...

Mustafa Denizli'nin kızları olmak nasıl bir duygu?

Lal Denizli: Ben sadece tek bir kelimeyle söyleyebilirim; gurur... Başka hiçbir şey değil. Hatta bunun için bir yazı da yazdım Fransa'dayken. Başarılı bir babanın kızı olmak, güzel bir şey. Ama sonuçta Selin'in söylediği bir şey var, biz inşallah yolun sonunda, 34. haftada şampiyon olduğumuz zaman 30-40 milyon insanla birlikte sevineceğiz. Ama bunun mimarı bizim babamız olacak. Bu yüzden, insanlar gol atıldığı zaman "gol" diye bağırırken, bizde gurur mekanizması harekete geçiyor. Biz, "oh" oluyoruz. Çünkü babamızın yüzünde mutluluk ve başarı ifadesini görebilmek bizim için hayatın tablosu diyebilirim. Bu, çok önemli bir şey...
Selin Denizli: Benim için babamın kızı olmak; başarısı, başarısızlığı filan değil. Çok güzel yüreği var, çok güzel... Şampiyon olsun, olmasın, bir daha çalışmasın, gidelim bir yerde patates yetiştirelim... Biz o patatesi de inanarak yetiştiririz.

Kamuoyunun, bizlerin bilmediği Mustafa Denizli'yi anlatmanızı istesem, neler anlatırsınız?

Selin Denizli: Ben size tek bir şey söyleyeyim; sade, zamanla karıştırılmamış, kimseye kızmamış, içindeki her şeyi hayata aktarmış... Bence bir insana bahşedilmiş olan en güzel, en temel iki duyguya; merhamete ve vicdana sahip... O yüzden ben çok sade bir insan olarak görüyorum babamı. Bırakın her şeyi, başarıları filan bir kenara... O herkese bahşedilmeyen iki duyguya sahip. Sonra bunu başarıyla süslersin... Hiçbir kırgınlığını, hiçbir kızgınlığını, hiçbir isyanını... İsyan sadece yapabileceğinden bir tek aşağısını yapıyorsanız... Onun haricinde isyan yok, inanç var. O öyle bir adam. Hala gözü dolabilen, hala kalabalık bir yere girdiğinde kafasını öne eğebilen bir adam. Çok önemli bir şeydir. Hani bir "ben" vardır ve bir zaman sonra egonla kafayı yersin.
Kendisinden hiçbir zaman üçüncü şahıs gibi bahsetmiyor. O hala Çeşme'deki Mustafa. Bunca yaşamına ve her şeye rağmen adının önüne hiçbir sıfat koymuyor, "Çeşmeli" dışında...

Hocamızın hayatında da şüphesiz sizin çok büyük ve önemli bir yeriniz var. Zaten kendisi de bunu her zaman dile getiriyor.

Lal Denizli: Babam gerçekten duygularını az ifade eden birisi. Babamın duygularını bilmek çok zordur. Bunu anca belki biz yapabiliriz. Yani hiç kimse yapamaz. Çünkü aynıyız aslında. Hiçbir farkımız yok. Belki de o yetiştirdiği için bizi böyleyiz ama babamı tanımak ve anlatmak çok zor bir şey. O yüzden sadece yaşamayı öğrenmek lazım babamla.

Selin Denizli: Yaşamayı bildikten sonra anlamakla çok vakit kaybetmeyeceksin. Çünkü anlamaya kalktığın zaman insanın kafası çok karışabilir.

Maçlar için uğurlarınız var mı?

Selin Denizli: Bizim çok basit uğurlarımız var. Evdeki uğurlarımız biraz karışık, sürekli bir çalışmanın ürünü, neyin yaradığını bulmak. Mesela şimdi her maç sonrası 89. dakikada ben babama mesaj atıyorum. İletilmiyor, maç bittikten ve epey bir zaman geçtikten sonra iletiliyor. Ama ben biliyorum ki maç sonuyla röportaj arasında mutlaka Lal ve beni arayacak. O mesajı bekleyeceğini biliyorum. Küçücük, küçücük şeyler...

Lal Denizli: Annem izlediğimi bilse bile her pozisyon sonrası beni arıyor. Eğer bir maçta bize uğurlu gelen şeylerse öyle devam ediyoruz.

Mustafa Denizli: Bu tarafları bana benzememiş.

Lal Denizli: Mesela Juju da bana "Lal eve dön" diye mesaj atıyor. Bu da bir uğur... Dönmeyeceğimi bilse bile bana "Eve dön" diyor...
Mustafa Denizli: Benim bunlardan haberim yok. Selin'in mesajını da maçtan sonra öğreniyorum.

Selin Denizli: Samimi bir şey söyleyeyim size; inanın her maçı çıkıp Lal de, ben de oynasak, sanırım daha kolay olacak... Çünkü her maçı ter içinde, bacak ağrılarıyla bitiriyoruz.

Lal Denizli: Selin bir hafta boyunca yürüyemedi, hastalığı çıktı belinde... Sonunda doktor "stres" dedi.

Selin Denizli: Koltuk değnekleriyle kaldım. Hazırlık maçı bile olsa fark etmiyor, biz o stresi yaşıyoruz.

Birlikte en çok neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz?

Selin Denizli: En çok birlikte balık yemekten hoşlanıyoruz.

Lal Denizli: İzmirli olmanın verdiği bir şey.

Özel lakaplarınız var mıdır?
Lal Denizli: Baba gülü...

Hocam ne diyorsunuz, bu büyük sevgi için? Kızlarınız size aşık.
Mustafa Denizli: Onlar zaten beni özetlerken, kendilerinin bana yansımalarını özetler. Onlar böyle olmasa, ben böyle olamazdım. Onlar benim yaşam ağacım. Onlar olmasa ben ayakta duramam. Hem yaşam hem başarma nedenlerim onlar. Benim bu kadar yıl hayatım futbolla geçmiş, başarılar, üzüntüler, sevinçler, başarısızlıklar...

Başarısızlığı futbolda kaldırabilirsin ama kızlarında kaldıramıyorsun. Dolayısıyla yaptığın her şey, onlara yansıdığı için bir ekibi düşünüyorsun, bir de ekibin yanında ayrı bir birim olarak kızlarımı... Düşünebiliyor musun, maç bitiyor soyunma odasında çocuklara, futbolcularıma bakıyorum, aklımın bir tarafında da kızlarım oluyor...

Kayserispor galibiyetinin sizlere armağan olduğunu duyunca neler hissettiniz?

Lal Denizli: 17-18 senedir izliyorum, hayatımda ilk defa babam bize maç armağan etti. Ki bu babamın yapacağı bir şey değil. Asla... Birçok teknik adam belki bunu yapar ama babam yapmazdı. Bizim de en büyük kızgınlığımız buydu.

Selin Denizli: Sonraları çok samimi duyguların çok da fazla dillendirilmesi gerekmediğini anladığımız için biz biliyorduk zaten her maç, hepsi bizim.

Lal Denizli: Ben yurt dışındaydım, izleyemedim, röportajı kaçırdım. Selin izlemiş, beni ağlayarak aradı.

Mustafa Denizli: Ben size dünya şampiyonluğunu hediye etmek istiyordum.

Kaybedilen bir maç sonrası babanızla konuşur musunuz, dertleşir misiniz?

Lal Denizli: Geçen haftalarda ben iki dakika konuşayım dedim, "Kafam kaldırmıyor artık" dedi. O da haklı. Benim yaptığım da aslında bencillik. Baban olduğu zaman bir şeyleri öğrenmek istiyorsun ama olmuyor. Mesela "Baba niye onu oynattın" diye soruyorum, cevap yok.
Selin Denizli: Ben sormam. Neyi, niye yaptığı benim haddim değil. Ama ben onunla ilgili bir şey hissettiysem, enerjisi düşmüştür, bunu gördüysem onunla ilgili onu söylerim. Ama sormam. Mesela o bende gördüğünde yanılmaz, ben de onda gördüğümde yanılmam. Futboluyla ilgili değil. İşin piri o. Çok haksızlık gibi gelir.

Lal Denizli: Babam için zaten 90 dakika bittikten sonra diğer maç başlar. Biz daha çok etkileniyoruz, Allah korusun kötü bir şey olduğu zaman.
Selin Denizli: Biliyorum ki babam inanmayacağı işin içine girmez, Beşiktaş'a imza attığı gün şampiyonluk balosunda giyeceğim kıyafeti düşünüyordum, beni götürürse giyerim diye... Bizi öyle inandırmış ki...

Beşiktaş'la başladık, Beşiktaş'la bitirelim...

Lal Denizli: Babamın Sivas maçında İnönü'de ilk sahaya çıktığı andaki suratına bakın... Ben Fransa'dan yeni döndüm, uçaktan indim maça gittim. Babamı öncesinde görmemiştim... Hiçbir takımda görmediğim bir surat ifadesi vardı; mutluluk... Çok mutluydu...

Selin Denizli: Babam tünelden çıktı, "baba, baba" diye bağırıyoruz, abuk sabuk tepkiler gösterdik... Sanki bizi duyacakmış gibi...
Mustafa Denizli: Tribünden bana "hocam" diye bağırdığını da anlat.
Lal Denizli: Bir gün Gaziantep Büyükşehir Belediyespor ile oynadığımız kupa maçına gittim. Zaten biz yükselmişiz belli, ondan stada pek kimse de gelmemiş. Biz o gün babamdan bilet istemedik, bilet aldık. Şansımıza babamın bulunduğu yedek kulübesinin hemen arkasındaki tribünden bilet almışız. Gerçekten olmayacak bir şey. Arkasını döndüğünde babam beni görürse o maç babam için bitmez... Babam arkasını dönüyor ben saklanıyorum. Düdük çaldı, maç bitti, "Hocam, hocam" diye bağırdım dönmedi. Biraz uzaklaşınca "Baba" diye bağırdım, dönmedi...
Mustafa Denizli: Kızım olduğunu anlamasınlar diye, "Hocam" diye bağırıyor...

Lal Denizli: Evet, çünkü bir takım insanlar "Hadi tanıştır" diyebilir. O anda ben de soyunma odasına gidip kimseyi tanıştıramam. Duygu olarak olayın içinde yaşarız ama babamın mesleğine mesafemiz vardır.
Selin Denizli: Saygıda kusur etmeyiz.
 
Üst