Fethi Polat 1
Fethi Polat
Bvural41 1
Bvural41
OnurBoyla 1
OnurBoyla
Hikaye Ekle

Tron 2.0

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan FeeLTheGame
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 283

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

Bugüne kadar oynadığınız oyunları biraz hatırlayalım. Hep yaşadığımız dünyada veya en azından onu andıran yerlerde geçtiler. Peki hiç bize oyun oynama imkanı sunan bilgisayarların içinde geçen bir oyun aklınıza gelir miydi? Cevabınız evet ise o zaman hiç durmayın, hemen bilimkurgu yazarlığına başlamalısınız. Sizde yüksek potansiyel var. (Bu nasıl tavsiye yahu, bol boyalı gençlik dergilerindeki saçma sapan testlerde yazılan sonuçlara benzedi ama hadi neyse:) Yalnız sorduğum soruya vereceğiniz yanıt “hayır“sa o zaman da gidip TRON 2.0`ı alın ve oynamaya başlayın. Çünkü bu oyun size daha önce görmediğiniz, oldukça yeni ve güzel bir dünyanın kapılarını açacak.

Yaş itibariyle benim gibi 20 küsürlerini yaşayan, yani moruk sayılabilecek düzeye yavaş yavaş gelenler hatırlayacaktır, 80`li yılların başında TRON adında, diğer bilimkurgu filmlerine pek benzemeyen, o güne dek kimsenin görmediği bilgisayar denilen aletin içinde geçen, acayip atmosferi olan bir film ortaya çıktı. Bilmeyenler için anlatalım o yıllarda bırakın ülkemizi dünyada bile bilgisayar kavramı yeniydi. En kral makine 386`lar idi. 486`lar ise daha 1993-94 gibi çıkacaktı. Halkımız bilgisayarı “Uzay Yolu“ dizisindeki gibi Mr. Spak`la konuşan, düşünebilen, Fener-Galatasaray muhabbeti yapan, icabında karşılıklı iki tek atabilen bir alet olarak kavramıştı. Nereden bilecektik ki aslında bu aletin sadece yazılanı okuyabilen bir makine olduğunu. Bununla birlikte o senelerde sinemalara şimdiki gibi her ay 5-10 tane bilimkurgu filmi gelmezdi. Dolayısıyla bu türün hastaları da az bulunurdu. Sonuçta TRON bizde öyle yurtdışındaki gibi fazla ilgi görmedi. Bir kere TV`de yayınlandı o da TRT1`in öğlen kuşağında. Filmin “Kült“ seviyeye terfisi, 90`lı yıllar başında ortaya çıkan bilimkurgu hastaları sayesinde oldu. Neyse konuyu fazlaca dağıttım, hemen geriye döneyim.

Efendim bu TRON 2.0 oyununun hikayesi de filmden 20 yıl sonra geçiyor (oyunun adının neden TRON 2.0 olduğuna dair çok hoş bir anekdot geçiyor oyunda onu dikkatle takip edin:). TRON programının yazan Alan Bradley programın kodlarını yerini kimsenin bilmediği özel server`ına kaydetmiş ve server`a girişi kapatmıştır. Bir gün laboratuarında, oğlu Jet Bradley ile telefonda konuşurken aniden ortadan kaybolur. Babasının esrarengiz kayboluşunu merak eden Jet hemen laboratuara gelir ve ortalığı incelerken aniden ana bilgisayar tarafından dijitalleştirilip harddiske kaydedilir. Jet artık bir bilgisayar programıdır. Buradan kurtulması ve babasını da beraberinde gerçek dünyaya geri götürmesi için eski TRON koduna ulaşması gereklidir. Yalnız koda sadece Jet`in ihtiyacı yoktur. TRON`a ulaşmak isteyen kötü amaçlı şirketi ve onların adamları da Jet`in peşindedir.

Evet, maceraya böyle damardan başlıyoruz. Elbetteki TRON`u bulmak öyle kolay bir iş değil. Aşmamız gereken 35`ten fazla bölüm bulunuyor. Açık konuşmak gerekirse kendi hesabıma, son aylarda çıkan bazı güzel oyunların öyle 10-15 saatlik oynamadan sonra hemen bitmesine çok sinir olmaya başlamıştım. Neyse ki TRON bize en azından 20-25 saat oynama garantisi veren bir first-person. Oyuna normal seviyede bile başlansa bazı hallerde karşımızdaki rakipleri alt etmemiz uzun sürebiliyor. Bölümler, Chaser`daki gibi, devasa şekilde tasarlanmamış. Büyüklükleri ve oynama süreleri gayet uygun. Görevler, bir ana bölüm ve altındaki 2-3 altbölümden oluşuyor. Her bölümde yerine getireceğimiz 3-4 amacımız var. Bunlar, gireceğimiz bilgisayarlara giriş izni almak, bize yardımı dokunacak bazı programları kurtarmak, sistemi bozacak sabotajlar yapmak vb. şeyler. Ayrıca birkaç tane, çözmek için birazcık zeka ve dikkat gerektiren görev de oyunda var. Senaryo başlangıçtan itibaren sağlam bir şekilde ilerliyor ve sanki bir filmin içindeymiş hissi uyandırıyor.

Oyunda yardım alacağımız bazı dostlarımız da mevcut. İlk başlarda “Byte“ isimli, havada uçan bir altıgen prizma bize çevreyi tanıtıyor ve tutorial sayılabilecek bölümleri oynatarak oyuna alışmamızı sağlıyor. Bölümlerde ilerledikçe Byte ile beraber kontrol elinden alınmış ana bilgisayar “Ma3a“, babamızın eskiden yazmış olduğu tarihi program “I-No“ ve Jet`i dijitalleştiren laboratuar bilgisayarından da yardım alıyoruz. Bu programlar bize bulunduğumuz çevreyi tanıtıyor, kullanılacak silah ve ekipmanlar hakkında bilgi veriyor, görevlerimizi nasıl yapacağımızı anlatıyor. Bölümlerde civardaki bazı şeylerle etkileşime girmek mümkün. Mesela civardaki şeffaf kutuların içinde senaryoyu daha iyi anlamak için okuyabileceğimiz mail`ler, giriş izinleri ve en önemlisi subroutine denilen ve karakterimizin kullanabildiği altprogramlar mevcut.

TRON içine RPG öğeleri eklenmiş bir oyun. Biz de bir program olduğumuz için oyuna v1.0.0 versiyonunda başlıyor, bölümlerdeki altın plakaları aldıkça veya kilit şeyleri yerine getirdikçe versiyonumuzu artıyoruz (v2.8.4, v3.2.3, v4.0.0 diye gidiyor). Ayrıca v2.0.0, v3.0.0, v4.0.0 olukça enerji, sağlık, transfer hızı, işlemci gibi özelliklerimiz geliştimek mümkün. Karakterimiz etraftaki kutulardan veya öldürdüğü düşmanlardan 3 farklı tür altprogram (sub-routine) alabiliyor; Utility (daha yükseğe zıplama, düşmanın kimliğini görme vb. şeyler), Defense (giyebildiğimiz zırhlar) ve Combat (kullanabildiğimiz silahlar). Bunları hafızamızdaki ilgili yerlerine atıyor ve böylece özelliklerimiz geliştirebiliyoruz. Topladığımız bu subroutine`ler 3 etki derecesinde bulunuyor. Alpha yani ilk seviyede minimum etkililer, beta ikinci seviye ve etkileri biraz daha iyi. En yüksek seviye gold. Bölümlerde ilerledikçe yüksek seviyedeki subroutine`lere rastlayabilir ya da nadiren karşınıza çıkan iyileştirme yazılımı sayesinde herhangi birinin seviyesini arttırabilirsiniz. Her ana görevin başında elimizdeki subroutine`leri o göreve göre yeniden düzenlemek gerekiyor ancak bu iş biraz saçma. Yani görevin nasıl olduğunu bilmeden özellikleri ona göre ayarlamak biraz “Saldım çayıra Mevlam kayıra“ gibi oluyor. Zaten sonradan işinize yaramayanı değiştirmek mümkün. O zaman ne diye böyle bir saçmalık oyunda var anlaşılır gibi değil. Ayrıca elimizdeki silahlar az sayıda ve çoğu kullanışsız. Ben en fazla diski kullandım (zaten en iyisi de o). Geri kalanlardan en sağlamı mor üçgen şeklindeki silah. Çeşitli subroutine`ler ile silahları upgrade etmek ve değişik versiyonlarını kullanmak mümkün ancak dediğim gibi silahların hemen hemen hepsi kullanışsız.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst