Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Taraftar olmak... Kulağa sadece bir takım tutmak gibi gelse de, bu, aslında hayat boyu süren, pahalı ve yorucu bir taahhüttür. Üstelik bu maliyetin sadece parasal olmadığını, aynı zamanda zamanımızdan ve sinir sistemimizden de ödün verdiğimizi unutmamak gerekir.
Öncelikle maddi maliyet. Kombine biletler, forma ve ürünler, deplasman masrafları... Tuttuğumuz takımı desteklemek için cebimizden çıkan her kuruş, aslında o aidiyet duygumuzu pekiştirir. Fiyatlar ne kadar artarsa artsın, biz o formayı giymekten, o maça gitmekten vazgeçmeyiz. Bu, rasyonel bir karar değil, tamamen duygusal bir yatırım meselesidir.
Sonra zaman maliyeti var. Hafta içi Avrupa maçları için geç yatılan geceler, hafta sonu deplasmanlar için harcanan uzun yollar. Bazen sırf maçı izlemek için arkadaşlarımızla buluşmaları, aile yemeklerini bile ertelemek zorunda kalırız. Oysa bu zaman, bizim için mutluluk, heyecan ve tutkuyla dolu olduğu için asla "kayıp" sayılmaz.
Ancak en büyük maliyet, sinir sistemimizdendir. 90 dakika boyunca kalbinizin ağzınızda atması, kaçan bir golde boşa giden tüm o enerji, hakem kararlarına gösterilen tepkiler... Her maç, sinir sistemimiz için mini bir maraton gibidir. Galibiyetle biten maçtan sonraki tatlı yorgunluk, kaybedilen maçtan sonraki ağır, huzursuz ruh hali... İşte taraftar olmanın zorluğu buradadır.
Ama tüm bu maliyetlere rağmen, o bir golün getirdiği tarifsiz sevinç, o şampiyonluk coşkusu, her şeyi unutturur. Çünkü taraftar olmak, hayatın monotonluğuna karşı verilen en büyük duygusal cevaptır. Biz, bu maliyeti seve seve ödüyoruz; çünkü tutku, parayla ya da huzurla ölçülecek bir şey değildir.
Öncelikle maddi maliyet. Kombine biletler, forma ve ürünler, deplasman masrafları... Tuttuğumuz takımı desteklemek için cebimizden çıkan her kuruş, aslında o aidiyet duygumuzu pekiştirir. Fiyatlar ne kadar artarsa artsın, biz o formayı giymekten, o maça gitmekten vazgeçmeyiz. Bu, rasyonel bir karar değil, tamamen duygusal bir yatırım meselesidir.
Sonra zaman maliyeti var. Hafta içi Avrupa maçları için geç yatılan geceler, hafta sonu deplasmanlar için harcanan uzun yollar. Bazen sırf maçı izlemek için arkadaşlarımızla buluşmaları, aile yemeklerini bile ertelemek zorunda kalırız. Oysa bu zaman, bizim için mutluluk, heyecan ve tutkuyla dolu olduğu için asla "kayıp" sayılmaz.
Ancak en büyük maliyet, sinir sistemimizdendir. 90 dakika boyunca kalbinizin ağzınızda atması, kaçan bir golde boşa giden tüm o enerji, hakem kararlarına gösterilen tepkiler... Her maç, sinir sistemimiz için mini bir maraton gibidir. Galibiyetle biten maçtan sonraki tatlı yorgunluk, kaybedilen maçtan sonraki ağır, huzursuz ruh hali... İşte taraftar olmanın zorluğu buradadır.
Ama tüm bu maliyetlere rağmen, o bir golün getirdiği tarifsiz sevinç, o şampiyonluk coşkusu, her şeyi unutturur. Çünkü taraftar olmak, hayatın monotonluğuna karşı verilen en büyük duygusal cevaptır. Biz, bu maliyeti seve seve ödüyoruz; çünkü tutku, parayla ya da huzurla ölçülecek bir şey değildir.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 47
