Best Studio 1
Best Studio
D 1
delimuratt
Aliyldrim 1
Aliyldrim
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
melankolıa18 1
melankolıa18
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Cannn6161 1
Cannn6161
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Bilgi, Bilgi Teknolojileri, Bilgi Yönetim Sistemleri

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan TruvaGame
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 46
Metin2 Pvp GM

TruvaGame

Level 23
GM
TM Üye
Katılım
23 Ocak 2016
Konular
8,370
Mesajlar
18,384
Online süresi
4mo 19d
Reaksiyon Skoru
4,080
Altın Konu
0
Başarım Puanı
506
MmoLira
24
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

1. Araştırmanın Problemi
İşletmelerde, gelişmekte olan bilişim teknolojilerinin kullanılarak yararlı bilgi yönetiminin sağlanarak öğrenen organizasyonlar oluşturulabilmenin önemi nedir ?
2. Araştırmanın Amacı
Hızlı bir şekilde gelişme kaydeden iletişim teknolojilerinin ortadan kaldırmış olduğu yer ve zaman kavramlarının kürselleşme sürecindeki dünyada işletmeler lehine ne tür faydalar sağlayacağı ve bu yararların ne gibi modeller oluşturularak elde edilebileceği önemi üzerinde durulmuştur. Ayrıca Türkiye’ de iletişim teknolojilerinin bir yüksek öğretim kurumunda uygulanabilirliği sunulmaya çalışılmıştır.
3. Araştırmanın Önemi
İnsanoğlunun tarih boyunca elde etmiş olduğu bilgi ve tecrübelerin somu materyallerden kurtarılarak, günümüz teknolojisinin imkanları ile küreselleşen dünya kapsamında tüm insanların hizmetine sunumunda zamandan tasarruf edilerek faydalanılmasının sağlanması gerekliliğidir.
4. Araştırmanın Hipotezi
Eğitim teknolojilerinde uzaktan eğitim prototipinin uygulanması, işletmelerde ve eğitim kurumlarında yer ve zaman kısıtlayıcılarının ortadan kalkmasına ve eğitimin yaygınlaştırılmasına olanak sağlayacaktır.
Kullanıcılar yönünden özellikle Türkiye’ de iletişim sektörü açısından teknik bilgi ve bunların kullanımına dair sorunlar hemen hemen ortadan kalkmıştır. Mevcut teknolojiler insanlar için ekonomik açıdan olduğu gibi zaman kavramından tasarruf edebilmek için eğitim ve öğretimlerini klasik eğitim yerine internet üzerinden yapılan uzaktan eğitim biçimi tercih edilmektedir.
5. Araştırmanın Varsayımları
Bilgiye ulaşmada teknolojinin yeterliliği ve insanların iletişim sistemlerini iyi bilmeleri sonucunda kaynak aktarımı yer ve zaman gözetilmeksizin hızlı bir şekilde yapılabilir.
Günümüzde dünyada mevcut olan tüm ülkeler gelişmeleri doğrultusunda teknolojik ilerlemelere kayıtsız kalmamaktadırlar. Bu nedenle küreselleşme sürecinde iletişim teknolojisi sınır ve gelişmişlik düzeyi tanımaksızın tüm ülkelere yayılabilmektedir.
6. Araştırmanın Sınırlılıkları
Araştırmada işletmelerde ele alınan yararlı bilgi yönetiminin insanlar arasındaki alış verişi teknolojinin sunmuş olduğu iletişim sistemi doğrultusunda internetle sınırlandırılmıştır. Yani, yapılmakta olan bilgi alış verişinde televizyon, posta gibi teknolojik ürünler yerine sanal ortamı ifade eden internet kullanılmıştır.
Çalışmanın son bölümünü oluşturan uygulama kısmında ise bir yüksek öğretim kurumu ele alınarak bu açıdan sonuca varılmaya çalışılmıştır.
7. Araştırmanın Yöntemi
Çalışmanın temelini oluşturan bilgi yönetimi için öncelikle teorik alt yapı oluşturulmuştur. Bu alt yapıya uygun olarak bilginin kullanımı, teknolojik imkanlar (internet) çerçevesinde iletişimle bütünleştirilmeye çalışılarak bir prototip sunulmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise bu prototipe örnek olacak şekilde bir yüksek öğretim kurumu ele alınarak uygulaması yapılmıştır.

---------------------------------------

KAYNAKÇA
Active Study, Dictionary of English, 1991, Glasgow, Longman Group UK Limited
Ana Britanica, İstanbul, 1992, Ana yayıncılık,1
AYDIN Emin D; Değişen Bilgi Toplumu, 1996, Beta Yayınları, İSTANBUL
ARSLAN, Ahmet; Felsefeye Giriş, Vadi Y., 1996.
ARSLAN, Hüsamettin; Epistemik Cemaat, Paradigma yayınları, İstanbul, 1992.
AVCI Nabi ve Cemal Taşcı, “Enformasyon Toplumu ve Eğitimi, Türkiye Günlüğü Dergisi, Kış, 1990. .
AVCI Nabi, Cemalettin N. Taşcı vd.;, “Enformasyon Toplumu ve Eğitim Etkileri”, MEB
AVCI, Nabi; Enformatik Cehalet, 1990, Ankara, Rehber Yayınları
ALVER, Füsun; “Medya Bilginin Değiştirilmesi”, Yeni Türkiye, C.20, 1998, s.1537-1543
AĞAOĞULLARI,Mehmet Ali; Kent Devletinden İmparatorluğa, Ankara, İmge yay.,1994
Bilim ve Teknoloji, DPT yayını, Ankara, 1994
CANGIZBAY Kadir, “Bilgi Toplumu”na Bilgiden Reddiye, Yeni Türkiye Dergisi, C.20, 1606-1612
CORNFORTH, Maurice; Bilgi Teorisi, İstanbul, 1997, Yorum Yayınları
ÇINAR, Mehmet; Kalite Yönetimi, Kayseri, 1993, E.Ü., İİBF Yay.
CEVİZCİ, Mehmet; Felsefe Sözlüğü, Ankara, Ekin Yay. 1996
ÇOBAN Hasan; Bilgi Toplumuna Planlı Geçiş, 1997, İnkılap yayınevi, İSTANBUL
DEMİR Ömer; Bilim Felsefesi, Ağaç Y., 1992.
DEMİR Ömer; Bilim Felsefesi, Alternatif Üniversite Yayınları, İstanbul, 1992
DEMİR, Ömer- Mustafa ACAR; Sosyal Bilimler Sözlüğü, Vadi Y., 1997
DALGIÇ , Tevfik; Bilişim ve Teknoloji, ,Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Yayınları, ANKARA,1982
DRUCKER Peter; Gelecek İçin Yönetim:1990’lar Ve Sonrası (Çeviren: Fikret Üçkan), Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1994
DRUCKER Peter; Kapitalist Ötesi Toplum, (Çeviren: Belkıs Çorakçı), İnkılap Kitapevi, İstanbul, 1993
ERKAN Hüsnü; Bilgi Toplumu Ve Ekonomik Gelişme, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 1998
GERAY,Haluk; “Enformasyon Toplumu ve Türkiye; Erişim Açısından Bir Değerlendirme”, Yeni Türkiye, C.20, s.1415-1428
GÖKER, Lütfi; Bilim ve Teknolojinin Gelişimi ile Türk İslam BilginlerininYeri,MEB, 1996.
İNAM, Ahmet; “Bilgi Sağlığı”, Yeni Türkiye, C.20, s.1665-1669
İslam Ansiklopedisi, C. 6
KARAHOCA Adem, Dilek KARAHOCA; Yönetim Bilişim Sistemleri ve Uygulamaları 1998, Beta Yayınları, İSTANBUL
KARAHOCA Dilek; Yönetim Bilişim Sistemleri, Beta Yayınları, Yayın No:829, İstanbul, 1997.
KASABA, Reşat; Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Ekonomisi, 19.yüzyıl, İstanbul,1993
KILIÇBAY, Mehmet Ali “En Son Demokratikleşecek Şey Bilgi Olacak”, Yeni Türkiye, c.20, s.1670-1673
Meydan Lorousse, İstanbul, 1980, Meydan Yayıncılık
ÖZTEMEL,Ercan , “Bilgi Toplumunda Yönetim Bilişim Sistemlerinin Gelişimi”Yeni Türkiye Dergisi, Cilt II, Sayı 20, 1998 ,ANKARA
REİCHENBACH, Hans; Bilimsel Felsefenin Doğuşu, Çev. Cemal Yıldırım, İstanbul,Remzi Kitabevi, 1993
RİGEL, Nurdoğan; “Parmak ucu Toplumu”, Yeni Türkiye, 1998, c:20, 1396-1400
SEZAL, İhsan; “İkinci Bin Yıl ve İkinci Toplumdan Üçüncü Bin Yıl ve Üçüncü Topluma”, Bilgi ve Toplum Dergisi, Nisan1598, sayı 1
ŞAHİN Haluk; “Türkiye ve bilgi Toplumu Kesinleşmiş Randevu mu Yoksa Hüsnü Kuruntu mu?”, Türkiye Günlüğü Dergisi, s.54, 1993.
TEKELİ, Hasan; Bilgi Çağı, Simavi Yayınları, İstanbul, 1994
TOFFLER Alvin; Dünyayı nasıl bir gelecek bekliyor,1990,İz Yayıncılık, İSTANBUL
TOFFLER, Alvin; Yeni GüçlerYeni Şoklar, (Çev.) B. Çoraklı, Altın yayınevi, İstanbul, 1993
TUGAY,Yener , “Değişim Yönetiminde Yeni Arayışlar” Yeni Türkiye Dergisi, Cilt II, Sayı 20,1998,ANKARA
ÜNALDI, Atıf; “Bilgi Toplumu Türkiyesi’nde İnternet Yapılanması”, Yeni Türkiye, C.20, s.1465-1467



GİRİŞ

İkinci dünya savaşını izleyen yıllarda toplumlar oldukça hızlı bir gelişme sürecine girmişlerdir. Tıpta meydana gelen gelişmeler, nükleer enerji çalışmaları, yaygın iletişim ağları insanoğlunun uzaya ilk adım atması bu dönemden sonra görülmüştür. Tüm bu gelişmeler sonucunda özellikle son yirmi yılda tüm dünyada büyük bir teknolojik değişim meydana gelmiştir.
1980’ li yıllardan itibaren insanoğlu bu gelişmeleri sanayileşme sürecinde kullanmış ve bu süre sonucunda bilgi toplumu kavramı meydana gelmiştir. Sonuçta bilgisayar ve iletişim teknolojileri olarak nitelendirebileceğimiz alanlar ortaya çıkmıştır. Bu duruma bağlı olarak ortaya çıkan bilgi akımı, önceleri radyo ile oluşmakta iken; teknolojik gelişmeler sonucunda görüntülü sisteme yani televizyondan sağlanmaya başlanmıştır. Ancak; globalleşen dünyada son on yılda meydana gelen hızlı teknolojik ilerlemeler internet denen kavramın meydana gelmesine neden olmuş ve bilgi alış verişleri bu sanal ortamdan yapılmaya başlanmıştır.
Araştırmamızda öncelikle bilgi kavramının ne anlama geldiği incelenerek işletmeler açısından nasıl bir fayda sağlayabileceği sunulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte yararlı bilgi yönetiminde kullanılan teknolojiler ele alınarak bir bütün içerisinde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Gün geçtikçe önem kazanan bilgi, sermaye ve emekle birlikte bir üretim aracı ve ekonomik girdi olarak önem taşımaya başlamıştır. Bu durum karşısında bilginin işlenmesi ve iletilmesinde günümüzün teknolojilerinin kullanılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu amaçla ekonomide bir girdi olarak sayılacak bilginin oluşturulacak olan organizasyonlar tarafından ne şekilde faydalı kullanılabileceği incelenmiştir.
1.BİLGİNİN TARİHİ SÜRECİ
Bilgi, yalnız günümüzde fark edilmiş bir olgu değildir. Tarih boyunca da bilgi hem amaç hem de araç olarak incelenmiş ve felsefî anlamda bir ilginin odağı olmayı sürdürmüştür. Varlığın nedenini ve niçinini sorgulayan felsefe, bilgiyi de bundan azade tutmamış onu da zihinsel bir sorgulamaya tâbi tutmuştur. Bilgi nedir? Nasıl elde edilir? Doğru bilgi nedir, yanlış bilgi nedir? Algılarımız bilginin kaynağı olabilir mi?...vs. gibi sorular yüzyıllarca meraklı zihinlerde cevabı bulunmaya çalışılan sorular olmuştur.
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yeni bir çağa girdiğimiz söyleniyor: Bilgi çağı. Bu tarihi 1980’li yıllardan itibaren başlatanlar da var. Başlangıç tarihi ne olursa olsun bu yeni çağın büyülü atmosferini solumaya başlayıverdik birden. Bu atmosferin büyüsü, bu çağı layıkıyla anlamamıza ve kavramamıza frenleyici bir etki yaptı. Oysa bu çağı anlamak, kavramak ve sorgulamakla bu çağa “hükmetmek” mümkün olabilirdi.
Bir önceki büyük dönüşüm noktasını da bu şekilde karşılayarak Sanayi Toplumu olma büyüsüne kapılıp onu, nihai hedef olarak belirlemiş bir tarihsel alt yapıya sahip olan bizler, bu çağın farklı niteliklerini kavramak konusunda bir sorumluluğa sahibiz.
Bilgi felsefesi “gerçek” bilginin peşinde koşar hep. (Epistemoloji bilgi felsefesi demektir ve episteme gerçek, sahte olmayan, yanıltmayan bilgi demektir.) Bu çağın bilgisi ne kadar gerçek? Gerçekse gücü ve etkisi nedir? Bilginin değişen fonksiyonları hatta misyonları nelerdir?.. vs. Cevap bekleyen sorulardır.Sorulmayan sorulara cevap verilemez. Bilgi felsefesi de sormakla başlar her şeye. Bilgiyle ilgili sorular sorar. Sorgulamaz ama onu. Biz de, mahiyetini yeterince kavramadan kendimizi içinde bulduğumuz bilgi çağıyla ilgili sorular sorup cevaplarını bulabiliriz.
1.1.BİLGİ NEDİR?
Bilgi ile ilgili çeşitli tanımlamalar yapılmıştır. TDK sözlüğünde insan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad, malumat ya da öğrenme, araştırma veya gözlem yoluyla elde edilen gerçek, malumat, insan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat” olarak tanımlanmakta, (TDK, 186) başka bir tanımda ise bilgi; “ doğruluğu, verili nesnel ve öznel koşularda gerekli ve yeterli sayılan kanıtlarla temellendirilmiş önermeler biçiminde dile getirilebilen, bilinç içeriği” olarak belirtilmiştir. “Doğruluğu gerekli ve yeterli delillerle temellendirilmiş şuur muhtevaları”. Daha basit tanımıyla bilgi “ bir iş veya konu hakkında bilinen şey; malumat” tanımlanmaktadır.
Bireysel ya da zihinsel bir çaba sonucu bir şeyin farkına ya da bilincine varma diyebileceğimiz bilgi ile ilgili bilimsel açıdan da tanımlar yapılmıştır. Buna göre bilgi nesnel gerçekliğin doğru yansımaları olarak meydana getirilmiş, denenmiş, kavramlarımızın, görüşlerimizin ve önermelerimizin bir toplamıdır. Nesneler hakkında doğru fikirler elde ederken onlar hakkında bilgi elde eder ve geliştiririz. Eğer fikirlerimiz gerçeğe uymazsa kuşkusuz bilgiye sahip değiliz demektir. Bilgi kazanmak, cehaletin ya da doğru olmayan fikirlerin yerine doğru fikirleri koymaktır. Fakat bilgiyi doğruyla özdeşleştirmek mümkün değildir. Bilgi doğrulanabilir de doğrulanmayabilir de. Ancak zihnimizde nesneler ya da şeyler hakkındaki görüşlerimizin toplamıdır.
Bilgiyle ilgili bu tanımların her biri farklı noktalara parmak basmakla beraber hepsinin buluştuğu ortak nokta bilginin öznel bir çabayla elde edilebileceğidir.
Bilgi hasbi bir tecessüsün sonucu elde edilir. Bireysel düzeyde zihinsel merakı giderme amacı ya da zihinsel bir çaba olmadan “bilgi” elde edilemez, ya da elde edilen şey bilgi olamaz. Buna bağlı olarak da “bilgilenmek” demek, bir bağlama oturtup yorumlamak, şerh etmek, ilişkilendirmek ve kavramlaştırmak demektir. Bilgi aktif olmayı, özne olmayı ve bilinçli bir emek sarf etmeyi gerektirir. Karl R. Popper’ın anlattığı hadise bilinçli emek bakımından öğreticidir. Popper sınıfa girer öğrencilere seslenir: “ Gözlemleyin ve yazın!” öğrenciler bir süre sonra şunu sorarlar: “Neyi gözlemleyelim?! Evet, sonsuzluk âleminde sınırlı bir varlık olduğunu bilen insanın yapacağı ilk şey, her şeyi değil, o sınırlılığı içinde, yapacağı her neyse onu yapmak bilinciyle emeğini alana hasretmesidir. Eğer emek ve çaba bu bilinç ve niyetle ortaya konmazsa bilgi ortaya çıkmaz. Bilgi, bir niyet bir çaba, kısacası zihni anlamda bir hazırlık gerektirir.
Bilgi kavramı üç bölüme ayrılabilir. 1) Veri: İstatistiksel bilgiler ve araştırma bulguları 2) Malumat: bilginin bu günkü kullanım durumu ve bunun çeşitli araçlarla (bilgisayar...vs.) işlenip iletişim ile aktarılmış biçimi 3) Bilgi: tüm bunların özellikle geleceğe yönelik çözüm üretmesi.
Bilgi toplumu bağlamında bilgiyi açıklarken bir yanılsamaya düşmemek gerekir. Bilgi toplumu gerçekte bir enformasyon toplumudur ve bilgi enformasyona eşit değildir, ondan çok farklı bir kavramdır. Bilgi (knowledge) ile enformasyon (information) arasındaki fark, bilgi toplumu kavramını da anlamamıza yardımcı olacaktır.
Bilgi toplumu gerçekte bir enformasyon toplumudur. Enformasyon (information) ise haberdar olma, bilgilenme, haber almak gibi anlamlara gelir. Yani bilgilendirmekten çok haberdar olmayı anlatır enformasyon. Öyleyse bilgi ile haber arasındaki farkı görmemiz gerekir.
Enformasyon (information) ile bilgi (knowledge) arasında bariz bir fark vardır. Dağınık “data parçaları kendiliğinden enformasyona dönüşmeyeceği gibi, her enformasyon bilginin yerini tutamaz.
Bilgi kavramı klasik sosyologlar ve diğer düşünürlere çok geniş bir alanı içerecek şekilde kullanılmıştır. Bilgi kavramıyla dile getirilmek istenen şey, bütün bir kültürel ürünler serisidir. Düşünceler, ideolojiler, hukuk, etik inançlar, felsefe, bilim, teknoloji...vs. Buna göre bilgi kavramı, folklordan modern bilimlerin bilgisine kadar her şeyi kapsamaktadır. Epistemik varsayımlar, tahminler, olgulara dayalı hükümler, politik inançlar, düşünce kategorileri, ahlak normları, ontolojik varsayımlar, ampirik olgular ve gözlemler. Bilgi enformasyon değildir. Enformasyon, bilginin elde edilmesi için önceden varolması gereken bir şeydir; Fakat hiçbir şekilde bilginin yeterli şartı değildir. Bilgi, enformasyondan kat kat daha fazla miktarda insani emeğe ihtiyaç duyar. Bilgi enformasyondan daha açık, daha sistemli ve tutarlıdır; kristalize olmuş bir şeydir ve daha kalıcıdır. Bilgi kollektif bir şeydir, bireyin ürünü değil, toplum ve kültürün ürünüdür. Bilgi bir anlam zemini içinde yaşanır. Bu zemin bilgilerimize bir "çerçeve" kazandırır. Bu zemin, yaşadığımız toplumun kültürüyle, kültür ürünleriyle, eğitimiyle ve kendi kişisel çabalarımızla oluşur.
Daniel Bell’e göre de, enformasyon demek, haber demek, istatistikler, raporlar, vergi cetvelleri, mahkeme kararları demek... Ama bunlarla ilgili işlemlerin illa bilgi olması gerekmez. Bell’e göre bilgilenmek, bir bağlama (context) oturtup yorumlamak, şerh etmek ilişkilendirmek ve kavramlaştırmak demektir.
Bütün bu açıklamalardan çıkarabileceğimiz sonuç, bilginin bireysel düzeyde bir çabayı, zihinsel bir eforu içermesi gerektiğidir. Bilgiyi ancak aktif bir özne elde edebilir. Oysa kendisiyle sık sık karıştırılan enformasyon ya da haber için böyle bir şart yoktur.
Yaygın bir kullanıma sahip olan “bilgi toplumu” aslında enformasyon toplumudur. (“İnformation society”nin Türkçe’ye çevrilmiş biçimi). Enformasyon da bilgiden farklı bir içeriğe sahip olduğuna göre enformasyon toplumu yerine bilgi toplumu kavramını kullanmak yanlış ya da yanıltıcı olabilir.
1.2.KALİTELİ BİLGİ
Günümüzde sanayileşmiş toplum modelinden bilgi ve enformasyon toplum modeline geçildiği ifade edilmektedir. Artık günlük yaşantımızda yoğun bilgi birikimi ve iletişimiyle birlikteyiz. Kitaplar, makaleler, araştırmalar, bilgisayar "chip"leri ve internet gibi imkanlar bilgi miktarını ve dolaşımını önemli miktarda artırmaktadır. Yeni enformasyon teknolojileri ile artan bilginin ortaya çıkardığı yoğun iletişim ağı ilişki kurduğumuz insanların dışındaki insanlardan daha çok haberdar olmamızı sağlamakla birlikte aşırı bir haberdar olma ve bilgi yığılması da söz konusudur. İletişim araçları ile yüz yüze gelişimiz ise, gerçekte kişiler ile değil, onların görüntüleriyle olmaktadır.
İletişim teknolojisinin gelişmesi bilginin akışını hızlandırdığı gibi niteliğini de değiştirmiştir. Bilginin niceliğinde bir artış olduğu gibi niteliğinde de bir değişim söz konusudur artık. Elektronik ve bilgisayar alanındaki baş döndürücü gelişmeler, bilginin herkesin ulaşabileceği kadar bol ve ucuz olacağı umudunu meydana getirmiştir. Ancak, herkese kolayca ulaşan bu bilgi işlenmiş bir bilgidir. Ve işleyişinin irade, amaç ve çıkarlarına göre manipülasyon da içerebilmektedir.
Elektronik ve teknolojik gelişim, iletişim ve iletim imkanlarını artırmıştır. İletişim teknolojisindeki gelişmelerle ortaya çıkan araçlar ikiye ayrılabilir:
1) İki kişi arasındaki “karşılıklı” iletişimi kolaylaştıran araçlar. Örneğin mektup, telefon, telgraf vb.
2) Bir iletiyi üreten kişinin bunu birden çok kişiye giderek yığınlara aktarmasını sağlayan araçlar. Örneğin; basın yayın araçları, sinema, radyo ve televizyon. Bu araçları birinci gruptaki iletişim araçlarından ayıran iki temel özellik, büyük sayıda kitlelere iletiyi ulaştırma olanağı ve bu sürecin tek yönlü iletime dönüşmesidir. Bu nedenle bu araçlara “kitle iletim araçları” denilebilir.
Bilgi toplumu gerçekte enformasyon toplumu anlamında olduğuna göre ve enformasyon da haberdar etmek ve bilgilendirmek anl..... geldiğine göre bilginin iletişimi kadar iletiminden de bahsetmek gerekir. Bu açıdan bilgiyi iletenin nitelikleri ve istekleri iletiye de yansıyacak ve bu nitelik, her zaman istenen seviyede olmayabilecektir. Enformasyonun bizatihi kendisi, her zaman bilgi düzeyinde olmayabileceği gibi, yanlış bir içeriğe de sahip olabilir.
Bilgisayar ve internetin yaygınlaşması, özellikle internette yoğun bir site oluşumu bilginin ve enformasyonun dolaşımını kolaylaştırmıştır. Böylece internet dünyanın en büyük bilgi kaynaklarından biri haline gelmiştir. Bilgi sadece interneti genişletmekle kalmamış aynı zamanda karıştırmıştır da. Her gün eklenen binlerce yeni site, interneti gün geçtikçe bir bilgi çöplüğü haline de getirmiştir. Bilgiye sahip olmak bu ortamda güçleşmekte ve organize bilgiye sahip olmak güç hale gelmektedir.
Bilginin niceliğindeki bir artış, bilginin ya da enformasyonunun niteliğini de incelememizi gerektirmiştir ; yani bilginin kalitesi.
Kalite sözcüğü Latince’de QUALİS sözcüğünden kaynaklanmakta ve “gerçekte öyle olmak” anl..... gelmektedir. Kalite; vaad edilen olmayıp, yerine getirilen, gerçekleştirilebilendir. O halde kalite, belirli ölçüler yardımıyla belirlenilebilen ve kullanım amacına göre ölçütleri değişebilen bir olgudur. Başka bir deyişle kalite, bir malın kullanım amacı ya da tüketici zevkini karşılama düzeyini belirleyen niteliklerin toplamıdır. Bu yönüyle incelenirse bilginin niceliğinin artması kalitesinin de artmasının doğal bir sonucu değildir, bilakis kalitede düşmeye de neden olabilmektedir.
Bilgiyi de kalite açısından incelemek gerekir. Kalite tüketici zevkini karşılama düzeyi ya da bir malın kullanım amacı olarak tanımlandığına göre enformasyon toplumu bireye hangi kalitede “bilgi” sunmaktadır. Ya da sunulan bilgiler ne kadar “bilgi” dir.
Enformasyon araçlarının bireyi ne kadar bilgilendirdiği tartışılmaktadır. Özellikle kitle iletim araçlarının ilettiği bilgi, bireyin “hiçbir zaman ve hiçbir yerde” işine yaramayacak bilgi olabilmektedir. Ancak iletişim kanallarının çok olması bireyin istediği bilgiye bilinçli çabasıyla ulaşabilme imkanlarının artmasını da sağlamıştır. Bu durumda bireyin “kaliteli bilgi”yi elde etmesi ancak o bilgiyi analiz edebilecek öz niteliklere sahip olması durumunda söz konusu olacaktır.
Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre her sekiz yılda dünyada enformasyon yükü iki kat artmakta ve dört kez daha hızlı bir şekilde enformasyon tüketilmektedir. Bazı düşünürler bu durumun bireyleri enformasyon oburu durumuna getirildiğini insanların bireysel olarak bu enformasyon sağanağıyla nasıl baş edeceklerini bilemediklerini söylemekteler.
Bunun doğal sonucu olarak şunu söyleyebiliriz: İnsanlar en kısa zamanda enformasyonun rasyonel olarak yönetmeyi öğrenemezse enformasyon insanı yönetmeyi sürdürecek. İnsanlık, nasıl ilk çağlarda ve daha sonra orta çağda gıda yetersizliğinden kaynaklanan pek çok hastalıklara yakalanmış ve kitlesel patolojik vakalar, ölümler söz konusu olmuş, daha sonraki modern toplumlarda da fazla ve düzensiz gıdanın zararlarıyla karşılaşmışsa; benzer durum bilgi içinde geçerli olabilecektir. Enformasyonun oburluğundan kurtuluş, “bilinçli bir tüketim” ile mümkün olabilecektir..
Bilginin kalitesi ile ilgili bir nokta da “dezenformasyon” kavramdır. Dezenformasyon, yanlış enformasyon demek değildir. Dezenformasyon, yanıltıcı, yersiz, ilgisiz,parçalı ya da yüzeysel enformasyon, yani insanda bir şey hakkında bilgi sahibi olma illüzyonu yaratan, oysa insanı bilgilenmekten uzaklaştıran enformasyon demektir. Yani birey bilgilendiğini sanarken “bilgisizleşmektedir. (Filolojik açıdan incelemek gerekirse, İngilizce’de dis- öneki bir fiilin hem zıddının yapılmasını, hem de yapılmış bir eylemin etkilerinin ortadan kaldırılmasını anlatır. Örneğin; infect fiili mikrop kapmak, hastalığı bulaştırmak anl..... gelirken dis-infect mikrop kapmamak anl..... değil, mikroptan temizlenmek anl..... gelir. Buradan yola çıkarak dezenformasyon da bilgisiz bırakmak anl..... gelmez, var olan bilgiyi de ortadan kaldırmak anl..... gelir. Yani doğru ve gerçek olmayan enformasyon, bireyin daha önce edindiği sağlıklı ve gerçek bilgiyi de ortadan kaldırır. Bu durumda birey, bir malın kullanım amacını belirleyen niteliklerin toplamı anl..... gelen kalite açısından “sıfır kalite”den de öte belki deyim yerindeyse “eksi kalite” ile karşıyadır.)
1.3.BİLGİNİN ÖMRÜ
BİLGİ, Alvin Toffler’in deyimiyle üçüncü dalga toplumun temel ögesidir. Birinci dalga toplumunda güç topraktı, ikinci dalga toplumunda üretim araçları oldu, içinde yaşadığımız üçüncü dalga toplumunda ise güç bilgi kavramıyla ifade edilmektedir. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi ifade eden ikinci toplumun karakteristiği teknolojinin yaygınlaşması ve kitlesel hale gelmesiydi. Teknolojik gelişmenin daha önce görülmedik bir biçimde gelişmesi toplumsal alanda da büyük bir dönüşümü getirmişti. Bu teknolojik gelişim iletişim araçlarını içeriyordu. Gerçekte iletişim devrimi diyebileceğimiz devrim de 19. yüzyılda gerçekleşmişti. Çünkü üretim artışı bunun pazarlanmasını gerektirecek bir yol ağını gerektiriyordu. Nitekim 1850-1870 yılları arasında 100.000 milin üzerinde yeni demiryolu inşa edildi. Buna bağlı olarak gelişen telgrafın 19. yüzyılın ikinci yarısında kullanılmaya başlanması önemli bir devrimdi. Demiryolları ile birlikte telgraf, savaş biçiminin değişmesine varıncaya kadar, ülke içi ve dışında etkin bir kullanım alanı bulmuştu. İletişim teknolojisinde daha sonraki baş döndürücü gelişmeler, toplum yapısını da değiştirecek ve günümüzdeki tanımlamayla enformasyon ya da bilgi toplumunu getirecekti.
Sanayi toplumunda sistematik bilimsel bilgi ve bunun üretim sürecine katılması söz konusudur. Oysa bilgi toplumunda bilginin birikime dayalı yenilik süreci önem kazanırken yenilikler sürekli üretilmektedir.
Sistematik bilimsel bilginin yerini sürekli yenilenen bilgi ve enformasyon almaktadır artık. Enformasyon teknolojisi bilginin hem niceliğini hem de çeşitliliğini artırmıştır. Bunun sonucunda da çok sayıda kanaldan özellikle de kitle iletişim araçlarından bilginin dağıtılmasıyla karşılaşmaktayız.
Bu enformasyon kanallarından gelen bilgi iki nedenden dolayı kısa ömürlü bir bilgi olma durumundadır. Birincisi, bu kanallardan gelen bilgi (ya da enformasyon) gündelik tüketime sunulan, bilgi ya da deyim yerindeyse “harc-ı alem” bir bilgidir. Yani kısa ömürlü olduğunun, ileten de iletilen de farkındadır. Televizyon, gazete... vs. gibi kitle iletişim araçlarının ilettiği enformasyon bu türden bir bilgidir. (Gazete kelimesi de İtalyanca kökenlidir ve “günlük” anl..... gelmektedir.)
İkinci neden ise bilgi toplumunda araştırma ve geliştirmeye yönelik çalışmaların artması nedeniyle, yeni bulguların eski bilgi ve bulguları devre dışı bırakmasıdır. Bilgi toplumunda araştırma ve geliştirmenin ön plana çıktığı akademik kuruluşlar, üniversiteler, araştırma merkezleri bu tür bilgilerin sürekli yenilendiği merkezlerdir. ABD’de 1990 yıolında 40.000 ayrı akademik dergide 1 milyondan fazla bilimsel makale yayınlanmıştır ki, bunun anlamı dakikada iki yeni makele demektir.
Bilginin elde edilmesi kadar “güncellenmesi” (update ya da upgrade) bilgi toplumunun ortaya çıkardığı yeni durumu ifade etmektedir. Güncellenmeyen ve yenilenmeyen bilginin bilgi toplumunda kullanım değeri sıfıra yakın bir konuma gelmektedir.
Bütün bunlardan yola çıkarak, bilgi toplumunda sıradan ve gündelik bilginin ömrünün kısa olmasının doğal olduğunu ifade edebiliriz. Ancak yeni araştırma ve gelişmelere dayalı bilgininse ancak “dinamik” bir süreç içinde elde edilebileceği su götürmez bir gerçektir. Bu dinamik süreci de dinamik bireyler ve kurumlar yerine getirebilir ancak.
1.4.BİLGİNİN KAYNAKLARI
Bilginin kaynağı ile ilgili tartışmalar çok eskiden beri sürüp gitmektedir. Bilgi felsefesinin ilk başladığı Eski Yunan’dan beri bu tartışma vardır. Bilginin kaynağı ilge ilgili tartışmalar iki açıdan incelenebilir. Birincisi epistemolojik açıdan (Bilgi Felsefesi) diğeri de enformatik açıdan.
Epistomtemolojik olarak bilginin kaynağı ile ilgili iki temel görüş ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan görüşler vardır: Deneycilik ve Akılcılık. Deneycilik, bilginin kaynağının gözlem olduğunu söylerken Akılcılık, bilginin kaynağının akıl ve zihin olduğunu söylemektedir. Bu iki görüşü birleştirerek bir orta yol bulan akımlarda vardır. Bunlar da hem aklı hem de gözlemi bilginin temeli olarak ele alır ve bunların uyumlu bir birlikteliğinden söz eder. İmmanuel Kant örneklerinden biridir.
Bilginin enformatik açıdan kaynakları ise bilgi toplumu ile ortaya çıkmış tartışmaları içerir. Bilgi toplumu, bilginin yeni bir mahiyet kazandığı, hem hammadde hem de nihai bir ürün konumuna geldiği, bunun yanında iletişimin artmasıyla üretim ve dağıtımın inanılmaz derecede kolaylaştığı toplumdur. Bu açıdan bilgi toplumunda iletişimin artmasıyla bir enformasyon artışından söz edebiliriz.
İletişim teknolojisinin gelişmesi bilginin ve enformasyonun iletilmesini kolaylaştırmıştır. Kitle iletişim araçları ya da diğer bir adıyla medya, enformasyonun en önemli kaynağı durumundadır. Kitle iletişim araçları nispeten ucuz bir fiyata hemen her türlü “enformasyonu” bireylere ulaştırmaktadır. Ancak enformasyon kaynakları da sanıldığı kadar çok değildir. Çünkü enformasyon haber demektir öncelikle ve haber kanalları da çeşitli ağlardan geçerek ulaşmaktadır bireylere. Dünyada her gün 100 milyon kelimelik haber, 5 temel haber kanalından geçerek dünyaya ulaşmaktadır. Bu da bilgi ve enformasyonun tekelleşmesi sorununu gündeme getirmektedir.
Bilgi toplumunda bilgi, her açıdan bir güç haline gelecektir. Bilgi yoluyla iktidar üretimi ve iktidar yoluyla bilgi üretimi arasında doğrudan bir ilişki (korelasyon) bulunmaktadır. Bilgi toplumunda, bilgiye sahip olmak başlı başına bir iktidardır.
Bilgiyi stratejik bir kaynak olarak değerlendiren Daniel Bell, bilginin kim tarafından kontrol edileceği, kimlere ve ne miktarda tahsis edileceğine kimlerin karar vereceği sorununu baz alarak, içinde yaşadığımız bilgi çağında toplumların ilerlemesinin, bilgiyi kimlerin elinde tuttuğuna bağlı olacağını söylemektedir.
Uluslararası enformasyon endüstrisi batılı özellikle de Amerikalı şirketler tarafından kontrol edilmektedir. Bu nedenle gelişmemiş ülkelerdeki medya sistemlerinin yapıları, kullanımları ve sunulan mesajların içerikleri, gücü elinde bulunduranlar tarafından belirlenmektedir. Gelişmiş ülkeler sadece haber sunmanın ötesine geçmekte ve haberin üretim ve sunum aşamaları, propaganda ve reklam aracı haline gelmektedir. Haber, alınan merkezin veya sunanın yorumu ile birlikte aktarılmaktadır.
1.5.EPİSTEMOLOJİ
Bilgi felsefesi anl..... gelen epistemoloji, felsefenin ilk ortaya çıktığı zamandan beri tartışılan konulardan biri olmuştur. Epistemoloji, bilginin doğasını,ı sınırlarını doğruluğunu, güvenilirliğini ve elde edilme aktarımlarını ve sorgulanmayı inceleyen bilim dalıdır. Yani epistomoloji, felsefenin bilişsel süreçlerinden daha çok, “bilgiyi” genel olarak ele alır, bilgiyle ilgili problemleri araştırır, bilginin kaynağını, doğasını, doğruluğunu, sınırlarını inceler. Kısaca epistemoloji, bilginin bilimini yapar. Bilginin bizatihi kendisiyle ilgilenir.
Bilginin kaynağının incelenmesiyle ilgili süreç oldukça eskiye dayanır. Felsefi tartışmaların çok yoğun yaşandığı özellikle eski Yunan medeniyetinden günümüze dek bu konuda pek çok tartışma yapıla gelmiştir.
Epistemoloji kelimesinin etimolojik kökenini oluşturan “episteme” kelimesi dahi bu süreç hakkında ipuçları vermektedir. Epistemolojinin ilgilendiği dört temel sorun vardır. 1) Bilginin imkânı sorunu 2) Bilginin doğruluğu sorunu 3) Bilginin kaynağı sorunu 4) Bilginin sınırları sorunu. Bu sorunlar içinde de özellikle ağırlık kazanan sorun bilginin kaynağı sorunudur.
Eski Yunan’da bilginin kaynağı ile ilgili tartışmalarda yer alan önemli iki kavramdan biri “episteme” diğeri ise “doksa”dır. “Episteme”; gerçek bilginin, “doksa” ise evrensel gerçeklerin bilgisidir. Episteme, değişmeyen, kalıcı, durağan evrensel gerçeklerin bilgisidir. Doksa ise yalnız duyularla elde edilen, geçici ve gerçek olmayan bilgidir. Episteme, özellikle Platon’un teorisindeki idealar evrenine ait olan bilgidir ve idealar evrenindeki her şey gibi doğru, gerçek ve değişmez bir özelliğe sahiptir. Doksa ise nesneler evrenine ait bilgidir ve nesneler evrenindeki her şey gibi bozulma, çürüme ve değişme özelliklerine sahiptir ve yanıltıcıdır. Kısaca episteme, gerçek bilginin, doksa ise yanlış ve yanıltıcı bilginin adıdır.
“Gerçek” bilgiye ulaşma eskiden beri filozofların temel amacı olmuştur. Duyuların sınırlılığı ve yanıltıcılığı, akıl ve zihnin tek başına bilgi üretmeye yetmemesi vs. gibi nedenlerle bilginin elde edilmesi ve sorgulanması ile ilgili çeşitli akımlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan en temel iki tanesi bilginin elde edilmesinde gözlem ve deneye önem veren Deneycilik (Emprisizm) ile akıl ve zihine önem veren akılcılık (Rasyonalizm)dir.
1.5.1. DENEYCİLİK (EMPRİSİZM)
Deneycilik, özellikle bilginin kaynağı probleminde bilginin olanaklı tek kaynağının deney olduğunu, deneyden bağımsız bir bilginin söz konusu alamayacağını savunan akımdır. Buna göre insan zihninin doğuşta üzerine kendi işaretlerini yazdığı boş bir levha olduğunu, zihin üzerine yapılan işaretlerin başlangıçta birer izlenimden başka hiçbir şey olmadığını, bu izlenimlerden daha sonra bellekte bir takım tasırımların türetildiğini ve türetilen bu tasarımların çeşitli şekillerde birleştirilmeleri ve işlenmelerinin kompleks düşüncelere götürdüğünü, kısacası zihinde daha önce duyularda bulunmamış olan hiçbir şey bulunmadığını savunan görüştür. Deneyciliğe göre bilginin iki tür kaynağı olabilir ve bu kaynaktan yola çıkarak da iki tür bilgiden söz edilebilir. A Priori bilgi; aposteriori bilgi. A priori bilgi, duyu deneyine hiç başvurulmadan, yalnızca aklıdan ve aklın etkinliğinden türetilen bilgiye, deneysel olmayan bilgiye verilen addır. Buna göre, bir şeyi a priori olarak bilmek, onu dış dünya da dünyada tecrübe etmeden bilmektir. A priori bilginin doğruluğu duyu deneyinden türetilmez, duyu deneyinden bağımsız olarak, yalnızca akıl yoluyla bilinir ve duyu deneyiyle çürütülemez. A priori bilgi, hiçbir şekilde geçersiz kılınmaz bilgi olduğundan o tüm koşullar altında, her yerde ve her zaman geçerli olan, yani olanaklı tüm dünyalarda doğru olan bir bilgidir.
A posteriori bilgi ise, duyu deneyinden türetilen, duyular aracılığıyla kazanılan bilgidir. A posteriori bilginin doğruluğuna ya da yanlışlığına duyu deneyi yoluyla karar verilebilir. Fakat duyu deneyi kişiden kişiye değiştiği yani göreli, tutarsız, değişken olduğu ve bundan dolayı da tümüyle güvenilir olmadığı için a posteriori bilgi zorunlu ya da kesin bir bilgi değildir.
Deneycilik açısından gerçek bilgi a posteriori bilgidir. Algıya bilginin kaynağı ve geçerliliğinin ölçütü sayar. İlk örneklerini Eski Yunan filozofu Democritos’ta gördüğümüz emprisizmin en önemli temsilcilerinden John Lock’a göre, zihin boş bir sayfadır (tabula rasa) üzerine yazı yazan deneyimlerdir. Akılcılığın tersine deneycilik aklı, algı ve izlenimlerle düşünceler arasında bir düzen kurma gibi ikincil (tâli) bir işlev düzeyine indirgemektir. Kurulan düzen ise bilgi dediğimiz şeyi oluşturur. Başka bir ifadeyle insan zihninde doğuştan gelen hiçbir bilgi mevcut değildir. (Arslan, 1996, 45)
Deneyciliğin çok eski tarihlerden beri savunucuları vardır. Eski Yunan’daki pek çok filozofun yanında Stoacılar ve Epikür deneyciliğin ilk görüşlerini ifade etmişlerdir. Daha sonraları ise bu görüşler, 16. yüzyıldan itibaren deneysel bilginin başarı kazanması, teknolojik pek çok ilerlemeye neden olması dolayısıyla özellikle F. Bacon, T. Hobbes, J. Locke, G. Berkeley ve D. Hume gibi İngiliz filozofları tarafından savunulmuştur.

1.5.2. AKILCILIK (RASYONALİZM)
Akılcılık, insan zihninin işleyişinin bağlı olduğu kurallarla nesnel dünyaya egemen olan kuralların aynı olduğunu bu nedenle ancak aklın prensiplerine uygun düşünce yoluyla, gerçek, sağlam ve güvenilir bilgilere ulaşılabileceğini ileri süren, bütün açıklamaların merkezine aklı veya aklî prensipleri yerleştiren yaklaşımdır. Kısaca aklı, fiziksel dünyaya ilişkin bilginin kaynağı sayan felsefi akıma akılcılık denir.
Akılcılığa göre, bilgi, zorunlu, kesin ve genelgeçer olmalıdır. Acaba bize böyle bir bilgiyi hangi yetimiz sağlayabilir. Duyularımız bize böyle bir bilgi sağlayabilir mi? Bu soruya akılcıların verdiği cevap “hayır”dır. Çünkü duyular, bize kesin olmayan, zorunlu olmayan bir bilgi sağlayabilir. Duyuların bilgisine güvenilemediğine göre gerçek ve zorunlu bilgiyi ancak akıl ve düşünce sağlayabilir. Bu nedenle akılcılığın bilgi modeli kabul ettiği bilim Matematik ve Mantık’tır. Deneyciliğin en önemli temsilcilerinden biri olan John Locke’un “insan zihni üzerine bir deneme” adlı eserine karşı, onunla aynı dönemde yaşamış olan Alman filozofu Leibniz, “İnsan Aklı Üzerine Bir Deneme” adlı eserinde Locke’a şu ünlü cümlesi ile karşı çıkar: “Gerçekten de zihinde deneyden gelmeyen hiçbir şey yoktur, yalnız zihnin kendisi müstesna...” Akılcılık duyu algısından önce ya da üstün ve bağımsız olan ilk ve temel bilgi kaynağı olarak aklı ön plana çıkarır. Akılcılık bilgi üretmede ise zihnin tümdengelim metodunu kullandığını da belirtir.
Eskiçağ’da Platon Yeniçağ’da da özellikle Descartes, Spinoza ve Hegel gibi düşünürler akılcılığı savunmuşlardır. Descartes’a göre her türlü doğru bilginin örneği Matematik’tir. Matematik’te bir ilk ilkeler, bir de bu ilkelerden hareketle yapılan çıkarsamalar vardır. Bu ilk ilkeleri de çıkarsamaları da kendi gücü ile keşfeden ise akıl veya zihindir. Bu açıdan akılcılar Matematiğe ayrı bir önem verirler.
Rasyonalizm, kendisine konu edindiği sahalara göre, zihnin her çeşit tecrübeden önce bir takım bilgilere, ilkelere, kalıplara sahip olduğunu söyelen Mutlak Rosyanalizm ya da A piriorizm, deneyin tek başına bilgiyi elde etmede yeterli olmadığını, bununla beraber aklın aracılık ettiği başka bilgilere kuvvet ve melekelere de ihtiyaç olduğunu belirten İzafi rasyonalizm olarak ikiye ayrılır. Mutlak rasyonalizm de akıl bilginin mutlak ve mutlak şartı iken, izafi rasyonalizmde akıl, bilginin elde edilmesinde tek başına yeterli değildir. Deney aracılığı ile elde edilen bazı verileri ve bilgileri düzene koyacak külli ve zaruri ilkelere sahip olmayan bir zihin için deney de mümkün değildir. Bilgi, duyuların nesnelerden elde ettiği algıların akıl tarafından oluşturulmasıdır. Akıl bilgiyi taşıyan değil bilgiyi yapandır. Bilgiyi yapmak için de malzemeyi dıştan alır.
Görüldüğü gibi deneycilik ve akılcılık bilginin elde edilmesiyle ilgili birbirine zıt iki temel akımdır. Ancak bu iki akımın her birisi de meydana getirdiği tartışmalarla bilgi felsefesinde gelişmeye yol açmış ve bilimin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Her iki akım da “doğru” bilgiyi elde etmek üzere teoriler ortaya atmış ve bu teoriler, “gerçek” bilgiye ulaşmada etkili bir rol oynamıştır. Sonuçta “fikirlerin çarpışmasından hakikat şimşeği doğar.” Gerçek bilgi de bu tartışmaların ışığında elde edilebilecektir.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst