Best Studio 1
Best Studio
D 1
delimuratt
Aliyldrim 1
Aliyldrim
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
melankolıa18 1
melankolıa18
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Cannn6161 1
Cannn6161
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Latİn Amerİka UygarliĞi

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan TruvaGame
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 49
Metin2 Pvp GM

TruvaGame

Level 23
GM
TM Üye
Katılım
23 Ocak 2016
Konular
8,370
Mesajlar
18,384
Online süresi
4mo 19d
Reaksiyon Skoru
4,080
Altın Konu
0
Başarım Puanı
506
MmoLira
4
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

LATİN AMERİKA


Latin Amerika, Orta Amerika, Batı Hind adaları ve Güney Amerika’yı kapsamaktadır. Buraya “LATİN” denmesinin sebebi ilk buraya genellikle dilleri Latince olan İspanyol ve Portekizlilerin gelmesidir.
Amerika kıtası bize 2 farklı kültür sunmaktadır. Bunlardan birincisi ABD ve ikincisi de Latin Amerika kültürüdür. ABD muhteşem başarılarıyla dünya liderliği konumundayken, Latin Amerika hala kendi siyasal birliğini kuramamış, kendi içinde bölünmüş bir Amerika’dır. Eskiden Kuzey Amerika da çok iyi duruma değildi fakat ne zaman ki siyasal bütünlüğünü sağladı, o zaman atağa kalktı. Bugünkü küreselleşen dünyada Latin Amerika da yerini almak istiyorsa siyasal bütünlüğünü kurmak zorundadır.
Latin Amerika’da kervanlar ilk karayolu ve demiryolunun yerlerini tutmakta olduğu söylenmektedir. Bunlar bugün bile vahşi ve tenha mekânlara egemen olmanın ilk şartlarındandır. Çünkü buradaki insanlar Batı’dakiler gibi tam bir kök salabilmiş değillerdir. Bunun nedeni bu insanların biraz ilerde bollukta bir mekân bulduklarında hemen topraklarını terk etmeleridir.
“İnsanların bu geniş mekânda neredeyse kayboldukları düşünülürse buradaki büyük eyaletlerin kendi bildikleri gibi yönetilmeleri son derece doğaldır” . Latin Amerika köylülerini vahşi doğadan koparıp alabilmek dünün büyük düşüncesiydi. Fakat bundan daha da önemlisi onların vahşiliklerinin büyük bölümünü oluşturan sefaletten onları kurtarabilmektir. 19. ve 20. yüzyılda bu insanları barbarlıktan kurtarmanın hayali kurulmuştur.
Fakat bu insanları, vahşi hayvanları terbiye eder gibi terbiye etmek değil de onlara yaşamayı, kendine bakmayı, okumayı öğretmek şeklinde bir hayaldir. Fakat bu hala günümüzde bile tam anlamıyla gerçekleşebilmiş değildir.

Irklar sorunu
Latin Amerika’da yerli, beyaz ve siyah (zenci) olmak üzere farklı ırklar bulunur. Latin Amerika’da bütün bu farklı ırklardan olan insanlar bir arada yaşamıştır. Bununla beraber bu ırkların hepside Latin Amerika’nın inşasına katkıda bulunmuşlardır.
“ Bu sarı, siyah ve beyaz ırklar bugün bir aradadır ve hiçbirisi diğerini eleyecek, hatta elemeye teşebbüs edecek kadar güçlü olmamıştır. Bir arada yaşamaya mahkûm olan bu ırklar, bazı sürtüşmelere rağmen, birbirlerine alışmayı, karışmayı ve bir hoşgörü ve saygı göstermeyi bilmişlerdir” .
Amerika’ya gelen ilk beyazlar buradaki yerli uygarlıklara tam anlamıyla vahşice davranmışlardır. Aynı zamanda onların alınabilecek her şeylerini de acımadan almışlardır. Yerli insan nüfusu inanılmaz biçimde azalmıştır. Yerli insanlar ilkel kaldığı, kabile halinde yaşadığı her yerde Avrupalılarla ilk temaslarından itibaren yerlerinden edilmiştir. Sadece Avrupalıların zor girdiği, ulaşılması zor bölgelerde yaşayan yerliler bu durumdan kurtulmuşlardır(Amazonya bölgesinde yaşayan yerliler gibi). Fakat buna rağmen yerli uygarlıklar hayatta kalmayı başarabilmişlerdir. Silahsız olmaları ve aletlerinin kötü olması nedeniyle kolay birer av olmuşlardır. Ancak bu uygarlıktaki insanlar dayanışmaları sayesinde kurtulabilmişlerdir.

Zenciler
Zenciler büyük oranda faal endüstri merkezlerine gitmişlerdir. Yani yerli emeğin kıt olduğu Atlantik kıyılarına inmişlerdir. Böylece Brezilya’nın kuzeyinde egemen hale gelmişlerdir. Ve bugün de büyük modern Brezilya kentlerinin neredeyse hepsinde büyük oranlarda temsil edilmektedirler.

Beyazlar
“Beyazların Amerika kıtasını ellerine geçirmesi 2 uzun aşamada meydana gelmiştir ve her seferinde farklı bir etnik katkı söz konusu olmuştur” . Beyazlar ilk fetihlerle birlikte hayatlarını sürdürebildiği ve uygun hazır bir ortamı bulduğu her yere yerleşmişlerdir. Buna 1600’lü yıllarda büyük sömürge kentleri olan Mexico, Lima ve bugünkü Bolivya’nın And dağlarının tepelerinde yaşamış olan İspanyolları örnek olarak verebiliriz. “İspanyol sömürge sanatı bu sömürge kentlerinin yeni zenginliklerinin ihtişamını dile getirmek üzere bugün hala aynı yerinde durmaktadır” . Fakat bunların insani özünün esas olarak yerlilerden meydana geldiğini unutmamak gerekir. Sömürge döneminin büyük Brezilya kentlerinin özü ise Afrikalılardır.
İspanya ve Portekiz’den 1820’lerden sonra kurtulan Latin Amerika, Avrupa’nın tüm kapitalistleri ve en başta da İngiltere tarafından sistematik bir şekilde sömürge haline getirildi. Buradaki yeni bağımsız devletler, Avrupalı endüstrici ve bankacıların karşısında çok saf müşteriler haline gelmişti. Mesela İngiltere modası geçmiş, eski savaş aletlerini 1821’de Meksika’ya satmıştır.
Aynı zamanda Latin Amerika bir Avrupalı insan akımına daha açık hale gelmişti. Üstelik bu sefer bu akım sadece İspanyol ve Portekizlilerle sınırlı kalmayacaktır. İlk başta büyük oranlarda olmayan insan(entelektüeller, bilim adamları,mühendisler, işadamları, sanatkârlar vb.) akımı 1880’den sonra buharlı gemilerin Güney Atlantik’te sefer yapmaya başlamasıyla büyük ölçüde artmıştır. Yani burada buharlı gemiler İtalyan, Alman, Portekizli, İspanyol ve binlerce Avrupalıların kitleler halinde gelmeleri ne olanak sağlamışlardır. Bu insanlar Sao Paolo’nun güneyinde kalan Brezilya kesimlerinin, Arjantin ve Şili’nin yeni talibi olmuşlardır. Bu insan akımı, büyük alanlar üzerindeki toplumsal düzenleri yok etmişlerdir ve bu yok oluş hızlı bir şekilde meydana gelmiştir
Bu insan göçü bu alanları iskân etmeye başlamıştır. Bu insanlar modern Brezilya’yı, modern Arjantin’i ve modern Şili’yi oluşturmuşlardır. Buralarda 1940’lardan önce İtalya’nın bir kopyası
bulunabilirdi. Veya uzaktaki kültürüne bağlı kalmış bir Almanya’da aynı şekilde görülebilirdi. Yani buraya gelen beyazlar kültürlerine bağlı kalarak kültürlerini bu bölgelere yaymışlardır. Endüstrinin başarısını da buraya gelen beyazlar sağlamıştır. Peru’da yerlilerin dilinde emir verenlere hala ‘ beyaz ’ denilmektedir. Çünkü zenginlik ve iktidarın hep beyazların elinde olmuştur. Ve bu durum hala bugün de devam etmektedir.
Latin Amerika’da bu farklı ırklar arasında toplumsal nedenlerden ötürü sürtüşmeler olmuştur. Fakat genelde ırklar büyük oranda karışmışlardır. Karışımın en büyük boyutta olduğu Meksika’da (beyazlar ve yerliler arasında) ve Brezilya’da (zenci ve beyazlar arasında) hoşgörü ve kardeşlik diğer yerlerden daha fazladır. “ Irkların eşitliği ve kardeşliği konusunda kazanımlar yerine göre farklılık göstermektedir. Bu kazanımlar hala toplumsal dengesizlikler engeline takılmaktadır. Üstelik Latin Amerika’da Arjantin gibi tamamen beyaz insanlardan oluşan ülkeler vardır. Bunlar karışım sonucu yeni etnik tiplerin meydana geldiği ülkelerin tamamen zıddındadır. Ancak tam anlamıyla etkin olmasa da bu ırkların kardeşliği bütün itibariyle vardır” .
Melez Amerika, kendini Avrupa’yla kıyasladığında aşağılık kompleksi duymuş olmasına rağmen 1930’lardan itibaren Latin Amerika yavaş yavaş kendine saygı duymaya başlamıştır. Bu yavaş bir dönüşümdür ve hâlâ da sürmektedir.


Ekonomi
Latin Amerika dünyada ekonomik rekabette en geride yer almaktadır. Fakat şeker, kahve, kakao vb. üretip satmak istiyorsa, ekonomik devrelerde ayakta kalmak zorundadır. Bu durum Latin Amerika ekonomisinin dün olduğu gibi bugünde de olması gereken durumdur.
Avrupa, Amerika yerlilerini kendi çıkarları için kullanmışlardır. Bolivya’da 4080 metre yükseklikteki Potasi şehrinde odun, yiyecek, maden bulma ve maden eritme gibi zor işler için yerliler bir şekilde
ikna edilmişlerdi. Aynı şekilde ‘gümüş’ de yerlilerin maruz kaldığı büyük zorluklarla İspanyol filolarına ulaştırılıyordu. Ve en sonunda da İspanyol filoları gümüşleri konvoylar haline İspanya’ya götürüyorlardı. Bu sistemden tabiî ki Amerika yerlileri değil, İspanyol tüccarlar ve uluslararası çapta olan işadamları para kazanıyordu. Buralarda çalışan yerliler biraz kıyafet ve karnını doyuracak kadar yiyeceğe razı oluyorlardı. Potasi’de gümüş 17. yüzyılda azalmaktaydı ve bunun üzerine İspanyol Amerika’sı kendi kaderine terk edildi. Portekiz Amerika’sı da 1630’da altını zenci köleler aracılığıyla elde etmekteydi. Buda 1730’lara doğru azalmaya başlamıştı. Zaten bu sıralarda da gümüş madenleri tekrar canlanmaktaydı. Bunun üzerine Brezilya’nın “Genel Madenler Eyaleti” de boşalmaya başlamıştı.
Devre değişmelerini şiddetli bunalımlar izlemektedir. Bunlar tek bir darbeyle bile, sağlıklı bir ülke ekonomisini geriletebilmektedir. Bu konuda bir örnek bugünkü Arjantin örneğidir. 1880’lere doğru Arjantin’de refah başlamıştır. Bu ülke bir iki yıl içinde Avrupa pazarına yönelik müthiş bir et ve tahıl ihracatına girmiş ve bunu da eski yapılarını dönüştürerek başarmıştır. Arjantin’de 1930’a kadar her şey inanılmaz bir hızla yükselmiştir. Fakat bunalım 1930’lardan sonra baş göstermiştir. Sonrada 1945’ten itibaren dünya piyasasında tarım ürünü fiyatlarının bir hayli düşmesiyle, Arjantin ekonomisinin tümü birden bozulmuştur. Yatırımlarda da hızlı bir düşme kaydedilmiştir. İşsizlik artmakta, kırlar boşalmakta, iş imkânı olmadığı halde kentler giderek kalabalıklaşmaktaydı. Kurtarıcı endüstrileşme hareketi durmuştu. Bundan sonrada bir kurtuluş yolu gözükmemekteydi. Devlet bütçesi bile iflasın eşiğine gelmişti. Böylece 2. dünya savaşından önce Latin Amerika’nın en zengin devleti olan Arjantin, en hızlı gerileyen ülke durumuna gelmiştir. Arjantin’de güven yerini umutsuzluğa bırakmıştı.
Ekonomik tutarsızlık, modern endüstri yolunda bir engeldir. Latin Amerika ekonomik tutarsızlıktan kurtulamadığı için tamamıyla modern bir endüstri kuramamıştır bir türlü.
Gelişmemiş veya belli bir gelişme döneminden sonra terkedilmiş olanlara nazaran, deniz kıyısına sahip, büyük ihracat güzergâhlarına bağlı olan kıyı kesimleri daha uygar, daha gelişmiştir. Bunun sebebi Avrupa’ya mal götüren gemilerin kalktığı limanların bu kıyı kesimlerde yer almasıdır. Endüstri de genelde bu kıyıda yer alan bölgelerde gelişmiştir. Buradaki bu sermaye birikimi Avrupa ve ABD ile ilişkilerin artması, tarımsal ürünlerin ihracatına dayalı sektörün bir endüstri sektörüne dönüşmesine bir anlamda olanak sağlamıştır. Brezilya’nın Sao Paolo kenti buna güzel bir örnektir.
Genel olarak baktığımızda Latin Amerika 2 farklı ekonomiye sahiptir. Gelişmiş, medeni hayata mensup, endüstrileşmiş bir ekonomi ve tamamen köhne, tarımsal hayata mensup bir ekonomi vardır. Bu ekonomiler arasındaki farklılığın hemen değişmesi beklenemez. Çünkü özel yatırımlar, devlet yardımları, krediler vb. gibi bütün şeyler kıtanın daha önceden gelişmiş kısmına gitmektedir. Durum böyle olunca diğer zayıf ekonominin bu aşamada düzelmesi beklenemez. “Sefalet ve kargaşa, düzenin ve lüksün hemen ötesinde başlamaktadır. Buda Latin Amerika yönünden büyük bir sorun teşkil etmektedir” .
Latin Amerika’da sendikalar vardır.Ama bunların endüstrileşmiş ülke sendikalarıyla bir ortak yönü bulunmuyor. Yani çokta bir işe yaradıkları sözlenemez bu noktada. Bunlarda bize Latin Amerika için ‘gelecek’inde zor olacağını gösteriyor. Latin Amerika’da hâlâ bulunmayan en önemli unsurlardan birisi tutarlı siyasi partilerdir. “Şu ana kadar genelde kapitalist olan dünyanın dengesi açısından vazgeçilmez bir şart olan orta sınıfın yerini bulabilmesi ve yerleşebilmesi için zaman ve zengin-fakir arasında daha esnek olan bir ekonomi gereklidir” . Yani bu zengin-fakir arasındaki bu inanılmaz uçurum birazda olsa kapatılmalıdır. Siyasi partilerin yaslanabileceği orta sınıfın zayıflığı, Latin Amerika hükümetlerinin istikrarsızlığını göstermektedir. Latin Amerika’da partiler arası bir mücadele değil de insanlar arası bir mücadele vardır. Ve bu büyük mücadelede ordu da büyük bir rol almaktadır. Latin Amerikalıların genel olarak kesinlikle rahatsızlık hissettiklerini söyleyebiliriz ama bu kötümserlik manasına gelmez. Bu istikrarsızlık kendini tamamlamaya çalışan bir uygarlığın istikrarsızlığıdır.
Latin Amerika’nın uzun süre tanıdığı tek bir uygarlık vardır. O uygarlıkta bir iki kişinin öncülüğünde taklit edilen Batı uygarlığıdır. Bunu Latin Amerika’nın edebiyatına bakarak anlayabiliriz. Bir sürü Latin Amerikalı yazar Avrupa kitaplarının sanki kopyalarını yazmışlardır. Böylece Latin Amerika, Avrupa düşüncesini dikkatle takip etmiştir. Bunun sayesinde de Latin Amerika’da temeli Avrupa’da olan bir hümanizma ve Comte’un pozitivizminin uzantıları görülmektedir. Fakat bu Batı’nın aynısını kopya etme devri geçmişte kalmıştır. Artık Latin Amerika, Avrupa kültürünü değiştirmeden bir sürü özelliğini kendine uydurmadan kabul etmiyor. Özellikle 2. dünya savaşından sonra Avrupa’ya ve ABD’ye duyulan güvensizlik, onları kendi zenginliklerini bulmaya itmiştir. “Latin Amerika yalnızca uygarlığın hazinelerini götürmek için ilgi duyulan vahşi insanlar olmaktan kurtulmuşlardır” . Artık onların hayatlarına, düşüncelerine, atasözlerine ilgi duyulmaktadır. Latin Amerika özgün bir uygarlıktır ve bugünde hala kendi uygarlığını inşa etmektedir.
 
Paylaşım için teşekkürler
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst