- Katılım
- 23 Ocak 2016
- Konular
- 8,370
- Mesajlar
- 18,395
- Online süresi
- 4mo 19d
- Reaksiyon Skoru
- 4,085
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 506
- MmoLira
- 109
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
MODERNİZM VE POSTMODERNİZM Eğer yakın geçmişimizde siyasal gündeme “postmodern darbe” terimi aracılığıyla yeniden girmeseydi, postmodernizm neredeyse üzerinde tartışmaktan artık usanılmış bir kavram halinde bırakıldığı yerde duracaktı. Bazı romanları, resimleri, şiirleri konuşurken belki kullanılacak, popüler kültür eleştirilerinde yine sıkça anılacak, teorisi hakkında ise yine pek az şey bilinmeye devam edecekti. Ama politikanın karmaşık bağıntıları, kültürel hareketle ilintisinin boyutları, alışılmış politik terminolojinin yerine şuradan buradan derlenmiş mecazlardan, transfer edilmiş kavramlardan oluşan karmaşık bir dilin kullanılması, hiç beklenmedik, kendisine özgü sonuçlar doğuruyor. Bitti denilen pek çok şey yeniden başlıyor, öldü denilenler yaşayanların kılıklarında yeniden boy gösteriyor. Postmodernizm de öyle oldu. Gerçekte Türkiye’de, yalnızca ithal mal olmanın uyandırdığı ilgiyle ayakta durduğu bir dönemin ardından, yaşanılan her şeyin aslında ve zaten postmodern olduğu sıradanlaştırmasının boğuntusunda, ne olduğu pek de bilinmeden yandaş ya da taraftar olunan bir moda kavram haline geldi. “Yüksek entelektüeller”, kendi aralarında kalması gereken bir sırrı paylaşır gibi konuştular, onları okuyanlar da kulak misafiri oldukları bu ilginç konuyu, kendi usullerince tutanın elinde kalan parçasıyla yeniden ürettiler. Belki de, tam kavramsal içeriğinin önerdiği şey, kendi başına geldi. En sonunda bir general, 28 Şubat müdahalesini, “postmodern darbe” olarak adlandırdı. Tanımlanamaz, akılla açıklanamaz, aklın dışında kalması daha hayırlı olacak bir durum! Bu yüzden, dönüp geriye bakmakta yarar var. POSTMODERNİZMİN DOĞUŞU Postmodernizm kavramı İkinci Dünya Savaşının ardından ortaya çıktı. Savaşın yarattığı korkunç yıkım, Batı dünyasının ahlaki ve etik değerlerini altüst etmişti. O zamana kadar entellektüel çevrelerde geniş kabul gören dünya görüşü ve anlayış, (ki buna o zamanlar modern düşünce deniyordu) geçerliliğini kaybetmeye başladı. Yani daha iyi ve daha güzel bir dünyaya duyulan özlem ve hayaller artık sona ermişti. Toplumsal refah , anlamlı bir hayat vb. kavramlardan geriye bir avuç hayalkırıklığı kalmıştı. Freud ve Marxın yöntemleriyle insan ve toplumun kavranabileceği, değiştirilebileceği ve geliştirilebileceğine dair inanç da yavaş yavaş ortadan kalktı. İşte postmodernizm terimi, bir önceki dönemden kopuş anlamında, modernizmin sonrasını, ötesini belirtmektedir. İkinci Dünya Savaşı ertesinde sanat, edebiyat ve bilimsel etik alanındaki inançların ve iyimserliğin kaybolmasını ifade eden bir düşünce biçimi olarak da tanımlanabilir. Modernizmin kaybolmuş düşlerinin yerine; postmodernizm yeni bir ütopya koymak amacında değildi. Postmodernizm, yeni bir lisan, yeni kavramlar getirerek, modernist vizyonun gözden kaçırdığı açıları ve ufukları farketmemizi amaçlamaktaydı. Bu yeni dil dinamik bir oyuna benzetilebilir: anlamlar sürekli değişmekte ve gelişmektedir. Postmodernizmi anlamak demek, aslında bu yeni dili okuyabilmek ve anlamak demekti. Bu da kolay iş değildi doğrusu.. Birilerinin çıkıp bu yeni dilin yorumunu ve aslında ne anlamlara geldiğini de açıklaması gerekiyordu.. O zaman da ortaya bir sürü laf salatası çıktı: dil oyunu, metaforik yapı, parazitsel lisan, mevcudiyet matafiziği, dialojik düşünce vs..vs. Tam da bu noktada, Bu da ne demek? sorusunu sormayı öğrenmemiz gerekiyor. İçimizdeki dinamik bir güç; başkaları bizi aptal veya cahil sanmasın diye bu soruyu sormamızı engellemekte. Postmodernizmin yumuşak karnı (aynı zamanda postmodernizmi anlamanın anahtarı) işte burası: Yani sen ne demek istiyorsun şimdi? Bu da ne demek? sorularını sorabilmeli ve bu soruya verilecek açık ve inandırıcı bir yanıtın takipçisi olabilmeliyiz. Sanatsal anlamda ise postmodernizm; filmlerde, televizyonda, gazete karikatürlerinde ve pop müzikte kitle kültürünü üstün kılarak, yüksek sanatlara yaslanan elitizmi tahtından indirme şeklinde kendini gösterir. Çok cafcaflı bir laf oldu. Biraz açalım: resim,heykel, tiyatro, bale ve klasik müzik gibi anlaması ve tadına varılması belli bir kültür birikimi gerektiren sanatlara yüksek sanat deniyor. Bunlar, adı üstünde yüksek olduğundan bunlara herkes erişemiyor, erişse de çoğu insan bu tür sanattan birşey anlamıyor ya da zevk almıyor.. O zaman ne olacak? İnsanları düşündürmek ve eğlendirmek için kitle kültürünü ön plana çekeceksiniz. Bunun sonucunda estetik değerler aşınıyor, sanat metalaşıp tüketilebilir bir kavrama dönüşüyor.


