kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
farkmt2official 1
farkmt2official
Bvural41 1
Bvural41
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Hikaye Ekle

Reel Faiz Büyüme İlişkisi

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan TruvaGame
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 46

Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!

ÖZET
Türkiye ekonomisi geçtiğimiz yirmi yılda reel faiz ve büyüme oranları açısından çok da istikrarlı olmayan bir dönem geçirmiştir. Reel faizlerle büyüme oranları arasında nasıl bir ilişki olduğu bu raporda incelenmiştir. Merkez Bankası Yıllık Raporları, Devlet İstatistik Enstitüsü verileri, ve bu verilerin grafik üzerinde dağılımları incelenerek bu iki makroekonomik değişken arasında bir bağlantı kurulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada temel noktayı;

formülü oluşturmuştur. Bu formülde i, devlet tahvili/hazine bonosunun yıllık faiz ortalaması, e TÜFE, r ise yıllık reel faiz oranını temsil etmektedir. Bu faiz oranı ile aynı yıllara yönelik büyüme oranları zaman grafiği içerisinde gösterilip ilişki o dönemdeki makroekonomik olaylar çerçevesinde değerlendirilmiştir.

GİRİŞ

Bu konu ile ilgili daha önceden yapılan çalışmalar reel faiz oranı ile büyüme oranı arasında
kuvvetli bir ilişkinin olduğunu savunmaktadır. DPT Müsteşarı Dr.Akın İzmirlioğlu 27.Haziran.2000 tarihli raporunda şöyle der:
Türkiye ekonomisi, son 10 yıllık dönemde, artan kamu açıkları, yüksek enflasyon seviyesi ve dalgalı büyüme yapısı ile istikrarsız bir görünüm arzetmiştir. Sürekli artan kamu kesimi açıkları yeterince derin olmayan yurt içi mali piyasalar üzerinde baskı oluşturmuş ve reel faiz oranlarının yükselmesine neden olmuştur. Yüksek reel faiz oranları kamu açıklarını daha da artırmış ve borç-faiz kısır döngüsü sürdürülemez boyutlara ulaşmıştır. Nitekim, 1999 yılında kamu finansman dengesi önemli ölçüde bozulmuş, iç borç stoku hızla artmış, fiyat artışları hızlanma eğilimine girmiş ve ekonomik aktivitede önemli bir daralma yaşanmıştır.
Ekonomideki bu yapı 2000-2002 yıllarında yeni bir ekonomik programın uygulanmasını gerektirmiş ve bu program hazırlanıp uygulamaya konmuştur.

Raporumuza çalışmamızın temelini oluşturduğunu söylediğimiz formülü ve bu formüldeki verileri bir tablo halinde özetleyerek başlayalım.
YILLAR i e Reel Faiz Büyüme Oranı
1984 45,00 48,4 -2,2911 7,100
1985 55,00 44,95 6,9334 4,300
1986 48,00 34,62 9,9391 6,800
1987 52,00 38,85 9,4707 9,800
1988 83,90 73,7 5,8722 1,500
1989 58,83 64,3 -3,3293 1,600
1990 59,35 60,4 -0,6546 9,400
1991 72,70 66 4,0361 0,300
1992 74,24 70,1 2,4339 6,400
1993 87,60 66,1 12,9440 8,000
1994 164,40 106,3 28,1629 -6,100
1995 121,80 93,6 14,5661 8,000
1996 134,30 80,4 29,8780 7,100
1997 108,40 85,7 12,2240 8,300
1998 115,60 84,6 16,7931 3,900
1999 109,50 64,9 27,0467 -6,100
2000 38,00 54,9 -10,9103 6,100
2001 96,20 54,4 27,0725 -9,400
2002 67,60 45 15,5862 7,800

Bu tabloyu bir zaman grafiği içinde gösterirsek aşağıdaki sonucu elde ederiz.

Bu grafiği değerlendirirken sözü geçen yıllarda bu değişkenleri etkileyen faktörler de ele alınmalıdır. Bu yüzden merkez bankası raporları ve çeşitli makalelerden yararlanarak bu faktörler değerlendirildi. Buna göre:
• 1984 yılında ekonomide meydana gelen en büyük değişiklik merkez bankasının kur politikasında bir takım esneklikler sağlamış olmasıdır. 1986 yılının sonlarına doğru bu sistem tekrar gözden geçirilmiş ve bankaların TCMB döviz kurunu aşmamak koşuluyla döviz kurlarını serbestçe belirleyebilmelerine olanak tanınmıştır.
• 1985 yılında GATT'ın Sübvansiyon Kodu Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma ihracatta doğrudan teşvikleri azaltıcı bir etki yaratmıştır. İhracatta vergi iadesi oranları kademeli olarak düşmeye başlamış ve 1989 yılında bu uygulama son bulmuştur.
• 1987 yılında, Devlet Yatırım Bankası “Türk İhracat Kredi Bankası” ünvanın almış ve ithalat rejiminde önemli değişiklikler yapılmıştır.
• 1983 yılından sonra kambiyo rejimindeki kısıtlamalar büyük ölçüde azaltılmıştır. Bu değişiklikler: Türkiye'ye döviz ithali tümüyle serbest bırakılmıştır. Türkiye'de yerleşik kişilerin döviz bulundurmaları, hesap açmaları, döviz satın almaları serbest bırakılmıştır. Kıymetli maden, taş ve eşyaların, dış ticaret rejimi esasları dahilinde, Türkiye'ye ithali ve ihracatı serbest bırakılmıştır.
• Ekonominin tümünü kapsayan bu istikrar programı başarıyla uygulanmış ve 1980-87 döneminde şu önemli sonuç elde edilmiştir. 1980 yılında reel GSMH büyüme oranı negatif %2,3 (yeni seri) iken, 1982 yılında %3,1, 1984 yılında %7,1, 1985 yılında %4,3 olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde(1984-87) büyüme oranlarında çok büyük oynamalar olmamıştır. Aynı şekilde ekonomide kısa süreli de olsa bir istikrarın sağlanması reel faizlerinde düzenli bir seyir izlemesine neden olmuştur.
• 1986-89 dönemlerinde ise ilk yarıda canlılık, ikinci yarıda tam tersi bir durgunluk görülmüştür. 1986 yılında, ekonomi iç talep artışı ve petrol fiyatlarındaki düşmenin yarattığı olumlu hava ve koşullar sebebiyle beklenenden hızlı bir büyüme göstermiştir. Bu süreç 1987 yılına kadar devam etmiş ve bu yılda büyüme oranı %9,7 olarak kendini göstermiştir. Ekonomik büyüme oranlarındaki bu gelişme kamu tasarruf yatırım farkını artırmış, bu durum da piyasalarda arz-talep dengesizliklerine yol açarak enflasyonun yükselmesine neden olmuştur. Tablodan da görebileceğimiz gibi enflasyn (TÜFE) oranındaki bu ani artışın sebebi budur. Bu dengesizlikleri gidermek amacı ile Şubat 1988 de alınan bir dizi önlem Türk Lirasına olan talebi artırma amaçlı olmuştur. Sonuç olarak faizlerin yükselmiş, bu da finansmanların maliyetlerini artırıcı ve üretimi yavaşlatıcı bir etki göstermiştir.
• 1988 yılında reel GSMH büyüme oranı 1,5 olarak gerçekleşmiştir. Bunun en önemli nedeni sanayi ve hizmetler sektörlerindeki büyüme hızlarının gerilemesidir. Görüldüğü gibi bu dönemde büyüme hızlarındaki dalgalanmalarda reel faizler çok önemli bir rol oynamamıştır, nitekim reel faiz oranları önemli bir ölçüde düşmüştür.
• 1988 sonrasında, işsizlik seviyesinde fazla bir değişme olmamış, bütçe açıkları artmış ve buna bağlı olarak da fiyat artışları hızlanmıştır. Reel faizler önemli ölçüde düşüş gösterirken(bunun en önemli göstergesi TEFE ve TÜFE değerlerinde meydana gelen yüksek artışlardır), büyüme oranı ancak 1,6 olabilmiştir.
• 1990 yılında ise tarım sektöründen elde edilen gelir artışı ve uygulanan bazı tedbirler sonucu büyüme oranı 9,4 e yükselmiştir.
• Reel faiz- büyüme oranı arasındaki ilişkiyi daha iyi ifade edebilmek için 1990 sonrası durumu biraz daha iyi incelemek gerekir. 1990 sonrasını bir grafik halinde gösterirsek;

• Bu grafikte anlatılmak istenen, 1990’ların ikinci yarısında borç stoğundaki artışta reel faizlerdeki artış belirleyici faktördür. Grafikten de açıkça görebileceğimiz gibi reel faizler ile GSMH büyüme oranı birbiri ile ilişkili bir seyir izlemiştir.
Şimdi yıllar itibariyle incelediğimiz makroekonomik olaylara devam edelim.
• 1991 yılında, ihracatımızda meydana gelen %4,6’lık artış, ithalatımızda meydana gelen %5,6 lık azalış sonucu ekonomide iyileşme belirtileri görülmüş ve GSMH büyüme oranı 1992 de %6,4 olmuştur. Bu gelişmeler olurken reel faizlerdeki düşüşü de dikkate almak gerekir.
• 1992’de enflasyon artma eğilimini sürdürmüştür. TÜFE %66 seviyelerine gelmiş, 1993 te de büyüme oranı beklenenin üstünde bir oran olan %8,1 olarak görülmüştür.
• 1993 yılının son aylarında ve 1994’ün başlarında kriz sinyalleri görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde uygulanan yanlış uygulamalar bu krizde önemli rol oynamıştır. Aşırı spekülatif sermaye girişi Türkiye’yi olumsuz etkilemiştir. Bu yılda meydana gelen reel faizlerdeki önemli artış ve büyüme oranındaki düşüş bunu açıkça ortaya koymaktadır.
• Dengeleri yeniden kurmak amacıyla 5.Nisan.1994 yılında hükümet yeni bir istikrar programı açıklamıştır. Bu program 1995 ve 1996 yıllarında her ne kadar büyüme oranlarında önemli etkiler yapsa da enflasyondaki artışı engelleyememiş, reel faiz oranları bu dönemden sonra oldukça dalgalı bir seyir izlemeye başlamıştır.
• Bütçe açığındaki artış eğilimi 1997 yılında da sürmüş ve açığın finansmanı yılın ilk aylarından sonra yoğun olarak iç piyasadan borçlanarak sağlanmıştır. Bu finansman etkisini Hazine bonosu faizleri üzerinde göstermektedir. Enflasyon oranı 1996 yılına nazaran düşmüş, bu da reel faizlerde bir düşüşe yol açmıştır. Reel faiz oranları 1996 ortalarından 1997 sonlarında kadar mevduat faiz oranlarından sınırlı ölçüde etkilenerek istikrarlı bir seyir izlemiştir. GSMH deki büyüme hızı da sanayi sektöründeki büyümeye bağlı olarak 1996’ya nazaran az da olsa bir artış göstermiştir.
• 1998 yılına gelindiğinde ise, 1995 yılının sonlarında başlayan hızlı büyüme eğiliminin 1998 yılı sonuna kadar sürdüğü görülmektedir. Ancak 1998 yılı başında yüzde 50 enflasyon hedefi çerçevesinde alınan para ve maliye politikası önlemleri, Rusya Federasyonu’nda Ağustos ayında başlayan mali kriz nedeniyle Türkiye’nin de etkilenebileceği gerekçesiyle meydana gelen sermaye çıkışının reel sektörü de etkilemesi, Güneydoğu Asya’da 1997 yılında yaşanan ekonomik krizle başlayan ve gelişmekte olan ülkelerin hemen hepsinde gözlenen sermaye çıkışı sonucunda dünya ekonomisinde yaşanan talep daralması ve Reel sektörde, 1996 yılında Gümrük Birliği’ne geçiş gerekçesiyle yapılan yatırımların oluşturduğu aşırı kapasitenin, iç ve dış talep daralması sonucunda ortaya çıkan finansman sorunundan ötürü bu hızlı büyüme eğilimi sona ermiştir. Bu gelişmeler sonucu GSMH büyüme oranı %3,9’a kadar inmiş, Yılın ilk yarısında Hazine faiz oranlarında, enflasyon beklentilerindeki düşüş, sermaye girişleri, Uluslararası Para Fonu ile Hükümet arasında yapılan Yakın İzleme Anlaşması ve özelleştirmeden elde edilen gelirler nedeniyle meydana gelen düşüşün ardından, Temmuz ayının ikinci yarısından itibaren önemli bir artış gözlenmiştir. Bu da reel faiz oranlarında bir artışa neden olmuştur. Temmuz ayında, 1995 yılı Mart ayından beri ilk defa Hazine bonosunun reel getirisi negatif olarak gerçekleşmiştir.
• 1998 de başlayan daralma süreci, dünyadaki ekonomik durgunluk ile 1999 yılında iyice derinleşmiş, 1998 yılının Ağustos ayında yaşanan Rusya Kriziyle birlikte Türkiye ekonomisinden sermaye çıkışı gözlenmiştir. Bunun sonucunda Hazine ihale faizleri ve dolayısıyla faizler genel düzeyi önemli oranda yükselmiştir. Bu gelişmelerin sonucunda, 998 yılının tamamında ekonomik büyüme önemli ölçüde yavaşlamıştır. 1999 yılının ilk üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre GSMH yüzde 8,6, GSYİH ise yüzde 8,9 oranlarında gerilemiştir. Ekonomide 1998 yılı Nisan ayında başlayan ve yılın son üç aylık döneminde hızlanarak devam eden daralma eğilimi 1999 yılında gerileme sürecine dönüşmüştür. 1998 yılının ilk yarısında temel olarak enflasyon beklentilerindeki düşüş ve sermaye girişleri nedeniyle gerileyen faiz oranları, Ağustos ayında ortaya çıkan Rusya krizi ve piyasalardaki belirsizliklerle tekrar yükseliş eğilimine girmiştir. 1999 yılı genelinde faiz oranlarının düşüş eğiliminde olduğu gözlenmektedir. Ancak bu düşüş reel faiz oranları için geçerli olmamakla beraber GSMH büyüme oranı da önemli ölçüde bir azalma yaşamıştır.
• Reel faizleri bu şekilde yüksek seviyelerde olması borç stoğunu yükseltmiş, ve 2000 yılında yeni bir orta vadeli program uygulanmasını gerektirmiştir. “Enflasyonu düşürme programı” sonucu kur riskinin ortadan kalkması nominal faiz oranlarının düşmesine neden olmuştur ve ekonomi tekrardan büyüme sürecine girmiştir. Mevduat faizlerindeki gerilemenin yanısıra tüketici faizlerininde gerilemesi reel faizleri önemli ölçüde düşürmüştür.
• Türkiye ekonomisi 2001 yılının başında mali piyasalarda yaşanan krizin ardından bir daralma sürecine girmiştir. Ülkeden önemli ölçüde sermaye çıkışı gerçekleşmiş ve TL hızla değer kaybetmiştir. Her alanda büyüme önemli ölçüde yavaşlamış GSMH büyüme oranı -9,4 olarak gerçekleşmiştir. Ekonomideki belirsizliklerin artması ve faiz oranlarının yükselmesi tüketim harcamalarının azalmasına neden olmuştur.
• Türkiye ekonomisi 2001 yılında yaşanan ciddi daralmanın ardından, 2002 de yeniden büyüme sürecine girmiştir. Uygulanan ekonomik program mali istikrarın yeniden kazanılmasını sağlamış ve bu da büyüme oranının %7,8 olarak gerçekleşmesine neden olmuştur. Nominal faizler ve enflasyonda bir düşüş gözlenmiş , bu düşüş de reel faiz oranlarında azalmaya neden olmuştur.

SONUÇ
Reel faiz oranları ve büyüme oranları ilgili yıllar çerçevesinde incelendiğinde genel olarak birbiri ile ilişkili bir şekilde ilerledikleri görülmektedir. Özellikle 1990 yılından sonra, bu ilişki daha da kuvvetli hale gelmiştir. Temelde bu iki değişkeni etkileyen makroekonomik faktörler aynı olduğundan reel faizlerin arttığı dönemlerde büyüme oranlarında bir düşüş, azaldığı dönemlerde büyüme oranlarında bir artış görülmesi hiç de şaşırtıcı değildir. Ancak, nominal faiz oranlarındaki istikrarsızlıklar, hükümet ve Merkez Bankasının uyguladığı bazı enflasyonu düşürme yanlısı programlar bu ilişkinin tahrip olmasına yol açmıştır. Reel faizleri belirleyen ana unsurlar enflasyon ve nominal faiz oranlarıdır. Büyüme oranı ise tüketim, yatırım ve dış ticaret ile daha yakından ilgilidir. Bu değişkenlerin birbiri ile uyumlu, teoride olması gerektiği gibi değiştiği, siyasilerin doğru politikalar uyguladığı zamanlarda – her ne kadar 1990’dan sonra uygulanan politikalar yanlış olsa da en azından bu değişkenler kendi dinamikleri içinde değişme eğilimi göstermiştir – reel faizler ile büyüme oranları arasında yakın bir ilişkinin olduğunu görmek hiç de zor değildir.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst