- Katılım
- 23 Ocak 2016
- Konular
- 8,206
- Mesajlar
- 16,363
- Online süresi
- 4ay 15g
- Reaksiyon Skoru
- 3,970
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 506
- TM Yaşı
- 10 Yıl 2 Ay 29 Gün
- MmoLira
- 2,055
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
UZUN SÜRELİ HAFIZA
KODLAMA
Kendilerine kullanmaları için özel bir talimat verilmemiş olma*sına rağmen denekler kelime listelerini öğrenmek için zihinsel görüntü*leme tekniğini bir ipucu sağlama vasıtası olarak kullandıklarını sık sık ifade ederler. Dolayısıyla denekler öğrenme ve hatırlamada zihinsel görüntüyü kullanmanın sağladığı yararların farkındadırlar. Deney düze*nine özellikle böyle bir talimatın verilmesiyle performansın dramatik seviyelerde yükselebileceği öne sürülmektedir. Zihinsel görüntüleme metotlarından biri hafıza terbiyesi (mnemonic) yoludur. Bu metot Eski Yunan'dan bu yana kullanılmaktadır. Bu metotta âşinâ olunan bir oda ve mekanın görüntüsü zihinde şekillendirilir ve hatırlanması gereken itemler bu görüntüde ayrı ayrı özel yerlere yerleştirilir. Hatırlama esna*sında görüntü taranır bu özel yerler aranır ve bu yerle birleştirilmiş olan itemler tespit edilir.
Hafıza terbiyesi metodunda sözel materyaller zihinsel bir görün*tüye imkan verebildiği ölçüde kullanılabilir. Doğal olarak özel bir keli*menin doğurduğu zihinsel görüntüleri değerlendirmenin ve kelimelerin görüntülenebilirliğini mukayesesi için doğrudan bir deneysel yol yok*tur. Bu sebeple mecburen bu bulgular, deneğin kendi sübjektif ifadele*rine dayanır. Bununla beraber serbest hatırlamada görüntülenebilirliği yüksek olan soyut kelimeler, tanımada görüntülenebilirliği düşük olan soyut kelimelerden daha iyi hatırlanmaktadır. Paivio (Paivio ve Csapo 1969) ikili kodlama teorisinde sözel ve zihinsel görüntüleme sistemleri*nin birbirinden farklı olduğunu varsayar ve zihinsel görüntülenebilirliği yüksek olan soyut kelimelerde gözlenen iyi hafızanın, bu iki ayrı sistem*de de ayrı ayrı kodlanmış olmasına atfeder. Düşük olanların ise muhtemelen sadece sözel sisteme kodlanmış olduğunu iddia eder. Bu teori olumsuz eleştirilere mâruz kalmıştır.
Kelime listelerinin hatırlanmasında uzun süreli hafızanın da tıp*kı kısa süreli hafızaya benzer sınırlan olduğu fikri 1960' larda gelişti. Mandler (1967; Bkz. Gregg, 1987), uzun süreli hafıza deposunun bir üst sınırı olduğunu söyler ve bunun üstesinden sayısal item listelerinin işlevsel birimler halinde düzenlenerek veya chunk işlemine tutularak gelinebileceğini öne sürer. Mandler deneklerinden random olarak se*çilmiş kelimeleri, herhangi bir kavramsal ilişkiye uygun düştüğünü dü*şündükleri alt gruplara ayırmalarını istemiştir. Sonra denekleri serbest hatırlamaya tabî tuttuğunda hatırlanan kelime sayısının ayrıştırılan alt grup sayısı ile birlikte arttığını ama bu artışın alt grup sayısı ile birlikte arttığını ama bu artışın yaklaşık 7 gruba kadar sürdüğünü bulmuştur.
Tıılving ve Pearlslone (1966), 7 chunk'ın hatırlanabilmesini; her chunk isimlemlirilirsc (bitkiler, madenler gibi) ve hatırlamada bu isim bir ipucu olarak kullanılırsa ortaya çıkacağını öne sürerler. Dolayısıyla Mandlcr' in iddiasının aksine bu araştırmacılar hatırlamadaki sınırın malumatın depolanmasında olmayıp, geri getirilmesinde olduğuna dair bulgular tespit etmişlerdir.
Craik ve Lockhart (1972)' in geliştirdiğe prosesleme safhaları gö*rüşüne göre dayanıklı bir hafıza ve onun özellikleri doğrudan maluma*tın proseslendiği seviyelere bağlıdır. Dolayısıyla bir uyaranın proseslenme seviyesi veya derinliği onun hatırlanabilirliğini büyük ölçüde belir*ler. Malumat ne derece derinlemesine proseslenirse (dolayısıyla kodla*nırsa) o derece daha yavaş unutulur. Bir başka ifade ile, kodlama bu görüşe göre itemin takdimi ile birleştirilen kognitif faaliyetlerin yapısı*na bağlıdır. Hatırlanacak olan item materyalinin ses, harf yapısı, sayısı gibi fiziksel özelliklerinin yüzeysel olarak proseslemesinden ziyade onun anlama dayalı kognitif esaslı bir derin proseslcmeye tabî tutulma*sı, hatırlanabilirliğini arttırır.
Craik ve Lpckhart (1972) derinlik prosesle meşinin yüzeyselden, daha uzun sürede tamamlanacağını öne sürerler. Nitekim Craik ve Tulving' in (1975) araştırma bulguları da bu yöndedir. Deneklerinden ver*dikleri bir dişi kelime hakkında sorulan sorulan cevaplamalarını iste*mişler ve daha sonra deneklerini bu kelimeler üzerinden beklenmedik bir hatırlama testine sokmuşlardır (Tesadüfi öğrenme). Deneyde 4 tür soru vardır. 1) Yapısal görsel temelli bir soru (meselâ; verilen kelime büyük harflerle mi yazılı?) 2) Fonolojik bir soru (meselâ; verilen keli*me "ağırlık" kelimesiyle kafiyeli midir?) 3) Kategorik bir soru (meselâ verilen kelime bir balık türü müdür?) ve 4) Anlama yönelik bir soru (meselâ; verilen kelime şu boşluğa girer mi: "Onunla——— giderken karşılaştı") Deneklere süpriz bir şekilde verilen hatırlama testinde, de*neklerin evvelce görmüş oldukları kelimeler, aynı sayıda yeni(kelimelerle birbirine karıştırılmış şekilde takdim ediliyordu. Hatırlamanın, kodlamanın derinliği arttıkça gelişme gösterdiği görülmüştür; en kısa*dan en uzun süreye doğru cevaplananlar; yapısal, fonolojik, kategorik ve anlamsal proseslemeler olmuştur. Sorulara verilen cevap "evet" oldu*ğunda hatırlama, "hayır" olduğundaki durumdan daha iyi seviyede ol*muştur.
Derinlik proseslemesinin etkileri sözel uyaranlar kadar sözel ol*mayan uyaranlar içinde hafızaya uygulanır. Meselâ deneklere, gösteri*len resimlerin onlara ne mana ettiği sorutursa, daha sonra bu resimleri hatırlama performansları artmaktadır. Genel olarak uyaranların açıklanışı üzerinde durulursa onlara bir anlam atfedilirse tanıma ve hatırla*ma seviyelerinin daha da yükselmesi söz konusudur.
Craik ve Lockhart'ın modelinde uyaranların daha anlamsal kodlanışı, daha derin proseslemelere karşılık gelir bu da bu uyaranların da*ha uzun süre hatırlanmasına yol açar. Çünkü anlamsal özellikler daha yavaş unutulur. Bu modelde ayrıca 2 tür tekrar olduğu da iddia edil*mektedir. Tekrar, uyaran artık ortadan kalktığında malumatın proseslenmesinin devam etmesidir. Tekrar, halihazırda bitmiş proseslemeyi muhafaza etme şeklinde olabilir (koruma tekrarı) veya halihazırda ta*mamlanmış proseslenmeyi incelikle işleme şeklinde olabilir ki buna daincelikle işlcyici tekrar adı verilir. Craik ve Lockhart' a göre derinlik proseslemesine ilâveten işleyici tekrar, hafızayı güçlendirir. Craik ve Tulving (1975) yaptıkları deneyde deneklerine yüksek, orta ve düşük karmaşıklık seviyelerinde olan cümle çatıları vermişler ve onlardan bu cümlelere eşlik eden hedef kelimelerin cümleye uyup uymadığına ka*rar vermelerini istemişlerdir. Kullanılan cümle çatıları şöyle örneklene*bilir: Düşük karmaşıklık seviyesi: "Ayşe ....... düşündü". Orta seviyede*ki: "........ çocukları korkuttu". Yüksek seviyede: "Büyük kuş yüksekler*den dalış yapıp, çırpınan .....'... yakaladı". Her seviyede 20 çatı olmak üzere 60 kelime üzerinde karar verme işleminden sonra kendilerinden bu kelimeleri hatırlamaları istenmiştir. Deneklerin karmaşık cümleler*de verdikleri doğru hedef kelimeleri hatırlamaları, yanlış olanlardan daha uzun bir süre almıştır. Yanlış veya doğru kelimeler seçilmiş olsa da hepsi karmaşıklık seviyesi yüksek cümleler olduğundan burada işle*yen derinlik prosesinin yanısıra etkili olanın işleyicilik olduğu görül*mektedir.
Derinlik proseslemesi formülünün özgün hali eleştirilere uğra*mış ve daha sonra birtakım tadilata tabiî tutulmuştur. İlk zorluklardan biri derinlik kavramıydı. Bu kavramın arkasındaki varsayım malumatın duyu organlarına varmasından sonra proseslemenin bir sıra takip edi*yor olmasıydı. Daha sonra proseslenen özellikler daha derin seviyede kodlanmaktadır. Fakat Craik ve Tulving' in (1975) çalışmasında keli*me yapısı ile ilgili bazı sorulara deneklerin tepki sürelerinin yavaş ve il*gili hatırlama seviyelerinin düşük olduğu, bunun aksine kelime manası*nı kapsayan sorulara ise daha hızlı tepkide bulundukları gözlenmiştir. Dolayısıyla daha derin kodlamanın daha iyi hafızaya yol açacağı şeklin*de bir derinlik tarifi onu kısır bir döngüye sokabilir. Bunun sonucu derinlik kavramından ziyade kodlamanın niteliksel özellikleri üzerinde (hangi özelliklcr başarılı bir hatırlamaya niçin sebep oluyor üzerinde) önemle durulmaya başlanmıştır. Anlamsal özellik kodlanmasının iyi hatırlandığına inanılmakla birlikte bu anlamsal özelliklerinin fiziksel özelliklerinden daha yavaş unutulduğuna dair kesin bir delil yoktur. Öyleyse niçin anlamsal özellikler daha yavaş unutuluyor ve kodlanmalar niçin onların daha iyi. hatırlanmalarına yol açıyor?
Bunun cevabı anlamsal kodlamanın ilgili hatırayı onunla yarışan diğer hatıralardan daha ayırdedici yapmasıdır. Bu durum anlamsal yö*nelimli sorulara verilen olumsuz cevapların niçin hafızaya fazlaca yardı*mı olmadığını açıklamaktadır. Mesela köpek kelimesini "bir çeşit gıda olmadığı" şeklinde kodlamak onu, diğer yarışanlarından ayırdedici kıl*maz ama ev hayvanı olarak kodlamak onu ayırdedici yapar. Bir uyara*nın anlamsal kodlaması onun hafızadaki diğer itemlerden, fenomenal veya yapısal olarak kodlanmasından çok daha başarılı bir şekilde ayırdedilmesine yol açar.
Moscovitch ve Craik (İ976), Jacoby (1974) ve Eysenck ve Eysenck (1980) anlamsal kodlamayla derinlik proseslenmesinden geçmiş olan bir materyal kaydının, yüzeysel olan yapı proseslemelerinden geç*miş olan kayıtlarıyla karıştırılma ihtimalinin düşük olduğunu ifade ederler
Bununla birlikte derinlik proseslemesinin neden etkili olduğu hâ*lâ ayrıntılı olarak cevaplanmamıştır. Bu modelin halihazırda en büyük eksikliği de zaten onun, proseslemede neler olduğunu açıklamaktan çok tasvire yönelik olmasıdır.(psikoloji zihinsel süreçler bilimi/sibel arkonaç 1993)
Anlamlı bağlantılar eklenmesinin bellek için güçlü bir yardımcı olduğu çok sayıda deneyde gösterilmiştir. Bir çalışmada, sonraki bir sınavda bir çiftin ilk terimi (uyaran) verildiğinde, bu çiftin ikinci terimini (tepki) verebilmeleri için deneklerden sözcük çiftlerinden oluşan uzun bir listeyi ezberlemeleri istenmiştir. Ezberlenmesi gereken çiftlerden biri "at-masa" ise, sonraki sınavda uyaran olarak "at" terimi verildiğinde deneğin "masa" karşılığını vermesi gerekir. Her çiftteki terimler arasındaki ilişki anlamsızdır. Bir grup deneğe her bir sözcük çiftini ezberlemek için bu terimlerin her ikisinin de kullanıldığı bir cümle düşünmeleri talimatı verilmiştir, örneğin "at-masa" çifti için, denekler "At masayı çifteledi" cümlesini düşünebilirler. Böylece her cümle, çiftteki terimleri anlamlı bir şekilde ilişkilendirmiş olur. ikinci grup kontrol grubudur, listeyi öğrenmek için kendi haline bırakılmıştır. Kontrol grubu sözcük çiftlerinin yalnızca % 35'ini hatırlarken, cümle kurması söylenen grup sözcük çiftlerinin yaklaşık % 75'ini hatırlamıştır.
Birbiriyle ilişkisi olmayan harf ve sözcüklerden cümleler oluşturmak, sözel materyale anlamlı bağlantılar eklemenin tek yolu değildir. Bir diğer yol imgelem kullanmaktır. Yukarıda betimlenen deneyin bir başka çeşidinde, ilk gruba her bir kelime çiftini, iki sözcüğü ilişkilendiren görsel bir imge oluşturarak ezberlemeleri söylenmiştir sözgelimi, bir masanın üzerinden atlayan bir at imgesi gibi. Bu deneyde de ilk grup, kontrol grubundan yaklaşık iki kat daha fazla sözcük çifti hatırlamıştır. Demek ki, anlamlı bağlantılar eklemek için imgelerin ya da cümlelerin kullanılması belleğin iyileşmesine yol açmaktadır.
Sözel materyali uzun süreli belleğe kodlamanın en baskın yolu anlam olmasına karşın, zaman zaman başka yönleri de kodlarız. Örneğin, bir şiiri ezberleyip kelimesi kelimesine aktarabiliriz- Bu gibi durumlarda, yalnızca şiirin anlamını değil, aynı zamanda sözcüklerin kendisini de kodlamış oluruz, Uzun süreli bellekte aynı zamanda işitsel kodlar da kullanabiliriz. Telefonu açtığınızda karşı taraf "Alo" diye karşılık verdiğinde genellikle sesi tanımamızı Bunun için o kişinin sesini uzun süreli belleğinizde kodlamış olmanız gerekir! Tatlar ve kokular da aynı seki 1de uzun süreli bellekte kodlanır. Demek ki, uzun süreli bellekte gerçekleşen kodlama kısa süreli bellekte olduğu gibidir: Sözel materyal için tercih ettiğimiz bir kod vardır-uzun süreli bellek için anlam, kısa süreli bellek için işitsel kod, ancak bunun yanı sıra başka kodlar da kullanılabilir.
Gene de anlamlara göre kodlama bellekte en iyi sonucu veriyor gibi görünmektedir. Anlam daha derin ya da daha geniş bir şekilde kodlandığında bellek daha iyi olacaktır. Bu nedenle, ders kitabında belirtilen bir noktayı hatırlamak zorundaysanız içerilen tam sözcükler üzerinde yoğunlaşmaktan çok, dikkatinizi bunun anlamına yoğunlaştırmanız daha iyi olacaktır. Bu noktanın anlamını daha derinlemesine ve uzun uzadıya düşündüğünüzde daha iyi hatırlarsınız.(psikolojiye giriş 1/morgan 1998)
KODLAMADA KİŞİSEL FARKLILIKLAR VE NORMAL ÜSTÜ HAFIZA
Hafıza teörisyenlerinin bir çoğu erpisodik hafıza ile semantik ha*fızayı birbirinden ayırdeder. Mesela Tulving'in öncülüğünü yaptığı bu ayırıma göre semantik hafıza sözcüklerde,ansiklopedilerde bulunan türden belli bir metne bağlı olmayan malumatlar içindir. Hayat tecrü*belerinden soyutlandırılmış bir hafızadır. Mesela Arnavutluğun başken*ti' hin Tiran olduğunu hatırlayışımı semantik hafızadır. Bunun aksine episotik hafıza otobiyolojik malumat ve olaylar içindir ve ortaya çıktığı bağlamla tarif edilir. Birkaç dakika önce gösterilmiş olan bir kelime listesine ait hafıza bu kelimelerin çerçeve ve tarif edildiğinden, episodiktir.
İnsanların semantik ve episodik hafızalarında çok büyük bireysel farklılıklar vardır. Bu farklar genel olmaktan ziyade özel türde farklı*lıklardır; mesela bir kişinin genel olarak hafızası iyi veya kötü olabildi*ği gibi yüz, isim veya renk hafızası iyi veya kötü olabilir. Hermann ve Neisser'in (1978) öğrencilerine verdikleri hafıza soru varakasından el*de ettikleri sonuçlara göre bir genel faktörün yanısıra; yapılan konuş*malarla, görülecek işlerle ilgili hafızaları kapsayan bir dizi özel hafıza faktörleri vardır (Lloyd ve Mayes, 1990). Hafızadaki bu kişisel farklı*lıkların sebepleri çok az anlaşılabilmekle birlikte en önemli faktör muhtemelen kodlamanın etkinliğidir.
Kişisel farklılıklar muhtemelen iki türlüdür. Birincisi, karmaşık malumat proseslemesinin büyük bir kısmı yeni kprteksin çeşitli kısımlarınca yürütülür, bu bölgeler aynı zamanda muhtemelen bilgiyi de depo*lamaktadır. Bu bölgelerin fizyolojik işlevlerinin farklı görevleri olabilir ve bu görev, kodlanan farklı türde malumatla birlikte tayin ediliyor ola*bilir. Mesela bir bölgenin fizyolojik işlevi rengin kodlanışının tayini ola*bilir, bir başka bölge ise yüzü kodlayabilir. Yüz hafızasıyla, renk hafıza*sı ayrı iki hafıza faktörü gibi gözükmektedir, ikincisi, bu bölgelerin kodlarındaki farklı işlevleri ile kodlanan materyalin hatırlanışı bu ma*teryali öğrenen kişinin kodlamada müracaat edebileceği bilgi deposu*nun zenginliğine bağlıdır. Eğer herhangi bir şey hakkındaki malumatı*nız çoksa onunla ilgili yeni malumatın ayırdedici kodlamasını çok hızlı idare edebilirsiniz. Meselâ usta satranç oyuncuları çok kısa açılımlar*dan sonra anlamlı satranç pozisyonlarını akıllarında tutabilirler. Bu ka*biliyetleri, vasat satranç oyuncularından çok daha üstündür. Ama bu us*taların genel olarak ve bu manalı satranç pozisyonları için olan hafıza*ları vasat olanlardan daha üstün değildir. Vasat olanlardan farkları, on*ların satranç bilgilerinin çok geniş olmasıdır. Bu geniş bilgi havuzu, ustaların yeni "oyunları" çok hızlı bir süratle kavrayıp açıklayabilmelerini sağlamaktadır.
Malumat materyalinin anlamlı açıklamaları üzerine kurulu ince*likle işlenmiş kodlamanın iyi hafıza habercisi olması gibi, yüksek zekâ*nın da mükemmel hafızayla bazı bağlar göstermesi hiç de şaşırtıcı değildir. Mesela yüksek sözel kabiliyetli deneklerin şaşırtıcı hafızalarının üstün olacağı ama diğer türdeki materyallere ait hafızalarının üstün ol*ması gerekmediği öne sürülür (Hunt, 1978).
Yüksek sözel kabiliyeti olan deneklerin çok iyi kurulmuş seman*tik hafızalarından ilgili malumatları geri getirmede daha süratli davran*dıkları gözlenmektedir. Semantik malumatın geri getirilişindeki böyle bir sürat, muhtemelen bu kişilerin hızlı ve ayırdedici şekilde kodlama yapmalarını mümkün kılan önemli bir faktör olsa gerektir. Eysenck (Eysenck, Keane, 1991), yüksek sözel kabiliyeti olan deneklerin ince*likli kodlama için çok hızlı bir sürati gerektiren görsel bir takdimde bi*le üstün bir rakam miktarı göstermeye devam ettiklerini ifade eder ve bunu kolaylaştıranın ise bu kişilerin sahip oldukları nispeten daha bü*yük bir dikkat kapasitesi olduğunu öne sürer. Fakat burada görsel me*kân kabiliyetinin mekân hafızasını tahmin etmede bu kadar başarılı ol*madığını da belirtmek gerekir. ilgili zekâ kabiliyeti ile geçmiş bilgiler, kodlamanın etkisini ta*yin etmekle birlikte, özel malumatın kodlaması eğitilebilir bir maharet olarak da ele alınabilir.
Mizaç ve psikopatoloji öğrenme esnasında neyin ne kadar kod*landığını etkileyebilir, fakat son yıllarda elde edilen bulgular biraz kar*maşıktır (Eysenck ve Keâne 1991). Meselâ kaygılı (anksiyeüli) kimse*lerin semantik proseslenmeye daha az bağlandıkları iddia edilirdi ama araştırmaların çoğu yapısal ve semantik özelliklerin kodlanmasında ay*nı etkiyi göstermektedir. Ya kaygı genel olarak incelikli proseslemenin miktarını azaltıyor ya da depolanan malumatla beraber bu prosesleme*nin gücünü azaltıyor. Kaygı bu azalmayı, dikkat kapasitesinin etkin*liğini düşürerek yapıyor olabilir. Depresyonun da incelikli kodlamayı azalttığı ifade edilmekteydi, bunu belki de motivasyon üzerindeki etkisi yoluyla yapmaktadır. Keza şizofreninin sözel hafızayı engellediği öne sürülmekteydi. Bu engellemenin kognitif verimdeki düşüşün bir so*nucu olmasına rağmen engellemenin bir kısmının bu kognitif kayıplar hesaba katıldığında bile varlığını sürdürdüğü ifade edilmektedir. Bu sebeple kodlama ve geri getirme gibi depolamada bazı şizofrenler de ha*sarlı olabilir.
KODLAMA
Kendilerine kullanmaları için özel bir talimat verilmemiş olma*sına rağmen denekler kelime listelerini öğrenmek için zihinsel görüntü*leme tekniğini bir ipucu sağlama vasıtası olarak kullandıklarını sık sık ifade ederler. Dolayısıyla denekler öğrenme ve hatırlamada zihinsel görüntüyü kullanmanın sağladığı yararların farkındadırlar. Deney düze*nine özellikle böyle bir talimatın verilmesiyle performansın dramatik seviyelerde yükselebileceği öne sürülmektedir. Zihinsel görüntüleme metotlarından biri hafıza terbiyesi (mnemonic) yoludur. Bu metot Eski Yunan'dan bu yana kullanılmaktadır. Bu metotta âşinâ olunan bir oda ve mekanın görüntüsü zihinde şekillendirilir ve hatırlanması gereken itemler bu görüntüde ayrı ayrı özel yerlere yerleştirilir. Hatırlama esna*sında görüntü taranır bu özel yerler aranır ve bu yerle birleştirilmiş olan itemler tespit edilir.
Hafıza terbiyesi metodunda sözel materyaller zihinsel bir görün*tüye imkan verebildiği ölçüde kullanılabilir. Doğal olarak özel bir keli*menin doğurduğu zihinsel görüntüleri değerlendirmenin ve kelimelerin görüntülenebilirliğini mukayesesi için doğrudan bir deneysel yol yok*tur. Bu sebeple mecburen bu bulgular, deneğin kendi sübjektif ifadele*rine dayanır. Bununla beraber serbest hatırlamada görüntülenebilirliği yüksek olan soyut kelimeler, tanımada görüntülenebilirliği düşük olan soyut kelimelerden daha iyi hatırlanmaktadır. Paivio (Paivio ve Csapo 1969) ikili kodlama teorisinde sözel ve zihinsel görüntüleme sistemleri*nin birbirinden farklı olduğunu varsayar ve zihinsel görüntülenebilirliği yüksek olan soyut kelimelerde gözlenen iyi hafızanın, bu iki ayrı sistem*de de ayrı ayrı kodlanmış olmasına atfeder. Düşük olanların ise muhtemelen sadece sözel sisteme kodlanmış olduğunu iddia eder. Bu teori olumsuz eleştirilere mâruz kalmıştır.
Kelime listelerinin hatırlanmasında uzun süreli hafızanın da tıp*kı kısa süreli hafızaya benzer sınırlan olduğu fikri 1960' larda gelişti. Mandler (1967; Bkz. Gregg, 1987), uzun süreli hafıza deposunun bir üst sınırı olduğunu söyler ve bunun üstesinden sayısal item listelerinin işlevsel birimler halinde düzenlenerek veya chunk işlemine tutularak gelinebileceğini öne sürer. Mandler deneklerinden random olarak se*çilmiş kelimeleri, herhangi bir kavramsal ilişkiye uygun düştüğünü dü*şündükleri alt gruplara ayırmalarını istemiştir. Sonra denekleri serbest hatırlamaya tabî tuttuğunda hatırlanan kelime sayısının ayrıştırılan alt grup sayısı ile birlikte arttığını ama bu artışın alt grup sayısı ile birlikte arttığını ama bu artışın yaklaşık 7 gruba kadar sürdüğünü bulmuştur.
Tıılving ve Pearlslone (1966), 7 chunk'ın hatırlanabilmesini; her chunk isimlemlirilirsc (bitkiler, madenler gibi) ve hatırlamada bu isim bir ipucu olarak kullanılırsa ortaya çıkacağını öne sürerler. Dolayısıyla Mandlcr' in iddiasının aksine bu araştırmacılar hatırlamadaki sınırın malumatın depolanmasında olmayıp, geri getirilmesinde olduğuna dair bulgular tespit etmişlerdir.
Craik ve Lockhart (1972)' in geliştirdiğe prosesleme safhaları gö*rüşüne göre dayanıklı bir hafıza ve onun özellikleri doğrudan maluma*tın proseslendiği seviyelere bağlıdır. Dolayısıyla bir uyaranın proseslenme seviyesi veya derinliği onun hatırlanabilirliğini büyük ölçüde belir*ler. Malumat ne derece derinlemesine proseslenirse (dolayısıyla kodla*nırsa) o derece daha yavaş unutulur. Bir başka ifade ile, kodlama bu görüşe göre itemin takdimi ile birleştirilen kognitif faaliyetlerin yapısı*na bağlıdır. Hatırlanacak olan item materyalinin ses, harf yapısı, sayısı gibi fiziksel özelliklerinin yüzeysel olarak proseslemesinden ziyade onun anlama dayalı kognitif esaslı bir derin proseslcmeye tabî tutulma*sı, hatırlanabilirliğini arttırır.
Craik ve Lpckhart (1972) derinlik prosesle meşinin yüzeyselden, daha uzun sürede tamamlanacağını öne sürerler. Nitekim Craik ve Tulving' in (1975) araştırma bulguları da bu yöndedir. Deneklerinden ver*dikleri bir dişi kelime hakkında sorulan sorulan cevaplamalarını iste*mişler ve daha sonra deneklerini bu kelimeler üzerinden beklenmedik bir hatırlama testine sokmuşlardır (Tesadüfi öğrenme). Deneyde 4 tür soru vardır. 1) Yapısal görsel temelli bir soru (meselâ; verilen kelime büyük harflerle mi yazılı?) 2) Fonolojik bir soru (meselâ; verilen keli*me "ağırlık" kelimesiyle kafiyeli midir?) 3) Kategorik bir soru (meselâ verilen kelime bir balık türü müdür?) ve 4) Anlama yönelik bir soru (meselâ; verilen kelime şu boşluğa girer mi: "Onunla——— giderken karşılaştı") Deneklere süpriz bir şekilde verilen hatırlama testinde, de*neklerin evvelce görmüş oldukları kelimeler, aynı sayıda yeni(kelimelerle birbirine karıştırılmış şekilde takdim ediliyordu. Hatırlamanın, kodlamanın derinliği arttıkça gelişme gösterdiği görülmüştür; en kısa*dan en uzun süreye doğru cevaplananlar; yapısal, fonolojik, kategorik ve anlamsal proseslemeler olmuştur. Sorulara verilen cevap "evet" oldu*ğunda hatırlama, "hayır" olduğundaki durumdan daha iyi seviyede ol*muştur.
Derinlik proseslemesinin etkileri sözel uyaranlar kadar sözel ol*mayan uyaranlar içinde hafızaya uygulanır. Meselâ deneklere, gösteri*len resimlerin onlara ne mana ettiği sorutursa, daha sonra bu resimleri hatırlama performansları artmaktadır. Genel olarak uyaranların açıklanışı üzerinde durulursa onlara bir anlam atfedilirse tanıma ve hatırla*ma seviyelerinin daha da yükselmesi söz konusudur.
Craik ve Lockhart'ın modelinde uyaranların daha anlamsal kodlanışı, daha derin proseslemelere karşılık gelir bu da bu uyaranların da*ha uzun süre hatırlanmasına yol açar. Çünkü anlamsal özellikler daha yavaş unutulur. Bu modelde ayrıca 2 tür tekrar olduğu da iddia edil*mektedir. Tekrar, uyaran artık ortadan kalktığında malumatın proseslenmesinin devam etmesidir. Tekrar, halihazırda bitmiş proseslemeyi muhafaza etme şeklinde olabilir (koruma tekrarı) veya halihazırda ta*mamlanmış proseslenmeyi incelikle işleme şeklinde olabilir ki buna daincelikle işlcyici tekrar adı verilir. Craik ve Lockhart' a göre derinlik proseslemesine ilâveten işleyici tekrar, hafızayı güçlendirir. Craik ve Tulving (1975) yaptıkları deneyde deneklerine yüksek, orta ve düşük karmaşıklık seviyelerinde olan cümle çatıları vermişler ve onlardan bu cümlelere eşlik eden hedef kelimelerin cümleye uyup uymadığına ka*rar vermelerini istemişlerdir. Kullanılan cümle çatıları şöyle örneklene*bilir: Düşük karmaşıklık seviyesi: "Ayşe ....... düşündü". Orta seviyede*ki: "........ çocukları korkuttu". Yüksek seviyede: "Büyük kuş yüksekler*den dalış yapıp, çırpınan .....'... yakaladı". Her seviyede 20 çatı olmak üzere 60 kelime üzerinde karar verme işleminden sonra kendilerinden bu kelimeleri hatırlamaları istenmiştir. Deneklerin karmaşık cümleler*de verdikleri doğru hedef kelimeleri hatırlamaları, yanlış olanlardan daha uzun bir süre almıştır. Yanlış veya doğru kelimeler seçilmiş olsa da hepsi karmaşıklık seviyesi yüksek cümleler olduğundan burada işle*yen derinlik prosesinin yanısıra etkili olanın işleyicilik olduğu görül*mektedir.
Derinlik proseslemesi formülünün özgün hali eleştirilere uğra*mış ve daha sonra birtakım tadilata tabiî tutulmuştur. İlk zorluklardan biri derinlik kavramıydı. Bu kavramın arkasındaki varsayım malumatın duyu organlarına varmasından sonra proseslemenin bir sıra takip edi*yor olmasıydı. Daha sonra proseslenen özellikler daha derin seviyede kodlanmaktadır. Fakat Craik ve Tulving' in (1975) çalışmasında keli*me yapısı ile ilgili bazı sorulara deneklerin tepki sürelerinin yavaş ve il*gili hatırlama seviyelerinin düşük olduğu, bunun aksine kelime manası*nı kapsayan sorulara ise daha hızlı tepkide bulundukları gözlenmiştir. Dolayısıyla daha derin kodlamanın daha iyi hafızaya yol açacağı şeklin*de bir derinlik tarifi onu kısır bir döngüye sokabilir. Bunun sonucu derinlik kavramından ziyade kodlamanın niteliksel özellikleri üzerinde (hangi özelliklcr başarılı bir hatırlamaya niçin sebep oluyor üzerinde) önemle durulmaya başlanmıştır. Anlamsal özellik kodlanmasının iyi hatırlandığına inanılmakla birlikte bu anlamsal özelliklerinin fiziksel özelliklerinden daha yavaş unutulduğuna dair kesin bir delil yoktur. Öyleyse niçin anlamsal özellikler daha yavaş unutuluyor ve kodlanmalar niçin onların daha iyi. hatırlanmalarına yol açıyor?
Bunun cevabı anlamsal kodlamanın ilgili hatırayı onunla yarışan diğer hatıralardan daha ayırdedici yapmasıdır. Bu durum anlamsal yö*nelimli sorulara verilen olumsuz cevapların niçin hafızaya fazlaca yardı*mı olmadığını açıklamaktadır. Mesela köpek kelimesini "bir çeşit gıda olmadığı" şeklinde kodlamak onu, diğer yarışanlarından ayırdedici kıl*maz ama ev hayvanı olarak kodlamak onu ayırdedici yapar. Bir uyara*nın anlamsal kodlaması onun hafızadaki diğer itemlerden, fenomenal veya yapısal olarak kodlanmasından çok daha başarılı bir şekilde ayırdedilmesine yol açar.
Moscovitch ve Craik (İ976), Jacoby (1974) ve Eysenck ve Eysenck (1980) anlamsal kodlamayla derinlik proseslenmesinden geçmiş olan bir materyal kaydının, yüzeysel olan yapı proseslemelerinden geç*miş olan kayıtlarıyla karıştırılma ihtimalinin düşük olduğunu ifade ederler
Bununla birlikte derinlik proseslemesinin neden etkili olduğu hâ*lâ ayrıntılı olarak cevaplanmamıştır. Bu modelin halihazırda en büyük eksikliği de zaten onun, proseslemede neler olduğunu açıklamaktan çok tasvire yönelik olmasıdır.(psikoloji zihinsel süreçler bilimi/sibel arkonaç 1993)
Anlamlı bağlantılar eklenmesinin bellek için güçlü bir yardımcı olduğu çok sayıda deneyde gösterilmiştir. Bir çalışmada, sonraki bir sınavda bir çiftin ilk terimi (uyaran) verildiğinde, bu çiftin ikinci terimini (tepki) verebilmeleri için deneklerden sözcük çiftlerinden oluşan uzun bir listeyi ezberlemeleri istenmiştir. Ezberlenmesi gereken çiftlerden biri "at-masa" ise, sonraki sınavda uyaran olarak "at" terimi verildiğinde deneğin "masa" karşılığını vermesi gerekir. Her çiftteki terimler arasındaki ilişki anlamsızdır. Bir grup deneğe her bir sözcük çiftini ezberlemek için bu terimlerin her ikisinin de kullanıldığı bir cümle düşünmeleri talimatı verilmiştir, örneğin "at-masa" çifti için, denekler "At masayı çifteledi" cümlesini düşünebilirler. Böylece her cümle, çiftteki terimleri anlamlı bir şekilde ilişkilendirmiş olur. ikinci grup kontrol grubudur, listeyi öğrenmek için kendi haline bırakılmıştır. Kontrol grubu sözcük çiftlerinin yalnızca % 35'ini hatırlarken, cümle kurması söylenen grup sözcük çiftlerinin yaklaşık % 75'ini hatırlamıştır.
Birbiriyle ilişkisi olmayan harf ve sözcüklerden cümleler oluşturmak, sözel materyale anlamlı bağlantılar eklemenin tek yolu değildir. Bir diğer yol imgelem kullanmaktır. Yukarıda betimlenen deneyin bir başka çeşidinde, ilk gruba her bir kelime çiftini, iki sözcüğü ilişkilendiren görsel bir imge oluşturarak ezberlemeleri söylenmiştir sözgelimi, bir masanın üzerinden atlayan bir at imgesi gibi. Bu deneyde de ilk grup, kontrol grubundan yaklaşık iki kat daha fazla sözcük çifti hatırlamıştır. Demek ki, anlamlı bağlantılar eklemek için imgelerin ya da cümlelerin kullanılması belleğin iyileşmesine yol açmaktadır.
Sözel materyali uzun süreli belleğe kodlamanın en baskın yolu anlam olmasına karşın, zaman zaman başka yönleri de kodlarız. Örneğin, bir şiiri ezberleyip kelimesi kelimesine aktarabiliriz- Bu gibi durumlarda, yalnızca şiirin anlamını değil, aynı zamanda sözcüklerin kendisini de kodlamış oluruz, Uzun süreli bellekte aynı zamanda işitsel kodlar da kullanabiliriz. Telefonu açtığınızda karşı taraf "Alo" diye karşılık verdiğinde genellikle sesi tanımamızı Bunun için o kişinin sesini uzun süreli belleğinizde kodlamış olmanız gerekir! Tatlar ve kokular da aynı seki 1de uzun süreli bellekte kodlanır. Demek ki, uzun süreli bellekte gerçekleşen kodlama kısa süreli bellekte olduğu gibidir: Sözel materyal için tercih ettiğimiz bir kod vardır-uzun süreli bellek için anlam, kısa süreli bellek için işitsel kod, ancak bunun yanı sıra başka kodlar da kullanılabilir.
Gene de anlamlara göre kodlama bellekte en iyi sonucu veriyor gibi görünmektedir. Anlam daha derin ya da daha geniş bir şekilde kodlandığında bellek daha iyi olacaktır. Bu nedenle, ders kitabında belirtilen bir noktayı hatırlamak zorundaysanız içerilen tam sözcükler üzerinde yoğunlaşmaktan çok, dikkatinizi bunun anlamına yoğunlaştırmanız daha iyi olacaktır. Bu noktanın anlamını daha derinlemesine ve uzun uzadıya düşündüğünüzde daha iyi hatırlarsınız.(psikolojiye giriş 1/morgan 1998)
KODLAMADA KİŞİSEL FARKLILIKLAR VE NORMAL ÜSTÜ HAFIZA
Hafıza teörisyenlerinin bir çoğu erpisodik hafıza ile semantik ha*fızayı birbirinden ayırdeder. Mesela Tulving'in öncülüğünü yaptığı bu ayırıma göre semantik hafıza sözcüklerde,ansiklopedilerde bulunan türden belli bir metne bağlı olmayan malumatlar içindir. Hayat tecrü*belerinden soyutlandırılmış bir hafızadır. Mesela Arnavutluğun başken*ti' hin Tiran olduğunu hatırlayışımı semantik hafızadır. Bunun aksine episotik hafıza otobiyolojik malumat ve olaylar içindir ve ortaya çıktığı bağlamla tarif edilir. Birkaç dakika önce gösterilmiş olan bir kelime listesine ait hafıza bu kelimelerin çerçeve ve tarif edildiğinden, episodiktir.
İnsanların semantik ve episodik hafızalarında çok büyük bireysel farklılıklar vardır. Bu farklar genel olmaktan ziyade özel türde farklı*lıklardır; mesela bir kişinin genel olarak hafızası iyi veya kötü olabildi*ği gibi yüz, isim veya renk hafızası iyi veya kötü olabilir. Hermann ve Neisser'in (1978) öğrencilerine verdikleri hafıza soru varakasından el*de ettikleri sonuçlara göre bir genel faktörün yanısıra; yapılan konuş*malarla, görülecek işlerle ilgili hafızaları kapsayan bir dizi özel hafıza faktörleri vardır (Lloyd ve Mayes, 1990). Hafızadaki bu kişisel farklı*lıkların sebepleri çok az anlaşılabilmekle birlikte en önemli faktör muhtemelen kodlamanın etkinliğidir.
Kişisel farklılıklar muhtemelen iki türlüdür. Birincisi, karmaşık malumat proseslemesinin büyük bir kısmı yeni kprteksin çeşitli kısımlarınca yürütülür, bu bölgeler aynı zamanda muhtemelen bilgiyi de depo*lamaktadır. Bu bölgelerin fizyolojik işlevlerinin farklı görevleri olabilir ve bu görev, kodlanan farklı türde malumatla birlikte tayin ediliyor ola*bilir. Mesela bir bölgenin fizyolojik işlevi rengin kodlanışının tayini ola*bilir, bir başka bölge ise yüzü kodlayabilir. Yüz hafızasıyla, renk hafıza*sı ayrı iki hafıza faktörü gibi gözükmektedir, ikincisi, bu bölgelerin kodlarındaki farklı işlevleri ile kodlanan materyalin hatırlanışı bu ma*teryali öğrenen kişinin kodlamada müracaat edebileceği bilgi deposu*nun zenginliğine bağlıdır. Eğer herhangi bir şey hakkındaki malumatı*nız çoksa onunla ilgili yeni malumatın ayırdedici kodlamasını çok hızlı idare edebilirsiniz. Meselâ usta satranç oyuncuları çok kısa açılımlar*dan sonra anlamlı satranç pozisyonlarını akıllarında tutabilirler. Bu ka*biliyetleri, vasat satranç oyuncularından çok daha üstündür. Ama bu us*taların genel olarak ve bu manalı satranç pozisyonları için olan hafıza*ları vasat olanlardan daha üstün değildir. Vasat olanlardan farkları, on*ların satranç bilgilerinin çok geniş olmasıdır. Bu geniş bilgi havuzu, ustaların yeni "oyunları" çok hızlı bir süratle kavrayıp açıklayabilmelerini sağlamaktadır.
Malumat materyalinin anlamlı açıklamaları üzerine kurulu ince*likle işlenmiş kodlamanın iyi hafıza habercisi olması gibi, yüksek zekâ*nın da mükemmel hafızayla bazı bağlar göstermesi hiç de şaşırtıcı değildir. Mesela yüksek sözel kabiliyetli deneklerin şaşırtıcı hafızalarının üstün olacağı ama diğer türdeki materyallere ait hafızalarının üstün ol*ması gerekmediği öne sürülür (Hunt, 1978).
Yüksek sözel kabiliyeti olan deneklerin çok iyi kurulmuş seman*tik hafızalarından ilgili malumatları geri getirmede daha süratli davran*dıkları gözlenmektedir. Semantik malumatın geri getirilişindeki böyle bir sürat, muhtemelen bu kişilerin hızlı ve ayırdedici şekilde kodlama yapmalarını mümkün kılan önemli bir faktör olsa gerektir. Eysenck (Eysenck, Keane, 1991), yüksek sözel kabiliyeti olan deneklerin ince*likli kodlama için çok hızlı bir sürati gerektiren görsel bir takdimde bi*le üstün bir rakam miktarı göstermeye devam ettiklerini ifade eder ve bunu kolaylaştıranın ise bu kişilerin sahip oldukları nispeten daha bü*yük bir dikkat kapasitesi olduğunu öne sürer. Fakat burada görsel me*kân kabiliyetinin mekân hafızasını tahmin etmede bu kadar başarılı ol*madığını da belirtmek gerekir. ilgili zekâ kabiliyeti ile geçmiş bilgiler, kodlamanın etkisini ta*yin etmekle birlikte, özel malumatın kodlaması eğitilebilir bir maharet olarak da ele alınabilir.
Mizaç ve psikopatoloji öğrenme esnasında neyin ne kadar kod*landığını etkileyebilir, fakat son yıllarda elde edilen bulgular biraz kar*maşıktır (Eysenck ve Keâne 1991). Meselâ kaygılı (anksiyeüli) kimse*lerin semantik proseslenmeye daha az bağlandıkları iddia edilirdi ama araştırmaların çoğu yapısal ve semantik özelliklerin kodlanmasında ay*nı etkiyi göstermektedir. Ya kaygı genel olarak incelikli proseslemenin miktarını azaltıyor ya da depolanan malumatla beraber bu prosesleme*nin gücünü azaltıyor. Kaygı bu azalmayı, dikkat kapasitesinin etkin*liğini düşürerek yapıyor olabilir. Depresyonun da incelikli kodlamayı azalttığı ifade edilmekteydi, bunu belki de motivasyon üzerindeki etkisi yoluyla yapmaktadır. Keza şizofreninin sözel hafızayı engellediği öne sürülmekteydi. Bu engellemenin kognitif verimdeki düşüşün bir so*nucu olmasına rağmen engellemenin bir kısmının bu kognitif kayıplar hesaba katıldığında bile varlığını sürdürdüğü ifade edilmektedir. Bu sebeple kodlama ve geri getirme gibi depolamada bazı şizofrenler de ha*sarlı olabilir.

