Best Studio 1
Best Studio
D 1
delimuratt
Aliyldrim 1
Aliyldrim
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
melankolıa18 1
melankolıa18
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Cannn6161 1
Cannn6161
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Rekabet

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan TruvaGame
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 97
Metin2 Pvp GM

TruvaGame

Level 23
GM
TM Üye
Katılım
23 Ocak 2016
Konular
8,370
Mesajlar
18,384
Online süresi
4mo 19d
Reaksiyon Skoru
4,080
Altın Konu
0
Başarım Puanı
506
MmoLira
24
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

REKABET KAVRAMI

İlk çağlardan beri bilinen rekabetin önemi, Adam Smith'in bilgelikleri ile birlikte farklı bir boyut kazanmıştır. Rekabeti temel alan liberal ekonomi felsefesi, rekabet yolu ile piyasaların gelişeceği ve toplumsal refahın artacağı kabulüne dayanmaktadır, 18. yüzyılda ileri sürülen liberal ekonomi görüşleri doğrultusunda yapılan çalışmalar ve yüz yıllık bir mücadele sonucunda 19. yüzyılın sonunda ilk modern Rekabet Kanunu 1890'da Amerika Birleşik Devletleri'nde kabul edilmiştir. Bunu, İkinci Dünya Savaşı sonrasında diğer ülkelerde rekabet hukuku konusundaki kanunlaştırma hareketi izlemiştir. Amerika Birleşik Devletleri Rekabet Hukuku bütün ülkelere örnek teşkil etmiş ve yüzyıllık bir geçmişi olan Amerika Birleşik Devletleri bu konuda önemli sayılabilecek olan Alman Kartel Kanunu, Japon Rekabet Kanunu ve Avrupa Topluluğu Rekabet Kurallarına temel olmuştur. Dolayısıyla, kişilerin, diğerlerinden daha başarılı olmak için faydalı tüm bilgi ve becerilerinden yararlanması toplumsal bir kazanç olacaktır.
Rekabet, iktisat kuramının en önemli kavramlarının basında gelmektedir Adam Smith’ten beri iktisatçılar rekabeti ekonomik yaşamın düzenleyicisi olarak görmüşler ve ekonomik analizlerinin temel ölçüşü yapmışlardır Tam rekabet olgusunun iktisat kuramındaki önemi, bunun çok canlı bir örneğidir.
KLASİK İKTİSATÇILARA GÖRE REKABETİN ANLAMI
Klasik ekonomi teorisinde rekabet kavramı üzerinde durulmamış ancak, varlığı sezgi yolu ile algılanan bir kavram olarak kalmıştır. Klasik iktisatçılar, neoklasikler gibi rekabeti bir piyasa yapısı olarak özdeştirmemiş olsalar da, rekabetin sadece piyasa içinde yer aldığına inanmışlardır.
Klasik iktisatçılardan Adam Smith, rekabeti, üretilebilecek mal miktarının sınırlı olmasından dolayı hasımlar arasındaki yarışma gibi görmüştür. Dolayısıyla, Smith tarafından rekabet, firmaların piyasadaki değişikliklere uyum sağlarken, kazanç elde etmek için, rakiplerinin işlerini zorlaştırma olarak ifade edilmektedir.
Klasik iktisatçılar rekabeti tam anlamıyla dinamik bir kavram olarak algılamaktan uzaktır. Klasikler, rekabeti sadece üretim faktörlerinin düşük geliri alanlarından yüksek getiri alanlarına yönelmesi durumunda dinamik bir süreç olarak algılamışlardır. Bunun dışında, Klasik yaklaşımda rekabet dar piyasa olgusu dışına çıkmamıştır. Bu anlayış Klasiklerin rekabet kuramlarım geliştirmelerini engellemiştir.

NEOKLASiK iKTİSATÇILARA GÖRE REKABETİN ANLAMI
Klasikler tarafından "piyasa süreci" olarak algılanan rekabet, neoklasikler tarafından "piyasa yapısı" olarak algılanmıştır. Piyasa yapısı olarak algılanan rekabet, neoklasikler tarafından "Tam Rekabet Piyasası" şeklinde tanımlanmıştır.
Tam rekabet piyasası, çok sayıda alıcının ve satıcının bulunduğu, ilgili herkesin piyasa hakkında bilgi sahibi olduğu, piyasaya giriş ve çıkışların serbestçe yapılabildiği, bölünebilen ve homojen bir malın yer aldığı piyasa olarak tanımlanmaktadır.
Neoklasik anlayışta piyasadaki firma sayısı, rekabeti belirleyen bir unsur olarak görülür. Eğer mevcut piyasada tek bir firma varsa rekabetten söz edilemez. Bu durumda tekelci bir piyasa yapısı söz konusudur. Eğer piyasadaki firma sayısı sınırlı ise aksak rekabetin dolayısıyla da oligopolistik bir yapının var olduğu kabul edilir. Ancak piyasa, üzerinde etkisi olmayacak kadar çok miktarda küçük firmadan oluşuyorsa, burada tam rekabetten söz edilebilir. Bu anlayışa göre, firmaların talep eğrilerinin esnekliği de piyasaların rekabet bakımından farklılığını gösteren bir unsurdur. Eğer firmalar sonsuz esneklikte bir talep eğrisi ile karşı karşıyalarsa, tam rekabetin varlığı söz konusudur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, rekabetin analitik işlevinin fiyatları marjinal maliyetler düzeyine indirmesidir. Ancak, maliyetlerin düzeyi hiçbir zaman açıklanmamaktadır.
Rekabetin, klasik iktisattaki fiyatı belirleme işlevi, neoklasik iktisatta kaybolmuştur. Neoklasikçi anlayışta firmalar piyasa fiyatını etkileyememekle birlikte, piyasa fiyatını veri olarak aldıklarından Neoklasikçi tam rekabet piyasasında kuramsal olarak rekabetin bulunmadığı söylenebilir. Klasik ekonomide, en iyiyi belirleme ve fazla stoklardan kurtulmak için firmaların fiyat düşürme faaliyeti olarak kavranan rekabet, Neoklasiklerin "Tam Rekabet" anlayışında ortadan kalkar. Klasiklere göre, rekabet sürecinin tek işlevi olan piyasa fiyatını belirleme, "Tam Rekabet" anlayışında açıklanmayan ve anlatılmayan bir kavram haline gelir.
Yatırım ve teknolojik değişme rekabetin en önemli unsurlarından biridir, Neoklasiklerin üretim maliyetlerini veri olarak alması, bu unsurların gözardı edilmesine neden olmuştur. Ancak, firmaların sürekli olarak yaptıkları yatırımlarla teknolojilerini yenileme, verimliliklerini artırma ve maliyetlerini düşürme çabası içinde oldukları bilinmektedir. Önemli olan fiyat rekabeti değil, yatırım ve teknoloji rekabetinde başarılı olmaktır. Firmalar yatırım ve teknoloji rekabetinde başarılı olduğu sürece fiyatlarını düşürme olanağına sahip olacaklarından, piyasa paylarını artırabileceklerdir. Piyasada firma sayısı azalsa bile rekabetin varlığı sürekli hissedilecektir. Ancak, bu açıklama Neoklasik anlayışa ters gelmektedir. Firma sayısının azalması yoğunlaşma oranını artıracağından, Neoklasik düşünce rekabetin azaldığını kabul edecektir.

AVUSTURYA OKULUNA GÖRE REKABETİN ANLAMI
Avusturya Okulu, Neoklasiklerin rekabeti durağan bir piyasa yapısı gibi ele almalarına karşı çıkan yaklaşımlardan biri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşımı savunanlar arasında birtakım ayrılıklar olmasına rağmen, genelde bireycilik, insanların bilgilerinin tam olmayacağı, süreçlerin karmaşıklığı vurgulanmakta, ekonomide devlet müdahalesine karşı çıkarak serbest piyasanın üstünlüğü savunulmaktadır.
Avusturya Okulu'nun önde gelen isimlerinden biri olan Friedrich Hayek, piyasa hakkındaki bilgilenmenin rekabet süreci içinde olacağını belirterek, Neoklasiklerin, herkesin piyasa hakkında tam bilgiye sahip, olduğu varsayımını eleştirmektedir. Neoklasikler, herkesin piyasa hakkında tam bilgiye sahip olduğunu varsayarken, bu bilgilenmenin nasıl olduğunu belirtmemektedir. Hayek, bu bilgilenmenin rekabet süreci içinde olacağını vurgulamaktadır.
Rekabeti, bir piyasa yapısından ziyade, bir piyasa süreci olarak gören Avusturya Okulu, onu dinamik bir yaklaşımla ele almakta ve girişimcilere büyük önem vermektedir. Avusturya Okulunun önde gelen isimlerinden olan Joseph Schumpeter, girişimcilerin, bir icadı sonuna kadar kullanarak veya denenmemiş teknolojiler kullanarak ya da bir sanayii yeniden yapılandırarak üretim yöntemlerinde mevcut kalıpları kırıp, yeni çığırlar açma gibi işlevlere sahip olduklarını belirtmektedir.
Avusturya Okulunun tekellere karşı tutumu da Neoklasiklerle farklılık arz etmektedir. Neoklasikler rekabeti yok ettiği ve tüketiciyi sömürdüğü düşüncesiyle tekele karşı bulunmaktadır. Ancak Avusturya Okulu, sistemin dinamiğinin kazanç güdüsü olduğunu ileri sürerek, yüksek kazançların teknolojik yeniliği teşvik ettiğini belirtmektedir. Böylelikle piyasada tek bir firma olsa dahi rekabetin her zaman için tehdit edici bir unsur olacağını ileri sürmektedirler. Bu nedenle devletin piyasalara müdahalesini uygun bulmamaktadırlar.
POST-KEYNEZYEN YAKLAŞIMA GÖRE REKABETİN ANLAMI
Rekabet, Post-Keynezyen yaklaşımda hayatta kalma süreci olarak görülmektedir Firmaların kazanç amacıyla kuruldukları ve kazanç elde etme yeteneklerini kaybettikleri an piyasada yok olacakları vurgulanmaktadır. Bu nedenle firmaların hayatta kalmak için maliyetlerini düşürmek zorunda kaldıkları belirtilmektedir.
Post-Keynezyen yaklaşım, rekabeti bir süreç olarak düşündüğünden onun sadece fiyat boyutunu değil, üretim, yatırım ve kurumsal boyutlarını da ele almaktadır. Maliyetlerin yatırım ve teknolojik yeniliklerle düşeceğini belirten bu yaklaşım, yatırımların gerçekleşmesinin mali kaynakların varlığına bağlı olduğunu öne sürmektedir.
Kurumsal yapılar ve özellikle de mali sistem, mali kaynakların varlığını ve koşullarını belirlediği için Post-Keynezyen yaklaşımda üzerinde önemle durulan konular olmaktadır. Mali sistemin, bankalarla sahiplik ilişkisi olan firmaları diğerlerine nazaran kayırmasının diğer firmaların yatırım olanaklarını kısıtlayacağı belirtilmektedir. Bu da rekabet açısından olumsuzluk arz etmektedir.
Bunun yanında rekabeti kısıtlayan kurumsal yapılardan biri de dış ticaret politikaları olabilmektedir. Örneğin, bazı sektörlerin gümrük vergileri ile korunmasının rekabeti sınırlayacağı belirtilmektedir.
Post-Keynezyen yaklaşımda rekabetin ölçütünün firmaların araştırma ve geliştirme harcamaları olduğu vurgulanmaktadır. Aynı zamanda, sürekli teknolojik yenilik içinde olan bir firma hakim durumundan dolayı fiyatlarını yükseltebilme imkanına sahip olsa bile, o piyasada rekabetin mevcut olduğu ileri sürülmektedir.

REKABETİ KISITLAYICI FAALİYETLER
Rekabetin yararları konusunda üç temel düşünce vardır. Bunlardan biri, hakkaniyet düşüncesinden kaynaklanan ve tüketicinin korunmasına ilişkin düşüncedir. Diğeri ekonomik yararı temine yönelik düşünce olup, sonuncusu da rekabetten beklenen sosyal yarardır. Her üç düşünce de rekabetin toplumun bütün katmanlarına fayda sağladığı konusunda birleşir. Ancak, rekabetin, toplumdaki ekonomik ve sosyal hayatı etkileyen bu olumlu yanından herkes eşit şekilde faydalanırken, rekabeti kısıtlayıcı faaliyetlerden sadece bu durumdan menfaat bekleyen küçük gruplar faydalanır.
Rekabeti kısıtlayan faaliyetler dört grupta toplanmaktadır. Bunlar, rekabeti kısıtlayan anlaşmalar, işbirliği ve uyumlu eylem, teşebbüs birliği kararları ve birleşmelerdir.
REKABETİ KISITLAYAN ANLAŞMALAR
Rekabet politikalarının bir uygulama aracı olan rekabet hukukuna göre anlaşmalar ikiye ayrılmaktadır. Bunlardan birincisi, "rekabeti kısıtlamak amacına yönelik olan anlaşmalar” olup, diğeri de "rekabetin kısıtlanmasına neden olan anlaşmalardır. Birinci durumda, anlaşma, rekabetin kısıtlanmasını isteyen tarafların bu isteğini gerçekleştiren bir araçtır ikincisinde ise amaç rekabetin kısıtlanması olmayıp, sözkonusu anlaşmanın piyasa şartları nedeniyle rekabetin kısıtlanmasına yol açmasıdır. Roma Antlaşmasının 85. maddesinin 1. fıkrasında da "rekabeti kısıtlamak amaç ve etkisi" ifadesiyle bu ayrımın yapıldığı görülmektedir.
Türk Rekabet Kanununun 4. maddesinde ise "...rekabeti engelleme, bozma, ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikteki... anlaşmalar" ifadesiyle bu ayrım gösterilmekledir.
İŞBİRLİĞİ VE UYUMLU EYLEM
Amerikan Rekabet Hukukunda "işbirliği" (conspiracy) şeklinde ifade edilen kavram, Avrupa Topluluğu Rekabet Hukukunda "uyumlu eylem (concerted practice)" olarak ifade edilmektedir. Her iki ifade de hemen hemen yakın kavramları anlatmaktadır. Türk Rekabet Hukukunda "uyumlu eylem" ifadesi kullanılmaktadır.
Piyasadaki mevcut firmalar arasında rekabet olabileceği gibi, işbirliği de sözkonusu olabilmektedir. Uyumlu eylem, fiili duruma ilişkin bir nitelendirme olup piyasadaki mevcut firmaların belirli bir davranış biçimini göstermektedir. Bu durumda uyumlu eylem, rekabetin olup olmadığına ilişkin bir tespit olmaktadır.


Teşebbüslerin davranışlarının bir sonucu olarak ortaya çıkan uyumlu eylemin varlığı için taraflar arasında bir anlaşmanın mevcut olması gerekli değildir. Rakip firma yöneticilerinin aralarında yaptıkları görüşmeler sonucu birbirlerinin üretim miktarları ve piyasa koşulları hakkında görüş alışverişinde bulunmaları uyumlu eylemin varlığının bir kanıtı olabilmektedir. Firmaların durumları hakkında birbirlerine bilgi vermeleri bir anlaşmanın varlığını göstermemekle birlikte, eğer bu durumlar rekabetin kısıtlanması sonucunu doğuruyorsa uyumlu eylem olarak değerlendirilmektedir.
HAKİM DURUMUN KÖTÜYE KULLANILMASI
Rekabeti kısıtlayıcı faaliyetlerden biri de hakim durumu kötüye kullanmaktır. Burada açıklanması gereken iki kavram vardır. Birincisi "hakim durum", ikincisi ise "kötüye kullanma"dır.
Hakim durum, belli bir piyasada bir firmanın sahip olduğu ekonomik gücü anlatmaktadır. Bir piyasada, bir firmanın sahip olduğu ekonomik gücün hakim durum yaratıp yaratmadığının tespiti önemli bir konu olmaktadır. Belli bir ekonomik güce sahip firmanın hakim durumda olup olmadığı ilgili pazarın yapısına göre belirlenmektedir.
Kötüye kullanma, hakim durumdaki bir işletmenin rekabet koşullarının var olduğu bir durumda elde edemeyeceği bir takım faydalar elde edebilmesidir. Hakim durumda olan işletmenin davranışları, müşterilerine, tüketicilerine ya da rakiplerine zarar verecek bir şekilde haksız bir sömürü doğuruyorsa, bu kötüye kullanma niteliğindedir.
TEŞEBBÜS BİRLİĞİ KARARLARI
Teşebbüslerin menfaatlerini korumak ve geliştirmek amacıyla birlikler oluşturduğu herkesce bilinen bir olgudur. Sözkonusu birliklerin alacağı kararların rekabeti kısıtlamasının ekonomik etkileriyle, anlaşmalar yoluyla rekabetin kısıtlanmasının ekonomik etkileri hemen hemen aynı olduğu için rekabeti kısıtlayıcı teşebbüs birliği kararlarının da yasaklanması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Teşebbüs birlikleri, üyeliği gönüllülük esasına dayanan tüzel kişiler olabileceği gibi, üyeliği kanunla zorunlu hale getirilmiş meslek örgütleri de olabilir Ancak, bu tür birliklerin rekabete aykırı kararlarının teşebbüs birliği kararları olarak kabul edilmesi için tüzel kişiliğe sahip bir birlik olması gerekmektedir. Aksi takdirde, bunlar uyumlu-eylem olarak kabul edilir.
BİRLEŞMELER VE DEVRALMALAR
Ticaret Hukuku'nda iki ya da daha fazla teşebbüsün biraraya gelip eski tüzel kişiliklerini kaybederek yeni bir tüzel kişilik kazanmasına birleşme denir. Devralma ise bir işletmenin başkalarını devraldıktan sonra devralan teşebbüsün hukuki niteliği devam ederken, devralınanların hukuki varlığının sona ermesidir.
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 7. maddesi. bir ya da daha fazla teşebbüsün hakim durum yaratmaya veya hakim durumlarını daha da güçlendirmeye yönelik olarak ülkenin bütünü yahut bir kısmında herhangi bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabetin önemli ölçüde azaltılması sonucunu doğuracak şekilde birleşmelerini veya bir teşebbüsün başka bir teşebbüsü devralmasını yasaklamıştır.
Daha önce piyasada birbirleri ile rekabet eden teşebbüslerin bu durumlarına son vererek rekabetçi olmayan bir yapıya doğru yönelmelerine neden olacak birleşme ve devirler yasaklanmıştır. Ancak, teşebbüslerin kendi iç dinamikleri ile hakim duruma gelmesini yasaklamak doğru bir yaklaşım olarak kabul edilmemiştir.



BİRLEŞMELERİN AÇIKLANMASINA İLİŞKİN ÇEŞİTLİ YAKLAŞIMLAR VE BİRLEŞMELERE KARŞI UYGULANACAK POLİTİKALAR
BÜTÜNLEŞME
Genellikle firmaların tek ürün üretmediği ve yalnızca tek ürün ürettiği sanılan firmaların dahi gerçekte pek çok şey ürettiği belirtilmektedir. Sözgelimi, Ford Motor Şirketi'nin araba ürettiği herkesçe bilinir. Fakat Ford, belli zamanlarda buji, boya ve araba cilası gibi kalemlerin üretimi işine de girmiştir. Firmaların birden fazla ürün üretecek şekilde örgütlenme biçimleri, meydana geliş şekline göre, ya bütünleşme ya da ürün çeşitlendirmesi olarak adlandırılmaktadır.
Üretimin örgütsel boyutunu göstermek için kullanılan "Bütünleşme" ve "Çeşitlendirme" ifadeleri iki farklı şekilde kullanılmaktadır. Bu terimler, kullanım şekillerinden birinde, bütünleşme ve çeşitlendirmenin mevcut durumunu ve Derecesini ifade ederken, ikinci kullanım şekli, bütünleşmeye veya çeşitlendirmeye gitme eylemini ifade eder. O halde, birinci kullanımda, zaman içinde belli bir noktada üretimin örgütlenme nitelikleri tartışılırken, ikinci kullanım şeklinde, üretimin örgütlenmesinde yaşanan nitelik değişimi ortaya konmaktadır.
Bütünleşme, bir sanayideki iki veya daha fazla firmanın birleşmesi şeklinde olabileceği gibi, bir sanayice üretim yapan bir firma ile bu sanayinin girdisini üreten sanayideki bir firmanın bileşimi veya birleşmesi şeklinde de gerçekleşebilir. Birinci duruma "yatay bütünleşme", ikinci duruma da "dikey bütünleşme" denilmektedir.
Bu iki tür bütünleşme çeşidi de şu şekilde tanımlanabilir:
Yatay bütünleşme; aynı üretim sürecinin aynı aşamasında bulunan iki veya daha fazla firmanın birleşmesidir.
Dikey bütünleşme; aynı üretim sürecinin ayrılabilir aşamalarında bulunan iki veya daha fazla firmanın bileşimi ya da birleşmesidir.
Bir firma, birbirini takip eden iki üretim aşamasını da kendisi gerçekleştirirken, bir önceki aşamada ürettiği çıktının bir kısmını bir sonraki aşamada girdi olarak kullandıktan sonra geri kalanını diğer firmalara satıyorsa buna "kısmi dikey bütünleşme" denilmektedir.
Yatay bütünleşmeyi aynı ürünü üreten iki firmanın birleşmesi olarak zihinde canlandırmak kolay olmakla beraber, dikey bütünleşme Tablo-1'in yardımıyla şöyle açıklanabilir;
Çeşitlendirme derecesini ölçmek için de iki yöntem kullanılmıştır. Bunlardan birincisi, firmanın "ana istihdamının" "toplam istihdama" oranıdır Bu oran sıfıra yakın değerler alırsa aşırı çeşitlendirmeyi, bire yakın değerler alırsa çeşitlendirmenin azlığını gösterir, ikinci yöntem ise firmanın Standart Sanayi Tasnifi kapsamına giren faaliyetlerinin sayısıdır.
BİRLEŞME
Firmalar çeşitlendirme veya bütünleşmeye iki şekilde gidebilirler. Bunlardan birincisi yatırım yapmaktır. İkincisi ise birleşme (merger)dir. Buna aynı zamanda "firma evlilikleri" de denilmektedir. Birleşme birden fazla firmanın tek bir tüzel kişilik altında toplanmasıdır. Birleşme firmaların çeşitlendirme veya bütünleşme için başvurdukları yollardan biridir.
Firmaların çeşitlendirme veya bütünleşme için yatırım yapmak yerine birleşmeyi/evliliği seçmelerinin nedenleri şöyle sıralanabilir:

1. Amacın pazar payının artırılması olduğu durumlarda seçilir, çünkü yatırım yaparak piyasaya girmek rekabeti gerektirecektir. Rekabette ek kapasite yaratımı böylece kısa dönemde sağlanmaktadır
2. Birleşme, firmaya çeşitlemeyi arzu ettiği sektöre/işkoluna giriş engellerini aşma olanağı sunmaktadır. Bunun alternatifi ise pahalı rekabet savaşı olarak ortaya çıkmaktadır.
3. Bir yatırım programım planlamak ve sürdürmek önemli zaman alırken, birleşme halinde bu bekleme olmamaktadır.
4. Pazarda kendini ispatlamış bir firmayı satın almak muhtemelen daha az riskli görülmektedir.
5. Birleşme, pazara yeni giren bir firmanın sahip olamayacağı fakat devralınacak firmada mevcut bazı kaynakların ele geçirilmesine imkan tanıyabilmektedir.

BİRLEŞMELERİ AÇIKLAMAYA İLİŞKİN ÇEŞİTLİ YAKLAŞIMLAR
Birleşme konusunda genel kabul görmüş tek bir teori bulunmamaktadır. Farklı anlatımlarıyla birbirine üstünlük kurmaya çalışan bu yaklaşımların hepsi eşit derecede yararlı olmasa da mevcut birleşmelerin sebebini açıklamada bu yaklaşımların bir sentezini yapmak gerekir.

Bu yaklaşımları yedi başlıkta toplamak mümkündür. Bunlar; "Kazanç için Birleşme", "Riski Azaltmak için Birleşme", "Borsa Etkileri Sebebiyle Birleşme", "Değerlendirme Farklılıkları Nedeniyle Birleşme", "Ölçek Ekonomileri Sebebiyle Birleşme", "Pazar Gücü Elde Etmek için Birleşme" ve "Büyüme için Birleşme"dir.
KAZANÇ İÇİN BİRLEŞME
Kazanç için birleşme en çok ileri sürülen sebeplerden biridir. Bununla beraber birleşmeye ilişkin sebeplerin birçoğunun sonucu niteliğindedir. Örneğin, ölçek ekonomileri sebebiyle birleşme durumunda, firmalar ölçek ekonomilerinden faydalanarak daha kazançlı hale gelmeyi amaçlamaktadır. Ancak, bu söylenenlere rağmen, birleşmelerin kazançlılığı artırdığına ilişkin yeterli kanıt mevcut değildir.
Birleşmelerle ilgili yapılan bir çok deneysel çalışmada birleşmelerin kazançlı olduğu sonucuna varılamamıştır. Kazançlılık ve birleşme arasındaki ilişkiyi inceleyen ve bu konuda araştırmalar yapan Kelly, Reid ve Hogorty eksi değerli veya zayıf ilişkiler bulmuşlardır.
RİSKİ AZALTMAK İÇİN BİRLEŞME
"Tüm yumurtaların tek bir sepette toplanmaması" deyimi, riski azaltmak için birleşme yaklaşımıyla paralel anlam ifade etmektedir. Yumurtaların ayrı ayrı sepetlere konulması onların kırılma riskini azalttığı gibi şirketlerin birleşmeleri de zarar etme riskini azaltabilmektedir.
Risk ve kararsızlık ölçümlerinde, ortalama veya bir grup sayının ortalamasıyla ilgili değişkenlik sıkça kullanılmaktadır Ortalamayla ilgili olarak değişkenlik ölçümünde en sık kullanılan istatistik, standart sapma olmaktadır. Standart sapma, değerlerin ortalama değerden uzaklaşma derecesini gösteren bir ifadedir.
Standart sapmayı firmaların kazançlılık riskini ölçmede de kullanmak mümkündür. Bunun için, A. B, C, olmak üzere üç firmanın varlığı düşünülecek olsun. A ve B firmalarının birleşmeyi düşündükleri varsayımıyla bu iki firmanın geçen dört yıl boyuncaki kazançlarının ortalamaları alındığında bu ortalama kazançların standart sapması 1,00 olarak hesaplanmaktadır. Aynı hesaplamalar A ve C firmaları için yapıldığı zaman bu iki firmanın kazançlarının ortalamasının standart sapması 3,32 olmaktadır A firması eğer kazancının değişkenlik riskini azaltma düşüncesiyle birleşme kararında ise B firmasını tercih edecektir Çünkü, A ve B firmalarının dört yıllık kazançlarının ortalamasının standart sapması A ve B firmalarının kârlarının standart sapmasından daha düşük olmaktadır. A ve C firmalarının ortalama kazançlarının standart sapması A firmasının kazançlarının standart sapmasından daha büyük olduğundan A firması bu birleşmeyi tercih etmesi mümkün olmamaktadır.


Ancak, bu konuda belirtilmesi gereken bir nokta bulunmaktadır. Yukarda yapılan hesaplamalarda firmaların geçmiş başarımları ele alınmaktadır. Elbette ki firmaların gelecek başarımlarının aynı olacağı konusunda garanti yoktur. Şirketler geçmiş başarımlarını birleşmeden sonra tekrarlamadıkları takdirde kazanç değişkenliği artabilmektedir.

BORSA ETKİLERİ SEBEBİYLE BİRLEŞME
Conglomerate bir firma, borsadaki yatırımcıların beklentilerini belli bir yönde tutabilmesi halinde birleşme işlemi sayesinde kazanımlar elde ederek büyümeyi gerçekleştirebilmektedir. Bu durumu kavramak için şöyle bir örnek düşünülebilir.
Çok farklı ürünler üreten conglomerate bir firma olan A firması ile tek ürün üreten B firması ele alınsın. A 1 000.000 hisseye sahip, yıllık karı 1.000.000 TL olan ( hisse başı geliri 1 TL ) ve parlak bir biçimde büyüyen bir firmadır. A firmasının bir hissesi borsada 30 TL den satılmaktadır. B ise yine 1.000.000 hisseye sahip, yıllık karı 1.000.000 TL. olan ve hisseleri borsada 10 TL.'den işlem gören bir firmadır.
Hızlı bir şekilde büyüyen A firması, B firmasının hissedarlarına piyasaya yeni sürülen A firması hisselerinin yarışım teklif ederek B firmasını almak istemektedir. A firmasının hisselerinin yansı 15 TL değerinde olduğu için B firmasının 10 TL değerinde hisselerine sahip hisse sahipleri bu teklifi olumlu karşılamaktadırlar. Dolayısıyla, A firmasının teklifini kabul etmektedirler.
Birleşmeden sonra, A firması 1.500.000 hisseye ve 2.000.000 TL kara sahip bulunmaktadır. Bu nedenle A firmasının hisse başına getirisi 1 TL iken birleşme sonrasında 1.33 TL. olmaktadır. Dolayısıyla, borsadaki yatırımcılar A firmasının performansının aynı olacağım düşünmeye devam ederlerse A firmasının borsadaki hisselerinin değeri 30 TL.’den 40 TL’ ye çıkacaktır.
Bunun yanında, borsa etkisiyle birleşmeler muhtemel bir neden olmakla birlikte bütün birleşmeleri açıklayıcı olmamaktadır. Diğer birleşmelerin nedenlerini kavrayabilmek için başka nedenlere bakmak gerekmektedir.

DEĞERLENDİRME FARKLILIKLARI NEDENİYLE BİRLEŞME
Teknolojik değişimlerin hızlı ve fiyat dalgalanmalarının sık olduğu dönemlerde, firmaların olayları algılama ve beklentilerini ifadelendirmelerinde değerlendirme farklılıkları ortaya çıkabilmektedir. Bununla beraber hızlı pazar büyümeleri de değerlendirme farklılıklarına yola açabilmektedir. Böyle durumlarda bir firmanın satın almak için herhangi bir firmaya atfettiği değer salın alınacak olan firmanın kendine atfettiği değerden fazla olabilmektedir. Sonuç olarak satış işlemi gerçekleşmekte ve birleşme söz konusu olmaktadır.
ÖLÇEK EKONOMİLERİ SEBEBİYLE BİRLEŞME
Tek bir firma içindeki ölçek ekonomilerinin muhtemel sonuçlarını firmaların birleşmesinde de görmek mümkün olmaktadır. Ölçek ekonomilerinin muhtemel sonuçları şöyle sıralanmaktadır; demirbaş ihtiyacını azaltma, düşük taşıma ve dağıtım maliyetleri, çifte araştırmaya son veren ve AR-GE'de tamamlayıcı teknik yakınlık sağlama, artan satın alma büyüklüğüne bağlı daha ucuz girdi fiyatları, büyüklük açısından tek tek optimumun altında kalan iki firmanın bir araya gelmesi.
Birleşme sayesinde ölçek ekonomileri sağlayarak maliyetlerini düşürme düşüncesi firmaları birleşmeye itmektedir. Ancak, Gort, ölçek ekonomilerinin birleşmenin önemli bir sebebi olduğu hipotezini sınamaya çalışmış ve bunun aksini doğrulayan deliller bulmuştur.

PAZAR GÜCÜ ELDE ETMEK İÇİN BİRLEŞME
Özellikle yatay birleşmeler önemli bir pazar gücüne sahip firmalar yaratabilmektedir. ABD'de 20. yüzyılın başlarında gerçekleşen birleşme dalgasının U.S. Steel gibi sanayi devlerini yarattığı görülmektedir. Her ne kadar yatay birleşmeler aracılığıyla pazar gücünün genişlediğini tespit etmeye yönelik çok az çalışma olsa da, birleşmeler sebebiyle pazar gücünün artması ve rekabetin azalması korkusu, yatay birleşmelere karşı yasakların oluşmasına neden olmaktadır.
Parçalardan oluşan bir bütünün, parçalar toplamından büyük olmasını ifade eden "sinerji" kavramı, birleşme sonucu yeni kurulan firmanın pazar gücünün birleşmeye katılan firmaların pazar gücü toplamından daha büyük olacağı düşüncesine dayanmaktadır. Sinerji, tamamlayıcı faaliyetlerden veya yönetsel yeteneklerin etkisinden kaynaklanabilir. Birleşen firmalardan birinin araştırma örgütlenmesine sahip olması, diğerinin ise üretim ve pazarlamada mükemmel olması durumunda birleşme ikisini de daha etkin hale getirebilmektedir.
Kaynaktan başlayan veya kaynağa yönelik dikey birleşmelerin her biri pazar gücünü artırabilmektedir. Kaynaktan başlayan birleşmeler, genellikle perakende satış pazarını rekabetten uzaklaştırmak amacıyla, perakende satış noktalarının ele geçirilmesi olgusunu ortaya koymaktadır. Kendi perakende satış bağlantılarına sahip otomobil üreticilerinin bu bağlantı noktalarında başka otomobillerin satılmasını engellemesi bu duruma bir örnek teşkil etmektedir.
Faktör arzının denetim altına alınmasını amaçlayan kaynağa yönelik dikey birleşmeler, faktör girdilerinin satın alınmasında imtiyaz elde etme amacını güden ve rekabeti ortadan kaldıran girişimler olmaktadır. Basın işkolundaki bir kısım dağıtım tekellerinin kendi yayınlarını düşük fiyattan satarlarken başka yayınları yüksek fiyattan satmaları, bu tür birleşmelerin rekabeti engelleyici girişimlerine bir örnek oluşturmaktadır.
"Benden alırsan, ben de senden alırım" düşüncesini ifade eden karşılıklılık kavramı firmaları conglomerate birleşmelere itmektedir. Bir örnek verilecek olursa, A firmasının B firmasının bir girdisini, B firmasının da C firmasının girdisini ürettiğini ve daha sonra A ile C arasında conglomerate bir birleşme olduğu kabul edilsin Bu durumda, A firması, B firmasının girdisini kendisinden alması durumunda C firmasının da girdisini B firmasından alacağını taahhüt edebilir. Eğer firmalar arasında anlaşmaya varılırsa piyasalardaki fiyat rekabeti ortadan kalkacak ve piyasalardaki karar noktalarının sayısı azalacaktır.
BÜYÜME İÇİN BİRLEŞME
Firmaların kazançlarını en yükseğe çıkarmaktan uzaklaşma durumlarını açıklayan teorilerin temelinde genellikle mülkiyet ve yönetimin birbirinden ayrılması fikri yatmaktadır. Bu teorilerde büyük şirketlerin genelde büyük pay sahipleri tarafından yönetilmediği gerçeği, sıkça kullanılmaktadır. Mülkiyet ve yönetimin birbirinden ayrılmasının, iki grubun çıkarları arasında bir farklılık yarattığı ileri sürülmektedir. Pay sahipleri, kendi paylarının şimdi ve gelecekteki büyüklüğü ile ilgili iken, yöneticiler, firmanın büyüklüğü ve kendi saygınlıkları ile ücretleri konularında ilgili olmaktadırlar. Dolayısıyla, yöneticiler firmanın büyümesi için ellerinden geleni yapma gayreti içindedirler.

BİRLEŞMELERİN REKABET POLİTİKASI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Firmaların büyümesi dışsal veya içsel etkenler sonucunda gerçekleşebilir. Dışsal büyüme firmaların kendi iç dinamiği haricinde büyümeyi ifade eder. Bir firmanın kendi pazar faaliyetleri ve etkinliği sonucunda içsel olarak büyümesinin rekabet açısından denetimi uygun görülmemektedir. Ancak, firmaların içsel dinamikleri ile büyüyerek piyasada hakim duruma geldikten sonra bu durumlarını kötüye kullanmaları rekabet açısından denetlenmektedir. Bununla beraber firmaların dışsal olarak birleşmeler, devirler ve ele geçirmelerle büyümesi pazar yapısında önemli değişikliklere neden olabileceğinden denetlenmesi gerekmektedir.
İLGİLİ PAZAR
Rekabet Hukuku'nda "rekabetin etkilenmesi" ifadesi ile anlatılmak istenen, belirli bir piyasadaki rekabetin etkilenmesidir. Bu nedenle, rekabetin hangi piyasada kısıtlandığının belirlenmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. İlgili piyasanın her bir teşebbüsün faaliyet konusu ve faaliyet gösterdiği coğrafi alan yönünden belirlenmesi gerekmektedir.
İlgili piyasayı teşebbüslerin fiilen faaliyette bulunduğu coğrafi alan ile faaliyet göstermesinin muhtemel olduğu coğrafi pazar olarak tanımlamak mümkündür. Ancak ilgili pazarın belirlenmesinde ikame ürünlerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
İlgili piyasanın belirlenmesi, birleşen teşebbüslerin birbirlerine rakip olup olmadıklarını belirleme yönünden önemlidir. İlgili piyasanın çok dar tespit edilmesi, birbirlerine rakip olan firmaların rakip değillermiş gibi görünmesine neden olurken, çok geniş tespit edilmesi ise rakip olmayan firmaların rakipmiş gibi görünmelerine neden olur.
Rekabetin kısıtlandığı ilgili piyasanın tespiti konusunda, objektif bir kurallar bütününün oluşturulması için genel olarak bazı hususların ortaya konulmasında fayda görülmektedir Bu hususlar şöyle sıralanabilir:
- İlgili piyasanın coğrafi alanının tespitinde nakliye giderinin malın fiyatına oranı önemli bir husustur. Ancak malın dayanıklılığı, uzaklığı ve kullanma alışkanlıkları da göz önünde bulundurulan hususlardandır. İki ayrı coğrafi alanda bulunan firmaların mallarının nakliye giderleri fiyat farklarından küçükse bu iki firmanın aynı coğrafi pazarda bulunduğu kabul edilmektedir.
- Bir başka husus ikame mallarının varlığıdır. Birbirinin ikamesi olan malları üreten firmalar da ilgili piyasaya dahil edilmektedir. Örneğin, bir piyasadaki malın fiyatlarındaki küçük bir artış diğer malın talep miktarını artırıyorsa, bu iki mal ikame edilebilen mallar olarak kabul edilmektedir.
ABD Rekabet Kurumunun DU PONT'a karşı hakim durumun kötüye kullandığı gerekçesiyle açtığı davada mahkeme şu şekilde karar vermiştir; ABD'de selofanın %75'ini DU PONT yapmaktadır. Ancak, DU PONT paketleme malzemeleri piyasasında %20'lik bir paya sahiptir. Mahkeme ilgili pazarı paketleme malzemeleri pazarı olarak almış ve DU PONT'un fiyatlarını keyfi bir şekilde belirlemesinin diğer paketleme malzemeleri satan firmalar tarafından engellenebileceğine karar vermiştir.
Avrupa Topluluğu'nda gerçekleşen Nestle/Perrier olayında şişelenmiş kaynak suları ile meşrubatların birçok benzer özellik göstermesine ve aynı ihtiyacı karşılamasına rağmen, Komisyon bu ürünlerin ikame ürünler olmadıklarını belirtmiştir. Komisyon'a göre maden suları saflık ve sağlık özelliklerinden dolayı tüketiciler tarafından tercih edilmektedir. Meşrubatların böyle bir özelliği yoktur.
- Başka bir husus da ilgili piyasaya girebilecek muhtemel firmaların varlığıdır, ikame malı üretmemekle beraber yakın bir sanayi kolunda yer alan firmalar benzer üretim yöntemleri ile faaliyet gösterebilmektedir. Bu tür firmaların da ilgili piyasaya girebileceği düşüncesi ile tanımlanan ilgili piyasanın içinde yer alması gerektiği düşünülmektedir. Burada gözönünde bulundurulması gereken husus ise batık maliyet ( sunk cost )'tur. Batık maliyet bir firmanın sadece ilgili ürünün üretilmesinde kullanabileceği sabit maliyettir. Başka bir anlatımla firmanın daha önce sahip olduğu sabit sermayesinin başka bir işkolunda kullanamayacağı kısmına batık maliyet denmektedir. Bir firmanın başka bir pazarın ürününü üretmesi durumunda karşılaşacağı batık maliyetin meblağı büyük ise ilgili piyasaya girme ihtimali zayıf olacaktır. Piyasaya bu tür muhtemel girişler kısa süreli olmaktadır. Bu nedenle piyasalara her an girme ihtimali olan firmaların varlığı ilgili piyasaların rekabet ortamı içinde olabileceğini göstermektedir.
Avrupa Topluluğu'nda meydana gelen Tarmac olayında Komisyon nihai kullanım amacı yönünden farklı tipteki tuğlaların ikame edilebilirliklerinin sınırlı olmasına rağmen, üreticilerin üretimlerini bir çeşit tuğladan diğerine çok düşük maliyetle dönüştürebilecekleri düşüncesiyle ilgili pazarı geniş tutmuştur.
Ayrıca, birleşmeler rekabet politikası açısından değerlendirilirken, ilgili pazar yönünden bir tasnife de tabi tutulabilir; çünkü bir firmanın ilgili pazarla bağlantısı olan firmalarla birleşmesi ile ilgili pazarla bağlantısı olmayan firmalarla birleşmesinin rekabet açısından doğuracağı sonuç farklı olabilmektedir. Bu nedenle birleşmeleri rekabet politikası açısından üç grupta incelemek mümkündür.
Dikey Birleşmeler
Aynı üretim aşamasında bulunan firmaların birleşmelerine dikey birleşme denilmektedir. Bu firmalar birbirleri ile bağlantılı olmakla beraber farklı pazarlarda faaliyet göstermektedirler. Dikey birleşmelerin pazar yapısını doğrudan değiştirmesi pek mümkün olmamakla birlikte önemli giriş engelleri ve rekabette sakıncalar yaratıcı etkiler doğurabilmektedir.
Bir firmanın ürettiği ürün başka bir firmanın hammaddesi olabilir. Bu iki firmanın birleşmesi bir dikey birleşme olacaktır. Böyle bir birleşmeye, öncelikle dışsal büyümeyle birlikte ölçek ekonomilerinden kaynaklanan içsel bir büyüme de sağlayacağı için olumlu gözle bakılabilinir. Ancak, bu birleşme hammadde olarak kullanılan malın piyasasında rekabet dışı faaliyetlerde bulunmaya imkan sağlayabilecektir. Örneğin, diğer firmaların hammadde ihtiyacını karşılayabilmelerinde zorluk yaratacak uygulamalara başvurulabilinecektir. Bu tür uygulamalar piyasaya giriş engelleri de oluşturabilecektir.
ABD'de Brown Shoe davasında, Brown Shoe Kinney firmasını satın almıştır. Brown Shoe ABD'nin kadın, erkek, çocuk ayakkabılarında önder üreticisidir ve 1200'den fazla satış mağazası bulunmaktadır. Kinney firması ise sektöründe 8. büyüklükte bir firma ve gelirinin büyük bir bölümünü çeşitli marka ayakkabı pazarlayarak elde etmektedir. Mahkeme diğer marka ayakkabı üreticilerinin ayakkabılarının Kinney firması tarafından pazarlanmasının engellenebileceği düşüncesiyle bu dikey birleşmenin rekabete aykırı olduğuna karar vermiştir. Çünkü Brown Shoe Kinney mağazalarında kendi ayakkabılarının satılmasını isteyecektir. Bu nedenle rakip firma ayakkabılarının bu mağazalarda satılmasını önlemeye çalışacaktır.
Conglomerate (aykırı) Birleşmeler
Farklı üretim zincirlerinde yer almakla beraber ilgili pazar bağlantısı olmayan firmaların birleşmelerine conglomerate birleşmeler denmektedir. Conglomerate birleşmeler belirli bir pazardaki payı artırıcı etkiye sahip olmadıklarından, genellikle rekabet açısından daha az zararlı görülürler.
"Benden alırsan, ben de senden alırım" düşüncesini ifade eden karşılıklılık kavramının firmaları conglomerate birleşmelere teşvik ettiği daha önce açıklanmıştı. Bu açıklamada verilen örnekte, A firmasının B firmasının bir girdisini, B firmasının da C firmasının girdisini ürettiğini ve daha sonra A ile C arasında conglomerate bir birleşme yaptığı belirtilmişti. Bu durumda, A firması, B firmasının girdisini kendisinden alması durumunda C firmasının da girdisini B firmasından alacağını taahhüt edebileceğine dikkat çekilmişti. Firmaların aralarında anlaşmaya varmaları halinde piyasalardaki fiyat rekabetinin ortadan kalkacağı ve piyasalardaki karar noktalarının sayısının azalacağı vurgulanmıştı.
Görüldüğü gibi conglomerate birleşmeler, ender de olsa rekabeti kısıtlayıcı etkilerde bulunabilmektedir Bu nedenle conglomerate birleşmelerin derekabet açısından denetiminin faydalı olacağı anlaşılmaktadır.
Yatay Birleşmeler
Yakın ikame edilebilirliği olan ürünler arasındaki birleşmelere yatay birleşmeler denmektedir. Bu tip birleşmeler piyasada rekabet eden firmaların sayısını azalttığı için pazar yapısına doğrudan etkide bulunur. Piyasalarda hakim duruma ulaşmak veya bu durumu güçlendirmek, en belirgin şekilde yatay birleşmelerle gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle rekabete ilişkin yasaların bulunduğu bütün ülkelerde bu tür birleşmeler yasaklanmıştır.
Ancak, her türlü yatay birleşmelerin rekabet karşıtı etkiler doğurması söz konusu değildir. Örneğin, çok küçük, etkin olmayan firmaların birleşerek, işkolunun liderine karşı daha etkin bir rekabeti başlatmaları, piyasalarda daha rekabetçi bir ortam yaratacaktır.
ETKİNLİK AÇISINDAN BİRLEŞMELER
Birleşmelerin her zaman için rekabeti bozucu etkide bulunması söz konusu değildir. Tüketiciye daha düşük fiyattan mal satmaya yönelik olarak etkinlik artırıcı potansiyele sahip birleşmelerin engellenmemesi gerekmektedir. Bir çok ülkenin rekabet kanununda yer alan birleşmelere ilişkin hükümler rekabeti engelleyici birleşmeleri yasaklamaya yönelik hazırlandığı için etkinlik artırıcı birleşmeler bu hükümlerden zarar görmez.
Bazı durumlarda etkinliğin artırılması için birleşmeler gerekli bile olabilir. Ölçek ekonomilerinin elde edilmesi, üretim tesislerinin daha iyi bütünleşmesi, üretimde uzmanlaşma bilinen etkinlikler olarak ortaya çıkmaktadır.
BAŞARISIZLIK HALİNDE FİRMALARIN PİYASAYI TERKETMEK DURUMUNDA KALMASI
Bir firmanın başarısızlık sonucu piyasadan çekilme durumunda kalması halinde bu firmayı ilgili piyasadaki başka bir firmanın ele geçirmesi rekabet politikası açısından olumlu görülebilmektedir. Çünkü başarısızlık sonucu piyasadan çıkılması piyasaya arz edilen ürün miktarını azaltacaktır Bu da ürünün fiyatını yükseltecektir Bu nedenle, üretim faktörlerinin piyasadan çekilmesi rekabet politikası açısından uygun görülmemektedir.
Başarısızlık sebebiyle üretim faktörlerinin piyasadan çekilme durumu iki şekilde ortaya çıkmaktadır: Bunlardan birincisi bizzat firmanın başarısızlığa düşmesi, ikincisi de firmanın bir bölümünün başarısız olmasıdır.
Birleşmeye giden taraflar, birleşme sebebi olarak taraflardan birinin piyasadan başarısızlık nedeniyle çekilme durumunda olduğunu ileri sürmekteyse, bunu kanıtlamak durumundadırlar. Amerikan rekabet mevzuatında bir firmanın başarısızlık durumu şu şekilde ortaya konulmaktadır:
- Başarısızlığa düştüğü söylenen firma gelecekteki borçlarını finanse edemeyecek durumda ise,
- Firma piyasada kalabilmek için yeterince iyi niyetli çaba harcamasına rağmen piyasada tutunamıyorsa,
- Firma ilgili piyasada yok olacaksa, başarısız kabul edilmektedir.
Aynı şeyleri firmaların başarısız bölümlerinin devredilmesi için de söylemek mümkündür.
U.S. Steel, çimento üreten bir firma olup, Certified firması da bu ürünü alıp hazır beton yapmaktadır. Certified iflas eşiğinde olduğu için U.S. Steel bu şirketi satın almıştır. Mahkeme Certified'ın iflas eşiğinde olduğu için satın alınmasını rekabet açısından olumsuz görmemiştir.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst