- Katılım
- 5 Nis 2010
- Konular
- 1,152
- Mesajlar
- 2,317
- Online süresi
- 2mo 23d
- Reaksiyon Skoru
- 1,863
- Altın Konu
- 484
- Başarım Puanı
- 329
- MmoLira
- 105,646
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Doom: The Dark Ages, ilk duyurulduğunda akıllarda birçok soru işareti oluşmuştu. Klasik Doom temposunun karanlık ve gotik bir Orta Çağ temasına nasıl uyarlanacağı merak konusuydu.
Ancak oyun çıktıktan sonra, bu kaygıların çoğu yersiz olduğu gibi, serinin şimdiye kadarki en cesur adımıyla karşı karşıya olduğumuzu anlamak uzun sürmedi.
Oyunun ilk dakikalarından itibaren atmosfer sizi sarıp sarmalıyor. Dev katedraller, uçsuz bucaksız taş kaleler, üzerine lanet kazınmış kalkanlar ve düşmanların her biri neredeyse birer sanat eseri gibi tasarlanmış. Doom’un hızını ve agresif yapısını korurken, mekaniklerinde dikkat çekici yenilikler var.
Özellikle kalkan testere sistemi, hem estetik hem de mekanik açıdan oyuna ciddi bir dinamizm katmış. Eski Doom’larda düşmanlara koşarak dalıp silah değiştirme refleksiyle oynarken, burada düşman hareketlerine dikkat kesiliyor, tam zamanında yapılan bir blokla savaşı lehinize çevirebiliyorsunuz. Bu da oyunun temposunu frenlemeden, derinleştiren bir unsur olmuş.
Silah çeşitliliği, seriye alışkın oyuncular için hem tanıdık hem de taze hissettiriyor. Eski dost süper shotgun hâlâ o tatlı şiddetini korurken, Orta Çağ’a uyumlu yeni silahlar, örneğin kurukafa atan mancınık benzeri bir düzenek, oynanışa mizah ve özgünlük katıyor.
Bir Doom oyununda sibernetik bir ejderhaya binip savaşmak da açıkçası “fazla” gibi gelebilir, ama bu oyunda öylesine doğal hissettiriyor ki, oyuncu olarak keyiften iç geçiriyorsunuz.
Hikâye anlatımı, önceki oyunlara göre belirgin şekilde daha önde. Yani hâlâ uzun diyaloglar ya da sinematikler beklemeyin; ancak Slayer’ın kim olduğu, nereden geldiği, neden bu öfkeye sahip olduğu gibi sorular daha net cevap buluyor.
Oyun bu yanını çok da göze sokmadan, çevresel hikaye anlatımıyla hallediyor. Haritalarda gezindikçe geçmişten kalma yazıtlar, semboller ve mimarî unsurlar arasında öyle bir bağ kuruyorsunuz ki, bir süre sonra sadece düşmanları öldürmek için değil, bu dünyanın geçmişini öğrenmek için de oynamaya başlıyorsunuz.
Optimizasyon açısından da oyun oldukça başarılı. Grafik kalitesi yüksek olmasına rağmen pek çok sistemde akıcı çalışıyor. Görsel tasarımda kullanılan ışık ve gölge oyunları ise atmosferi destekleyen en güçlü unsurlardan biri.
Özellikle karanlık mahzenlerde dolaşırken ışığın düşme şekli, metal yüzeylere çarpan yansımalar ve uzaktan gelen çığlıklarla birlikte oynarken bir Doom oyununda olduğunuzu unutup, gotik bir korku hikâyesinin içine düştüğünüz hissine kapılabiliyorsunuz.
Doom: The Dark Ages, her yönüyle seriye yeni bir soluk getirmiş durumda. Ne tamamen köklerinden kopmuş, ne de geçmişe hapsolmuş bir iş. Tam tersi, geçmişle geleceği kendi karanlık vizyonunda harmanlayan ve bunu oynanabilirliği düşürmeden başaran bir oyun olmuş. Kısacası, Doom evreninin “karanlık çağı”, oyuncular için oldukça parlak bir deneyim sunuyor. Eğer hem adrenalin hem de estetik arıyorsanız, bu oyun sizi kesinlikle tatmin edecek.
Doom : The Dark Ages oyuncuları oyunun 22 bölümünde parçalayıp yırttıkça, onları mahvetmeden anlatılamayacak her türden destansı ara sahneye tanık olacaklar. Yine de, bu ara sahneleri besleyen hikaye hakkında yazılacak bir şey yok.
Doom: The Dark Ages karakterlerinden hiçbiri izlenim bırakmıyor ve olay örgüsü var, ancak olan bitene duygusal olarak bağlanmak imkansız. Ancak bir Doom oyununun amacı bu değil. Kampanyanın hikayesi çarpıcı imgeler, ağzınızı açık bırakacak "vay canına" anları ve inanılmaz aksiyon içeriyor.


