- Katılım
- 23 Ocak 2016
- Konular
- 8,370
- Mesajlar
- 18,387
- Online süresi
- 4mo 19d
- Reaksiyon Skoru
- 4,080
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 506
- MmoLira
- 39
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
SERMAYE PİYASASI
SERMAYE PİYASASI NEDİR?
Basit ve geniş bir tanımla sermaye piyasası sermaye arz ve talebinin karşılaştığı piyasadır. O halde önce “sermaye”nin tarifiyle söze başlamak gerekiyor. Sermaye piyasası açısından sermayenin tarifi iktisat kitaplarındaki sermaye tarifinden farklı olacaktır. Konumuza göre, sermaye, orta, uzun ve sonsuz vadeli fonlardır. Burada hemen pratik bir yaklaşımla, orta ve uzun vadeli fonların tahvillere, sonsuz vadeli fonların ise hisse senetlerine tekabül ettiğini vurgulamak gerekir.
Buna göre, 3 - 4 yıldan kısa vadeli ve özellikle vadesiz fonların alış - verişi sermaye piyasasıyla ilgili sayılmaktadır. Dolayısıyla, son yıllarda enflasyonun yan ürünü olarak ortaya çıkan vadeli, ya da her an paraya çevrilebilir belgeleri ve hatta özel tahvil ve bonoları da sermaye piyasası aracı olarak kabul etmek mümkün değildir. Bunlar 1979 - 1983 döneminde bir çeşit paralel bankacılık sistemi oluşturmuşlardır.
O halde sermaye piyasası, orta, uzun ve sonsuz vadeli fonların arz ve talebinin aracı kuruluşlar aracılığıyla ve menkul kıymetlere bağlı olarak karşılaştığı piyasadır.
Yukarıdaki tarifin içine girmeyen her türlü sermaye hareketleri, örneğin, teşkilatlı ve teşkilatsız para, kredi, döviz, altın, ticari senet gibi doğrudan doğruya veya dolaylı olarak fon transferlerine sebep olan bütün alış verişler sermaye piyasasından daha geniş bir kavram olan mali piyasanın çerçevesi içinde kalır. Bu sebeple, sermaye piyasası da mali piyasanın bir parçasıdır.
Mali piyasa genel finans sistemi içinde kısa vadeli fonların arz ve talep edildiği bölüm para piyasası olarak kabul edilir. Para piyasasına geçici ve mevsimlik nakit sıkıntısınıın giderilmesi için, sermaye piyasasına ise genellikle sabit yatırımlar ve devamlı işletme sermayesinin finansmanı için başvurulur. Para piyasasında kaynaklar vadeli ve vadesiz mevduat, sermaye piyasasında ise devamlılık arz eden tasarruflardır.
Çeşitli farklı yönlerine rağmen bu iki piyasa birbiriyle ilişki halindedir. Fon talep edenler yatırım amaçlarına göre bu iki piyasadan birine veya her ikisine de başvurabilirler.
Sermaye piyasasında arz ve talep bazı araçlar yardımı ile karşılaşır. Bu araçlara sermaye piyasası araçları ve menkul kıymetler diyoruz. Sermaye fonları menkul kıymetlerin alım satımı yoluyla el değiştirir. O halde sermaye piyasasını menkul kıymetler piyasası ile birlikte düşünmek zorundayız. Zaten sermaye piyasası kavramı ile menkul kıymetler piyasası kavramı çok defa iç içe girmekte ya da eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Menkul kıymetler piyasası ise özellikle tahvil ve tahvil türevleriyle hisse senedi ve hisse senedi türevlerini içermektedir.
Biraz derinliğine inilirse, sermaye piyasasıyla menkul kıymetler piyasasındaki hareketlerin gerçekte ters yönlü olduğu anlaşılır. Sermaye piyasasında “mal” sermaye fonlarıdır. Menkul kıymetler piyasasında ise tahvil, hisse senedi gibi “kağıtlar” dır. Bir kimse 100.000 liralık hisse senedi satın almak istediği zaman bu, sermaye piyasası yönünden sermaye arzı, menkul kıymetler piyasası yönünden ise menkul kıymet talebi anlamı taşır. Görüldüğü gibi, sermaye piyasası ile menkul kıymetler piyasası gerçekte eş anlamlı değil, ters anlamlı kavramlardır. Birinde arzı teşkil eden bir hareket, diğerinde talebi oluşturmaktadır. Bu ters yönlülüğe rağmen, menkul kıymetler piyasasının, sermaye piyasası içinde ve onun bir parçası olduğunu da söylemek mümkündür. Ya da başka bir açıdan bakarak, asıl piyasanın sermaye piyasası olduğu, menkul kıymetlerin ayrı bir piyasa oluşturmayıp, sadece sermaye piyasasında fonların el değiştirmesinde kullanılan araçlar olduğu da ileri sürülebilir. Menkul kıymetler piyasasında da, diğer piyasalarda olduğu gibi arz - talep kanunu geçerli olmakla beraber, bazı hallerde bu kanun tersine işler. Diğer piyasalarda bir malın fiyatı düşünce ona karşı talep artar. Menkul kıymetler piyasasında ise bazı hallerde fiyat düşerken talep de azalabilir. Alınıp satılan malın fiziki bir değeri olmaması, doğrudan doğruya bir ihtiyacı karşılamaması ve spekülatif karakterli olması arz ve talepte tersine elastikiyet yaratabilir.
SERMAYE PİYASASININ ÖNEMİ VE EKONOMİDEKİ YERİ
Sermaye piyasasının ekonomideki yeri ve önemi, ülke ekonomisi bakımından, tek başına ekonomiye yararlı olamayan küçük tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak damlalardan göller meydana getirmesinde ve büyük yatırımlara dönüşmesindedir. Sermaye piyasası, az gelişmiş ülkelerdeki yurtiçi tasarruf açığının kapanmasına yardımcı olabilir. Fertler açısından ise, sermaye piyasası, tek başına gelir getiren bir yere yatırılamayacak kadar küçük fonların verimli yerlere yatırılmasına ve sahiplerine bir ek gelir getirmesine imkan sağlamaktadır. Ayrıca, küçük sermayeler kişisel işler yapılabilse bile, kişisel yatırımlarda teşebbüs ve yönetim sorunu çıkacaktır ki, elinde küçük bir sermaye bulunan, fakat bununla kişisel bir yatırım yapmaya sağlığı, bilgi ve tecrübesi ve zamanı olmayan kimseler sermaye piyasasının sağladığı imkanlardan yararlanırlar. Diğer yandan, böyle küçük sermaye sahipleri kendi teşebbüs ve yönetim sorunu Diğer yandan, böyle küçük sermaye sahipleri kendi teşebbüslerinde çeşitli risklere maruz kalacaklardır. Oysa, sermaye piyasasında bu fonlar değişik menkul kıymetlere yatırıldığında risk dağılımı yoluyla riskin asgariye indirilmesi mümkün olmaktadır. Bu noktada yatırım uzmanlığı ve portföy idaresi önem kazanmaktadır ki, memleketimizin bu alanda en büyük noksanı da buradadır.
Sermaye piyasasının bu saydığımız fonksiyonları yalnız menkul kıymetler yoluyla değil, daha geniş bir kavram olan mali piyasa içinde bankalar aracılığı ile de sağlanabilir. Sermaye piyasası ve bankacılık sistemi, sözünü ettiğimiz mali piyasanın birer kesimidir. Mali piyasa içinde aynı fonksiyonları ifa eden bankacılık kesimi varken, ayrıca bir sermaye piyasasının ortaya çıkmasının farklı tarafları nelerdir? Bu soruların cevaplarını aşağıdaki faktörlerde aramak gerekir :
1. Sermaye piyasası tasarruf sahipleriyle orta ve uzun vadeli talep eden kuruluşlar arasında direkt iletişim kurulmasına, sermayenin mobilizasyonunda aracıların ortadan kalkmasına veya fonksiyonlarının azalmasına (disintermediation) imkan hazırlar, küçük tasarrufların doğrudan doğruya ve daha süratle yatırımlara aktarılmasını sağlar. Bankalar yoluyla küçük tasarrufların yatırımlara aktarılması daha dolambaçlıdır. Küçük meblağlar önce bankalarda birikecek, sonra şirketlere intikal edecektir.
Klasik bankacılığın ekenomideki fonksiyonu bir emme-basma tulumbaya benzetilir. Ekonominin çeşitli kesimleri ve değişik coğrafi bölgeler aynı andan kaynağa ihtiyaç duymazlar. Bir yerde kaynak ihtiyacı en üst düzeyde iken, başka yerde kaynak fazlası bulunur. Bankacılık sistemi, kaynak fazlası bulunan bölge veya kesimden mevduat olarak emer ve kaynak ihtiyacı olan bölge veya kesime basar. Ancak bankacılık sistemi bu fonksiyonu biraz pahalıya maleder. %50 faizle mevduat topladığı bir dönemde bunun kaynak kullananlara maliyeti %100’e yaklaşır. Tabii, bunun çeşitli sebepleri vardır. Sermaye piyasası ise, anonim şirketlerin menkul kıymet ihraç ederek aracısız fon ve kaynak sağlamasına imkan verir. Sermaye piyasasında da aracılar vardır. Fakat bu piyasadaki aracılık zorunlu bir aracılık değildir.
2.Sermaye piyasası araçlarının bir bölümü (hisse senetleri ve benzerleri) şirketlere öz kaynak sağlar. Böylece iktisadi kalkınmanın hızlanmasına ve sağlıklı finansman kaynaklarına kavuşturulmasına yardımcı olurlar. Para piyasası ve araçları ise şirketlere yalnız yabancı kaynak sağlar. Sermaye piyasasının etkin çalışması, şahısların tüketim eğilimlerini azaltarak ve tasarruf eğilimlerini yükselterek ekonomide sermaye birikimini artırır.
3.Enflasyonist ortamda, küçük sermaye sahipleri paralarına gelir sağlamak kadar sermayeye değer artışı (büyüme) sağlamak, en azından sermayenin değerini yitirmesine mani olmak ister. Bunu da ancak hisse senetleri sağlar. Bu nedenledir ki, menkul kıymetler denilince ön planda hisse senetlerini düşünmekteyiz. Hisse senetleri iki yoldan değer artışı sağlarlar: Birincisi; hisse senedi, ait olduğu şirketin faaliyetlerine ve faaliyet sonucundaki gelişmeye bağlı olarak değer kazanır.Bu gelişme yalnız cari rakamlar da olabilir, o zaman sadece enflasyon oranında bir gelişme vardır. Ya da enflasyon oranının üstünde, yani reel gelişme sözkonusudur. İyi seçilmiş şirketlere yapılan hisse senedi yatırımlarıyla bu reel gelişmeyi ve yatırımda reel değer artışını sermaye piyasasında sağlamak mümkündür. Hisse senetlerinin değer artışı sağlamasının ikinci yolu sermaye artırımları, piyasa tabiriyle “yavrulama”dır. Reel gelişme gösteren şirketler kapasitelerinin sonuna gelip dayandıklarında gelişmenin devamı ancak tesis yatırımlarıyla mümkün olabilir. Bu yatırımların gerçekleşmesi için ortaklara başvurulur. Böylece rüçhan hakkı doğar. Gelişen şirketlerde rüçhan hakkı başlı başına bir değerdir. Çünkü hisse senedini nominal değeriyle satın alma hakkını vermektedir.Bu gibi şirketlerde sermaye artırımının kararlaştırılmasıyla birlikte, hatta sadece bu konuda söylentilerin çıkmasıyla hisse senetleri hemen değer kazanır. Portföy sahibi ister değerlenen hisse senedini satarak bu değer artışını paraya çevirir, isterse rüçhan hakkını bizzat kullanarak hisse senedinin yavrusunu da portföyünde tutar, gelecek yıllar için ucuz fiyatla verimli bir yatırım yapmış olur. Üçüncü bir yol da hisse senetlerini elde tutup sadece rüçhan hakkını satmaktır.
Hisse senetleri bütün bu avantajlara ilaveten sahibine her yıl temettü de sağlamaktadır. Gerçi hisse senetlerinde, yıllık gelir hisse senedinin cari değerine oranlandığı zaman net randıman tahvillerin altındadır. Ancak, gelirle değer artışı ve yavrulama birlikte düşünüldüğü zaman hisse senetlerinin sağladığı randıman tahvillerin çok üstünde olabilmektedir.
4.Menkul kıymetlerin önemini yalnız bilgisiz ve amatör küçük tasarruf sahiplerine tasarruflarını değerlendirme ve ek gelir sağlama açısından değerlendirmek yanlış olur. Menkul kıymetlere bilinçli ve bilgili olarak yatırım yapanlar, gelecekteki belirsizlikleri önceden tahmine dayalı spekülatif kazançlar da beklerler. Spekülasyon sosyal açıdan sevimsiz bir terim olmakla beraber, spekülatörlerin liberal ekonomide önemli bir yeri vardır. Spekülatörler bir malı mevsiminde yani bol ve ucuz olduğu zaman alır, kıt ve pahalı olduğu zaman satarlar. Böylece o malın bol olduğu mevsim ve zamanda fiyatının çok düşmesine, kıt olduğu zamanda çok pahalanmasına mani olurlar. Piyasada fiyatların büyük dalgalanmalar yapmasına imkan vermemiş olurlar. Ancak bunun için spekülatörlerin sayıca, tek başına piyasayı etkilemeyecek kadar çok olması gerekir. Aksi halde spekülatörler bu fonksiyon tersine çeverip kendileri toplumun zararına büyük kazançlar sağlayabilirler. Menkul kıymetlere yatırım yapan herkes az çok spekülatif kazanç sağlamaya umar. Bazen umduğunu bulur. Bazen de tersi olabilir.
5.Sermaye piyasası, işletmelere, bankalar sektörünün sağladığı fonlara nazaran daha düşük maliyetli fonlar sağlayabilmektedir. Tahvillerde faiz oranı banka mevduat faiz oranlarında daha yüksek olmakla beraber, bankaların masrafları faiz maliyetine eklendiğinde banka kredileri maliyet itibariyle tahvil yoluyla sağlanan kredi maliyetini aşmaktadır. Tahvilin uzun vade avantajı da buna eklenirse, şirketler de fon temini için sermaye piyasasına yönelmeleri daha iyi anlaşılır.
Hisse senetleriyle sağlanan fonlarda ise ne vade, ne de ödenmesi gerekli faiz sorunu vardır. Yalnız, bu yüzden, birçok halka açık kuruluşlar hisse senedi ihraç yoluyla sağlanan fonları sıfır maliyetle kredi gibi görmeye başlamışlar ve küçük ortaklarını temettü dağıtmamak suretiyle mağdur durumda bırakmışlardır. Hisse senedi sağlanan sermayenin de en azından bir alternatifi olduğunu unutmamak gerekir.
SERMAYE PİYASASININ SOSYAL YÖNÜ
Sermaye piyasasının, dolayısıyla, sermaye piyasası araçlarının asıl önemi sosyal adalet kavramı açısındandır. Bilindiği gibi, sosyalizmin başlıca sloganlarında biri, üretim araçlarının mülkiyetinin, gelirinin ve yatırım kararlarının topluma ait olması ve elde edilen karın topluma dağıtılmasıdır. Marksizim bunu üretim araçlarının toplumsal mülkiyet yoluyla gerçekleştirme iddiasındadır. Kapitalizm ise bunu anonim şirketlere ve sermaye piyasası yoluyla Sosyalizmden çok daha önce gerçekleştirmiştir. Böylece halk kapitalizmi doğmuştur. Denilebilir ki, Amerika’yı Amerika yapan halk kapitalizmidir. Sosyalist rejimlerin Amerika ve Batı Avrupa’da bütün gayretine rağmen fazla taraftar bulamamış olmasının sebebini de burada aramak gerekir.
Batı ülkelerinde, kendisi işçi de olsa, herkes az çok kapitalisttir, pek çok şirkete ortaktır, hatta kendi çalıştığı şirketin hissedarıdır. Yani kendi kendisinin patronudur. Böyle bi işçi sınıfının ideolojik akımlara daha az maruz bulunacağı da şüphe götürmez. Memleketimizde de kendi mensuplarını ortak etmiş kuruluşlar vardır. Böyle şirketlere iş verimi ve çalışanların bağlılığı daha yüksek, çalışma barışı daha sürekli olmaktadır.
Halka açık kuruluşların çok geliştiği ülkelerde, üretim araçları mülkiyetinin kamuya ait olduğu kamu sektörü (public sector) ile mülkiyetin az sayıda kişilere ve büyük kapital sahiplerine ait olduğu özel sektör (private sector) yanında, mülkiyetin çok sayıda kişilere, geniş halk topluluklarına ait olduğu bir halk sektörü (üçüncü sektör) oluşmaktadır. Halk sektöründen söz edilebilmesi için, 20-30 bin ortaklı çok büyük şirketlerin oluşması, bunlarda yönetimin küçük bir sermaye grubunun hakimiyetinde bulunmaması ve bu gibi şirketlerin sayısının çok olması gerekir. Bu sektörün sosyal ve ekonomik amaçları şöyle sıralanmaktadır:
-Geniş halk topluluklarının küçük tasarruflarını büyük işletmeler içinde bir araya getirmek. Hızlı bir kalkınma için gerekli sermaye birikimini sağlamak,
-Üretim araçları mülkiyetini geniş halk topluluklarına yaymak,
-Toplumda daha dengeli bir gelir dağılımı sağlamak,
-Halkı ekonomik kararlarda söz sahibi yaparak demokrasinin ekonomik yanıtını tamamlamak,
Ancak bu son konuda halk sektörünün amacına varıp varmadığını kesinlikle söylemek mümkün olmamaktadır. Zira 20-30 bin ortaklı bir şirkete en yüksek karar organı olan genel kurulu toplama ve birtakım kararlar alma son derece güç olmaktadır. Bu konuda, Almanya’da ortakların coğrafi bakımdan çok geniş bir alana yayılmış olmaları, toplantıya hepsinin katılamayacağı, katılanlarında, birkaç hisse sahibiyim diye ortaya çıkan birtakım demogogların etkisinde kalacakları düşünülerek, esas genel kuruldan önce, ortaklara bilgi vermek amacıyla bölgesel genel kurullar yapılmaktadır. Amerika’da ise, dağınık pay sahiplerinin olaylarına işlerlik kazandırmak için proxy (vekalet) toplama sistemi gelişmiştir. Almanya'da mektupla oy kullanma imkanı getirilmiştir.
Aynı sorunlar bir holding öncülüğünde kurulan halka açık 10-15 bin ortaklı şirketlerde de söz konusu olduğu için, bazı ülkelerde yönetimle ilgilenmeyen halk ortaklarına oy hakkı olmayan, buna karşılık kar payında biraz daha avantajla hisse senetleri satılmaktadır. Bu sistem hem küçük halk ortaklarının, hem de yönetici grubun işine gelmektedir.
Halk söktörünü kurma konusunda bizde de çok eski tarihlerden beri bazı denemeler yapılmıştır. İttihat ve Terakki Döneminde kurulan ahali şirketleri ile günümüzde kurulan pek çoğu işlemez durumda bulunan işçi şirketleri yada hemşehri şirketleri Türkiye’de halk sektörü denemelerine örnek gösterilebilir.
Sermaye piyasasının sosyal yünü üzerinde dururken, son olarak hisse senetlerine yatırım yapmanın özellikle emekliler için iyi bir meşgale olduğunu da belirtmek gerekir. Bu meşgale zamanla bir merak, bir hobby haline gelebilir. Piyasayı, fiyat hareketlerini izlemek, genel kurulları takip etmek, sermaye artırımlarını kaçırmamak, rüçhan hakkını kullanmak apel yatırmak, kopon kesmek, temettü tahsil etmek, temettülerin bir bölümüyle yeniden yatırım yapmak emekliler için ideal meşgaledir denilebilir. Bazı emeklilerin zamanla bu işi öğrenerek yalnız yan gelir sağlamak değil, hisse senetlerine yaptıkları spekülatif yatırımlarla para kazandıkları ve adeta yeni bir meslek edindikleri görülmektedir. Ancak, konuyu iyi bilmeden kendi başına ya da iyi niyetili olmayan kişilere danışarak spekülatif yatırımlarda bulunmanın çok riskli olduğunu hemen ilave edelim.
Bu arada, sermaye piyasasının sosyal yönden zayıf tarafları da vardır. Bunları da kısaca şöyle sıralayabiliriz:
1.Sermaye piyasası büyük kuruluşların yararına işler, küçük kuruluşların tahvil ve hisse senedi ihraç ederek bunları halka satma şansı büyük ve isim yapmış kuruluşlardan daha azdır.
2.Orta ve dar gelirli sınıfların tasarruf gücünün zayıf olduğu ülkelerde ve zamanlarda sermaye piyasasının nimetlerinden yalnız yüksek gelirli zümreler yararlanabilir.
3.Bilançoların iyi denetlenmediği piyasalarda, bazı şirketlerin yönetim kurullarına hakim büyük ortakların bilanço üzerinde oynayarak, karın az olduğu ya da az gösterildiği yıllarda hisse değerini düşürerek hisse senetlerini piyasadan ucuz fiyatla toplamak, müeakip yıl karı yüksek göstererek hisseleri yüksek fiyatla satmak ve bu oyunu devam ettirmek imkanı bulabilirler. Memleketimizde de bazı şirketlerin bu şekilde oyunlara alet edildiği görülmüştür ve görülmektedir.
4.Bazı şirketlerin üst ve orta kademe yöneticilerinin satış, kar, temettü, sermaye artırımı gibi konularda elde ettikleri bilgileri bizzat ya da başka spekülatörlerle işbirliği yapmak suretiyle kendi çıkarları için kullanmaları mümkündür. İnsider İnformation ve İnsider Trading denilen bu durum gelişmiş ülkelerde daha da yaygın olup, bunlara karşı çeşitli önlemler alınmaktadır.
SERMAYE PİYASASININ YAPISI
Sermaye piyasasının yapısını; hukuki çerçeve, sermaye piyasasının kurumları, sermaye piyasasının araçları, menkul kıymet arz edenler, menkul kıymet talep edenler ve aracılar olarak incelemek gerekir. Gerek araçlar, gerek aracı ve yardımcı kuruluşlar, gerekse hukuki çerçeve ileride kendi bahislerine özel olarak ele alınacakdır. Burada piyanın kendi bünyesiyle alıcılar üzerinde duracağız.
Sermaye pisasasında fonlar kıymetli evrak hükmündeki belgeler karşılığında el değiştirdiğine göre, fon sahipleri bu belgeleri iki şekilde satın alabilirler; ya ilk ihraçtan, ya da ikinci elden. İşte bu sebeple sermaye piyasası iki kesim halinde oluşur.
BİRİNCİL PİYASA: Tasarruf sahiplerini tahvil ve hisse senedi gibi hak temsil eden belgeleri doğrudan doğruya ihraç eden kuruluşların veya bunlara ihraçta aracılık eden kurumlardan alabildikleri durumlarda birincil piyasa,(primary market) sözkonusudur. Birincil piyasada önemli olan, menkul kıymetleri, ihraçtan almaktır. Arada bir banka veya aracı kurum bulunması bu alımın birincil piyasada olmasına mani değildir.
İKİNCİL PİYASA: Menkul kıymetleri ihraçtan alanlar bunları paraya çevirmek istedikleri takdirde, sonsuz vadeli belgelerde (hisse senetlerinde) hiçbir zaman, orta ve uzun vadeli belgelerde (tahvillerde) vadeden önce, bunları ihraç eden kuruluşa rücu edemezler. İkincil piyasa (secondary market) bu durumdaki menkul kıymetlerin para çevrilmesini sağlayan piyasadır ve menkul kıymetlerin likiditesini artırarak birincil piyasaya talep yaratır, onun gelişmesini sağlar. Bu bakımdan, sermaye piyasasında ikincil piyasa kadar önemlidir. Gelişmiş piyasalarda ikincil piyasının iş hacmi birincil piyasadan defalarca büyüktür.
İkincil piyasanın en iyi teşkilatlanmış bölümü menkul kıymet borsalarıdır. Borsalardan başka bir de borsa dışı (over the counter:tezgah üstü) piyasa vardır. Borsada yapılan işlemler hacim bakımından, hem de rayiç fiyatların tespiti bakımından çok önemlidir. Hacmi büyük de olsa, borsa dışı piyasa borsaya bağımlıdır.
İkincil piyasanın menkul kıymet satmak isteyenlere sağladığı kolaylığın yanında, bu belgelerden satın almak isteyenlere sağladığı kolaylık da önemlidir. Yalnız birincil piyasa mevcut olsaydı, tasarruf sahipleri ellerine para geçtiği zaman ihraç halinde hangi kuruluşun tahvil ve hisse senetleri varsa ancak onlardan edinmek imkanıyla sınırlı kalırlardı. Oysa ikincil piyasada, o güne kadar ihraç edilmiş hemen bütün kıymetleri -rayiç bedelini ödememek şartıyla-bulmak mümkündür.
İkincil piyasa, bir yönüyle de, gelişmelerin değerlendiği yerdir. Kurulan bir anonim şirketin hisse senetleri, şirketin başarısına ve gelişmesine göre değerini ikincil piyasada bulur.
Birincil piyasa daha çok sermaye piyasası bilinciyle, ikincil piyasa ise menkul kıymetler piyasası bilinciyle çalışır. Birincil piyasada uzun vadeli fonların tasarruf sahibinden firmalara intikali söz konusu olur ve birincil piyasada yapılan tahvil ve hisse senedi satışları sonucunda firmanın bünyesine taze para halinde yeni sermaye girer.
Oysa, ikincil piyasada el değiştiren menkul kıymetler fonları kullananlardan kopuktur. İkincil piyasadakiler kendi aralarında menkul kıymetleri alıp satarlar, kıymetler ve paralar aralarında el değiştirip durur. Bu hareketler fonları kullananları direkt olarak etkilemedği gibi, artık burada alınıp satılan şey sermaye fonları değil, birtakım kağıtlardır. Herhangi bir mal alınıp satılıyormuşcasına kağıtlar alınıp satılır, bunların fiyat farklarından kar veya zarar edilir, ikincil piyasanın birincil piyasaya kaynak sağlamakta büyük bir önemi vardır ve birincil piyasanın kapasitesini ikincil piyasa etkiler.
ARZ VE TALEBİ BESLEYEN KAYNAKLAR
Menkul kıymetler piyasasından talep faktörünü besleyen kaynakların başında, genel para arzı , halkın tasarruf imkanları, tasarruf eğilimi, sosyal sigorta fonları ve sigorta şirketlerine ait kurumsal tasarruflar ve özellikle emekli ikramiyeleri gelir. Sosyal güvenlik sistemi geliştikçe menkul kıymetlere karşı talep de artacaktır. Orta çapta portföy sahiplerinin çoğunluğunu emekliler meydana getirmektedir. Tasarruf edilen fonların daha büyük ölçüde menkul kıymetler piyasasına akması, şüphesiz, menkul kıymetlere yatırım yapma yönünde halkın bilinçlenmesine ve güven duygusu kazanmasına bağlıdır.
Arzın kaynaklarına gelince, bunlar öncelikle, güvenilir kurucular tarafından kurulan yeni halka açık şirketler, mevcut şirketlerin halka açılması ve mevcut halka açık şirketlerin sermaye artırımlarıdır. Hatta, bu sonuncu kaynak çok defa öncekilerden de önemlidir. İMKB 1.Pazarında kayıtlı büyük, şirketlerden birinin %100 oranında yapacağı sermaye artırımı, sermaye piyasasına mahalli çapta birkaç yeni şirketin sağlayacağı kaynaktan daha önemli ve daha güvenceli bir katkıda bulunur. Her ne kadar sermaye artırımlarında yeni tedavüle çıkan hisse senetleri esas itibariyle yine eski ortaklar tarafından satın alınırlarsa da, bunların bir bölümünü kısa veya uzun sürede mutlaka elden çıkaracaklardır. Bunların piyasaya dökülmesi, menkul kıymetler piyasasında mal arzını besleyen en önemli kaynağı oluşturur.
ÖZELLEŞTİRME
Son yıllarda özellikle hisse senedi piyasasında en önemli arz kaynaklarından biri olarak özelleştirme (privatization) operasyonlarını görüyoruz. Özelleştirme, iki yoldan piyasaya materyal sağlar: biri özel şirketlerin kamu portföyünde bulunan hisse senetlerinin borsada ya da borsa dışında satışa sunulması, diğeri de, anonim şirket şeklinde olan veya olmayan, yüzde yüz kamu kuruluşu olan KİT’lerin halka satışıdır. Kamunun elindeki büyük arz kaynağının iyi zamanlama ve iyi fiyatlandırma yapılmadan harekete geçirilmesi piyasaya faydadan çok zarar verebilmektedir.
Kamu portföyündeki hisse senetlerinin her iki yoldan halka satışı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından yapılmaktadır. Çeşitli bakanlıkların elinde bulunan özelleştirme konusu kuruluşlar veya hisse senetleri bu idarenin portföyünde toplanmakta ve buradan halka yada paket satışlar halinde sermaye gruplarına ve yabancı yatırımcılara satılmaktadır.
GELİŞMİŞ ÜLKELERDE SERMAYE PİYASALARI
Gelişmiş ülkelerde sermaye piyasaları, iş hacmi, halka açık kuruluşların sayısı ve halka arz edilen menkul kıymet hacminin büyüklüğü, halkın piyasaya katılma oranı, aracı kuruluşların çokluğu ve çeşitliliği, düzenleyici hukuki çerçevenin zenginliği bakımından bizim sermaye piyasamızdan farklıdır. Sermaye piyasası en gelişmiş ülkeler aynı zamanda sanayide en gelişmiş ülkelerdir. Sermaye piyasası ve borsalar bir gelişmiş kapitalizmin kurumlarıdır.
Sermaye piyasasının gelişmiş olduğu ekonomilerde piyasaya giren tasarrufların çoğu kişisel tasarruflar değil, kurumsal tasarruflar’dır (institutional savings). Bu tasarrufları çeşitli menkul kıymetlere yatıran kurumlara da kurumsal yatırımcılar (institutionaml inverstors) denir. Hayat sigortası başta olmak üzere, sigorta şirketleri, emekli sandıkları, vakıflar sermaye piyasasına en büyük ve istikrarlı uzun vadeli fonları sağlarlar.
Sermaye piyasalarının gelişme derecesinde en geçerli ölçü borsalar ve borsalardaki iş hacmidir. Ayrıca, gelişmiş ülkelerde, menkul kıymetler elden ele dolaşmaz. Banka veya takas merkezlerinde saklanır, el değiştirme, halinde dahi kasalardan çıkmaz. Aynı cins menkul kıymetler banka ve takas merkezlerinin kasalarında global olarak (hep bir arada) saklanır. Bir hisse senedinin kime ait olduğu ancak ilgili servisteki takip hesabı’ndan (custodial account) anlaşır. İsviçre bankalarında takip kartonuna dahi, müşteri isterse, isim yazılmamakta müşteriye bir şifre kartı verilmektedir. Yalnız şifre kartında müşteri ismi yazılıdır. Bazı hallerde şifre numarasının hangi müşteriye ait olduğu sadece müdüriyet tarafından bilinmektedir.
Aynı bankanın iki müşterisi arasında banka aracılığı ile bir alım satım olduğu zaman, satıcının talimatı üzerine satış konusu kıymetler satanın hesabından düşülerek alanın hesabına işlenir. Hatta alıcı ile satıcı ayrı şehirlerde ya da ayrı ülkelerde olsa bile durum değişmez. Alım satımlar yeni sahibine hükmen yada hesaben teslim edilmek üzere kağıt üzerinde yapılır. Günümüzde buna bilgisayar üzerinde demek daha doğru olur.
Müşteri adına menkul kıymetleri saklama hizmeti (custodian service-safe keeping) İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda yapılmaktadır. Saklama globaldr. Bu sayede kupor kesimleri makine ile yapılır, bedelleri topluca tahsil edilir, kıymetlerin iadesi istendiğinde iade aynen değil, mislen yapılır. Yani aynı seri numaralı kıymet değil, aynı miktar kıymet iade edilir.
Saklama hizmetli şu işlemleri kapsamaktadır,
-Muhafaza,
-Kupon kesimi, faiz ve temettülerin ilgili şirketlerden tahsili,
-Tahsil edilen paraların portföy sahibinin hesabına geçirilmesi,
-Sermaye artırımlarının portföy sahibine mektupla haber verilmesi, artırıma katılacaksa yardımcı olunması,
-Yeni hisse senetlerinin teslim alınıp saklamaya konulması,
Birçok banka ve aracı kurumlar saklama hizmeti ile birlikte, portföy yönetimi ve alımsatım hizmeti (trust department-fidcuiary service) vermektedir. Bankalarımızda gittikçe yaygınlaşan bir şekilde menkul kıymetler departmanları (securities departmants) açılmaktadır.
TÜRKİYE’DE SERMAYE PİYASASI VE GELİŞMESİ
OSMANLI DÖNEMİ
Memleketimizde sermaye piyasasının mazisi sanıldığından daha eskidir. Avrupa’da yaşanan sanayi devrimi ve sömürgecilik hareketleri büyük anonim şirketlerin ortaya çıkmasına ve bunların halka açılmasına yol açtığında, Türkiye’de yaşayan yabancı tacirler ve azınlıklar bu şirketlerin tahvil ve hisse senetleriyle ilgilenmeye başlamıştır, tedavül eden paranın altın para olması, kambiyo kontrolünün bulunmaması ve kapitülasyonların kendilerine sağladığı serbesti sayesinde dışarıya para çıkararak yabancı şirketlerin tahvil ve hisse senetlerini satın almışlardır. Daha sonra “Tanzimat hareketinin de etkisiyle Türkler de bu konuya ilgi göstermişlerdir. Dışarıdan alınan kıymetlerin el değiştirmesi kısa zamanda bizde de bir piyasa oluşturmuş, buna da Galata Bankerleri önayak olmuşlardır. 1854 Kırım Harbi dolayısıyla çıkarılan borçlanma tahvilleri, bunu takiben devletin çeşitli vesilelerle çıkardığı tahviller, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı şirketlerin, özellikle şimdi, elektrik, gaz ve tramvay şirketlerinin, meşrutiyetten sonra da yerli şirketlerin tahvil ve hisse senetleri piyasada alınıp satılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları ve Kurtuluş Savaşı’nın kargaşalığı piyasayı etkilemekle beraber Cumhuriyetin ilanından sonra kapitülasyanların kaldırılması, yabancı şirketlerin millileştirilmesi, kambiyo kontrolünün getirilmesi, altın para ekonomisinden milli ve dışa kapalı devletçi ekonomi düzenine geçilmesi bu ilk sermaye piyasamızı söndürmüştür.
CUMHURİYET DÖNEMİ
Ülkemizde sermaye piyasasının yeniden doğuşu 1960’lı yıllarda Hürriyet tahvilleri ve tasarruf bonoları ile başlar. Tasarruf bonoları tamamen, Hürriyet tahvilleri ise kısmen mecburi tasarruf mahiyetinde olduğu için, kısa zaman sonra bunları alanlar paraya çevirme imkanı aramaya başladılar. Piyasada bazı işbilir kimselere de bunları faiz oranlarına ve vadelerine göre kırarak satın aldılar. Zamanla ara simsarlar da türedi ve bu iş arzuhalcilere kadar indi. Alıcılar üstüne belli bir kar koyarak bunları parasını değerlendirmek isteyenlere sattılar. Böylece ilk defa ikinci el menkul kıymetler piyasası doğmuş oldu. Cari faiz oranı ise o günlerde %12’nin üzerindeydi. İkinci el alım ve satımlarda fiyat, faiz randımanı %12 olacak şekilde ayarlanıyordu.
HOLDİNGLERİN VE HALKA AÇIK ŞİRKETLERİN ORTAYA ÇIKMASI
Tasarruf bonoları 1980’lerde tamamen piyasadan çekildi. Fakat menkul kıymetler piyasası artık kurulmuştur. Daha önce kapalı aile şirketi olarak kurulan pek çok şirket de ölümler ve veraset yoluyla kapalı olmaktan çıktı. 1970’li yıllarda bazı büyük holdingler halka açılmanın avantajlarını paralel yeni yatırım holdinglerin tesis ettiler. O dönemden bugüne gerçekten faydalı ve başarılı pek çok halka açık şirket kaldı. Aynı tarihlerde görülen yurt dışına işçi akımı da Anadolu’nun çeşitli köşelerinde pek çok işçi şirketlerinin kuruluşunu beraberinde getirdi. Yazık ki bu şirketlerin çoğu hep mahalli esnaf ve eşrafın yönetiminde kalarak başarılı olamadılar. “Bir holding+bir banka+100 küçük ortak” formülü genelde başarılı olmuş ve sermaye piyasasının bugünkü gelişme düzeyine gelmesine de yardımcı olmuştur.
TÜRKİYE SINAİ KALKINMA BANKASI
Bu arada Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın hisse senedi piyasasının oluşmasına katkısını unutmamak gerekir. Bu banka, kuruluşta iştirak ettiği ve kredi sağladığı şirketlrdir. Kuruluş dönemi tamamlanıp kara geçtikten sonra, portföyündeki hisse senetlerini primli fakat makul bir fiyatla halka satmak suretiyle hem sermaye piyasasına kaynak sağlamış, hem böylece zaman zaman likide ettiği fonlarla yeni kuruluşları desteklemiş, hem de kendisi kar sağlamıştır.
TÜRKİYE KALKINMA BANKASI
1974 yılında DESİYAB ünvanıyla kurulan Türkiye Kalkınma Bankası daha ziyade kuruluşuna yardımcı olduğu, başarısızlık halinde rehabilite ettiği (iyileştirdiği) işçi ve hemşehri şirketlerini halka açma ve sermaye piyasasına kazandırma gayreti içindedir.
TÜRK BANKACILIĞININ MENKUL KIYMET TİCARETİNE GİRMESİ
Daha önce bazı denemeler yapılmış olmasına rağmen, ticari bankalar arasında ilk defe Türkiye İş Bankası 1974 yılında bir menkul kıymetler departmanı kurarark ciddi şekilde piyasada menkul kıymet alım satımı yanında, ihraç aracılığı, saklama, kupon tahsili, rüçhan hakkı kullanımı gibi hizmetler de vermeğe başladı. Bu eserin, yazarının kuruluş ve gelişmesine 11 yıl emek verdiği bu ünite ile, borsanın kuruluşundan 11 yıl önce ciddi bir kuruluş bu piyasaya girerek piyasanın kurumsallaşmasında ilk adımı atmış oldu. Bu ünite sürekli fiyat listeleri yayınlayarak bir bakıma borsa gibi, çalıştı ve borsanın kurulmasından sonra diğer bankalarda peşpeşe bu örneğe göre menkul kıymet departmanları kurdular.
BANKERLER OLAYI
Türkiye’de sermaye piyasasının gelişmesinde tasarruf bonoları, yatırım holdingleri, işçi ve hemşehri şirketleri, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın çalışmaları başlıca kilometre taşlarını teşkil eder. Bunlara 1979-1982 yıllarına damgasını vuran bankerler olayını da eklemek gerekir.
Bankerler olayının başlıca sebebi o yıllarda görülen hiper-enflasyondur.Yüksek enflasyon mevduat ve tahvil faizlerini negatif gelir haline getirmiş, zamanın mevzuatı mevduat ve tahvil faizlerinin enflasyon gerisinde bıraktığı için, tahvil ve mevduat sertifikası satışları ikincil piyasaya intikal etmiş ve ikincil piyasa mantar gibi bankerlerin bitmesine sebep olmuştur.
O dönemde tahvil ihracına yalnız bankalar aracılık edebiliyordu. Bankaların tahvil ihracına ilişkin esasları da Merkez Bankası belirliyordu. Bankalar Merkez Bankası’nın sıkı denetimi altında bulunduğundan, belirli faiz oranlarını üstüne çıkılamıyordu. Enflasyonun %60’ı aştığı sıralarda resmi tahvil faiz oranı brüt %28’de kalmıştır. O dönemde henüz Sermaye Piyasası Kanunu mevcut olmadığından bankerler gayet serbest şekilde çalışıyordu.
Böylece bir hammade toplanan milyarların nereye ve nasıl plase edildiğine gelince, işte asıl felaket orada kendisini göstermiştir. Toplanan paralar hiçbir zaman aklı başında bir bankanın yapacağı şekilde palse edilememiş ve büyük kısmı batak haline gelmiştir. Bu da, on binlerce kişiyi çalıştıran bir bankanın yaptığı işin uzman darolara sahip olmayan kuruluşlarca yapılamayacağını göstermiştir.
2499 SAYILI SERMAYE PİYASASI KANUNU VE SERMAYE PİYASASI KURULU
En az 10 yıldan beri sözü edilen Sermaye Piyasası Kanunu, bankerlar olayının da baskısıyla nihayet 28.07.1981 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Sermaye Piyasası Kanunu, getirdiği hükümler ve kurumlarla şüphesiz sermaye piyasamızın düzenlenmesi konusunda büyük bir boşluğu doldurmuş, piyasanın iktisadı gelişmesinin içinde yer alacağı hukuki çerçeveyi oluşturmuştur. Sermaye Piyasası Kanunu’nun getirdiği yeniliklerden kendi basinde etraflıca söz edeceğiz.
YENİDEN DEĞERLEME KANUNU
Yeniden değerleme, (revuluation) kısaca, şirketlerin aktifinde bulunan bina, demirbaş, makine , nakil vasıtası gibi sabit kıymetlerin defter kıymetlerinin enflasyon vesair sebeplerle farklılaşmış, gerçek piyasa değerine eşitlenmesidir.
21.1.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2791 (R.G.:22.1.1983/17936) sayılı “Vergi Usul Kanunu ile Değerli Kağıtlar Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun” yeniden değerlemeyi vergiden muaf tutmak suretiyle fiilen uygulanabilir hale getirmiştir. Bu kanuna göre yeniden değerleme 1972 ve 1982 yılları arasındaki 11 yıllık süreyi kapsamaktadır. Sabit kıymetlerin satın alma tarihlerine göre, 1972 yılı 11 olmak üzere, müteakip yıllara birer birer azalan katsayılar verilmiştir.
Daha sonra 3094 sayılı kanunla yeniden değerleme sürekli hale getirilmiştir.
Yeniden değerlemenin sermaye piyasasının gelişme çizgisindeki önemi, yeniden değerleme sonunda elde edilecek değer artışının bir değer artışı fonunda toplanarak bilançoların pasifinde gösterilmesi ve istendiği takdirde bu fonun şirket sermayesine kalbedilmesi suretiyle, yeni hisse senetleri bastırılarak bedelsiz olarak dağıtılabilmesindedir. Bu bedelsiz hisse senedi dağıtımı 1983 yılında hisse senetlerinde görülen hızlı değerlemenin başlıca sebebidir.
1980’li yıllarda yaşanan enflasyon ve enflasyonla mücadele konusunda alınan moneter tedbirle, özellikle faiz oranlarının yükselmesi, piyasada yabancı kaynak maliyetini birden bire yükseltmiş ve finansal kaldıraç (financial leverage) faktörünü de etkilemiştir. Geçmiş dönemlerdeki ucuz faiz (hatta negatif faiz) esasına göre sermaye bünyesini oluşturmuş olan şirketler, bozulan öz sermaye/yabancı sermaye dengesini öz sermaye lehine düzeltmek için peşpeşe sermaye artırımlarına başvurmuşlardır ki, bu olay menkul kıymetler piyasasındaki “mal” arzını artırma konusunda çok yararlı olmuştur. Birçok şirket bu konuda yeniden değerlemeden de yararlanma yoluna gitmiştir. Şöyle ki, bilançoda yeniden değerleme fonundan bedelsiz sermaye artırımı yapılırken, bir o kadar da bedeli sermaye artırımı yapılmış, şirketler bedelsiz hisselerin teşvikiyle rüçhan haklarını ortaklara kullandırmakta zorluk çekmemişlerdir. Yeniden değerlemenin sermaye piyasasına olumlu etkilerinde bir de, tahvil ihraç imkanlarını genişletmek olmuştur. Yeniden değerleme fonunun sermaye ya da ihtiyatlara eklenmesiyle, sermaye ve ihtiyatları ölçü alan tahvil ihraç sınırları genişlemiştir.
Diğer yandan, 1983 yılı içinde çok yüksek değerlere varmış bazı hisse senetleri bedelsiz yeni hisse senetleri verilerek sermayenin sulandırılması sayesinde amatör yatırımcıların alım gücüne ve anlayışına uygun değerlere inmiştir.
TÜRK SERMAYE PİYASASININ GELİŞMESİ
Türk sermaye piyasası artık oluşmuştur. Fakat gelişme düzeyinin Türk ekonomisinin gelişme düzeyine paralel bulunduğu söylenemez. Yeni kurulan Menkul Kıymetler Borsası’nın gelişmesi her şeyden önce piyasının gelişmesine bağlıdır. Piyasanın gelişmesi de memleket ekonomisinin gelişmesinden ayrı düşünülemez. Dolayısıyla bütün bunlar zamana bağlı uzun vadeli sorunlardır. Fakat bu demek değildir ki kısa ve orta vadede de bu konuda bir şey yapılamaz.
Bir piyasanın gelişmesi alıcıların, satıcıların, aracıları ve alım-satım konusu “mal” ın bol olmasına bağlıdır. 60 milyonluk, ortalama geliri 2000 doların üzerinde bir toplumda alıcı ve satıcıların aldığı kader olarak kabul edilemez. Alım-satım konusu malın da az olduğu söylenemez, zira bugün Türkiye’de 20 binin üzerinde anonim şirket vardır. Alıcı ve satıcı miktarı potanisyel olarak müsait, mal miktarı yeterli aracılar da iş imkanı olduğu zaman mantar gibi bitebiliyor, o halde eksik olan nedir? Malın piyasaya ve de borsaya intikalini, yani 20 bin küsür anonim şirketin yeterli bir bölümünün hakla açılmasını sağlamak gerekiyor. Halen halka açık durumda olan şirketlerle sermaye piyasamız büyük bir gelişme gösteremez.
Kapalı aile şirketleri sermaye bünyesinde veraset yoluyla meydana gelen bölünmeler dolayısıyla, nesiller değiştikçe daha az kapalı hale gelmektedir. Ama sermaye piyasamızın nesiller boyunca beklemeye tahammülü yoktur. Bunların küçük bir bölümü (%12-25) halka açıldığı takdirde para darlığı baskısından kurtulmaları da mümkün olacaktır.
Hisse senetlerine karşı talebin canlandığı konjonktürlerde sermaye piyasamazın en önemli sorunu menkul kıymet arzındaki yetersizlik gibi görülür. Menkul kıymet arzının, özellikle hisse senedi arzının çoğalması halka açık şirketlerimizin çoğalmasına ve bunların halka açık bölümünün büyümesine bağlıdır. Halen halka açık sayılan şirketlerde bu bölüm ortamala %15-20 civarında kalmaktadır.
Büyük şirketlerin halka açılmaktakı isteksizliğini şirkete yabancı sokmamak, şirketin kontrolünü elden bırakmamak isteğine bağlamak adet olmuştur. Ancak şirket yönetimini elde tutma içgüdüsünün bu isteksizliği tek başına açıklaması zordur. Halka açılan bir şirketin yönetim ve kontrolünün elde tutulması için lider grubun %20-25’lik bir hisse oranına sahip olmasının yeterli olduğunu, hatta oy hakkı bakımından imtiyazlı hisselerle bunun daha da kolaylaştırılabileceğini şirket sahiplerinin çoğu bilmektedir. O halde başka sebepler de vardır.
Bu sebeplerin en önemlisi ikame teorisi ile açıklanmaktadır. Bir şirketi kuranlar katlandıkları güçlüklerden başka, yıllara boyu yatırımlarından hiçbir gelir elde edemeden beklemek zorunda kalırlar. 7-8 yıl sonra temettü dağıtmaya başlayan bir şirketin hisse senetleri hemen değerini bulunmamaktadır. Bu arada enflasyon değer ölçülerini değiştermektir. Böyle bir şirketin sermaye arttırımı yapması halinde, 7-8 yıl önceki para değeriyle yatırım yapmış bulunan eski ortaklarda şirkete yeni giren ortaklar yani haklara sahip olmaktadır. Ticaret Kanunumuzun eski ortaklara tanıdğı rüçhan hakkı ancak hisse bedeli çok yüksek olan şirketlerde eski ortakların haklarını koruyabilmektedir. 7-8 yıl kara geçmek içi çabalamış ve kara geçmiş bir şirketin hisseleri henüz başabaşın pek az üstündedir. Bu durumda, şirket sermaye artırımı yapmak isterse, oluşacak rüçhan hakkı primi eski ortakları tatmin etmeyecektir.
Bir de, aynı şirketin yeniden kurulması halinde gerekecek miktarının hisse başına karşılığı hisselerin piyasa değerinin çok üstünde ise, kurucu ortaklar şirket hisselerini halka satmayı zararına satış gibi mütalaa edeceklerdir.
Yeniden değerleme kurucu ve eski ortakların haklarını büyük ölçüde karşılamaktaysa da, iki yönden eksik kalmaktadır:
1.Bu kanun arsaları yeniden değerleme konusu yapmamaktadır. Oysa, şirketlerin özvarlığında zaman içinde en büyük değer artışı gayrimenkullerde olmaktadır.
2.Yeniden değerleme şirketlerin peştemallık değerini değerlendirmemektedir.
İşte bu yetersizlikler yüzünden eski ve kurucu ortakların hakları dengelenemediği için, halka açılma hareketi yetersiz kalmaktadır. Bunu telafi etmek için iki tedbir düşünülebilir:
1.Yeniden Değerleme Kanunu’nun kapsamında olmayan arsaları da yeniden değerleme konusu yapmak.
2.Sermaye artırımlarında yeni hisselerin değerinin üstünde bir bedelle halka arzına imkan vermek.
Mevzuatımıza göre bunların her ikisi de mümkündür, ancak bu defa da iki yeni mesele ortaya çıkmaktadır:
1.Gerek Yeniden Değerleme Kanunu kapsamı dışında yeniden değerleme yapmak, gerekse yeni hisseleri primli olarak satmak vergi konusudur. Şirketlere büyük çapta vergi yükü altında bırakır. Primli satışta şirket yeni ortaklardan nakit prim sağlamakta olduğu için, bunun bir bölümünün vergi olarak ödenmesi göze alınabilirse de, gayrimenkullerin yeniden değerlemesinde böyle bir nakit girişi yoktur, dolayısıyla, adeleti sağlamak hem pahalıya mal olacak, hem de şirkette nakit kanamasına sebep olacaktır.
2.Bu iki yoldan kurucu veya eski ortakların hakları sağlansa bile, bu defa yeni ortaklar için yeni hisseler pahalılaşmaktadır. Yeni ortaklar, eskilerin aksina, hisselere değer biçerken şirketin net aktif değerini, yeniden kurma maliyetini ya da peştemallık değerini gözönüne almazlar, satın alacakları hisselerin bugünkü ve gelecekteki getirisini düşünürler. Buna göre bulunacak hisse değeri ise hiçbir zaman kurucu ortakların beklentisini karşılamaz. Bu durum, borsada satıcının istediği fiyatla alıcının verdiği fiyatın birbiriyle çakışmaması olayına benzer bir durum yaratır. Satış gerçekleşmez.
Bu kilitlenmeyi önlemek için, her iki tarafı da tatmin edecek ve bir denge noktasında birleşitirilecek bazı tedbirlere ihtiyacı vardır. Bunlar şirketlerin dışında devlet tarafından getirilebilecek tedbirlerdir.
1.Yeniden değerlemede arsalara da yer vermek. Amortisman artışı yüzünden devlet zarar etmeyecektir. Zira arsalarda amortisman sözkonusu değildir.
2.Yeniden değerleme kanunu kapsamı dışındaki mahkeme kararıyla yapılacak yeniden değerlemede vergi istisnası veya indirimi getirilebilir.
3.Primli hisse satışlarından doğacak kazançta vergi kolaylıkları sağlanabilir. Hiç vergi alınmayabilir. Prim kısmı kar-zarara değil, sermaye hesabına alınır.
SERMAYE PİYASAMIZIN GELİŞMESİ İÇİN GEREKLİ TEDBİRLER
Hisse Senedi Arzını Artırmaya Yönelik Tedbirler
1.Teşvik belgesi ve/veya orta ve uzun vadeli kredi isteyen şirketlerde düşük borç/öz varlık oranı aramak. Şirketler borç/özvarlık oranını düşürmek için halka açılma yolunu seçebilirler.
2.Yatırım ve kalkınma bankalarıyla iştirak bankalarını, olumlu fizibiliteye sahip şirketlere kuruluşta iştirak edip, hisseler olgunlaşıp pazarlanabilir hale gelince primli olarak satma operasyonlarını teşvik edici tedbirler almak.
3.Büyük ticari ve kalkınma bankalarını iştirak portföylerindeki mevcut hisse senetlerini halka satmaya teşvik edici tedbirler almak.
SERMAYE PİYASASI NEDİR?
Basit ve geniş bir tanımla sermaye piyasası sermaye arz ve talebinin karşılaştığı piyasadır. O halde önce “sermaye”nin tarifiyle söze başlamak gerekiyor. Sermaye piyasası açısından sermayenin tarifi iktisat kitaplarındaki sermaye tarifinden farklı olacaktır. Konumuza göre, sermaye, orta, uzun ve sonsuz vadeli fonlardır. Burada hemen pratik bir yaklaşımla, orta ve uzun vadeli fonların tahvillere, sonsuz vadeli fonların ise hisse senetlerine tekabül ettiğini vurgulamak gerekir.
Buna göre, 3 - 4 yıldan kısa vadeli ve özellikle vadesiz fonların alış - verişi sermaye piyasasıyla ilgili sayılmaktadır. Dolayısıyla, son yıllarda enflasyonun yan ürünü olarak ortaya çıkan vadeli, ya da her an paraya çevrilebilir belgeleri ve hatta özel tahvil ve bonoları da sermaye piyasası aracı olarak kabul etmek mümkün değildir. Bunlar 1979 - 1983 döneminde bir çeşit paralel bankacılık sistemi oluşturmuşlardır.
O halde sermaye piyasası, orta, uzun ve sonsuz vadeli fonların arz ve talebinin aracı kuruluşlar aracılığıyla ve menkul kıymetlere bağlı olarak karşılaştığı piyasadır.
Yukarıdaki tarifin içine girmeyen her türlü sermaye hareketleri, örneğin, teşkilatlı ve teşkilatsız para, kredi, döviz, altın, ticari senet gibi doğrudan doğruya veya dolaylı olarak fon transferlerine sebep olan bütün alış verişler sermaye piyasasından daha geniş bir kavram olan mali piyasanın çerçevesi içinde kalır. Bu sebeple, sermaye piyasası da mali piyasanın bir parçasıdır.
Mali piyasa genel finans sistemi içinde kısa vadeli fonların arz ve talep edildiği bölüm para piyasası olarak kabul edilir. Para piyasasına geçici ve mevsimlik nakit sıkıntısınıın giderilmesi için, sermaye piyasasına ise genellikle sabit yatırımlar ve devamlı işletme sermayesinin finansmanı için başvurulur. Para piyasasında kaynaklar vadeli ve vadesiz mevduat, sermaye piyasasında ise devamlılık arz eden tasarruflardır.
Çeşitli farklı yönlerine rağmen bu iki piyasa birbiriyle ilişki halindedir. Fon talep edenler yatırım amaçlarına göre bu iki piyasadan birine veya her ikisine de başvurabilirler.
Sermaye piyasasında arz ve talep bazı araçlar yardımı ile karşılaşır. Bu araçlara sermaye piyasası araçları ve menkul kıymetler diyoruz. Sermaye fonları menkul kıymetlerin alım satımı yoluyla el değiştirir. O halde sermaye piyasasını menkul kıymetler piyasası ile birlikte düşünmek zorundayız. Zaten sermaye piyasası kavramı ile menkul kıymetler piyasası kavramı çok defa iç içe girmekte ya da eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Menkul kıymetler piyasası ise özellikle tahvil ve tahvil türevleriyle hisse senedi ve hisse senedi türevlerini içermektedir.
Biraz derinliğine inilirse, sermaye piyasasıyla menkul kıymetler piyasasındaki hareketlerin gerçekte ters yönlü olduğu anlaşılır. Sermaye piyasasında “mal” sermaye fonlarıdır. Menkul kıymetler piyasasında ise tahvil, hisse senedi gibi “kağıtlar” dır. Bir kimse 100.000 liralık hisse senedi satın almak istediği zaman bu, sermaye piyasası yönünden sermaye arzı, menkul kıymetler piyasası yönünden ise menkul kıymet talebi anlamı taşır. Görüldüğü gibi, sermaye piyasası ile menkul kıymetler piyasası gerçekte eş anlamlı değil, ters anlamlı kavramlardır. Birinde arzı teşkil eden bir hareket, diğerinde talebi oluşturmaktadır. Bu ters yönlülüğe rağmen, menkul kıymetler piyasasının, sermaye piyasası içinde ve onun bir parçası olduğunu da söylemek mümkündür. Ya da başka bir açıdan bakarak, asıl piyasanın sermaye piyasası olduğu, menkul kıymetlerin ayrı bir piyasa oluşturmayıp, sadece sermaye piyasasında fonların el değiştirmesinde kullanılan araçlar olduğu da ileri sürülebilir. Menkul kıymetler piyasasında da, diğer piyasalarda olduğu gibi arz - talep kanunu geçerli olmakla beraber, bazı hallerde bu kanun tersine işler. Diğer piyasalarda bir malın fiyatı düşünce ona karşı talep artar. Menkul kıymetler piyasasında ise bazı hallerde fiyat düşerken talep de azalabilir. Alınıp satılan malın fiziki bir değeri olmaması, doğrudan doğruya bir ihtiyacı karşılamaması ve spekülatif karakterli olması arz ve talepte tersine elastikiyet yaratabilir.
SERMAYE PİYASASININ ÖNEMİ VE EKONOMİDEKİ YERİ
Sermaye piyasasının ekonomideki yeri ve önemi, ülke ekonomisi bakımından, tek başına ekonomiye yararlı olamayan küçük tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak damlalardan göller meydana getirmesinde ve büyük yatırımlara dönüşmesindedir. Sermaye piyasası, az gelişmiş ülkelerdeki yurtiçi tasarruf açığının kapanmasına yardımcı olabilir. Fertler açısından ise, sermaye piyasası, tek başına gelir getiren bir yere yatırılamayacak kadar küçük fonların verimli yerlere yatırılmasına ve sahiplerine bir ek gelir getirmesine imkan sağlamaktadır. Ayrıca, küçük sermayeler kişisel işler yapılabilse bile, kişisel yatırımlarda teşebbüs ve yönetim sorunu çıkacaktır ki, elinde küçük bir sermaye bulunan, fakat bununla kişisel bir yatırım yapmaya sağlığı, bilgi ve tecrübesi ve zamanı olmayan kimseler sermaye piyasasının sağladığı imkanlardan yararlanırlar. Diğer yandan, böyle küçük sermaye sahipleri kendi teşebbüs ve yönetim sorunu Diğer yandan, böyle küçük sermaye sahipleri kendi teşebbüslerinde çeşitli risklere maruz kalacaklardır. Oysa, sermaye piyasasında bu fonlar değişik menkul kıymetlere yatırıldığında risk dağılımı yoluyla riskin asgariye indirilmesi mümkün olmaktadır. Bu noktada yatırım uzmanlığı ve portföy idaresi önem kazanmaktadır ki, memleketimizin bu alanda en büyük noksanı da buradadır.
Sermaye piyasasının bu saydığımız fonksiyonları yalnız menkul kıymetler yoluyla değil, daha geniş bir kavram olan mali piyasa içinde bankalar aracılığı ile de sağlanabilir. Sermaye piyasası ve bankacılık sistemi, sözünü ettiğimiz mali piyasanın birer kesimidir. Mali piyasa içinde aynı fonksiyonları ifa eden bankacılık kesimi varken, ayrıca bir sermaye piyasasının ortaya çıkmasının farklı tarafları nelerdir? Bu soruların cevaplarını aşağıdaki faktörlerde aramak gerekir :
1. Sermaye piyasası tasarruf sahipleriyle orta ve uzun vadeli talep eden kuruluşlar arasında direkt iletişim kurulmasına, sermayenin mobilizasyonunda aracıların ortadan kalkmasına veya fonksiyonlarının azalmasına (disintermediation) imkan hazırlar, küçük tasarrufların doğrudan doğruya ve daha süratle yatırımlara aktarılmasını sağlar. Bankalar yoluyla küçük tasarrufların yatırımlara aktarılması daha dolambaçlıdır. Küçük meblağlar önce bankalarda birikecek, sonra şirketlere intikal edecektir.
Klasik bankacılığın ekenomideki fonksiyonu bir emme-basma tulumbaya benzetilir. Ekonominin çeşitli kesimleri ve değişik coğrafi bölgeler aynı andan kaynağa ihtiyaç duymazlar. Bir yerde kaynak ihtiyacı en üst düzeyde iken, başka yerde kaynak fazlası bulunur. Bankacılık sistemi, kaynak fazlası bulunan bölge veya kesimden mevduat olarak emer ve kaynak ihtiyacı olan bölge veya kesime basar. Ancak bankacılık sistemi bu fonksiyonu biraz pahalıya maleder. %50 faizle mevduat topladığı bir dönemde bunun kaynak kullananlara maliyeti %100’e yaklaşır. Tabii, bunun çeşitli sebepleri vardır. Sermaye piyasası ise, anonim şirketlerin menkul kıymet ihraç ederek aracısız fon ve kaynak sağlamasına imkan verir. Sermaye piyasasında da aracılar vardır. Fakat bu piyasadaki aracılık zorunlu bir aracılık değildir.
2.Sermaye piyasası araçlarının bir bölümü (hisse senetleri ve benzerleri) şirketlere öz kaynak sağlar. Böylece iktisadi kalkınmanın hızlanmasına ve sağlıklı finansman kaynaklarına kavuşturulmasına yardımcı olurlar. Para piyasası ve araçları ise şirketlere yalnız yabancı kaynak sağlar. Sermaye piyasasının etkin çalışması, şahısların tüketim eğilimlerini azaltarak ve tasarruf eğilimlerini yükselterek ekonomide sermaye birikimini artırır.
3.Enflasyonist ortamda, küçük sermaye sahipleri paralarına gelir sağlamak kadar sermayeye değer artışı (büyüme) sağlamak, en azından sermayenin değerini yitirmesine mani olmak ister. Bunu da ancak hisse senetleri sağlar. Bu nedenledir ki, menkul kıymetler denilince ön planda hisse senetlerini düşünmekteyiz. Hisse senetleri iki yoldan değer artışı sağlarlar: Birincisi; hisse senedi, ait olduğu şirketin faaliyetlerine ve faaliyet sonucundaki gelişmeye bağlı olarak değer kazanır.Bu gelişme yalnız cari rakamlar da olabilir, o zaman sadece enflasyon oranında bir gelişme vardır. Ya da enflasyon oranının üstünde, yani reel gelişme sözkonusudur. İyi seçilmiş şirketlere yapılan hisse senedi yatırımlarıyla bu reel gelişmeyi ve yatırımda reel değer artışını sermaye piyasasında sağlamak mümkündür. Hisse senetlerinin değer artışı sağlamasının ikinci yolu sermaye artırımları, piyasa tabiriyle “yavrulama”dır. Reel gelişme gösteren şirketler kapasitelerinin sonuna gelip dayandıklarında gelişmenin devamı ancak tesis yatırımlarıyla mümkün olabilir. Bu yatırımların gerçekleşmesi için ortaklara başvurulur. Böylece rüçhan hakkı doğar. Gelişen şirketlerde rüçhan hakkı başlı başına bir değerdir. Çünkü hisse senedini nominal değeriyle satın alma hakkını vermektedir.Bu gibi şirketlerde sermaye artırımının kararlaştırılmasıyla birlikte, hatta sadece bu konuda söylentilerin çıkmasıyla hisse senetleri hemen değer kazanır. Portföy sahibi ister değerlenen hisse senedini satarak bu değer artışını paraya çevirir, isterse rüçhan hakkını bizzat kullanarak hisse senedinin yavrusunu da portföyünde tutar, gelecek yıllar için ucuz fiyatla verimli bir yatırım yapmış olur. Üçüncü bir yol da hisse senetlerini elde tutup sadece rüçhan hakkını satmaktır.
Hisse senetleri bütün bu avantajlara ilaveten sahibine her yıl temettü de sağlamaktadır. Gerçi hisse senetlerinde, yıllık gelir hisse senedinin cari değerine oranlandığı zaman net randıman tahvillerin altındadır. Ancak, gelirle değer artışı ve yavrulama birlikte düşünüldüğü zaman hisse senetlerinin sağladığı randıman tahvillerin çok üstünde olabilmektedir.
4.Menkul kıymetlerin önemini yalnız bilgisiz ve amatör küçük tasarruf sahiplerine tasarruflarını değerlendirme ve ek gelir sağlama açısından değerlendirmek yanlış olur. Menkul kıymetlere bilinçli ve bilgili olarak yatırım yapanlar, gelecekteki belirsizlikleri önceden tahmine dayalı spekülatif kazançlar da beklerler. Spekülasyon sosyal açıdan sevimsiz bir terim olmakla beraber, spekülatörlerin liberal ekonomide önemli bir yeri vardır. Spekülatörler bir malı mevsiminde yani bol ve ucuz olduğu zaman alır, kıt ve pahalı olduğu zaman satarlar. Böylece o malın bol olduğu mevsim ve zamanda fiyatının çok düşmesine, kıt olduğu zamanda çok pahalanmasına mani olurlar. Piyasada fiyatların büyük dalgalanmalar yapmasına imkan vermemiş olurlar. Ancak bunun için spekülatörlerin sayıca, tek başına piyasayı etkilemeyecek kadar çok olması gerekir. Aksi halde spekülatörler bu fonksiyon tersine çeverip kendileri toplumun zararına büyük kazançlar sağlayabilirler. Menkul kıymetlere yatırım yapan herkes az çok spekülatif kazanç sağlamaya umar. Bazen umduğunu bulur. Bazen de tersi olabilir.
5.Sermaye piyasası, işletmelere, bankalar sektörünün sağladığı fonlara nazaran daha düşük maliyetli fonlar sağlayabilmektedir. Tahvillerde faiz oranı banka mevduat faiz oranlarında daha yüksek olmakla beraber, bankaların masrafları faiz maliyetine eklendiğinde banka kredileri maliyet itibariyle tahvil yoluyla sağlanan kredi maliyetini aşmaktadır. Tahvilin uzun vade avantajı da buna eklenirse, şirketler de fon temini için sermaye piyasasına yönelmeleri daha iyi anlaşılır.
Hisse senetleriyle sağlanan fonlarda ise ne vade, ne de ödenmesi gerekli faiz sorunu vardır. Yalnız, bu yüzden, birçok halka açık kuruluşlar hisse senedi ihraç yoluyla sağlanan fonları sıfır maliyetle kredi gibi görmeye başlamışlar ve küçük ortaklarını temettü dağıtmamak suretiyle mağdur durumda bırakmışlardır. Hisse senedi sağlanan sermayenin de en azından bir alternatifi olduğunu unutmamak gerekir.
SERMAYE PİYASASININ SOSYAL YÖNÜ
Sermaye piyasasının, dolayısıyla, sermaye piyasası araçlarının asıl önemi sosyal adalet kavramı açısındandır. Bilindiği gibi, sosyalizmin başlıca sloganlarında biri, üretim araçlarının mülkiyetinin, gelirinin ve yatırım kararlarının topluma ait olması ve elde edilen karın topluma dağıtılmasıdır. Marksizim bunu üretim araçlarının toplumsal mülkiyet yoluyla gerçekleştirme iddiasındadır. Kapitalizm ise bunu anonim şirketlere ve sermaye piyasası yoluyla Sosyalizmden çok daha önce gerçekleştirmiştir. Böylece halk kapitalizmi doğmuştur. Denilebilir ki, Amerika’yı Amerika yapan halk kapitalizmidir. Sosyalist rejimlerin Amerika ve Batı Avrupa’da bütün gayretine rağmen fazla taraftar bulamamış olmasının sebebini de burada aramak gerekir.
Batı ülkelerinde, kendisi işçi de olsa, herkes az çok kapitalisttir, pek çok şirkete ortaktır, hatta kendi çalıştığı şirketin hissedarıdır. Yani kendi kendisinin patronudur. Böyle bi işçi sınıfının ideolojik akımlara daha az maruz bulunacağı da şüphe götürmez. Memleketimizde de kendi mensuplarını ortak etmiş kuruluşlar vardır. Böyle şirketlere iş verimi ve çalışanların bağlılığı daha yüksek, çalışma barışı daha sürekli olmaktadır.
Halka açık kuruluşların çok geliştiği ülkelerde, üretim araçları mülkiyetinin kamuya ait olduğu kamu sektörü (public sector) ile mülkiyetin az sayıda kişilere ve büyük kapital sahiplerine ait olduğu özel sektör (private sector) yanında, mülkiyetin çok sayıda kişilere, geniş halk topluluklarına ait olduğu bir halk sektörü (üçüncü sektör) oluşmaktadır. Halk sektöründen söz edilebilmesi için, 20-30 bin ortaklı çok büyük şirketlerin oluşması, bunlarda yönetimin küçük bir sermaye grubunun hakimiyetinde bulunmaması ve bu gibi şirketlerin sayısının çok olması gerekir. Bu sektörün sosyal ve ekonomik amaçları şöyle sıralanmaktadır:
-Geniş halk topluluklarının küçük tasarruflarını büyük işletmeler içinde bir araya getirmek. Hızlı bir kalkınma için gerekli sermaye birikimini sağlamak,
-Üretim araçları mülkiyetini geniş halk topluluklarına yaymak,
-Toplumda daha dengeli bir gelir dağılımı sağlamak,
-Halkı ekonomik kararlarda söz sahibi yaparak demokrasinin ekonomik yanıtını tamamlamak,
Ancak bu son konuda halk sektörünün amacına varıp varmadığını kesinlikle söylemek mümkün olmamaktadır. Zira 20-30 bin ortaklı bir şirkete en yüksek karar organı olan genel kurulu toplama ve birtakım kararlar alma son derece güç olmaktadır. Bu konuda, Almanya’da ortakların coğrafi bakımdan çok geniş bir alana yayılmış olmaları, toplantıya hepsinin katılamayacağı, katılanlarında, birkaç hisse sahibiyim diye ortaya çıkan birtakım demogogların etkisinde kalacakları düşünülerek, esas genel kuruldan önce, ortaklara bilgi vermek amacıyla bölgesel genel kurullar yapılmaktadır. Amerika’da ise, dağınık pay sahiplerinin olaylarına işlerlik kazandırmak için proxy (vekalet) toplama sistemi gelişmiştir. Almanya'da mektupla oy kullanma imkanı getirilmiştir.
Aynı sorunlar bir holding öncülüğünde kurulan halka açık 10-15 bin ortaklı şirketlerde de söz konusu olduğu için, bazı ülkelerde yönetimle ilgilenmeyen halk ortaklarına oy hakkı olmayan, buna karşılık kar payında biraz daha avantajla hisse senetleri satılmaktadır. Bu sistem hem küçük halk ortaklarının, hem de yönetici grubun işine gelmektedir.
Halk söktörünü kurma konusunda bizde de çok eski tarihlerden beri bazı denemeler yapılmıştır. İttihat ve Terakki Döneminde kurulan ahali şirketleri ile günümüzde kurulan pek çoğu işlemez durumda bulunan işçi şirketleri yada hemşehri şirketleri Türkiye’de halk sektörü denemelerine örnek gösterilebilir.
Sermaye piyasasının sosyal yünü üzerinde dururken, son olarak hisse senetlerine yatırım yapmanın özellikle emekliler için iyi bir meşgale olduğunu da belirtmek gerekir. Bu meşgale zamanla bir merak, bir hobby haline gelebilir. Piyasayı, fiyat hareketlerini izlemek, genel kurulları takip etmek, sermaye artırımlarını kaçırmamak, rüçhan hakkını kullanmak apel yatırmak, kopon kesmek, temettü tahsil etmek, temettülerin bir bölümüyle yeniden yatırım yapmak emekliler için ideal meşgaledir denilebilir. Bazı emeklilerin zamanla bu işi öğrenerek yalnız yan gelir sağlamak değil, hisse senetlerine yaptıkları spekülatif yatırımlarla para kazandıkları ve adeta yeni bir meslek edindikleri görülmektedir. Ancak, konuyu iyi bilmeden kendi başına ya da iyi niyetili olmayan kişilere danışarak spekülatif yatırımlarda bulunmanın çok riskli olduğunu hemen ilave edelim.
Bu arada, sermaye piyasasının sosyal yönden zayıf tarafları da vardır. Bunları da kısaca şöyle sıralayabiliriz:
1.Sermaye piyasası büyük kuruluşların yararına işler, küçük kuruluşların tahvil ve hisse senedi ihraç ederek bunları halka satma şansı büyük ve isim yapmış kuruluşlardan daha azdır.
2.Orta ve dar gelirli sınıfların tasarruf gücünün zayıf olduğu ülkelerde ve zamanlarda sermaye piyasasının nimetlerinden yalnız yüksek gelirli zümreler yararlanabilir.
3.Bilançoların iyi denetlenmediği piyasalarda, bazı şirketlerin yönetim kurullarına hakim büyük ortakların bilanço üzerinde oynayarak, karın az olduğu ya da az gösterildiği yıllarda hisse değerini düşürerek hisse senetlerini piyasadan ucuz fiyatla toplamak, müeakip yıl karı yüksek göstererek hisseleri yüksek fiyatla satmak ve bu oyunu devam ettirmek imkanı bulabilirler. Memleketimizde de bazı şirketlerin bu şekilde oyunlara alet edildiği görülmüştür ve görülmektedir.
4.Bazı şirketlerin üst ve orta kademe yöneticilerinin satış, kar, temettü, sermaye artırımı gibi konularda elde ettikleri bilgileri bizzat ya da başka spekülatörlerle işbirliği yapmak suretiyle kendi çıkarları için kullanmaları mümkündür. İnsider İnformation ve İnsider Trading denilen bu durum gelişmiş ülkelerde daha da yaygın olup, bunlara karşı çeşitli önlemler alınmaktadır.
SERMAYE PİYASASININ YAPISI
Sermaye piyasasının yapısını; hukuki çerçeve, sermaye piyasasının kurumları, sermaye piyasasının araçları, menkul kıymet arz edenler, menkul kıymet talep edenler ve aracılar olarak incelemek gerekir. Gerek araçlar, gerek aracı ve yardımcı kuruluşlar, gerekse hukuki çerçeve ileride kendi bahislerine özel olarak ele alınacakdır. Burada piyanın kendi bünyesiyle alıcılar üzerinde duracağız.
Sermaye pisasasında fonlar kıymetli evrak hükmündeki belgeler karşılığında el değiştirdiğine göre, fon sahipleri bu belgeleri iki şekilde satın alabilirler; ya ilk ihraçtan, ya da ikinci elden. İşte bu sebeple sermaye piyasası iki kesim halinde oluşur.
BİRİNCİL PİYASA: Tasarruf sahiplerini tahvil ve hisse senedi gibi hak temsil eden belgeleri doğrudan doğruya ihraç eden kuruluşların veya bunlara ihraçta aracılık eden kurumlardan alabildikleri durumlarda birincil piyasa,(primary market) sözkonusudur. Birincil piyasada önemli olan, menkul kıymetleri, ihraçtan almaktır. Arada bir banka veya aracı kurum bulunması bu alımın birincil piyasada olmasına mani değildir.
İKİNCİL PİYASA: Menkul kıymetleri ihraçtan alanlar bunları paraya çevirmek istedikleri takdirde, sonsuz vadeli belgelerde (hisse senetlerinde) hiçbir zaman, orta ve uzun vadeli belgelerde (tahvillerde) vadeden önce, bunları ihraç eden kuruluşa rücu edemezler. İkincil piyasa (secondary market) bu durumdaki menkul kıymetlerin para çevrilmesini sağlayan piyasadır ve menkul kıymetlerin likiditesini artırarak birincil piyasaya talep yaratır, onun gelişmesini sağlar. Bu bakımdan, sermaye piyasasında ikincil piyasa kadar önemlidir. Gelişmiş piyasalarda ikincil piyasının iş hacmi birincil piyasadan defalarca büyüktür.
İkincil piyasanın en iyi teşkilatlanmış bölümü menkul kıymet borsalarıdır. Borsalardan başka bir de borsa dışı (over the counter:tezgah üstü) piyasa vardır. Borsada yapılan işlemler hacim bakımından, hem de rayiç fiyatların tespiti bakımından çok önemlidir. Hacmi büyük de olsa, borsa dışı piyasa borsaya bağımlıdır.
İkincil piyasanın menkul kıymet satmak isteyenlere sağladığı kolaylığın yanında, bu belgelerden satın almak isteyenlere sağladığı kolaylık da önemlidir. Yalnız birincil piyasa mevcut olsaydı, tasarruf sahipleri ellerine para geçtiği zaman ihraç halinde hangi kuruluşun tahvil ve hisse senetleri varsa ancak onlardan edinmek imkanıyla sınırlı kalırlardı. Oysa ikincil piyasada, o güne kadar ihraç edilmiş hemen bütün kıymetleri -rayiç bedelini ödememek şartıyla-bulmak mümkündür.
İkincil piyasa, bir yönüyle de, gelişmelerin değerlendiği yerdir. Kurulan bir anonim şirketin hisse senetleri, şirketin başarısına ve gelişmesine göre değerini ikincil piyasada bulur.
Birincil piyasa daha çok sermaye piyasası bilinciyle, ikincil piyasa ise menkul kıymetler piyasası bilinciyle çalışır. Birincil piyasada uzun vadeli fonların tasarruf sahibinden firmalara intikali söz konusu olur ve birincil piyasada yapılan tahvil ve hisse senedi satışları sonucunda firmanın bünyesine taze para halinde yeni sermaye girer.
Oysa, ikincil piyasada el değiştiren menkul kıymetler fonları kullananlardan kopuktur. İkincil piyasadakiler kendi aralarında menkul kıymetleri alıp satarlar, kıymetler ve paralar aralarında el değiştirip durur. Bu hareketler fonları kullananları direkt olarak etkilemedği gibi, artık burada alınıp satılan şey sermaye fonları değil, birtakım kağıtlardır. Herhangi bir mal alınıp satılıyormuşcasına kağıtlar alınıp satılır, bunların fiyat farklarından kar veya zarar edilir, ikincil piyasanın birincil piyasaya kaynak sağlamakta büyük bir önemi vardır ve birincil piyasanın kapasitesini ikincil piyasa etkiler.
ARZ VE TALEBİ BESLEYEN KAYNAKLAR
Menkul kıymetler piyasasından talep faktörünü besleyen kaynakların başında, genel para arzı , halkın tasarruf imkanları, tasarruf eğilimi, sosyal sigorta fonları ve sigorta şirketlerine ait kurumsal tasarruflar ve özellikle emekli ikramiyeleri gelir. Sosyal güvenlik sistemi geliştikçe menkul kıymetlere karşı talep de artacaktır. Orta çapta portföy sahiplerinin çoğunluğunu emekliler meydana getirmektedir. Tasarruf edilen fonların daha büyük ölçüde menkul kıymetler piyasasına akması, şüphesiz, menkul kıymetlere yatırım yapma yönünde halkın bilinçlenmesine ve güven duygusu kazanmasına bağlıdır.
Arzın kaynaklarına gelince, bunlar öncelikle, güvenilir kurucular tarafından kurulan yeni halka açık şirketler, mevcut şirketlerin halka açılması ve mevcut halka açık şirketlerin sermaye artırımlarıdır. Hatta, bu sonuncu kaynak çok defa öncekilerden de önemlidir. İMKB 1.Pazarında kayıtlı büyük, şirketlerden birinin %100 oranında yapacağı sermaye artırımı, sermaye piyasasına mahalli çapta birkaç yeni şirketin sağlayacağı kaynaktan daha önemli ve daha güvenceli bir katkıda bulunur. Her ne kadar sermaye artırımlarında yeni tedavüle çıkan hisse senetleri esas itibariyle yine eski ortaklar tarafından satın alınırlarsa da, bunların bir bölümünü kısa veya uzun sürede mutlaka elden çıkaracaklardır. Bunların piyasaya dökülmesi, menkul kıymetler piyasasında mal arzını besleyen en önemli kaynağı oluşturur.
ÖZELLEŞTİRME
Son yıllarda özellikle hisse senedi piyasasında en önemli arz kaynaklarından biri olarak özelleştirme (privatization) operasyonlarını görüyoruz. Özelleştirme, iki yoldan piyasaya materyal sağlar: biri özel şirketlerin kamu portföyünde bulunan hisse senetlerinin borsada ya da borsa dışında satışa sunulması, diğeri de, anonim şirket şeklinde olan veya olmayan, yüzde yüz kamu kuruluşu olan KİT’lerin halka satışıdır. Kamunun elindeki büyük arz kaynağının iyi zamanlama ve iyi fiyatlandırma yapılmadan harekete geçirilmesi piyasaya faydadan çok zarar verebilmektedir.
Kamu portföyündeki hisse senetlerinin her iki yoldan halka satışı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından yapılmaktadır. Çeşitli bakanlıkların elinde bulunan özelleştirme konusu kuruluşlar veya hisse senetleri bu idarenin portföyünde toplanmakta ve buradan halka yada paket satışlar halinde sermaye gruplarına ve yabancı yatırımcılara satılmaktadır.
GELİŞMİŞ ÜLKELERDE SERMAYE PİYASALARI
Gelişmiş ülkelerde sermaye piyasaları, iş hacmi, halka açık kuruluşların sayısı ve halka arz edilen menkul kıymet hacminin büyüklüğü, halkın piyasaya katılma oranı, aracı kuruluşların çokluğu ve çeşitliliği, düzenleyici hukuki çerçevenin zenginliği bakımından bizim sermaye piyasamızdan farklıdır. Sermaye piyasası en gelişmiş ülkeler aynı zamanda sanayide en gelişmiş ülkelerdir. Sermaye piyasası ve borsalar bir gelişmiş kapitalizmin kurumlarıdır.
Sermaye piyasasının gelişmiş olduğu ekonomilerde piyasaya giren tasarrufların çoğu kişisel tasarruflar değil, kurumsal tasarruflar’dır (institutional savings). Bu tasarrufları çeşitli menkul kıymetlere yatıran kurumlara da kurumsal yatırımcılar (institutionaml inverstors) denir. Hayat sigortası başta olmak üzere, sigorta şirketleri, emekli sandıkları, vakıflar sermaye piyasasına en büyük ve istikrarlı uzun vadeli fonları sağlarlar.
Sermaye piyasalarının gelişme derecesinde en geçerli ölçü borsalar ve borsalardaki iş hacmidir. Ayrıca, gelişmiş ülkelerde, menkul kıymetler elden ele dolaşmaz. Banka veya takas merkezlerinde saklanır, el değiştirme, halinde dahi kasalardan çıkmaz. Aynı cins menkul kıymetler banka ve takas merkezlerinin kasalarında global olarak (hep bir arada) saklanır. Bir hisse senedinin kime ait olduğu ancak ilgili servisteki takip hesabı’ndan (custodial account) anlaşır. İsviçre bankalarında takip kartonuna dahi, müşteri isterse, isim yazılmamakta müşteriye bir şifre kartı verilmektedir. Yalnız şifre kartında müşteri ismi yazılıdır. Bazı hallerde şifre numarasının hangi müşteriye ait olduğu sadece müdüriyet tarafından bilinmektedir.
Aynı bankanın iki müşterisi arasında banka aracılığı ile bir alım satım olduğu zaman, satıcının talimatı üzerine satış konusu kıymetler satanın hesabından düşülerek alanın hesabına işlenir. Hatta alıcı ile satıcı ayrı şehirlerde ya da ayrı ülkelerde olsa bile durum değişmez. Alım satımlar yeni sahibine hükmen yada hesaben teslim edilmek üzere kağıt üzerinde yapılır. Günümüzde buna bilgisayar üzerinde demek daha doğru olur.
Müşteri adına menkul kıymetleri saklama hizmeti (custodian service-safe keeping) İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda yapılmaktadır. Saklama globaldr. Bu sayede kupor kesimleri makine ile yapılır, bedelleri topluca tahsil edilir, kıymetlerin iadesi istendiğinde iade aynen değil, mislen yapılır. Yani aynı seri numaralı kıymet değil, aynı miktar kıymet iade edilir.
Saklama hizmetli şu işlemleri kapsamaktadır,
-Muhafaza,
-Kupon kesimi, faiz ve temettülerin ilgili şirketlerden tahsili,
-Tahsil edilen paraların portföy sahibinin hesabına geçirilmesi,
-Sermaye artırımlarının portföy sahibine mektupla haber verilmesi, artırıma katılacaksa yardımcı olunması,
-Yeni hisse senetlerinin teslim alınıp saklamaya konulması,
Birçok banka ve aracı kurumlar saklama hizmeti ile birlikte, portföy yönetimi ve alımsatım hizmeti (trust department-fidcuiary service) vermektedir. Bankalarımızda gittikçe yaygınlaşan bir şekilde menkul kıymetler departmanları (securities departmants) açılmaktadır.
TÜRKİYE’DE SERMAYE PİYASASI VE GELİŞMESİ
OSMANLI DÖNEMİ
Memleketimizde sermaye piyasasının mazisi sanıldığından daha eskidir. Avrupa’da yaşanan sanayi devrimi ve sömürgecilik hareketleri büyük anonim şirketlerin ortaya çıkmasına ve bunların halka açılmasına yol açtığında, Türkiye’de yaşayan yabancı tacirler ve azınlıklar bu şirketlerin tahvil ve hisse senetleriyle ilgilenmeye başlamıştır, tedavül eden paranın altın para olması, kambiyo kontrolünün bulunmaması ve kapitülasyonların kendilerine sağladığı serbesti sayesinde dışarıya para çıkararak yabancı şirketlerin tahvil ve hisse senetlerini satın almışlardır. Daha sonra “Tanzimat hareketinin de etkisiyle Türkler de bu konuya ilgi göstermişlerdir. Dışarıdan alınan kıymetlerin el değiştirmesi kısa zamanda bizde de bir piyasa oluşturmuş, buna da Galata Bankerleri önayak olmuşlardır. 1854 Kırım Harbi dolayısıyla çıkarılan borçlanma tahvilleri, bunu takiben devletin çeşitli vesilelerle çıkardığı tahviller, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı şirketlerin, özellikle şimdi, elektrik, gaz ve tramvay şirketlerinin, meşrutiyetten sonra da yerli şirketlerin tahvil ve hisse senetleri piyasada alınıp satılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları ve Kurtuluş Savaşı’nın kargaşalığı piyasayı etkilemekle beraber Cumhuriyetin ilanından sonra kapitülasyanların kaldırılması, yabancı şirketlerin millileştirilmesi, kambiyo kontrolünün getirilmesi, altın para ekonomisinden milli ve dışa kapalı devletçi ekonomi düzenine geçilmesi bu ilk sermaye piyasamızı söndürmüştür.
CUMHURİYET DÖNEMİ
Ülkemizde sermaye piyasasının yeniden doğuşu 1960’lı yıllarda Hürriyet tahvilleri ve tasarruf bonoları ile başlar. Tasarruf bonoları tamamen, Hürriyet tahvilleri ise kısmen mecburi tasarruf mahiyetinde olduğu için, kısa zaman sonra bunları alanlar paraya çevirme imkanı aramaya başladılar. Piyasada bazı işbilir kimselere de bunları faiz oranlarına ve vadelerine göre kırarak satın aldılar. Zamanla ara simsarlar da türedi ve bu iş arzuhalcilere kadar indi. Alıcılar üstüne belli bir kar koyarak bunları parasını değerlendirmek isteyenlere sattılar. Böylece ilk defa ikinci el menkul kıymetler piyasası doğmuş oldu. Cari faiz oranı ise o günlerde %12’nin üzerindeydi. İkinci el alım ve satımlarda fiyat, faiz randımanı %12 olacak şekilde ayarlanıyordu.
HOLDİNGLERİN VE HALKA AÇIK ŞİRKETLERİN ORTAYA ÇIKMASI
Tasarruf bonoları 1980’lerde tamamen piyasadan çekildi. Fakat menkul kıymetler piyasası artık kurulmuştur. Daha önce kapalı aile şirketi olarak kurulan pek çok şirket de ölümler ve veraset yoluyla kapalı olmaktan çıktı. 1970’li yıllarda bazı büyük holdingler halka açılmanın avantajlarını paralel yeni yatırım holdinglerin tesis ettiler. O dönemden bugüne gerçekten faydalı ve başarılı pek çok halka açık şirket kaldı. Aynı tarihlerde görülen yurt dışına işçi akımı da Anadolu’nun çeşitli köşelerinde pek çok işçi şirketlerinin kuruluşunu beraberinde getirdi. Yazık ki bu şirketlerin çoğu hep mahalli esnaf ve eşrafın yönetiminde kalarak başarılı olamadılar. “Bir holding+bir banka+100 küçük ortak” formülü genelde başarılı olmuş ve sermaye piyasasının bugünkü gelişme düzeyine gelmesine de yardımcı olmuştur.
TÜRKİYE SINAİ KALKINMA BANKASI
Bu arada Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın hisse senedi piyasasının oluşmasına katkısını unutmamak gerekir. Bu banka, kuruluşta iştirak ettiği ve kredi sağladığı şirketlrdir. Kuruluş dönemi tamamlanıp kara geçtikten sonra, portföyündeki hisse senetlerini primli fakat makul bir fiyatla halka satmak suretiyle hem sermaye piyasasına kaynak sağlamış, hem böylece zaman zaman likide ettiği fonlarla yeni kuruluşları desteklemiş, hem de kendisi kar sağlamıştır.
TÜRKİYE KALKINMA BANKASI
1974 yılında DESİYAB ünvanıyla kurulan Türkiye Kalkınma Bankası daha ziyade kuruluşuna yardımcı olduğu, başarısızlık halinde rehabilite ettiği (iyileştirdiği) işçi ve hemşehri şirketlerini halka açma ve sermaye piyasasına kazandırma gayreti içindedir.
TÜRK BANKACILIĞININ MENKUL KIYMET TİCARETİNE GİRMESİ
Daha önce bazı denemeler yapılmış olmasına rağmen, ticari bankalar arasında ilk defe Türkiye İş Bankası 1974 yılında bir menkul kıymetler departmanı kurarark ciddi şekilde piyasada menkul kıymet alım satımı yanında, ihraç aracılığı, saklama, kupon tahsili, rüçhan hakkı kullanımı gibi hizmetler de vermeğe başladı. Bu eserin, yazarının kuruluş ve gelişmesine 11 yıl emek verdiği bu ünite ile, borsanın kuruluşundan 11 yıl önce ciddi bir kuruluş bu piyasaya girerek piyasanın kurumsallaşmasında ilk adımı atmış oldu. Bu ünite sürekli fiyat listeleri yayınlayarak bir bakıma borsa gibi, çalıştı ve borsanın kurulmasından sonra diğer bankalarda peşpeşe bu örneğe göre menkul kıymet departmanları kurdular.
BANKERLER OLAYI
Türkiye’de sermaye piyasasının gelişmesinde tasarruf bonoları, yatırım holdingleri, işçi ve hemşehri şirketleri, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın çalışmaları başlıca kilometre taşlarını teşkil eder. Bunlara 1979-1982 yıllarına damgasını vuran bankerler olayını da eklemek gerekir.
Bankerler olayının başlıca sebebi o yıllarda görülen hiper-enflasyondur.Yüksek enflasyon mevduat ve tahvil faizlerini negatif gelir haline getirmiş, zamanın mevzuatı mevduat ve tahvil faizlerinin enflasyon gerisinde bıraktığı için, tahvil ve mevduat sertifikası satışları ikincil piyasaya intikal etmiş ve ikincil piyasa mantar gibi bankerlerin bitmesine sebep olmuştur.
O dönemde tahvil ihracına yalnız bankalar aracılık edebiliyordu. Bankaların tahvil ihracına ilişkin esasları da Merkez Bankası belirliyordu. Bankalar Merkez Bankası’nın sıkı denetimi altında bulunduğundan, belirli faiz oranlarını üstüne çıkılamıyordu. Enflasyonun %60’ı aştığı sıralarda resmi tahvil faiz oranı brüt %28’de kalmıştır. O dönemde henüz Sermaye Piyasası Kanunu mevcut olmadığından bankerler gayet serbest şekilde çalışıyordu.
Böylece bir hammade toplanan milyarların nereye ve nasıl plase edildiğine gelince, işte asıl felaket orada kendisini göstermiştir. Toplanan paralar hiçbir zaman aklı başında bir bankanın yapacağı şekilde palse edilememiş ve büyük kısmı batak haline gelmiştir. Bu da, on binlerce kişiyi çalıştıran bir bankanın yaptığı işin uzman darolara sahip olmayan kuruluşlarca yapılamayacağını göstermiştir.
2499 SAYILI SERMAYE PİYASASI KANUNU VE SERMAYE PİYASASI KURULU
En az 10 yıldan beri sözü edilen Sermaye Piyasası Kanunu, bankerlar olayının da baskısıyla nihayet 28.07.1981 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Sermaye Piyasası Kanunu, getirdiği hükümler ve kurumlarla şüphesiz sermaye piyasamızın düzenlenmesi konusunda büyük bir boşluğu doldurmuş, piyasanın iktisadı gelişmesinin içinde yer alacağı hukuki çerçeveyi oluşturmuştur. Sermaye Piyasası Kanunu’nun getirdiği yeniliklerden kendi basinde etraflıca söz edeceğiz.
YENİDEN DEĞERLEME KANUNU
Yeniden değerleme, (revuluation) kısaca, şirketlerin aktifinde bulunan bina, demirbaş, makine , nakil vasıtası gibi sabit kıymetlerin defter kıymetlerinin enflasyon vesair sebeplerle farklılaşmış, gerçek piyasa değerine eşitlenmesidir.
21.1.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2791 (R.G.:22.1.1983/17936) sayılı “Vergi Usul Kanunu ile Değerli Kağıtlar Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun” yeniden değerlemeyi vergiden muaf tutmak suretiyle fiilen uygulanabilir hale getirmiştir. Bu kanuna göre yeniden değerleme 1972 ve 1982 yılları arasındaki 11 yıllık süreyi kapsamaktadır. Sabit kıymetlerin satın alma tarihlerine göre, 1972 yılı 11 olmak üzere, müteakip yıllara birer birer azalan katsayılar verilmiştir.
Daha sonra 3094 sayılı kanunla yeniden değerleme sürekli hale getirilmiştir.
Yeniden değerlemenin sermaye piyasasının gelişme çizgisindeki önemi, yeniden değerleme sonunda elde edilecek değer artışının bir değer artışı fonunda toplanarak bilançoların pasifinde gösterilmesi ve istendiği takdirde bu fonun şirket sermayesine kalbedilmesi suretiyle, yeni hisse senetleri bastırılarak bedelsiz olarak dağıtılabilmesindedir. Bu bedelsiz hisse senedi dağıtımı 1983 yılında hisse senetlerinde görülen hızlı değerlemenin başlıca sebebidir.
1980’li yıllarda yaşanan enflasyon ve enflasyonla mücadele konusunda alınan moneter tedbirle, özellikle faiz oranlarının yükselmesi, piyasada yabancı kaynak maliyetini birden bire yükseltmiş ve finansal kaldıraç (financial leverage) faktörünü de etkilemiştir. Geçmiş dönemlerdeki ucuz faiz (hatta negatif faiz) esasına göre sermaye bünyesini oluşturmuş olan şirketler, bozulan öz sermaye/yabancı sermaye dengesini öz sermaye lehine düzeltmek için peşpeşe sermaye artırımlarına başvurmuşlardır ki, bu olay menkul kıymetler piyasasındaki “mal” arzını artırma konusunda çok yararlı olmuştur. Birçok şirket bu konuda yeniden değerlemeden de yararlanma yoluna gitmiştir. Şöyle ki, bilançoda yeniden değerleme fonundan bedelsiz sermaye artırımı yapılırken, bir o kadar da bedeli sermaye artırımı yapılmış, şirketler bedelsiz hisselerin teşvikiyle rüçhan haklarını ortaklara kullandırmakta zorluk çekmemişlerdir. Yeniden değerlemenin sermaye piyasasına olumlu etkilerinde bir de, tahvil ihraç imkanlarını genişletmek olmuştur. Yeniden değerleme fonunun sermaye ya da ihtiyatlara eklenmesiyle, sermaye ve ihtiyatları ölçü alan tahvil ihraç sınırları genişlemiştir.
Diğer yandan, 1983 yılı içinde çok yüksek değerlere varmış bazı hisse senetleri bedelsiz yeni hisse senetleri verilerek sermayenin sulandırılması sayesinde amatör yatırımcıların alım gücüne ve anlayışına uygun değerlere inmiştir.
TÜRK SERMAYE PİYASASININ GELİŞMESİ
Türk sermaye piyasası artık oluşmuştur. Fakat gelişme düzeyinin Türk ekonomisinin gelişme düzeyine paralel bulunduğu söylenemez. Yeni kurulan Menkul Kıymetler Borsası’nın gelişmesi her şeyden önce piyasının gelişmesine bağlıdır. Piyasanın gelişmesi de memleket ekonomisinin gelişmesinden ayrı düşünülemez. Dolayısıyla bütün bunlar zamana bağlı uzun vadeli sorunlardır. Fakat bu demek değildir ki kısa ve orta vadede de bu konuda bir şey yapılamaz.
Bir piyasanın gelişmesi alıcıların, satıcıların, aracıları ve alım-satım konusu “mal” ın bol olmasına bağlıdır. 60 milyonluk, ortalama geliri 2000 doların üzerinde bir toplumda alıcı ve satıcıların aldığı kader olarak kabul edilemez. Alım-satım konusu malın da az olduğu söylenemez, zira bugün Türkiye’de 20 binin üzerinde anonim şirket vardır. Alıcı ve satıcı miktarı potanisyel olarak müsait, mal miktarı yeterli aracılar da iş imkanı olduğu zaman mantar gibi bitebiliyor, o halde eksik olan nedir? Malın piyasaya ve de borsaya intikalini, yani 20 bin küsür anonim şirketin yeterli bir bölümünün hakla açılmasını sağlamak gerekiyor. Halen halka açık durumda olan şirketlerle sermaye piyasamız büyük bir gelişme gösteremez.
Kapalı aile şirketleri sermaye bünyesinde veraset yoluyla meydana gelen bölünmeler dolayısıyla, nesiller değiştikçe daha az kapalı hale gelmektedir. Ama sermaye piyasamızın nesiller boyunca beklemeye tahammülü yoktur. Bunların küçük bir bölümü (%12-25) halka açıldığı takdirde para darlığı baskısından kurtulmaları da mümkün olacaktır.
Hisse senetlerine karşı talebin canlandığı konjonktürlerde sermaye piyasamazın en önemli sorunu menkul kıymet arzındaki yetersizlik gibi görülür. Menkul kıymet arzının, özellikle hisse senedi arzının çoğalması halka açık şirketlerimizin çoğalmasına ve bunların halka açık bölümünün büyümesine bağlıdır. Halen halka açık sayılan şirketlerde bu bölüm ortamala %15-20 civarında kalmaktadır.
Büyük şirketlerin halka açılmaktakı isteksizliğini şirkete yabancı sokmamak, şirketin kontrolünü elden bırakmamak isteğine bağlamak adet olmuştur. Ancak şirket yönetimini elde tutma içgüdüsünün bu isteksizliği tek başına açıklaması zordur. Halka açılan bir şirketin yönetim ve kontrolünün elde tutulması için lider grubun %20-25’lik bir hisse oranına sahip olmasının yeterli olduğunu, hatta oy hakkı bakımından imtiyazlı hisselerle bunun daha da kolaylaştırılabileceğini şirket sahiplerinin çoğu bilmektedir. O halde başka sebepler de vardır.
Bu sebeplerin en önemlisi ikame teorisi ile açıklanmaktadır. Bir şirketi kuranlar katlandıkları güçlüklerden başka, yıllara boyu yatırımlarından hiçbir gelir elde edemeden beklemek zorunda kalırlar. 7-8 yıl sonra temettü dağıtmaya başlayan bir şirketin hisse senetleri hemen değerini bulunmamaktadır. Bu arada enflasyon değer ölçülerini değiştermektir. Böyle bir şirketin sermaye arttırımı yapması halinde, 7-8 yıl önceki para değeriyle yatırım yapmış bulunan eski ortaklarda şirkete yeni giren ortaklar yani haklara sahip olmaktadır. Ticaret Kanunumuzun eski ortaklara tanıdğı rüçhan hakkı ancak hisse bedeli çok yüksek olan şirketlerde eski ortakların haklarını koruyabilmektedir. 7-8 yıl kara geçmek içi çabalamış ve kara geçmiş bir şirketin hisseleri henüz başabaşın pek az üstündedir. Bu durumda, şirket sermaye artırımı yapmak isterse, oluşacak rüçhan hakkı primi eski ortakları tatmin etmeyecektir.
Bir de, aynı şirketin yeniden kurulması halinde gerekecek miktarının hisse başına karşılığı hisselerin piyasa değerinin çok üstünde ise, kurucu ortaklar şirket hisselerini halka satmayı zararına satış gibi mütalaa edeceklerdir.
Yeniden değerleme kurucu ve eski ortakların haklarını büyük ölçüde karşılamaktaysa da, iki yönden eksik kalmaktadır:
1.Bu kanun arsaları yeniden değerleme konusu yapmamaktadır. Oysa, şirketlerin özvarlığında zaman içinde en büyük değer artışı gayrimenkullerde olmaktadır.
2.Yeniden değerleme şirketlerin peştemallık değerini değerlendirmemektedir.
İşte bu yetersizlikler yüzünden eski ve kurucu ortakların hakları dengelenemediği için, halka açılma hareketi yetersiz kalmaktadır. Bunu telafi etmek için iki tedbir düşünülebilir:
1.Yeniden Değerleme Kanunu’nun kapsamında olmayan arsaları da yeniden değerleme konusu yapmak.
2.Sermaye artırımlarında yeni hisselerin değerinin üstünde bir bedelle halka arzına imkan vermek.
Mevzuatımıza göre bunların her ikisi de mümkündür, ancak bu defa da iki yeni mesele ortaya çıkmaktadır:
1.Gerek Yeniden Değerleme Kanunu kapsamı dışında yeniden değerleme yapmak, gerekse yeni hisseleri primli olarak satmak vergi konusudur. Şirketlere büyük çapta vergi yükü altında bırakır. Primli satışta şirket yeni ortaklardan nakit prim sağlamakta olduğu için, bunun bir bölümünün vergi olarak ödenmesi göze alınabilirse de, gayrimenkullerin yeniden değerlemesinde böyle bir nakit girişi yoktur, dolayısıyla, adeleti sağlamak hem pahalıya mal olacak, hem de şirkette nakit kanamasına sebep olacaktır.
2.Bu iki yoldan kurucu veya eski ortakların hakları sağlansa bile, bu defa yeni ortaklar için yeni hisseler pahalılaşmaktadır. Yeni ortaklar, eskilerin aksina, hisselere değer biçerken şirketin net aktif değerini, yeniden kurma maliyetini ya da peştemallık değerini gözönüne almazlar, satın alacakları hisselerin bugünkü ve gelecekteki getirisini düşünürler. Buna göre bulunacak hisse değeri ise hiçbir zaman kurucu ortakların beklentisini karşılamaz. Bu durum, borsada satıcının istediği fiyatla alıcının verdiği fiyatın birbiriyle çakışmaması olayına benzer bir durum yaratır. Satış gerçekleşmez.
Bu kilitlenmeyi önlemek için, her iki tarafı da tatmin edecek ve bir denge noktasında birleşitirilecek bazı tedbirlere ihtiyacı vardır. Bunlar şirketlerin dışında devlet tarafından getirilebilecek tedbirlerdir.
1.Yeniden değerlemede arsalara da yer vermek. Amortisman artışı yüzünden devlet zarar etmeyecektir. Zira arsalarda amortisman sözkonusu değildir.
2.Yeniden değerleme kanunu kapsamı dışındaki mahkeme kararıyla yapılacak yeniden değerlemede vergi istisnası veya indirimi getirilebilir.
3.Primli hisse satışlarından doğacak kazançta vergi kolaylıkları sağlanabilir. Hiç vergi alınmayabilir. Prim kısmı kar-zarara değil, sermaye hesabına alınır.
SERMAYE PİYASAMIZIN GELİŞMESİ İÇİN GEREKLİ TEDBİRLER
Hisse Senedi Arzını Artırmaya Yönelik Tedbirler
1.Teşvik belgesi ve/veya orta ve uzun vadeli kredi isteyen şirketlerde düşük borç/öz varlık oranı aramak. Şirketler borç/özvarlık oranını düşürmek için halka açılma yolunu seçebilirler.
2.Yatırım ve kalkınma bankalarıyla iştirak bankalarını, olumlu fizibiliteye sahip şirketlere kuruluşta iştirak edip, hisseler olgunlaşıp pazarlanabilir hale gelince primli olarak satma operasyonlarını teşvik edici tedbirler almak.
3.Büyük ticari ve kalkınma bankalarını iştirak portföylerindeki mevcut hisse senetlerini halka satmaya teşvik edici tedbirler almak.

