Hikayeler

Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Adli Jeofizik

TruvaGame

Level 20
Uzman
Katılım
23 Ocak 2016
Konular
8,201
Mesajlar
16,329
Online süresi
4ay 15g
Reaksiyon Skoru
3,970
Altın Konu
0
Başarım Puanı
506
TM Yaşı
10 Yıl 2 Ay 28 Gün
MmoLira
1,855
DevLira
0

Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!

Adli Araştırmalarda Jeofizik




Günümüzde yerbilimleri, özellikle cinayet yerinin ve suçlunun kimliğinin belirlenmesinde delil elde etme açısından, etkin bir rol oynuyor. Bir cinayetin ardından, mağdurun bulunamaması ve suçlunun kimliğinin belirlenememesi durumunda (terör sonucu toplu ölümler ve deprem, sel gibi felaketler sırasında insanların kaybolması da bu bağlamda değerlendirilebilir), temelde adli yerbilimleri, jeoloji, jeofizik ve geniş ölçüde çevre bilimlerini içeren mahkeme öncesi araştırma yöntemlerine başvurulur.
Adli yerbilimlerinin sınırları tam olarak tanımlanamamakla birlikte çalışma alanı birçok disiplinle çakışır. Adli yerbilimleri kayaç, sediment, toprak, hava, su, doğal olaylar ve bunların süreçlerini ve etkilerini tüm yönleriyle inceler.


Herhangi bir “adli olayın” ne şekilde gerçekleştiğini, yani olayın oluş şeklini ve nedenini araştırmak, suçluya ve mağdura ilişkin suç kanıtlarının saptanması, olaydan kaynaklanan zarar ve kaybın belirlenmesi için olay yerinde yapılan adli işlemlere “keşif ” ya da “olay yeri incelemesi” denir. Adli olaylarda, özellikle cinayet olaylarının bir bölümünde, olay yeri incelemesi sırasında mağdur ve suça ilişkin kanıtları olay yerinde gözlemlemek olasıyken bir kısım olaylarda ceset ve suça ilişkin kanıtlar yeraltına gömülerek yok edilmeye çalışılmış olabilir. “Mezar yeri tanımlaması çalışmasına” alan taramasıyla ve yerden ve/veya havadan çekilen fotoğraflarla başlanır. Alan taraması tamamlandıktan sonra, yani özel olarak eğitilmiş köpeklerle yapılan olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmaları, entomoloji (böceklerin yaşamı ve çevreleri ile olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı) uzmanlarının incelemeleri, metan gazı analizi üzerine yapılan çalışmalar, botanik uzmanlarının çalışmaları ve bulguların tamamı değerlendirilerek kazı alanı belirleme çalışmaları yapılır. Bütün bu çalışmalar sonunda, kazılacak alandan emin olunamıyorsa ve cinayetle ilgili kanıtlar yok edilmeden yer belirleme işlemi gerçekleştirilmek isteniyorsa jeofizik yöntemlerle mezar yeri saptama konusu gündeme gelir. 1990 yılından beri, gömülü insan kalıntılarını araştırma çalışmaları büyük ölçüde jeofizik uygulamalarla gerçekleştiriliyor.




Daha önce de bahsettiğim gibi Jeofizik,
fiziğin ilkelerinin yerkürenin incelenmesine uygulanması demektir. Tıpta bilinen yöntemlerin birçoğu jeofizikte yeryüzüne uygulanır. Örneğin, bir doktorun hastasının hikâyesini dinlemesiyle jeofizikçilerin araştırma yapacakları konuyu irdelemeleri (örneğin MR (manyetik rezonans görüntüleme) benzeri bir uygulamayla yerin elektromanyetik yöntemle incelenmesi) ve bir doktorun hastasının sırtına ve karın boşluğuna parmakla vurarak çıkan sesi din dinlemesiyle de jeofizikte sismik yöntem uygulamaları eşleştirilebilir. Adli jeofizik ise, adli araştırmalarla ilişkili jeofizik yöntem uygulamalarıyla yeraltında ya da su altında bulunan gömülü nesnelerin (ceset, mezar veya suçluyla ilişkili deliller) yerlerinin bulunması çalışmasıdır. Arama hedefi, genellikle cinayet araştırmalarında yaklaşık 0,5-1 m’ye gömülmüş cesetlerin, silahların ya da kayıp araçların bulunduğu
yerlerdir.



Adli Jeofizik Araştırmalarda Tercih Edilen Jeofizik Yöntemler




Jeofizik yöntemde yer radarı (ground penetrating radar - GPR) ile mezar yerini tanımlamada başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Diğer yöntemler, yani elektrik özdirenç ve manyetik yöntem uygulamaları üzerine araştırmalar ise halen devam etmektedir. Radar, radyo dalgalarını kullanarak mesafe ve ışık koşulları nedeni ile göremediğimiz cisimlerin bulundukları yeri ve konumu belirlemek için geliştirilmiş bir cihazdır. Yer radarı'ysa yeraltının araştırılmasında (en fazla 50-60 metre derinlikten bilgi alınabilmektedir) kullanılan bir aygıttır. Yer radarı uygulamasında, yer içine yüksek frekanslı elektromanyetik dalgalar (EM) gönderilir. İlerleyen dalgalar, optikte olduğu gibi ortam değiştiğinde ara yüzeylerde kırılma ve yansımaya uğrar. EM dalgalar farklı dielektrik özelliği olan bir yüzey yapısıyla karşılaştıkları zaman yansıyarak yeryüzüne geri

döner. Yöntem, geri dönen dalgaların yeryüzündeki alıcıyla kaydedilmesi esasına dayanır. Günümüzde özellikle arkeolojik araştırmalarda çok yaygın kullanım alanı bulan yer radarı uygulamaları, ceset kalıntılarının aranmasına dönük çalışmalarda da oldukça başarılı sonuçlar verir. Adli araştırmalarda yer radarı yöntemiyle başarılı sonuçlar elde edilse de, yöntemin uygulamasında bazı alanlarda (yüksek iletkenlik gösteren ortamlarda)

gözlenen çözümsüzlük, başka yöntemlerin de kullanılmasını gerektirmiştir. Bunlardan elektrik özdirenç yöntemi, yeryüzüne yerleştirilen iki elektrotla yeraltına verilen elektrik akımının oluşturacağı gerilim farkının, başka

iki elektrot yardımıyla ölçülerek yeraltı yapısının incelenmesi ilkesine dayanır. Yeraltı tekdüze ise, iki akım elektrodu arasındaki iletim sonucu, ortamın iletkenliğine bağlı olarak gerilim elektrodları arasında bir gerilim farkı ölçülür. Ortamda tekdüzeliği bozan herhangi bir olgu varsa iletim etkileneceğinden, ölçülen gerilim farkı değerlerinde belirgin bir değişim gözlemlenir. Gerilim fark değerlerinden yararlanılarak, doğal ve yapay yeraltı yapılarının özdirenç değerlerine ulaşılabilir.

Bir başka deyişle yeraltı elektrik özdirenç yöntemiyle, elektriği iletme ya da iletememe özelliğine göre haritalandırılır.

Manyetik yöntemdeyse, yerin manyetik alanındaki değişimler saptanmaya çalışılır. Yeraltında bulunan bir cismin manyetik belirti verebilmesi için, cismin manyetik duyarlılığının kendisini çevreleyen kayaçların manyetik duyarlılığından farklı


olması gerekir. Manyetik alanın şiddetini ölçen cihazlara manyetometre denir.

Adli araştırmalarda manyetik yöntem uygulamaları son dönemin önemli araştırma konularından biridir. İnsan vücudunun manyetik duyarlılığı düşüktür ve çoğu kez ölçüm sonuçları ayırt edici bir belirti sunamaz. Bu nedenle bu yöntem, doğrudan

ceset aramakta kullanılmaz, daha çok ortamı bozularak açılmış mezar yerlerinin sınırlarının saptanmasında bu yöntemden yararlanılır. Başarılı bir sonuç elde etmek için, araştırma yapılan konuya ve çalışma alanına uygun yöntem seçimi
çok önemlidir. Bir jeofizik çalışmada ölçümlerin sonuçlarını yorumlarken, yerel koşullar, gömülme zamanı, aranan hedefin boyutu ve aranan hedefin çevresini saran malzeme yapısı, yeraltı su seviyesiyle taşınma gibi koşulların da göz önüne
alınması gerekir. Jeofizik çalışma, adli araştırmalarda yüksek başarı oranı sağlar. Gözlemsel yollarla yapılan çalışmalarda, örneklenen çalışma alanında tüm alanın ancak % 5’lik bir kısmı taranabilirken, jeofizik çalışmayla bu oran % 95’i bulur. Jeofizik çalışmaya ayrılması gereken süre daha uzundur ve işlem maliyeti de deneme çukuru açarak hedef yeri belirlemeye göre iki kat fazladır. Ancak, mezar yeri tespitinde deneme çukurlarıyla gömülmüş cesede ulaşma oranı % 10’un altında kalırken, jeofizik ölçümlerle bu oran % 90’ın üzerine çıkarılabilir. Günümüzde adli bilimler çalışma alanı, suçlu sayısının ve suçların artışına koşut olarak gelişen teknolojiyle kendine yeni çalışma alanları açıyor ve
farklı bilim dallarının bir araya gelmesiyle kurulan enstitüler ve resmi kurumlar aracılığıyla gelişimini sürdürüyor.


Hal böyleyken aslında hayatımızın bir parçası olan bu çalışmalardan pek haberimiz yok. Gördüğüm kadarıyla eğitimi, bilimi ikinci planda tutmaktayız. Ne acıdır ki halen çalışmaların hızlandırılması yeni çalışmalara kapı aralama düşüncesinden yoksunuz. Bu nedenledir ki ülke olarak gelişmiş ülke sıralamasında üst sıralara çıkamamaktayız. Sorunun kaynağının en temel sebebi toplum olarak bizleriz. Eğitimli bireyler eğitimli toplumları oluşturur. Ve hiçbir toplum yoktur ki sanata, bilime, edebiyata önem vermeden gelişebilsin. Geçmiş çağlarda yaşamış toplulukları irdelediğimizde her dönemde yeni buluşlar yaptıklarını, bilgiyi arayış çabalarını ve bize bıraktıkları yıllar sonra elimize ulaşan tarihi kalıntılardan anlamaktayız. Mühendislik ve gerekli çalışmaların aslında asırlar öncesindeki insanlarında ihtiyaç duyduğu da göz ardı edilmemeli. Ayrı ayrı bütün bilimler, alt dalları ve bu alandaki çalışmalar elbette ki çok önemli. Ama asıl önemli olan bir şey var ki o da bilimin daha da ilerletilmesi gerektiği. Bu sayede hem toplum olarak hem de ülke olarak en refah seviyeye ulaşır ve güçlü medeniyet seviyesini elde tutabiliriz diye düşünüyorum. Bilim meşalesini elinde tutan bir ülke olmak büyük onur ve elbette ki Türkiye'nin, güzel ülkemizin bu seviyelere ulaşması bizlerin elinde. Bu bilinçte nesiller yetişmesini temenni ederek bilimin en ön planda olduğu bir gelecek diliyorum.
Bilimin ihtiyaç duyduğu bir alan olan JEOFİZİK ve çalışmalarını bu kapsamda ele alıp değerlendirmek istedim. Bu çalışmaların hız kazanması neticesinde değişen yeni Türkiye profilinin çizileceğini bir jeofizikçi olarak açıkça belirtmek isterim...


Kaynak: Emin Bayram
 
Paylaşım için teşekkürler.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)

Geri
Üst