Sitemize reklam vermek için [email protected] adresine mail atabilirsiniz
For Advertising Contact [email protected]


İsraİl-fİlİstİn

Hakan811

Level 6
TM Üye
Üye
Ticaret - 0%
0   0   0
Katılım
3 Şub 2009
Konular
926
Mesajlar
1,426
Beğeniler
31
MmoLira
0
DevLira
0
#1
Birleşmiş Milletlerin 29 Kasım 1947’de Filistin topraklarının yüzde 56’sını 650 bin kişilik Yahudi nüfusuna, geri kalan yüzde 44’nü de 300 bin nüfuslu Filistin’e verilmesini onaylamanasından 6 buçuk ay sonra, 14 Mayıs 1948’de İsrail devleti kuruluşunu ilan etti.
İşte o tarihten bu yana Ortadoğu’de terör, kan ve gözyaşı dinmek nedir bilmedi... Yüzyılın son 50 yılına damgasını vuran terör bugün de tüm vahşetiyle sürüyor, sürdürülüyor. Hem de devlet politikası olarak... İsrail devletinin kuruluşuyla birlikte Ortadoğu’da başlayan terör, Filistin halkı üzerinde soykırım denemelerine dönüştü. Filistin halkı kendi topraklarında, kendi vatanında tutsak ve sürgün hayatı yaşıyor.
Ortadoğu da son 50 yılda uygulanan terör ve katliam politikaları sonucu bugün gelinen nokta ise, neredeyse her Filistinli gencin bir canlı bomba haline getirilmesidir. Başka ne bekliyordunuz ki? Ariel Şaron’un genelkurmay başkanlığı döneminde; İsrail askerleri tarafından kayaların arasına sıkıştırılan çocuk denecek yaşta olan Filistinliler’in kaya parçalarıyla kollarının nasıl kırıldığını dünya televizyonları günlerce yayınlamışlardı. O zaman da bugünkü gibi hukuk ve yasa tanımayan Şaron’a yine dünya seyirci kalmıştı. Yine aynı dönemde Sabra ve Şatilla kamplarını basan İsrail askerlerine katliam emri veren Şaron, Sabra ve Şatilla’ye kan gölüne çevirdi. Bu katliamdan sağ olarak kurtulan ve o zaman 5 yaşında olan bir çocuk şimdi 27 yaşında. Şaron’un emriyle bu kamplarda annesi, babası ev abisi öldürülen bir çocuk.... Şimdi bir genç olan bu çocuğun İsrail’e karşı kin, nefret ve intikam duygularıyla beslenmesnin sorumlusu kim dersiniz?
İsrail yönetiminin Filistin halkı üzerinde uyguladığı terör ne kadar vahşet ise, Filistinli intihar komandolarının da hem kendilerini havaya uçurmaları hem de başka masum insanların ölümlerine sebebiyet vermeleri de bir o kadar vahşettir.
Ve son 50 yıldır bölgede terör eken İsrail, bugün canlı bomba topluyorsa, Şaron’un iddia etiği gibi bunun sorumlusu gerçekten Yaser Arafat mıdır dersiniz?
Şaron, Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ı “Terörü düzenlemek ve yönetmekle” suçluyor ve “Arafat, özgür dünyanın ve İsrail’in düşmanı, Yahudi devletine karşı bir terör yönetiyor” iddiasıyla Arafat’ın karargahının da bulunduğu Ramallah’ı işgal emri veriyor.
Ramallah işgaliyle birlikte İsrail’in Filistin lideri Arafat’a ve Filistin topraklarına yönelik saldırılar genişleyerek sürüyor. Arafat’ın etrafındaki çemberi daraltan İsrail, işgali Batı Şeria geneline yaydı ve Batı Şeria’nın kuzeyindeki Tulkarim’den sonra Beytüllahim’i de işgal etti.

Elindeki Sabra ve Şatilla kanı kurumadan, Filistin’de yeniden soykırım girişiminde bulunan Şaron, yasa ve hukuk tanımaz tavrıyla bütün dünyanın gözü önünde savaş suçu işliyor. Ve bütün dünyada bu vahşete seyirci kalıyor. Bundan cesaret alan Şaron, işgali zaman yayıyor ve işgal bölgesini giderek genişletiyor. “Operasyonların yoğunlaştırılmasına” karar veriyor. Şaron’un askerleri Filistinlileri yargısız sorgusuz kurşuna diziyor, gazeteciler gözaltına alınıyor, yaka paça yerlerde sürükleniyor ve kameraları kırılıyor. Yine kayda değer bir tepki yok... Şaron’un emrindeki askerler bu kez çocukları da öldürmeye başlıyorlar. (1 Nisan Pazartesi günü Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentinde, 10 yaşında Filistinli bir çocuk, 2 Nisan Salı günü yine Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus bölgesinde İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu 13 yaşında Filistinli bir çocuk daha vurularak öldürüldü.)
Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat ve Filistin halkına yönelik “Operasyon”ların en az bir ay daha süreceğini ima eden İsrail yönetimi, Arafat’la görüştükler için batılı 10 barışseveri tutukladı. “Uygar dünya”dan ses yok... ABD, İsrail yönetimine açık destek veriyor. BM usul gereği; İsrail’in BM kararlarına uyması, işgal ettiği bölgeden çekilmesini istedi. Adet yerini bulsun diye... Peki nerede "Cenevre Savaş Hukuku?" BM neden daha aktif olarak müdahale etmiyor? Lahey Adalet Divanı, Ortadoğu’da savaş suçu işleyenleri neden yargılama talebinde bulunmuyor? Ortadoğu’daki şavaş şahinlerinin Miloseviç’ten farkı nedir? AB Türkiye Temsilcisi Karen Fogg’un “Körfez Şeyhleri” diye aşağıladığı ve ABD’nin petrol dolarlarıyla beslenen, görünürde İslam Kalkınma Örgütü adı altında toplanan Arap liderler, neden bu vahşete seyirci kalıyorlar? Bulgaristan, Batı Trakya, Çeçenistan ve Bosna’da Müslümanlara yapılan haksızlığa tahammül edemeyen ve şahlanan aslanlarımız şimde nerede? Türkiye’de “Başörtü zulmü var” diyenler şimdi nerede?
Arafat kuşatma altındaki karargahında mum ışığında bütün dünyaya sesleniyor: “Halkıma karşı yapılan bu sakdırıları durdurun” diyor. Filistin Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Nebil Şaat, İsrail’in Filistin topraklarında yaptığı “barbarlığa” uluslararası toplumunun yanıtının “çok zayıf”` olduğunu söylüyor ve İsrail yönetiminin bu çılgınlığa son vermesi için dünya kamuoyundan daha güçlü destek istiyor. Şaat'ın bu çağrısının ardından Şaron, Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat'ın, Avrupalı diplomatlar eşliğinde sürgüne gidebileceğini açıkladı. Şaron, Arafat’a iyilik yapıyor edasıyla ve bol tebessümlü bir ifadeyle "Bu tek gidiş bileti olacaktır. Arafat, geri dönemeyecek." diye buyuruyor. Arafat ise, her şeye rağmen ve hiçbir koşul altında ülkesinden sürgün edilmeyi kabul etmeyeceğini açıkladı.
Yine kimsede ses yok. Yine dünya susuyor ve yine Arafat direniyor. Duymasanız da, görmeseniz de orada bir insanlık suçu işleniyor. Ve orada onurlu bir yaşam için insanlar direniyor.

Ortadoğu toz duman ve kan revan içinde. Kimi "kıyım", kimi "katliam", kimi de "soykırım" diyor... Hepsi de var... Tercih size kalmış, istediğiniz gibi adlandırabilirsiniz. Nobel Barış ödülü sahibi(!) ve Şaron yönetiminin Dışişleri Bakanı Şimon Peres, Batı Şeria’daki Cenin mülteci kampında İsrail ordusunun yaptıklarını, "Biz galiba kıyım yaptık" diye itiraf etmek zorunda kaldı. Peres'in bu itirafından bir gün sonra da Avrupa Birliği Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Komiseri Javier Solana, Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada; İsrail'in Filistin halkı üzerinde uyguladığı vahşetin, terörle mücadele olarak kabul edilemeyceğini söyledi. Ertesi gün İspanya'nın başkenti Madrid'de, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, AB Yüksek Komiseri Javier Solana, Rusya Dişişleri Bakanı İgor İvanov ve İspanya Dışişleri Bakanı Josep Pique ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan, bir araya geldiler, Ortadoğu'daki saldırıların ve şiddetin son bulması için İsrail'in işgal ettiği bölgeden çekilmesi temennisinde bulundular.

Bu iyi niyet temennisi Tel Aviv'e uaştıktan sonra sözü Şaron aldı ve Batı Şeria'daki askeri harekatın, "Filistin terörünün altyapısına" yönelik olduğunu, bu altyapı imha edilinceye, Filistinli militanlar "ezilinceye kadar" süreceğini duyurdu. "Barış hakkında konuşabilirsiniz, ancak mevcut terör sürdükçe barışa ulaşamazsınız. Umuyorum ki, büyük dostumuz ABD, bu savaşın bizim için hayati olduğunu anlar" diye karşı temennide bulunan Şaron, ABD'nin kendilerine baskı yapmaması gerektiğini, İsrail askerlerinin "bu mücadeleyi sürdürmesi" gerektiğini, ayrıca Filistin topraklarında kalıcı olmadıklarını da hatırlatarak efendisinin yüreğine su serpti. "Operasyonları mümkün olduğunca hızlı" yapacaklarını söyleyen Şaron, ancak "İşimizi bitirmeliyiz" diyor.

Şaron'un terörist dediği Filistin halkı ve yine Şaron'a göre, Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafatat'ta "Terörün başı, Yahudi devleti ve uygar dünyanın düşmanı." Şaron, bölgede "Teröristler ezilinceye kadar operasyon sürecek" diyor. Yani terörist olarak tanımladığı Yaser Arafat ve Filistin halkını bitirinceye kadar "kıyım", "katliam" ve "soykırırmı" (adına ne derseniz diyin) sürdüreceğini açıkça söylüyor. Şaron, ancak ondan sonra "Barış görüşmelerine başlayabiliriz" diyor. Soykırım sürecini tamamladıktan sonra barış görüşmelerine başlayacağını söyleyen Şaron, Filistin halkını bitirdikten sonra acaba kiminle barış yapacak?

ABD, AB, BM ve İsrail yönetimi karşılıklı olarak bu iyi niyet ve hoşgörü diyaloğunu sürdüredursun, İsrail eski Başbakanı Benyamin Netanyahu'da New York'tan soykırım kervanına katıldı. Netanyahu, İsrail'in yürüttüğü "operasyonu" eleştiren Avrupa ülkelerine sert çıkıyor ve 2. Dünya Savaşı sırasında "Yahudi soykırımına göz yuman" Avrupa liderlerinin şimdi bu harekatı kınamaktan utanç duymaları gerektiğini haykırıyor. Önde gelen bir Yahudi kuruluşunun New York'ta düzenlediği konferansta konuşan Netanyahu, “60 yıl önce katledildiğimiz zaman hiçbir şey yapmayan Avrupa, şimdi bizi Nazi tekniklerini kullanmakla suçluyor. Şimdi biz katliamlara karşı kendimizi savunmaya başladığımızda hiçbir şey yapmıyorlar ve bizi kınıyorlar” diye kızıyor.

İsrail'in dünyanın gözleri önünde Filistin halkı üzerinde soykırım uyguladığını söyleyen Ecevit'e tepki gösteren ve bu nedenle Ecevit'e zehir zemberek bir mektup yazan bu Yahudi kuruluşlarından birinde konuşan Netranyahu, Filistin halkı üzerinde soykırım uyguladıklarını kabul ediyor, ama tepki gösterilmesinden rahatsız oluyor. Netanyahu, "Madem Nazilere tepki göstermediniz, Yahudiler soykırımdan geçirildi ve siz buna göz yumdunuz, şimdi de bizi görmeyin, bizde ağız tadıyla bir soykırım yapalım" diyor. Şaron, işgal ettiği bölgede kalıcı olmadığını söylüyor, ancak "Gölge etmeyin işimizi bitirelim" diyor. Gördüğünüz gibi, "Dünyanın gözleri önünde Filistin halkı üzerinde bir soykırım uygulanıyor."

Ortadoğu'da bu soykırım faaliyetler sürerken, Şaron'un ABD'li ve AB'li efendileri, adet yerin bulsun diye; Avrupai bir uyarıyla çekil diyorlar, gel vazgeç bu işten diyorlar. Şaron'da güya bu uyarılara rest çekiyor havalarında...

2. Dünya Savaşı'nda üstünlük sağlayan Sovyetler Birliği'nin bölgeye yayılma tehlikesine karşı, ABD'nin çıkarları doğrultusunda, el çabukluğuyla Filistin topraklarının yüzde 66'sını İsrail'e babasının topraklarıymış gibi tahsis eden ve 1948 yılında da İsrail devletnin kurulmasını sağlayan BM değil miydi? Kofi Annan bunu bilmiyor mu?

İsrail devletinin kuruluşuyla birlikte, İsrail'i bölgede kendi jandarması haline getiren ve Ortadoğu'yu ceheneme çevirecek kadar nükleer silah yığınağı yapan ABD değil mi? Şaron saldırganlığı karşısında çaresizmiş gibi görünen ama el altından da destek veren Bush'un savaş kabinesi değil mi?

1948 yılında kurulan Yahudi devletiyle, 1957 yılında nükleer silah anlaşması yapan ve nükleer denemeler başlayan bugünkü AB ülkesi Fransa değilmiş gibi konuşan AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana, yıllardır İsrail'e silah satanlardan birinin yine AB ülkesi Almanya olduğunu bilmiyor mu?

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Filistin halkı üzerine saldıkları Şaron'u bir yandan geri çağırıyorlar gibi açıklamalar yaparken, diğer yandan da Arafat'a aba altında sopa gösteriyor. Arafat'ta "terörü durdursun" diye buyuruyorlar. Bush, Filistin halkının başına gelenlerden "Arafat sorumludur" diyor. Peki sizler neden Şaron'un terörünü durdurmuyorsunuz?

Ortadoğu'nun terörize edilmesinden sizler de Arafat ve Şaron kadar sorumlu değil misiniz? Günlerdir bu soykırıma bıyık altından gülüp ve yeni savaşlar, yeni silah pazarları diye ellerinizi ovuşturumuyor musunuz? 1994 yılından beri her gün biraz daha gerileyen ekonomilerinizin silah satışlarıyla birlikte toparlanma sürecine gireceğini hesaplayan yine sizler değil misiniz? Siftah yapmadan, düşüşle açılıp, düşüşle kapanan New York, Londra ve Tokyo borsalarının yükselme trendini yakalayacağını hesaplarını yapan siz "uygar dünyanın" yöneticileri değil misiniz?

Diyelim ki, Şaron bu "teröristleri ezdi" terör ve terörist kalmadı... Şaron'un kendi deyimiyle "Barış görüşmelerine o zaman başlayacağına" inanıyor musunuz? O gücü elinde tutan ve "Çifliğimdeki koyunlar bile benden korkuyor" diyen, İsrail'de "Buldozer", Filistin'de "Beyrut Kasabı" olarak anılan ve sizin eseriniz olan bu zatın Ortadoğu'da barışı tesis edeceğine gerçekten inanıyor musunuz?

1939 yılında Hitler'in Sovyetler Birliği ile "Saldırmazlık antlaşması" (Nazi-Sovyet Patkı) yaptıklarını ve bu antlaşmaya rağmen 1941 yılında Hitler'in Sovyetler Birliği'ne saldırdığını sizler de çok iyi bilmiyor musunuz?

Bir nükleer silah deposu haline getirdiğiniz İsrail'de bulunan yüzlerce nükleer başlıklı füzeyi, (Şu anda 400 tane olduğu tahmin edilen bu uzun menzilli füzelerin bir kısmı Suriye, Libya, Irak ve İran'a yönlendirilmiş durumda) Şaron o zaman, bebek arabası mı yapacak dersiniz? Ya da saksı yapıp içine karanfil eker mi dersiniz? Orada bulunan nükleer başlıklı füzelerin kime çevrileceğini hiç düşündünüz mü? Efendiler unutmayın! Saddam ve Ladin de bir zamanlar sizlerin en sadık müteffikleriniz ve kadim dostlarınızdı. Ama şimdi....
-----------------​
 
Üst