Hikayeler

Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Harap Mabetler - Halide Edib Adıvar

Lorenzo

Vatan, Türk’ün Kalesi!
Telefon Numarası Onaylanmış Üye TC Kimlik Numarası Doğrulanmış Üye Turkmmo Discord Nitro Booster
Co Admin
Developer
Yönetici
Turnuva
Admin
Yarışma
Paylaşım
Katılım
25 Ara 2015
Konular
2,927
Mesajlar
8,509
Online süresi
7ay 18g
Reaksiyon Skoru
5,945
Altın Konu
507
Başarım Puanı
399
TM Yaşı
10 Yıl 3 Ay 28 Gün
MmoLira
118,576
DevLira
121

Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!

Harap Mabetler

İnsan hayatı birkaç bölüme ayrılıp bunlar birer mabet olarak tasvir ediliyor. İlk mabet de çocukluk yıllarının masumiyetini içeren çocukluk mabedi oluyor. Sonrasında aşk ile başlayıp harabiyetle sonuçlanan diğer mabetler ortaya çıkıyor. Bunlar da aşk acısıyla harab olan mabetler oluyor. En beyhude, en gülünç, en yalancı olan mabed de bu aşk mabedi olarak nitelendiriliyor.

Çocukluk, din ve aşk ile oluşan bu yıkık viraneler, çeşitli mabetlere olan yeni yönelimler ve onların yıkıntısı, üzerimizde etkisi olan her durum da dimağ ve kalp harabelerinden oluşan yeni bir mabet oluyor.

Mabetteki Kadın; 30lu yaşlarında vefat eden bir adamın karısı zihnen kendini kaybetmiş şekilde yaşamaktadır. Kocasının mezarının bulunduğu camide tuhaf şekilde dolaşır. İnsanlar ise onun ermişlerden olduğunu düşünerek ona karışmaz ve eşiyle camide buluşarak konuştuğunu düşünürler.

Bilmem Topraklar Sıcak Mıdır?; Öldüğünde kabrinin sıcak bir toprakta olmasını istediğini anlatır yaza, dış dünyanın yalanı, nazar ve tebessüm buzlarıyla üşümemek için. Bununla birlikte ölmeyi, yok olmayı istese de insanları işitmeye devam etmek ister. İnsanlara ait bu seslerin rüzgarlarla donarak bir harabe, bir mezar olmasını ister.

Ruh-u Mütecahir; Taksim bahçesinde, yabancılar arasına atılmış, ışıksız bir kederin içinde kalan dilencinin durumunda kendi ruhumuza yakın bir dokunuş vardır. Ellerini boşluğa uzatıp cevapsız kalmış; güneşten, insanlardan dilencinin beklediği cevabı biz de hakikat ve ebediyetten istemekteyiz.

Ey Ana Toprağı; Düşman işgali altındaki vatanın durumunun tasvir edildiği hikayedir. Türklüğün bu topraklar üzerinde yaşadığı, öldüğü, inlediği ve ezildiğini, bu sebeple ana toprağının üstünde barındırdıklarına kırgın olduğu düşüncesini anlatan hikayedir.

Sultan Osman’ın Selamı; bu hikayede askerlere sesleniş vardır. Yıkılmak istenen muazzam milletin temellerini yeniden atmaya teşebbüs etmelerinden dolayı askerlere duyulan şükran dile getirilir.

Feridun Hikmet’in Jurnali’nden

Feridun ile kardeşi İbrahim küçük yaştayken anneleri vefat eder. Annesi ölmeden önce Feridun’dan, kardeşi İbrahim’e annelik yapmasını ister. Babaları ise karısının ölümüne aşırı tepki gösterir. Küçük İbrahim’in anne yakarışları babası tarafından şefkat ve sevgi ile karşılanır. Ancak Feridun’un sessiz kalması d a tepkiye yol açar ve babası ona İbrahim’e sunduğu sevgiyi vermez. Görev icabı bir sevgi gösterir. Feridun İbrahim’i kıskansa da annesinin kendisine olan vasiyetini uygular.

Daha sonra babaları evlenir ancak halen eski karısına sadık kalarak karısını hizmetçi gibi görür. Bu kadın ise oldukça iyi yüreklidir ve çocuklara kendi çocukları gibi bakar. Çocuklar büyüyüp yeni hayatlar kurduklarında bile bu üvey annelerinin yanına bayram ziyaretine gelirler.

İbrahim yakışıklı bir zabit olur. Feridun da mülkiyeden mezun olur. Feridun 23 yaşındayken evli bir kadın olan Mediha’ya aşık olur. Kardeşi kendisine destek verir. Daha sonra Mediha ile evlenirler. Ancak Mediha başka erkeklere yaklaşmaya çalışır. Hatta İbrahim de yaklaştığı erkeklerden biridir. Ancak İbrahim bu durumdan kaçınarak ücra bir yere giderek orada evlenir.

Mediha ile Feridun’un iki çocuğu olur. Mediha eski tutumundan vazgeçip sadık bir eşe dönüşür. Feridun ise Mediha’ya karşı eski hislerini beslemese de ona muhtaç olduğunu anlayarak evliliğini sürdürür.

Ana Hisleri

Nesrin küçük yaşta annesini kaybeder. Bir süre sonra babası yeniden evlenir. Üvey annesi ona sevgiyle yaklaşır. Ancak Nesrin, annesinin hatırasını korumak için bu sevgiyi reddeder. Üvey annesi bu duruma çok üzülür ancak çocuğun üstüne gitmekten vazgeçer. Bir süre sonra kendisi de hamile kalır ancak hastalanarak bebeğini kaybeder. Bu kayıp onu fazlasıyla üzer. O an Nesrin’in neler hissettiğini daha iyi anlar. Tam da bu sıralarda Nesrin de üvey annesine yaklaşmaya başlar ve tüm samimiyetiyle ona “anne” der ve ekler “Korkma, annem kardeşimi koynuna alıp yatar.” Nesrin annesine arkadaş yollamıştır. Üvey annesini de benimsemiştir.

Zilal-i Emvat; İskenderiye Müzesi’nde geçirilen bir gün görülen eserler üzerinde çeşitli tahliller ile ölülerin de tıpkı diriler gibi şahsiyeti olanı ve olmayanı olduğu fikrini barındıran hikayedir.
 
paylaşım için teşekkürler
 
Paylaşım için teşekkürler.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)

Geri
Üst