- Katılım
- 30 Eyl 2009
- Konular
- 411
- Mesajlar
- 1,687
- Reaksiyon Skoru
- 108
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 16 Yıl 8 Ay 21 Gün
- Başarım Puanı
- 161
- Yaş
- 32
- MmoLira
- 1
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Jimi Hendrix, birçoklarına göre gelmiş geçmiş en büyük gitaristtir. Yaşamı ise karmakarışıktır.. Özellikle de ünlendikten sonra.. 27 Kasım 1942de Seattleda dindar bir baba ve kızılderili bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi. Jimiye göre, annesi çok içerdi ve kendine dikkat etmezdi.
Çocukken çok sevdiği kilise müziğini dinlemek için gittiği Baptist kilisesinden kovulmuştu. Rahip onu, kilise kurallarına uymadığı için dışarı atmıştı.
Ayinlerde elde ettiği deneyim, onun müziğe olan ilgisinin ilk adımını oluşturmuyordu. Daha küçükken babası kaşık ve tarak çalarken -ki bu işte ustaydı- tüm dikkatiyle onu dinliyordu. Jiminin kendine güveninin artmasını sağlayan bir başka olay ise saç şekliydi: "Çocukken babam saçlarımı öyle bir traş ederdi ki yolunmuş tavuğa benzerdim, bütün arkadaşlarım beni kabak diye çağrırlardı. Belki de bu yüzden saçlarımı bu denli uzattım."
Kiliseden kovulmasından kısa bir süre sonra Jiminin süpürge, sopa gibi eşyaları gitar gibi çalmaya çalıştığını farkeden amcası, ona bir gitar hediye etti. Hayatını tamamen değiştirecek bu olaydan sonra Jimi, nerdeyse bütün gününü elinde gitarıyla elde edebildiği Blues plaklarını, özellikle de Muddy Waters, Howling Wolves, Lightnin, Hopkins, B.B.King, Arthur (BigBoy) ve Crudup and Robert Johnson gibi ustaların plaklarını dinlemekle geçirmeye başlamıştı. Jiminin gitara olağanüstü hakimiyeti ailesinin dikkatini çekmişti: "Plaktan birşey dinlerdi ve bir kaç dakika sonra onu çalıp geliştirebiliyordu."
Okuma yazma öğrendikten sonra bir daha hiç okula gitmedi, bunun asıl sebebi ise 15 yaşında sınıfta bir kızın elini tuttuğu için -tabii ki bu onun ilk macerası değildi- kendisini azarlayan öğretmenine "Ne oldu? Yoksa kıskanıyor musun?" diyerek karşı çıkmasıydı.
İlerleyen yıllarda artık Jimi, bir kaç arkadaşıyla eğlence merkezlerinde, kulüplerde o dönemin ünlü şarkılarını çalabiliyor, hatta sonunda ellerine 50¢ geçirecek konserler verebiliyorlardı.
Askerlik dönemi geldiğinde ise akıbetinin ne olacağını bildiğinden -o zamanlarda Amerikada dar gelirli beyazlar ve zenciler "taban tepiciler" diye tabir edilen karakuvvetlerine bağlı bir birliğe kayıt ediliyordu- kendini gönüllü olarak Paraşütçüler Birliğine kayıt ettirdi. "Askerliği boyunca 25 atlayış yapmıştı."
Jimi, artık iyice pişmişti. Kendisini izleyen tecrübeli Bluescular, büyüleniyorlardı. Oysa artık başkalarının şarkılarını çalmaktan bıkmıştı. Kafası müzik fikirleriyle doluydu. Bu fikirler hayata geçince bir müzik ilahı doğmuş olacaktı.
Uzun yıllar birlikte çalışacağı yakın dostu Curtis Knight ile tanışması ise New Yorkta bir otelden kovulmak üzere olmasına rastlar. Curtis, Jimiye gitaristi olmasını teklif etti. Jimi ise -çok sevdiği gitarını satmasına rağmen- beş parasızdı ve Curtis tam zamanında yetişmişti. Onu borcundan kurtarıp iki gitarından birini ona hediye etti. Böylece Jimi, ilk kontratını Curtis ile imzalamış oluyordu. İki arkadaş, yeni tanışmalarına rağmen birbirleriyle iyi anlaşacaklarından emindiler. Birlikte daha büyük ve gösterişli kulüplerde çalmaya başladılar, Jimi daha çok arkaplandaydı, ancak sadece onu görmeye gelenlerin sayısı azımsanacak gibi değildi. Jimi gitara o denli hakimdi ki, sırtında, tek eliyle, dişleriyle hatta diliyle çalabiliyordu. Ünlü bir eğlence kulübü, başvuran guruplar arasından bir seçim yaparken sıra Jimi ve Curtise geldiğinde Jimi, gitarı dişiyle çılgınca çalmaya başladı ve işi kaptılar.
Artık otoriteler Jimiyi profesyonel kabul etmeye başladığında Jiminin olağanüstü singleları (tek parçalık albüm) Purple Haze -İngiltere listelerinde bir anda 4.lüğe yükseldiğinde yer yerinden oynamıştı- ve Hey Joe -1966 Aralıkında çıktı- müzik camiasında derin yankı uyandırdı.
Daha sonra Jimi, Avrupaya gitmesi konusunda ikna edilmeye çalışıldı. Birçok şeyvaat ettiler. Jimi ise ne o sırada gitaristi olduğu Curtise, ne de başka herhangi bir arkadaşına haber vermeden Avrupaya gitti. Jimi Hendrix Experience da böylece kurulmuş oldu: davulda Mitch Mitchell ve basta Noel Redding ile birlikte. Başarı, ün, şöhret artık onlarındı. Tabii bütün bunlar yalnızca ön planda olan şeylerdi. Bir de bunun görünmeyen yanları vardı. "Çanak yalayıcıların", yapımcıların kurduğu kapanlar ve uyuşturucu, Jimiyi ve grubunu içten içe çökertiyordu.
Jimi, arada Londradaki kulüplerde sahne alıyordu. Singlelar birbiri ardına patlıyordu ki 1967de ilk resmi ticari albüm denemesi geldi: "Are You Experienced?". İçindeki şarkıların bir kısmı oldukça büyük tepkiler aldı, öyle ki Jimi Hendrixin başı sık sık belaya girer oldu. Uyuşturucuyla yakalanıyor, hapse tıkılıyor, polislerle başı bir türlü beladan kurtulmuyordu. Ertesi sene yeni bir albüm: "Axis: Bold As Love", aynı yıl "Smash Hits" adlı toplama bir albümün yanısıra bir başka albüm: "Electric Ladyland" geldi. Dinleyenleri, Jiminin ırkçılığa son vermek için gönderilmiş bir sevgi ve barış elçisi olduğuna inanıyorlardı.
Turnelerin biri bitiyor biri başlıyordu. Jiminin bir dakika bile boş durması, yapımcıların, kayıtçıların işine gelmiyordu. O da bu işten sıkılmaya başlamıştı. Bunun acısını da yine kendisinden uyuşturucu ve alkolle çıkartıyordu. Turnelerde çok büyük paralar dönüyordu. Yapımcılar Jimiye her istediğini veriyorlardı, ne de olsa onlar için Jimi, altın yumurtlayan bir tavuktu. Ama farketmediği bazı şeyler vardı. Jimi şöyle diyor: "Son zamanlarda çok para harcadığımı biliyorum. Fakat aynı zamanda çok para kazanıyorum. Parasal durumumun nasıl olduğunu öğrendiğimde şok oldum. Parasal ilişkilerimi idare eden insanlara inanmış, onlara güvenmiştim. Fakat kesinlikle yapılması gereken bazı değişiklikler var."
Turnelerde genel olarak 20bin - 80bin$ arası kazanılıyordu. Amerikada 45 dakikalık bir gösteriden 100bin$ kazanmaları ise inanılmazdı. Genellikle gelirin %50si Jimiye, %25i menajerlere, kalan %25i ise Noel ve Mitche bölüştürülüyordu.
1970de çıkan "Band Of Gypsys" ile Jimi Hendrixin ünü zirveye çıktı. Jiminin yaşadığı sorunlar da öyle.. Bir konserinin ortasında konseri terk etti. İzleyiciler şaşkınlık içinde konser alanını terk ederken o, tekrar sahneye çıktı ve "İçinizde Garfield Lisesinden olan var mı?" diye sordu. Kimi gençler "Evet! Evet!" diye bağrıştıklarında Jimi "Çabuk defolun buradan" dedi ve alandan ayrıldı. Bu olay Jiminin o dönemdeki ruhsal çöküşünü açıkça ortaya koyuyordu.
1970de Jimi bir stüdyo açtı. İçi, mümkün olan, o dönemde bulunabilen tüm elektronik cihazlarla dolu olan bu eşsiz stüdyo da onu hayata bağlayamadı ve bu yılın Ağustosunda Jimi İngiltereye döndü. Ona göre, dinleyicileri onu unutmaya başlamışlardı.
İngilteredeki "Isle Of Wight" Festivali 60ların en sıkı festivallerinin sonuncusu olarak değerlendiriliyordu. Festival sonrası Jimi, şöyle diyordu: "Bir an kendimi soğuk veyalnız hissettim. İnsanların bana ulaşmaya çalışırcasına sahneye zıpladıklarını gördüğümde beni hala unutmadıklarını hissettim ve çok sevindim. "Purple Haze", "Foxy Lady", "Hey Joe" ve unuttuklarını düşündüğüm bütün parçaları çalmamı istediler."
Jimi, İngiltere ve Almanyayı da kapsayan yeni birkaç turne sonrası parasal durumunun ne kadar vahim olduğunun farkına vardı. Bunun yanısıra imzaladığı kontratlarda da çakışma vardı. Taraflar ve avukatları Jiminin ölümünden iki gün önce görüşmeye oturacaklardı. Kendisinin de katılması gerekiyordu ancak toplantıya gelmedi. Jimi, o iki günü çok daha farklı geçirmişti.
Tanık denebilecek Lorraine James, Jiminin son günlerinde yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor: "Açıkça ilaç bağımlısıydı ve üzerinde bol miktarda kenevir vardı. Durumu çok kötüydü, oldukça gergindi. Binanın telefon kulübesinde birileriyle bağlantı kurabilmek için saatlerce uğraştı, bir anda dünyanın en mutlu insanı oluyor, bir kaç dakika sonra kendisine yardım etmesini beklediği insanlardan ve maddi durumundan yakınıyordu. Binada arkadaşlarını ziyarete gelen iki Amerikalı kız vardı. Jimi o gece, sabahın 5ine kadar ikisiyle de sevişti. Sonra hep birlikte Notting Hille gitmek üzere çıktık ve Batı Londrada değişik yerlerde haşhaş içtik. Jimi tamamen kendinden geçmişti. Karşılaştığımız bir adam, aldığı uyuşturucu ile öylesine kendinden geçmişti ki merdiven korkuluklarından atlayarak bacağını kırdı ve hastaneye götürüldü. Tüm bu karışıklıklar olurken Jimi deliye dönmüş ve evin içinde bağırarak dolanmaya başlamıştı."
Jimi sonraki günü bir kız arkadaşının evinde baygın bir şekilde yatarak geçirdi. O akşam nasıl olduysa sevgilisinin evini bulabildi ve sabahın 1:30unda menajerlerinden Chas Chandlerin telesekreterine "milyonların ilahı, uyuşturucu kuşağının baş peygamberi, son ses kaydını" bıraktı: "I need help bad, man!" ("Çok yardıma ihtiyacım var dostum!")
Ertesi gece sevgilisi Monikayla birlikteydi. Monika şöyle anlatıyordu: "Sofrayı hazırladım, yemeği şarapla yedik, ama o biraz fazla kaçırdı. Daha sonra Jimi son şarkısını, son mesajını yazmaya başladı: "The Story Of Life". Bu şarkıyı, doğru zaman ve yer gelinceye kadar kimselere söymememi sıkı sıkı tembihleyip yatmak için odasına çıktı."
Jimi tamamen berbat bir durumdaydı. Çıktığı odada Monikanın uyku haplarını buldu ve eğer Monika kapıdan içeri tam zamanında dalmasaydı, Jimi o hapları alacaktı. Monikaya sadece hapları saydığını söyledi. Daha sonra Monika yatmaya gitti. Şöyle devam ediyor: "Hayatımın en büyük hatası, Jimiyi o haplarla yakaladıktan sonra onu tekrar yalnız bırakmak oldu. Odaya tekrar girdiğimde haplar dökülmüştü, 9 hap da eksikti."
Jimi Hendrix, 18 Eylül 1970de Jim Morrison ve Janis Joplin gibi 28 yaşında uykusunda kusarak boğuldu.
Ayın 21inde bir araştırma başlatıldı ve patajolist profesör Donald Teare, ölüm nedeninin "aşırı dozda barbituratın sebep olduğu zehirlenme sonunda kusarak boğulma" olduğunu söyledi. Karar, açıkolarak kayıtlara geçti.
Böylece bir dönem milyonları peşinden sürükleyen, eşsiz müziğinin yanında, ırkçılık karşıtı olması, barış ve kardeşliği benimseyip benimsetmesi ile de bir evrensellik elçisi olduğunu gösteren bir deha daha hayata yenilmişti.
Çocukken çok sevdiği kilise müziğini dinlemek için gittiği Baptist kilisesinden kovulmuştu. Rahip onu, kilise kurallarına uymadığı için dışarı atmıştı.
Ayinlerde elde ettiği deneyim, onun müziğe olan ilgisinin ilk adımını oluşturmuyordu. Daha küçükken babası kaşık ve tarak çalarken -ki bu işte ustaydı- tüm dikkatiyle onu dinliyordu. Jiminin kendine güveninin artmasını sağlayan bir başka olay ise saç şekliydi: "Çocukken babam saçlarımı öyle bir traş ederdi ki yolunmuş tavuğa benzerdim, bütün arkadaşlarım beni kabak diye çağrırlardı. Belki de bu yüzden saçlarımı bu denli uzattım."
Kiliseden kovulmasından kısa bir süre sonra Jiminin süpürge, sopa gibi eşyaları gitar gibi çalmaya çalıştığını farkeden amcası, ona bir gitar hediye etti. Hayatını tamamen değiştirecek bu olaydan sonra Jimi, nerdeyse bütün gününü elinde gitarıyla elde edebildiği Blues plaklarını, özellikle de Muddy Waters, Howling Wolves, Lightnin, Hopkins, B.B.King, Arthur (BigBoy) ve Crudup and Robert Johnson gibi ustaların plaklarını dinlemekle geçirmeye başlamıştı. Jiminin gitara olağanüstü hakimiyeti ailesinin dikkatini çekmişti: "Plaktan birşey dinlerdi ve bir kaç dakika sonra onu çalıp geliştirebiliyordu."
Okuma yazma öğrendikten sonra bir daha hiç okula gitmedi, bunun asıl sebebi ise 15 yaşında sınıfta bir kızın elini tuttuğu için -tabii ki bu onun ilk macerası değildi- kendisini azarlayan öğretmenine "Ne oldu? Yoksa kıskanıyor musun?" diyerek karşı çıkmasıydı.
İlerleyen yıllarda artık Jimi, bir kaç arkadaşıyla eğlence merkezlerinde, kulüplerde o dönemin ünlü şarkılarını çalabiliyor, hatta sonunda ellerine 50¢ geçirecek konserler verebiliyorlardı.
Askerlik dönemi geldiğinde ise akıbetinin ne olacağını bildiğinden -o zamanlarda Amerikada dar gelirli beyazlar ve zenciler "taban tepiciler" diye tabir edilen karakuvvetlerine bağlı bir birliğe kayıt ediliyordu- kendini gönüllü olarak Paraşütçüler Birliğine kayıt ettirdi. "Askerliği boyunca 25 atlayış yapmıştı."
Jimi, artık iyice pişmişti. Kendisini izleyen tecrübeli Bluescular, büyüleniyorlardı. Oysa artık başkalarının şarkılarını çalmaktan bıkmıştı. Kafası müzik fikirleriyle doluydu. Bu fikirler hayata geçince bir müzik ilahı doğmuş olacaktı.
Uzun yıllar birlikte çalışacağı yakın dostu Curtis Knight ile tanışması ise New Yorkta bir otelden kovulmak üzere olmasına rastlar. Curtis, Jimiye gitaristi olmasını teklif etti. Jimi ise -çok sevdiği gitarını satmasına rağmen- beş parasızdı ve Curtis tam zamanında yetişmişti. Onu borcundan kurtarıp iki gitarından birini ona hediye etti. Böylece Jimi, ilk kontratını Curtis ile imzalamış oluyordu. İki arkadaş, yeni tanışmalarına rağmen birbirleriyle iyi anlaşacaklarından emindiler. Birlikte daha büyük ve gösterişli kulüplerde çalmaya başladılar, Jimi daha çok arkaplandaydı, ancak sadece onu görmeye gelenlerin sayısı azımsanacak gibi değildi. Jimi gitara o denli hakimdi ki, sırtında, tek eliyle, dişleriyle hatta diliyle çalabiliyordu. Ünlü bir eğlence kulübü, başvuran guruplar arasından bir seçim yaparken sıra Jimi ve Curtise geldiğinde Jimi, gitarı dişiyle çılgınca çalmaya başladı ve işi kaptılar.
Artık otoriteler Jimiyi profesyonel kabul etmeye başladığında Jiminin olağanüstü singleları (tek parçalık albüm) Purple Haze -İngiltere listelerinde bir anda 4.lüğe yükseldiğinde yer yerinden oynamıştı- ve Hey Joe -1966 Aralıkında çıktı- müzik camiasında derin yankı uyandırdı.
Daha sonra Jimi, Avrupaya gitmesi konusunda ikna edilmeye çalışıldı. Birçok şeyvaat ettiler. Jimi ise ne o sırada gitaristi olduğu Curtise, ne de başka herhangi bir arkadaşına haber vermeden Avrupaya gitti. Jimi Hendrix Experience da böylece kurulmuş oldu: davulda Mitch Mitchell ve basta Noel Redding ile birlikte. Başarı, ün, şöhret artık onlarındı. Tabii bütün bunlar yalnızca ön planda olan şeylerdi. Bir de bunun görünmeyen yanları vardı. "Çanak yalayıcıların", yapımcıların kurduğu kapanlar ve uyuşturucu, Jimiyi ve grubunu içten içe çökertiyordu.
Jimi, arada Londradaki kulüplerde sahne alıyordu. Singlelar birbiri ardına patlıyordu ki 1967de ilk resmi ticari albüm denemesi geldi: "Are You Experienced?". İçindeki şarkıların bir kısmı oldukça büyük tepkiler aldı, öyle ki Jimi Hendrixin başı sık sık belaya girer oldu. Uyuşturucuyla yakalanıyor, hapse tıkılıyor, polislerle başı bir türlü beladan kurtulmuyordu. Ertesi sene yeni bir albüm: "Axis: Bold As Love", aynı yıl "Smash Hits" adlı toplama bir albümün yanısıra bir başka albüm: "Electric Ladyland" geldi. Dinleyenleri, Jiminin ırkçılığa son vermek için gönderilmiş bir sevgi ve barış elçisi olduğuna inanıyorlardı.
Turnelerin biri bitiyor biri başlıyordu. Jiminin bir dakika bile boş durması, yapımcıların, kayıtçıların işine gelmiyordu. O da bu işten sıkılmaya başlamıştı. Bunun acısını da yine kendisinden uyuşturucu ve alkolle çıkartıyordu. Turnelerde çok büyük paralar dönüyordu. Yapımcılar Jimiye her istediğini veriyorlardı, ne de olsa onlar için Jimi, altın yumurtlayan bir tavuktu. Ama farketmediği bazı şeyler vardı. Jimi şöyle diyor: "Son zamanlarda çok para harcadığımı biliyorum. Fakat aynı zamanda çok para kazanıyorum. Parasal durumumun nasıl olduğunu öğrendiğimde şok oldum. Parasal ilişkilerimi idare eden insanlara inanmış, onlara güvenmiştim. Fakat kesinlikle yapılması gereken bazı değişiklikler var."
Turnelerde genel olarak 20bin - 80bin$ arası kazanılıyordu. Amerikada 45 dakikalık bir gösteriden 100bin$ kazanmaları ise inanılmazdı. Genellikle gelirin %50si Jimiye, %25i menajerlere, kalan %25i ise Noel ve Mitche bölüştürülüyordu.
1970de çıkan "Band Of Gypsys" ile Jimi Hendrixin ünü zirveye çıktı. Jiminin yaşadığı sorunlar da öyle.. Bir konserinin ortasında konseri terk etti. İzleyiciler şaşkınlık içinde konser alanını terk ederken o, tekrar sahneye çıktı ve "İçinizde Garfield Lisesinden olan var mı?" diye sordu. Kimi gençler "Evet! Evet!" diye bağrıştıklarında Jimi "Çabuk defolun buradan" dedi ve alandan ayrıldı. Bu olay Jiminin o dönemdeki ruhsal çöküşünü açıkça ortaya koyuyordu.
1970de Jimi bir stüdyo açtı. İçi, mümkün olan, o dönemde bulunabilen tüm elektronik cihazlarla dolu olan bu eşsiz stüdyo da onu hayata bağlayamadı ve bu yılın Ağustosunda Jimi İngiltereye döndü. Ona göre, dinleyicileri onu unutmaya başlamışlardı.
İngilteredeki "Isle Of Wight" Festivali 60ların en sıkı festivallerinin sonuncusu olarak değerlendiriliyordu. Festival sonrası Jimi, şöyle diyordu: "Bir an kendimi soğuk veyalnız hissettim. İnsanların bana ulaşmaya çalışırcasına sahneye zıpladıklarını gördüğümde beni hala unutmadıklarını hissettim ve çok sevindim. "Purple Haze", "Foxy Lady", "Hey Joe" ve unuttuklarını düşündüğüm bütün parçaları çalmamı istediler."
Jimi, İngiltere ve Almanyayı da kapsayan yeni birkaç turne sonrası parasal durumunun ne kadar vahim olduğunun farkına vardı. Bunun yanısıra imzaladığı kontratlarda da çakışma vardı. Taraflar ve avukatları Jiminin ölümünden iki gün önce görüşmeye oturacaklardı. Kendisinin de katılması gerekiyordu ancak toplantıya gelmedi. Jimi, o iki günü çok daha farklı geçirmişti.
Tanık denebilecek Lorraine James, Jiminin son günlerinde yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor: "Açıkça ilaç bağımlısıydı ve üzerinde bol miktarda kenevir vardı. Durumu çok kötüydü, oldukça gergindi. Binanın telefon kulübesinde birileriyle bağlantı kurabilmek için saatlerce uğraştı, bir anda dünyanın en mutlu insanı oluyor, bir kaç dakika sonra kendisine yardım etmesini beklediği insanlardan ve maddi durumundan yakınıyordu. Binada arkadaşlarını ziyarete gelen iki Amerikalı kız vardı. Jimi o gece, sabahın 5ine kadar ikisiyle de sevişti. Sonra hep birlikte Notting Hille gitmek üzere çıktık ve Batı Londrada değişik yerlerde haşhaş içtik. Jimi tamamen kendinden geçmişti. Karşılaştığımız bir adam, aldığı uyuşturucu ile öylesine kendinden geçmişti ki merdiven korkuluklarından atlayarak bacağını kırdı ve hastaneye götürüldü. Tüm bu karışıklıklar olurken Jimi deliye dönmüş ve evin içinde bağırarak dolanmaya başlamıştı."
Jimi sonraki günü bir kız arkadaşının evinde baygın bir şekilde yatarak geçirdi. O akşam nasıl olduysa sevgilisinin evini bulabildi ve sabahın 1:30unda menajerlerinden Chas Chandlerin telesekreterine "milyonların ilahı, uyuşturucu kuşağının baş peygamberi, son ses kaydını" bıraktı: "I need help bad, man!" ("Çok yardıma ihtiyacım var dostum!")
Ertesi gece sevgilisi Monikayla birlikteydi. Monika şöyle anlatıyordu: "Sofrayı hazırladım, yemeği şarapla yedik, ama o biraz fazla kaçırdı. Daha sonra Jimi son şarkısını, son mesajını yazmaya başladı: "The Story Of Life". Bu şarkıyı, doğru zaman ve yer gelinceye kadar kimselere söymememi sıkı sıkı tembihleyip yatmak için odasına çıktı."
Jimi tamamen berbat bir durumdaydı. Çıktığı odada Monikanın uyku haplarını buldu ve eğer Monika kapıdan içeri tam zamanında dalmasaydı, Jimi o hapları alacaktı. Monikaya sadece hapları saydığını söyledi. Daha sonra Monika yatmaya gitti. Şöyle devam ediyor: "Hayatımın en büyük hatası, Jimiyi o haplarla yakaladıktan sonra onu tekrar yalnız bırakmak oldu. Odaya tekrar girdiğimde haplar dökülmüştü, 9 hap da eksikti."
Jimi Hendrix, 18 Eylül 1970de Jim Morrison ve Janis Joplin gibi 28 yaşında uykusunda kusarak boğuldu.
Ayın 21inde bir araştırma başlatıldı ve patajolist profesör Donald Teare, ölüm nedeninin "aşırı dozda barbituratın sebep olduğu zehirlenme sonunda kusarak boğulma" olduğunu söyledi. Karar, açıkolarak kayıtlara geçti.
Böylece bir dönem milyonları peşinden sürükleyen, eşsiz müziğinin yanında, ırkçılık karşıtı olması, barış ve kardeşliği benimseyip benimsetmesi ile de bir evrensellik elçisi olduğunu gösteren bir deha daha hayata yenilmişti.

