- Katılım
- 25 Ara 2015
- Konular
- 3,009
- Mesajlar
- 8,608
- Çözüm
- 31
- Online süresi
- 7mo 18d
- Reaksiyon Skoru
- 5,999
- Altın Konu
- 507
- TM Yaşı
- 10 Yıl 5 Ay 14 Gün
- Başarım Puanı
- 399
- MmoLira
- 119,593
- DevLira
- 121
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Hikâyede olaylar, tam olarak sabah 6’da başlıyor. Daha önce hiç âdet edinmedikleri hâlde, spor ve sağlıklı yaşam konularında agresif bir tutum içine giren, çılgınlar gibi spor yapıp tüm gündemlerini “sağlıklı yaşam” düşüncesi etrafında şekillendirmeye çalışan anne ve babanın tuhaflıklarıyla başlıyor. Bu gündemlerini çocukları üzerinde de uygulamaya çalışan anne babasından kaçan çocuk, kasabadaki mütevazı ve misafirperver babaanneye sığınmayı akıl ediyor.
Çocukların dağınıklığını hiç dert etmeyen yenge, onları küvette temizleyecek kadar temizlik hastasına; “gözünüzdeki ışıltı ve parıltı yeter,” diyen teyze, hırslı bir anneye; komşusunu, ağacını, hayatı seven tüm kasabalılar ise çeşit çeşit çılgınlara dönüşmüşler bile! Birkaç saat içinde öyle bir başkalaşma yaşanmış ki yapay bir şeylere dönüşmüş sanki herkes. Her şeyin bir kullanma tarihinin olduğu, havanın bile bir bedelinin olduğu, insanların birbirinin başının etini yediği, tüketimin iliklere kadar hissedildiği, inceliğin ve nezaketin unutulduğu, kabalığın her şeye hâkim olduğu bir dünya... Bu durumun etkilemediği tek bir kişi de romanın anlatıcısı olan, 10 yaşındaki çocuk... Anlatıcı da sürekli aynı şeyi söylüyor: “Ben yalnızca bir çocuğum.” diyor. Dünyanın tüm sorunlarının çözümüne çocukların tayin edildiği, yetişkinlerin asla sorumluluk almadığı bir dönemde, anlatıcı kitabın daha ilk sayfalarında kendini çok yaşlı ve yorgun hissettiğini söylüyor.
Yorgun, bezgin bir çocuk... Çocukların üzerine bu kadar çok yük bırakmak doğru muydu peki? Daha 10 yaşında emekliye ayrılma hayalleri kuruyor ve insanlara tahammülünün kalmadığını belirtiyor. Kasabanın içinde yaşanan bu durumların, enerjisini sünger gibi emdiğini anlatıyor. Çocuğun gözünde kasaba, bir canavar... Haksız da sayılmaz. Fakat çok kısa bir süre sonra bu yapaylığın ve canavarlığın mağduru hâline geldiğini görmekteyiz. Küçük ve güzel evleri, genişçe buğday tarlaları, kendi kendine yeterli olan halkıyla mutlu ve doğa zengini bir kasaba olan Buğdaylı, kısa bir sürede gölü kurutulmuş, tarlaları talan edilmiş, tarihî yapıları harap edilmiş, ağaçları sökülmüş, kendi gıdasını üretemediği için dışarıdan almak zorunda kalan, ucube bir yere dönüşmüştür. Sanki yaşam bitmiş gibidir kasabada. İnsanı mutlu eden hiçbir şey kalmamıştır artık. İşin ilginci tüm bunların sebebi yine insandır.
Evrendeki kaos teorisi sanki tıkır tıkır işliyor gibiydi.
Çocukların dağınıklığını hiç dert etmeyen yenge, onları küvette temizleyecek kadar temizlik hastasına; “gözünüzdeki ışıltı ve parıltı yeter,” diyen teyze, hırslı bir anneye; komşusunu, ağacını, hayatı seven tüm kasabalılar ise çeşit çeşit çılgınlara dönüşmüşler bile! Birkaç saat içinde öyle bir başkalaşma yaşanmış ki yapay bir şeylere dönüşmüş sanki herkes. Her şeyin bir kullanma tarihinin olduğu, havanın bile bir bedelinin olduğu, insanların birbirinin başının etini yediği, tüketimin iliklere kadar hissedildiği, inceliğin ve nezaketin unutulduğu, kabalığın her şeye hâkim olduğu bir dünya... Bu durumun etkilemediği tek bir kişi de romanın anlatıcısı olan, 10 yaşındaki çocuk... Anlatıcı da sürekli aynı şeyi söylüyor: “Ben yalnızca bir çocuğum.” diyor. Dünyanın tüm sorunlarının çözümüne çocukların tayin edildiği, yetişkinlerin asla sorumluluk almadığı bir dönemde, anlatıcı kitabın daha ilk sayfalarında kendini çok yaşlı ve yorgun hissettiğini söylüyor.
Yorgun, bezgin bir çocuk... Çocukların üzerine bu kadar çok yük bırakmak doğru muydu peki? Daha 10 yaşında emekliye ayrılma hayalleri kuruyor ve insanlara tahammülünün kalmadığını belirtiyor. Kasabanın içinde yaşanan bu durumların, enerjisini sünger gibi emdiğini anlatıyor. Çocuğun gözünde kasaba, bir canavar... Haksız da sayılmaz. Fakat çok kısa bir süre sonra bu yapaylığın ve canavarlığın mağduru hâline geldiğini görmekteyiz. Küçük ve güzel evleri, genişçe buğday tarlaları, kendi kendine yeterli olan halkıyla mutlu ve doğa zengini bir kasaba olan Buğdaylı, kısa bir sürede gölü kurutulmuş, tarlaları talan edilmiş, tarihî yapıları harap edilmiş, ağaçları sökülmüş, kendi gıdasını üretemediği için dışarıdan almak zorunda kalan, ucube bir yere dönüşmüştür. Sanki yaşam bitmiş gibidir kasabada. İnsanı mutlu eden hiçbir şey kalmamıştır artık. İşin ilginci tüm bunların sebebi yine insandır.
Evrendeki kaos teorisi sanki tıkır tıkır işliyor gibiydi.
- Katılım
- 10 Ocak 2009
- Konular
- 3,748
- Mesajlar
- 15,938
- Çözüm
- 334
- Online süresi
- 6mo 28d
- Reaksiyon Skoru
- 8,027
- Altın Konu
- 947
- Başarım Puanı
- 474
- Yaş
- 34
- MmoLira
- 86,651
- DevLira
- -12
Paylaşım için teşekkürler.
- Katılım
- 2 Mar 2015
- Konular
- 59,189
- Mesajlar
- 88,442
- Çözüm
- 109
- Online süresi
- 4mo 16d
- Reaksiyon Skoru
- 14,280
- Altın Konu
- 2,398
- TM Yaşı
- 11 Yıl 3 Ay 7 Gün
- Başarım Puanı
- 1,051
- MmoLira
- 695,207
- DevLira
- 234
Paylaşım için teşekkürler. 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 16
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 30











