- Katılım
- 25 Ara 2015
- Konular
- 3,009
- Mesajlar
- 8,608
- Çözüm
- 31
- Online süresi
- 7mo 18d
- Reaksiyon Skoru
- 6,000
- Altın Konu
- 507
- TM Yaşı
- 10 Yıl 5 Ay 15 Gün
- Başarım Puanı
- 399
- MmoLira
- 119,611
- DevLira
- 121
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Romanımızın başkahramanı Bihruz Bey adındaki zengin, şımarık, Batı özentisi bir paşa çocuğudur. Fransız özentisi adeta takıntı haline gelmiştir. Yarım yamalak bildiği Fransızca kelimelerle batılı gibi konuşmaya çalışır. Bihruz Bey'in babası vefat ettikten sonra ailenin bütün serveti Bihruz Bey'in yönetimine geçer. Hiçbir servetin Bihruz Bey'in israf ve gösterişe dayalı yaşantısına dayanamayacağı gibi aile servetleri eriyip tükenmektedir. Bihruz Bey validesinin henüz satılmamış olan mücevherlerine güvenerek harcamalarını sürdürmektedir. Millet Bahçesi, Çamlıca'da bu dönemde açılmış pek popüler bir parktır. Bihruz Bey de nerede şamata orada bir tip olduğundan pek popüler olan bu parkı ziyaret etmekten geri kalmaz. Bu gezilerden birinde kendi arabasıyla yarışır güzellikte olan bir arabanın içinde gördüğü kadına âşık olur. Arabaya da bakılırsa bu kızın pek zengin ve soylu olduğunu düşünür. Adı Periveş olan bu kadın fakir bir aileden gelmektedir. Gerçekten de çok güzel olan bu kadının yolu Çengi adında ünü pek de iyi olmayan kadınla denk gelir. Periveş'in de ünü güzelliğinin de etkisiyle neredeyse bütün İstanbul'a yayılır fakat büyüyen ünüyle birlikte erdemi de gitgide küçülür. Durumdan bir haber olan aklı bir karış havada olan Bihruz Bey, günün her vakti Periveş'i düşünmekten kendini alamaz. Periveş'e aşkını anlatan bir mektup yazar. Yine Çamlıca Bahçesinde karşılaştığı Periveş'e mektubu verir fakat tek kelime edemez. Bu güzel kadın karşısında dili tutulur. Periveş'i görmek için sık sık Millet Bahçesine gitse de onu göremez.
Günler geçer ve Periveş'i bir daha ne görüp ne duyan Bihruz Bey yemeden içmeden kesilir. Kederinden pek keyif aldığı aktivitelerini bile yapamaz. Kalemden yakın arkadaşı memur Keşfi Bey durumdan haberdardır ve Bihruz Bey'e bir yalan uydurur. Hemşiresinin Periveş'in ailesinin köşküne gidip hanımla görüştüğünü Periveş'in ailesini tanıdıklarını, kendisine çok benzeyen bir ablası olduğunu ve Periveş'in veremden öldüğünü söyler. Bihruz Bey deneyimlere dayanan aklından istifade edebilecek kabiliyette olmadığından yakın arkadaşına inanır ve büyük bir üzüntü duyar. İnandığı için pek de kızmamak da gerekir çünkü Periveş Hanım'ın iki aydan beridir hiçbir mesirede görünmemesi de Keşfi Bey'in yalanını doğrular niteliktedir.
Şimdi Bihruz Bey kendisi için en büyük saadetin onun gibi can verebilmek olduğunu fakat sürekli bir can çekişme içinde senelerce mustarip olduktan sonra yarı ölü ve perişan kalacaktır.
Üç saat aralıksız ağladıktan sonra Mişel yemeğin hazır olduğunu bildirdi. Yemeğe oturmadığı günler haremde bir panik havası hâkim olduğundan ve kimseye laf anlatacak hali kalmadığından Bihruz Bey sofraya oturup her şeyden yermiş gibi yaptıktan sonra erkenden yatağına girdi. O geceyi pek huzursuz geçirdi. Bihruz Bey'in durumu ne kadar saklamaya çalışsa da fark edildi ve evi bir panik havası sardı. Türlü çareler arandı, sayısız sorular soruldu en sonunda doktor çağırıldı. Bihruz Bey'in muayenesinden bir hastalık çıkmadı ve bunun sinirsel sebepten kaynaklanan bir durum olduğuna karar verildi. Sinirlerini yatıştıracak bir ilaç yazıldı. Bihruz Bey sevgilisinin mezarını bulmaya yemin etti.
Günler geçti Bihruz Bey, Direklerarasına gitmek için yollara düştüğü bir gün kalabalığı izlerken yüreği ağzına geldi. Kırmızı şemsiyeli bir kadın gördü ve bu kadının Periveş Hanım'ın kardeşi olduğunu anladı. Mezarın yerini öğrenmek umuduyla bu kadınların peşine düştü. Köşeyi dönen kadınların yanına tenhada yaklaştı. Kız kardeşinizin mezarı neredeyse bana söylemenizi rica ediyorum diyerek söze girdi. Periveş Hanım Bihruz Bey'i bir güzel alaya alıp kendisini tanıyamadığı için onun üzerine gitti. Kardeşi falan olmadığını anlattığı kadının yani Periveş'in bizzat kendisi olduğunu söyledi.
Çengi Hanım ve Periveş Hanım Bihruz Bey'i azarlayıp bir de üstüne alaya aldılar. Bihruz Bey küçük düştüğü gibi o gün onları soylu bir aileden geldiklerini sandığı Lando'nun da kiralık olduğunu öğrendi. İşte şimdi büsbütün hayal kırıklığına uğramıştı.
Eser dönemin belirgin özelliklerinden olan yanlış batılılaşmaya konu almaktadır. Kitap bir aşk hikâyesini anlatmakla beraber, dönemin toplumsal ve sosyal yapısını incelemekte, İstanbul'un entelektüel çevresini oluşturan Jön Türklerin ve üst tabakanın yaşantısını eleştirmektedir. Romantizm akımını da alaya alan eser edebiyatımızın ilk realistik roman örneği olarak kabul edilmektedir. Eserde olay oldukça azdır. Dili yeni baskılarda sadeleştirilse de konusu gereği oldukça fazla yabancı kelime içermektedir.
Bihruz Bey eski vezirlerden (...) paşanın oğludur. On beş senedir İstanbul'a ayak basmamış olan babasıyla küçük yaşında memleket memleket dolaştığı için Bihruz Bey bir çocuğun öğrenmesi gereken bilgileri on altı yaşına kadar öğrenememişti.
Bihruz Bey yabancı hocalardan ders alıyordu. Bütün hocaları işten çıkarıyordu. Saçlarını kestirir, terzide kıyafetler ısmarlar, kunduracıya ölçü verirdi. Alafrangalığa meraklıdır. Terzilerle, garsonlarla, berberlerle Fransızca konuşur.
Gün gelir babası ölür. Paşanın vefatı üzerine oğluna yirmi sekiz bin liralık miras kalır. Bihruz Bey bu büyük serveti kısa zamanda yok edecek eğlence hayatına koyulur.
Bihruz Bey bir gün at arabasıyla giderken çok güzel sarışın bir kız görür. Bu kızı gördüğü gibi kalbi çarpmaya başlar. Bihruz Beyin yanındaki arkadaşı bu hanımefendiyi tanır. Kız arabadan indiği gibi Bihruz Bey onu takip eder. Kızla konuşmaya çalışır; fakat başarılı olamaz. Kızın adı ise Periveş'tir.
Bihruz Beyin aşık olduğu Periveş Hanım öyle soylu bir aileye mensup değildir. Periveş Hanım, Mağmum Efendi denen adamın eski eşidir. Sonradan ise Zamiye Hanımla yaşamaya başlar. Bihruz Bey , Periveş'e gücenmiştir ve içini dökecek bir mektup yazmak ister. Cuma günü onu bekleyecek ve mektubu ona verecektir. Gece uyuduğunda bile sürekli Periveş'i görmüştü.
Bihruz Bey mektubu yazmaya başladı. Kendini soylu gösterecek şekilde Fransızca kelimeler kullanıyordu. İçindeki aşkı, kederi, özlemi bir bir mektuba aktardı. Mektubu en az on defa okudu. Hiç bir kusur bulamadı.
Mösyö Piyer adlı Bihruz'un yanında çalışan bir adam vardı. Bu adam 65 yaşlarında siyasete ilgi duyan bir Fransızca öğretmeniydi. Menfaatçi birinin tekidir. Bihruz'dan para çekmeye çalışır. Mösyö Piyer zaman zaman Bihruz' a şiirler okuyordu.
Bihruz Bey aradan günlerin geçmesiyle tekrar Çamlıca'ya gitti. Saatlerce kadını bekledi ki mektubu ona verebilsin. Fakat ne kadın göründü ne de landosu. Bihruz Bey bekledikçe umudunu kaybetti. Ona aşkını itiraf etmek istiyordu. Kadını görmediği günler azap çekiyordu.
Bir gün çıkarıp yazdığı mektubu tekrar okudu. Mektupta '' siyah çerde '' adlı bir söz yer alıyordu. Bihruz bunun anlamını merak etti ve Naim Efendiyi çağırdı. Naim Efendi ise Arapça ve Farsçayı çok iyi bilen bir adamdı. Siyah çerdenin anlamına sözlükte baktılar ve anlamının siyah bir at olduğunu gördüler. Bihruz Bey bunu görünce kadının buluşmaya neden gelmediğini anladı. Kadına siyah at demişti ve bunun için üzülüp durdu. Neyse ki kadına çıkarıp yeni bir mektup yazdı o kelimeyi dediği için affetmesini diledi, kadına yalvardı. Mektubu vermek için günler boyu bekledi ama kadını görmedi. Mektup da cebinde eskiyip gitti.
Bihruz Bey bunun üzerine odasından bile çıkmıyordu. Kadını hayal ediyor, düşlerinde ona kavuşabiliyordu. Periveş Hanımın ise hiç bir şeyden haberi yoktu. Bihruz Bey haftanın her günü mesaiye gider gibi Çamlıca'ya gidiyordu. Bihruz Bey beş dakika rahat olamıyordu. Kırlarda hem araba sürüyor hem de gezinti yaparken hayallerinde Periveş'ten özür diliyordu. Tam bu esnada Bihruz Beye bir mektup geldi ve Mösyö Kondoraki mektubu efendisine verdi. Mektubun içinde eskiden kıyafetlerini aldığı dükkanın parasını vermesi gerektiğini ya da arabasının ve hayvanlarının haciz edileceği yazılıydı. Bihruz Beyin de artık parası kalmamıştı. Bunu nasıl ödeyeceğini düşünüyordu.
Diğer gün arkadaşı Keşfi Beyi gördü. Ona sarışın kadın Periveş Hanımı sordu. Adam kendisinin de artık Periveş Hanımı görmediğini ve onun veremden dolayı öldüğünü söyler. Bu habere Bihruz dayanamaz tüm dünyası başına yıkılır. Bihruz aslında Keşfi'nin dediklerine inanmaz; ama Keşfi bir konuşur ki adamı inandırır.
Keşfi Bey yalancının tekidir. Arkadaşları arasında bu huyuyla ün kazanmıştır. Bihruz Bey yemeden içmeden kesilir, psikolojisi bozulur. Periveş Hanımı görememek ona azaptır. Bir gün dışarda gezerken Periveş Hanım'ı görür, ona seslenir; fakat kadın duymaz. Bihruz Bey, Keşfi’nin yalan attığını anlar. Keşfi'ye gelip bunun hesabını sorar Keşfi ise kızın ikiz kardeşinin olduğunu ancak kardeşini görebileceğini söyleyip yine yalan atmıştır. Bihruz Bey bu yalana da inanır.
Bihruz Beye diğer ay borcunu ödemediği için haciz gelir. Çoğu malını kaybeder. İstanbul'a taşınır. Bir ramazan akşamı köleler başında dolaşırken birden bire kıza rastlar, onu sevgilisinin kız kardeşi zannederek yanına gider, Periveş'in mezarını sorar. Sonunda, gördüğü kızın Periveş olduğunu, fakat öyle sandığı gibi yüksek bir aileden olmayıp tersine düşkün bir kadın olduğunu anlar ve Periveş'le yanındaki Çengi Hanım'ın hakareti ve gülüşmeleri arasında oradan uzaklaşır.
Günler geçer ve Periveş'i bir daha ne görüp ne duyan Bihruz Bey yemeden içmeden kesilir. Kederinden pek keyif aldığı aktivitelerini bile yapamaz. Kalemden yakın arkadaşı memur Keşfi Bey durumdan haberdardır ve Bihruz Bey'e bir yalan uydurur. Hemşiresinin Periveş'in ailesinin köşküne gidip hanımla görüştüğünü Periveş'in ailesini tanıdıklarını, kendisine çok benzeyen bir ablası olduğunu ve Periveş'in veremden öldüğünü söyler. Bihruz Bey deneyimlere dayanan aklından istifade edebilecek kabiliyette olmadığından yakın arkadaşına inanır ve büyük bir üzüntü duyar. İnandığı için pek de kızmamak da gerekir çünkü Periveş Hanım'ın iki aydan beridir hiçbir mesirede görünmemesi de Keşfi Bey'in yalanını doğrular niteliktedir.
Şimdi Bihruz Bey kendisi için en büyük saadetin onun gibi can verebilmek olduğunu fakat sürekli bir can çekişme içinde senelerce mustarip olduktan sonra yarı ölü ve perişan kalacaktır.
Üç saat aralıksız ağladıktan sonra Mişel yemeğin hazır olduğunu bildirdi. Yemeğe oturmadığı günler haremde bir panik havası hâkim olduğundan ve kimseye laf anlatacak hali kalmadığından Bihruz Bey sofraya oturup her şeyden yermiş gibi yaptıktan sonra erkenden yatağına girdi. O geceyi pek huzursuz geçirdi. Bihruz Bey'in durumu ne kadar saklamaya çalışsa da fark edildi ve evi bir panik havası sardı. Türlü çareler arandı, sayısız sorular soruldu en sonunda doktor çağırıldı. Bihruz Bey'in muayenesinden bir hastalık çıkmadı ve bunun sinirsel sebepten kaynaklanan bir durum olduğuna karar verildi. Sinirlerini yatıştıracak bir ilaç yazıldı. Bihruz Bey sevgilisinin mezarını bulmaya yemin etti.
Günler geçti Bihruz Bey, Direklerarasına gitmek için yollara düştüğü bir gün kalabalığı izlerken yüreği ağzına geldi. Kırmızı şemsiyeli bir kadın gördü ve bu kadının Periveş Hanım'ın kardeşi olduğunu anladı. Mezarın yerini öğrenmek umuduyla bu kadınların peşine düştü. Köşeyi dönen kadınların yanına tenhada yaklaştı. Kız kardeşinizin mezarı neredeyse bana söylemenizi rica ediyorum diyerek söze girdi. Periveş Hanım Bihruz Bey'i bir güzel alaya alıp kendisini tanıyamadığı için onun üzerine gitti. Kardeşi falan olmadığını anlattığı kadının yani Periveş'in bizzat kendisi olduğunu söyledi.
Çengi Hanım ve Periveş Hanım Bihruz Bey'i azarlayıp bir de üstüne alaya aldılar. Bihruz Bey küçük düştüğü gibi o gün onları soylu bir aileden geldiklerini sandığı Lando'nun da kiralık olduğunu öğrendi. İşte şimdi büsbütün hayal kırıklığına uğramıştı.
Eser dönemin belirgin özelliklerinden olan yanlış batılılaşmaya konu almaktadır. Kitap bir aşk hikâyesini anlatmakla beraber, dönemin toplumsal ve sosyal yapısını incelemekte, İstanbul'un entelektüel çevresini oluşturan Jön Türklerin ve üst tabakanın yaşantısını eleştirmektedir. Romantizm akımını da alaya alan eser edebiyatımızın ilk realistik roman örneği olarak kabul edilmektedir. Eserde olay oldukça azdır. Dili yeni baskılarda sadeleştirilse de konusu gereği oldukça fazla yabancı kelime içermektedir.
Araba Sevdası Konusu
Osmanlı Edebiyatının ünlü şairlerinden biri olan Recaizade Mahmud Ekrem’in tek romanı olan Araba Sevdası ilk olarak 1896 yılında yayınlanmış ve büyük beğeni toplamıştır. Türk edebiyat klasikleri arasında yer alan ve tekrar tekrar yayınlanan kitap halen günümüz de
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
listesinde yer almaktadır.Bihruz Bey eski vezirlerden (...) paşanın oğludur. On beş senedir İstanbul'a ayak basmamış olan babasıyla küçük yaşında memleket memleket dolaştığı için Bihruz Bey bir çocuğun öğrenmesi gereken bilgileri on altı yaşına kadar öğrenememişti.
Bihruz Bey yabancı hocalardan ders alıyordu. Bütün hocaları işten çıkarıyordu. Saçlarını kestirir, terzide kıyafetler ısmarlar, kunduracıya ölçü verirdi. Alafrangalığa meraklıdır. Terzilerle, garsonlarla, berberlerle Fransızca konuşur.
Gün gelir babası ölür. Paşanın vefatı üzerine oğluna yirmi sekiz bin liralık miras kalır. Bihruz Bey bu büyük serveti kısa zamanda yok edecek eğlence hayatına koyulur.
Bihruz Bey bir gün at arabasıyla giderken çok güzel sarışın bir kız görür. Bu kızı gördüğü gibi kalbi çarpmaya başlar. Bihruz Beyin yanındaki arkadaşı bu hanımefendiyi tanır. Kız arabadan indiği gibi Bihruz Bey onu takip eder. Kızla konuşmaya çalışır; fakat başarılı olamaz. Kızın adı ise Periveş'tir.
Bihruz Beyin aşık olduğu Periveş Hanım öyle soylu bir aileye mensup değildir. Periveş Hanım, Mağmum Efendi denen adamın eski eşidir. Sonradan ise Zamiye Hanımla yaşamaya başlar. Bihruz Bey , Periveş'e gücenmiştir ve içini dökecek bir mektup yazmak ister. Cuma günü onu bekleyecek ve mektubu ona verecektir. Gece uyuduğunda bile sürekli Periveş'i görmüştü.
Bihruz Bey mektubu yazmaya başladı. Kendini soylu gösterecek şekilde Fransızca kelimeler kullanıyordu. İçindeki aşkı, kederi, özlemi bir bir mektuba aktardı. Mektubu en az on defa okudu. Hiç bir kusur bulamadı.
Mösyö Piyer adlı Bihruz'un yanında çalışan bir adam vardı. Bu adam 65 yaşlarında siyasete ilgi duyan bir Fransızca öğretmeniydi. Menfaatçi birinin tekidir. Bihruz'dan para çekmeye çalışır. Mösyö Piyer zaman zaman Bihruz' a şiirler okuyordu.
Bihruz Bey aradan günlerin geçmesiyle tekrar Çamlıca'ya gitti. Saatlerce kadını bekledi ki mektubu ona verebilsin. Fakat ne kadın göründü ne de landosu. Bihruz Bey bekledikçe umudunu kaybetti. Ona aşkını itiraf etmek istiyordu. Kadını görmediği günler azap çekiyordu.
Bir gün çıkarıp yazdığı mektubu tekrar okudu. Mektupta '' siyah çerde '' adlı bir söz yer alıyordu. Bihruz bunun anlamını merak etti ve Naim Efendiyi çağırdı. Naim Efendi ise Arapça ve Farsçayı çok iyi bilen bir adamdı. Siyah çerdenin anlamına sözlükte baktılar ve anlamının siyah bir at olduğunu gördüler. Bihruz Bey bunu görünce kadının buluşmaya neden gelmediğini anladı. Kadına siyah at demişti ve bunun için üzülüp durdu. Neyse ki kadına çıkarıp yeni bir mektup yazdı o kelimeyi dediği için affetmesini diledi, kadına yalvardı. Mektubu vermek için günler boyu bekledi ama kadını görmedi. Mektup da cebinde eskiyip gitti.
Bihruz Bey bunun üzerine odasından bile çıkmıyordu. Kadını hayal ediyor, düşlerinde ona kavuşabiliyordu. Periveş Hanımın ise hiç bir şeyden haberi yoktu. Bihruz Bey haftanın her günü mesaiye gider gibi Çamlıca'ya gidiyordu. Bihruz Bey beş dakika rahat olamıyordu. Kırlarda hem araba sürüyor hem de gezinti yaparken hayallerinde Periveş'ten özür diliyordu. Tam bu esnada Bihruz Beye bir mektup geldi ve Mösyö Kondoraki mektubu efendisine verdi. Mektubun içinde eskiden kıyafetlerini aldığı dükkanın parasını vermesi gerektiğini ya da arabasının ve hayvanlarının haciz edileceği yazılıydı. Bihruz Beyin de artık parası kalmamıştı. Bunu nasıl ödeyeceğini düşünüyordu.
Diğer gün arkadaşı Keşfi Beyi gördü. Ona sarışın kadın Periveş Hanımı sordu. Adam kendisinin de artık Periveş Hanımı görmediğini ve onun veremden dolayı öldüğünü söyler. Bu habere Bihruz dayanamaz tüm dünyası başına yıkılır. Bihruz aslında Keşfi'nin dediklerine inanmaz; ama Keşfi bir konuşur ki adamı inandırır.
Keşfi Bey yalancının tekidir. Arkadaşları arasında bu huyuyla ün kazanmıştır. Bihruz Bey yemeden içmeden kesilir, psikolojisi bozulur. Periveş Hanımı görememek ona azaptır. Bir gün dışarda gezerken Periveş Hanım'ı görür, ona seslenir; fakat kadın duymaz. Bihruz Bey, Keşfi’nin yalan attığını anlar. Keşfi'ye gelip bunun hesabını sorar Keşfi ise kızın ikiz kardeşinin olduğunu ancak kardeşini görebileceğini söyleyip yine yalan atmıştır. Bihruz Bey bu yalana da inanır.
Bihruz Beye diğer ay borcunu ödemediği için haciz gelir. Çoğu malını kaybeder. İstanbul'a taşınır. Bir ramazan akşamı köleler başında dolaşırken birden bire kıza rastlar, onu sevgilisinin kız kardeşi zannederek yanına gider, Periveş'in mezarını sorar. Sonunda, gördüğü kızın Periveş olduğunu, fakat öyle sandığı gibi yüksek bir aileden olmayıp tersine düşkün bir kadın olduğunu anlar ve Periveş'le yanındaki Çengi Hanım'ın hakareti ve gülüşmeleri arasında oradan uzaklaşır.
- Katılım
- 15 May 2013
- Konular
- 1,209
- Mesajlar
- 7,333
- Çözüm
- 6
- Online süresi
- 2mo 16d
- Reaksiyon Skoru
- 5,975
- Altın Konu
- 410
- Başarım Puanı
- 349
- MmoLira
- 2,034
- DevLira
- 6
Paylaşım İçin Teşekkürler.
- Katılım
- 25 Ara 2015
- Konular
- 3,009
- Mesajlar
- 8,608
- Çözüm
- 31
- Online süresi
- 7mo 18d
- Reaksiyon Skoru
- 6,000
- Altın Konu
- 507
- TM Yaşı
- 10 Yıl 5 Ay 15 Gün
- Başarım Puanı
- 399
- MmoLira
- 119,611
- DevLira
- 121
Rica ederim.Paylaşım İçin Teşekkürler.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 116
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 27



















