- Katılım
- 25 Ara 2015
- Konular
- 2,927
- Mesajlar
- 8,509
- Online süresi
- 7ay 18g
- Reaksiyon Skoru
- 5,945
- Altın Konu
- 507
- Başarım Puanı
- 399
- TM Yaşı
- 10 Yıl 3 Ay 28 Gün
- MmoLira
- 118,576
- DevLira
- 121
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
Ahmet Celal subay olarak görev yaptığı Birinci Dünya Savaşı sırasında tek kolunu kaybeder. Ülkenin gidişatı da iyi değildir. İstanbul işgal altındadır ve bu durum Ahmet Celal’in canını çok sıkar, İstanbul’da düşman hükmüne şahit olmaya dayanamaz. Askerlerinden biri olan Mehmet Ali’nin Eskişehir’deki Porsuk Çayı yakınlarındaki köyüne gitmeye karar verir.
Okumuş ve aydın bir kişiliğe sahip olan Ahmet Celal, dünyadan bir haber olan bu köylülerin içerisinde, düşünmekten sorgulamaktan aciz kafa yapılarıyla mücadele etmeye çalışmaktadır. Fakat kızdığı şey bu cahil kalmış halk değil yıllar boyu kendi derdine düşüp toplumun gerçekliklerinden uzak kalmış aydınlardır. Ülkenin içinde bulunduğu durum da Ahmet Celal’in hassasiyetini iyice arttırmaktadır. Kurtuluş Mücadelesini desteklemek şöyle dursun kötüleyici konuşmalar köy havasında hakimdir. Ahmet Celal sinirlerine hâkim olmakta zorlanır zaten köyde kendisiyle ilgili izlenimler pek iyi değildir. Aylardır Mehmet Ali ve ailesinin evinde yaşamasına rağmen onlar bile kendisine pek uzak davranmakta ve bütün köy halkı Ahmet Celal’i “yaban” olarak adlandırmaktadır.
Ahmet Celal ise bu köylülerin özgürlükleri hatta canları pahasına kolunu kaybettiğini fark etmelerini ve kendisine minnet duymalarını beklerken köyde işler hiç de beklemediği gibi gider. Sağ yanındaki eksiklik köylü için bir minnet hatırlatıcısı olmaktan çok rahatsızlık uyandırıp kafalarını başka yöne çevirmelerine neden olmaktadır. Ahmet Celal köylüye kızmayıp bu kadar cahil kalmalarını kendisine ve kendi gibi aydınların duyarsızlığına vermektedir. Sabırla Mustafa Kemal Paşa'nın başlattığı Kurtuluş Savaşı'nın ehemmiyetini köylüye anlatmaya çalışmaktadır. Oysa tüm bu çabaların nafile olduğunu düşman askerleri geldiği vakit onlara üç kuruş para kazanma umuduyla yardım edip yol gösteren köylüden öğrenecektir.
Ahmet Celal köydeki insanlardan köyün boğucu havasından bunaldığında Porsuk Nehri boyunca bir geziye çıkmaktadır. bir gün öyle çok yürümüştür ki neredeyse komşu köyün sınırlarına varmıştır. Dere kenarında uzun boylu, bakımsız ama güzel bir vücuda sahip olduğu belli olan ayrıca yemyeşil gözleriyle de insanı büyüleyen bir kıza rastlamıştır. Ahmet Celal kız ile konuşmaya çalışır adı öğrenmeye çalışır fakat kız adeta ürkek bir keçi gibi kaçmaktadır. Ahmet Celal'in bu yabani bir hayvanı andıran kaçış hoşuna gider. Bu karşılaşmadan sonra sık sık o köye doğru gidip gelmeye başlar. ne gariptir ki yol üstünde Mehmet Ali'nin kardeşi İsmail'e rastlar sık sık. Bu garip rastlantı sırasında zaman zaman hiç konuşmadan geçip giderler, zaman zaman da İsmail bir iki dal sigara koparmak umuduyla sohbet açar. İsmail, Ahmet Celal'e sanki yaşını almış küçük bir cüce gibi gelir. Çocuk yaşta olmasına rağmen sanki kırk yaşında bir adam görünümündedir. Tıpkı bu coğrafyanın kurak topraklarına benzeyen cildi de belli ki bu izlenimde oldukça etkilidir. Bir gün çatıda sigara içtiği sırada Ahmet Celal yanına gelir. Belli ki derdi sigara koparmaktır. Konu açılır ve komşu köy yolundaki karşılaşmalara gelir. İsmail, Emine adında bir kızdan bahseder. Tarif ettiği kız belli ki Ahmet Celal’in gönlünü kaptırdığı yabani kızdır. Ahmet Celal, İsmail'e bir güzel azar çeker ve yaşını başını işinin gücünü olmamasını bahane ederek bu işlere uygun olmadığını söyler. İsmail tek laf etmez. Ahmet Celal'in içi içini kemirmekte ve bir şey yapma ihtiyacı hissetmektedir. Konuyu İsmail'in annesi Zeynep Kadın'a açar. Zeynep Kadın bu evliliğe katiyen karşıdır. Emine öksüz bir kızdır ve hiçbir mal varlığı yoktur. Zeynep Kadın bu yoksul kızı gelin olarak almayacağını söyler. Ahmet Celal'in içi bir nebze olsun soğumakla birlikte elini çabuk tutmaya karar verir ve köyde nadir konuştuğu kişilerden biri olan Bekir Çavuş'a konuyu açar. Bekir Çavuş karısıyla haber göndereceğini söyler. Beklenen haber gecikmeli olsa da gelir. Emine "Ben elin yabanına varmam." diyerek kestirip atmıştır.
Ahmet Celal, Bekir Çavuş'un ahırını kiralayıp Mehmet Ali'nin evindeki istenmeyen varlığını sonlandırmaya karar verir. Emeti Kadın adında da bir kadını işlerine yardım etmesi için tutar. Tüm bunlar olurken Emine ve İsmail evlenmişlerdir. Ahmet Celal, İsmail'in çorak toprak gibi tenine Emine'nin tenine yakıştıramaz ve bunu kendine yakıştıran Emine'den tiksinti duyar.
Düşman askeri köye varır. Köylü tepki göstermek şöyle dursun düşmana yol gösterir. Ahmet Celal'in köylüden soğuma ve nefreti iyice artar. Savaşın kazanıldığına ve düşmanın geri çekildiğine dair söylentiler gelir. Bir gün büyük bir gürültüyle düşman askeri köye döner. Çoluk çocuk yaşlı kadın demeden türlü işkenceler eder. Küçük bir köylü çoban çocuğunu vurup öldürür. Köylünün neyi var neyi yok el koyar. Tarlaları talan edip evleri ateşe verir. Yetmez köyün kadınlarının ırzına geçerler. Ahmet Celal buradan sağ çıkış olmayacağının farkına varır ve hengâme sırasında Emine'yi de alıp kaçmaya çalışırlar. Kaçış sırasında vurulurlar. Geceyi köy mezarlığında geçirirler. Emine'nin yarası ağırdır. Ahmet Celal gün be gün yazdığı bu defteri Emine'ye emanet eder ve bilinmeyen bir yöne doğru ilerlemeye başlar. Ahmet Celal’in anılarını yazdığı ve bu Anadolu köyünde yaşadıklarını kayda geçirmek için tuttuğu defteri, Sakarya Savaşından sonra düşmanın yaptığı zulümleri incelemek için Haymana, Mihalıççık ve Sivrihisar etrafına gönderilen “Tetkik-i Mezalim Heyeti” bir ağaç kovuğunda bulmuştur.
Roman Milli Mücadele zamanında aydın ile Anadolu köylüsü arasındaki zihniyet farklılığını anlatmaktadır. Yakup Kadri Osmanoğlu'nun en bilindik romanıdır. Bir anı defterinden yola çıkılarak yazılmıştır.
Yaban için “Bu eser benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp, koparak gelmiş bir şeydir” diyen Yakup Kadri, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazdığı Ankara adlı eserinde cevap bulmaya çalışacaktır.
Köye gittiklerinde Mehmet Ali'nin annesi Zeynep Kadın ve kardeşi olan küçük İsmail Ahmet Celal'e pekiyi davranmamıştır. Küçük İsmail daha on dört yaşlarındadır. Fakat yüzü aynen bir yaşlı suratı gibidir, boyu da cücedir. Ara sıra Ahmet Celal'in yanına gelip sigara istiyordu.
Ahmet Celal'e köyde "Yaban" adını takmışlardı. Çünkü köye yabancı yerden gelmişti, yabancıydı diye ona bu adla sesleniyorlardı. O diğer köylüler gibi değildi. Sürekli okuyan, kendine bakan, aydın bir insandı. Bir gün kahveye gidip köylüyü savaş hakkında uyarmak istedi. Mustafa Kemal'in başarılarını anlattı. Fakat köylüler onu ciddiye bile almadılar.
Bunun üzerine Yaban morali bozuk şekilde, köyün kıyısına gidip, kafasını dinlemek istedi. Orda yeşil gözlü, genç ve güzel bir kız gördü. İlk görüşte aşık oldu kıza. Konuşmak istedi; ama kız ondan kaçtı da kızın peşinden gidip, kızı takip etti.
Köyde Cennet adında bir kadın vardır. Bu kadın Süleyman denen adamla evliydi. Fakat başka kişilerle gezip tozuyordu. Köylü artık bu durumdan rahatsız olmuştu. Kadın Süleyman'ı kandırıyor ve Süleyman da eşine hak veriyordu. Köydekiler boşanmalarını isterler. Kadın da buna olumlu yanıt verir. Kadın gidip başkasıyla evlenir ve ondan da boşanır sonunda kötü yola düşer. Bunu duyan Süleyman çok sevinir.
Şeyh Yusuf denen bir şeyh köye gelir. Adamın hastalara okuyunca iyileştirdiğini söyleyenler vardır. Köylüler bu adama çok hürmet eder severlerdi. Yaban bu adama inanmadı ve adamla kavga etti bunun üzerine köylüler, Yaban'ın çarpılacağını söylüyorlardı.
Günler geçti ve Mehmet Ali tekrardan askere çağrıldı. İsmail abisinin evden gitmesiyle daha da hırçınlaşmıştı. Zeynep Kadın'ı da dinlemiyordu. Zeynep Kadın ise bu durumdan Yaban'ı sorumlu tutuyordu. Çünkü Yaban evlerine geldiğinden beri sorunlar çoğalmıştı. Kadın da Yaban'a incitici sözler savuruyordu. Yaban ise bunu pek de takmıyordu.
Yaban yine köylü kızını takip ederken, İsmail’le karşılaşır. İsmail’e nedenini sorduğundaysa Emine denen kız için geldiğini söyler. Bu kız Yaban'ın dere kenarında gördüğü kızdır. Ve İsmail o kızla görüştüğünü söyler. İsmail gün geçtikçe daha da huysuzlaşır evlenmek istediğini dile getirir. Ve aynı evde yaşamayacağını annesine söyler. Depo olarak kullanılan bir ev bulurlar.
Ahmet Celal sonunda bu kızı halasından istemeye karar verir. Bunun için Bekir Çavuş'u gönderir. Bekie Çavuş haber alınca kendisine bildireceğini söyler. Ve Emine cevap olarak '' ben elin yabanına varmam '' diye cevap verir. Bu sırada Yaban Bekir Çavuş'a bu işten vazgeçtiğini, Emine konusunun kapanmasını ister ama adam artık Emine'ye dediğini açıklar. Emine'nin cevabının duyunca adam şok olur.
Ahmet Celal gün geçtikçe daha da sessizleşir. İçine kapanır. Yanında Süleyman'la yaşamaya başlar. Süleyman ise halen karısını affedebileceğini söylemektedir. Cennet'ten başka hiçbir şey konuşmaz. Yaban ona kötü davranmaya başlayınca evden ayrılır.
İsmail, annesi karşı çıktığı halde Emine ile evlenir. Yaban bunu duyunca daha kötü olur. Başka evde yaşamaya başlayan Yaban'ın işlerini Emeti Kadın diye biri yapmaya başlar. Bu kadının bir de küçük yeğeni Hasan vardır. Hasan çoban ve çok saf bir çocuktur.
Bir gün köyde Bekir Çavuş Emine'nin şehit olduğunu sandığı babasını görür. Adamın adı Şerif Çavuştur. Yaban da adamla tanışır. Adam hemen ailesini görmek istediğini bugüne kadar esir hayatı sürdüğünü anlatır.
Bir gün Hasan'ı işkence edilmiş halde bulurlar. Emeti Kadın çığlık çığlığadır. Yaban çocuğu alıp yatağa yatırır ve ölmediğini söyler. Hasan yatakta uyurken düşman askerleri gelir ve Emeti kadından para isterler. Emeti Kadın onlara parasını verir. Adamlar o sıra Hasan'ı yatağından düşürürler ve Hasan ölür.
Öte yandan, Yunanlılar köyleri yağmalar, ateşe verir, halka işkence ederler. Bir gün Ahmet Celaldin bulunduğu köye girerler. Köylüler kaçarak dereye gizlenirler. Savaşmak istemedikleri gibi, M. Kemal’i de Yunan’a saldırmakla suçlarlar. Düşman onları kolaylıkla bulur, yakalayıp köy meydanında öldürür. Ahmet Celal ile Emine de vardır aralarında. Genç subay, bir ara, karışıklıktan yararlanarak Emine’nin elini tutar, birlikte koşmaya başlarlar. Düşman ateş açar, ikisi de yaralanırlar. Zorlukla köyün mezarlığına ulaşırlar. Orada sabaha değin beklerler. Ertesi gün yola çıkacaklardır. Fakat Emine yürüyecek halde değildir, yarası ağırdır. Ahmet Celal yazdığı bir defteri kızın eline sıkıştırır. Bilinmeyen bir geleceğe doğru umutsuzca yürür gider.
Okumuş ve aydın bir kişiliğe sahip olan Ahmet Celal, dünyadan bir haber olan bu köylülerin içerisinde, düşünmekten sorgulamaktan aciz kafa yapılarıyla mücadele etmeye çalışmaktadır. Fakat kızdığı şey bu cahil kalmış halk değil yıllar boyu kendi derdine düşüp toplumun gerçekliklerinden uzak kalmış aydınlardır. Ülkenin içinde bulunduğu durum da Ahmet Celal’in hassasiyetini iyice arttırmaktadır. Kurtuluş Mücadelesini desteklemek şöyle dursun kötüleyici konuşmalar köy havasında hakimdir. Ahmet Celal sinirlerine hâkim olmakta zorlanır zaten köyde kendisiyle ilgili izlenimler pek iyi değildir. Aylardır Mehmet Ali ve ailesinin evinde yaşamasına rağmen onlar bile kendisine pek uzak davranmakta ve bütün köy halkı Ahmet Celal’i “yaban” olarak adlandırmaktadır.
Ahmet Celal ise bu köylülerin özgürlükleri hatta canları pahasına kolunu kaybettiğini fark etmelerini ve kendisine minnet duymalarını beklerken köyde işler hiç de beklemediği gibi gider. Sağ yanındaki eksiklik köylü için bir minnet hatırlatıcısı olmaktan çok rahatsızlık uyandırıp kafalarını başka yöne çevirmelerine neden olmaktadır. Ahmet Celal köylüye kızmayıp bu kadar cahil kalmalarını kendisine ve kendi gibi aydınların duyarsızlığına vermektedir. Sabırla Mustafa Kemal Paşa'nın başlattığı Kurtuluş Savaşı'nın ehemmiyetini köylüye anlatmaya çalışmaktadır. Oysa tüm bu çabaların nafile olduğunu düşman askerleri geldiği vakit onlara üç kuruş para kazanma umuduyla yardım edip yol gösteren köylüden öğrenecektir.
Ahmet Celal köydeki insanlardan köyün boğucu havasından bunaldığında Porsuk Nehri boyunca bir geziye çıkmaktadır. bir gün öyle çok yürümüştür ki neredeyse komşu köyün sınırlarına varmıştır. Dere kenarında uzun boylu, bakımsız ama güzel bir vücuda sahip olduğu belli olan ayrıca yemyeşil gözleriyle de insanı büyüleyen bir kıza rastlamıştır. Ahmet Celal kız ile konuşmaya çalışır adı öğrenmeye çalışır fakat kız adeta ürkek bir keçi gibi kaçmaktadır. Ahmet Celal'in bu yabani bir hayvanı andıran kaçış hoşuna gider. Bu karşılaşmadan sonra sık sık o köye doğru gidip gelmeye başlar. ne gariptir ki yol üstünde Mehmet Ali'nin kardeşi İsmail'e rastlar sık sık. Bu garip rastlantı sırasında zaman zaman hiç konuşmadan geçip giderler, zaman zaman da İsmail bir iki dal sigara koparmak umuduyla sohbet açar. İsmail, Ahmet Celal'e sanki yaşını almış küçük bir cüce gibi gelir. Çocuk yaşta olmasına rağmen sanki kırk yaşında bir adam görünümündedir. Tıpkı bu coğrafyanın kurak topraklarına benzeyen cildi de belli ki bu izlenimde oldukça etkilidir. Bir gün çatıda sigara içtiği sırada Ahmet Celal yanına gelir. Belli ki derdi sigara koparmaktır. Konu açılır ve komşu köy yolundaki karşılaşmalara gelir. İsmail, Emine adında bir kızdan bahseder. Tarif ettiği kız belli ki Ahmet Celal’in gönlünü kaptırdığı yabani kızdır. Ahmet Celal, İsmail'e bir güzel azar çeker ve yaşını başını işinin gücünü olmamasını bahane ederek bu işlere uygun olmadığını söyler. İsmail tek laf etmez. Ahmet Celal'in içi içini kemirmekte ve bir şey yapma ihtiyacı hissetmektedir. Konuyu İsmail'in annesi Zeynep Kadın'a açar. Zeynep Kadın bu evliliğe katiyen karşıdır. Emine öksüz bir kızdır ve hiçbir mal varlığı yoktur. Zeynep Kadın bu yoksul kızı gelin olarak almayacağını söyler. Ahmet Celal'in içi bir nebze olsun soğumakla birlikte elini çabuk tutmaya karar verir ve köyde nadir konuştuğu kişilerden biri olan Bekir Çavuş'a konuyu açar. Bekir Çavuş karısıyla haber göndereceğini söyler. Beklenen haber gecikmeli olsa da gelir. Emine "Ben elin yabanına varmam." diyerek kestirip atmıştır.
Ahmet Celal, Bekir Çavuş'un ahırını kiralayıp Mehmet Ali'nin evindeki istenmeyen varlığını sonlandırmaya karar verir. Emeti Kadın adında da bir kadını işlerine yardım etmesi için tutar. Tüm bunlar olurken Emine ve İsmail evlenmişlerdir. Ahmet Celal, İsmail'in çorak toprak gibi tenine Emine'nin tenine yakıştıramaz ve bunu kendine yakıştıran Emine'den tiksinti duyar.
Düşman askeri köye varır. Köylü tepki göstermek şöyle dursun düşmana yol gösterir. Ahmet Celal'in köylüden soğuma ve nefreti iyice artar. Savaşın kazanıldığına ve düşmanın geri çekildiğine dair söylentiler gelir. Bir gün büyük bir gürültüyle düşman askeri köye döner. Çoluk çocuk yaşlı kadın demeden türlü işkenceler eder. Küçük bir köylü çoban çocuğunu vurup öldürür. Köylünün neyi var neyi yok el koyar. Tarlaları talan edip evleri ateşe verir. Yetmez köyün kadınlarının ırzına geçerler. Ahmet Celal buradan sağ çıkış olmayacağının farkına varır ve hengâme sırasında Emine'yi de alıp kaçmaya çalışırlar. Kaçış sırasında vurulurlar. Geceyi köy mezarlığında geçirirler. Emine'nin yarası ağırdır. Ahmet Celal gün be gün yazdığı bu defteri Emine'ye emanet eder ve bilinmeyen bir yöne doğru ilerlemeye başlar. Ahmet Celal’in anılarını yazdığı ve bu Anadolu köyünde yaşadıklarını kayda geçirmek için tuttuğu defteri, Sakarya Savaşından sonra düşmanın yaptığı zulümleri incelemek için Haymana, Mihalıççık ve Sivrihisar etrafına gönderilen “Tetkik-i Mezalim Heyeti” bir ağaç kovuğunda bulmuştur.
Roman Milli Mücadele zamanında aydın ile Anadolu köylüsü arasındaki zihniyet farklılığını anlatmaktadır. Yakup Kadri Osmanoğlu'nun en bilindik romanıdır. Bir anı defterinden yola çıkılarak yazılmıştır.
Yaban için “Bu eser benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp, koparak gelmiş bir şeydir” diyen Yakup Kadri, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazdığı Ankara adlı eserinde cevap bulmaya çalışacaktır.
Yaban Konusu
Roman, sağ kolunu kaybetmiş olan Ahmet Celal'in hayatını anlatır. Ahmet Celal Cihan Harbinde kolunu kaybetmiştir. O halinde yanında sadece Mehmet Ali denen arkadaşı olmuştur. Mehmet Ali, Ahmet Celal'e kendi köylerine gelmesini söylemiştir. Ahmet Celal bu olayları unutup, kafasını dinlemek için arkadaşının teklifini kabul etmiştir.Köye gittiklerinde Mehmet Ali'nin annesi Zeynep Kadın ve kardeşi olan küçük İsmail Ahmet Celal'e pekiyi davranmamıştır. Küçük İsmail daha on dört yaşlarındadır. Fakat yüzü aynen bir yaşlı suratı gibidir, boyu da cücedir. Ara sıra Ahmet Celal'in yanına gelip sigara istiyordu.
Ahmet Celal'e köyde "Yaban" adını takmışlardı. Çünkü köye yabancı yerden gelmişti, yabancıydı diye ona bu adla sesleniyorlardı. O diğer köylüler gibi değildi. Sürekli okuyan, kendine bakan, aydın bir insandı. Bir gün kahveye gidip köylüyü savaş hakkında uyarmak istedi. Mustafa Kemal'in başarılarını anlattı. Fakat köylüler onu ciddiye bile almadılar.
Bunun üzerine Yaban morali bozuk şekilde, köyün kıyısına gidip, kafasını dinlemek istedi. Orda yeşil gözlü, genç ve güzel bir kız gördü. İlk görüşte aşık oldu kıza. Konuşmak istedi; ama kız ondan kaçtı da kızın peşinden gidip, kızı takip etti.
Köyde Cennet adında bir kadın vardır. Bu kadın Süleyman denen adamla evliydi. Fakat başka kişilerle gezip tozuyordu. Köylü artık bu durumdan rahatsız olmuştu. Kadın Süleyman'ı kandırıyor ve Süleyman da eşine hak veriyordu. Köydekiler boşanmalarını isterler. Kadın da buna olumlu yanıt verir. Kadın gidip başkasıyla evlenir ve ondan da boşanır sonunda kötü yola düşer. Bunu duyan Süleyman çok sevinir.
Şeyh Yusuf denen bir şeyh köye gelir. Adamın hastalara okuyunca iyileştirdiğini söyleyenler vardır. Köylüler bu adama çok hürmet eder severlerdi. Yaban bu adama inanmadı ve adamla kavga etti bunun üzerine köylüler, Yaban'ın çarpılacağını söylüyorlardı.
Günler geçti ve Mehmet Ali tekrardan askere çağrıldı. İsmail abisinin evden gitmesiyle daha da hırçınlaşmıştı. Zeynep Kadın'ı da dinlemiyordu. Zeynep Kadın ise bu durumdan Yaban'ı sorumlu tutuyordu. Çünkü Yaban evlerine geldiğinden beri sorunlar çoğalmıştı. Kadın da Yaban'a incitici sözler savuruyordu. Yaban ise bunu pek de takmıyordu.
Yaban yine köylü kızını takip ederken, İsmail’le karşılaşır. İsmail’e nedenini sorduğundaysa Emine denen kız için geldiğini söyler. Bu kız Yaban'ın dere kenarında gördüğü kızdır. Ve İsmail o kızla görüştüğünü söyler. İsmail gün geçtikçe daha da huysuzlaşır evlenmek istediğini dile getirir. Ve aynı evde yaşamayacağını annesine söyler. Depo olarak kullanılan bir ev bulurlar.
Ahmet Celal sonunda bu kızı halasından istemeye karar verir. Bunun için Bekir Çavuş'u gönderir. Bekie Çavuş haber alınca kendisine bildireceğini söyler. Ve Emine cevap olarak '' ben elin yabanına varmam '' diye cevap verir. Bu sırada Yaban Bekir Çavuş'a bu işten vazgeçtiğini, Emine konusunun kapanmasını ister ama adam artık Emine'ye dediğini açıklar. Emine'nin cevabının duyunca adam şok olur.
Ahmet Celal gün geçtikçe daha da sessizleşir. İçine kapanır. Yanında Süleyman'la yaşamaya başlar. Süleyman ise halen karısını affedebileceğini söylemektedir. Cennet'ten başka hiçbir şey konuşmaz. Yaban ona kötü davranmaya başlayınca evden ayrılır.
İsmail, annesi karşı çıktığı halde Emine ile evlenir. Yaban bunu duyunca daha kötü olur. Başka evde yaşamaya başlayan Yaban'ın işlerini Emeti Kadın diye biri yapmaya başlar. Bu kadının bir de küçük yeğeni Hasan vardır. Hasan çoban ve çok saf bir çocuktur.
Bir gün köyde Bekir Çavuş Emine'nin şehit olduğunu sandığı babasını görür. Adamın adı Şerif Çavuştur. Yaban da adamla tanışır. Adam hemen ailesini görmek istediğini bugüne kadar esir hayatı sürdüğünü anlatır.
Bir gün Hasan'ı işkence edilmiş halde bulurlar. Emeti Kadın çığlık çığlığadır. Yaban çocuğu alıp yatağa yatırır ve ölmediğini söyler. Hasan yatakta uyurken düşman askerleri gelir ve Emeti kadından para isterler. Emeti Kadın onlara parasını verir. Adamlar o sıra Hasan'ı yatağından düşürürler ve Hasan ölür.
Öte yandan, Yunanlılar köyleri yağmalar, ateşe verir, halka işkence ederler. Bir gün Ahmet Celaldin bulunduğu köye girerler. Köylüler kaçarak dereye gizlenirler. Savaşmak istemedikleri gibi, M. Kemal’i de Yunan’a saldırmakla suçlarlar. Düşman onları kolaylıkla bulur, yakalayıp köy meydanında öldürür. Ahmet Celal ile Emine de vardır aralarında. Genç subay, bir ara, karışıklıktan yararlanarak Emine’nin elini tutar, birlikte koşmaya başlarlar. Düşman ateş açar, ikisi de yaralanırlar. Zorlukla köyün mezarlığına ulaşırlar. Orada sabaha değin beklerler. Ertesi gün yola çıkacaklardır. Fakat Emine yürüyecek halde değildir, yarası ağırdır. Ahmet Celal yazdığı bir defteri kızın eline sıkıştırır. Bilinmeyen bir geleceğe doğru umutsuzca yürür gider.
- Katılım
- 15 May 2013
- Konular
- 972
- Mesajlar
- 6,656
- Online süresi
- 2ay 11g
- Reaksiyon Skoru
- 5,350
- Altın Konu
- 314
- Başarım Puanı
- 319
- TM Yaşı
- 12 Yıl 11 Ay 13 Gün
- MmoLira
- 22,230
- DevLira
- 15
Paylaşım İçin Teşekkürler.
- Katılım
- 25 Ara 2015
- Konular
- 2,927
- Mesajlar
- 8,509
- Online süresi
- 7ay 18g
- Reaksiyon Skoru
- 5,945
- Altın Konu
- 507
- Başarım Puanı
- 399
- TM Yaşı
- 10 Yıl 3 Ay 28 Gün
- MmoLira
- 118,576
- DevLira
- 121
Rica ederim.Paylaşım İçin Teşekkürler.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 20
















