Sitemize reklam vermek için [email protected] adresine mail atabilirsiniz
For Advertising Contact [email protected]


Bergama

Hakan811

Level 6
TM Üye
Üye
Ticaret - 0%
0   0   0
Katılım
3 Şub 2009
Mesajlar
1,426
Beğeniler
31
MmoLira
0
DevLira
0
#1
BERGAMA'NIN ADI
Pergamon ya da Pergamos, eski Hellen dilinde, iç kale anlamına gelir; Homeros'a bakılırsa, Priamos Troia'sında bu adı taşıyan bir iç kale vardı (Iliada, IV 508; V 446, 460; VI 512). Oysa, daha bu yüzyıl başında büyük bilgin Kretschmer'in kanıtladığı üzere, Hellen dilinde -amos bitişini almış bütün sözcükler Anadoluludur. Pergamos / Pergamon sözcüğünün de gerçekte Luwi atalarımızın dilin¬den geldiği ve öz biçiminin Pergama olduğu anla¬şılıyor. Perga, Luwi ülkesinin bir diğer bölümünde, Antalya yakınlarında, kent adı olarak karşımıza çıkıyor; -ma takısı ise, Luwi dilinden ya da onun İÖ 1. binyıldaki ardaları olan Kana dili gibi Batı Anadolu dillerinden gelme nice kent, kentçik adın¬da, örneğin Idyma (Gökova), Didyma (Didim), Sidyma (Dodurga Âsarı)'da görülüyor. Hellenleşme döneminde, Hellen dilinde anlam ta¬şımayan bütün tarihsel kent adlarına anlam yakış¬tırmak ve kentin geçmişini şanlı bir kurucu yiğide bağlamak gibi amaçlarla, kent adına ilişkin mythos uydurulması, zorunluymuş gibi izlenen bir ge¬lenekti. Böylece, Bergama kentinin adı ve kuru¬luşuyla ilgili olarak da birkaç mythos uydurulmuş¬tur. Bunlardan en yaygın olanı, Akhilleus oğlu Neoptolemos'un oğlu Pergamos'un bu kente ege¬men olduğu ve onu başkent edinip kendi adıyla adlandırdığı yolundadır.

TARİHÇESİNİN ÖZETİ
Bergama'da ilkçağ akropolis'inin yani yukarı hisa¬rının bulunduğu, yüksekliği 335 m.'ye ulaşan te¬pede, en azından arkhaik çağda, küçük çapta bir yerleşme vardı. Burada kurulmuş bir kentin ilk kez adını anan ise, Ksenophon'dur. Bu düşün ada¬mı ve tarihçi, İÖ 399'da geçmiş bazı olayları anla¬tırken, Bergama kentinden de söz ediyor. O sıra¬da Bergama kesinlikle Mysia'lı yerli halkın ken¬tiydi ve İran devletince, İran yandaşı olduğu için yurdu İğriboz Adasındaki Eretria'dan kaçmak zo¬runda kalmış bir Hellen'e dirlik gibi bırakılmış, o kişinin ölümünde yine bir Hellen olan eşine kal¬mış olmakla birlikte, kent halkının kendisi, Hellenleşmiş değildi. Ksenophon, komutasındaki birlikle, ünlü onbinler'den geriye kalanlarla o yöreye ge¬lince, bu kadına konuk oldu ve onun öğüdü üze¬rine İranlı vali Asidates'in elindeki yukarı hisara saldırdı, burayı ele geçirdi.
Batı Anadolunun genel tarihçesi içinde Bergama'¬nın karıştığını bildiğimiz ikinci önemli olay, Orontes'le ilgilidir. Mysia yöresinde satrap yâni genel vali olan bu adam, İÖ 362'de, çevredeki diğer ba¬zı satrapları da İran devletine karşı ayaklandırmış; kendisi Bergama yukarı hisarını başkent edinerek orayı İÖ 354'e kadar elinde tutmuştur. İskender'in İran imparatorluğunu yıkmasından ve kendi devletini büyük bir imparatorluk durumuna getirmesinden henüz ancak 10 yıl geçmişken ölü¬mü üzerine, onun ülkesini kendileri arasında ege¬menlik alanlarına ve sonra da krallıklara bölen komutanların savaşımı sırasında, Batı Anadoluya önce Tek Gözlü Antigonos; onun İÖ 301'de yeni¬lip öldürülmesiyle de Lysimakhos egemen olmuş¬tu. Lysimakhos, bu aralık, 9.000 talanton (Herodotos çağındaki altın gümüş değerleri oranı 1'e 13'ü bu dönemde de geçerli sayarsak, 2.700.000-Atatürk altınına eşit değerde gümüş, altın!) tuta¬rındaki hazinesini, Philetairos adlı, Anadolunun kuzey-kuzeybatı yöresi Paphlagonia'nın yerli hal¬kından, Teion yâni şimdiki adıyla Filyos/Hisarönü kentinden bir subayın koruyuculuğunda, Bergama yukarı hisarına yerleştirmişti. İÖ 281'de, savaşta yenilmek ve öldürülmek sırası Lysimakhos'a gelin¬ce, batı Anadoluyu da ülkesine katan, Suriye ve daha doğusundaki yörenin kralı, eski İskender ko¬mutanı Seleukos, hazineye ve koruyucusuna do-kunmadı, dokunamadı; bu konuyla uğraşmak fır¬satını bulamadan öldürüldü. Böylece, Philetairos'un Bergama'da ve dolaylarında, Seleukos dev¬leti bağımlısı yerel yönetici gibi, kendi egemenli¬ğini sürdürmesi olanağı doğdu. Onun İÖ 263'de çocuksuz ölümünden sonra yerini, 2 tanesi Eumenes, 3 tanesi de Attalos adını taşıyan, onunla ay¬nı soydan kişiler aldı; bunların daha ilkinin, 1. Eumenes'in döneminde Seleukos'lar devletine karşı bağımsızlık kazanıldı; Attalos oğullan, Attalid'ler denen bu krallar batı Anadolunun küçük ama hayli güçlü ve zengin bir devletinin başında egemen¬lik sürdüler.
Bergama krallığının tarihçesinde hemen hemen hiç barış görülmemesine ve bu krallığın kuzeydo¬ğudaki komşu Bithynia devleti, doğusuna yâni Phrygia yöresine yayılan yaban Kelt/Galat sürü¬leri, kuzeybatıdaki komşu Makedonya krallığı, gü¬ney ve güneydoğudaki komşu Seleukos'lar devle¬ti ile sürekli savunma savaşı yürütmesine rağmen, başkent Bergama, hellenistik çağda büyük bir kül¬tür kenti oldu ve görkemli yapılarla donandı. Şim¬diki kalıntıların pek çoğu o dönemden kalmadır. Son kral III. Attalos öldüğünde (İÖ 133), ülkesini vasiyetname ile Roma Cumhuriyetine bıraktığı gö¬rüldü. Daha önce, ortak düşman Seleukos'lar krallığına karşı yürütülen ve bu krallığın İÖ 188'deki Apameia/Dinar barış andlaşmasında Toros'lar kuzeyindeki bütün ülke parçalarını bırakmak zorunda kalmasıyla sonuçlanan savaşta, batı Anadoluya yayılmak hatta bir köprübaşı edinmek is¬teği göstermeyen Roma, bu kez öyle yapmadı ve Bergama devleti ülkesinin çoğunu kendi ülkesine kattı, bazı bölümlerini de bağlaşıklarına verdi. Son¬dan bir önceki kralın bir çengiden doğma evlilik dışı oğlu Aristonikos, devleti diriltmek ve eline ge¬çirmek için savaşmışsa da, Simavna kadısı oğlu Şeyh Bedrettin'inkilere benzer devrimci ilkeler ve uygulamalar getirmesi nedeniyle başta kazandığı önemli başarılara rağmen, sonuçta yenilmiş (İÖ 130), Kırkağaç'la Gelenbe arasında bulunan Mysia Stratonikeia'sı kentine (şimdi yerinde Siledik Kö¬yü vardır) kaçmış, yakalanıp Roma'ya götürülmüş ve orada öldürülmüştür. Bunun üzerine, Berga¬ma'nın tarihteki bağımsız etkinliği son buldu; kent artık batı Anadolunun genel tarihçesini izledi. Bu genel tarihçede, Bergama bakımından anmaya özellikle değecek olaylar şunlardır: İÖ 1. yüzyıl başında, Romalılara karşı savaşa gi¬rişen ve geçici olarak batı Anadolunun birçok bö¬lümüne egemen olan Pontos (Anadolunun kuzey¬doğu parçası) kralı VI. Mithradates/Mithridates, bir süre Bergama'da konakladı ve burayı başkent edinmeye hazırlandı. Ancak, Roma'lı komutan Sulla'nın ve onun yardımcısı Lucullus'un yönettiği ilk savaşta yenilip yurduna çekilince, artık hiçbir zaman Bergama'ya dönemedi. İÖ 42 ile 31 arasında Roma Cumhuriyetinin doğu ülkelerinde imparator gibi egemen olan Marcus Antonius, bir ara Bergama'ya gelip kalmıştır. An¬cak, bu geliş, Kleopatra ile tanışmasından önce idi; Kleopatra'nın Bergama'ya yalnız olarak ya da Antonius'la birlikte geldiği konusunda hiçbir bil¬gi kaynağımızda işaret yoktur. Antonius'u yenip imparator olan Octavianus/Augustus, batı Anadoluya gelişlerinde (İÖ 31, 30, 20) Bergama'ya uğradı ve kentte kaldı. Hristiyanlığın ilk sızdığı Anadolu kentlerinden biri, Bergama'dır. Daha İsa'nın çömezleri sağ iken, on¬ların çabasıyla ilk oluşan Hıristiyan toplulukların¬dan, bu anlamda kiliselerden 7 tanesi batı Anadoluda kurulmuştu ki bunlardan birisi de Berga¬ma'da idi.
716 yılında, Arapların çapul akınında Bergama yı¬kılıp yakıldı; üstelik Araplar yukarı hisarı bir yıl kadar ellerinde tuttular.
1306 sıralarında bu yöre, Karesi Türk Beyliğinin ülkesine katıldı. O aralık, 1333 yılında İbn Batuta buraya gelmiş ve gördüklerini, tanınmış yapıtında anlatmıştır (MEB'nın yayınladığı, ismet Parmaksızoğlu'nun özet çevirisinde s. 41).

KALINTILAR
ilkçağ kenti Pergama/Pergamon'un kalıntıları, başlıca üç yerdedir: a) Akropolis/yukarı hisar'da; b) Bu bölümle çağdaş kentin doğu yanındaki Kı¬zıl Avlu arasında; c) Yukarı Hisar'ın 2 km. kadar güneybatısında, kendi başına bir kentçik duru¬munda olan Asklepieion'da. Ancak, başka yerler¬de de bazı kalıntılar vardır,

a) Akropolis'deki kalıntılar
Yukarı hisar, Bergama'nın ilk kurulduğu bölümdür. II. Eumenes dönemine kadar da, surlar yalnız bu bölümü çevreliyordu. Adı geçen kral, kenti büyüt¬müş ve yamacın aşağısına, surla çevrili yeni bir bölüm kurdurmuştur (kentin orta bölümü, orta kent). Roma egemenliği çağında Bergama daha aşağıya, ovaya doğru yayıldı ve böylece kentin aşağı bölümü oluştu.
Yukarı hisardaki başlıca kalıntıların genel durumu, yanda verdiğimiz özet-planda görülüyor. Orada gösterilen kalıntıları, yine oradaki numara sırası¬na göre, gezelim:














1. Cebehane, yâni ordu araç gereçleri yapım ve saklama işleri için kullanılan yapı. Buradaki kazı¬larda, taştan, oyun topu biçiminde, pek çok man¬cınık güllesi bulunmuştur. Bu gülleler şimdi, ile¬ride sözünü edeceğimiz (bkz. No. 15) Aşağı Ago¬ra bitişiğindeki deponun acık bölümündedir.
2. İmparator Traianus için, onun yerine geçen Hadrianus döneminde (117-138) yapılmış Korinthos düzeninde bir tapınak. Bunun restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.
3. Dış surlar. Hellenistik çağ, özellikle II. Eumenes dönemi yapıtı olmakla birlikte bazı bölümleri son¬raki çağlarda onarım görmüş, yenilenmiştir.
4. Dionysos tapınağı. İÖ 2. yüzyıl yapıtıdır; impa¬rator Caracalla döneminde (İS 211-217) onarım ve değişiklik görmüştür, lon düzeninde idi.
5. Tiyatro ve önünde, alt yanında uzanan (kuzey ucunda Dionysos tapınağının yer aldığı) stoa'lı ge¬zi yeri.
Tiyatro, Hellenistik cağ yapıtıdır, ancak Roma ege¬menliği çağında bazı bölümleri değiştirilmiştir, iyi¬ce yüksekte olduğundan, pek güzel çevre görün¬tülerine bakar; kendisi de ince zevkli bir işçilik ürünüdür. Yapıldığı yerin dar ve dik olması nede¬niyle o yere uydurulması gerekmiştir; bu yüzden, ilkçağ tiyatro mimarlığının birçok kuralına ters düşen özellikleri vardır.
Tiyatro önündeki, batı yanı uçurum denecek ka¬dar dik yamaçlı olan, dolayısiyle aşağıdaki ovaya tepeden bakan bu güzel görüntülü stoa, gezinti yeri olarak kullanılıyordu. Uzunluğu 250 m. kadar¬dır. İÖ 2. yüzyıl yapıtıdır; sütun ve sütun üstü is¬çiliği Dor düzenindeydi.
6. Kitap varlığı 200.000'e ulaşmış ünlü Bergama kitaplığının kalıntıları. Buradaki kitapları, İÖ 30'larda, Marcus Antonius sevgilisi Kleopatra'yı se¬vindirmek için İskenderiye kitaplığına armağan et¬mişti. Bergama kitaplığı da II. Eumenes dönemi yapıtlarındandır.
7. Athena tapınağı ve Temenos'u (çevre avlusu). Tapınağın bulunduğu yan dışında, Temenos'un her yanı, II. Eumenes döneminde yapılmış olan, Dor düzeninde stoa (sütunlara dayalı bir çatıyla örtülmüş, böylece kışın yağmura yazın güneşe karşı korunmuş geçit ya da gezi yeri) ile çevriliy¬di. Tapınağının kendisi biraz daha eskidir: Philetaros çağında, Atina Akropolis'indeki Athena tapı¬nağı örnek alınarak yapılmıştır ve onun gibi Dor düzenindedir. Tapmak avlusunda, Bergama krallarının yengilerini, özellikle Kelt/Galat sürülerine karşı kazanılmış yengileri canlandıran heykeller bulunuyordu.
8. Bergama'nın en görkemli ilkçağ yapıtı olan Zeus sunağının yeri. Günümüzde orada yalnız temel ve basamaklar görülebilir; yapının pek çok par¬çası, geçen yüzyıl sonunda kazı çalışmaları yürü¬ten Almanlarca bulunmuş ve II. Abdülhamit'in iz¬niyle Berlin'e götürülerek. Pergamon Müzesi adıy¬la açılan müzenin özel bir salonunda Zeus sunağı yeniden kurulmuştur. Bu müze, şimdi, Berlin'in doğu bölümündedir.
9. Yukarı Agora'nın yeri ve kalıntıları. Buradaki, İÖ 3. yüzyıl yapıtı, Dor düzeninde stoa ile çevril¬miş bir agora idi; agora avlusunun batı yanında da küçük bir sunak bulunuyordu. Onun bitişiğin¬de, batı ucunda, bir tapınağın kalıntıları vardır. Özü Dor biçiminde olmakla birlikte bazı bakımlar¬dan lon düzeniyle de karışmış görünen bu tapı¬nağın, İÖ 2. yüzyıl yapıtı bir Zeus ya da Hermes tapmağı olduğu sanılıyor.
Bergama. Kutsal yolun Asklepieion'a varış yeri. Arkada Akropolis tepesi görünüyor.
10. Heroon (sözcük, «yiğit ata tapkısının yeri» an¬lamındadır). Burası Bergama krallarına tapkının yeriydi. Hellenistik çağda ve Roma egemenliği ca¬ğında krallara, imparatorlara tanrı diye tapılırdı, bunlar için de tapmak kurulurdu. Örneğin, yine Bergama yukarı hisarındaki Traianus tapmağın¬dan az önce söz etmiştik,

b) Orta kent bölümündeki kalıntılar
Orta kentin, II. Eumenes döneminde oluştuğunu belirttik. Yukarı hisara çıkan şimdiki asfalt yüzey¬li yol, dik yokuşa vurmadan önce, bu bölümün içinden geçer.
Buradaki başlıca kalıntıların genel durumu da ay¬nı özet-plan'da gösteriliyor. Bunları, yine plandaki sıraya göre, inceleyelim.
11. İç surlar. Hellenistik çağ yapıtıdır.
12. Demeter tapınağı ve Temenos'u (bazı eklenti yapıların da bulunduğu çevre avlusu). Tapınak, İÖ 3. yüzyıl başlarından kalmadır; Temenos ise o yüz¬yılın sonuna doğru, l. Attalos'un eşi Apollonis eliyle genişletilmiş. Roma egemenliği cağında ba¬zı değişiklikler görmüştür. Bu Temenos, yaklaşık 50 m.x100 m.'lik bir alanı kaplamaktadır. Temenos'un iki sütunlu anıtsal ön kapısı, Apollonis ta¬rafından yaptırılmıştır. Tapınağa girmeden önce yanından geçilen, kutsal havuzlu çeşme, Demeter tapmaklarının zorunlu bir öğesidir.
13. Planda 13 no. ile gösterilen, surların ana giri¬şi durumundaki II. Eumenes kapısından yukarı hi¬sara çıkan ilkçağ yolunun izleri ve kalıntılarıdır.
14. Gymnaseion, daha doğrusu gymnaseion'lar. Bu kompleks, üç bölümlüdür: Yukarı gymnaseion. Hellenistik cağda yapılmış, Roma cağında önemli değişiklikler geçirmiş görkemli bir yapı idi; delikanlılık yaşındaki gençlerin eğitimi için kullanılıyordu. Ayrıca, büyük törenler burada, ephebion denen orta boşluğunda yapılır¬dı. Yukarı gymnaseion, yaklaşık 45 m. x 200 m.'lik bir alanı kaplamaktadır. Kuzeybatı köşesinde gö¬rülen, küçük tiyatro benzeri yapı, bir odeion/auditorium'dur (dinleti yeri). Bunun 1000 kişi alabi¬leceği hesaplanmıştır. Gymnaseion'un yanındaki odalar, yıkanma odalarıdır.
Orta gymnaseion. Bu yapı, delikanlılık cağına gir¬mek üzere olan erkek çocukların eğitimine ayrıl¬mıştı. Hellenistik dönem yapıtı idi, Roma egemen¬liğinde değişiklik görmüştü. Yaklaşık 36 m.x150 m.'lik bir alanı kaplamaktaydı. Orta gymnaseion avlusunun doğu yanında, Hermes, Herakles ve Ro¬ma imparatoru tapkısına ayrılmış küçük bir tapı¬nak vardır; bu yapı İÖ 2. yüzyılın ikinci yarımın¬dan kalmadır. Orta gymnaseion'un güney yanın¬daki, merdivenli ana giriş yeri, kemerli, güzel bir yapıdır; günümüze oldukça sağlam durumda gelmiştir. Onun dış yanında, anıtsal bir ön kapı var¬dır, II. Eumenes dönemi yapısıdır; orta gymnasei¬on'un kemerli giriş yerine buradan geçilir; ayrıca, aşağı gymnaseion'a da buradan geçilir. Anıtsal ön kapının biraz doğu ilerisindeki havuzlu çeşme de, II. Eumenes dönemi yapıtıydı. Aşağı gymnaseion. İlkokul cağında diyebileceği¬miz yaşlardaki çocukların eğitimine ayrılmıştı. II. Eumenes döneminden kalmadır. Bunun kuzey ya¬nındaki duvarlarda görülen, biri de orta gymnase¬ion ana giriş yerinin batı bitişiğinde bulunan bü¬yük burçlar, Bizans cağında yapılmıştır. Aşağı gymnaseion'un hemen altındaki ana yol, Hellenis¬tik çağda yapılmış, Roma egemenliğinde onarıl¬mıştır. 5 m. genişliğindedir; düzgün kesilmiş iri taşlarla döşenmiştir. Bazı yerlerinde araba teker¬leklerinin aşındırması görülebilmektedir.
15. Orta bölümün agora'sı, Aşağı Agora, İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan, Lysippos'un yapıtı daha doğrusu İskender çağdaşı bu yontu ustasının yapıtının Hellenistik çağ kopyası İskender başı, Bergama'nın aşağı agora'sında bulunmuştu.
16. Eumenes kapısı. Aşağı agora'nın güney köşe¬sinden 70-80 m. güneydedir. Kalıntıları bulmak için, yukarı hisara çıkan şimdiki asfalt yüzeyli yol¬dan, aşağı agora bitişiğine gelip bu agoranın sü¬tunlarını görünce, yolun yanındaki evlerin arasın¬dan geçerek güney yönünde biraz yürüyünüz.
17. ve 18. Kızıl Avlu (Serapis tapınağı?) ve altın¬daki akarsu tüneli. Planda N. 18 ile gösterilmiş olan ve şimdi Kızıl Avlu diye anılan yapı, ilkçağ Bergama'sından günümüze kalmış yapıların en sağlam durumda olanlarından biridir. Bunun bu¬lunduğu yer, yukarı hisara çıkmak için çağdaş Bergama'nın içinden geçtiğiniz sırada izleyeceği¬niz yolun çarşı bitiminde sola dönüp kentin kıyı mahallelerinde yokuş çıkmaya başlamasından ön¬ce, yani dönemeç yeri yakınından, yolun sağında¬dır. Görkemli bir kaleye benzeyen kalıntılar ara¬sındaki ana yapının duvarlarında tuğla kullanıldı¬ğı, o yüzden duvarlar kızıl renkte olduğu için bu ana yapıya günümüzde Kızıl Avlu deniyor, ilkçağ¬da, duvarların yüzü mermer kaplıydı; yukarı bö¬lümlerde o mermerlerden bazısı hâlâ yerinde dur¬maktadır.
Serapis "tapınağı olduğu sanılan bu yapı, avlusuyla birlikte, 100 m. 7260 m.'lik bir alanı kaplar. Av¬lunun altındaki bir ilkçağ tüneli içinden, Kaikos/ Bakırçay'ın kollarından Selinos/Bergama Çayı (ya da, Üçkemer Çayı) akmaktadır. Buradan gelen su, tapınaktaki kutsal havuzları dolduruyor; ayrıca, dinsel törenler sırasında yıkanmak için de kulla¬nılıyordu. Çizimde No. 17, Kızıl Avlu altındaki akar¬su tünelinin ağızlarını göstermektedir.
Avlunun doğu yanında bulunan tapmak, Hadria-nus dönemi (117-138) yapıtıdır ve günümüze bir¬çok bölümleri ayakta kalmış durumda gelebilmiş¬tir. Bunun kuzey ve güney bitişiğinde, birbirine es, kale burcuna benzer biçimde iki eklenti "ya¬pısı vardır ve her ikisi neredeyse sapasağlam dur¬maktadır. O kadar ki, kuzey yanda yâni çarşı içi¬ne yakın olanı, cami olarak kullanılıyor,

c) Asklepieion kalıntıları
Asklepieion, Asklepios yeri demektir. Bilindiği gi¬bi Asklepios, ilkçağ Hellen mythos inancının he¬kim tanrısıdır.
Bergama'daki Asklepieion, yalnızca bir tapmak de¬ğil, ilkçağ dünyasının en önemli sağlık arama kentçiklerinden biriydi. Kentçiğin geçmişi İÖ 4. yüzyıla kadar uzanır; ancak, günümüzde görülen kalıntılar Roma egemenliği çağı Asklepieion'unun kalıntılarıdır. Bunların başlıcaları, verdiğimiz özet-planda belirtilmiştir.














1. Asıl kentten (Bergama'dan) Asklepieion'a ge¬len kutsal yolun sonu. Kutsal yol, 820 m. uzunluğundaydı; diğer ucu ilkçağ Bergama'sının gü¬neybatı yanına bağlanıyordu. Kalıntıları günümü¬ze pek az ulaşabilmiş aşağı tiyatro'nun yanından da geçen bu yolun Asklepieion'a yakın bölümleri, kazılarla ortaya çıkarılmıştır.
2. Kutsal yolun Asklepieion alanına bağlandığı yerdeki anıtsal ön kapı (propylon) ve bunun önün¬de bulunan sütunlu avlu. Buradaki sütunlar Korinthos düzeninde idi.
3. Asklepieion kitaplığı yapısının kalıntıları. Şimdi Bergama Müzesinde bulunan, imparator Hadrianus'un tanrı görünüşünde çıplak heykeli burada, doğu yandaki duvarın orta girintisinde dururdu.
4. Asklepios tapınağının temel kalıntıları. Tapınak, İS 150 yılında, Roma imparatorluğunun Consu} rütbeli görevlisi Rufinus tarafından yaptırılmıştı. Yatay kesiti 23,85 m. çapında bir daire biçimindey¬di. Tapınak, Roma'daki Pantheon'a benzetilmişti ve pek görkemliydi.
5. Asklepieion tiyatrosu, Roma egemenliği çağı yapıtıdır. 3500 kişiliktir. Yazık ki bugün sağına so¬luna dikilen elektrik direkleri, yerleştirilen fluoresans lambaları, bu güzel yapının tarihsel havası¬nı pek bozmakta, onu pek çirkinleştirmektedir. Tiyatro önünde bulunan, Asklepieion avlusu ku¬zey stoa'sında lon biçimindeki sütunların çoğu, İS 2. yüzyıl ortası ustalarının ince işçiliğine beğeniy¬le bakalım diye, günümüze gelmişlerdir. Kitaplığa yakın sütunların üzerinde Korinthos biçimi baş¬lıklar vardır; bunlar İS 178 yılındaki depremden sonra onarım sırasında yapılmışlardır. Avlunun ba¬tı stoa'sındaki sütunlar da lon düzenindeydi.
6. Dikdörtgen avlunun batı kenarına dik durum¬da, batı yönüne uzanan, Dor düzeninde bir stoa vardır.
7. Avlunun güneybatı köşesinde, kadınlar ve er¬kekler için ayrı ayrı, ilkçağ WC yerleri bulunmak¬tadır.
8. Havuzlu içme suyu çeşmesi. Çeşme hâlâ kul¬lanılmaktadır ve suyu pek güzeldir, ilkçağda bu¬nun üzeri, ev çatısı gibi, çatıyla örtülüydü.
9. Yıkanma havuzu. Hastalar, iyileştirici etkileri olan bir suyun toplandığı bu havuza inen merdi¬venin, havuz içindeki son basamağına oturur, has¬ta organlarını yıkardı.
10. Planda No. 10 ile gösterilen yerde, çamur banyosu yapmak için kullanıldığı sanılan bir havuz vardır.
11. Hastaların kaldığı odalar. Bugün görülenler, Hellenistik çağ yapılarının kalıntılarıdır.
12. Çevresinde yıkanma yerleri olan iki katlı, yu¬varlak yapı. İS 2. yüzyılın ikinci yarımından kal¬madır; günümüze oldukça sağlam durumda gel¬miştir. Ne olduğu kesinlikle bilinmiyor; Hastaların iyileştirilmesiyle ilgili amaçla kullanıldığı sanılıyor. Bunun, Telesphoros tapınağı olduğunu düşünen¬ler de vardır.
13. Yeraltı tüneli. Üstün ustalıkla taş örme işçili¬ğiyle yapılmış, günümüze de çok sağlam durum¬da gelmiştir. Ne için kullanıldığı saptanamamıştır; belki sıcak yaz günlerinde serinlemek için buraya sığınıyorlardı, ya da sıcağa dayanamıyacak has¬talar buraya konuyordu.

d) Çeşitli diğer yerlerdeki kalıntıların başlıcaları
Bergama'nın kent surları dışında, ama pek yakın çevresinde, başka birtakım kalıntılar da vardır. Bunlar arasında özellikle, Roma egemenliği çağı yapıtı amphitheatron ve iki büyük tümülüs anıl¬mak gerekir.
Amphitheatron, Asklepieion'un birkaç yüz m. ku¬zeydoğusunda, küçük bir dere yatağının iki ya¬nındadır. Bu tür yapılar, orta boşluğunun suyla doldurularak orada deniz savaşma benzer oyun¬ların canlandırabilmesi için, yakında varsa, bir derenin yatağı üzerinde yapılırlardı; Sultanhisar yakınındaki Nyssa/Nysa kenti amphitheatron'u da böyledir.
Amphitheatron'u görmek isterseniz, Asklepieion'-dan oraya tarlalar arasında yürüyerek gideceksiniz araçla gidilecek yolu yoktur. Tümülüslere gelince. Bunlardan birincisi. İzmir ya da Dikili yönünden gelirken ana yolun Bergama'¬ya girmek üzere olduğu bir yerde, Asklepieion'a giden yolun kavşağı ile neredeyse karşı karşıya, ana yolun diğer yanındadır. Çevrede bu tümülüse Maltepe deniyor, ilkçağda bunun eteğini bir çember duvar sarıyordu. Mezar odalarına giden tüne¬le, tümülüsün kuzey yanından girilir. Sözü geçen odalarda lahit parçaları bulunmuştur; bu odaların çok zaman önce talan edildiği anlaşılıyor. Böyle büyük bir tümülüs'ün Bergama devleti kralların¬dan birine ait anıtsal yığma mezar olacağı düşü¬nülmüştü; ama şimdi, iç duvarlarda kullanılan ki¬reç harcına bakılarak, tümülüsün Roma egemen¬liği çağından kalma olduğu kabul ediliyor. ikinci tümülüs, Maltepe'den ancak 600-700 m. gü-neydoğuda bulunur; üstü yarılmış görünüştedir ve Yığma Tepe diye anılır. Bunun eteğindeki çem¬ber duvar yerinde durmaktadır. Ancak, burada da yazı, kabartma vb. olmadığı için, Yığma Tepe ki¬min mezarıdır bilinmiyor. 1909 yılında yürütülen kazılar, mezar odasına ulaşmayı sağlayamamış¬tır.

e) Bergama Müzesindeki kalıntılar
Müze, Bergama'nın orta yerinde, ana caddesi üze¬rindedir. Bergama kazılarında çıkarılan müzelik buluntular artık burada sergileniyor. Müzede, ay¬rıca, bazı yakın yerlerden gelme buluntular da vardır.
 
Üst