Sitemize reklam vermek için [email protected] adresine mail atabilirsiniz
For Advertising Contact [email protected]


Aşağı Anzaf Kalesi

Hakan811

Level 6
TM Üye
Üye
Ticaret - 0%
0   0   0
Katılım
3 Şub 2009
Konular
926
Mesajlar
1,426
Beğeniler
31
MmoLira
0
DevLira
0
#1
Aşağı Anzaf Kalesi, Urartu Krallığı'nın başkenti Tuşpa'nın (Van Kalesi) 11 km. kuzeydoğusunda, bugünkü Van-İran modern kara ve demiryolunun hemen yakınında bulunmaktadır. Eskiçağda savunma yönünden çok büyük bir öneme sahip olan Aşağı Anzaf Kalesi, doğuda Kuzeybatı İran ve ku¬zeyde de Transkafkasya'dan gelerek Urartu Krallığı'nın başkenti Tuşpa'ya inen tarihi karayollarının son düğüm noktasında kurulmuştur. Doğuda bugünkü Türkiye-İran sınırından başlayan ve batıda Van Gölü'ne doğru daralan Erçek¬-Özalp-Saray Ovası'nın en dar yerinde kurulan Aşağı Anzar Kalesi'nin bir benze¬rine daha Van Bölgesi'nde rastlamak hemen hemen olanaksız gibidir. Bu yüz¬den Aşağı Anzaf Kalesi hem Yukarı Anzaf Kalesi'ne, hem de Urartu başkenti Tuşpa ve Rusahinili'ye (Toprakkale) doğu ve kuzeydoğu yönlerinden gelecek tehlikelere karşı koruyan bir ön karakol niteliğindedir.
Aşağı Anzaf Kalesi'nin Urartu Krallarından İşpuini (Yakl.ol. M.Ö. 830-810) döneminde kurulduğunu daha önce halk tarafından ve 1980 yılında da Van Karayollarına bağlı dozerlerin kalenin güney kapısında yaptıkları kaçak kazılardan ortaya çıkardıkları inşa yazıtları da doğrulamaktadır. Şimdilik toplam dört adet olan çivi yazılı inşa yazıtlarında, aynı içeriğe sahip metnin tekrar edildiği görülmektedir. Çivi yazılı inşa yazıtlarında şunlar okunmaktadır:
Tanrı Haldi'nin gücü sayesinde Sarduri oğlu İşpuini
bu kaleyi mükemmel bir şekilde inşa ettirdi. Güçlü
Kral, Büyük Kral, Bia Ülkelerinin Kralı.
Kale, deniz seviyesinden 1900 m. yüksekliğinde fazla engebeli olmayan ve kalkerden oluşan kayalık bir tepe üzerine kurulmuştur. Kayalığın biçimine göre kuzey-güney doğrultusunda uzanan kale, 62 x 98 m. büyüklüğün¬de dikdörtgen bir plan göstermektedir. Yaklaşık olarak 6000 m2'lik bir alan üzerine kurulan kale, oldukça yüksek ve güçlü duvarlarla çevre¬lenmektedir. Günümüzde 3.5-4 m. yüksekliğinde olan kale duvarları, iri kalker taşlardan kyklopik olarak yapılmıştır. Duvarlarda kullanılan iri kalker taşların büyük bir kısmı yakın çevredeki taş ocaklarından, bir kısmı da 1 300 m. güneyde yer alan "Beyaztaş Tepe" taş ocaklarından getirilmiştir. Duvarlarda¬ki mevcut taş dizisinin 6-8 sıra arasında değiştiği görülmektedir. Kalenin ilk yapıldığı sırada taş duvar yüksekliğinin 6 m. kadar olduğu ve 10-12 sıralık taş di¬zisinden oluştuğu sanılmaktadır. Duvar kalınlığı ise 3.60 m. ile 3.80 m. arasın¬da değişmektedir. İri kalker taşları arasında birleştirici malzeme olarak kil kul¬lanılmıştır. Oldukça anıtsal bir görünüme sahip olan sur duvarlarında, taşların görünen ön yüzleri kabaca düzeltilmiştir. Bazı taşların ise dörtten fazla köşeye sahip oldukları görülmektedir. Taşların birleşme yerleri arasında büyük boşluklar bulunmaktadır. Her taş dizisi en alttan başlayarak 6-10 cm. arasında ge¬riye çekilerek içe doğru bir eğim elde edilmiştir. Böylece temelden taş duvarın üstüne kadar 6m. yüksekliğindeki taş duvarda 50-60 cm. arasında değişen bir eğim meydana gelmiştir. Taş duvarlar üzerinde yükselen kerpiçten yapılmış mi¬mari yapıların birden çok katlı olup olmadıklarını ise şimdilik kesin olarak bi¬lemiyoruz.
Aşağı Anzaf Kalesi'ni kendi döneminde kurulan Van Ovası'nın kuzeyindeki Kalecik ve aynı ovanın güneyinde bulunan Zivistan Kaleleri'nden ayıran en önemli özelliği, savunmayı kolaylaştıran ve üstündeki yüksek yapıların ağırlığı¬na dayanmayı sağlayan kurtin ve bastiyonlara kale duvarlarında rastlanılma¬mış olmasıdır. Kral İşpuini döneminde kurulan kalelerin en es¬ki örneğini oluşturan Aşağı Anzar Kalesi'nin kurtinsiz ve bastiyonsuz duvarla-rının benzerine, ne Transkafkasya ve Kuzeybatı İran Bölgeleri'nde, ne de Doğu Anadolu Bölgesi'nde rastlanılmaktadır.
Kalenin çevresinde yer alan birçok tatlı su kaynağının, kalenin ve güney eteğe yayılan sivil yerleşim merkezinin su gereksinmesini karşıladığı anlaşıl¬maktadır. Tatlı su kaynakları, günümüzde bile çevredeki insanların besledikle¬ri hayvanların ve sebze bahçeleri ile tarım alanlarının su gereksinmesini karşı¬lamaktadır. Öyle anlaşılmaktadır ki kalenin ve kalenin güney eteğinde yer alan sivil yerleşim merkezinin kurulmasında, su kaynakları bir başka olumlu koşu¬lu hazırlamıştır. Kalenin güneyinde yer alan sivil yerleşim merkezine ait konut duvarlarının çok büyük bir kısmı, ne yazık ki 1980 yılında Van-Özalp karayolu yapımı sırasında, kalenin güneybatı sur duvarları ve kapısı ile birlikte Van Karayolları Bölge Müdürlüğü'ne ait dozerler tarafından tahrip edilmiştir.
Kale duvarlarının üzerinde bulunan yüksek kerpiç duvarlar ile diğer yapı¬ların yıkılması sonucunda, taş duvarlar kapanmış ve kale bir tepe görünümü kazanmıştı. 1991 yılından beri yapmış olduğumuz kazı çalışmaları sırasında, kalenin diğer Urartu kale duvarlarından ayrımlı olan anıtsal sur duvarları tü¬müyle ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca kalenin kuzeyindeki teraslı yapılar ile güney duvarları üzerinde bir kısmı tahrip edilen kapı girişi ortaya çıkarılmıştır.
Kalenin kuzey sur duvarının 24 m. güneyinde, kalenin doğu ve batı sur duvarlarını bir omurga gibi birleştiren ilginç teras duvarı, oldukça özenli bir iş¬çiliği yansıtmaktadır. Ortalama 50 cm. yüksekliğindeki teras du¬varının kuzeyinde, tabanı büyük kerpiç bloklarla özenli bir şekilde kaplanmış olan 1300 m2'lik boş bir alan bulunmaktadır. 35 x 40 cm. ile 50 x 65 cm. büyüklüğünde olan kerpiçlerin kalınlıkları da, 10-12 cm. arasında değişmektedir. Böylece çok sağlam bir taban döşemesi elde edilmiştir. Dikdörtgen planlı bu alanın, kuzeyde terasa açılan büyük yapılarla bağlantılı olarak bir iç avlu gibi kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır. Aşağı Anzaf Kalesi'nin askeri amaçla kurulmuş olduğunu göz önüne alacak olursak, üstü açık olan ve çevre¬si yüksek kale duvarlarıyla çevrili olan bu alanın, askeri garnizonun kullandığı bir iç avlu olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Kuzeyde terasa açılan büyük Urartu yapılarının hemen hepsi, ne yazık ki Ortaçağ yerleşimcileri tarafından aşırı bir şekilde tahrip edilmiştir. Kale ve Urartu yapılan tahrip edildikten son¬ra, çok büyük bir Ortaçağ yerleşmesine sahne olmuştur. Bugüne kadar yapmış olduğumuz çalışmalarda, Ortaçağ yerleşmesinin iki evreli olduğu saptanmıştır. Özellikle ilk evreye ait Ortaçağ yerleşmecilerinin yapmış olduğu aşırı tahribat, ortaya çıkardığımız Urartu yapılarının nasıl bir plana sahip olduğunu ve hangi amaçla kullanılmış olduklarını öğrenmemizi engellemiştir. Ayrıca şimdilik bile¬mediğimiz bir başka önemli konu da, Aşağı Anzaf Kalesi'nin ne zaman ve ne şe¬kilde tahrip edildiğidir. Çünkü bugüne değin yapmış olduğumuz kazı çalışmalarında, bu önemli soruna yardımcı olabilecek herhangi bir kanıt bulunama¬mıştır. Herhangi bir kanıtın bulunamamasında, Ortaçağ yerleşmecilerinin yap¬mış olduğu aşırı tahribatın çok büyük bir etkisi olmuştur.
İlk evreyi oluşturan Ortaçağ yerleşmesinin şiddetli bir yangınla sona erdi¬ği saptanmıştır. Bu şiddetli yangının herhangi bir saldırı sonucunda değil, ya¬pıların içinden çıkan bir yangından kaynaklandığı anlaşılmıştır. İkinci evre Or¬taçağ yerleşmesi mimari ve küçük buluntu yönünden birinci evre Ortaçağ yer¬leşmesine kıyasla oldukça zayıf ve fakir bir evreyi yansıtmaktadır. Bu evreye ait küçük bir şapel içinde bulmuş olduğumuz bakır Bizans sikkeleri, 12. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmektedir. Kalenin kapısı güney sur duvarları üzerinde yer almaktadır. Savunma yönünden en elverişli yere yapılan kapı, doğudan esen şiddetli rüzgarlardan da etkilenmemektedir. Ancak ne ya¬zık ki 1980 yılında kalenin duvarları Van-Özalp-Saray-İran modern karayolu¬nun yapımı sırasında, Van Karayolları Bölge Müdürlüğü'ne bağlı dozerler tara¬fından acımasızca yıkıma uğratılmıştır. Yapılan bu şiddetli tahribattan kapı, ka¬pının batısındaki yapılar, sur duvarları ve kapının güneyindeki yol bağlantısı ile sivil yerleşim merkezine ait konut kalıntıları çok büyük ölçüde zarar gör-müştür. Örneğin yol bağlantısının ve kapının 2.5-3 m. derinliğindeki güney du¬varları ve taban döşemesi temelleriyle birlikte tahrip edilmiştir. Bu yüzden ka¬pının her iki yanında kapıyı koruyan kulelerin yer alıp almadığını kesin olarak bilemiyoruz. Dozerler tarafından tahrip edilen taşlar arasında bulunan çivi ya¬zılı iki inşa yazıtının da, kapı girişi avlusunun duvarlarında yer aldığı sanılmak¬tadır. Kalenin Kral İşpuini tarafından yaptırıldığını bildiren çivi yazılarının yazıl¬dığı kalker taşların yalnızca ön yüzlerinin kabaca düzeltildikleri görülmektedir.
Doğu ve batı duvarları iri kalker taşlardan inşa edilen dikdörtgen biçimli kapı odası, 5m. genişliğinde ve kuzey yönüne doğru 7m. derinliğindedir. Bu haliyle bile kapı, şimdilik bilinen Urartu hisar kapılarının en eski örne¬ğini oluşturmaktadır. Oldukça sağlam bir şekilde yapılan kapı odasının duvar¬ları ortalama 2.40m. genişliğinde ve tabandan 1m. kadar yüksektedir. Kapı odasının tahrip edilen güney duvarları ile birlikte toplam 11m. derinliğinde ol¬duğu anlaşılmaktadır. Kapı odasının tabanının ise sıkıştırılmış kilden yapıldığı gözlemlenmiştir. Ayrıca 5m. genişliğindeki kapının çift kanatlı olduğu sanılmaktadır. Bu kapının en yakın benzerini ise, Çavuştepe Yukarı Kale'de Tanrı Haldi tapınak alanına geçit veren Doğu Kapısı oluşturmaktadır.

Aşağı Anzaf Kalesi'nde devam ettireceğimiz kazı çalışmaları sırasında, ka¬ledeki mimari yapılar ortaya çıkarılacak ve hangi amaçla kullanılmış oldukları saptanmaya çalışılacaktır.

YUKARI ANZAF KALESİ

Aşağı Anzaf Kalesi’nin 900 m. güneyinde yer alan Yukarı Anzaf Kalesi, Urartu Kralı İşpuini'nin oğlu Menua (Yakl. ol. M.Ö. 810-786) tarafından kurul¬muştur. Tıpkı Aşağı Anzaf Kalesi gibi, Yukarı Anzaf Kalesi’nin de Urartu Krallı¬ğı dönemindeki adını şimdilik bilemiyoruz. Aşağı Kaleden i O kat daha büyük olan Yukarı Anzaf Kalesi, yaklaşık olarak 60.000 m2'lik bir alan üzerinde yer almaktadır. Deniz seviyesinden 1995 m. yüksekliğinde olan kale, Türki¬ye'nin en yüksek rakımlı kazı alanını oluşturmaktadır. Yukarı Anzaf Kalesi, Aşağı Anzaf Kalesi'nden farklı olarak çevresindeki verimli topraklarda yapılan tarımdan elde edilen ürünlerin depolandığı çok önemli bir üretim merkezi ola¬rak kurulmuştur. 1 km. doğuda bulunan ve Kral Menua tarafından yaptırılan küçük barajda biriktirilen sular, tarımın başarılı bir şekilde yapılmasında çok önemli bir rol oynamıştır. İlginçtir ki Yukarı Anzaf Barajı geçirmiş olduğu kü¬çük onarımlar ile, günümüzde bile çalışmaktadır. Çünkü bu barajda biriken sular olmaksızın, kuzey yönüne doğru uzanan verimli topraklarda tarım yapmak olanaksızdır. Kalenin hemen güneyinde bulunan ve çevresi kalın bir duvar ile çevrelenen Aşağı Kent ise, 141.000 m2'lik bir alana yayılmaktadır. Bugünkü Dereüstü (Anzaf) Köyü sınırları içinde kalan ve kale ile birlikte planlanarak yapılan Aşağı Kent, erken dönem Urartu yerleşim merkezlerinin en güzel örneklerinden birini oluşturmaktadır.
Yukarı Anzaf Kalesi’ni çevreleyen sur duvarları, Aşağı Anzaf Kalesi’nin duvarlarında görmediğimiz bir şekilde, kurtin-bastiyon tekniğinde yapılmıştır. Bastiyonlar yalnızca duvarların dış yüzüne yapılmıştır. Kurtin ve bastiyonların farklı ölçülere sahip oldukları görülmektedir. Bastiyon genişlikleri 4.5-6 m. ara¬sında, kurtin uzunlukları da 10-12.70 m. arasında değişmektedir. Anıtsal bir görünüme sahip olan sur duvarları, erken dönem Urartu kale duvarlarının en güzel örneklerinden birini yansıtmaktadır. Kale ve Aşağı Kenti çevreleyen sur duvarları ile tapınak. depo yapıları. saray ve diğer yapıların temellerinde kulla¬nılan milyonlarca metreküp kalker taşı. kalenin 300 m. güneyinde bulunan "Beyaztaş Tepe" taş ocağı ve atölyesinden getirilmiştir. Yaptırmış olduğumuz çok sayıdaki taş örneğinin Petrografik ve Paleontolojik analiz sonuçları, taşla¬rın Beyaztaş Tepe kalker yataklarından elde edildiğini kanıtlamıştır. Beyaztaş Tepe atölyesinde 8-10 ton ağırlığındaki büyük taşlar ile yarı işlendiği halde çeşitli nedenlerden dolayı taşınamadan bırakılan tonlarca ağırlıktaki taşlar, sanki günümüzde terk edilmiş bir atölyenin görünümünü yansıtmaktadır. Yukarı Anzaf Kalesi aynı zamanda Urartu Krallığı'nın en önemli kült merkezle¬rinden birini oluşturmaktadır. Krallığın ulusal Tanrısı Haldi adına yaptırılan en eski kare planlı tapınak, Yukarı Anzaf Kalesi'nde bulunmaktadır. Ayrıca kalenin doğusu ve kuzeybatısındaki kayalıkların düzeltilen kısımlarına, çeşitli bi¬çimlere sahip anıtsal kaya işaretleri yapılmıştır. Kayalıklara büyük bir özenle oyularak yapılan 22 işaret, kalenin kutsallığını simgelemektedir. Kral Menua döneminde yaptırılan kalelerin hiç birinde, bu denli zengin ve anıtsal kaya işareti görülmemektedir. Urartu başkenti Tuşpa ve Meher Kapısı'nın yakı¬nında bu kadar çok anıtsal kaya işaretinin bulunmadığını göz önüne alacak olursak, Yukarı Anzaf Kalesi'nin önemli bir dinsel merkez olduğu kolayca anla¬şılır. Ayrıca tapınağın batısında Tanrı Haldi'ye adanan eşya ve silahların konul¬duğu küçük odada bulunan adak kalkanı üzerine betimlenen ve bugüne değin benzerine rastlanılmayan Urartu Tanrıları da kalenin kült merkezi olduğu ko¬nusunda bilgi vermektedir.
Yukarı Anzaf Kalesi kurulduğu tarihten yıkılışına kadar geçen 200 yıllık bir süre boyunca kale içinde yapılan çeşitli dönemlere ait yapılarıyla, Urartu mima¬risinin geçirmiş olduğu gelişim evrelerini tüm canlılığı ile gözler önüne sermek¬tedir. 1991 yılından beri kesintisiz olarak süregelen kazı çalışmaları sırasında Aşağı Kentin Doğu Kapısı, kalenin batı sur duvarlarına bitişik olarak yapılan depo yapılarının bir kısmı, kalenin Kuzey ve Güney Kapıları ve bu kapıları ko¬ruyan Büyük Kule ile tapınak ve tapınak avlusu ortaya çıkarılmıştır.

AŞAĞI KENT DOĞU KAPISI

Aşağı Kent'in üç tarafı 2 m. kalınlığında bir sur duvarı ile çevrelenmekte ve kuzeyde yükselen Anzaf Kalesi'nin güney duvarlarıyla birleşmektedir. İri kalker bloklardan büyük bir özenle yapılan duvarların taşları köylüler tarafından ko¬nutlarda kullanılmak üzere aşırı bir şekilde sökülmesine karşın, temel duvar¬ları bozulmadan günümüze değin varlığını koruyabilmiştir. Bu kadar geniş bir alana yayılan kentin birden çok kapısının olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapılar¬dan birinin batıda. diğerinin kuzeyde, ötekinin de doğuda yer aldığı sanılmak¬tadır. Ortaya çıkardığımız 4.30 m. genişliğindeki Doğu Kapısı, Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki kent kapılarının biçimi, büyüklüğü ve inşa tekniği konusunda önemli bilgiler vermiştir. Kapı, kentin doğu sur duvarının kalenin güney eteğindeki surlara birleştiği yere yakın bulunmaktadır. Kapı girişi, tıpkı Karmir ¬Blur'daki (Teişebai URU) kentin kuzey kapısı gibi, iki duvar arasındaki bir boş¬luktan oluşmaktadır. Çift kanatlı olduğu anlaşılan kapı, içeriye doğru açılmak¬taydı. Doğu Kapısı’nın kent halkı tarafından kalenin doğu eteklerinde çok geniştir alana yayılan tarım alanlarına ve baraja gitmek için kullanıldığı anlaşılmak¬tadır. Aşağıdaki tarlalardan ve barajdan gelen eski yol, tepelerin kuzey etekle-rinden geçen ve fazla dik olmayan bir rampayı aşarak kapının önlerine kadar gelmektedir. Ortalama 4.5-6 m. genişliğindeki yol, taş döşeli değildir. Günü¬müzde bile köy halkı doğudaki tarlalara ve Yukarı Anzaf Barajı'na gitmek için hala bu eski yolu kullanmaktadır. Kapı Kral Menua döneminde kale ve Aşağı Kent ile birlikte planlanarak yapılmıştır. Bu yüzden Doğu Anadolu, Transkafkasya ve Kuzeybatı İran Bölgeleri'nde yer alan yerleşim merkezlerinde¬ki kent kapılarının şimdilik en erken örneğini yansıttığı için, çok büyük bir önem taşımaktadır.

DEPO YAPILAN
Kalenin batı sur duvarına bitişik olarak yan yana birçok depo odası yapıl¬mıştır. İki katlı olduğu anlaşılan odaların ilk katları gibi bod¬rumların batı duvarları da, doğuda yükselen birden çok katlı yapıların batı yö¬nüne doğru şiddetli bir şekilde yıkılıp akmasıyla, kalenin çok sağlam bir şekil¬de yapılan batı sur duvarları ile birlikte temellerine varıncaya değin yıkılmıştır. Kuzey Kapı Avlusunun hemen güneybatısından başlayan ve kuzeye doğru yan yana yapılan 4 bodrum odası, farklı büyüklüklere sahiptir. Örneğin güneybatı köşede yer alan oda 9.80 x 11m. büyüklüğünde kareye yakın bir plan gösterirken, kuzeyine bitişik olarak yapılan oda, 9.80 x 20m. büyüklüğünde dikdörtgen bir plan göstermektedir. En kuzeybatı köşede ortaya çıkardığımız 5. depo odası ise, 9.80 x 26m. ölçüleri ile toplam 5 depo odasının şimdilik en büyüğünü oluşturmaktadır. Güneybatı bölümde yer alan 4 oda ile ku¬zeybatı köşede bulunan 1 oda arasında 2 veya 3 odanın daha kaldığı anlaşıl¬maktadır. Bu alandaki kazı çalışmalarına ileriki yıllarda devam edilecektir. Yan yana yapılan depo odalarını birbirinden ortalama 4 m. genişliğinde bir ara du¬var ayırmaktadır. Toplam 5 bodrum odasında da herhangi bir kapı gi¬rişinin bulunamamış olması, bunlara ilk kattan merdiven ile girildiğini göster¬mektedir. Odaların batı duvarları dışında, diğer duvarları nisbeten sağlam bir şekilde günümüze ulaşmıştır. Dış yüzleri kabaca düzeltilen iri kalker taşlardan sağlam bir şekilde yapılan duvarlar, ortalama 2 m. Yüksekliğindedir. Duvarları beyaz badanalı ve tabanları sıkıştırılmış kilden özenli bir şekilde ya¬pılan bu odaların birinin mutfak, diğerlerinin de depo olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Güneybatı köşede kare planlı odada bulmuş olduğumuz bir ocak ve bir fırın, bu odanın mutfak olarak kullanıldığını göstermektedir. Di¬ğer 4 odada ise herhangi bir küçük buluntuya rastlanılmamıştır.

BÜYÜK KULE, KUZEY VE GÜNEY KAPILARI
Anıtsal bir görünüme sahip olan Kuzey ve Güney Kapıları ile bunları koru¬yan Büyük Kule, kalenin güneybatı sur duvarları üzerinde yer almaktadır. Ol¬dukça korunaklı bir yere yapılan her iki kapı da, doğudan batı yönüne doğru esen sert rüzgarlardan etkilenmemektedir. Kapıların ikinci önemli özelliği, cep¬heden, yani batıdan bakıldığı zaman kesinlikle görülmemesidir. Böylece her iki kapıya da gizlilik özelliği kazandırılmıştır. Anıtsal bir kule ile güçlendirilen her iki kapıya da, savunma yönünden çok büyük bir önem verildiği görülmektedir. Dış görünüm ve tasarım yönünden bu tür hisar kapılarının benzerlerine şimdi¬ye kadar Urartu Krallığı'nın yayılım alanında rastlanılmamıştır.
Çok büyük bir kaya kütlesinin kuzeybatı yüzüne, 11 x 8 m. büyüklüğün¬de kareye yakın bir kule yapılmış ve kulenin doğusu, kayalık ile birleştirilmiş¬tir. Özenle yontulmuş iri kalker taşlardan yapılan ve kayalığa yaslanan bu güçlü kuleyi, Büyük Kule olarak isimlendirdik. Büyük Kule'de kul¬lanılan taşların biçimi ve işçiliği, Alacahöyük, Hitit başkenti Hattuşaş (Boğaz¬köy) ve Gavur Kalesi duvarlarında kullanılan taşların biçimi ile çok büyük bir benzerlik göstermektedir. Anıtsal ve etkileyici bir görünüme sahip olan Büyük Kule toprak seviyesinden ortalama 7m. yüksekliğindeyse de, ilk yapıldığı sıra¬daki yüksekliğinin daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Kulenin üst kısmının ne şekilde olduğunu şimdilik bilemiyoruz. Taştan yapılan kulenin üzerinde kerpiç¬ten yapılmış odaların olduğu ve buralarda nöbetçilerin kaldığı sanılmaktadır. Bu ilginç kule şu anda Urartu hisar kapılarını koruyan en eski kule örneğini oluşturmaktadır.
Büyük Kule'nin güneyini, güney kapısına geçit veren üstü açık üçgen biçi¬mindeki ön avludan sonra, yüksek güneybatı surları kapatmaktadır. Büyük Kulenin güneybatı köşesinden, güneydeki sur duvarına kadar 4 m. olan ön av¬lu genişliği, doğu yönünde 6 m. derinliğinde olan ana kayanın batı yüzüne örü¬len duvara kadar 2.30 m.'lik bir genişliğe inmiştir. Böylece güney kapısına açı¬lan ve üstü açık olan ön avlu daraltılarak üçgen görünümlü bir şekil almış¬tır. Üçgen bir koridor biçimine sokulan bu ön avlu boşluğundan, Güney Kapısı’¬na merdivenlerle ulaşabilmektedir. 5 basamaktan oluşan bu mer¬divenler, Güney Kapısı'na anıtsal bir görünüm kazandırmıştır. 5. basamaktan sonra kapının doğuda olması beklenirken, doğu cephenin bir duvarla örülerek köreltildiği görülmektedir. 5. basamaktan yaklaşık 450'lik bir açıyla güneydeki ön kapı boşluğuna 59cm. yüksekliğindeki bir basamakla geçilmektedir. Ancak Güney Kapısı büyük ölçüde tahrip olmuştur. Bu yüzden kapının kaç metre ge¬nişliğinde olduğunu kesin olarak bilemiyoruz. Aşağı Kentten gelen ve ters "U" şeklinde bir güzergahı izleyerek ulaşılan Güney Kapısı, arabaların ve hayvanla¬rın geçmesine elverişli değildir. Kapı avlusundan sonra güneydoğu yönüne doğ¬ru devam eden yol, tapınak ve çevresindeki yapılara gitmektedir.
Güney Kapısı'na kıyasla daha anıtsal yapılan Kuzey Kapısı, Büyük Ku¬le'nin hemen batı yüzünde yer almaktadır. Büyük Kule'nin batı yüzü¬ne 2m. genişliğinde ve 3.40 m. derinliğinde kapının doğu kanadının duvarı ya¬pılmıştır. Doğu kanadı duvarının Büyük Kule ile birlikte tasarlanarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Kuzey Kapı'nın önünde bırakılan küçük avlu, savunma yö¬nünden bir üstünlük sağlamaktadır. Bu tür küçük ön avlular; daha sonraki dö¬nemlerde gelişmiş büyük ön avlulu Urartu hisar kapılarının bir proto tipini oluşturmaktadır. Kapı kanadı duvarının mevcut toprak seviyesinden yüksekli¬ği 2.30m.'dir. Dikdörtgen planlı kapı kanadı duvarı bu haliyle oldukça kütlesel bir görünüme sahiptir. Kapı kanadını oluşturan duvarın üzerinde, kerpiç du¬varla taş duvarı birleştiren kum taşından yapılmış sal taşları, in-situ olarak durmaktadır. Doğu kapı kanadının 3.80m. batısında, kapının batı kanadı yer almaktadır. Batıdaki kapı kanadı duvarı 2m. genişliğinde ve 3.40m. derinliğin¬de dikdörtgen bir plan göstermektedir. Kapı kanadı bağımsız olarak yapılma¬mış, kalenin güneybatısından gelerek doğu yönüne doğru keskin bir dönüş ya¬pan sur duvarıyla birleştirilmiştir. Böylece giriş ve çıkış için çok elverişli özellik¬lere sahip olan 3.40m. derinliğinde ve 3.80m. genişliğinde bir kapı girişi elde edilmiştir. Kapı girişinin tabanı, fazla büyük olmayan taşlardan özenli bir şekil¬de döşenmiştir. Kuzey Kapı girişinden, kalenin içindeki depo, atölye ve diğer ya¬pılara ulaşılmaktadır.
M. Ö. 7. yüzyılda Kuzey Kapısı yapılan değişikliklerle 3.80m. genişlikten 1.60m'ye küçültülmüştür. Bunun için doğu kapı kanadının önüne 60 cm., ba¬tı kapı kanadı duvarının önüne de 1.60 m. genişliğinde bir ek duvar yapılmış¬tır. Kapının ilk yapıldığı sırada 3.80m. genişliğinde iken çift kanatlı olduğu, 1.60m.'ye indirildikten sonra da tek kanatlı bir kapıya dönüş¬tüğü anlaşılmaktadır. Savunma yönünden oldukça güçlü bir şekilde yapılan Kuzey Kapısı'nın hangi nedenlerden dolayı daraltıldığını şimdilik bilemiyorsak da, M.Ö. 7. yüzyılda bölgede büyük bir depremin meydana geldiği ve bunun so¬nucunda kaledeki mimari yapılarda çok büyük değişikliklerin yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan bu mimari değişiklikler, birçok yapıda görülmektedir. Örneğin Kuzey Kapı Avlusu ile Depo Yapılan arasına kuzey-güney doğrultusun¬da 39m. uzunluğunda ve ortalama 2m yüksekliğinde bir teras duvarı yapıl¬mıştır. Büyük Kule'nin kuzeybatı yüzüne ise 1.80m. genişliğinde yapılan bir du¬var ile Büyük Kule büyütülmüştür. Kalenin ve kapının M.Ö. 7. yüzyılın sonun¬da İskit saldırıları sonucunda çıkan büyük yangından etkilenerek aşırı bir şekilde yandığını; kapının kuzeyinde yer alan iç avlu tabanındaki ortalama 70-80cm. kalınlığındaki kül ve kömür tabakası da doğrulamaktadır. Ancak kaleye ya¬pılan saldırı, savunma yönünden çok iyi planlanan ve bir ölüm tuzağı niteliği durumunda olan kapılardan yapılmamıştır. Kalede ve kapılarda çıkan yangının şiddetinden kalker taşları patlamış ve taş duvarlar üzerinde bulunan kerpiç du¬varlar da yanarak, kırmızı renkli bir tuğlaya dönüşmüştür.
Kuzey Kapı avlusunda yapmış olduğumuz kazı çalışmalarında, kalenin tahribi sırasında içerden dışarıya çıkmak isterken dumandan boğularak ölen ve daha sonra çıkan yangından aşırı bir şekilde etkilenen yüzlerce hayvan iskele¬ti ortaya çıkarılmıştır. Kaleye yapılan İskit saldırısı sırasında, Aşağı Kent'te otu¬ran halk özel eşyaları ve hayvanları ile birlikte kaleye sığınmışlardır. Ancak çı¬kan yangından ürken ve dışarı çıkmak için Kuzey Kapısı'na yönelen yüzlerce hayvan, kapı kapalı olduğu için dumandan boğularak birbirinin üzerine gelecek şekilde üst üste yığılmışlardır. Ortaya çıkardığımız hayvan iskeletlerinin %60'ı yanarak kömürleşmiş, daha sonra Büyük Kule'nin üzerinde yükselen kerpiç duvarların batı yönüne doğru yıkılmasıyla, tonlarca ağırlıktaki taş ve toprağın altında kalarak ezilmiş ve geniş bir alana yayılmışlardır. Bu yüzden herhangi bir hayvan iskeleti tam olarak ortaya çıkarılamamıştır. Çok geniş bir alana yayılan hayvan iskeletlerinin 81'i büyükbaş, 452 tanesi de küçükbaş hay¬vanlara aittir. Büyükbaş hayvanların hemen hepsi sığır, küçükbaş hayvan iske¬letleri ise koyun ve keçilere aittir. Ayrıca 1 adet köpek ve 1 adet de tavşana ait iskelet bulunmuştur. Hayvanbilim uzmanı sayın Prof. Dr. M. Hazıroğlu tarafın¬dan iskeletler üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Yapılacak ayrıntılı çalış¬malar sonucunda. M.Ö.-1. bin yılının ilk yarısında Van Bölgesi'ndeki hayvan faunası ortaya çıkarılacaktır.

TAPMAK VE KUZEYBATI YAPILAN
Urartu Krallığı'nın ulusal tanrısı Haldi'ye adanan tapınak, kalenin 1995 kodu ile en yüksek rakımını oluşturan güney kesimde yer almaktadır. 13.40m. büyüklüğündeki kare planlı tapınağın tabanı, ana kayanın düzeltilmesiyle elde edilmiştir. Diğer Urartu tapınakları gibi köşeleri rizalitli olan tapınağın duvar kalınlığı 2.5m.'dir. Tapınağın kuzey yüzündeki kapısı, görkemli bir gö¬rünüme sahip olan Süphan Dağı'na (4050m) bakmaktadır. Ne yazık ki tapına¬ğın içi ve avlusu büyük bir Ortaçağ yerleşmesine sahne olduğundan, aşırı bir şekilde tahrip olmuştur. Tapınağın kuzey ve batı duvarları, temellerine varınca¬ya kadar sökülmüştür. Tapınak içine yapılan çok sayıdaki ocak ve tandır, taba¬nı bile tahrip etmiştir. Tapınak tabanını oluşturan düzeltilmiş kayalığın çatlak kısmına dikey olarak çakılan demirden yapılmış küçük bir murç, Urartu tapı¬naklarının temellerine konulan metal eşya ve silahların şimdilik en eski örneği¬ni oluşturmaktadır. Mantar başlı demir murç, 6.5 cm. büyüklüğündedir. Çek¬tirilen röntgen filmleri ve yapılan analizlere göre, diğer demirden yapılmış ok uç¬ları ve bıçaklar gibi, murcun da çelikleştirilmiş olduğu saptanmıştır. Yalnızca tapınağın doğu duvarı sağlam olarak kalmıştır. Bu duvar da doğudan esen şiddetli rüzgarları engellediği için. Ortaçağ yerleşmecileri tarafın¬dan özellikle tahrip edilmemiştir. Tahrip edilmeyen doğu duvarının kuzeydoğu köşesinde, tapınak inşa yazıtı bulunmaktadır. Ayrıca parçalar halinde bulmuş olduğumuz taşlar üzerindeki çivi yazıları, Ortaçağ yerleşmecileri tarafından tahrip edilen tapınağın kuzeybatı köşesindeki inşa yazıtına aittir. Bu yazıtların aynı içeriğe sahip oldukları anlaşılmaktadır. Kuzeydoğu köşe duvarında bulunan inşa yazıtı, taşın her iki yüzüne yazılmıştır. 6 satırdan oluşan asıl metin, yok edilmeye karşı bir önlem olmak üzere taşın doğu yüzüne 2 kez, kuzey yü¬züne de 1 kez tekrar edilmiştir. Metinde şunlar okunmaktadır:

Tanrı Haldi'nin gücü sayesinde. İşpuini oğlu Menua,
Tanrı Haldi'ye, efendiye, bu tapınağı ve bu kaleyi
mü¬kemmel bir şekilde inşa ettirdi.
Bu yazıtın yine Kral Menua tarafından yaptırılan Patnos-Aznavurtepe ve Körzüt Kalelerindeki tapınak yazıtlarından ayrımlı olan en önemli özelliği, Me¬nua'nın yapmış olduğu askeri eylemlerinden hiç söz edilmemiş olmasıdır. Bu yüzden tapınağın Menua’nın henüz herhangi bir askeri eylem yapmadığı krallığının ilk yıllarına ait olduğu anlaşılmaktadır. Böylece Yukarı Anzaf Kalesi tapınağı, şimdilik en eski Urartu tapınağını oluşturmaktadır.¬
Hali Tapınağı, tıpkı Çavuştepe (Sardurihinili) Yukarı Kale, Altıntepe ve Arin-berd’deki (Erebuni) tapınaklar gibi yalnızca bir celladan ibaret olmayıp, batısında yer alan avlu ve avluya açılan odalarla bir yapı bütünlüğü oluşturmaktadır. Tapınağın batısında yer alan avlu ve odalara, ana kayadan oyularak açılan uzun koridordan geçilmektedir. Kalkerden oluşan kayalığın büyük bir özenle oyulmasıyla yapılan koridorun mevcut uzunluğu 9.5m.'dir. Kaya koridoru batıdan doğuda odaların bulunduğu yere doğru genişlemektedir. En dar kısmın tabanı 2m., en geniş kısmı ise 3.5m.'dir. Kaya koridorunun yan duvarlarını oluşturan kuzey ve güney duvarları da, ortalama 1.5m. ile 2.30 m. arasında değişen bir yüksekliğe sahiptir. Kaya korido¬rundan doğuda tapınak alanına girişi sağlayan ilk kapı, koridorun her iki tara¬fına, yani kuzey ve güney duvarlarına örülen karşılıklı birer kapı kanadı duva¬rıyla oluşturulmuştur. Kaya koridorunun güney yüzüne bitişik olan kapı kana¬dı duvarı, 2m. uzunluğunda, 1.70m. yüksekliğinde ve 2 m. genişliğindedir. Ana kayanın düzeltilmesiyle oluşturulan duvar yatağının üzerine taş duvar örülmüştür. 1.20m. yüksekliğindeki taş duvarın üzerinde yer alan kerpiç du¬var kalıntısının yüksekliği 50cm.'dir. Ancak kerpiç duvarın eski yüksekliğinin 1.5m.'den fazla olduğu sanılmaktadır. Taş duvar ile kerpiç duvarı, kumtaşın¬dan yapılmış ince yassı taşlardan oluşan bir loyfer tabakası birleştirmektedir. Doğu tapınak avlusundan gelen atık suların sur dışına akıtılmasını sağlayan ve ana kaya tabanı içine oyulan kanal, bu duvarın altından geçirilerek, güney sur duvarlarından dışarıya akıtılmıştır. Ana kaya içine oyulan 15-20 cm. genişliğin¬de ve 10 cm. derinliğindeki kanalın üstü, kum taşından yapılmış düzgün sal taşlarıyla kaplanarak, sanki ana kaya tabanıymış gibi görünmesi sağlanmıştır. Tabanı oluşturan ana kayanın üstü, büyük bir özenle kesilmiş ortalama 10-14 cm. genişliğinde ve 18-25 cm. uzunluğunda dikdörtgen biçimli kumtaşından döşeme taşlarıyla kaplanmıştır.
Kapı boşluğunun hemen kuzeydoğu köşesinde yer alan ahşap kapı direği, kapı ile birlikte şiddetli bir şekilde yanarak kömürleşmiştir. Yangının şiddetin¬den duvarlarda kullanılan kalker taşlar bile patlamıştır. Odanın kuzeyini oluş¬turan duvarın taşları, dik eğimli olan kuzey yönüne doğru akmıştır. Taş duvar¬lar üzerinde yükselen kerpiç duvarlar da kırmızı renkli bir tuğlaya dönüşmüş¬tür. Bu yüzden 8m2 büyüklüğündeki dikdörtgen planlı bu küçük odanın özel¬likle kuzey bölümü sanki kırmızı kumdan oluşan bir görünüm almıştır. Ahşap kapının 3-4 cm. kalınlığında olduğunu, kömürleşmiş ahşap kapı parçaları doğrulamaktadır. Kapı girişinin 1.10m. genişliğinde olması, çok bü¬yük bir olasılıkla bunun tek kanatlı bir kapı olabileceğini ve içeriye doğru açıl¬dığını göstermektedir. Kapının bronz levhalarla kaplı olduğunu, ahşaba kabara başlı çivilerle perçinlenen bronz parçaları doğrulamaktadır. Bu küçük odaya, Tanrı Haldi'ye adanan bronz ve demirden yapılmış çeşitli eşya ve silahların ko¬nulduğu anlaşılmaktadır. Ancak ahşap direğin, kapının ve çatıyı taşıyan ahşap direklerin kalenin tahribi sırasında çıkan yangın yüzünden şiddetli bir şekilde yanmasıyla, özellikle bronz levhalar ile birlikte diğer bronz eşya ve silahlar da çok büyük bir zarar görmüş ve yer yer ergiyerek form değiştirmiştir. Aynı odada daha önceki yıllarda ortaya çıkardığımız 13 kilodan fazla bir ağırlığa sahip olan bronz eşya ve silah topluluğu, büyük bir cüruf külçesine dönüşmüştür. Son birkaç yıldan beri cürufların içinde ergiyerek form değiştiren eşya ve silahlar üzerinde yapmış olduğumuz konservasyon çalışmaları sırasında, çok sayıda silah ve eşya kurtarılmış ve bilim dünyasına kazandırılmıştır.
Tanrı Haldi'ye adanan eşya ve silahların konulduğu 8m2 büyüklüğündeki bu küçük odada bulunan demirden yapılmış silahlar arasında bıçaklar, ok ve eşitli büyüklükteki kargı uçları yer almaktadır. Bronz eşya ve silahlar arasında ise fibula, miğfer, miğfer yanaklıkları, adak halkaları, kalkan ve kalkan tutamakları, disk, zırh pulları, at koşum takımına ait eşyalar, boğumlu bilezik, ok uçları ile hangi tür eşya ve silaha ait oldukları kesin olarak belli olmayan yüz¬lerce parça bronz levha bulunmaktadır. Eşya ve silahlar ile levhalar üzerindeki konservasyon çalışmalarımız devam etmektedir. Yine bu odada bulmuş olduğumuz iki omuzlu ve mahmuzlu bronz ok ucu ise, kalenin İskitler tarafından tah¬rip edildiğini belgeleyen ikinci önemli buluntuyu oluşturmaktadır. Benzer bi¬çimli bronz ok ucunun ilk örneği de, 1992 yılında tapınağın doğusundaki avlu¬da bulunmuştu. Bu ok ucu da kaleye yapılan İskit saldırılarının şimdilik doğu ve güneydoğu yönlerinden yapıldığını göstermektedir. İlginçtir ki bu odadaki İs¬kit ok ucu da, yanmış ahşap parçası üzerinde in-situ olarak bulunmuştur.
 
Üst