- Katılım
- 2 Mar 2015
- Konular
- 59,185
- Mesajlar
- 88,376
- Online süresi
- 4ay 14g
- Reaksiyon Skoru
- 14,227
- Altın Konu
- 2,398
- Başarım Puanı
- 1,051
- TM Yaşı
- 11 Yıl 1 Ay 21 Gün
- MmoLira
- 694,336
- DevLira
- 234
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
15-17. yüzyıl felsefesi Batı ekseninde gerçekleşir. Rönesans ilk olarak İtalya’da ortaya çıkmış ve burada ilk örneklerini vermiştir. Rönesans’ın ortaya çıkışıyla ilgili birden çok etkenden bahsedilmektedir.
Rönesans; yeniden doğuş anlamına gelmektedir. Bir zamanlar var olduğuna inanılan özgür düşüncenin yeniden doğması istenmektedir.
Rönesans’ın ortaya çıkışıyla ilgili olarak birden çok etkenden bahsedilmektedir;
– İslam coğrafyasından yapılan çeviriler, coğrafi keşifler, ekonomik faaliyetler ve siyasal hareketlilikler.
– Hint, Mısır, Antik Yunan ve İslam ilimleri kitaplarının Avrupa dillerine çevrilmesiyle başlayan bilim ve felsefenin etkisi; Batı’da aklın ön plana çıkmasını sağlamıştır. Aristoteles’in eserlerinin orijinalleri çevrildikçe Skolastik dünyanın Aristotelesçi yorumu ile gerçek Aristoteles arasında ciddi farklar olduğu görülmüştür.
– Coğrafi keşifler neticesinde matbaanın kullanılması okuryazarlığı arttırmıştır. Ticarette gelişmeler görülmüştür.
Rönesans, bilgi alanında hızlı ve köklü değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Bu dönem Avrupa’sında din felsefesinden uzaklaşıldığı ve bilim felsefesine yaklaşıldığı görülmüştür. Rönesans Felsefesi, bir önceki dönemin düşünsel yapısından kopuşun başladığı ancak hala izlerinin görüldüğü geçiş dönemidir. Değişimin ilk izleri sanat alanında görülmüştür. Edebiyatta Cervantes ve Dante, tiyatroda Shakespeare, resimde Leonardo da Vinci veMichelangelo.
15-17. yüzyıl felsefesi, bir önceki dönemin düşünsel yapısından kopuşun başladığı ancak hâlâ izlerinin görüldüğü geçiş dönemidir.
Skolastik felsefe, Hristiyan inancı öğretilerini akılla anlaşılır kılma çabasının sonucudur. Skolastik felsefede teoloji egemendir. Akıl-inanç probleminde aklın yetersizliği vurgulanmış, bu eksikliğin inançla tamamlanabileceği düşünülmüştür. Yönetim, ekonomi ve hukuk gibi alanlarda da din tek belirleyici unsurdur. Rönesansla başlayıp 17. yüzyılda pekişen düşünce sistemine modern düşünce adı verilir. Modern düşünce, felsefenin bilimi ve bilimsel yöntemi temele alan düşünce sistemidir. Birey ön plana çıkarılmıştır. Aklın bilimsel yöntemi kendine kılavuz etmesi beklenmektedir.
Bu dönem felsefesini açıklayabilmek için dönemde öne çıkan konulara değinilmesi gerekir.Bunlar;
Hümanizm: İnsanın merkeze alındığı ve aklın öne çıkarıldığı bir bakış açısıdır.İnsanın bu dünyada ki yeri ve anlamı sorgulanmıştır. Bireyi benliğinin ve kişiliğinin peşinde mücadele eden biri olarak tanımlamışlardır.Hümanizm ilk olarak İtalya’da ortaya çıkmıştır.
– Dante, Petrarca, Baccaccio ilk İtalyan hümanistlerdir.
– Erasmus, Hristiyanlığı hümanizm ile uzlaştırmaya çalışmıştır. “Deliliğe Övgü” adlı eserinde Katolik
Kilisesi’nin uygulamalarını eleştirmiş fakat dinin özüne yönelik kesin bir kuşkuculuk duymamıştır.
– Hristiyancı hümanizmin temsilcisi olarak görülen Luther ise; Hristiyanlığın reformdan geçirilmesini savunmuştur. Din adamları sınıfını ve kiliseyi gereksiz bulur. Önemli olan Tanrı’ya yönelmek ve iman “etmektir. Kilisenin dini törenlerinin değeri olmadığını söyler.
– Bir diğer hümanist Montaigne ise kuşkucu hümanizmin temsilcisidir. İnsanın tüm yetilerini kullanabileceği sürekli bir araştırma ruhu içinde bulunması gerektiğini düşünmüştür.
Bilimsel Yöntem: Rönesans düşüncesi bilimde otorite olmuş bilgilere değil deney, gözlem ve hesaplanabilir bilimsel çalışmalara yönelmiştir. Gözlem, kontrollü deney, hipotez ve matematiksel hesaplama bilimin yöntem kazanmasına katkı sağlamıştır.
Kartezyen Felsefe: Descartes felsefesi olarak da bilinir. Descartes, 15. yüzyılla çoğalmaya başlayan ve 17. yüzyılda hız kazanan bilimle din arasında anlaşılır bir bağ kurmanın yolunu denemiştir. Descartes, felsefesini metodik şüphe olarak bilinen yöntemle kurmuştur. Özne, bilginin merkezidir. Varlık alanında iki ana töz vardır: Yaratan ve yaratılan tözler. Yaratılan töz ise birbirine indirgenemeyen iki alt tözden oluşan ve aynı zamanda sonlu olan ruh ve madde tözleridir. Bu açıdan Descartes felsefesi düalist bir felsefedir.
Devlet ve Hukuk Felsefesi: Rönesans, artık öbür dünyaya değil de bu dünyaya bağlı olmak isteyen bir kültürün kurulmaya başlandığı çağdır. Bilim, sanat, din, devlet vs. kendi özerkliğini kazanmaya doğru ilerler. Hümanizm, insanın kendi doğasını,
kendi öz yasasını, kendi hakkını bulmasını sağlamıştır. Rönesans’ın bu özgürlüğe doğru ilerlemesi birey üstü kurumlara da yani devlet ve topluma da yayılmıştır.
Rönesans yeni bir devlet ve hukuk anlayışı da getirmiştir. Bu dönemde din birliğinin yerini millet birliği aldığından ‘Din devletine’ karşılık ‘ Ulus Devlet’ ortaya çıkmıştır.Ulus kimlik bilinci ve reform hareketleri, devlet ve hukuk üzerine düşüncelerin artmasını sağlamış ve kilisenin gücü giderek azalmıştır. Filozoflar; yönetim şekli, doğal hukuk ve egemenlik gibi konularda fikirler ortaya sürmüştür. Ayrıca ideal toplum düzeni arayışları “ütopik toplum” düzenlerini ortaya çıkarmıştır.
Rönesans; yeniden doğuş anlamına gelmektedir. Bir zamanlar var olduğuna inanılan özgür düşüncenin yeniden doğması istenmektedir.
Rönesans’ın ortaya çıkışıyla ilgili olarak birden çok etkenden bahsedilmektedir;
– İslam coğrafyasından yapılan çeviriler, coğrafi keşifler, ekonomik faaliyetler ve siyasal hareketlilikler.
– Hint, Mısır, Antik Yunan ve İslam ilimleri kitaplarının Avrupa dillerine çevrilmesiyle başlayan bilim ve felsefenin etkisi; Batı’da aklın ön plana çıkmasını sağlamıştır. Aristoteles’in eserlerinin orijinalleri çevrildikçe Skolastik dünyanın Aristotelesçi yorumu ile gerçek Aristoteles arasında ciddi farklar olduğu görülmüştür.
– Coğrafi keşifler neticesinde matbaanın kullanılması okuryazarlığı arttırmıştır. Ticarette gelişmeler görülmüştür.
Rönesans, bilgi alanında hızlı ve köklü değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Bu dönem Avrupa’sında din felsefesinden uzaklaşıldığı ve bilim felsefesine yaklaşıldığı görülmüştür. Rönesans Felsefesi, bir önceki dönemin düşünsel yapısından kopuşun başladığı ancak hala izlerinin görüldüğü geçiş dönemidir. Değişimin ilk izleri sanat alanında görülmüştür. Edebiyatta Cervantes ve Dante, tiyatroda Shakespeare, resimde Leonardo da Vinci veMichelangelo.
15-17. yüzyıl felsefesi, bir önceki dönemin düşünsel yapısından kopuşun başladığı ancak hâlâ izlerinin görüldüğü geçiş dönemidir.
Skolastik felsefe, Hristiyan inancı öğretilerini akılla anlaşılır kılma çabasının sonucudur. Skolastik felsefede teoloji egemendir. Akıl-inanç probleminde aklın yetersizliği vurgulanmış, bu eksikliğin inançla tamamlanabileceği düşünülmüştür. Yönetim, ekonomi ve hukuk gibi alanlarda da din tek belirleyici unsurdur. Rönesansla başlayıp 17. yüzyılda pekişen düşünce sistemine modern düşünce adı verilir. Modern düşünce, felsefenin bilimi ve bilimsel yöntemi temele alan düşünce sistemidir. Birey ön plana çıkarılmıştır. Aklın bilimsel yöntemi kendine kılavuz etmesi beklenmektedir.
Bu dönem felsefesini açıklayabilmek için dönemde öne çıkan konulara değinilmesi gerekir.Bunlar;
Hümanizm: İnsanın merkeze alındığı ve aklın öne çıkarıldığı bir bakış açısıdır.İnsanın bu dünyada ki yeri ve anlamı sorgulanmıştır. Bireyi benliğinin ve kişiliğinin peşinde mücadele eden biri olarak tanımlamışlardır.Hümanizm ilk olarak İtalya’da ortaya çıkmıştır.
– Dante, Petrarca, Baccaccio ilk İtalyan hümanistlerdir.
– Erasmus, Hristiyanlığı hümanizm ile uzlaştırmaya çalışmıştır. “Deliliğe Övgü” adlı eserinde Katolik
Kilisesi’nin uygulamalarını eleştirmiş fakat dinin özüne yönelik kesin bir kuşkuculuk duymamıştır.
– Hristiyancı hümanizmin temsilcisi olarak görülen Luther ise; Hristiyanlığın reformdan geçirilmesini savunmuştur. Din adamları sınıfını ve kiliseyi gereksiz bulur. Önemli olan Tanrı’ya yönelmek ve iman “etmektir. Kilisenin dini törenlerinin değeri olmadığını söyler.
– Bir diğer hümanist Montaigne ise kuşkucu hümanizmin temsilcisidir. İnsanın tüm yetilerini kullanabileceği sürekli bir araştırma ruhu içinde bulunması gerektiğini düşünmüştür.
Bilimsel Yöntem: Rönesans düşüncesi bilimde otorite olmuş bilgilere değil deney, gözlem ve hesaplanabilir bilimsel çalışmalara yönelmiştir. Gözlem, kontrollü deney, hipotez ve matematiksel hesaplama bilimin yöntem kazanmasına katkı sağlamıştır.
Kartezyen Felsefe: Descartes felsefesi olarak da bilinir. Descartes, 15. yüzyılla çoğalmaya başlayan ve 17. yüzyılda hız kazanan bilimle din arasında anlaşılır bir bağ kurmanın yolunu denemiştir. Descartes, felsefesini metodik şüphe olarak bilinen yöntemle kurmuştur. Özne, bilginin merkezidir. Varlık alanında iki ana töz vardır: Yaratan ve yaratılan tözler. Yaratılan töz ise birbirine indirgenemeyen iki alt tözden oluşan ve aynı zamanda sonlu olan ruh ve madde tözleridir. Bu açıdan Descartes felsefesi düalist bir felsefedir.
Devlet ve Hukuk Felsefesi: Rönesans, artık öbür dünyaya değil de bu dünyaya bağlı olmak isteyen bir kültürün kurulmaya başlandığı çağdır. Bilim, sanat, din, devlet vs. kendi özerkliğini kazanmaya doğru ilerler. Hümanizm, insanın kendi doğasını,
kendi öz yasasını, kendi hakkını bulmasını sağlamıştır. Rönesans’ın bu özgürlüğe doğru ilerlemesi birey üstü kurumlara da yani devlet ve topluma da yayılmıştır.
Rönesans yeni bir devlet ve hukuk anlayışı da getirmiştir. Bu dönemde din birliğinin yerini millet birliği aldığından ‘Din devletine’ karşılık ‘ Ulus Devlet’ ortaya çıkmıştır.Ulus kimlik bilinci ve reform hareketleri, devlet ve hukuk üzerine düşüncelerin artmasını sağlamış ve kilisenin gücü giderek azalmıştır. Filozoflar; yönetim şekli, doğal hukuk ve egemenlik gibi konularda fikirler ortaya sürmüştür. Ayrıca ideal toplum düzeni arayışları “ütopik toplum” düzenlerini ortaya çıkarmıştır.




