- Katılım
- 27 Şub 2021
- Konular
- 705
- Mesajlar
- 4,783
- Çözüm
- 12
- Online süresi
- 1y 1mo
- Reaksiyon Skoru
- 2,824
- Altın Konu
- 26
- Başarım Puanı
- 324
- MmoLira
- 897
- DevLira
- 6
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Öncelikle oyundaki en büyük değişimlerden birisi hikaye sunumunda karşımıza çıkıyor. Doom oyununda bunun sinyalleri fazlasıyla verilmişti ama Doom Eternal İnceleme ile birlikte hikayenin ve bu hikaye sunumunun oyuna olan katkısı daha da net bir şekilde çizilmiş. Tabi hikaye denince aklınıza uzun konuşmalar, sıkıcı ara sahneler gelmesin. Oyunun aksiyon yapısını bozacak, bu yapıyı sekteye uğratacak bir işleyiş yok karşımızda. Tam aksine zincire güzel bir halka olarak hikaye kısmı da yedirilmiş. Anlatım çok daha net ve bu durum "ulan bu kadar yaratık kesiyoruz ama niye?" sorusunu da kendi kendine cevaplamayı başarıyor.
Doom Eternal hikaye olarak sadece Doom'a değil serinin genel hikayesine de bağlı bir yapım. Yani oyuna başlar başlamaz hell priest'lerin peşine düşüyorsunuz ama bunun nedenini, yönettiğiniz karakterin, yani Doom Slayer'ın kimliğini felan ilk okul çocuklarına anlatır gibi anlatmıyor size. Ana hikayeyi, oyundaki bu kaosu tam anlamıyla bilmek için hikayeye az buçuk aşina olmanız gerekiyor. Tabi daha önce Doom oynamadıysanız da bu hikaye yapısından sıkılmıyorsunuz. Bir hedefiniz olduğu ve o hedefiniz doğrultusunda yeri göğü inleteceğinizi daha oyuna başlar başlamaz anlıyorsunuz. Tıpkı Doom Slayer'ın kafasına kaskını geçirdiği gibi sizde oyunun ilk dakikasından itibaren savaşa hazır hissediyorsunuz kendinizi.
Yapım ekibi sizi acemi olarak görmüyor ve oyuna başlar başlamaz kendinizi büyük bir aksiyonun içerisinde buluyorsunuz
Bunun en büyük nedeni ise tıpkı hikayede olduğu gibi oyunun sizi acemi olarak görmüyor oluşu. Bu hazır olma durumunun arkasında hem oyun dinamiklerinin kaymak gibi işlemesi hem de oyunun sizi acemi bir er gibi görmeyişi geliyor. yani oyuna başlar başlamaz karşınızda bir komutan ya da yapay zeka bulmuyorsunuz. Zıplamak için şuna bas, ateş etmek için buna bas gibi direktifler yok. Elinize bir silah veriliyor ve tüm bu ana dinamikleri oyunun içerisinde öğrenmeye başlıyorsunuz. Bu gibi direktifler yerine karşılaştığınız düşman ya da durumlarda kısa bir bilgilendirme ekranı konumlandırılmış. Bu ekranda düşmanları alt etmek için ipuçlarına yer verilmiş. Çünkü her düşmanın, özellikle de sizi zorlayacak olanları öldürmek için bazı püf noktalarına dikkat etmeniz gerekiyor. Yoksa bu mücadeleye ne can ne de mühimmatın yetmediğini fark etmeye başlıyorsunuz.
Örneğin oyundaki Revenant'ları indirmek için öncelikle silahlarını hedef almanız gerekiyor. Ya da zırhlı düşmanların zırhını okkalı bir yumrukla parçalamadan gerekli hasarı veremiyorsunuz. Şüphesiz en sinir bozucu olanlar ise Cacodemon'lar. Mermi yağdırsanız bile zar zor öldürebilceğiniz Cacodemon'ların ağzına bir bomba yerleştirerek çabucak işlerini bitirebiliyorsunuz. Oyunda tabi ki akın akın gelen düşmanlar, size sadece mühimmat ya da can sağlamak için gelen ayak takımı dediğimiz düşmanlar da var. Tüm bu dinamikler bir araya geldiğinde çatışma hissiyatının ne kadar keyifli olduğunu da fark etmeye başlıyorsunuz.
Çünkü bu zayıf noktalar, ayak takımı ve diğer dinamikler sizin için belli bir süre sonra taktiğe dönüşüyor. Yani etrafınızda güçlü bir ordu olsun. Onları indirmeye çalıştığınızda önünüzdeki zayıf olanlara çoğu zaman dokunmuyorsunuz. Ne zaman ki canınız, kalkanınız ya da mühimmatınız bitmeye başlıyor o zaman taktik gereği sağ bıraktığınız bu ayak takımı sizin için yürüyen, mobil bir mühimmat deposuna dönüşmüş oluyorlar. Bu ve bunun gibi püf noktalarını öğrendikçe daha kalabalık düşman saldırılarında bile kendinizi yenilmez hissetmeye başlıyorsunuz.
Tabi bu yenilmezliğin merkezinde ise karakter gelişimi yatıyor. Doom her zaman aksiyon yapısının üst düzey olduğu bir oyun olmuştur. Doom Eternal'da ise belki de seride ilk defa karakterinizin yavaş yavaş güçlenmeye başladığını hissediyorsunuz. Bu güçlenme olgusunda her zaman olduğu gibi silahların, silah güncellemelerinin yeri büyük ama bu sefer silahlar kadar karakter gelişimi de ön planda tutulmuş. Can, kalkan ya da mühimmat gibi konularda yapacağınız geliştirmeler dışında karakterinizin platform yeteneklerine ya da perklerine kadar farklı seçimler yapabiliyor ve tüm bu özellikleri geliştirebiliyorsunuz. Hatta oyunun ilk başında bu gelişim özellikleri kafanızı bile karıştırıyor. Belli bir süre sonra olaya hakim oluyor, karakter ve silahlarınızı geliştirerek adeta yenilmez bir armadaya dönüşüyorsunuz.
Her zaman olduğu gibi Doom Eternal oyununda da siahların önemi oldukça büyük. Okkalı yumruğunuz, son anlarda yardımınıza koşan testereniz ve düşmanları parça pinçik ettiğiniz bitirici vuruşlarınız (Glory Kill) dışında geniş bir silah yelpazesine de sahibiz. Combat Shotgun, Super Shotgun, Heavy Cannon, Chaingun, Plasma Rifle, Ballista, Rocket Launcher ve BFG-9000 gibi silahları oyun boyunca kullanıyorsunuz. Tüm bu silahların iki farklı atış modu daha bulunuyor.
Örneğin Combat Shotgun normal atışlarda klasik pompalı görevi görüyorken sağ tık ile atış yaptığınızda ise bomba atara dönüşüyor. Özellikle biraz önce bahsetmiş olduğum Cacodemon'lar için genelde bu atış modunu kullanıyorsunuz. Yine silah modlarını değiştirerek farklı atışlara kavuşma şansına da sahibiz. Sizi ayaklı bir orduya dönüştüren tüm bu özelliklerin yanı sıra omzunuza yerleştirdiğiniz bir alev silahı ve bomba atar da mevcut. Alev silahı ile düşmanları cayır cayır yakıp, size avantaj sağlamalarını izlemek ya da farklı türde özelliklere sahip olan bomba atarınızı kullanmak oldukça keyifli. Bu bomba atarda yine rakipleri alaşağı eden klasik bomba dışında belli bir alandaki düşmanlarınızı donduran bombalarınız da bulunuyor.
Evet, fark ettiğiniz gibi oyunda düşmanı alaşağı etmek için size onlarca seçenek sunulmuş durumda. Tüm bu seçeneklerde kısa sürede ustalaşmaya başlıyor ve karakter gelişimi ile birlikte adeta bir avcıya dönüşüyorsunuz. Oyun alanındaki platform dinamikleri ve portallar da işin içine girince Doom Eternal'ın oyun yapısı hızlı ve hızlı olduğu kadar keyifli bir yapıya bürünmüş oluyor.
Buradaki en büyük handikap ise belli bir süre sonra parmaklarınızı hissedemiyor oluşunuz. O kadar çok tuşa, o kadar hızlı bir şekilde basıyorsunuz ki bölüm sonunda Arog filmindeki Dimi karakteri gibi parmaklarınız birbirine giriyor.
Doom Eternal'da Battle Mode isimli bir multiplayer modu da bulunuyor. Bu moda girip Slayer ya da Demon tarafını seçerek diğer oyuncualra karşı mücadele edebiliyorsunuz. Müzik anlamında aksiyon sahneleri ile müthiş uyumlu bir yapıya sahip olan Doom Eternal, özellikle türü seviyorsanız kulaklarınızın da pasını siliyor. Bir önceki oyunun müziklerine de imza atan Mick Gordon, yine Doom orkestrası ile şahane bir işe imza atmış diyebilirim.
Görsel anlamda iddialı olmayan ama üzerine düşeni çok iyi başaran Doom Eternal, özellikle efektler kısmında öne çıkıyor. teknik anlamda en sevindirici taraf ise oyunda FPS kilidi olmaması. tabi bu keyfi yaşamak için 60 FPS üzerinde performans verebilecek bir sisteme de sahip olmanız gerekiyor.
Doom Eternal oynadıktan sonra sinir stres kalmıyor, keşkül gibi oluyorsunuz.



