Bvural41 1
Bvural41
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
SLyFeLLowTR 1
SLyFeLLowTR
DEVLOPER 1
DEVLOPER
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
mavzermete 1
mavzermete
Hikaye Ekle

Altın Konu Kültür Ekonomisi

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

Kültür Ekonomisi

1512535335c9f768ecbf6cf289bebabc6c5b2cf47b.jpg

Folklor, sosyoloji, tarih, edebiyat ve daha birçok disiplin tarafından incelenen kültür, çok farklı alanlarla bağlantısı olan bir kavramdır. Ancak buna rağmen kültürün, ekonomi ile ilişkisi pek irdelenmemiştir. Bu ilişki, günümüze kadar gelen süreçte kültür araştırmacılarından ziyade ekonomi alanındaki araştırmalar tarafından ortaya konmuştur. Kültür araştırmacıları ise kültürün ekonomik ve yönetimsel bir alan olduğunu geç kavramakla birlikte büyük oranda olumsuz bir bakış açısına sahip olmuşlardır. Zamanla UNESCO’nun sözleşmeleri ve yaklaşımlarını, kültür endüstrileri ve yaratıcı sektörlerin daha ön plana çıkarak gerçekleştirdiği çalışmaların ardından kültürün yönetilebilir ekonomik alan olduğu anlaşılmıştır. Bu anlayışın ardından zamanla kültür endüstrisi veya endüstrileri yerine yaratıcı sektörler ve benzeri kavramlar kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavramlara WIPO(Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü)’nun “copyright endüstrileri”, OECD(Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü)’nin “içerik endüstrileri”, İngiliz yaklaşımı olan “yaratıcı endüstriler”, İskandinav yaklaşımı olan “deneyim ekonomisi”, Fransız yaklaşımı olan “kültür endüstrileri” örnek verilebilir. Özellikle OECD’nin tanımının önemi, dijitalleşmenin, dijital kültürün, internetin, teknolojinin artarak devam ettiği günümüzde daha iyi anlaşılmıştır. Çünkü bu çağda insanların bir kısmı sanal ortamda belli bir kesimin ürettiği içerikleri tüketmektedir ve bu içeriklerin yaratıcıları da aslında bu içerikleri, tüketicilerin kültürlerinden almaktadır. Böyle bir konumda olanların, yani bilgiyi toplayıp içerik üreterek yayma erkine sahip olanların, bu içerikleri tüketenlerin düşüncelerini yönlendirebilecekleri de bir gerçektir.

Radyo, tv, internet gibi kültür endüstrileri de yerleşme, yaygınlaşma ve etkinleşmede kültür mirasından yararlanmaktadır. Bu bahsi geçen araçlar sözlü kültürü dönüştürerek sunmuştur. Sözlü kültürden yazıya, oradan medyaya geçen kültürel bellek bu araçlar aracılığı ile bugün büyük bir kültür ekonomisinin oluşmasına sebep olmuştur. Kültürün üretilip tüketildiği alanlar kimi kesimlere göre geleneğin bozulması, yozlaşması olarak değerlendirilirken diğer kesimlere göre ise kültürün yeni aktarım alanlarında yaşatılması ve aktarılması olarak yorumlanmaktadır. Bunda UNESCO’nun payı olduğu söylenebilir çünkü UNESCO’nun SOKÜM (Somut Olmayan Kültürel Miras) bağlamındaki yaklaşımları genelde sözlü kültüre önem vermektedir. Ama aynı zamanda medyadan yararlanılması gerektiğini de savunmaktadır ve bu yönüyle çelişkiler doğurmaktadır.

Kültür ekonomisinin temelinde kültürel miras, kültürel bellek vardır. Kültür, ekonomi için sonsuz bir madendir. Radyo, TV, film, video, müzik, dijital oyun, mimari, reklam, giysi, kitap, tiyatro, heykel ve daha birçok alanın kültürel bellekten beslenmesi gibi günümüzde dijital ortamdaki tüketim de bu bellekten beslenmektedir ve gelecekte ortaya çıkacak daha farklı ortamlarda da kültürel belleğin önemi büyük olacaktır. Tabii ki farklı çevrelerin farklı kaygıları vardır ve teknolojik gelişmelerin getirilerine yukarıda bahsedildiği gibi yozlaşma veya farklı kültürel aktarım alanı olarak bakanlar vardır. Kültür endüstrisi ve kültrü yönetimi tek tipleşip küreselleşmeye de yerel kimliklerin korunmasına da katkı sağlayabilir. Bu bağlamda mutlak iyi veya mutlak kötü olarak yaklaşılmamalıdır. Özellikle çağın getirisi olarak küreselleşme ve dijitalleşme sonucu toplumlar mecburi olarak dijital ortamla etkileşim halinde olmaktadırlar ve bu etkileşim gün geçtikçe artmaktadır. Bu bir gereksinim olarak gerçekleşmektedir. Bu sebeple dijital ortamı deneyimleyen toplumlar kendi kültürlerini de bu ortama aktarmak zorundandır ve bunu isteyerek veya istemeyerek zaten yapmaktadır. Bu kaçınılmazdır. Bunu yapmayan toplumlar yapan toplumların kültürel tahakkümüne maruz kalıp dünyanın tek tipleşmesine ve kültürel çeşitliliğin azalarak yok olmasına katlanmak zorunda kalabilirler. İşte bu sebeple kültürün işlenmesi, yaratıcı endüstrilerde kullanılması kaçınılmazdır. Sadece bu açıdan bakmak bile kültürün sosyal, ekonomik ve politik boyutunun anlaşılmasına yetmektedir. Yine de yukarıdaki başlıklarda ele alınan Frankfurt Okulu’nun eleştirilerinin tamamı haklılığını yitirmiş değildir. Kültürün bu amaçlar için kullanımı analiz edilmeli ve üzerinde daha çok çalışılmalıdır. Kâr amaçlı, kendini kaybetmişçesine sınırsız bir üretim ve tüketim, tarafımızca her açıdan savunulacak bir şey değildir. Yaşadığımız çağda bunun hiç yapılmaması da çok olumsuz sonuçlar doğurup, kültürel çeşitliliğin ve kimliklerin yok olmasına sebep olabilecek güçtedir. Bu yönüyle içinde bulunduğumuz ortam da yine Frankfurt Okulu’nun eleştirdiği tek tipleşmeye müsait bir ortamdır. Hem bu tek tipleşme, asimilasyon, fakirleşme gibi sorunlara karşı bir savunma olarak hem de kültürel mirasın aktarımının sürdürülebilirliği, yerel değerlerin ulusala, ulusal değerlerin uluslar arası ortama taşınması bağlamında kültürel unsurların üretime dâhil edilmesi çağımızda gerçekleştirilmesi gereken bir eylemdir.

 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst