kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
InfernoShade 1
InfernoShade
BlackFullMoon 1
BlackFullMoon
Agora Metin2 1
Agora Metin2
PrimeAC 1
PrimeAC
ShadowFon 1
ShadowFon
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
romegames 1
romegames
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Su artık H2o değildir

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan EsatOfficial
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 367

EsatOfficial

Kara Gül ... 🥀
Telefon Numarası Onaylanmış Üye TC Kimlik Numarası Doğrulanmış Üye
TM Üye
Katılım
19 Ara 2020
Konular
1,566
Mesajlar
6,953
Çözüm
12
Online süresi
2mo 25d
Reaksiyon Skoru
2,468
Altın Konu
122
TM Yaşı
5 Yıl 5 Ay 24 Gün
Başarım Puanı
282
MmoLira
-119
DevLira
80
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

En son katta oturduğu için sürekli merdivenleri koşarak çıkardı. Apartman boşluğunda; yağmur damlalarının cama vurduğunda çıkardığı seslerden başka hiçbir ses yoktu. Son kata geldi. Çantasında anahtarını aradı, anahtar çantanın en dibindeydi, buldu ve çıkardı, kapının anahtar yuvasına taktı, kapıyı açtı ve içeri girdi. Annesi hemen yattığı yerden kalktı.
—Oğlum sen mi geldin?
Ahmet biraz yorgun biraz da nefes nefese bir halde, ”Benden başka kim olabilir ki anneciğim” dedi.
Bu sözleri söylerken saatine baktı. Saat gecenin 02.30’u olmuştu. Annesi Ahmet’in yanına geldi. “Çok geç kaldın bitanecik oğlum, bir terslik yoktur inşallah” dedi.
Ahmet dizlerine kadar gelen büyük su çizmelerini çıkardı.
“Yok, anneciğim, bir terslik olmadı, gün boyu yağan yağmurdan dolayı organizasyon iptal oldu. Dağıtacağımız suların ve yemeklerin yanında kaldık. Dışarı çıkmadan bekledik öylece sonrada kapıya kadar bıraktılar” dedi.
Annesi:
“Yağmurluğunda çok güzelmiş iş yerinden mi verdiler? Ellikleri de varmış hatta şapkası da! Yağmurluğun içerisinde suya düşsen boğulmazsın” dedi.
Hafiften alıngan bir tavırla; Bana niye yağmurluk almadın? Kelimelerini de ekledi.
Ahmet annesinin gönlünü almak istercesine;
-Anne ya ben giymeyeyim sana vereyim, benim senden başka kimim var? Kıymetlim benim.
Derken annesinin yanağına bir öpücük kondurdu.
Annesi “Aç mısın? Üzerindekileri çıkartayım” dedi.
Ahmet’in elindeki şemsiyeyi aldı, yere koydu. Yağmurluğunun fermuarını açtı. Sırtından ceket alıyormuş gibi yağmurluğu çıkardı. Sonra da şemsiye ve yağmurluğu banyoya götürdü.
Ahmet bu sırada mutfağa geçti.
“Anne yemekte ne var” diye bağırdı.
Annesi de Ahmet’e kızarak, “Saat gecenin 3’ü. Ne bağırıyorsun? Komşular başımıza toplanacak” dedi. Mutfağa doğru geldi annesi, “Dünden kalma mercimek çorbası ve biraz ekmek var, yer misin” dedi. Ahmet “Elinden zehir olsa içerim annem benim” dedi.
Ahmet’in annesi yemeği ısıtmak için dolaptan çıkardı. Ahmet’in yiyebileceği kadarını aldı, geri kalanını buzdolabına koydu. Çorbayı ısıtıp masanın üzerine koydu. Ahmet bu sırada yatmak için kıyafetlerini değiştirtirdi ve mutfağa geldi.
Yemeği yemek için masaya oturdu. Soğuması için üfleyerek mercimek çorbasını içmeye başladı.
Annesi de masaya oturdu,
-Bu yağmur Mayıs ayında birden bire nereden çıktı diyor haberler, meteoroloji tahmin edememiş. Nisan ayındaki güneş yağmurları değilmiş bu yağan.
Ahmet hiç oralı olmamışçasına, “Aman anne ya yarın bir gün yağmur kesilir” dedi. Sessiz geçen bir kaç dakika sonra. Ahmet annesinin kendisine baktığını hissetti. İş yaparken birileri Ahmet’e bakınca eli ayağı dolaşıyordu. Ahmet tam bu sırada bir kaşık çorbayı üzerine döktü.
“Anne ya ne bakıyorsun bak döktüm üzerime” dedi.
Annesi, “Benim gül oğlum, babandan kalan tek mirasım sensin, biraz izleyeyim kıymetlimi” dedi.
Ahmet hemen gülerek “Kıymetli mi anne o, kaç defa dedim Yüzüklerin Efendisi’nde diyordu ya kıymetlimissss”

5/7

“Ne kadar çok uyumuşum, neredeyse 24 saat mi ” dedi. Odaya gitti karnı yeniden acıkmıştı. Teknisyenlerin yemek malzemelerini bulunduğu dolaba baktı. Yiyebileceği sadece makarna vardı, dolapta duran tencereyi aldı, makarnayı kaynatmak için su alacaktı. Bir elinde tencere bir elinde el feneri ile o katta bulunan tuvalete gitti. El fenerini aynaya tutu, yansıması gözünü aldı. Aynada kendisine baktı. “Bir günde unutmuşum yüzümü” dedi. Sonrada musluğu açtı, tencereyi doldurdu. Tencerenin içerine ne kadar su koyduğunu kontrol etmek için el fenerini tencerenin içerisine doğru çevirdi. Fenerin ışıkları direk olarak sudan yansıdı, oradan aynaya oradan da yeniden gözünü aldı. Ahmet bu olaya çok şaşırdı. Feneri yeniden tencerenin içerisine doğru tuttu ışık suyu geçmiyordu, direk olarak yansıyordu. Tenceredeki suyu doktu. Emin olmak için yeniden su doldurdu. Feneri yeniden tencere içerisine tuttu ama yine aynısı oldu. Sanki suda değişik bir şeyler vardı, Tencerenin içerisindeki suyu döktü ve tencereyi tuvalete bıraktı. Hazır su dolaplarının oraya gitti. Bir koli ağzı kapalı küçük bidonlar içerinde bulunan suyu tuvalete götürdü. Tencereye hazır suları döktü. Feneri yeniden tencereye tuttu. Bu sefer su da ışık yansımadı. Boş su bidonlarından birisine musluktan su doldurdu. Saydam bidondan ışık geçer düşüncesi ile feneri bu sefer musluktan doldurduğu bidona çevirdi ama ışık sadece yansıyordu. Arkasında bir gölge bırakıyordu. Normal su ile deneyi yeniden yaptı. Normal sudan ışık yarı yarıya geçiyordu. Suda bir şeyler var dedi yüzünü yıkamadı.

“Olamaz dışarıda ki yağmur suyu da bundan dolayı aydınlık yapıyordu etrafı” dedi.
Beyninde sanki şimşekler çakıyordu. Büyük bir bilim adamı gibi hissetti kendisini. Ne işe yarardı ki kimsenin olmadığı bir ülkede bilim adamı olmak. Hazır su ile yemeği yapma kararı aldı. Odaya gitti suda makarnayı kaynattı karnını doyurdu ve çek yata yeniden uzandı. Acaba şimdi ne yapmalıydı. Birileri yaşıyor olmalıydı ve onlara ulaşmalı mıydı. Yataktan kalktı. Bel çantasının içerisinde ne var ne yok hepsini çıkardı. Teknisyenlerin odasından çantasına yaralı olabilecek eşyaları koymaya başladı. Bir tane dürbün buldu, onu koydu. Sonra acıkırım diye boş çorba kâsesine biraz makarna koydu. Bir tane pense aldı, el fenerini koydu, etrafına bakınırken başka bir şey almama kararı aldı. Geri gelebileceğini düşündü. Yanına yağmurluğunu ve şemsiyesini de aldı Yukarı binanın çıkışına doğru yürümeye başladı. Binanın dışarıya açılan kapısında birazcık durdu. Yağmurun sanki daha da parlak olduğunu hissetti. Şemsiyesini açtı yaşayan birlerini bulmak umuduyla dışarı doğru ilk adımını attı.
İş yerinin önünden geçen ana yolun karşısında bulunan 15 katlı olan 6 bina bulunuyordu. Bu binada ki kapıları çalacaktı. Birinci binaya girdi. Apartman koridorunda ki zillere basarak yukarı çıkmaya başladı. 1nolu daireye gelip ziline bastı ama kapı zili çalmadı. Topallayarak merdivenleri çıkmaya devam etti. Çıkarken de kimse yok mu? diye bağırıyordu. Binanın 15. katına geldi. Binada kimse yoktu apartman koridorunun camından dışarı baktı. Ne kadar yüksekte olduğunu keşfetti. Dürbününü çantasından çıkardı, yüksekten dışarıya bakmak nasıl bir işmiş şimdi onu anlayacağız dedi. Ufukta küçük bir uçak gördü. Heyecanlandı birden, “Birileri demek ki yaşıyor” dedi. Uçağı izledi uçak çok hızlı gidiyordu. Ufuktan kaybolana kadar izledi. Sonrada dürbünün istikametini evlerin olduğu yerlere çevirdi. Hiç insan görünmüyordu. Binanın bir tanesinin bacasından duman çıktığını gördü. Sonra başka yöne çevirirken dürbünü birden aklına takılı “acaba orada ne yanıyordu”. Birileri mi vardı da ısınmak istiyorlardı.


6/7

Hava sıcaktı, “bu sıcakta kim ısınmak ister ki” dedi. Dürbünle yeniden o yöne döndü ve ayrıntılı bir şekilde incelemeye başladı. Duman sürekli çıkıyordu. Bayağı bir süre baktı ama kimseyi göremedi. Çıplak gözle o binaya baktı, bakınca mesafenin çok uzak olduğunu anladı.
Acaba ne vardı orada, iş yerine mi gitmeliydi yoksa duman çıkan yere mi?
Bir cevap buldu kendince; “Kaybedecek neyim var en iyisi oraya gideyim” dedi. Zorlanarak çıktığı merdivenleri inmeye başladı. Binadan çıktı. Gideceği istikamete doğru yürümeye başladı. Yolun çok uzun süreceğini biliyordu. Ayağı acımasa daha hızlı gidecekti. Yaklaşık yarım saat sonra birden ayakları karıştı. Sanki annesi onu izliyormuş gibi oldu. Başkaları onu izleyince işlerini farkında olmadan karıştırıyordu yada yapamıyordu. İçindeki duygu yine aynıydı. Birileri Ahmet’i izliyordu ve bu izleme yüzünden ayakları karışmıştı. Etrafına bakındı ama yine kimse yoktu.

“Üf ya ne oluyor Dünya’ya” dedi. Varacağı noktaya az kalmıştı, yürümeye devam etti. Biraz zaman geçtikten sonra o binanın önüne geldi. Binanın yüksek olmasından dolayı dumanın durumuna bakamadı. Binaya girdi kimse var mı? Diyerek yukarı katlara çıkmaya başladı. 3. katta sen kimsin diye bir ses geldi.
Ahmet yıllardır insan sesi duymuyormuşçasına “Neredesiniz?” dedi.
Ses cevap verdi
-Bodrum kattayız aşağı gel
Ahmet heyecanlı ve topallayarak bodrum kata indi.
Karşısında beyaz önlükler giyinmiş iki genç adamı gördü. Adamlardan birisi uzun boylu bir diğeri de orta boydaydı. İkisinin gözünde de havuza girmek için kullanılan gözlük ellerinde de eldiven vardı. Ahmet hemen soruları sormaya başladı
“Ne oluyor burada, nerede insanlar, ben neredeyim, dengemi yitirmek üzereyim. Biliyorsanız lütfen anlatın” dedi.
Adamlar da “Delikanlı biraz daha sakin ol. Bizde bilmiyoruz olanları, sadece suda bir şeyler var insanları ve temas ettiği bütün canlıları buharlaştırıyor” dedi.
Sanki Ahmet’in dünyası karardı. “Yani tüm herkes buhar mı oldu” dedi
Uzun boylu adam evet dedi. Su ile temas eden her canlı ölüyor yaptığımız deneylerde bunu anladık. Adam kafes içerisinde iki kurbağa göstererek.
-Bak kurbağalara içleri yavaş yavaş yok oluyor. Kurbağalar ise hiç kıpırdamadan duruyorlardı.
Ahmet “Ne yaptınız kurbağalara” dedi.
Kısa boylu adam cevap verdi
-Biz bir şey yapmadık bir damla su damlattık sonuç buharlaşma. Kurbağalar yavaş bir şekilde yok oluyorlar ama şunu anlayamadık. Bazı kurbağalar 5 saatte bazıları da 5 dakika da yok oluyor. Galiba kurbağalara göre değişiyor. İnsanlarda da büyük ihtimalle böyle. Bu her neyse yakında soluduğumuz havada da olacak. Yani hiçbir canlı yaşamayacak. Herkesin sonu kötü, bitkiler hayvanlar her şey yok olacak, dedi
Ahmet “Ben su ile temasta bulunmadım. Yağmurluğum iyi kamufle ettiği için galiba buhar olmadım tesadüfi yaşıyorum yani” dedi
Uzun boylu adam sordu.
-Temiz suyun ve yemeğin var mı?
Ahmet cevap verdi.
-İş yerimde bir ömür bize yetecek kadar temiz su ve yemek var dedi.
Adam cevap verdi
-Bu çok iyi o zaman bizde az kaldı. dedi

Anketİkinci Joker filmi sizce güzel olur mu?
Heyecanla bekliyorum

7/7

Uzun boylu adam ben Vedat, bu da arkadaşım Hayri. Biz havuzların temizliğini yaparız. Bu sezon başlangıcında havuzları temizlemek için iş teklifleri aldık. Hayri su kimyası okudu. Yağmur başladığı gün suya bir baktı. Vedat bu suda bir şeyler var dedi. Sudan numune aldık, klor ve ph testine tabi tuttuk. ph ve Klor sıfır çıktı. Hayri hemen söze katıldı.
-Yağmur suyuna da dokunmadan aynı testi yaptık. Sonuç yine aynı çıktı. Kurbağalarda test ekmek için suyu üzerlerine döktük. Bazıları hiç tepki vermedi. Öylece bekledi. Bazıları hemen buharlaşmaya başladı. Sonra kaç kurbağada denediysek hepsi aynı çıktı.
Ahmet
-Artık daha iyi anlıyorum her şeyi dedi.
Hava kararıp gece olana kadar sohbet ettiler, güzel bir dostluk ortamı oldu. Sonrada gecenin sessizliğinde bulundukları binanın üçüncü katında uykuya daldılar.
-Ahmet yatarken hayatım nereden nereye geldi. Su artık H2O değil dedi...
Güzel bir uykunun arasında sabah olmuş güneş ışıkları odanın camına vuruyordu. Yağmur hala devam ediyordu, Ahmet uyandı, yataktan kalktı. Uykunun verdiği sersemliği üzerinden atmak için yüzünü yıkamayı düşündü ama su olmaz dedi. Diğer arkadaşlarını yattığı odaya gitti. Odada kimse yoktu ve masanın üzerinde bir not vardı. Notta şu cümleler yazıyordu.
“Ahmet sabaha karşı sen uyurken seninde üzerine su döktük. Artık hayatındaki son dakikalarını istediğin gibi yaşabilirsin”
Bu not Ahmet’te soğuk duş etkisi yapmıştı.
-Ama nedeeeeeeennnnnnnnnnnnn diye bağırdı küfür etti ve ağzına gelen her şeyi bağırarak söylemeye başladı. Zaten ölmüşüm ben, annem öldü, ne anlamı vardı ki yaşamanın, deseydiniz bana ben kendimi öldürürdüm dedi. Hiç bir eşyasını almadan iş yerine doğru topallayarak yürümeye başladı. Yağmurun her bir damlası rahmet gibi Ahmet’in yüzüne çarpıyordu. Yürüme sırasında gözleri doldu. Annesinin güler yüzü geliyordu aklına. Annesi ile geçmişte yaşadıkları düşündü. O Ahmet’in her şey idi. Babasının ölümünden sonra annesine hep o bakmıştı. Annesinin yanına gidiyordu artık. Anne bak üşüyorum, ısınmak istiyorum anne, ellerin nerede anne, şefkatin nerede anne, diye mırıldanmaya başladı. Bu yalancı düşler, insanlar, hepsi boş anne, hiçbir şey istemiyorum, anne ben sana geliyorum. Düşümde bir dağ görüyorum derken, Ahmet’in ayağı kaydı kocaman sokakta yere yıkıldı. Ahmet çok sinirlenmişti, Neden ben diye yeniden bağırdı. Bunları görmeden keşke ölseydim dedi. Üzerindeki bütün kıyafetlerini çıkardı. Sinirli bir halde deliler gibi bağırıyordu Anne üşüyorum neredesin anne, neden anne neden diyordu. Yaşadıklarına daha fazla tahammül edemedi.
Oyun muydu bu yaşadıklarım, ayağa kalkmak isterken yeniden yüz üstü düştü. Her yeri çamur oldu. Artık Ahmet’in gözleri görmüyordu. Ne oldu diye yeniden bağırdı. Sırt üstü döndü elini kalbinin üzerine koydu, her yeri buz tutmuştu annesinin yanağını öptüğü gibi soğuktu vücudu, kalbi yavaş atıyordu. Anne bak üşüyorum ısınmak istiyorum, kucağın nerede anne şefkatine nerede, anne bak ölüyorum dedi ve sustu. Artık su vücudunun her bir karesindeydi.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst