- Katılım
- 12 Mar 2021
- Konular
- 1,110
- Mesajlar
- 1,291
- Online süresi
- 5d 10h
- Reaksiyon Skoru
- 741
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 5 Yıl 3 Ay 3 Gün
- Başarım Puanı
- 235
- MmoLira
- 414
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
BİLİM, BİLİMLER VE MATEMATİK
Sunuşumun başlığındaki “matematik” teriminin anlamını burada açmaya, onun bir tanımlamasını yapmaya kendimi özellikle böyle bir toplantı bağlamında hiç yetkili görmüyorum; matematikçilerin karşısında bunu yapmaya çalışmak, tıp kökenli bir felsefeci olarak beni çok aşmaktadır. Ayrıca, bunu bir matematik çevresine yapılacak bir sunuşta gündeme getirmek gereksiz, gereksiz olduğu ölçüde de anlamsız kaçacaktır. Matematik felsefesi yapan bir felsefeci de olmadığıma göre benim buradaki çabam, kendi açımdan, matematiğin temel özellikleri kapsamında ve kavramsal düzeyde onun bilim etkinliğiyle olan ilişkisini açıklığa kavuşturmaya yönelecektir.
Sunuşumun başında yaptığım gibi genel olarak bir felsefe etkinliğinin ötesinde “felsefeler”den söz etmek, bilim etkinliğinin de gündeme geldiği bir tartışmayla birlikte, birtakım “bilimlerin” bulunduğunu bize çağrıştırabilir. Ancak bu noktaya biraz daha yakından bakmak, ikinci terimin birincisinde olduğu gibi bir etkinlikteki değişik yaklaşımları değil, kendisinin fizik, kimya, canlılık bilimi, ruhbilim, toplumbilim ve bunların altbölümleri gibi dallarını anlattığını gösterecektir. Ayrıca, olgular dünyasını ilke olarak olabildiğince doğrudan anlamaya ve açıklamaya yönelik bu “temel” bilimlerin yanında, temel bilim anlayış, yaklaşım ve yöntemlerinin olmazsa olmaz ya da gerek koşul oluşturduğu, tıp ve öteki sağlık uğraşları, mühendislikler gibi “değiştirmeye yönelik uygulamalı alanlar/bilimler” karşımıza çıkmaktadır; öte yandan, bunlarda da olgusallık ve etkinliğin yürütülmesiyle matematik arasındaki yöntembilgisel ilişkinin daha az önemli, daha az içrel olduğu söylenemez. (Belki özellikle günümüzde “bilim” terimi, bu iki kümenin dışında, büyük çeşitlilik gösteren ve tarih, eğitim, felsefe, mantık, matematik gibi tüm akademik alanları ve bunların altdallarını kapsayacak biçimde de kullanılmaktadır; ancak genel olarak öğelerinin özelliklerine bağlı olarak çok değişik ve karmaşık bir küme oluşturan bu alanları bizimki gibi yöntembilgisel tutarlılık gerektiren bir bağlamda ele almamıza kuşkusuz gerek yoktur.)
Bilimin genel evrimi içinde Avrupa’da Yeniden Doğuşla birlikte son yüzyıllarda ortaya çıkan çağdaş bilim etkinliğinde, gözlem ve deneyle birlikte matematiğin dizgeli (“sistemli”) biçimde uygulanmaya başlaması, temel bilimler ve uygulamalı alanlardaki büyük gelişmenin çok temel bir öğesini oluşturmuştur. Bilime böyle bir katkının altında yatan gerçeklik ise, kuşkusuz doğadaki, olgular dünyasındaki matematiksel özelliklerdir.
Burada matematiğin bir alan olarak ilk ortaya çıkışına bir değinmek bize konumuzla ilgili birtakım yöntembilgisel ipuçları verebilir. Tarihsel olarak bildiğimiz gibi, Mezopotamya’da gökbilimsel diyebileceğimiz ve oldukça doğru gözlemler ve kestirimler yapılabiliyor; Eski Mısır’da Nil sularının taşması ve çekilmesinden sonra, su altında kalan tarlaların yeniden belirlenebilmesi amacıyla belki bugün uygulamalı diyebileceğimiz bir geometri söz konusu oluyordu. Bir matematik dalı olarak özellikle geometrinin, kendine özgü yaklaşımı, yöntem ve işlemleri bulunan, bunların bir araya gelmesiyle kendi ürünlerini ortaya koyabilen bağımsız bir alan olarak gelişmesini ise, eski Ege Uygarlığında buluyoruz.
Burada matematiğin bir alan olarak ilk ortaya çıkışına bir değinmek bize konumuzla ilgili birtakım yöntembilgisel ipuçları verebilir. Tarihsel olarak bildiğimiz gibi, Mezopotamya’da gökbilimsel diyebileceğimiz ve oldukça doğru gözlemler ve kestirimler yapılabiliyor; Eski Mısır’da Nil sularının taşması ve çekilmesinden sonra, su altında kalan tarlaların yeniden belirlenebilmesi amacıyla belki bugün uygulamalı diyebileceğimiz bir geometri söz konusu oluyordu. Bir matematik dalı olarak özellikle geometrinin, kendine özgü yaklaşımı, yöntem ve işlemleri bulunan, bunların bir araya gelmesiyle kendi ürünlerini ortaya koyabilen bağımsız bir alan olarak gelişmesini ise, eski Ege Uygarlığında buluyoruz.
Matematikle doğa ve bilim arasındaki ilişkide, bilimin temel araştırma birimleri olan olguların (nesnelerin, ilişkilerin, süreçlerin.) sayılabilirlik, ölçülebilirlik, hesaplanabilirlik gibi en genel ya da temel matematiksel özellikleri kuşkusuz çok önemlidir. Bunlara bağlı olarak olgular dünyasında bir “matematiksel anlatılabilirlik” özelliğinden söz edebiliriz; olguların açıklanması çabalarında bu özellik (gözlem, deney, niteliklerin tanımlanması vb. ile birlikte) çok temel bir nokta olmaktadır. İster temel, ister uygulamalı olsun, değişik bilimlere kesinlik/olasılık yönünden bakıldığında ise bu anlatımın değişiklik gösterdiğini görüyoruz; örneğin temel bilimlerde fizikten toplumbilime uzanan yelpaze içinde bu, kendini açık biçimde göstermektedir. Belki temel yöntembilgisi açısından olduğu ölçüde matematiğin ve bilimin evrimleri yönünden de çok ilginç olan bir nokta, soyut, uygulanmamış matematik çalışmalarıyla ortaya konan birtakım ürünlerin, sonradan, yerine göre oldukça sonra, doğada karşılıklarının bulunmasıdır; örneğin Euler formülü ya da Fibonacci sayıları gibi. Bu tür matematiksel ilişkiler ya da düzenlilikleri, gerek cansız gerekse canlı doğadaki değişik yapı ve dizgelerde, yerine göre oldukça yaygın biçimde görüyoruz.


