- Katılım
- 12 Mar 2021
- Konular
- 1,110
- Mesajlar
- 1,291
- Online süresi
- 5g 39126s
- Reaksiyon Skoru
- 741
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 235
- TM Yaşı
- 5 Yıl 1 Ay 9 Gün
- MmoLira
- 414
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
Bilim Nedir ?
Sözlüklerde ve ansiklopedilerde bilimin değişik tanımları vardır. Sanırım bu tanımların hiç birisi bilimi eksiksiz olarak açıklayamaz.
Cumhuriyet’te ve Cumhuriyet Bilim Teknik’te bilimin tanımı ya da açıklaması çok yapılmıştır. Bunlara bir yenisini eklemenin bir yararı olabilir mi? Bu soruyu, biraz minder dışına kaçarak yanıtlama olanağı vardır. Aşkı binlerce yazar anlatmıştır. Gene de, her gün yeniden anlatılmaktadır ve insanoğlu var oldukça anlatılmaya devam edilecektir. Ama hiç birisi aşkı eksiksiz anlatamamıştır ve anlatamayacaktır. Belki bilim de böyledir; onun eksiksiz bir tanımı yapılamaz. Ancak, bir temele dayanabilmek için, bir yerden başlamak iyi olacaktır.
TDK sözlüğünde bilim şöyle tanımlanıyor:
Bilim: “Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.”
“Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.”
“Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.”
Bilim ile uğraşan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir tanımını yapmaya kalkışmak yerine, onu açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır.
İnsan doğaya egemen olmak ister!
Derler ki insanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Bu nedenle, insan varoluşundan beri doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda, bu görüşün tersi ortaya atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yaşama çabası içindedir. Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların dediği gibi, sürekli barış için, sürekli savaşa hazır olmak gerekir.
Gök gürlemesi, şimşek çakması, ayın ya da güneşin tutulması, hastalıklar, afetler, vb. doğa olayları bazan onun merakını çekmiş, bazan onu korkutmuştur.
Öte yandan, bu olgu, insanı, doğadan korkusunu yenmeye ve merakını gidermeye zorlamıştır. Korkuyu yenebilmenin ya da merakı gidermenin tek yolunun, onu yaratan doğa olayını bilmek ve ona egemen olmak olduğunu, insan, önünde sonunda anlamıştır. Peki, insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savaşın tek nedeni bu mudur? Başka bir deyişle, bilimi yaratan güdü, insanoğlunun gereksinimleri midir?
Elbette korku ve merakın yanında başka nedenler de vardır. İnsanın (toplumun) egemen olma isteği, beğenilme isteği, daha rahat yaşama isteği, üstün olma isteği vb. nedenler bilgi üretimini sağlayan başka etmenler arasında sayılabilir. İnsanın korkusu, merakı ve istekleri hiç bitmeden sürüp gidecektir. Öyleyse, insanın doğayla savaşı (barışma çabası) ve dolayısıyla bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir.
Bilim neyle uğraşır?
Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için varoluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır.
Başka canlıların yapamadığını varsaydığımız bu işi, insanoğlu aklıyla yapmaktadır.
Bilimin gücü
Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur: çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma. Şimdi bunları kısaca açıklamaya çalışalım.
Çeşitlilik: Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta, bu konular sayılamaz, sınıflandırılamaz.
Süreklilik: Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Kırallar, imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır.
Yenilik: Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkanlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir.
Ayıklanma: Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur.
Bu noktada şu soru akla gelecektir. Sürekli yenilenme ve ayıklanma süreci içinde olan bilimsel bilginin doğruluğu, evrenselliği savunulabilir mi? Bu sorunun yanıtını verebilmek için, bilimsel bilginin nasıl üretildiğine bakmamız gerekecektir. Sanıldığının aksine, bilimsel bilgi üretme yolları çok sayıda değildir; yalnızca iki yöntem vardır. Bu yöntemler başka bir yazının konusu olacaktır.
Bilgi Üreten İnsan
İnsan Bilen Varlıktır
Bazı dillerde "insan" sözcüğü "bilen varlık" anlamına gelir. Peki, insan neyi biliyor? Elbette, bildiği şey bilgidir. İyi ama, insanın bilebilmesi için, öncelikle, bileceği şeyin; yani bilginin, varolması gerekmez mi? Bilgi, doğada bilinmek için orta yerde mi bekliyordu? Yoksa, bir başka yaratık mı bilgiyi insanın önüne koydu? Hayır, ikisi de değil. İnsan, bileceği bilgiyi de yaratmak zorunda kaldı. Bu yazıda yanıtını arayacağımız ilk soru şudur: İnsan bilgiyi nasıl yarattı? İkinci soru hemen arkadan gelir.
Doğru nedir? Yanlış nedir?
Doğru bilgi nedir? Yanlış bilgi nedir? Bir bilginin doğruluğuna ya da yanlışlığına kim, nasıl karar veriyor? Günlük konuşmalarımızda çok sık kullandığımız "doğru düşünme, doğru iş yapma, doğru karar verme, ..." gibi eylemlerden ne anlıyoruz? Usavurma (akıl yürütme) denilen süreç nedir? Hele hele, bilimsel bilgi nedir? Nasıl üretilir?
Dil ve İnsan
Her toplumun bir dili vardır. Dil, yalnızca, insanın konuşmasını mı sağlar? Duygularını, düşüncelerini, isteklerini, bilgilerini, vb hemcinsine aktarmak için, insan, dilden başka bir araç bulamaz mıydı? Elbette, dil, toplumun asıl iletişim aracıdır. Ama dilin işlevi bununla sınırlı mıdır? Elbette değildir! Ondan daha önemli olarak, dil, insanın düşünmesini, bilgi üretmesini sağlar. Bilgi üretirken, önceki kuşakların yarattığı bilgileri öğrenir, onları yargılar; doğru olanı, yanlış olanı seçer... Böylece, dili kullanan insan, toplumun kültürünü yaratır. Her kuşak, kültüre yeni ögeler ekler. Bu süreçte, toplumun kültürü büyüyerek, gelişerek, kendi içinde evrimler ya da devrimler geçirerek kuşaktan kuşağa aktarılır. Ama bu olgu, bir kültürde yaratılan bilgilerin doğru olduğu anlamına mı gelir? Hayır. Her kültürde doğru ve yanlış bilgiler vardır. Yaratılan bir kültürün gücü, kendi içindeki doğru bilgilerle doğru orantılıdır.
Bilgi üreten insanoğlu, doğal olarak, bilgi üretiminde güvenilir yöntemlere gerekseme duymuştur. Başka bir deyişle, onu, doğru bilgiye götürecek aracı da yaratmak zorunda kalmıştır.
Bilgi Üretme Aleti :Mantık
Bir, demirci demiri döğmek için örs ve çekice gerekseme duyar. Testeresi, rendesi olmayan marangoz, masa yapamaz. Peki, insan, doğru bilgi üretmek için alet kullanıyor mu? Evet, insan doğru bilgi üretmek için “mantık” denilen aleti kullanır. Tarih öncesi çağlarda, insanın mukayese yoluyla akıl yürüttüğünü söyleyebiliriz. Hemen her olguda olduğu gibi, doğru düşünme kurallarının ortaya çıkması da tarih içinde bir gelişim, bir evrim geçirmiştir. Buna bir başlangıç noktası seçilemez. Ancak, antik çağdan günümüze gelen kalıtlarda mantık ile uğraşan düşünürlerin varolduğu görülmektedir. Bunlar arasında, mantık biliminin oluşmasında en etkili olanı Aristotle (Aristotles)'dur.
M.Ö. 600-300 yıllarında ortaya çıkan usavurma kurallarını Aristotle sistemleştirdi. Organon (alet) adlı yapıtında 14 usavurma kuralı (syllogism) verdi. Bu kurallar, bu günkü biçimsel mantığın temelidir ve 2000 yılı aşkın bir zaman dilimi içinde insanoğlunun düşünme ve doğruyu bulma eylemini etkisi altında tutmuştur. Organon, insanlığa bırakılmış en büyük miraslardan birisidir. Yazık ki, bu güçlü aleti, Din Devleti kurmak isteyen Hristiyan Kilisesi çok kötü kullandı; bütün Avrupa’yı ortaçağ karanlığına gömmek için Organon’u alet edindi. Ama, bu olgu, şimdiki konumuzun dışındadır. Bir aletin kötü kullanılması, aletin kusuru değildir.
Ak ve Kara
Mantık önermelerle uğraşır. Her önerme bir vargı, bir bildirim, bir bilgi’dir. Buna bazı kaynaklar yargı (hüküm) der. Bir vargı ya doğru ya da yanlıştır. Buna önermenin doğruluk değeri diyoruz. İki-değerli mantığın temeli budur. Ak ve kara ayrımı kesindir. Bir önerme, biraz doğru, biraz yanlış olamaz. Bir şey ya güzeldir, ya da çirkin; ya iyidir, ya da kötü; ya aktır ya da kara,... Bu kesinliktir (certainty). Ancak, doğada, her zaman bu kesinliğin olmadığını, dolayısıyla, iki-değerli mantığın doğa olaylarını açıklamakta yetersiz olduğunu savunan kuvvetli tezler vardır. Bunlar da konumuzun dışındadır. Ama, Aristotle mantığının, görünen başka bir zayıf yanını belirtmek gerekiyor. Aristotle mantığı konuşma diline bağlıdır. Dolayısıyla, kullandığımız dil, çevre koşullarımız, bilgilerimiz, inançlarımız, duygularımız vb, önermenin doğruluk değerine etki edebilir. Başka bir deyişle, bazı önermelerin doğruluk değerleri evrensel bir değer alamaz. Örneğin, “Bu gün hava soğuktur” önermesinin doğru ya da yanlış yorumlanması, kutuptaki bir insanla, ekvatordaki bir insana göre değişebilir. Benzer olarak, “İnsan, Adem ile Havva’ dan üremiştir” önermesinin doğruluk değeri, kişinin inancına göre değişebilir.
Burdan doğan karmaşayı matematik giderdi. Bugün Matematiksel Mantık ya da Boole Mantığı dediğimiz yapı evrenseldir. Dile, dine, çevre koşullarına, vb bağlı değildir. O, soyut bir küme üzerinde, {ve, veya, ise, değil} işlemleriyle evrensel bir yapı oluşturur. Bu soyut yapı, istenen özel durumlara uygulanabilir. Bu niteliği ile, Aristotle mantığının, çevreye bağımlılıktan aldığı kusurlarını ortadan kaldırmıştır.
İki-değerli Matematiksel Mantık, bu günkü uygarlığımızın temelidir. O olmadan, matematik olmaz. Matematik ise, çağımız biliminin, tekniğinin, teknolojisinin dayanağıdır. Başka türlü söylersek, insanoğlunun ürettiği bilgi’nin asıl aleti mantıktır.
Bilimsel Bilgi Üretme Yolları
Bilimsel yöntemler diye adlandırılan ve doğru bilgi üretimine yarayan yöntemler yalnızca iki tanedir: tümdengelim ve tümevarım.
Tümdengelim
Tümdengelim, tümel (genel) bir önermeden tikel (özel) önerme çıkarma eylemidir. Örneğin, fizikte genel çekim yasasını biliyorsanız, Newton’un başına düştüğü rivayet edilen elmanın yaptığı etkiyi hesaplayabilirsiniz. Bu, önemsiz görünüyorsa, uzaya fırlatacağınız bir iletişim uydusunun istenen yörüngeye oturması için, nereden, hangi hızla, hangi eğimle fırlatılması gerektiğini de hesaplayabilirsiniz.
Bu örnekte söylendiği gibi, tümel bir önermeden tikel önerme çıkarılışını sağlayan yordama usavurma diyeceğiz. Değişik kaynaklarda, buna tümdengelim, akıl yürütme, tasım (kıyas), dedüksiyon, çıkarım adları verilir. Mantık (usbilim-lojik), usavurma kurallarını konu edinen bilim dalıdır. Başka bir deyişle, mantık tümdengelim yöntemlerini inceler.
Tümevarım
Bazı doğa olaylarının neden ve nasıl olduklarını belirten genel kurallar, elimizde yoktur. Bu durumlarda, o doğa olayını açıklayabilmek için, tümdengelimin tersi olan tümevarım yöntemi izlenir. Tümevarım, tikel (özel) önermelerden tümel (genel) önerme oluşturma yordamıdır. Tümevarım gözlem, deney, hesap vb yollarla bir doğa olayının genel yasasını kurmaya çalışır. Bazı doğa olayları insanlık tarihi boyunca gözlendiği ve her seferinde aynen tekrarlandığı için tartışmasız doğru bilgidir. Örneğin, belirli enlemler arasında yaşayanlar, yılda dört mevsimin oluştuğunu gözlemişlerdir. Bunun nedeninin bilinmediği eski zamanlarda bile, insan bunu doğru bir bilgi olarak kabul etmiştir. Bu bilgiye gözlemle varılmıştır. (Tabii, gök cisimlerinin hareketleriyle ilgili bilgilerin ortaya konmasıyla birlikte, mevsimlerin neden ve nasıl olüştuğu, hesapla da gösterilmiştir.) Bazı doğa olayları, ancak laboratuar ortamında defalarca denenmiş ve varılan sonucun doğruluğu kabul edilmiştir. Örnekse, bir bitkinin tohumunu toprağa eker ve belirli koşullar altında belirli süre bekletirseniz, onun filizlendiğini görürsünüz. Bu deneyi bir çok kez tekrarlap, aynı sonuca ulaşırsanız, bunun genel bir yasa olduğunu söyleyebilirsiniz. Bu bilgiye deneyle varmış olursunuz.
Tümevarım ilkesi bilim ve teknikte, başlıca bilgi üretme aracı olmuştur ve bu işlevini sürdürmektedir. Ancak bu yöntemde çok dikkatli davranılması zorunludur. Nicelik ya da nitelik açısından yetersiz olan gözlem ve deneylerin sonuçları genel yasa oluşturamaz. Ayrıca, gözlem ve deneylerde insandan ve aletden kaynaklanan yanılgılar daima vardır. Örneğin, bir hastanın kanında varolan belirli bir nesnenin niceliğini ölçmek için yapılan sayım, kullanılan aletin duyarlığına ve aleti kullanan kişiye bağlıdır. Farklı iki aletden farklı sonuçlar çıkması olasılığı yüksektir. Bir çok olgu için, deneyi gerçek ortamda yapma olanağı yoktur. Örneğin, Bir ilaç firması, geliştirdiği ilacı, başlangıçta ancak hayvanlar üzerinde deneyebilir. Fareler üzerinde yıllarca yapılan deneyler sonunda ulaşılan sonucun, insanlarda da geçerli olacağı kuşkuludur. Benzer olarak, çoğu sosyal konuda genel doğruları çıkarmak için deney yapamazsınız. Bir Fransız devrimini kim bir çok kez deneyebilir?
Tabii, bir çok adımdan oluşan bir bilimsel çalışmada, hem tümdengelim, hem de tümevarım yöntemleri kullanılabilir. Ama kullanılan yöntemi, daha basite indirgenemeyen adımlarına ayırdığımızda, her adımın bu iki yöntemden birisi olduğunu görürüz.
Doğru nedir? Yanlış nedir?
Günlük konuşmalarımızda çok sık kullandığımız "doğru düşünme, doğru iş yapma, doğru karar verme, vb" eylemlerden ne anlıyoruz?
Karşılaştığımız olaylar bizi şu ya da bu yönde karar almaya, şu ya da bu işi yapmaya zorlar. Bu seçimi yaparken, içinde bulunduğumuz koşulları değerlendirerek seçimimizi yapar, adımımızı ona göre atarız. Bu süreçte, bilerek ya da bilmeyerek, bazı doğruları ve bazı usavurma (akıl yürütme) kurallarını kullanırız.
Bir yargı (hüküm) bildiren deyim bir önermedir. Örneğin,
Bugün hava sıcaktır.
Uludağa kar yağar.
Türkiye Cumhuriyeti'ni Atatürk kurmuştur.
deyimleri birer önermedir. Her önerme bir yargı bildirir. Bu yargı doğru ya da yanlıştır. Buna önermenin doğruluk değeri diyoruz. Yukarıdaki önermelerin doğru ya da yanlış olduğuna karar vermekte hiç zorlanmayız. Ama aşağıdaki önermelerin doğru ya da yanlışlığı, karar veren kişinin bilgisine ya da inançlarına bağlıdır:
Su oksijen ve havadan oluşur.
Domuz eti yemek haramdır.
İnsan soyu Adem ile Havva'dan gelmektedir.
İnsan evrim geçirmiş bir canlıdır.
Görüldüğü gibi, bir önermenin doğru ya da yanlışlığı, o andaki inanç, bilgi ve deneyimlerimizden çıkarılan bir sonuçtur. Dolayısıyla görecelidir. Zamana ve çevre koşullarına bağlıdır.
Bu nedenle, yargılarımız mutlak doğru ya da mutlak yanlış olamaz. Bize doğru gelen önerme, başkasına yanlış gelebilir. İnançlarımız, bilgilerimiz ve deneyimlerimizle bu gün bize doğru görünen önerme, yarın yanlış görünebilir.
Öyleyse, doğruyu nasıl bulacağız ?
Bu ünitede, insanoğlunun varoluşundan beri doğru düşünmek için giriştiği amansız çabanın çok kısa bir özetini verecek ve gelecekte bu çabaların hangi yönlere kaymakta olduğunu belirteceğiz.
İnsan doğaya egemen olmak ister
İnsanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Gök gürlemesi, şimşek çakması, ayın ya da güneşin tutulması, hastalıklar, afetler, vb doğa olayları başlangıçta onu korkutmuştur.
Öte yandan, yaşama içgüdüsü, insanı yaşamaya, doğadan korkusunu yenmeye zorlar.
Korkuyu yenebilmenin tek yolunun, korkuyu yaratan doğa olayını bilmek ve ona egemen olmak olduğunu, insan, zamanla anlamıştır. İşte insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savaşın asıl nedeni budur.
Elbette korkunun yanında başka nedenler de vardır. İnsanoğlunun merakı, tutkusu, egemen olma isteği, beğenilme isteği, daha rahat yaşama isteği vb nedenler bilgi üretimini sağlayan başlıca etmenlerdir. İnsanın bu istekleri hiç azalmadan sürecektir. Öyleyse, insanın doğayla savaşı ve dolayısıyla bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir.
Sözlükler ve ansiklopediler, nüans farkları olsa da, bilimsel bilgiyi ve bilimi, benzer biçimde tanımlamaktadırlar. Bu dersin kapsamı içinde, bilimsel bilgi ve bilim için aşağıdaki tanımları yapabiliriz.
Bilimsel bilgi Doğa olaylarını açıklayan, geçerliği ve kesinliği kanıtlanabilen düzenli bilgi.
Bilim Doğa olaylarının sınırlanmış bir bölümünü açıklayan bilimsel bilgiler topluluğu. Bilimsel bilgi edinme süreci.
Bilim neyle uğraşır?
Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek için varoluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla çabalamaktadır.
Başka canlıların yapamadığı bu işi, insanoğlu aklıyla başarmaktadır.
Bilimin gücü
Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği, her istenildiğinde tekrar tekrar kanıtlanabilir. Yüzyıllar boyunca süren bilimsel bilgi üretim süreci, kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. İnsanlığın hizmetindedir. Her an herkes tarafından, bilginin geçerliği ve kesinliği denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler elenir. Dolayısıyla, bilim, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkanlarla gözlenebilen, denenebilen ya da usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanabilen sistemli bilgilerden oluşur. Böyle oluşu, bilimsel bilginin doğruluğunu (zamana bağlıdır), evrenselliğini doğurur.
Elbette, bilgi birikimi yanında, tekniğin ve teknolojinin gelişimi, gözlem ve deney yapma olanaklarını artırmaktadır. Örneğin, başlangıçta çıplak gözle ya da basit teleskoplarla yapılan gözlemlerle varılan astronomi bilgileri çok sınırlı ve çoğu yanlıştı. Daha sonraki çağlarda yapılan optik teleskoplar, yakın gök cisimlerinin hareketlerini kesinlikle bilmemizi sağlamıştır. Bu bilgiler her isteyen tarafından her an yeniden doğrulanabilir. Zaten, dünyadaki gözlemevleri bu işi sürekli yapmaktadır; gözlenebilen bütün gök cisimlerinin hareketleri sürekli kaydedilmektedir. Fizikteki gelişmeler, radyo teleskoplar, yapma uydular ve diğer gelişmiş gözlem araçları evrenin sırlarını yavaş yavaş ortaya koymaya başlamıştır. Bu gün çok uzak gök cisimleri hakkında bildiklerimiz elimizdeki gözlem araçlarının yetenekleriyle sınırlıdır. Yarın bu araçlar geliştikçe, çok uzak gök cisimlerini, yani evreni daha iyi bileceğiz.
Benzer biçimde, gelişen teknolojiye paralel olarak, biyoloji ve tıp bilgilerimiz hızla artmış ve birçoğu değişmiştir. Büyük elektron mikroskoplar ve diğer deney ve gözlem araçları, canlı hücreye ait pek çok şeyi ortaya koymuştur. Bu alandaki bilgi üretimi hızla sürmektedir.
Görüldüğü gibi, bilimsel bilgi katı, değişmez, kalıcı, dogma değildir. Dinamiktir, değişime açıktır. Geçerliği her an kanıtlanabilir. Gelişen teknoloji, var olan bir bilginin yanlışlığını ya da eksikliğini ortaya koyduğunda, hiç bir formaliteye gerek olmadan, o bilgi yerine yenisi konulur.
İşte bilimin asıl gücü budur.
Bilim nasıl doğdu
Binlerce yıl süren bu süreçte ortaya sağlam bilgiler çıkmıştır. Benzer ya da birbiriyle ilişkili sağlam bilgilerin bir araya getirilerek sistematik biçimde sınıflandırılıp ortaya konulması bilim dallarını yaratmıştır.
Üretilen bilgiler kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Her kuşak, bir önceki kuşaktan devraldığı bilgilere kendisininkileri de ekleyerek gelecek kuşağa devretmektedir. Üretilmesi ya da edinilmesi çok uzun zaman alan ve bazan insanoğluna büyük acılara, eziyetlere malolan değerli bilgiler, sonraki kuşaklara hazır sunulmaktadır.
Bu olgu, uygarlığı yaratmaktadır.
İnsan bilen varlıktır
Bir çok dilde "insan" sözcüğü "bilen varlık" anlamına gelir. Her toplumun bir dili vardır. Dil, insanın konuşmasını; yani duygularını, düşüncelerini, isteklerini, bilgilerini, vb öteki insanlara aktarmasını sağlar. Başka bir deyişle, dil, toplumun esas iletişim aracıdır. Ama dilin işlevi bununla sınırlı değildir. Dil insanın düşünmesini, bilgi üretmesini sağlar. Bilgi üretirken yeni ve eski bilgileri yargılar; doğru olanı, yanlış olanı seçer... Böylece, dili kullanan insan toplumun kültürünü yaratır. Her kuşak kültüre yeni ögeler ekler. Böylece, toplumun kültürü büyüyerek, gelişerek, kendi içinde evrimler ya da devrimler geçirerek kuşaktan kuşağa aktarılır. Yaratılan bir kültürün gücü, kendi içindeki doğru bilgilerle doğru orantılıdır.
Sözlüklerde ve ansiklopedilerde bilimin değişik tanımları vardır. Sanırım bu tanımların hiç birisi bilimi eksiksiz olarak açıklayamaz.
Cumhuriyet’te ve Cumhuriyet Bilim Teknik’te bilimin tanımı ya da açıklaması çok yapılmıştır. Bunlara bir yenisini eklemenin bir yararı olabilir mi? Bu soruyu, biraz minder dışına kaçarak yanıtlama olanağı vardır. Aşkı binlerce yazar anlatmıştır. Gene de, her gün yeniden anlatılmaktadır ve insanoğlu var oldukça anlatılmaya devam edilecektir. Ama hiç birisi aşkı eksiksiz anlatamamıştır ve anlatamayacaktır. Belki bilim de böyledir; onun eksiksiz bir tanımı yapılamaz. Ancak, bir temele dayanabilmek için, bir yerden başlamak iyi olacaktır.
TDK sözlüğünde bilim şöyle tanımlanıyor:
Bilim: “Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.”
“Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.”
“Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.”
Bilim ile uğraşan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir tanımını yapmaya kalkışmak yerine, onu açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır.
İnsan doğaya egemen olmak ister!
Derler ki insanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Bu nedenle, insan varoluşundan beri doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda, bu görüşün tersi ortaya atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yaşama çabası içindedir. Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların dediği gibi, sürekli barış için, sürekli savaşa hazır olmak gerekir.
Gök gürlemesi, şimşek çakması, ayın ya da güneşin tutulması, hastalıklar, afetler, vb. doğa olayları bazan onun merakını çekmiş, bazan onu korkutmuştur.
Öte yandan, bu olgu, insanı, doğadan korkusunu yenmeye ve merakını gidermeye zorlamıştır. Korkuyu yenebilmenin ya da merakı gidermenin tek yolunun, onu yaratan doğa olayını bilmek ve ona egemen olmak olduğunu, insan, önünde sonunda anlamıştır. Peki, insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savaşın tek nedeni bu mudur? Başka bir deyişle, bilimi yaratan güdü, insanoğlunun gereksinimleri midir?
Elbette korku ve merakın yanında başka nedenler de vardır. İnsanın (toplumun) egemen olma isteği, beğenilme isteği, daha rahat yaşama isteği, üstün olma isteği vb. nedenler bilgi üretimini sağlayan başka etmenler arasında sayılabilir. İnsanın korkusu, merakı ve istekleri hiç bitmeden sürüp gidecektir. Öyleyse, insanın doğayla savaşı (barışma çabası) ve dolayısıyla bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir.
Bilim neyle uğraşır?
Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için varoluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır.
Başka canlıların yapamadığını varsaydığımız bu işi, insanoğlu aklıyla yapmaktadır.
Bilimin gücü
Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur: çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma. Şimdi bunları kısaca açıklamaya çalışalım.
Çeşitlilik: Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta, bu konular sayılamaz, sınıflandırılamaz.
Süreklilik: Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Kırallar, imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır.
Yenilik: Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkanlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir.
Ayıklanma: Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur.
Bu noktada şu soru akla gelecektir. Sürekli yenilenme ve ayıklanma süreci içinde olan bilimsel bilginin doğruluğu, evrenselliği savunulabilir mi? Bu sorunun yanıtını verebilmek için, bilimsel bilginin nasıl üretildiğine bakmamız gerekecektir. Sanıldığının aksine, bilimsel bilgi üretme yolları çok sayıda değildir; yalnızca iki yöntem vardır. Bu yöntemler başka bir yazının konusu olacaktır.
Bilgi Üreten İnsan
İnsan Bilen Varlıktır
Bazı dillerde "insan" sözcüğü "bilen varlık" anlamına gelir. Peki, insan neyi biliyor? Elbette, bildiği şey bilgidir. İyi ama, insanın bilebilmesi için, öncelikle, bileceği şeyin; yani bilginin, varolması gerekmez mi? Bilgi, doğada bilinmek için orta yerde mi bekliyordu? Yoksa, bir başka yaratık mı bilgiyi insanın önüne koydu? Hayır, ikisi de değil. İnsan, bileceği bilgiyi de yaratmak zorunda kaldı. Bu yazıda yanıtını arayacağımız ilk soru şudur: İnsan bilgiyi nasıl yarattı? İkinci soru hemen arkadan gelir.
Doğru nedir? Yanlış nedir?
Doğru bilgi nedir? Yanlış bilgi nedir? Bir bilginin doğruluğuna ya da yanlışlığına kim, nasıl karar veriyor? Günlük konuşmalarımızda çok sık kullandığımız "doğru düşünme, doğru iş yapma, doğru karar verme, ..." gibi eylemlerden ne anlıyoruz? Usavurma (akıl yürütme) denilen süreç nedir? Hele hele, bilimsel bilgi nedir? Nasıl üretilir?
Dil ve İnsan
Her toplumun bir dili vardır. Dil, yalnızca, insanın konuşmasını mı sağlar? Duygularını, düşüncelerini, isteklerini, bilgilerini, vb hemcinsine aktarmak için, insan, dilden başka bir araç bulamaz mıydı? Elbette, dil, toplumun asıl iletişim aracıdır. Ama dilin işlevi bununla sınırlı mıdır? Elbette değildir! Ondan daha önemli olarak, dil, insanın düşünmesini, bilgi üretmesini sağlar. Bilgi üretirken, önceki kuşakların yarattığı bilgileri öğrenir, onları yargılar; doğru olanı, yanlış olanı seçer... Böylece, dili kullanan insan, toplumun kültürünü yaratır. Her kuşak, kültüre yeni ögeler ekler. Bu süreçte, toplumun kültürü büyüyerek, gelişerek, kendi içinde evrimler ya da devrimler geçirerek kuşaktan kuşağa aktarılır. Ama bu olgu, bir kültürde yaratılan bilgilerin doğru olduğu anlamına mı gelir? Hayır. Her kültürde doğru ve yanlış bilgiler vardır. Yaratılan bir kültürün gücü, kendi içindeki doğru bilgilerle doğru orantılıdır.
Bilgi üreten insanoğlu, doğal olarak, bilgi üretiminde güvenilir yöntemlere gerekseme duymuştur. Başka bir deyişle, onu, doğru bilgiye götürecek aracı da yaratmak zorunda kalmıştır.
Bilgi Üretme Aleti :Mantık
Bir, demirci demiri döğmek için örs ve çekice gerekseme duyar. Testeresi, rendesi olmayan marangoz, masa yapamaz. Peki, insan, doğru bilgi üretmek için alet kullanıyor mu? Evet, insan doğru bilgi üretmek için “mantık” denilen aleti kullanır. Tarih öncesi çağlarda, insanın mukayese yoluyla akıl yürüttüğünü söyleyebiliriz. Hemen her olguda olduğu gibi, doğru düşünme kurallarının ortaya çıkması da tarih içinde bir gelişim, bir evrim geçirmiştir. Buna bir başlangıç noktası seçilemez. Ancak, antik çağdan günümüze gelen kalıtlarda mantık ile uğraşan düşünürlerin varolduğu görülmektedir. Bunlar arasında, mantık biliminin oluşmasında en etkili olanı Aristotle (Aristotles)'dur.
M.Ö. 600-300 yıllarında ortaya çıkan usavurma kurallarını Aristotle sistemleştirdi. Organon (alet) adlı yapıtında 14 usavurma kuralı (syllogism) verdi. Bu kurallar, bu günkü biçimsel mantığın temelidir ve 2000 yılı aşkın bir zaman dilimi içinde insanoğlunun düşünme ve doğruyu bulma eylemini etkisi altında tutmuştur. Organon, insanlığa bırakılmış en büyük miraslardan birisidir. Yazık ki, bu güçlü aleti, Din Devleti kurmak isteyen Hristiyan Kilisesi çok kötü kullandı; bütün Avrupa’yı ortaçağ karanlığına gömmek için Organon’u alet edindi. Ama, bu olgu, şimdiki konumuzun dışındadır. Bir aletin kötü kullanılması, aletin kusuru değildir.
Ak ve Kara
Mantık önermelerle uğraşır. Her önerme bir vargı, bir bildirim, bir bilgi’dir. Buna bazı kaynaklar yargı (hüküm) der. Bir vargı ya doğru ya da yanlıştır. Buna önermenin doğruluk değeri diyoruz. İki-değerli mantığın temeli budur. Ak ve kara ayrımı kesindir. Bir önerme, biraz doğru, biraz yanlış olamaz. Bir şey ya güzeldir, ya da çirkin; ya iyidir, ya da kötü; ya aktır ya da kara,... Bu kesinliktir (certainty). Ancak, doğada, her zaman bu kesinliğin olmadığını, dolayısıyla, iki-değerli mantığın doğa olaylarını açıklamakta yetersiz olduğunu savunan kuvvetli tezler vardır. Bunlar da konumuzun dışındadır. Ama, Aristotle mantığının, görünen başka bir zayıf yanını belirtmek gerekiyor. Aristotle mantığı konuşma diline bağlıdır. Dolayısıyla, kullandığımız dil, çevre koşullarımız, bilgilerimiz, inançlarımız, duygularımız vb, önermenin doğruluk değerine etki edebilir. Başka bir deyişle, bazı önermelerin doğruluk değerleri evrensel bir değer alamaz. Örneğin, “Bu gün hava soğuktur” önermesinin doğru ya da yanlış yorumlanması, kutuptaki bir insanla, ekvatordaki bir insana göre değişebilir. Benzer olarak, “İnsan, Adem ile Havva’ dan üremiştir” önermesinin doğruluk değeri, kişinin inancına göre değişebilir.
Burdan doğan karmaşayı matematik giderdi. Bugün Matematiksel Mantık ya da Boole Mantığı dediğimiz yapı evrenseldir. Dile, dine, çevre koşullarına, vb bağlı değildir. O, soyut bir küme üzerinde, {ve, veya, ise, değil} işlemleriyle evrensel bir yapı oluşturur. Bu soyut yapı, istenen özel durumlara uygulanabilir. Bu niteliği ile, Aristotle mantığının, çevreye bağımlılıktan aldığı kusurlarını ortadan kaldırmıştır.
İki-değerli Matematiksel Mantık, bu günkü uygarlığımızın temelidir. O olmadan, matematik olmaz. Matematik ise, çağımız biliminin, tekniğinin, teknolojisinin dayanağıdır. Başka türlü söylersek, insanoğlunun ürettiği bilgi’nin asıl aleti mantıktır.
Bilimsel Bilgi Üretme Yolları
Bilimsel yöntemler diye adlandırılan ve doğru bilgi üretimine yarayan yöntemler yalnızca iki tanedir: tümdengelim ve tümevarım.
Tümdengelim
Tümdengelim, tümel (genel) bir önermeden tikel (özel) önerme çıkarma eylemidir. Örneğin, fizikte genel çekim yasasını biliyorsanız, Newton’un başına düştüğü rivayet edilen elmanın yaptığı etkiyi hesaplayabilirsiniz. Bu, önemsiz görünüyorsa, uzaya fırlatacağınız bir iletişim uydusunun istenen yörüngeye oturması için, nereden, hangi hızla, hangi eğimle fırlatılması gerektiğini de hesaplayabilirsiniz.
Bu örnekte söylendiği gibi, tümel bir önermeden tikel önerme çıkarılışını sağlayan yordama usavurma diyeceğiz. Değişik kaynaklarda, buna tümdengelim, akıl yürütme, tasım (kıyas), dedüksiyon, çıkarım adları verilir. Mantık (usbilim-lojik), usavurma kurallarını konu edinen bilim dalıdır. Başka bir deyişle, mantık tümdengelim yöntemlerini inceler.
Tümevarım
Bazı doğa olaylarının neden ve nasıl olduklarını belirten genel kurallar, elimizde yoktur. Bu durumlarda, o doğa olayını açıklayabilmek için, tümdengelimin tersi olan tümevarım yöntemi izlenir. Tümevarım, tikel (özel) önermelerden tümel (genel) önerme oluşturma yordamıdır. Tümevarım gözlem, deney, hesap vb yollarla bir doğa olayının genel yasasını kurmaya çalışır. Bazı doğa olayları insanlık tarihi boyunca gözlendiği ve her seferinde aynen tekrarlandığı için tartışmasız doğru bilgidir. Örneğin, belirli enlemler arasında yaşayanlar, yılda dört mevsimin oluştuğunu gözlemişlerdir. Bunun nedeninin bilinmediği eski zamanlarda bile, insan bunu doğru bir bilgi olarak kabul etmiştir. Bu bilgiye gözlemle varılmıştır. (Tabii, gök cisimlerinin hareketleriyle ilgili bilgilerin ortaya konmasıyla birlikte, mevsimlerin neden ve nasıl olüştuğu, hesapla da gösterilmiştir.) Bazı doğa olayları, ancak laboratuar ortamında defalarca denenmiş ve varılan sonucun doğruluğu kabul edilmiştir. Örnekse, bir bitkinin tohumunu toprağa eker ve belirli koşullar altında belirli süre bekletirseniz, onun filizlendiğini görürsünüz. Bu deneyi bir çok kez tekrarlap, aynı sonuca ulaşırsanız, bunun genel bir yasa olduğunu söyleyebilirsiniz. Bu bilgiye deneyle varmış olursunuz.
Tümevarım ilkesi bilim ve teknikte, başlıca bilgi üretme aracı olmuştur ve bu işlevini sürdürmektedir. Ancak bu yöntemde çok dikkatli davranılması zorunludur. Nicelik ya da nitelik açısından yetersiz olan gözlem ve deneylerin sonuçları genel yasa oluşturamaz. Ayrıca, gözlem ve deneylerde insandan ve aletden kaynaklanan yanılgılar daima vardır. Örneğin, bir hastanın kanında varolan belirli bir nesnenin niceliğini ölçmek için yapılan sayım, kullanılan aletin duyarlığına ve aleti kullanan kişiye bağlıdır. Farklı iki aletden farklı sonuçlar çıkması olasılığı yüksektir. Bir çok olgu için, deneyi gerçek ortamda yapma olanağı yoktur. Örneğin, Bir ilaç firması, geliştirdiği ilacı, başlangıçta ancak hayvanlar üzerinde deneyebilir. Fareler üzerinde yıllarca yapılan deneyler sonunda ulaşılan sonucun, insanlarda da geçerli olacağı kuşkuludur. Benzer olarak, çoğu sosyal konuda genel doğruları çıkarmak için deney yapamazsınız. Bir Fransız devrimini kim bir çok kez deneyebilir?
Tabii, bir çok adımdan oluşan bir bilimsel çalışmada, hem tümdengelim, hem de tümevarım yöntemleri kullanılabilir. Ama kullanılan yöntemi, daha basite indirgenemeyen adımlarına ayırdığımızda, her adımın bu iki yöntemden birisi olduğunu görürüz.
Doğru nedir? Yanlış nedir?
Günlük konuşmalarımızda çok sık kullandığımız "doğru düşünme, doğru iş yapma, doğru karar verme, vb" eylemlerden ne anlıyoruz?
Karşılaştığımız olaylar bizi şu ya da bu yönde karar almaya, şu ya da bu işi yapmaya zorlar. Bu seçimi yaparken, içinde bulunduğumuz koşulları değerlendirerek seçimimizi yapar, adımımızı ona göre atarız. Bu süreçte, bilerek ya da bilmeyerek, bazı doğruları ve bazı usavurma (akıl yürütme) kurallarını kullanırız.
Bir yargı (hüküm) bildiren deyim bir önermedir. Örneğin,
Bugün hava sıcaktır.
Uludağa kar yağar.
Türkiye Cumhuriyeti'ni Atatürk kurmuştur.
deyimleri birer önermedir. Her önerme bir yargı bildirir. Bu yargı doğru ya da yanlıştır. Buna önermenin doğruluk değeri diyoruz. Yukarıdaki önermelerin doğru ya da yanlış olduğuna karar vermekte hiç zorlanmayız. Ama aşağıdaki önermelerin doğru ya da yanlışlığı, karar veren kişinin bilgisine ya da inançlarına bağlıdır:
Su oksijen ve havadan oluşur.
Domuz eti yemek haramdır.
İnsan soyu Adem ile Havva'dan gelmektedir.
İnsan evrim geçirmiş bir canlıdır.
Görüldüğü gibi, bir önermenin doğru ya da yanlışlığı, o andaki inanç, bilgi ve deneyimlerimizden çıkarılan bir sonuçtur. Dolayısıyla görecelidir. Zamana ve çevre koşullarına bağlıdır.
Bu nedenle, yargılarımız mutlak doğru ya da mutlak yanlış olamaz. Bize doğru gelen önerme, başkasına yanlış gelebilir. İnançlarımız, bilgilerimiz ve deneyimlerimizle bu gün bize doğru görünen önerme, yarın yanlış görünebilir.
Öyleyse, doğruyu nasıl bulacağız ?
Bu ünitede, insanoğlunun varoluşundan beri doğru düşünmek için giriştiği amansız çabanın çok kısa bir özetini verecek ve gelecekte bu çabaların hangi yönlere kaymakta olduğunu belirteceğiz.
İnsan doğaya egemen olmak ister
İnsanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Gök gürlemesi, şimşek çakması, ayın ya da güneşin tutulması, hastalıklar, afetler, vb doğa olayları başlangıçta onu korkutmuştur.
Öte yandan, yaşama içgüdüsü, insanı yaşamaya, doğadan korkusunu yenmeye zorlar.
Korkuyu yenebilmenin tek yolunun, korkuyu yaratan doğa olayını bilmek ve ona egemen olmak olduğunu, insan, zamanla anlamıştır. İşte insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savaşın asıl nedeni budur.
Elbette korkunun yanında başka nedenler de vardır. İnsanoğlunun merakı, tutkusu, egemen olma isteği, beğenilme isteği, daha rahat yaşama isteği vb nedenler bilgi üretimini sağlayan başlıca etmenlerdir. İnsanın bu istekleri hiç azalmadan sürecektir. Öyleyse, insanın doğayla savaşı ve dolayısıyla bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir.
Sözlükler ve ansiklopediler, nüans farkları olsa da, bilimsel bilgiyi ve bilimi, benzer biçimde tanımlamaktadırlar. Bu dersin kapsamı içinde, bilimsel bilgi ve bilim için aşağıdaki tanımları yapabiliriz.
Bilimsel bilgi Doğa olaylarını açıklayan, geçerliği ve kesinliği kanıtlanabilen düzenli bilgi.
Bilim Doğa olaylarının sınırlanmış bir bölümünü açıklayan bilimsel bilgiler topluluğu. Bilimsel bilgi edinme süreci.
Bilim neyle uğraşır?
Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek için varoluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla çabalamaktadır.
Başka canlıların yapamadığı bu işi, insanoğlu aklıyla başarmaktadır.
Bilimin gücü
Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği, her istenildiğinde tekrar tekrar kanıtlanabilir. Yüzyıllar boyunca süren bilimsel bilgi üretim süreci, kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. İnsanlığın hizmetindedir. Her an herkes tarafından, bilginin geçerliği ve kesinliği denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler elenir. Dolayısıyla, bilim, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkanlarla gözlenebilen, denenebilen ya da usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanabilen sistemli bilgilerden oluşur. Böyle oluşu, bilimsel bilginin doğruluğunu (zamana bağlıdır), evrenselliğini doğurur.
Elbette, bilgi birikimi yanında, tekniğin ve teknolojinin gelişimi, gözlem ve deney yapma olanaklarını artırmaktadır. Örneğin, başlangıçta çıplak gözle ya da basit teleskoplarla yapılan gözlemlerle varılan astronomi bilgileri çok sınırlı ve çoğu yanlıştı. Daha sonraki çağlarda yapılan optik teleskoplar, yakın gök cisimlerinin hareketlerini kesinlikle bilmemizi sağlamıştır. Bu bilgiler her isteyen tarafından her an yeniden doğrulanabilir. Zaten, dünyadaki gözlemevleri bu işi sürekli yapmaktadır; gözlenebilen bütün gök cisimlerinin hareketleri sürekli kaydedilmektedir. Fizikteki gelişmeler, radyo teleskoplar, yapma uydular ve diğer gelişmiş gözlem araçları evrenin sırlarını yavaş yavaş ortaya koymaya başlamıştır. Bu gün çok uzak gök cisimleri hakkında bildiklerimiz elimizdeki gözlem araçlarının yetenekleriyle sınırlıdır. Yarın bu araçlar geliştikçe, çok uzak gök cisimlerini, yani evreni daha iyi bileceğiz.
Benzer biçimde, gelişen teknolojiye paralel olarak, biyoloji ve tıp bilgilerimiz hızla artmış ve birçoğu değişmiştir. Büyük elektron mikroskoplar ve diğer deney ve gözlem araçları, canlı hücreye ait pek çok şeyi ortaya koymuştur. Bu alandaki bilgi üretimi hızla sürmektedir.
Görüldüğü gibi, bilimsel bilgi katı, değişmez, kalıcı, dogma değildir. Dinamiktir, değişime açıktır. Geçerliği her an kanıtlanabilir. Gelişen teknoloji, var olan bir bilginin yanlışlığını ya da eksikliğini ortaya koyduğunda, hiç bir formaliteye gerek olmadan, o bilgi yerine yenisi konulur.
İşte bilimin asıl gücü budur.
Bilim nasıl doğdu
Binlerce yıl süren bu süreçte ortaya sağlam bilgiler çıkmıştır. Benzer ya da birbiriyle ilişkili sağlam bilgilerin bir araya getirilerek sistematik biçimde sınıflandırılıp ortaya konulması bilim dallarını yaratmıştır.
Üretilen bilgiler kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Her kuşak, bir önceki kuşaktan devraldığı bilgilere kendisininkileri de ekleyerek gelecek kuşağa devretmektedir. Üretilmesi ya da edinilmesi çok uzun zaman alan ve bazan insanoğluna büyük acılara, eziyetlere malolan değerli bilgiler, sonraki kuşaklara hazır sunulmaktadır.
Bu olgu, uygarlığı yaratmaktadır.
İnsan bilen varlıktır
Bir çok dilde "insan" sözcüğü "bilen varlık" anlamına gelir. Her toplumun bir dili vardır. Dil, insanın konuşmasını; yani duygularını, düşüncelerini, isteklerini, bilgilerini, vb öteki insanlara aktarmasını sağlar. Başka bir deyişle, dil, toplumun esas iletişim aracıdır. Ama dilin işlevi bununla sınırlı değildir. Dil insanın düşünmesini, bilgi üretmesini sağlar. Bilgi üretirken yeni ve eski bilgileri yargılar; doğru olanı, yanlış olanı seçer... Böylece, dili kullanan insan toplumun kültürünü yaratır. Her kuşak kültüre yeni ögeler ekler. Böylece, toplumun kültürü büyüyerek, gelişerek, kendi içinde evrimler ya da devrimler geçirerek kuşaktan kuşağa aktarılır. Yaratılan bir kültürün gücü, kendi içindeki doğru bilgilerle doğru orantılıdır.


