- Katılım
- 12 Mar 2021
- Konular
- 1,110
- Mesajlar
- 1,291
- Online süresi
- 5d 10h
- Reaksiyon Skoru
- 741
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 5 Yıl 3 Ay 3 Gün
- Başarım Puanı
- 235
- MmoLira
- 414
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
WWE’nin işi sadece, memnun edilmesi (belki de) çok zor (belki de çok kolay) olan bir kitleye ürün sunmaya çalışmalarından dolayı zor değil, ayrıca artık günümüzde gözünü açmaya çalışan bir bağımsız (indie) güreş pazarı ve AEW gibi daha fazla imkana sahip bir başka ürüne karşı rekabet etmeleri gerektiği için de zor. Fakat bu zorluklar günümüzde olduğu kadar belirgin değilken de, WWE çeşitli şekillerde kendi işini kendisi için zorlaştırmayı başarmış ve günümüzdeki düşük yaygınlık seviyelerine erişmişti. Bu makalede söz konusu başarısızlığa sebep olabilecek meseleleri madde madde inceleyeceğim.
● İstikrarsız Ürün Kişiliği:
On yılı aşkın süredir WWE’nin en büyük sorunu olan bu durumu, WWE’de yazılan gösterilerin ve hikayelerin, hangi güreş hayran kitlesine hitap ettiğinin belirsiz olması şeklinde açıklayabilirim. Bu sorun Attitude Era/Monday Night War Era kuşaklarının bitişi ile ortaya çıkmaya başladı ve sonucu, yarı-güreş-hayranı kitlesinin neredeyse tamamen kaybedilmesi oldu. Bu kitle, WWE gibi bir ürünü, eğlenceli ve sürekleyici olması nedeniyle takip ediyor ve güreş maçlarına, “ılıman” bir ilgi gösteriyordu. Çok fazla güreş maçı ve gösterideki kurgunun maç sonuçları ve şampiyonluklarla fazla alakalı olması, bu izleyici kitlesinin “kaçmasına” yol açtı.
Bu kitleden geriye ise, güreş maçları ve güreşin “kendi gerçekliği”ne daha fazla ilgili olan, nispeten “daha tutucu” bir güreş hayranı kitlesi kaldı ve bu kitlenin sorunu, WWE’nin hâla eğlendirici hikayelerle uğraşmasıydı. Bu hikayeler, bazı güreşçilerin küçük düşürülmesine sebep olurken, bazı güreşçiler ise neredeyse sadece bu hikayelerde rol almak için işletmeye getirilmiş gibiydi.
Tahlil:
WWE, Attitude Era/Monday Night War Era kuşaklarındaki ürünü ile, sadece “yarı-hayran” kitlesini cezbetmeyi değil, ayrıca güreş ürünü ile ilgilenmeyen büyük “olağan izleyici” (casual viewer) kitlesini de ürününe çekmeyi başarmış, bu durum da, WWE veya bir diğer güreş ürününün, kablolu televizyon üzerinde yakaldığı en yüksek rating değerlerine ulaşmasına yol açmıştı. Bu dönemde elde edilen kazançların, WWE’nin nedensel olarak halkla arz edilmesi ve günümüzdeki bütçe rakamlarını yakalayabilmesindeki etkilerini de görmezden gelemeyiz. Bu kuşağın bitişi ile başlayan süreçte, WWE bilhassa pazarlama açısından büyük başarılar elde etmiş olsa da, TV ürünü ne yazık ki asla “eskisi” gibi olamamaya ve olağan izleyicinin dikkatini çekememeye başladı.
WWE’nin 2010’lar ve sonrasında, ürün kurgusu olarak git gide daha fazla “güreş hayranına” hitap etmeye yönelmesi, daha geniş kitlelerden gelen gelirin azalmasına ve UFC gibi PPV pazarına giriş yapan ürünler karşısında, WWE’nin PPV satışlarının daralmasına yol açmış, WWE ise bu duruma karşılık olarak WWE Network’ü çıkartarak çözüm üretmeye çalışmıştı. Bu noktada WWE’nin, artık sadece daha tutucu güreş hayranlarına yönelik bir ürün ürettiğini kabullenmesi gerekirken, nedense TV’deki zamanını çeşitli hikayelerle doldurmaya çalışmış olması, ürün kişiliğinin istikrarsızlığına yol açmıştır.
Fakat bu durum günümüzde daha basit bir soruna dönüşmüş durumda. WWE ürünündeki güreş maçı yoğunluğu ve maçlara harcanan zamanın yükseltilmesi, bir dönem TV ürününün, sadece PPV gösterilerindeki maçlara hazırlık amacıyla kullanılıyor olması, tutucu güreş hayranlarının şikayetlerinin azalmasına yol açtı. WWE RAW veya Smackdown gibi öncü ürünlerden halen şikayetçi olan hayranlar için de, WWE NXT gibi bir ürünün var olması, bu üründeki geleneğin de öncü ürünlere aktarılması, WWE’nin tutucu hayranlar için daha makul bir ürüne dönüşmesine fayda sağladı.
● Sürekli Düşüşte Olan Rating’ler:
WWE RAW’un rating grafiğine baktığınızda, 1998 – 2001 yılları arasında etkileyici TV rating’lerinin elde edilmesine vesile olan bir yükseliş akımı, 2002 – 2010 yılları arasında ise, aslında hâla gayet başarılı seviyelerde olsa da, yönününü düşüşe doğru çevirmiş olan bir rating akımını görebilirsiniz. Bu düşüş trendi, kendini 2014 yılından sonra çok daha belirgin şekilde göstermeye başlamış ve günümüzde elde edilen 1.0 ve altı rating puanlarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Tahlil:
Bu düşüşe ürünün kişiliksizliği etki etmiş olabildiği gibi, Stone Cold Steve Austin ve Dwayne The Rock Johnson gibi yıldızların mesleği bırakmış olmaları da genellikle sebep olarak gösterilir. WWE’nin bu ikilinin yerine yeni yıldızlar üretmekteki beceriksizliği, WCW’nun kapanması ile oradan WWE’ye geçen yıldızların tesirli şekilde kullanılamamış olması da, WWE’nin eline geçen fırsatı geri tepmesi şeklinde açıklanabilir. Buna karşılık olarak WWE’nin gelişim düzeneğinin bir parçası olan OVW’dan katılan John Cena, bağımsız güreş işletmelerinden gelen Daniel Bryan, CM Punk ve Dean Ambrose gibi yetenekler de, genellikle geçici ve “daha iyi yönetilebilecek olan” şöhret dönemleri yaşamış olsa da, bunlar arasında bir kuşağa tesir etmiş tek yıldızın John Cena olması, kendisinin mesleği neredeyse bırakmış olmasına karşılık olarak da WWE’nin sadece Roman Reigns’i bir kuşak yıldızı olarak kullanmaya çalışıyor olması, WWE’nin bu konuda eleştirilebileceği maddeler arasındadır.
Geçtiğimiz on yılın WWE’de bir tür tembelliğin oluşmasına sebep olduğu da iddia edilebilir; 2013 yılına kadar TV rating’leri konusunda endişlenmeye gerek duymamış ve mevcut yöntemleri ile düşünce yapılarını sorgulamaktan imtina etmiş olabilirler. En azından iki yıl kadar önce gördüğümüz “WWE Rating’lerdeki Düşüşün Sebebini Anlayamıyor” başlıklı haberlerin ve Triple H’in sarf ettiği “rating’lerdeki düşüşün sebebinin izleyicinin ürünü TV yerine cep telefonu veya tablet bilgisayar gibi seyyar cihazlarla internet üzerinden izliyor oluşu” sözlerindeki samimiyet eksikliği veya doğrudan ehlilsizlik seviyesinden benim yaptığım çıkarım bu. İşler iyi giderken de çeşitli kurgulama sorunlarını görmezden gelen WWE çalışanlarının, bu sorunların bir kartopu gibi yuvarlanarak büyümesi karşısında çaresizce veya desteksizce açıklamalar yapmış olması, söz konusu işletmede düşen rating’leri tahlil etmek, sonuçlarını araştırmak ve çözüm üretmek için maaş alan ve sorumluluk altına giren kişilerin gerçekten çalışıp çalışmadığını düşündürtüyor.
Öte yandan günümüz güreş hayranlarının TV rating puanlarına önem verip vermediği muallakta. Kimi zaman Internet Güreş Cemiyeti (IWC) kimi zaman tutucu hayranlar (hardcore fans) olarak tanımlanan kitlenin bu zamana dek, bilhassa ABD’de hayli gayri-yaygın (unpopular) olan ürünlere ilgi gösteriyor olması, artık elinde izleyici kitlesi olarak sadece bu kısım hayranlar kalan WWE için önemli bir bulgu olmalı.
Bu yaklaşıma karşılık olarak elbette işin ticari boyutu mevcut ve WWE’nin yukarıdaki bulguyu bu nedenle görmezden gelmesi gerekiyor. WWE RAW ve (Ekim’e kadar) Smackdown ürünlerini yayımlayan USA Network’ün düşen rating’lerden şikayet ediyor olduğu yönündeki haberler eğer doğru ise, WWE’nin bir sonraki TV yayın hakları sözleşmesinde beklediği seviyede zam alabilmesi tehlikeye girebilir. Bu sorunlara karşın Smackdown yayın hakları için FOX ile rekor bir rakamda anlaşmayı başarmış olan WWE’nin, şimdiden rating’ler konusunda açık ve belirgin bir hedef koyan FOX tarafından uyarıldığı yönünde haberler çıktığını da belirtmek gerekiyor. Bu tiyatronun Ekim ayında oynamaya başladığını görmek için heyecanlandığımı gizleyemem.
● Yıldız Güreşçi Üretmekteki Eksiklik:
Yukarıda rating’leri etkileyebildiğini iddia ettiğim bu mesele aslında, tutuculuk seviyesi fark etmekesizin bütün güreş izleyici – hayranlarını doğrudan ilgilendiren kendi başına bir mesele olarak karşımıza çıkmakta. İzleyicinin kendi beğenilerini karakterize eden yıldızları bulamayışı, bulduğu yıldızların ise WWE tarafından istikrarsızca değerlendirilmesi, izleyicinin ürünle olan bağını zayıflatıyor.
Elbette bu durumda bile WWE’de kartın zirvesinde mutlaka bir güreşçi bulunması gerekmekte. Fakat WWE’nin bunu uyarlaması oldukça “tuhaf” ve gürşeçiler için zarar verici: çünkü geçici bir süre zirveye çıkarttıkları bir güreşçiyi, şampiyonluk kemerini bu güreşçiden almak gibi bir yöntemle zirveden indiren WWE, daha sonra aynı güreşçiyi bir tür “popülerlik zindanına” kapatıyor ve güreşçiye ayrılan TV süresini sonuna kadar kısıp, izleyicinin güreşçiyi unutmasını sağlıyor. Dolayısıyla son yıllarda kartın tepesinde bulunan AJ Styles veya Charlotte Flair gibi güreşçiler, bir süre sonra orta-kart kısmında bulunan, olağan birer gürşeçiye dönüşüyorlar ve izleyicinin kendilerine olan ilgisi ve inanabilirlik değeri ciddi şekilde azalıyor.
Tahlil:
Birkaç söylenti haricinde WWE’nin neden yıldız üretmek istemediği muamma. Söz konusu söylenti ise Ryback’in, Triple H’in ağzından çıktığını iddia ettiği ifade: “WWE artık yıldızlara tamamen hükmetmek istiyor, bu nedenle tekrar John Cena gibi ünü WWE’yi aşabilecek bir yeteneğe izin verilmesi mümkün değil”. Biraz düşünecek olursak bu iddia -eğer gerçek değilse bile- oldukça mantıklı. Yıldızlara verilen saçma-sapan konuşmalar, her yıldızın şampiyonluk kemerini gördüğünde karakterini tamamen unutup avını bekleyen bir hayvan gibi bencilce hareket etmesi, her yıldıza üründe popüler olmak için sadece belirli bir süre tanınması ve her yıldızın aslında yeri doldurulabilecek birer güreşçi olarak gösterilmesi buna işaret ediyor. WWE bu şekilde kendi markasının prestijini ön plana çıkartarak, ürününün aslında büyük WWE kemerini elde etmeye çalışan bir kaç güreşçi arasındaki hayatta kalma mücadelesi olarak sahnelendirmeyi tercih ediyor (bu güreşçilerin günlük hayatları incelenince, söz konusu hayatta kalma eyleminin senaryolaştırılmış gösteriler dışında da yaşandığını düşünebiliriz).
WWE yıldız olma imkanlarına haiz güreşçileri harcamak için de, hayli müsait bir çalışma programına sahip. Bazı yıldızlar ünlerini arttıracak teşvikleri asla alamazken (örn. Elias), bazı güreşçiler de WWE’nin kötü şöhretli iç siyaset sebepleri nedeniyle zirveye tırmanmayı başaramıyor. Kimi yıldızlar sakatlıklar ve sağlık problemleri nedeniyle zirvede olsalar bile yıpranıp çekilmek durumunda kalırken (örn. Daniel Bryan), geri kalanlar ise aşırı yoğun çalışma programında (bir önceki makalede değindiğim gibi) hala sağlıklı kalmayı başarmak zorunda.
Yıldızlarına gösterilerde sahneleyeceği karakterler için fikir özgürlüğü vermeyen WWE, bu şahısların her hareketini mercek altına alıp, hoşnutsuzlukla karşıladıkları olaylar için, yıldıza TV gösterilerinden veya PPV gösterilerinden soyutlamak gibi (örn. Rusev) cezalar uygulayabiliyor. Eski WWE yıldızlarının (örn. Moxley) teyit ettiği gibi, işletme yıldızların ağzından çıkan her kelimeyi önceden güreşçilere ezberlettiriyor ve herkesin işletme tarafından belirlenen kalıplara kusursuzca uymasını bekliyor. Yaratıcılık ve özgürlüğün bu kadar kısıtlandığı bir ortamda, karakterlerin tutarlı şekilde popülerleşmesini beklemek elbette yanlış ve boş.
● Gereğinden Fazla Bağımsız Güreş Etkileşimi:
Bir TV gösterisine sahip olmayan bağımsız güreş işletmelerinin, gösterilerinde bir senaryoyu takip etmesi, bir anlaşmasızlık (feud) oluşturması ve bunu diğer gösterilerinde istikrarlı biçimde işleyebilmesi, bu gösterilerin sürekli aynı bölgede/şehirde/eyalette ve aynı izleyici kitlesi karşısında gerçekleştirilmiyor olmasından ötürü çok mümkün değildir. Bu nedenle bu işletmeler yaptıkları salon gösterilerinin her birini süpürge (payoff) mantığı ile gerçekleştirir. Süpürge kurgusu, ufak bir senaryonun ve sonucunun aynı gösteride sergilenmesi anlamına gelir. Dolayısıyla bir dizi TV gösterisinde (episodic series) sergilenen hikayenini gelişimi (build up) yansıtılamaz.
Bunun zıddı ise bilhassa modern güreş (1990’ların sonu, 2000’lerin başı) döneminde gördüğümüz WWF senaryolarının, TV’de haftalarca belki de aylarca işlenmesi, geliştirilmesi ve muhtemelen bir PPV gösterisinde sonuçlandırılması şeklinde gerçekleşmekteydi. Bu biçim, güreşin büyük bir yaygınlık kazanmasına yardımcı oldu, keza hikaye ve hikaye anlatımı, sadece güreş hayranları gibi kısıtlı bir kitleye ulaşmaya çalışan bir olgu olmak yerine, her yaş grubu ve nüfus parçasına hitap edebilen, evrensel bir lisan kullanıyordu. İyi planlanmış ve sergilenmiş bir hikayeyle izeyicinin beklentisini biriktirmek, ardından izlemek için fazladan para vermelerini gerektiren bir yayın (PPV) ile bu beklentiyi sonuçlandırmak, bu durumu ticari getiriye dönüşürmek için de uygun bir yöntemdi. Nitekim bu gösterilerde halkın desteğini kazanmış Stone Cold Steve Austin gibi bir yıldız, güreş ringini kötü niyetli karakterlerle süpürüyor ve biriken beklentiyi sonuçlandırarak, kendi popülerliğini arttırabiliyordu.
Bağımsız güreş işletmeleri ise, hikaye oluşturmak ve geliştirmek eylemlerini, günümüz imkanlarını kullanarak sayısal medya üzerinden gerçekleştirme şansına sahipler. Twitter üzerinden yapılan atışmalar ve YouTube klipleri sayesinde bu işletmelerin de büyük süpürge gösterilerini inşaa etme şansı mevcut. Fakat bunun ne kadar iyi kullanıldığı maalesef tartışmalı (ancak AEW’nun bu imkanlardan faydalanmaya çalışıyor olması not edilmeli).
Tahlil:
Bağımsız güreş gösterilerine giden kitlenin alışkanlık gereği bir hikayenin geliştirilmesi izlemeye fazla tahammülü yok. WWE son iki yıldır bunu RAW ve Smackdown gösterilerinde irdeliyor. Çok basit bir örnekle, kötü niyetli bir karakterin (heel) başarılı bir kötü karakter olması için, popüler iyi niyetli bir karakterin (face) yoluna çeşitli şekillerde engeller koyması ve iyi niyetli karakterin bu engeller karşısında geçici bir süre çaresiz kalması gereklidir. Bu bazı durumlarda kötü karakterin menajerinin maç hakemi görmezken iyi karakteri yaralaması şeklinde gerçekleşir, bazı durumlarda kötü niyetli karakterin bir çetesi (stable) vardır ve bu çete iyi karaktere dayak atmaktadır, bazı durumlarda ise, kötü karakterler bir çeşit otorite vaziyetindedir ve bu şekilde iyi karakterin yükselmesini engellemeye çalışmaktadır. Eğer kötü karakter ve iyi karakter adam-adama kalmışlarsa, kötü karakter hile yaparak, kural açıklarını kullanarak (kendini diskalifiye ettirmek gibi) veya dövüşten kaçarak karşısındaki iyi karaktere karşı bir üstünlük/avantaj elde etmeye çalışır.
Fakat her halükarda iyi karakterin kötü karakteri engellemesi (getting heat on) işlenmeli ve iyi karakterin mevcut/geçici çaresizliği sahnelenmelidir. Böylelikle bir sonraki gösteride, iyi karakter bir geri-dönüş gerçekleştirerek kötü karakteri ve onun yöntemlerini alt etme başarısını yakalayabilir. WWE’nin son yıllarda yaptığı en büyük hatalardan birisi, iyi karakterlerin her gösteri sonrasında ayakta kalmasına müsaade ediyor olmasıdır. Bu durum, bir birini izleyen gösteri serilerinin, her birinin bir önceki ile aynı olmasına sebebiyet vermekte, izleyicinin uzun bir süre bir hikayeyi veya gelişimini izleme mecburiyetini ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla süpürge maçının önemi, bu maçın sonucunun tahmin edilebilir olması veya biriktirilmiş beklentiye sahip olmaması sebeplerinden dolayı büyük derecede azalır.
WWE gibi TV gösterilerine sahip olan işletmeler, TV yayınlarının yapıldığı gösterilere katılan izleyicinin her gösteriyi payoff izleyerek terk etmesini sağlamamalı. Bu durum ürünün değerini TV izleyicisi gözünde büyük derecede azaltmakta, TV izleyicisinin WWE Network gibi bir ürünü satın alıp, bir süredir beklediği süpürge gösterisini bu şekilde izleme sebeplerini ortadan kaldırmaktadır.
Elbette yakın geçmişe baktığımızda, WWE’nin söz konusu kurgulamayı uygulamadığını, TV gösterilerinde iyi ve kötü niyetli karakterlerin arasındaki faaliyeti geliştirmeyi denediklerini hatırlayabiliyoruz. Ne yazık ki WWE’nin fikir üretim sürecindeki başarısızlıklar nedeniyle bu kurgulama çok verimli şekilde işletilemiyordu ancak bu durumun çözümü, TV izleyicisine her hafta bir salon gösterisi izletmek değil.
● Bağımsız Güreş Etkileşimi - Bölüm II:
Yukarıda açıklamaya çalıştığım sebeplerin bir TV programının kurgulanmasına ve akışına verdiği zararlardan ötürü, güreşin temel kurgu öğeleri de zarar görmektedir. Günümüzdeki bağımsız güreş pazarında, bir hikayenin işlenmesinin zor oluşunun etkisi, zamanla artarak hikaye öğelerinin de kaybedilmesine yol açmıştır. Bu öğelerin başında gelen iyi – kötü niyetli karakterlerin arasındaki faaliyetler, iyi derece yansıtılamadığı veya kullanılmaktan imtina edildiği için unutulmaya başlanmıştır ve ne yazık ki WWE gibi büyük bir işletme de, bu uygulamaya uymaya başlayarak kendi ürün kimliğine zarar vermiştir.
Buna karşılık bağımsız güreş gösterilerinin en büyük cazibesi, kısıtlı bir güreş izleyicisine hitap eden ve “maç kalitesi” olarak tanımlanan, izleyicinin güreş maçından alabildiği keyif üzerine inşaa edilmektedir. Fakat ne yazık ki olağan bir TV izleyicisinin merkanını cezbedebilecek maç türü, sayısı ve maç sıklığı kısıtlıdır. Bu durum da, cezbedici yıldızları ve izleyici kitlesi ile bir köprü kurabilecek hikaye anlatımı barındırmayan bir ürünün, sadece güreş maçlarını ön plana çıkartmasını ve bu durumun TV rating’lerini etkilediği kadar, WWE’nin canlı gösterilerinin çekebildiği seyirci sayısının da geçen yılın ortaları itibariyle ciddi şekilde azalmasına yol açmıştır.
Tahlil:
“Güreş maçlarının izleyiciyi cezbetmediği” şeklindeki geleneksel önerme, WWE’nin son yıllardaki değişen ürün yaklaşımı ile teyit edilebilir mi? Yoksa bu durumu diğer sorunları da bir araya koyarak mı değerlendirmeliyiz? Keza, eğer bir işletmedeki güreşçilerin popülerleşmelerine izin verilmiyor ve etkileyici – akılda kalıcı hikayeler TV gösterilerinde işlenmiyorsa, izleyiciyi cezbedecek tek şey maç kalitesi olduğunda, izleyicinin ilgisinin buna orantılı olarak belirleneceğini (daha doğrusu belirlenmiş olduğunu) iddia edebilir miyiz?
Nitekim, eğer mevcut güreş pazarı, olağan bir TV izleyicisini veya güreş ürünlerini tüketmeyi bir kaç yıl önce bırakmış eski bir güreş hayranını, güreş izlemeye teşvik edecek herhangi bir unsur üretemiyorsa, elbette güreş ürünü sadece zaten bu ürünü tüketmeye alışmış olan bir kitle tarafından izlenilecektir. Pazardaki ürünlerin tamamının yüzünü kısıtlı güreş hayranı kitlesine çevirmiş olması, bu pazarın kendi kendini bir tür “baloncuğun” içine hapsetmesi ile sonuçlanır. Baloncuğun en büyük zararı, bu ürüne dışarıdan bakan ve ürüne kısıtlı bir sempati besleyen bir izleyicinin, bu baloncuğa girmesini zorlaştırmasıdır. Nitekim, daha önce güreş izlememiş bir tüketici, bu ürünü ilk defa izlediğinde, neler olup bittiğini anlayabilmek için uzun bir süre harcamak zorundadır. Tüketici olarak, güreş haricinde bir çoğumuz zaten hayatımızda çeşitli eğlence ürünlerine ve hobilere sahip olduğumuz için, bizim güreşe cezbedilmemiz için “maç kalitesi” dışında bir sebep kalmadığında, bu baloncuğa girmek için gayret göstermemizi gerektiren etkenler de “maç kalitesine” sınırlı kalacaktır. Bu sebepten dolayı, hangi güreş maçının hangisinden daha iyi olduğunu değerlendirmek istemeyen izleyicilerin tamamı, güreşe ilgi göstermeyecektir. Bu kitlenin de çok büyük bir çoğunluk olduğunu tahmin etmemize gerek yok çünkü güreş pazarına yönelen tüketici sayısının azlığı bize bu veriyi oldukça açık şekilde ifade ediyor. Buna rağmen WWE’nin kendi kendini aynı kısıtlı pazara itmiş olmasının bahanesini bulmak, bence hayli zor.
Fakat sorun ne yazık ki sadece izleyici / tüketici sayısı ile sınırlı değil. Eğer bir güreş ürünü sadece güreş maçlarının sergilenmesi ile sınırlı kalırsa, bu defa da ürünün geri kalanını dolduracak maddeler bulmak zorlaşmaya başlıyor.
Eğer bir güreş gösterisinin kurgusu, sadece kimin şampiyon olduğu üzerine dayandırılırsa, bu gösterinin geri kalanındaki unsurların tamamı önemini yitirir. Bu iddia, mantıksal bir çıkarım olduğu için uygulamaya gerek duymadan kendi kendini doğrulamaktadır; ancak maalesef güreş pazarındaki ürünler bu iddiayı uygulamalı olarak da doğrulamak için hayli gayret gösteriyorlar.
WWE’nin son aylardaki kurgusuna baktığımızda, sürekli olarak şampiyon ve şampiyona meydan okuyan güreşçi arasındaki etkileşimin sahnelendiğini görüyoruz. Bu nedenle bir kaç ay öncesine gidip RAW veya Smackdown gösterilerinden birisini seçip son izlediğimiz gösteri ile karşılaştırdığımızda, aralarında dişe dokunur farklar bulabilmek zorlaşıyor.
Bir birinin aynısı olan gösteri serileri, izleyicinin aklında kalabilecek bir sahne veya olay oluşmasını engelliyor. Bitmek bilmeyen bir şampiyon-eski şampiyon döngüsü, ürünü son derece alalâde ve unutulabilir kılıyor. Bu döngüye giremeyen güreşçiler ise, hiç bir hikayesi olmayan, sadece salon gösterilerinde izleyiciyi coşturmak için kullanılabilecek önemsiz, “soğuk” maçlarda kullanılıyor. Bu maçları kimin kazandığının önemi de, bir sonraki hafta aynı güreşçinin bir başka “soğuk” maçta diğerine yenilmesi ile anlamını yitiriyor ve güreşçileri -daha önce de tanımlayamaya çalıştığım- “alakasızlık zindanına” kapatıyor. Bu nedenden dolayı bu güreşçilerin ne söylediği, ne yaptığı, hangi maçı kazanıp hangi maçı kaybettiği önemini yitirip unutulabilir birer veriye dönüşüyor.
Bağımsız güreş piyasasından sirayet eden bu olgunun savunması olarak, maçların önemsizliği ve manasızlığına rağmen, maç kalitesinin yüksek olduğunu öne sürmek, ne yazık ki tek başına yeterli değil. Soğuk maç kalitesi belki her hafta ABD’nin başka bir bölgesinde gösteri yapan, dolayısıyla bir ABD vatandaşı için yılda en fazla bir kaç defa izlenebilen bir güreş işletmesi için geçer akçe olabilir ancak eğer bir izleyici, aynı gösterinin bir kopyasını her hafta TV’den izliyorsa, elbette bu durum sıkıcı olmaya ve izleyicinin maç kalitesinden daha fazlasını talep etmesine sebep olacaktır. WWE’deki yetkililerin bu kadar açık bir sorunu görememiş olması ve “internetteki güreş hayranlarının bu tür gösterileri sevmesi” bahanesinin arkasına saklanması kesinlikle kabul edilemez.
● Aşırı Yoğun Çalışma Programı:
Bir önceki makalede eski WWE yıldızlarının ifadeleriyle değindiğim bu durum, güreşçilerin içinde bulundukları çalışma döngüsü nedeniyle mesleklerini gerekli serbestlikte ifa etmelerine engel olmaktadır. Güreşçiler her gösteride çeşitli şekillerde sakatlanma (ve daha kötüsünü yaşama) riski ile karşı karşıyadır ve nispeten “güvenli” olan bir maç gösterisinde bile, aldıkları darbe ve uyguladıkları hareketler nedeniyle de yaralanabilirler. Güreşçilerin beden sağlıkları, haftada 4-5 gece güreş maçı sergilemeleri ve arada kalan zamanı sürekli bir gösteriden diğerine seyahat etmeleri nedeniyle zorlanmakta, bu da her biri farklı vücut yapılarına veya dirayetlere sahip olan güreşçiler arasından sürekli olarak bir kaçının sakat şekilde çalışmasına veya çalışamayacak kadar sakatlanmalarına sebep olabilmektedir.
Tahlil:
Her güreşçi birer beden işçisidir ve bir güreşçinin bedenini WWE’de çalışmaya harcaması için bu işletmenin diğerlerinden daha büyük olması, güreşçinin kazanacağı paranın daha yüksek olması, WWE’nin gerçekleştirdiği büyük gösterilerin diğer işletmelere nazaran daha şatafatlı olması v.b. sebepler mevcuttur. Bu sebeplere ilave olarak WWE’de çalışmanın, güreşçinin zorla emekli olması (sakatlık v.b. yüzünden) veya emeklilik çağının doğal olarak gelmesinin ardından WWE’de başka çalışma pozisyonları elde edebilme (Road Dogg, Shane Helms, Fit Finlay hatta Shawn Micheals gibi prodüktörler) şansını ortaya çıkartması da sayılabilir.
Bir diğer sebep ise, tıpkı biz izleyiciler gibi, güreşçiler ve diğer güreş çalışanlarının da, WWE’nin başına ne gelirse gelsin, bu işletmenin bu zamana kadar bir şekilde dört ayak üstüne düşmeyi başarmış olmasını bilmesidir. Bu nedenle WWE ve özellikle McMahon’larla iyi ilişkilere sahip olmak, gelecekte beklenmedik bir iş teklifi alma ve tekrar bir gelir elde etme şansını arttırmaktadır. Emekli olmak zorunda kaldıklarında veya doğal olarak güreşemeyecek bir yaşa erdiklerinde güreşçiler için tekrar gelir elde etmek kolay bir iş değildir. 40 yaşını geçmiş bir yetişkinin, işsiz kaldığı durumda en azından elinde bir önceki iş sahasında geçirdiği bir çalışma deneyimi bulunurken, bir güreşçinin çalışma deneyimi, çok az meslek için “geçer akçe” sayılmaktadır (bu grubun içine, futbolcular gibi diğer sporcuları da sayabiliriz).
Ancak günümüzde WWE’nin sözleşme yaptığı bütün güreşçilerin bu getirilere rağmen bu iş temposuna ayak uydurmak için bedenlerini ve zihinlerini bu derece zorlamalarını bekleyemeyiz. Nitekim Jon Moxley olarak tanıdığımız Johnathan Goodman, WWE düzeninden ayrılmayı ve WWE ile arasındaki bağları koparmayı tercih etti. Double or Nothing’de Triple H’in “tahtının” bir kopyasını balyozla kıran Cody Rhodes da, gösteriden sonra verdiği demeçte, “ben artık [WWE’ye] geri dönemem, köprüleri yaktım” ifadesini kullanmıştı.
Eğer AEW gibi, güreşçilere makul derecede maaş ödeyebilen, izleyicinin ilgisini çeken gösterilen gerçekleştirebilen ve bunun üstüne, güreşçilerini WWE kadar zorlamayan işletmeler mevcut olursa, güreşçiler WWE’de çalışmanın sağlayabileceği getirileri görmezden gelebilirler; Moxley gibi örnekleri gelecekte daha fazla görebiliriz. Bu durum da WWE’nin kullanabileceği yetenek havuzunun daralmasına yol açabilir.
● Seyircinin Kabahati Ne?:
WWE Network üstünde yapılan yayınların istenildiği kadar uzun olabilmesi, WWE’nin büyük gösteri sürelerinin git gide artmasına yol açtı. “Eskiden” 2.5 ~ 3 saat olmasını beklediğimiz gösteriler, artık 3 saati kolaylıkla aşabilmekte. Bu yılın Wrestlemania’sına baktığımızda, bu sürenin 5.5 saat gibi bir rakama ulaşabildiğini görebiliyoruz. Bu durum, gösteriyi yerinden izleyen seyircinin çeşitli şekillerde mağdur olmasına yol açıyor. Örneğin Wrestlemania 2019’un gece yarısından sonra bitmiş olması, gösteri dağıldıktan sonra izleyicilerin otellerine veya havaalanına gitmesini son derece zor bir hale getirmiş ve bir çok izleyici mağduriyetlerini internette yayımlayarak şikayet etmişti.
Tahlil:
Bu durumun çözümü son derece basit; WWE uzun bir gösteri planlıyorsa, izleyicinin ihtiyaçlarını gidermesi için gerekli imkanları ortaya koymalı. Bunun ilk adımı ise, gösterinin ortasında yarım saatlik bir ara verilmesi olabilir. 3 saati aşkın bir süre aynı oturakta oturmak zorunda kalan kişilerin, yiyecek, içecek ve tuvalet ihtiyaçlarını gidermesi için, yarım saatlik ara uygun olacaktır. WWE’nin gösteriler için kiraladığı stadyum ve gösteri merkezi yapılarında, izleyicilerin bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek hizmetler zaten bulunuyorken, bunlardan faydalanılacak zamanın ayırılmaması yanlış. Söz konusu aralarda WWE Network izleyicilerine, çeşitli sahnearkası skeçleri veya özel bir etkinlik maçı gösterilebilir. Nitekim her WWE Network gösterisinde zaten kayda değer bir zaman, maçların hikayelerini anlatan video paketlerine harcanıyor.
Ulaşım problemi ise biraz daha karışık olabilir. Benim fikrim ise WWE’nin gece yarısı gibi, kamuya açık ulaşım hizmetlerinin paydos ettiği saatler için, özel yolcu otobüsü kiralaması şeklinde. WWE, dünyanın her yerinden Wrestlemania gibi bir olaya gelebilecek hayranlara sahip olabilir, ancak bu hayranlar mağdur edilir ve kötü deneyimler yaşarlarsa, bir daha ABD vizesi almak, uçak biletine para gömmek ve bir kaç günü bulan bir konaklama planı hazırlamak gibi sorunlarla uğraşmak istemeyebilirler.
● Sonuç:
WWE, piyasa tekeli olmasından kaynaklanan getirilerden yeterince faydalandı. Güreşçilerine uyguladıkları muamele, genellikle vasatın altında kalan bir ürün, insanları güreş izlemek yerine bu eğlence türünden kaçmasına yol açacak kurgulama... WWE bu zamana kadar bunların sorumluluğunu sadece düşen rating’ler, azalan izleyici sayısı ve düşen ürün satışları ile ödemekteydi. Peki piyasaya yeni giren AEW işletmesi karşısında bu bedel bir parça daha artabilir mi?
● İstikrarsız Ürün Kişiliği:
On yılı aşkın süredir WWE’nin en büyük sorunu olan bu durumu, WWE’de yazılan gösterilerin ve hikayelerin, hangi güreş hayran kitlesine hitap ettiğinin belirsiz olması şeklinde açıklayabilirim. Bu sorun Attitude Era/Monday Night War Era kuşaklarının bitişi ile ortaya çıkmaya başladı ve sonucu, yarı-güreş-hayranı kitlesinin neredeyse tamamen kaybedilmesi oldu. Bu kitle, WWE gibi bir ürünü, eğlenceli ve sürekleyici olması nedeniyle takip ediyor ve güreş maçlarına, “ılıman” bir ilgi gösteriyordu. Çok fazla güreş maçı ve gösterideki kurgunun maç sonuçları ve şampiyonluklarla fazla alakalı olması, bu izleyici kitlesinin “kaçmasına” yol açtı.
Bu kitleden geriye ise, güreş maçları ve güreşin “kendi gerçekliği”ne daha fazla ilgili olan, nispeten “daha tutucu” bir güreş hayranı kitlesi kaldı ve bu kitlenin sorunu, WWE’nin hâla eğlendirici hikayelerle uğraşmasıydı. Bu hikayeler, bazı güreşçilerin küçük düşürülmesine sebep olurken, bazı güreşçiler ise neredeyse sadece bu hikayelerde rol almak için işletmeye getirilmiş gibiydi.
Tahlil:
WWE, Attitude Era/Monday Night War Era kuşaklarındaki ürünü ile, sadece “yarı-hayran” kitlesini cezbetmeyi değil, ayrıca güreş ürünü ile ilgilenmeyen büyük “olağan izleyici” (casual viewer) kitlesini de ürününe çekmeyi başarmış, bu durum da, WWE veya bir diğer güreş ürününün, kablolu televizyon üzerinde yakaldığı en yüksek rating değerlerine ulaşmasına yol açmıştı. Bu dönemde elde edilen kazançların, WWE’nin nedensel olarak halkla arz edilmesi ve günümüzdeki bütçe rakamlarını yakalayabilmesindeki etkilerini de görmezden gelemeyiz. Bu kuşağın bitişi ile başlayan süreçte, WWE bilhassa pazarlama açısından büyük başarılar elde etmiş olsa da, TV ürünü ne yazık ki asla “eskisi” gibi olamamaya ve olağan izleyicinin dikkatini çekememeye başladı.
WWE’nin 2010’lar ve sonrasında, ürün kurgusu olarak git gide daha fazla “güreş hayranına” hitap etmeye yönelmesi, daha geniş kitlelerden gelen gelirin azalmasına ve UFC gibi PPV pazarına giriş yapan ürünler karşısında, WWE’nin PPV satışlarının daralmasına yol açmış, WWE ise bu duruma karşılık olarak WWE Network’ü çıkartarak çözüm üretmeye çalışmıştı. Bu noktada WWE’nin, artık sadece daha tutucu güreş hayranlarına yönelik bir ürün ürettiğini kabullenmesi gerekirken, nedense TV’deki zamanını çeşitli hikayelerle doldurmaya çalışmış olması, ürün kişiliğinin istikrarsızlığına yol açmıştır.
Fakat bu durum günümüzde daha basit bir soruna dönüşmüş durumda. WWE ürünündeki güreş maçı yoğunluğu ve maçlara harcanan zamanın yükseltilmesi, bir dönem TV ürününün, sadece PPV gösterilerindeki maçlara hazırlık amacıyla kullanılıyor olması, tutucu güreş hayranlarının şikayetlerinin azalmasına yol açtı. WWE RAW veya Smackdown gibi öncü ürünlerden halen şikayetçi olan hayranlar için de, WWE NXT gibi bir ürünün var olması, bu üründeki geleneğin de öncü ürünlere aktarılması, WWE’nin tutucu hayranlar için daha makul bir ürüne dönüşmesine fayda sağladı.
● Sürekli Düşüşte Olan Rating’ler:
WWE RAW’un rating grafiğine baktığınızda, 1998 – 2001 yılları arasında etkileyici TV rating’lerinin elde edilmesine vesile olan bir yükseliş akımı, 2002 – 2010 yılları arasında ise, aslında hâla gayet başarılı seviyelerde olsa da, yönününü düşüşe doğru çevirmiş olan bir rating akımını görebilirsiniz. Bu düşüş trendi, kendini 2014 yılından sonra çok daha belirgin şekilde göstermeye başlamış ve günümüzde elde edilen 1.0 ve altı rating puanlarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Tahlil:
Bu düşüşe ürünün kişiliksizliği etki etmiş olabildiği gibi, Stone Cold Steve Austin ve Dwayne The Rock Johnson gibi yıldızların mesleği bırakmış olmaları da genellikle sebep olarak gösterilir. WWE’nin bu ikilinin yerine yeni yıldızlar üretmekteki beceriksizliği, WCW’nun kapanması ile oradan WWE’ye geçen yıldızların tesirli şekilde kullanılamamış olması da, WWE’nin eline geçen fırsatı geri tepmesi şeklinde açıklanabilir. Buna karşılık olarak WWE’nin gelişim düzeneğinin bir parçası olan OVW’dan katılan John Cena, bağımsız güreş işletmelerinden gelen Daniel Bryan, CM Punk ve Dean Ambrose gibi yetenekler de, genellikle geçici ve “daha iyi yönetilebilecek olan” şöhret dönemleri yaşamış olsa da, bunlar arasında bir kuşağa tesir etmiş tek yıldızın John Cena olması, kendisinin mesleği neredeyse bırakmış olmasına karşılık olarak da WWE’nin sadece Roman Reigns’i bir kuşak yıldızı olarak kullanmaya çalışıyor olması, WWE’nin bu konuda eleştirilebileceği maddeler arasındadır.
Geçtiğimiz on yılın WWE’de bir tür tembelliğin oluşmasına sebep olduğu da iddia edilebilir; 2013 yılına kadar TV rating’leri konusunda endişlenmeye gerek duymamış ve mevcut yöntemleri ile düşünce yapılarını sorgulamaktan imtina etmiş olabilirler. En azından iki yıl kadar önce gördüğümüz “WWE Rating’lerdeki Düşüşün Sebebini Anlayamıyor” başlıklı haberlerin ve Triple H’in sarf ettiği “rating’lerdeki düşüşün sebebinin izleyicinin ürünü TV yerine cep telefonu veya tablet bilgisayar gibi seyyar cihazlarla internet üzerinden izliyor oluşu” sözlerindeki samimiyet eksikliği veya doğrudan ehlilsizlik seviyesinden benim yaptığım çıkarım bu. İşler iyi giderken de çeşitli kurgulama sorunlarını görmezden gelen WWE çalışanlarının, bu sorunların bir kartopu gibi yuvarlanarak büyümesi karşısında çaresizce veya desteksizce açıklamalar yapmış olması, söz konusu işletmede düşen rating’leri tahlil etmek, sonuçlarını araştırmak ve çözüm üretmek için maaş alan ve sorumluluk altına giren kişilerin gerçekten çalışıp çalışmadığını düşündürtüyor.
Öte yandan günümüz güreş hayranlarının TV rating puanlarına önem verip vermediği muallakta. Kimi zaman Internet Güreş Cemiyeti (IWC) kimi zaman tutucu hayranlar (hardcore fans) olarak tanımlanan kitlenin bu zamana dek, bilhassa ABD’de hayli gayri-yaygın (unpopular) olan ürünlere ilgi gösteriyor olması, artık elinde izleyici kitlesi olarak sadece bu kısım hayranlar kalan WWE için önemli bir bulgu olmalı.
Bu yaklaşıma karşılık olarak elbette işin ticari boyutu mevcut ve WWE’nin yukarıdaki bulguyu bu nedenle görmezden gelmesi gerekiyor. WWE RAW ve (Ekim’e kadar) Smackdown ürünlerini yayımlayan USA Network’ün düşen rating’lerden şikayet ediyor olduğu yönündeki haberler eğer doğru ise, WWE’nin bir sonraki TV yayın hakları sözleşmesinde beklediği seviyede zam alabilmesi tehlikeye girebilir. Bu sorunlara karşın Smackdown yayın hakları için FOX ile rekor bir rakamda anlaşmayı başarmış olan WWE’nin, şimdiden rating’ler konusunda açık ve belirgin bir hedef koyan FOX tarafından uyarıldığı yönünde haberler çıktığını da belirtmek gerekiyor. Bu tiyatronun Ekim ayında oynamaya başladığını görmek için heyecanlandığımı gizleyemem.
● Yıldız Güreşçi Üretmekteki Eksiklik:
Yukarıda rating’leri etkileyebildiğini iddia ettiğim bu mesele aslında, tutuculuk seviyesi fark etmekesizin bütün güreş izleyici – hayranlarını doğrudan ilgilendiren kendi başına bir mesele olarak karşımıza çıkmakta. İzleyicinin kendi beğenilerini karakterize eden yıldızları bulamayışı, bulduğu yıldızların ise WWE tarafından istikrarsızca değerlendirilmesi, izleyicinin ürünle olan bağını zayıflatıyor.
Elbette bu durumda bile WWE’de kartın zirvesinde mutlaka bir güreşçi bulunması gerekmekte. Fakat WWE’nin bunu uyarlaması oldukça “tuhaf” ve gürşeçiler için zarar verici: çünkü geçici bir süre zirveye çıkarttıkları bir güreşçiyi, şampiyonluk kemerini bu güreşçiden almak gibi bir yöntemle zirveden indiren WWE, daha sonra aynı güreşçiyi bir tür “popülerlik zindanına” kapatıyor ve güreşçiye ayrılan TV süresini sonuna kadar kısıp, izleyicinin güreşçiyi unutmasını sağlıyor. Dolayısıyla son yıllarda kartın tepesinde bulunan AJ Styles veya Charlotte Flair gibi güreşçiler, bir süre sonra orta-kart kısmında bulunan, olağan birer gürşeçiye dönüşüyorlar ve izleyicinin kendilerine olan ilgisi ve inanabilirlik değeri ciddi şekilde azalıyor.
Tahlil:
Birkaç söylenti haricinde WWE’nin neden yıldız üretmek istemediği muamma. Söz konusu söylenti ise Ryback’in, Triple H’in ağzından çıktığını iddia ettiği ifade: “WWE artık yıldızlara tamamen hükmetmek istiyor, bu nedenle tekrar John Cena gibi ünü WWE’yi aşabilecek bir yeteneğe izin verilmesi mümkün değil”. Biraz düşünecek olursak bu iddia -eğer gerçek değilse bile- oldukça mantıklı. Yıldızlara verilen saçma-sapan konuşmalar, her yıldızın şampiyonluk kemerini gördüğünde karakterini tamamen unutup avını bekleyen bir hayvan gibi bencilce hareket etmesi, her yıldıza üründe popüler olmak için sadece belirli bir süre tanınması ve her yıldızın aslında yeri doldurulabilecek birer güreşçi olarak gösterilmesi buna işaret ediyor. WWE bu şekilde kendi markasının prestijini ön plana çıkartarak, ürününün aslında büyük WWE kemerini elde etmeye çalışan bir kaç güreşçi arasındaki hayatta kalma mücadelesi olarak sahnelendirmeyi tercih ediyor (bu güreşçilerin günlük hayatları incelenince, söz konusu hayatta kalma eyleminin senaryolaştırılmış gösteriler dışında da yaşandığını düşünebiliriz).
WWE yıldız olma imkanlarına haiz güreşçileri harcamak için de, hayli müsait bir çalışma programına sahip. Bazı yıldızlar ünlerini arttıracak teşvikleri asla alamazken (örn. Elias), bazı güreşçiler de WWE’nin kötü şöhretli iç siyaset sebepleri nedeniyle zirveye tırmanmayı başaramıyor. Kimi yıldızlar sakatlıklar ve sağlık problemleri nedeniyle zirvede olsalar bile yıpranıp çekilmek durumunda kalırken (örn. Daniel Bryan), geri kalanlar ise aşırı yoğun çalışma programında (bir önceki makalede değindiğim gibi) hala sağlıklı kalmayı başarmak zorunda.
Yıldızlarına gösterilerde sahneleyeceği karakterler için fikir özgürlüğü vermeyen WWE, bu şahısların her hareketini mercek altına alıp, hoşnutsuzlukla karşıladıkları olaylar için, yıldıza TV gösterilerinden veya PPV gösterilerinden soyutlamak gibi (örn. Rusev) cezalar uygulayabiliyor. Eski WWE yıldızlarının (örn. Moxley) teyit ettiği gibi, işletme yıldızların ağzından çıkan her kelimeyi önceden güreşçilere ezberlettiriyor ve herkesin işletme tarafından belirlenen kalıplara kusursuzca uymasını bekliyor. Yaratıcılık ve özgürlüğün bu kadar kısıtlandığı bir ortamda, karakterlerin tutarlı şekilde popülerleşmesini beklemek elbette yanlış ve boş.
● Gereğinden Fazla Bağımsız Güreş Etkileşimi:
Bir TV gösterisine sahip olmayan bağımsız güreş işletmelerinin, gösterilerinde bir senaryoyu takip etmesi, bir anlaşmasızlık (feud) oluşturması ve bunu diğer gösterilerinde istikrarlı biçimde işleyebilmesi, bu gösterilerin sürekli aynı bölgede/şehirde/eyalette ve aynı izleyici kitlesi karşısında gerçekleştirilmiyor olmasından ötürü çok mümkün değildir. Bu nedenle bu işletmeler yaptıkları salon gösterilerinin her birini süpürge (payoff) mantığı ile gerçekleştirir. Süpürge kurgusu, ufak bir senaryonun ve sonucunun aynı gösteride sergilenmesi anlamına gelir. Dolayısıyla bir dizi TV gösterisinde (episodic series) sergilenen hikayenini gelişimi (build up) yansıtılamaz.
Bunun zıddı ise bilhassa modern güreş (1990’ların sonu, 2000’lerin başı) döneminde gördüğümüz WWF senaryolarının, TV’de haftalarca belki de aylarca işlenmesi, geliştirilmesi ve muhtemelen bir PPV gösterisinde sonuçlandırılması şeklinde gerçekleşmekteydi. Bu biçim, güreşin büyük bir yaygınlık kazanmasına yardımcı oldu, keza hikaye ve hikaye anlatımı, sadece güreş hayranları gibi kısıtlı bir kitleye ulaşmaya çalışan bir olgu olmak yerine, her yaş grubu ve nüfus parçasına hitap edebilen, evrensel bir lisan kullanıyordu. İyi planlanmış ve sergilenmiş bir hikayeyle izeyicinin beklentisini biriktirmek, ardından izlemek için fazladan para vermelerini gerektiren bir yayın (PPV) ile bu beklentiyi sonuçlandırmak, bu durumu ticari getiriye dönüşürmek için de uygun bir yöntemdi. Nitekim bu gösterilerde halkın desteğini kazanmış Stone Cold Steve Austin gibi bir yıldız, güreş ringini kötü niyetli karakterlerle süpürüyor ve biriken beklentiyi sonuçlandırarak, kendi popülerliğini arttırabiliyordu.
Bağımsız güreş işletmeleri ise, hikaye oluşturmak ve geliştirmek eylemlerini, günümüz imkanlarını kullanarak sayısal medya üzerinden gerçekleştirme şansına sahipler. Twitter üzerinden yapılan atışmalar ve YouTube klipleri sayesinde bu işletmelerin de büyük süpürge gösterilerini inşaa etme şansı mevcut. Fakat bunun ne kadar iyi kullanıldığı maalesef tartışmalı (ancak AEW’nun bu imkanlardan faydalanmaya çalışıyor olması not edilmeli).
Tahlil:
Bağımsız güreş gösterilerine giden kitlenin alışkanlık gereği bir hikayenin geliştirilmesi izlemeye fazla tahammülü yok. WWE son iki yıldır bunu RAW ve Smackdown gösterilerinde irdeliyor. Çok basit bir örnekle, kötü niyetli bir karakterin (heel) başarılı bir kötü karakter olması için, popüler iyi niyetli bir karakterin (face) yoluna çeşitli şekillerde engeller koyması ve iyi niyetli karakterin bu engeller karşısında geçici bir süre çaresiz kalması gereklidir. Bu bazı durumlarda kötü karakterin menajerinin maç hakemi görmezken iyi karakteri yaralaması şeklinde gerçekleşir, bazı durumlarda kötü niyetli karakterin bir çetesi (stable) vardır ve bu çete iyi karaktere dayak atmaktadır, bazı durumlarda ise, kötü karakterler bir çeşit otorite vaziyetindedir ve bu şekilde iyi karakterin yükselmesini engellemeye çalışmaktadır. Eğer kötü karakter ve iyi karakter adam-adama kalmışlarsa, kötü karakter hile yaparak, kural açıklarını kullanarak (kendini diskalifiye ettirmek gibi) veya dövüşten kaçarak karşısındaki iyi karaktere karşı bir üstünlük/avantaj elde etmeye çalışır.
Fakat her halükarda iyi karakterin kötü karakteri engellemesi (getting heat on) işlenmeli ve iyi karakterin mevcut/geçici çaresizliği sahnelenmelidir. Böylelikle bir sonraki gösteride, iyi karakter bir geri-dönüş gerçekleştirerek kötü karakteri ve onun yöntemlerini alt etme başarısını yakalayabilir. WWE’nin son yıllarda yaptığı en büyük hatalardan birisi, iyi karakterlerin her gösteri sonrasında ayakta kalmasına müsaade ediyor olmasıdır. Bu durum, bir birini izleyen gösteri serilerinin, her birinin bir önceki ile aynı olmasına sebebiyet vermekte, izleyicinin uzun bir süre bir hikayeyi veya gelişimini izleme mecburiyetini ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla süpürge maçının önemi, bu maçın sonucunun tahmin edilebilir olması veya biriktirilmiş beklentiye sahip olmaması sebeplerinden dolayı büyük derecede azalır.
WWE gibi TV gösterilerine sahip olan işletmeler, TV yayınlarının yapıldığı gösterilere katılan izleyicinin her gösteriyi payoff izleyerek terk etmesini sağlamamalı. Bu durum ürünün değerini TV izleyicisi gözünde büyük derecede azaltmakta, TV izleyicisinin WWE Network gibi bir ürünü satın alıp, bir süredir beklediği süpürge gösterisini bu şekilde izleme sebeplerini ortadan kaldırmaktadır.
Elbette yakın geçmişe baktığımızda, WWE’nin söz konusu kurgulamayı uygulamadığını, TV gösterilerinde iyi ve kötü niyetli karakterlerin arasındaki faaliyeti geliştirmeyi denediklerini hatırlayabiliyoruz. Ne yazık ki WWE’nin fikir üretim sürecindeki başarısızlıklar nedeniyle bu kurgulama çok verimli şekilde işletilemiyordu ancak bu durumun çözümü, TV izleyicisine her hafta bir salon gösterisi izletmek değil.
● Bağımsız Güreş Etkileşimi - Bölüm II:
Yukarıda açıklamaya çalıştığım sebeplerin bir TV programının kurgulanmasına ve akışına verdiği zararlardan ötürü, güreşin temel kurgu öğeleri de zarar görmektedir. Günümüzdeki bağımsız güreş pazarında, bir hikayenin işlenmesinin zor oluşunun etkisi, zamanla artarak hikaye öğelerinin de kaybedilmesine yol açmıştır. Bu öğelerin başında gelen iyi – kötü niyetli karakterlerin arasındaki faaliyetler, iyi derece yansıtılamadığı veya kullanılmaktan imtina edildiği için unutulmaya başlanmıştır ve ne yazık ki WWE gibi büyük bir işletme de, bu uygulamaya uymaya başlayarak kendi ürün kimliğine zarar vermiştir.
Buna karşılık bağımsız güreş gösterilerinin en büyük cazibesi, kısıtlı bir güreş izleyicisine hitap eden ve “maç kalitesi” olarak tanımlanan, izleyicinin güreş maçından alabildiği keyif üzerine inşaa edilmektedir. Fakat ne yazık ki olağan bir TV izleyicisinin merkanını cezbedebilecek maç türü, sayısı ve maç sıklığı kısıtlıdır. Bu durum da, cezbedici yıldızları ve izleyici kitlesi ile bir köprü kurabilecek hikaye anlatımı barındırmayan bir ürünün, sadece güreş maçlarını ön plana çıkartmasını ve bu durumun TV rating’lerini etkilediği kadar, WWE’nin canlı gösterilerinin çekebildiği seyirci sayısının da geçen yılın ortaları itibariyle ciddi şekilde azalmasına yol açmıştır.
Tahlil:
“Güreş maçlarının izleyiciyi cezbetmediği” şeklindeki geleneksel önerme, WWE’nin son yıllardaki değişen ürün yaklaşımı ile teyit edilebilir mi? Yoksa bu durumu diğer sorunları da bir araya koyarak mı değerlendirmeliyiz? Keza, eğer bir işletmedeki güreşçilerin popülerleşmelerine izin verilmiyor ve etkileyici – akılda kalıcı hikayeler TV gösterilerinde işlenmiyorsa, izleyiciyi cezbedecek tek şey maç kalitesi olduğunda, izleyicinin ilgisinin buna orantılı olarak belirleneceğini (daha doğrusu belirlenmiş olduğunu) iddia edebilir miyiz?
Nitekim, eğer mevcut güreş pazarı, olağan bir TV izleyicisini veya güreş ürünlerini tüketmeyi bir kaç yıl önce bırakmış eski bir güreş hayranını, güreş izlemeye teşvik edecek herhangi bir unsur üretemiyorsa, elbette güreş ürünü sadece zaten bu ürünü tüketmeye alışmış olan bir kitle tarafından izlenilecektir. Pazardaki ürünlerin tamamının yüzünü kısıtlı güreş hayranı kitlesine çevirmiş olması, bu pazarın kendi kendini bir tür “baloncuğun” içine hapsetmesi ile sonuçlanır. Baloncuğun en büyük zararı, bu ürüne dışarıdan bakan ve ürüne kısıtlı bir sempati besleyen bir izleyicinin, bu baloncuğa girmesini zorlaştırmasıdır. Nitekim, daha önce güreş izlememiş bir tüketici, bu ürünü ilk defa izlediğinde, neler olup bittiğini anlayabilmek için uzun bir süre harcamak zorundadır. Tüketici olarak, güreş haricinde bir çoğumuz zaten hayatımızda çeşitli eğlence ürünlerine ve hobilere sahip olduğumuz için, bizim güreşe cezbedilmemiz için “maç kalitesi” dışında bir sebep kalmadığında, bu baloncuğa girmek için gayret göstermemizi gerektiren etkenler de “maç kalitesine” sınırlı kalacaktır. Bu sebepten dolayı, hangi güreş maçının hangisinden daha iyi olduğunu değerlendirmek istemeyen izleyicilerin tamamı, güreşe ilgi göstermeyecektir. Bu kitlenin de çok büyük bir çoğunluk olduğunu tahmin etmemize gerek yok çünkü güreş pazarına yönelen tüketici sayısının azlığı bize bu veriyi oldukça açık şekilde ifade ediyor. Buna rağmen WWE’nin kendi kendini aynı kısıtlı pazara itmiş olmasının bahanesini bulmak, bence hayli zor.
Fakat sorun ne yazık ki sadece izleyici / tüketici sayısı ile sınırlı değil. Eğer bir güreş ürünü sadece güreş maçlarının sergilenmesi ile sınırlı kalırsa, bu defa da ürünün geri kalanını dolduracak maddeler bulmak zorlaşmaya başlıyor.
Eğer bir güreş gösterisinin kurgusu, sadece kimin şampiyon olduğu üzerine dayandırılırsa, bu gösterinin geri kalanındaki unsurların tamamı önemini yitirir. Bu iddia, mantıksal bir çıkarım olduğu için uygulamaya gerek duymadan kendi kendini doğrulamaktadır; ancak maalesef güreş pazarındaki ürünler bu iddiayı uygulamalı olarak da doğrulamak için hayli gayret gösteriyorlar.
WWE’nin son aylardaki kurgusuna baktığımızda, sürekli olarak şampiyon ve şampiyona meydan okuyan güreşçi arasındaki etkileşimin sahnelendiğini görüyoruz. Bu nedenle bir kaç ay öncesine gidip RAW veya Smackdown gösterilerinden birisini seçip son izlediğimiz gösteri ile karşılaştırdığımızda, aralarında dişe dokunur farklar bulabilmek zorlaşıyor.
Bir birinin aynısı olan gösteri serileri, izleyicinin aklında kalabilecek bir sahne veya olay oluşmasını engelliyor. Bitmek bilmeyen bir şampiyon-eski şampiyon döngüsü, ürünü son derece alalâde ve unutulabilir kılıyor. Bu döngüye giremeyen güreşçiler ise, hiç bir hikayesi olmayan, sadece salon gösterilerinde izleyiciyi coşturmak için kullanılabilecek önemsiz, “soğuk” maçlarda kullanılıyor. Bu maçları kimin kazandığının önemi de, bir sonraki hafta aynı güreşçinin bir başka “soğuk” maçta diğerine yenilmesi ile anlamını yitiriyor ve güreşçileri -daha önce de tanımlayamaya çalıştığım- “alakasızlık zindanına” kapatıyor. Bu nedenden dolayı bu güreşçilerin ne söylediği, ne yaptığı, hangi maçı kazanıp hangi maçı kaybettiği önemini yitirip unutulabilir birer veriye dönüşüyor.
Bağımsız güreş piyasasından sirayet eden bu olgunun savunması olarak, maçların önemsizliği ve manasızlığına rağmen, maç kalitesinin yüksek olduğunu öne sürmek, ne yazık ki tek başına yeterli değil. Soğuk maç kalitesi belki her hafta ABD’nin başka bir bölgesinde gösteri yapan, dolayısıyla bir ABD vatandaşı için yılda en fazla bir kaç defa izlenebilen bir güreş işletmesi için geçer akçe olabilir ancak eğer bir izleyici, aynı gösterinin bir kopyasını her hafta TV’den izliyorsa, elbette bu durum sıkıcı olmaya ve izleyicinin maç kalitesinden daha fazlasını talep etmesine sebep olacaktır. WWE’deki yetkililerin bu kadar açık bir sorunu görememiş olması ve “internetteki güreş hayranlarının bu tür gösterileri sevmesi” bahanesinin arkasına saklanması kesinlikle kabul edilemez.
● Aşırı Yoğun Çalışma Programı:
Bir önceki makalede eski WWE yıldızlarının ifadeleriyle değindiğim bu durum, güreşçilerin içinde bulundukları çalışma döngüsü nedeniyle mesleklerini gerekli serbestlikte ifa etmelerine engel olmaktadır. Güreşçiler her gösteride çeşitli şekillerde sakatlanma (ve daha kötüsünü yaşama) riski ile karşı karşıyadır ve nispeten “güvenli” olan bir maç gösterisinde bile, aldıkları darbe ve uyguladıkları hareketler nedeniyle de yaralanabilirler. Güreşçilerin beden sağlıkları, haftada 4-5 gece güreş maçı sergilemeleri ve arada kalan zamanı sürekli bir gösteriden diğerine seyahat etmeleri nedeniyle zorlanmakta, bu da her biri farklı vücut yapılarına veya dirayetlere sahip olan güreşçiler arasından sürekli olarak bir kaçının sakat şekilde çalışmasına veya çalışamayacak kadar sakatlanmalarına sebep olabilmektedir.
Tahlil:
Her güreşçi birer beden işçisidir ve bir güreşçinin bedenini WWE’de çalışmaya harcaması için bu işletmenin diğerlerinden daha büyük olması, güreşçinin kazanacağı paranın daha yüksek olması, WWE’nin gerçekleştirdiği büyük gösterilerin diğer işletmelere nazaran daha şatafatlı olması v.b. sebepler mevcuttur. Bu sebeplere ilave olarak WWE’de çalışmanın, güreşçinin zorla emekli olması (sakatlık v.b. yüzünden) veya emeklilik çağının doğal olarak gelmesinin ardından WWE’de başka çalışma pozisyonları elde edebilme (Road Dogg, Shane Helms, Fit Finlay hatta Shawn Micheals gibi prodüktörler) şansını ortaya çıkartması da sayılabilir.
Bir diğer sebep ise, tıpkı biz izleyiciler gibi, güreşçiler ve diğer güreş çalışanlarının da, WWE’nin başına ne gelirse gelsin, bu işletmenin bu zamana kadar bir şekilde dört ayak üstüne düşmeyi başarmış olmasını bilmesidir. Bu nedenle WWE ve özellikle McMahon’larla iyi ilişkilere sahip olmak, gelecekte beklenmedik bir iş teklifi alma ve tekrar bir gelir elde etme şansını arttırmaktadır. Emekli olmak zorunda kaldıklarında veya doğal olarak güreşemeyecek bir yaşa erdiklerinde güreşçiler için tekrar gelir elde etmek kolay bir iş değildir. 40 yaşını geçmiş bir yetişkinin, işsiz kaldığı durumda en azından elinde bir önceki iş sahasında geçirdiği bir çalışma deneyimi bulunurken, bir güreşçinin çalışma deneyimi, çok az meslek için “geçer akçe” sayılmaktadır (bu grubun içine, futbolcular gibi diğer sporcuları da sayabiliriz).
Ancak günümüzde WWE’nin sözleşme yaptığı bütün güreşçilerin bu getirilere rağmen bu iş temposuna ayak uydurmak için bedenlerini ve zihinlerini bu derece zorlamalarını bekleyemeyiz. Nitekim Jon Moxley olarak tanıdığımız Johnathan Goodman, WWE düzeninden ayrılmayı ve WWE ile arasındaki bağları koparmayı tercih etti. Double or Nothing’de Triple H’in “tahtının” bir kopyasını balyozla kıran Cody Rhodes da, gösteriden sonra verdiği demeçte, “ben artık [WWE’ye] geri dönemem, köprüleri yaktım” ifadesini kullanmıştı.
Eğer AEW gibi, güreşçilere makul derecede maaş ödeyebilen, izleyicinin ilgisini çeken gösterilen gerçekleştirebilen ve bunun üstüne, güreşçilerini WWE kadar zorlamayan işletmeler mevcut olursa, güreşçiler WWE’de çalışmanın sağlayabileceği getirileri görmezden gelebilirler; Moxley gibi örnekleri gelecekte daha fazla görebiliriz. Bu durum da WWE’nin kullanabileceği yetenek havuzunun daralmasına yol açabilir.
● Seyircinin Kabahati Ne?:
WWE Network üstünde yapılan yayınların istenildiği kadar uzun olabilmesi, WWE’nin büyük gösteri sürelerinin git gide artmasına yol açtı. “Eskiden” 2.5 ~ 3 saat olmasını beklediğimiz gösteriler, artık 3 saati kolaylıkla aşabilmekte. Bu yılın Wrestlemania’sına baktığımızda, bu sürenin 5.5 saat gibi bir rakama ulaşabildiğini görebiliyoruz. Bu durum, gösteriyi yerinden izleyen seyircinin çeşitli şekillerde mağdur olmasına yol açıyor. Örneğin Wrestlemania 2019’un gece yarısından sonra bitmiş olması, gösteri dağıldıktan sonra izleyicilerin otellerine veya havaalanına gitmesini son derece zor bir hale getirmiş ve bir çok izleyici mağduriyetlerini internette yayımlayarak şikayet etmişti.
Tahlil:
Bu durumun çözümü son derece basit; WWE uzun bir gösteri planlıyorsa, izleyicinin ihtiyaçlarını gidermesi için gerekli imkanları ortaya koymalı. Bunun ilk adımı ise, gösterinin ortasında yarım saatlik bir ara verilmesi olabilir. 3 saati aşkın bir süre aynı oturakta oturmak zorunda kalan kişilerin, yiyecek, içecek ve tuvalet ihtiyaçlarını gidermesi için, yarım saatlik ara uygun olacaktır. WWE’nin gösteriler için kiraladığı stadyum ve gösteri merkezi yapılarında, izleyicilerin bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek hizmetler zaten bulunuyorken, bunlardan faydalanılacak zamanın ayırılmaması yanlış. Söz konusu aralarda WWE Network izleyicilerine, çeşitli sahnearkası skeçleri veya özel bir etkinlik maçı gösterilebilir. Nitekim her WWE Network gösterisinde zaten kayda değer bir zaman, maçların hikayelerini anlatan video paketlerine harcanıyor.
Ulaşım problemi ise biraz daha karışık olabilir. Benim fikrim ise WWE’nin gece yarısı gibi, kamuya açık ulaşım hizmetlerinin paydos ettiği saatler için, özel yolcu otobüsü kiralaması şeklinde. WWE, dünyanın her yerinden Wrestlemania gibi bir olaya gelebilecek hayranlara sahip olabilir, ancak bu hayranlar mağdur edilir ve kötü deneyimler yaşarlarsa, bir daha ABD vizesi almak, uçak biletine para gömmek ve bir kaç günü bulan bir konaklama planı hazırlamak gibi sorunlarla uğraşmak istemeyebilirler.
● Sonuç:
WWE, piyasa tekeli olmasından kaynaklanan getirilerden yeterince faydalandı. Güreşçilerine uyguladıkları muamele, genellikle vasatın altında kalan bir ürün, insanları güreş izlemek yerine bu eğlence türünden kaçmasına yol açacak kurgulama... WWE bu zamana kadar bunların sorumluluğunu sadece düşen rating’ler, azalan izleyici sayısı ve düşen ürün satışları ile ödemekteydi. Peki piyasaya yeni giren AEW işletmesi karşısında bu bedel bir parça daha artabilir mi?
- Katılım
- 23 Kas 2011
- Konular
- 504
- Mesajlar
- 1,913
- Çözüm
- 2
- Online süresi
- 5mo 16d
- Reaksiyon Skoru
- 2,294
- Altın Konu
- 32
- Başarım Puanı
- 324
- Yaş
- 28
- MmoLira
- 3,062
- DevLira
- 0
WWE'nin en büyük sorunu egoları. Geçmişte büyük güreş kuruluşlarıyla mücadele içine girmişler mağlup etmişlerdir. Şuan ise biz en iyisiyiz kafasındalar. Eğer bu politikayı değiştirmezlerse bu onların sonu olabilir. WWE ile kapışabilecek tek federasyon şuan benim gözümde All Elite Wrestling. TNA (Impact Wrestling) mesela geçmişte çok iyidi. Kendilerine has 6 köşeli ring ve efsanevi güreşçilerin çoğu o kuruluştaydı. Lakin artık kimse kalmadı. AEW, WWE'yi ilerleyen yıllarda geçebilir.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 45
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 33
- Cevaplar
- 8
- Görüntüleme
- 167





