Sitemize reklam vermek için [email protected] adresine mail atabilirsiniz
For Advertising Contact [email protected]


Morgan De Sanctis

Hakan811

Level 6
TM Üye
Üye
Ticaret - 0%
0   0   0
Katılım
3 Şub 2009
Konular
926
Mesajlar
1,426
Beğeniler
31
MmoLira
0
DevLira
0
#1
1’inci adam


Morgan De Sanctis
Eve girdiğinde annesi ona şöyle bir bakar ve gülümserdi. Babası ise yırtık pantolonların sırrını çözemezdi. Biz Türkiye’de iki taş arasında Zenga yada Paqluica olurken onun adı yine De Sanctis’ti.
Sokak aralarında sonra Toldo olduk, Buffon olduk... Üzerimize bir İtalyan karizması yedirmek mi, yoksa o toprakların onlara bahşettiği yeteneklerden midir bilinmez… İki taş arasında bekçiysek adımız İtalyanca olmalıydı.
Günümüzün Galatasaraylı çocukları bu konuda daha şanslılar, hem İtalyan hem Galatasaraylı oluyorlar. Antalya kampında Morgan De Sanctis’le buluştuk. İtalya’nın sırrından başladık, Galatasaray’la devam ettik ve söyleyecek çok sözü olan bir insanla karşılaştık De Sanctis’in karşısına oturduğumuz zaman.
(Röportaj: Tarık ÜNLÜTÜRK | Galatasaray Dergisi, Şubat 2009, Sayı: 76)
Futbola nasıl başladın?
Ben de her çocuk gibi sokaklarda başladım futbola. Başta kalede değildim. Fakat çok da iyi olduğum söylenemezdi. Ayaklarım çok kuvvetli değildi. Daha sonra devam edebilmek için kaleye geçtim. O kalecilik, eldivenler, kaleciliğin güzel hissi bana bulaştı. Ben 14 yaşıma geldiğimde Pescara’ya geçtim. Pescara benim bulunduğum yerdeki en büyük takımdı. Üç sene genç takımında oynayıp, sonra A takıma çıktım ve 17 yaşında Seria B’de formaya giymeye başladım.
Bizde çocukken kuraldır, topun varsa kaleye geçmezsin ya da kaleye geçenler en küçük olanlardır. Senin büyüdüğün yerde böyle kurallar var mıydı?
Bizde de kötü oynayanlar topu getirirdi. Çünkü onların başka oynama şansı yoktu. Kötü oynuyorsa, topu getirir ya ben de oynarım ya da siz de oynayamazsınız derdi. Küçükken ben sokaklarda kalecilik yaptığım zaman pantolonlarım yırtılırdı doğal olarak. Annem çok fazla ses çıkarmazdı ama babam kendini sokağın ortasında yerde yere mi atıyor bu çocuk derdi. Ama ben kaleciliği çok severdim.
Ailen nasıl baktı futbolcu olmana?
Elbette aileler çocuklarının futbolcu olmasını ister. Ama öncelik çocukların okumasını yönündedir. Ben 20 yaşına kadar okudum. Üniversiteye başladım. İlk kontratımı imzalayıp Juventus’a gittikten sonra artık bırakmam lazımdı. Ama ailem her zaman okumamı istemişti. Doğru da düşünmüşler, çünkü futbolla iyi yerlere gelmek çok kolay değil.
Üniversitede ne okudun?
Ben felsefe okuyordum fakat dediğimi gibi sonra yarım bırakmak zorunda kaldım. Şunu düşündüm her zaman hayatta her şeye hazırlıklı olmak gerekir. Futbol da dünyada yaşadığımız hayata benziyor bu bakımdan. Her zaman bu oyun içinde her şeye hazırlıklı olmalısınız. Bu mantıkla yeni kültürler de görebiliyorsunuz. Ben 13 sene profesyonel olarak İtalya’da futbol oynadıktan sonra İspanya, ardından da Türkiye’ye geldim. Farklı kültürler görüyorum. Ve ben çok çabuk adapte olduğumu düşünüyorum. İtalya’da yabancı oyuncuların adaptasyon sorunu yaşadıklarına şahit oldum.
Kaleciliğin diğer mevkilere göre nankör olduğunu söylenir…
Kaleciliğin en zor noktası bu. Elbette her kaleci hata yapar. Ama bu hataların kabul edilebilir bir sayısı olmalı. Bu bir olur, iki olur ama siz devamlı hatalı olursanız buna şanssızlık denemez. Bu durumda iyi kaleciliği sorgulamak lazım. Şansın rolü çok fazla değil, biraz olmalı. Sen bir hata yaparsın, gol yersin. Fakat takım o gün çok iyi oynayıp iki gol atar. O zaman hata göze batmaz. Walter Zenga, İtalya’nın belki de gelmiş geçmiş en iyi kalecisi, ama hala herkes Dünya Kupası’nda Arjantin’den yediği hatalı golle hatırlıyor.
Ben 15 sene öncesinin ikinci liginde forma giydim ve daha 17 yaşındaydım. O takımın teknik direktörü de bende bir şeyler gördü ki, beni takıma koydu. Hatırlıyorum Venezia ile oynuyorduk. Ben Christian Vieri’nin penaltısını kurtardım ve maçı 1-0 kazandık. Belki de kaybetseydik başka yerlerde olabilirdim. Bu her zaman futbolun içerisinde var. Doğru zamanda, doğru yerdeydim. İyi kaleciydim ve şansım da iyi gitti. Bunların hepsi bir araya geldiği için buradayım. Pescara, 1997’nin parası ile beni 2 milyon Euro’ya Juventus’a sattı. Düşünün 17 yaşında kaleye geçiyorsunuz ve bir anda ikinci ligin gözbebeği haline geliyorsunuz. Fakat şunu da söylemek lazım. Her zaman hazırlıklı olmanız lazım. Antrenman, maç her zaman sizi gözlüyorlar. Ben şuna katılmıyorum, 34 yaşına gelmiş kanıtlayacak bir şeyi kalmamış, böyle bir şey yok. Tam tersidir. Genç kaleciler hata yapar, genç derler, kötü kaleci demezler. Ama 30’larda yaptığınız hatada tamam artık bu yaşlanmış gönderin derler. Dolayısıyla zaman geçtikçe kendini daha çok göstermen gerekiyor.
Venezia maçının ardından sana bir de lakap takılmış…
Benim için iyi bir maçtı. “Super Fly” lakabını almıştım, Venezia maçının ardından.
Daha önce Juventus’ta forma giydin, şimdi de Galatasaray’dasın. Kaybetmeye, hatta beraberliğe tahammülü olmayan takımların kalecisi olmak baskı yaratıyor mu?
Bu sene aslında şampiyonluk için oynayan bir takımda 1 numaralı kaleci olarak oynadığım ilk sene. Juventus’ta 1 numaralı kaleci olarak oynamadım. Udinesse ise şampiyonluğa oynayan bir takım değildi. Şimdi bunu ilk kez Galatasaray’da yaşıyorum. Kolay mıdır, zor mudur, bunu söylemek için erken. Ama daha güzel olduğu kesin. Küçük takımda 20 tane top kurtaracağınıza, büyük takımda üç tane kurtarmak tabii ki daha iyi. Ligde düşemeye oynayan takım kalecisi olmak daha zor galiba. Ama tabii bir de şu var, eğer fenomen bir şekilde ortaya çıkmadıysanız, zaten belirli aşamaları geçip iyi bir takımda iyi kaleci olursunuz. Kötü kaleciyseniz zaten iyi bir takımda oynamazsınız. Şu gerçek ki, Galatasaray’da oynuyor olmak çok güzel.

Udinesse’de Spalleti’nin gelmesiyle birlikte forma giymeye başladın. Spalletti’nin kariyerin üzerinde çok olumlu bir etkisi olduğunu söyleyebilir miyiz?
Ben Udinesse’ye kiralık olarak gittim. Onlar beni ikinci senemde bonservisimle transfer etti. Fakat oynamaya üçüncü senemde başladım. O senenin başında Spalletti Udinesse’ye geldi. O çalıştığım en iyi hocalardan biridir. Takım Spalettti ile çok organize bir hale geldi. Seria A’da organize bir takımda oynamak bir kaleci için çok iyidir. Hata yapma şansın çok daha az oluyor. Spalletti kariyerimde önemli bir nokta. Bir de Sensini... Oynamaya başladığım zamanda benim önümde Sensini oynuyordu. Aramızda çok iyi bir uyum vardı.
Udinesse’de oynarken, birçok transferin bonservis sorunu nedeniyle gerçekleşmemiş. Premier Lig’den teklifler almışsın. Bu yüzden Udinesse’ye kırgın mısın? Son olarak ihtilaflı bir şekilde ayrıldın oradan.
Udinesse’ye kırgın değilim. Bu teklifler hep oldu. Evet, bonservis sorunları nedeniyle gidemedim. Fakat ailemin de Udine’de olması sebebiyle kalmam bir yandan iyi oluyordu. Ama şimdi o transfer dönemlerini düşününce kızmam gerekirmiş diyorum. 26 yaşında bu ayrılığı yaşamam gerekirmiş. Bana bir de sesi çıkmaz çalışır, kulübe bağlıdır gözüyle baktılar. Öyleydi de… Zaten sonuçta hep böyle olmaz mı? Sessizler en sonunda bu noktaya gelir. FIFA oyuncu transferlerinin 17’nci maddesi gereği ben de en sonunda alıp başımı gittim. Udinesse’de zaten böyle oyuncu çok var. İtalya’da şöyle bir tabir var: Hiç olmamasından daha iyidir.
Bu ayrılık sırasında seçtiğin takımı sorguluyor musun? Keşke Sevilla değil de diye başladığın cümleler var mı?
Ben Udinesse’den 17’nci madde gereği ayrıldığım zaman, nereye gideceğim belli değildi. Daha sonra bana teklifler geldi. Bunlardan bir tanesi de Sevilla’dandı. En kabul edilebilir teklifi Sevilla yaptı. Çünkü 17’nci madde gereği ayrılınca ortaya bir dava çıkıyor. Ve bu dava sonunda bonservis ödenebilir. Sevilla bunlara çok uyuyordu. Ve bana şöyle demişlerdi, bizim hedefimiz Şampiyonlar Ligi, iki tane iyi kaleciye ihtiyacımız var. Bana da mantıklı geldi. Fakat ben Palop’la hiç mücadeleye giremedim. Palop sakatlıktan kurtulduğu anda geldi takıma girdi. Dolayısıyla bu iş böyle olmuyor, onlar da anladılar bunu ve bana bu sene izin verdiler. Asıl önemli olan ise önümüzdeki sene… Palop kalacaksa ben Sevilla’ya dönemem.
Peki gelecek sene ne olacak?
Burada çok mutluyum. Daha da fazla kalmak istiyorum. Fakat öncelikle Sevilla ile Udinesse arasında halledilmesi gereken konular var. Şu anda benim yapabileceğim Galatasaray’la daha çok maç kazanmaya çalışmak.
Juventus’tayken Peruzzi sana ikinci olarak bekleyeceğine, git başka bir takımda birinci kaleci ol demiş. Sen bugün arkandaki kalecilere bunu söyler misin?
Evet, ben Juventus’tayken Peruzzi bana arkamda bekleme git demişti. Aynı şeyi ben de arkamdaki genç kalecilere söylerim. Genç bir kaleci 17-18 yaşındayken, iyi bir kalecinin arkasında 1-2 sene bir şeyler görebilir ama ondan sonra oynaması lazım. Ben 24 yaşında Seria A’da bir numara olup oynamaya başladım. Daha erken gitseydim belki de çok büyük hatalar yapıp kariyerimi kötü bir şekilde sürdürebilirdim. Zamanın iyi ayarlanması gerektiği gibi, kalecinin de oynaması gerekir.
Galatasaray’a gelirken de bir risk vardı senin için. Galatasaray’ın bir önceki sezon kadrosunda bulundurduğu kaleciler yine kadrosundaydı. Yani Sevilla’daki durum yine başına gelebilirdi.
Galatasaray geçen sene şampiyon olmuş, bu sene de şampiyonlar liginde mücadele edecek bir takımdı. Bana söylenen Galatasaray’ın iki tane iyi kalecisi olduğu ama tecrübeli bir kaleci aradığıydı. Orkun ile Aykut’u tanımıyordum ama burada tanıdım ve çok iyi kaleciler. Galatasaray ise tecrübeyi arıyordu. Aslında bakarsan ben buraya geldiğimde kötü oynayabilirdim, uyum sağlayamayabilirdim. Ama bir karar almak lazım. Sevilla’daki durum ise farklı. Orada Palop var ve adamın şehrin ortasında heykeli dikili. Ben belki ondan daha iyi oynuyordum ama Palop geldi, o oynamaya başladı. Yani orada farklı bir durum var. Bu sene biter, belki giderim. Belki de ben buradayken ligi de, UEFA’yı da kazanırız, Taffarel’in olduğu gibi ben de Galatasaray’ın tarihine geçerim. Bu işler biraz da ona bağlı.
Galatasaray’a geldiğinde ilk yaptığın açıklamada Türk oyuncuların takıma kattığı ruhtan bahsetmiştin…
Aslına bakarsan geçen sene Galatasaray’da performans gösteren yabancı oyuncular daha azdı. Bu sene ise sahada sonuca etkisi olan yabancı oyuncular var ama bunu sadece yabancı oyunculara bağlamamak lazım. Galatasaray’ın 25 oyuncusu var ve bunları 19’u Türk. Daha büyük bir sorumlulukla doğal olarak bulundukları ülkenin takımına bağlılar. İtalya’da 15-20 tane yabancı oyuncunun oynadığı takımlar var. Burada maksimum sayı 8 olabiliyor. Hatta 11 Türk oyuncuyu aynı anda sahaya süren takımlar var. Galatasaray yönetimi çok iyi yabancı oyuncular getirmiş, fakat bir de şuna bakmak lazım. Aynı zamanda bu oyuncular çok büyük karakterler. Türkiye’de Türk oyuncuların duygularını takımlarına yansıtmaları doğal. Türk oyuncular kalitenin yanında, ruhu verecekler. Yabancı oyuncular da o kaliteye katkı sağlayıp bu ruhu anlayacaklar. O zaman çok iyi bir takım ortaya çıkıyor. Biz şu anda bunu başardık.
Galatasaray’a katıldığında bir başka tespitin daha vardı. Steaua Bükreş’in kurada çıkabilecek en tehlikeli takım olduğuna dair…
Kuralar çekildiği zaman karşımıza İngiliz, Alman, İspanyol takımı çıkmamıştı ama Romanya ekibinin çok tehlikeli olduğunu ben biliyordum. Çünkü geçen sene Sevilla’da oynarken Steaua Bükreş’e karşı Şampiyonlar Ligi’nde oynadım. Steaua Bükreş’in yaz döneminde Roma ile oynayıp 1-0 kazandığı maçı seyretmiştim. Biliyordum ki Romanya’da lig başlamış ve onlar resmi maçlarına çıkmaya başlamışlardı. Yaz döneminde senden daha hazır bir takıma karşı oynamak çok tehlikeliydi. Ve işler de istediğimiz gibi gitmedi. Ama artık bunu unutmamız lazım. UEFA Kupası ve lig var önümüzde. Bunlara odaklanmalıyız.
UEFA Kupası için neler söylersin?
Şampiyonlar Ligi’nden elendiğimiz zaman başkanın ilk yorumu UEFA’da final oynayacağız oldu. Biz şu anda Türkiye’yi Avrupa’da tek temsil eden takımız. Fenerbahçe Stadı’nda final oynamak düşüncesi çok güzel. Ama bu sadece düşünceyle olmuyor. İlk baçta Bordeaux’yu elemeliyiz. Bordeaux çok iyi bir takım ve bizim için zor kura. Hiç kolay olmayacak. Konsantre olup elimizden gelen her şeyi sahaya koyarak oynamalıyız. Bizim için güzel bir hedef ama her şeyimizi vermemiz lazım o hedefe ulaşmak için.
Galatasaray’ı nasıl değerlendiriyorsun. Şu anda Süper Lig’de değil de, Seria A’da mücadele etse Galatasaray, kendine nerede yer bulabilir?
Galatasaray Seria A’da oynasa ilk beş takım içinde kendine yer bulabilir. İtalya’da şampiyonluğa oynayan üç takım var, bunlar herkesin bildiği gibi Inter, Milan ve Juventus. İtalya’da herkes şu anda Inter’in ligi kazanacağını tahmin ediyor. Aynı durum İspanya’da Barcelona için de geçerli. Bu takımların her mevki için çok önemli iki oyuncusu var. Galatasaray, Seria A’da oynasa iki maçta da Inter’i yenebilir. Futbol bu. Ama 38 maç sonunda ligi şampiyon olabilecek şekilde götürmesi zor. Çünkü maraton uzayınca sakatlık, o üstün formu devam ettirebilme gibi etkenler işin içine giriyor. Inter ve Barcelona rakiplerine göre çok ekstra takımlar.
Türkiye’ye gelmeden önce Walter Zenga ve Giunti gibi Türkiye’de bulunmuş kişilerden görüş aldın mı?
Walter Zenga ile ikili ilişkilerim var. Ama ona bu konuda soru sormadım. Çünkü o Gaziantepspor’un hocasıydı. Ben ise İstanbul’a Galatasaray’ın oyuncusu olarak gelecektim. Giunti ile görüştüm ama zaten kararımı da vermiştim. Onunla konuşmak da benim için bir konfirmasyon oldu.
Kasım ayında Yunanistan’a karşı milli takım kalesini sen korudun. Şu anda İtalya Milli Takımı’nın birinci kalecisi kim?
İtalya’da şu anda Buffon, Amelia ve ben varım milli takımda forma giyen. Fakat şu konuda İtalya’da şüphe yoktur, biz Buffon’un ardından geliyoruz.
Son olarak futbol dışında nelerden keyif alırsın?
Bir hobim var diyemem. Özellikle ailemle vakit geçirmeyi seviyorum. Şu anda İstanbul’da benim için bir tek onlar eksik. Bir hobi sayılacaksa ben futbol seyretmeyi çok seviyorum.
27.03.2009
 
Üst