- Katılım
- 20 Nis 2019
- Konular
- 5,130
- Mesajlar
- 19,082
- Çözüm
- 627
- Online süresi
- 12mo 4d
- Reaksiyon Skoru
- 14,958
- Altın Konu
- 486
- TM Yaşı
- 7 Yıl 1 Ay 18 Gün
- Başarım Puanı
- 494
- MmoLira
- 31,448
- DevLira
- 51
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Bölüm I: Dünya’nın Yaratılışı ve Savaşın Kökleri
Cesaretle savaşırsınız, onurla savaşırsınız… Peki aslında ne için savaşırsınız?
Savaşımızı ve şövalyelerimizin neden savaştığını anlayabilmek için, çoğu insanın unuttuğu bazı gerçekleri yeniden gün ışığına çıkarmalıyız. İçinde bulunduğumuz anlaşmazlıkların kökleri evrenin başlangıcına dek uzanmaktadır. Ne de olsa Dünya, hep bugünkü gibi bir yer değildi.
Bizim zaman olarak adlandırdığımız devirden çok önce, yalnızca mistik bir boşluk ve bu boşlukta dolaşan çok eski ve şekilsiz enerjiler vardı. Değişimin nasıl başladığı bilinmese de, zaman sınırı olmayan bu enerjiler yavaş yavaş varlık buldu ve kendini bir gün hayat olarak telaffuz edilecek kumaşa dokudu. Ve gelişen bu kumaştan bir iplik parçası kendini ayırdı ve tek başına bilinç kazandı.
Bir süre sonra bu bilinç uyandı ve milyarlarca yıl içerisinde birer yıldıza dönüşmüş olan yoğun enerjiler arasında dolaştı. Bu cansız yıldızları seyrederken ilk kez bir duyguyu, üzüntüyü hissetti.
Bilinç kazanmış olan Logos adındaki bu güç, hayat yaratma görevini üstlendi. Günlerce, ileride Carnac olarak anılacak dünyayı şekillendirdi. İlk önce yeri yarattı, en yüksek dağları ve en derin vadileriyle. Ardından masmavi gökyüzünü oluşturdu ve onu bulutlar ile süsledi. Görevini tamamladığını düşünen Logos, rahatlamıştı.
Yarattığı dünyayı yukarıdan izledi ve dağların zirvelerini süpüren serin rüzgar ile keyiflendi. Bulutlara dokundu ve daha önce hiç bilmediği o hissi, ıslaklığı hissetti; tadına baktığında ise suyun saflığı ve tazeliği karşısında hayrete düştü. Bir süre sonra karanlık ve kuru olan yere baktı ve ilk defa, dağlar dışında dünyanın hiç de güzel görünmediğini farketti. Dünya canlı değildi; ne konuşuyor, ne de gelişiyordu. Başlangıçtaki enerjilerin aksine, ölümsüzlükten çok uzaktı.
Bulutlardaki nemi düşündü ve tecrübe ettiği o hazzı hatırladı. Ardından toprağın da bu hazzı hissetmesi için bulutlara yağmuru emretti, ve isteği gerçekleşti. 49 gün boyunca yağan büyülü yağmur ile suların kayaları yontmasını sağladı, vadileri su kapladı ve okyanuslar oluştu. Kısa zamanda bu dünya, kasvetli bir boşluktan sarkan turkuaz bir mücevher gibi fevkalade bir görüntüye kavuştu; ancak Logos tatmin olmamıştı. Yarattığı nehirlerin, okyanusların ve göllerin ihtişamına tanıklık edecek birilerinin olması gerektiği kanaatindeydi. Kayalar ve dağlar tek başlarına görkemliydi, fakat hiçbirinde hayat yoktu.
Logos, dağları şekillendirmekte kullandığı topraktan kalan son enerjiyi kullanarak hayatı yarattı. Artık suda yüzen balıklar ve toprakta yetişen ağaçlar vardı. Ardından yeryüzünde hayvanlar belirdi ve kuşlar gökyüzünde büyük bir zerafet ile süzülmeye başladı. Ve son olarak Logos, kendi görüntüsünün bir yansıması olan insanları yarattı. Kendisi gibi dünyayı kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirebilme gücüne sahip olan ilk insanları, büyük nehirlerin yanına yerleştirdi. Orada, gelişmeleri için gereken her şeye sahiptiler.Bir müddet her şey yolunda gitti. İnsanlar tarafından artık bir Tanrı olarak adlandırılan Logos, hoşnuttu. Yarattıkları da hallerinden memnundu ve kendilerine bahşedilen dünyanın tadını çıkarıyorlardı.Oysa yakında hepsinin huzuru bozulacaktı.
İnsan ırkını kendi şeklinde yaratma telaşındaki Logos, bir toprak parçasına biçim vermeyi unutmuştu. Bu toprak parçası, en karanlık vadide, yüzyıllar boyunca, güzel bir şeye dönüşmek için sırasını bekledi.İlk başta sabırlıydı.
Kendi kendine “
Logos’un benim için özel bir planı var. ” diye düşünüyordu. “
Belki de beni neye dönüştüreceğine henüz karar veremedi.
Ancak biraz ilgi gösterilip sonra terkedilen her şuurlu varlıkta olduğu gibi sabrı tükendi ve öfkesi kabardı. Logos’unkine benzeyen zekâsı sayesinde, bu unutulmuş parça yavaş yavaş kendini şekillendirdi; hatta insanların fiziksel sınırlarının ötesine ulaştı. Geçirdiği her değişimde daha da güçlendi, ve unutulmuş olmanın etkisi ile daha çok nefret ile doldu.
Logos, Unutulan’ı nihayet hatırladığında, her şey için çok geç olmuştu. Unutulan, kendine Pathos adını veren bir varlığa dönüşmüştü. Logos’a kafa tutabilecek kadar kuvvetliydi, fakat onun merhametinden, sevgisinden ve kendi benzerini yaratma arzusundan uzaktı. Aksine, Logos’un itinayla yarattığı her şeyi bozmayı arzu etti. İntikam almak isteyen Pathos’un ilk hamlesi, dünyaya Logos’un en başından beri hoşlanmadığı değişimi getirmek oldu.
Pathos’un getirdiği değişim yüzünden dört mevsim, gece ile gündüz, hayat ve ölüm ortaya çıktı. Fakat bu Pathos için yeterli değildi; zira kendisinin duyduğu acıyı ve terkedilmişlik hissini Logos’un da tatmasını istiyordu. Pathos bir avuç kum aldı, ve her bir kum tanesini, ileride insanlığın günahları olarak anılacak en karanlık dürtü ve duygular ile doldurdu. Ardından insanoğlunun doğasına ektiği her zerre ile birlikte, insanlar Logos’a yüz çevirmeye başladı. Aç gözlülüğü, şehveti, ve üstün gelip yok etme arzusunu öğrendiler.Pathos’u durdurmaktan aciz Logos ağladı.
BEYENDİYSENİN ALTTAKİ YORUMA YAZABİLİRSİNİZ 2.BÖLÜMÜ GELECEKTİR
DİĞER HİKAYENİN LİNKİ
1.BÖLÜM BURASI
2.BÖLÜM
forum.turkmmo.com
3.BÖLÜM
forum.turkmmo.com
4.BÖLÜM
forum.turkmmo.com
Cesaretle savaşırsınız, onurla savaşırsınız… Peki aslında ne için savaşırsınız?
Savaşımızı ve şövalyelerimizin neden savaştığını anlayabilmek için, çoğu insanın unuttuğu bazı gerçekleri yeniden gün ışığına çıkarmalıyız. İçinde bulunduğumuz anlaşmazlıkların kökleri evrenin başlangıcına dek uzanmaktadır. Ne de olsa Dünya, hep bugünkü gibi bir yer değildi.
Bizim zaman olarak adlandırdığımız devirden çok önce, yalnızca mistik bir boşluk ve bu boşlukta dolaşan çok eski ve şekilsiz enerjiler vardı. Değişimin nasıl başladığı bilinmese de, zaman sınırı olmayan bu enerjiler yavaş yavaş varlık buldu ve kendini bir gün hayat olarak telaffuz edilecek kumaşa dokudu. Ve gelişen bu kumaştan bir iplik parçası kendini ayırdı ve tek başına bilinç kazandı.
Bir süre sonra bu bilinç uyandı ve milyarlarca yıl içerisinde birer yıldıza dönüşmüş olan yoğun enerjiler arasında dolaştı. Bu cansız yıldızları seyrederken ilk kez bir duyguyu, üzüntüyü hissetti.
Bilinç kazanmış olan Logos adındaki bu güç, hayat yaratma görevini üstlendi. Günlerce, ileride Carnac olarak anılacak dünyayı şekillendirdi. İlk önce yeri yarattı, en yüksek dağları ve en derin vadileriyle. Ardından masmavi gökyüzünü oluşturdu ve onu bulutlar ile süsledi. Görevini tamamladığını düşünen Logos, rahatlamıştı.
Yarattığı dünyayı yukarıdan izledi ve dağların zirvelerini süpüren serin rüzgar ile keyiflendi. Bulutlara dokundu ve daha önce hiç bilmediği o hissi, ıslaklığı hissetti; tadına baktığında ise suyun saflığı ve tazeliği karşısında hayrete düştü. Bir süre sonra karanlık ve kuru olan yere baktı ve ilk defa, dağlar dışında dünyanın hiç de güzel görünmediğini farketti. Dünya canlı değildi; ne konuşuyor, ne de gelişiyordu. Başlangıçtaki enerjilerin aksine, ölümsüzlükten çok uzaktı.
Bulutlardaki nemi düşündü ve tecrübe ettiği o hazzı hatırladı. Ardından toprağın da bu hazzı hissetmesi için bulutlara yağmuru emretti, ve isteği gerçekleşti. 49 gün boyunca yağan büyülü yağmur ile suların kayaları yontmasını sağladı, vadileri su kapladı ve okyanuslar oluştu. Kısa zamanda bu dünya, kasvetli bir boşluktan sarkan turkuaz bir mücevher gibi fevkalade bir görüntüye kavuştu; ancak Logos tatmin olmamıştı. Yarattığı nehirlerin, okyanusların ve göllerin ihtişamına tanıklık edecek birilerinin olması gerektiği kanaatindeydi. Kayalar ve dağlar tek başlarına görkemliydi, fakat hiçbirinde hayat yoktu.
Logos, dağları şekillendirmekte kullandığı topraktan kalan son enerjiyi kullanarak hayatı yarattı. Artık suda yüzen balıklar ve toprakta yetişen ağaçlar vardı. Ardından yeryüzünde hayvanlar belirdi ve kuşlar gökyüzünde büyük bir zerafet ile süzülmeye başladı. Ve son olarak Logos, kendi görüntüsünün bir yansıması olan insanları yarattı. Kendisi gibi dünyayı kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirebilme gücüne sahip olan ilk insanları, büyük nehirlerin yanına yerleştirdi. Orada, gelişmeleri için gereken her şeye sahiptiler.Bir müddet her şey yolunda gitti. İnsanlar tarafından artık bir Tanrı olarak adlandırılan Logos, hoşnuttu. Yarattıkları da hallerinden memnundu ve kendilerine bahşedilen dünyanın tadını çıkarıyorlardı.Oysa yakında hepsinin huzuru bozulacaktı.
İnsan ırkını kendi şeklinde yaratma telaşındaki Logos, bir toprak parçasına biçim vermeyi unutmuştu. Bu toprak parçası, en karanlık vadide, yüzyıllar boyunca, güzel bir şeye dönüşmek için sırasını bekledi.İlk başta sabırlıydı.
Kendi kendine “
Logos’un benim için özel bir planı var. ” diye düşünüyordu. “
Belki de beni neye dönüştüreceğine henüz karar veremedi.
Ancak biraz ilgi gösterilip sonra terkedilen her şuurlu varlıkta olduğu gibi sabrı tükendi ve öfkesi kabardı. Logos’unkine benzeyen zekâsı sayesinde, bu unutulmuş parça yavaş yavaş kendini şekillendirdi; hatta insanların fiziksel sınırlarının ötesine ulaştı. Geçirdiği her değişimde daha da güçlendi, ve unutulmuş olmanın etkisi ile daha çok nefret ile doldu.
Logos, Unutulan’ı nihayet hatırladığında, her şey için çok geç olmuştu. Unutulan, kendine Pathos adını veren bir varlığa dönüşmüştü. Logos’a kafa tutabilecek kadar kuvvetliydi, fakat onun merhametinden, sevgisinden ve kendi benzerini yaratma arzusundan uzaktı. Aksine, Logos’un itinayla yarattığı her şeyi bozmayı arzu etti. İntikam almak isteyen Pathos’un ilk hamlesi, dünyaya Logos’un en başından beri hoşlanmadığı değişimi getirmek oldu.
Pathos’un getirdiği değişim yüzünden dört mevsim, gece ile gündüz, hayat ve ölüm ortaya çıktı. Fakat bu Pathos için yeterli değildi; zira kendisinin duyduğu acıyı ve terkedilmişlik hissini Logos’un da tatmasını istiyordu. Pathos bir avuç kum aldı, ve her bir kum tanesini, ileride insanlığın günahları olarak anılacak en karanlık dürtü ve duygular ile doldurdu. Ardından insanoğlunun doğasına ektiği her zerre ile birlikte, insanlar Logos’a yüz çevirmeye başladı. Aç gözlülüğü, şehveti, ve üstün gelip yok etme arzusunu öğrendiler.Pathos’u durdurmaktan aciz Logos ağladı.
BEYENDİYSENİN ALTTAKİ YORUMA YAZABİLİRSİNİZ 2.BÖLÜMÜ GELECEKTİR
DİĞER HİKAYENİN LİNKİ
1.BÖLÜM BURASI
2.BÖLÜM
Knight Online Hikâyesi Bölüm 2
Bölüm II: Kaosun Başlangıcı Pathos’un dünyayı değiştirmesinin üstünden epey zaman geçti. Logos’un kendi ebedi zekası için sürekli dünyayı elinde tutma çabası, ölümün yaratılışıyla parçalanmıştı. Kumaş değişmişti, çünkü yaşayanlar ölürse yeni hayat onların yerini alıyordu. Logos’un yaratma gücü...
Knight Online Hikayesi Bölüm 3
Bölüm III: Pianna Şövalyeleri’nin Hikâyesi Yaratılış kumaşının hassas bir yapısı vardı. Pathos’un ve Cypher kimliğindeki yeni Pathos’un getirdiği değişikliklerle, Carnac değişim sinyalleri vermeye başladı. İlk başta, çok önemli olmayan değişimlerdi bunlar. Çiceklerin kokusu yok olmaya...
Knight Online Hikâyesi Bölüm 4 (SON)
Bölüm IV: Cypher’ın Laneti (SON BÖLÜM) Cypher’ın aldığı yenilgiyle birlikte, yeşil bulut yükseldi ve zafer sarhoşu Pianna Şövalyeleri, El Morad’ın tümünü bulmak ve kendilerinin dönüşünü bekleyen kutlamalar için eve doğru ilerlediler. Yedi sene gibi uzun süren bir savaş insanoğlunun zaferiyle...
Son düzenleme:


