Sitemize reklam vermek için [email protected] adresine mail atabilirsiniz
For Advertising Contact [email protected]


Amerikan savaş stratejileri

Hakan811

Level 6
TM Üye
Üye
Ticaret - 0%
0   0   0
Katılım
3 Şub 2009
Konular
926
Mesajlar
1,426
Beğeniler
31
MmoLira
0
DevLira
0
#1
Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşu sırasında, Kurucu Atalar tarafından formüle edilmiş olan Amerikan askeri-politik kavramlarının, yönetici sınıfın genişlemeci kesimlerinin etkisi altında, sonunda, sınır tanımaz dünya hegemonyası amaçlarına hizmet eden bir ulusal askeri doktrin halinde nasıl evrimleştiği anlatılmaktadır. Bu amaca ulaşma planları çoğunlukla, Birleşik Devletler tarafından hem psikolojik tarzda hem de dolaysız şekilde yani fiziksel silahlı kuvvet kullanımına yaslanmıştır.
Amerikan askeri-politik strateji esaslarının askerler tarafından değil de politikacılar tarafından oluşturulduğunu söylemek hiçbir şekilde yanlış olmaz. Ordu yalnız taktik konularla ilgilenmiş ve stratejik teorinin Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri içinde tanıtılmasını sağlamıştır.
Amerika Birleşik Devletlerinde, devlet gemisinin dümeninde bulunan politikacılar, mülk sahibi bir sınıfın temsilcileri olarak yayılmacı bir dış politika ve stratejinin esaslarını çizdiler.
Kurucu Ataların dış politika kavramları incelendiğinde onların askeri-politik stratejilerinin üç temel yargıya dayandığı görülecektir:
- Silahlı Kuvvetler, dış politikada anlaşmazlıkları çözümlemenin ana ve nihai aracı, “son sözü söyleyendir.”
- “Kendi çıkarlarının bilincinde olmak” Birleşik Devletlerin uluslar arası ilişkilerdeki tutumunu şekillendiren temel unsur olmalıdır.
- Birleşik Devletler, daha önce benzeri görülmemiş, kendine özgü bir ulustur.
Birleşik Devletlerin tecrit politikasını ancak 2 nci Dünya Savaşı’ndan sonra terk ettiği ve bundan sonra pek çok sayıda uzun dönemli ittifaklara ve anlaşmalara girip kendi himayesi altında dizi dizi askeri ve politik bloklar kurarak uluslar arası ilişkilere aktif şekilde müdahale etmeye başladığı savunulmaktadır. 2 nci Dünya Savaşı sonrası dönemde nükleer silahların ortaya çıkması, stratejik amaçların elde edilebilmesi için savaşın ara aşamalarını devreden çıkarıp doğrudan stratejik nükleer kuvvetlerin kullanılabilmesine olanak sağlanmıştır. Stratejik nükleer silah sistemlerinin karmaşıklığı ve muazzam maliyetleri ve ulusal askeri-sınai altyapının önemli boyutlarda genişlemesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri gelişiminin, ülkenin genel ekonomik faaliyetinden ve politik örgütlenmesinden ayırt edilemez bir duruma gelmesine katkıda bulunmuştur. Birleşik Devletlerin askeri çabalarının yönü ve kapsamı, yalnızca Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetlerinin yeteneklerinin değil aynı zamanda ulusun davranış şeklinin de temelini oluşturmaktadır. Çünkü silahların muazzam maliyetleri karşısında, askeri çabalar, dış ve iç politikanın en önemli elemanı durumuna gelmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri liderliğinin askeri ve politik düşünce tarzı bir dizi unsurun etkisi altında kalmıştır. Bunların en önemlisi SSCB ile Birleşik Devletler arasındaki, sosyalizm ile kapitalizm arasındaki güçler dizilişidir. İki ülke arasındaki mevcut stratejik askeri eşitlik belirli bazı batı çevrelerin saldırgan niyetlerini gemlemektedir. Başka bir gemleyici etken de halk yığınlarının giderek artan bilinçliliği ve politik etkinliğidir. Sovyetler Birliği ve tüm sosyalist topluluğun askeri ve ekonomik gücü ve onların barışı korumayı ve silahsızlanmanın gerçekleştirilmesini amaçlayan ve tüm dünyada geniş bir kamuoyu desteği sağlayan, yapıcı ve amaca yönelik politikası da Amerika Birleşik Devletleri askeri politikasını etkilemiştir.
Sömürgecilik sisteminin çökmesi ve sanayileşmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki politik ve ekonomik ilişki sisteminin köklü şekilde değiştirilmesini talep eden çok sayıda bağımsız ulusun dünya sahnesine çıkmış olması da Amerika Birleşik Devletleri yönetici çevrelerinin stratejik hesaplarını önemli bir dereceye kadar etkilemektedir. Gelişmekte olan ülkeleri zaman zaman silahlı kuvvete de başvurarak Amerika Birleşik Devletleri nüfuz bölgesi içinde tutma çabası Amerika Birleşik Devletleri politikasının ve stratejisinin ana hedeflerinden biri olmuştur.
Washington’un askeri politik stratejisinin doğasını etkileyen diğer etkenler arasında Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinin ve dünya kapitalist ekonomisinin durumu, Batı Avrupa ve Japon askeri ve ekonomik yeteneklerinin büyümesinden kaynaklanıp gittikçe keskinleşen çelişkiler ve Hindistan, Güney Afrika ve Brezilya gibi ülkelerin, bölgesel askeri dengelerde önemli bileşenler durumuna gelmeleri sayılabilir. Kuşkusuz, dünya çapındaki güç dengesinin ana unsurlarından birisi olan, Çin Halk Cumhuriyeti, ülkenin nükleer roket cephaneliğini büyütmekte ve konvansiyonel kuvvetleri ve silahları modernleştirmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri yönetici çevreleri, kendi stratejilerini dünyanın değişen gerçeklerine uygun duruma getirmek için periyodik ayarlamalar yapmaktadır. Ama dünya çapındaki politik, ekonomik ve askeri güç dengesinde yer almakta olan kaymalar ve Birleşik Devletlerin kendi başlattığı silahlanma yarışının gittikçe büyüyen mali yükü, onun dünya çapında askeri kuvvet kullanma kapasitesini sınırlamaktadır. 2 nci Dünya Savaşından bu yana girişilen Amerika Birleşik Devletleri askeri maceralarının başarısızlığa uğraması (özellikle Kore ve Vietnam’daki müdahaleler), günümüz dünyasında gerçek stratejik değişiklikler sağlamanın ancak askeri olmayan araçlar kullanarak, en başta da teknolojik ve ekonomik nüfuz araçları kullanarak mümkün olacağını savunan gerçekçi düşünceli Amerikalıların durumunu güçlendirmiştir. Ama yine de, Amerika Birleşik Devletleri liderleri, sübjektif olarak, Washington’da bazen “mutlak güvenlik” diye tanımlanan benzersiz bir askeri konuma ulaşmaya çabalamaktadır. Bu ise, Amerika Birleşik Devletleri stratejisinin dünya gerçeklerine uyarlanmasını son derece acılı, yavaş ve çelişkili bir süreç durumuna getirmektedir. Washington’un askeri-politik stratejisindeki gerçekçiliğe doğru kayışlar, dalgalanmalar halinde ve saptamalarla birbirini izlemektedir.
Birleşik Devletlerin kendini yeni uluslar arası duruma uyarlanmasında askeri-politik alandaki uyarlamalar dahil çok belirgin bazı özelliklere işaret edilebilir. Bu özelliklerin birincisi, askeri doktrin ve stratejiye getirilen ayarlamaların koşullar tarafından zorunlu kılındığı gerçeği; ikincisi, bu ayarlamaları en alt düzeyde tutma istekliliği; üçüncüsü, bu ayarlamaların, onları gerekli kılan teorik anlayışın oldukça gerisinde kalması ve dördüncüsü ise yeni ve daha iyi silah sistemleri geliştirme yoluyla, askeri ve politik sorunlara saf teknik “çözümler” bulmaya çalışmasıdır.
Güç dengesinin stratejik bakımdan anlamı, uluslar arası bir sisteme katılanlar arasındaki dengeyi, bir tarafın, diğerlerini bölen çelişkileri sömürerek kendi yararına çevirme yeteneğidir.
Soğuk Savaş 200 yıllık Amerika Birleşik Devletleri tarihiyle kıyaslanarak incelendiğinde, bir bakıma, geleneksel Amerikan politikalarından bir sapmaydı ve dünya çapındaki tüm sorunların, en başta da “uluslar arası Komünizm” sorunun Birleşik Devletler tarafından kendi keyfine göre ve güç konumlarından hareketle ele alınması girişimiydi.
 
Üst