HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Hz. Muhammedâin çaÄrısı üzerine önce eÅi Hatice, amcasının oÄlu Ali, Mekkeânin önde gelen tüccarlarından Ebu Bekir ve Peygamberâin azatlı kölesi Zeyd, müslüman oldular. Bu dört kiÅi sanki o devirdeki Mekke toplumunun dört kesitin temsil ediyordu : zengin tüccar kesimini Ebu Bekir, kadınları Hatice, çocukları Ali ve köleleri Zeyd.
Hz. EBU BEKİR ES SIDDIK (r.a) (571-634)
Hz. Muhammed (s.a.s.)âin İslamâı tebliÄe baÅlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raÅit halifelerin, aÅere-i mübeÅÅerenin ilki. Camiuâl Kurâan, es-Sıddık, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi.
Kurâan-ı Kerimâde hicret sırasında Rasullulahâla beraber olmasından dolayı, â¦ma arada bulunan iki kiÅi den biri⦠(et-Tevbe, 9/40) Åeklinde ondan bahsedilmektedir. Asıl adı Abdülkabe olup, İslamâdan sonra rasullalah (s.a.s.)âın ona Abdullah adını verdiyi kaydedilir. Azaptan azad edilmiÅ manasına âatikâ; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduÄundan dolayı da âsıddıkâ lakabıyla anılmıÅtır. âDeve yavrusunun babası â manasına Ebu Bekir adıyla meÅür olmuÅtur. Teym oÄulları kabilesinden olan Ebu Bekirâin nesebi Mürre b. Kaâbâda Rasulullah2la birleÅir. Annesinin adı Ümmüâl-Hayr Selma, babasının ki Ebu Kuhafe Osmanâdır. Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir⦠b. Murraâ¦et-Teymiâdir. Bedir savaÅına kadar müÅrik kalan oÄlu abdurrahman dıÅında bitin ailesi müslüman olmuÅtur. Babası Ebu Kuhafe, Ebu Bekirâin Rasulullah (s.a.s.)âden bir veya üç yaÅ küçük olduÄu zikredilmiÅtir. İslam2dan önce de saygın, dürüst, kiÅilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulunmayan âhanifâ bir tacir olan Ebu Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamberâden hiç ayrılmamıÅtır. Bütün servetini, kazancını İslam için harcamıÅ, kendisi sade bir Åekilde yaÅamıÅtır.
Hz. Ebu Bekir, Fil yılından iki sene birkaç ay sonra 571âde Mekkeâde dünyaya gelmiÅ, güzel hasletlerle tanınmıŠve iffetiyle Åöhret bulmuÅtur. İçki içmek cahiliye döneminde çok yaygın bir adet olduÄu halde o hiç içmemiÅtir. O dönemde Mekkeânin ileri gelenlerinde olup Arapların nesep ve ahbar ilimlerinde meÅhur olmuÅtur. KumaÅ ve elbise ticaretiyle meÅgul olurdu; sermayesi kırk bin dirhendi ki, bunun büyük bir kısmını islam için harcamıÅtır. Rasulullahâa iman eden Ebu Bekir (r.a) İslam davetçiliyine baÅlamıÅ, osman b. affan, Zebeyr b. avvam, abdurrahman b. Avf, Saâd. Ebi Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi İslamâın yüceleÅmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların bir çoÄu İslamâı onun davetleriyle kabul ettmiÅlerdir.
Hz. Ebu Bekir hayatı boyunca Rasulullahâın yanında ayrılmamıÅ, çocukluÄundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuÅtur. Rasulullah birçok hususlarda onun görüÅünü tercıh ederdi. Umumi ve hususi olan önemli iÅlerde ashabıyla müÅevere eden Peygamber (s.a.s.) bazı hususlarda özellikle Ebu Bekirâe danıÅırdı. Araplar ona âPeygamberâin veziriâ derlerdi.
TeymoÄulları kabilesi Mekkeâde önemli bir yere sahipti. Ticaetle uÄraÅıyorlar, toplusal temasları ve geniÅ kültülükleri ile tanınıyorlardı. Hz ebu Bekirâin babası Mekke eÅrafındandı. Hz Ebu Bekir, cahiliye döneminde de güzel ahlakı ile tanınan, sevilen bir kiÅi idi. Mekkeâde âeÅnakâ diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi iÅleirinin yürütülmesiyle görevliydi. Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir doslukları vardı. Sık sık buluÅur, allahâın birliÄi Mekke müÅriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müÅavere ederdi. İkisi de cahiliye kültürüne karÅıydılar, Åir yazmaz ve Åiiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi.
İslamâı Benimsemesi
Hz Ebu Bekir, Hira daÄından dönen hz Muhammed ile karÅılaÅtıÄında, Rasulullah (s.a.s.) ona âAllahâın elÅisiâ olduÄunu söyleyip âYaratan Rabbinin adıyla okuâ diye baÅlayan ayetleri bildirdiÄi zaman hemen ona: â Allahâın birliÄine ve senin Oânun rasülü olduÄuna iman ettimâ demiÅtir. Hz Haticeâden sonra Rasulullahâa ilk iman eden odur. Hz peygamber (s.a.s) İslamâı tebliÄinin ilk zamanlarında kiminle konuÅtuysa en azından bir tereddüt görmüÅ, ancak Ebu Bekir Åeksiz ve tereddürsüz bir Åekilde kabul etmiÅtir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s.), âBütün insanların imanı bir kefeye, Ebu Bekirâin ki bir kefeye konsa, onun imanı aÄır basardıâ diye latif bir benzetme de yapmıÅtır. Müâmin Ebu Bekir, hayatının sonunda kadar tüm varlıÄını İslamâa adamıÅ, bütün hayırlı iÅlerde en baÅta gelmiÅtir.
Ebu Bekir Mekke döneminde güçlü kailelere mensup kiÅileri İslamâa kazandırmaya çalıÅtı, öte yandan müÅriklerin iÅgencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen satın alıp azad etmekte kullandı. Bilal, Habbab, Lübeyne, Ebu Fukayhe, Amir, Zinnire, nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandır. Kendisi de Mecsid-I Haram müÅrüklerin saldırısına uÄramıÅtı. Ebu Bekir, iman ettikten sonra İslamâı tebliÄe gizli gizli devam ediyordu. Annesi, karısı Ümmü ruman ve kızı Esma da iman etmiÅ, fakat oÄulları Abdullah, Abudurrahman ve babası Ebu Kunafe henüz iman etmemiÅlerdi. Osman b. Affan, Saâd b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvam, Talha b. Ubeydullah gibi ilk
müslümanları İslamâa davet eden odur. MüÅrüklerin eziyetleri çoÄalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hz Peygamber Hz. Ebu Bekirâe de HabeÅistanâa göç etmesini söylemiÅve Ebu Bekir yola çıkmıÅ, ancak Berküâl-Gımadâda Mekkeânin ileri gelen kabilelerinden İbn Dugunne ile karÅılaÅtıÄında İbn Dugunne onu himayesine aldıÄını ve Mekkeâye dönmesi gerektiÄini belirterek, ikisi birlikte Mekkeâye dömüÅlerdir. Ancak Åartlı olarak Ebu BekirâI himayesine alan İbn Dugunne, Ebu Bekirâin açıktan açıÄa ibadet etmesi ve inancını yaymaya devam etmesi sebebiyle Åartlarını yerina getirmediyini iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasını söylediyinde Ebu Bekir, onun himayesine ihtiyaçı olmadıÄını, zaten kendisine söz vermediyini ifade etmiÅti: âSenin himayeni sana iade ediyorum. Bana Allahâın himayesi yeter.â Böylece onüç yıl Mekkeâde Rasulullahâın yanında kalan Hz Ebu Bekir, Hz AiÅeânin rivayetine göre, Rasulullah hicret emrini alıp Ebu Bekirâe gelerek ona berberce hicret edeceklerini söyleyince Ebu bekir sevinçten aÄlamaya baÅlamıÅtı.
Hz. Peygamberâin bir gecede Mekkeâden kudüsâe oradanda Sidretüâl Münteha2ya gittiÄi İsra ve Mirac hadisesini duyan müÅrikler bunu Hz ebu Bekirâe yetiÅtirdikleri zaman; âO dediyse doÄrudur.â DemiÅtir. Bu sözünden sonra Ebu Bekirâe; ihlaslı, asla yalan söylemeyen, özü doÄru, itikanda Åüphe olmayan anlamında, âSıddıkâ lakabı verildi. Kurâan tabiriyle, â O, ne iyi arkadaÅtıâ denilebilir.
İÅte o â Sıddıkâ ile o âEminâ, iki arkadaÅ beraberce Sevr daÄındaki maÄraya hareket ederek hicret etmiÅlerdir.
Hicreti
Sevr maÄasına ilk giren Hz. Ebu Bekir(r.a.) maÄarada keÅif yaptıktan sonra Resullulah içeri girmiÅtir. Ebu Bekirâin kızı Esma yolda yemeleri için azıklarını hazırlamıÅtı. Onlar Mekkeâden ayrılınca müÅrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya baÅladılar. KüreyÅ kabilesinin müÅrikleri Ebu Cehil baÅkanlıÄında Esmaânın evini aradılar, hararet edip dayak attılar.
Hz. Ebu Bekir (r.a.) hiçret yolculuÄuna çıkarken yanına bütün parasını almıÅtı. Buna raÄmen kızı Esma onun nerede olduÄunu nereye gittiyini kafirlere söylememiÅtir. İz süren Mekkeli müÅrikler sevr maÄrasına kadar geldiler Resullulah bu sırada Kuranâda anlatıldıÄı biçimde Åöyle diyordu : âÜzülme, Allah bizimledirâ (et-Tevbe,104/40) nitekim Allah ona güven vermiÅ, göremedikleri askerleriyle onu desteklemiÅtir; Allah gülüdür, hakımdır. Kafirler tüm aramalara raÄmen onları bulamadılar. MaÄrada üç gün kaldıktan sonra Mediye yönelen Resullulah ile Ebu Bekir Kubaâya vardılar.
Ebu Bekir maÄrada kaldıkları günü Åöyle anlatır; âRasullulah (s.a.s.) ile bir maÄrada bulundum. Bir ara baÅımı kaldırıp baktım. O anda KüreyÅ casuslarını gördüm bunun üzerine, âYa Rasullulah, bunlardan birkaçı gözünü aÅaÄı eysede baksa muhakkak bizi görürâ dedim. O, sus ya Ebu Bekir. İki yoldaÅ ki Allah onların üçüncüsü ola endiÅe edilirmi?â buyurdu.
Kubaâda üç gün Resullullah ile Hz Ebu Bekir nihayet Medineâye vardılar. Medineâde Hz Ebu Bekir humma hastalıÄına tutuldu. Hastalık ilerleyip düÅtüyünde Resullulah, âAllahâım Mekkeâyi sevgili kıldıÄın gibi Medineâyide bize sevgili kıl, hummayı bizden uzaklaÅtır diye dua ettiyi zaman Hz Ebu Bekir ve diyer sahabilier iyleÅtiler. Bu arada âHz AiÅe ile Hz Muhammed (s.a)âin düyünleri yapıldı. Mescidi Nebi inÅa edildi. Masrafların bir kısmını Hz Ebu Bekir karÅıladı. Medineâde kardeÅlik tesis edildiyinde Ebu Bekirâin kardeÅliyi Harise b. Zeyid oldu.
Hz Ebu Bekir Medineâde Mescidi Nebiânin inÅasına katıldı. Resullulah İslamı yaymak ve duÅmanlar hakkında bilgi toplamak için Seriyye denilen keÅif kollarını Medine dıÅına yolluyor, bunlara bazen Hz Ebu Bekirâde katılıyordu. Resullulah ile birlikte bizzat savaÅlarda (Bedirâde, Uhutâta, Hendekâte) Ebu Bekirâde yer aldı. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyin, Taif gazvelerindede bulundu. Resullulahâın bizzat idare ettiyi harplere gazve denir. Ebu Bekir bu sözü geçen büyük savaÅlardan baÅka otuzdan fazla gazveye katılmıÅtır. ÇarpıÅma olmaksızın Vetdan, Buvat, Bedir-I Ula, UÅeyre gazveriylede duÅmanlar itaat altına alınmıÅtır. Bütün bu gazvelerde Hz Ebu Bekir, Resullulahâın en yakının da yer almıŠolup onun âveziriâ gibi idi. Bedirâde, oÄlu Abdurrahman müÅrikler safında yer aldıÄında Ebu Bekir oÄluyla çarpıÅmıÅtır. Sadece o deyil Bedirâde birçok sahabi oÄlu, kardeÅi, babası, dayısı ile çarpıÅmıÅtır. Bedir savaÅı, müslümanların İslamâı herÅeyden üstün tuttuklarını Allah için en yakın olan müÅrüikleri kan baÄı veya kabile taassubu içinde kalmadan, baÅka insanlardan ayırt etmeden öldürdüklerini göstermektedir. Resullulahâın bir amcası Hamza islam ordusu safındayken öteki amcası Abbas düÅman safındaydı. Yeyeni Ubeyde kandi yanındayken, öteki yeyenleri Ebu Sufyan ve Nevfel müÅriklerle beraberdi. Hatta kızı Zeynepâin eÅi Ebuâl-As da Resullulahâa karÅı müÅriklerle beraber savaÅıyordu.
Hicretâin 9 yılında Medineâde büyük nir kıtlık oldu. Bu arada Bzans imparatorui, Åamda Hicaz bölgesini istila etmek üzere büyük nir ordu hazırladı. Resullulah, bu orduya karÅı islan ordusunu hazırlarken, kıtlık sebebiyle zorluklarla karÅılaÅtı. Ebu Bekir mallarının hepsini bu ordunun hazırlanmasında kullandı. 10. yılda â Veda Haccâ ında bulununan Allahâın Resulu, 11. Yılda hastalandı.
Hilafeti
Hicri 11. Yılda hastalanan Resullulah (s.a.s.) 13 Rebuyyulevvel Pazartesi günü ( 8 Haziran 632) vefat etti. Onun vefatını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiyini karar veremediler. Ama Oâda bir ölümlüydü. Hz. Ömer onun Hz Musa gibi Rabbi ile buluÅmaya gittiyini, Oânun için öldü diyen olursa ellerini keseceyini söylüyordu. Ebu Bekir, Resulalahâın iyi olduÄu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmiÅti. Vefat haberini duyar duymaz hemen geldi. Resulallahâı alnından öptü ve ââBabam ve anam sana feda olsun Ya Resulallah.ölümündede yaÅamındaki kadar güzelsin.Senin ölümünle peyganberlik somn bulmuÅtur.Åanın ve Åerefin o kadar büyükki,üzerinde aÄlamaktan münezzehsin .Ya Muhammed ,Rabbinin katında bizi unutma ; hatırında olalım â¦ââ dedi.Sonra dıÅarı çıkıp ÖmerâI susturdu ve ;ââEy insanlar ,Allah birdir ,Oândan baÅka İlah yoktur ,Muhammed onun kulu ve elçisidir Allah apaçık hakikattır.Muhammedâe kulluk eden varsa bilsinki,o ölmüÅtür Allahâa kulluk edenlere gelince Åüpesiz,Allah, Baki ve ebedidir. Size Allahâın Åu buÄruÄunu hatırlatırım : ââMuhammed sadece bir elçidir . Ondan önçede peygenberler gelip geçmiÅtir. Åimdi o ölür veye öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allahâa Hiçbir ziyan veremez .Allah Åükredenlere mükafatlandıracaktırââ.(Al-u İmran, 3/144).Allahâın kitabı ve
Resulallahâın sünnetine sarılan doÄruyu bulur ,o kisinin arasını ayıran sapıtır. Åeytan , peyganberimizin ölümü ile sizi aldatamsın , dininizden saptırmasın. Åeytanın size ulaÅmasına fırsat vermeyiniz ââ
Hz Ebu bekir bu konuÅmasıyla orada bulunanları teskin ettikten sonra ResulallahâIn techiziyle uÄraÅrken , Ensar,
Benü Saide Sakifesinde toplanarak Hazreçâin Reisi olan Saâde b. Uhudeâyi Resullulahâtan sonra halefe tayini için bir araya gelmiÅlerdir. Ebu Bekir, Hz Ömer, Ebu Ubeyde ve muhacirlerden bir grup hemen Benü Saideâye gitti. Orada Ensar ile konuÅulduktan sonra hilafet hakkında çeÅitli muzakereler yapıldıktan sonra Hz Ebu Bekir , Ömer ile Ebu Ubeydeânin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine beyâat edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz Ebu Bekirâin konuÅmasından sonra Hz Ömer atılarak hemen Ebu Bekirâe beyâat etti ve, âEy Ebu Bekir müslümanları sen Resullulahâın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin biz sana beyâat ediyoruz. Resulullahâa hepimizden sevgili olan sana beyâat ediyoruzâ dedi. Hz Ömerâin bu ani davranıÅı ile orada bulunanların hepsi Ebu Bekirâe beyâat etti. Bu özel beyâat sonra ertesi gün Mesci-i Nebiâde Hz Ebu Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona beyâat edildi. Resullulahâın defni salı günü gerçekleÅirken, Oânu nereye defnedileceyi hakkında da bir iftilaf geldiyinde Hz Ebu Bekir yine firasetini ortaya koydu ve âHey her peygamber öldüyü yere defnedilirâ hadisini asaba hatırlatarak bu ihtilafı giderdi. Resulullahâın cenaze namazı imamsız olarak gruplar halinde kılındı. Bütün bunlar olurkan Hz Aliânin Hz Fatimanın evinde HaÅimoÄulları ve yandaÅlarıyÅa ve beyâat katılmadıÄı nakledilir. Hz Ali rivayetlere göre el-Beyâatüâl- Kübraâya beyâat edildiyi haberini alır almaz, elbisesini yarım yamalak giydiÄi halde evden fırlamıŠve gidip Hz Ebu Bekirâin üstünlüsünü bildiyini, onun hakkında yaptıÄı konuÅmalar ve tarihin akıÅı, diÄer revayetlere aykırıdır.
Rasulullahâın en yakın asabı arasında - hatta Ebu Bekir ile Ömer arasında - zaman zaman ihtilaflar, görüÅ ayrılıkları meydana gelmiÅsede ilk iki halife zamanında da görüldüyü gibi daima birlikte devam ettirilmiÅtir. AnlaÅmazlık gibi görünen hadiselerin birçoÄunda huy ve karakter farklılıÄı röl oynuyordu. Mesela Ebu Bekir yumuÅak ve sakın davranırken, Ömer sertlik yanlısıydı. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Ebu Bekirâin yönetiminde Hz Ali ve Zübeyir b. Avvam Ritte savaÅlarında kararların içinde, namazlarda Ebu Bekirâin arkasında yer almıÅlardır . Hz. Ali Rasulullahâın bir vasiyeti olsaydı ölünceye kadar onu yerine getireceÄini söylemiÅ ancak İbn Abbasâın Rasululah hastalandıÄı zaman ona gidip hilafet iÅini sormak istemesini geri çevirmiÅtir. Yani Hz Ebu Bekirâin halifeliÄine karÅı kimseden bir çıkıŠolmamıÅtır. Zaten tabii, fıtri, akli ve maslahata uygun olanda halifeliyidir. Hz Peygamber ölmeden önce yazılı bir ahitname bırakmamıÅ, ancak Ebu Bekirâin faziletine dair mescidde konuÅmuÅ hasta hataÄındayken onu ısrarla çaÄırtmıŠve yerine imam tayin etmiÅtir.
Hz Ebu Bekir, kendisini Rasulullahâın mirasından pas almak için gelen Hz Fatimaâya âResulullahâın yaptıÄı hiçbir Åeyi yapmaktan geri durmam â diyerek Fatimaânın Peygamberâin kızı olmasını dinin üstün tutulmasından daha önemsiz görmüÅ ve Rasullulahâın yanındayken ne duymuÅ, ne görmüÅse onu tatpık etmiÅtir. Sonraları Hz. Aliânin hilafeti zamanında Fatımaâya ki, Ebu Bekirâe gidip miras isterken savunmuÅtu- mirastan hiçbir Åey vermemesi de ashabın Rasulullahâın sünnetine nasıl itaat ettiklerinin delilidir. Hz Ebu Bekir â Rasulullahâın Halifesiâ seçildikten sonra Mescidâde yaptıÄı konuÅmada, â sizin en hayırlınız deÄilim, ama baÅınıza geçtim görevini hakikiyle yaparsam bana yardım ediniz, yanılırsam doÄru yolu gösteririz; ben Allah ve Rasülüâne itaat ettiÄim müddetçe siz bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmezâ¦â demiÅtir.
Mürtedlerle Mücadele,
Irak ve Suriye Fütühatı
Hz Ebu Bekir Rasulullahâın halifesi olduktan sonra, onun vefatıyla Arabistanâda Mekke ve Medine dıÅındaki bölgelerde görülen dinden dönme haraketlerine, yalancı peygamberlere, ânamaz kılarız, ama zekat vermayizâ diyenlere karÅı savaÅ açtı. Esveduâl-Ansı, Müseylemetüâl-Kezzap, Sacah, Tuleyha gibi yalancı pegamberlerle yapılan savaÅlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiÅ, isyan bastırılmıÅ, zekat yeniden toplanmaya baÅlamıŠve Bey-tüâl-Mal 2 konulup daÄıtılmaya baÅlamıÅtır. Rasulullahâın hazırladıÄı, ancak vefatı sebebiyle bekleyen Üsame ordusunu Ürdünâe yollayan Ebu Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıÅtır. İçte isyanlarla mücadele edilirken, sıÅta iki büyük imparotorluÄun, İran ve Bizansâın ordularıyla karÅılaÅmıÅtır. Hire, Ecnadin ve Enbar, savaÅlarla İslam diyarına katılmıÅ, ırak fetedilmiÅ, Suriiyeânin de önemli kentleri ele geçirilmiÅtir. Yemrük savaÅı devam ederken Hz Ebu Bekir vefat etmiÅtir. Onun ordusuna verdiÄi öÄütlerde Åu ibareler vardır: âKadın, çocuk ve yaÅlılara dokunmayın , yemiÅ veren aÄacı kesmeyin, haddi aÅmayın, korkmatın.â Gerçekten İslam ordusu fethettiÄi yerlerde kimseye zulmetmemiÅ, adeletiyle düÅmanlarının taktirini kazanmıÅ, müslüman olmayıp da cize vererek İslamâın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaÅamıÅlardır.
Kurâan-ı Kerimâin Toplanması,
âMushafâın Meydana gelmesi
Hz Ebu Bekir, Redde harplerinde, vahiy katiplerinin ve kurraânın birçoÄunun Åehid olması üzerine, Hz ömerâin Kurâanâın toplanması fikrine sıcak bakmamıÅsa da sonra ona hak vererek, Kurâan aytlerinin toplanmasını saÄlamıÅtır. Rasulullah zamanında peyderpey inen vahiy, katiplerce ceylan derilerine, beyaz taÅlara, enli hurma dallarına yazıldıÄı gibi, ashabın çoÄu da Kurâan hafızı idi. Ancak yazılı olan ayetler daÄınıktı, Kurâanâın muhafazası hususunda endiÅe edildi. Ebu Bekir Zeyd b.Sabitâin baÅkanlıÄında bir heyet teÅkil ederek, harkesin elindeki ayetleri getirmesini emretti. Ayrıca sahitlerele ayetle doÄrulanıyor, kurra ile te!kid ediliyordu. Böylece bütün ayetler toplandı ve âmushafâ meydana getirildi. Bu Mushaf Ebu Bekirâden Ömerâe, ondan kıız hafsaâya geçti ve Hz Osman zamanında çoÄaltılarak Darüâl-İslamâın bitin vilayetleirne daÄıldı.
Vefatı
Hilafeti iki sene üö ay gibi çok kısa bir müdet sürmesine raÄmen Hz. Ebu Bekir zamanında İslam Devleyi büyük bir geliÅme göstermiÅtir. Hz Ebu Bekir Hiçri 13. Yılda Cemaziyelahir ayının baÅında hicretten sonra Medineâde yakalandıÄı hastalandıÄı hastalıÄının çıkması üzerine yataÄa düÅünce yerine Ömerâin namaz kıldırmasın istedi. Ashabla istiÅare ederek Hz. Ömerâin sert ve kaba oluÅu gibi bazı itirazlara cevap verdive hilafet ahitnamesini Hz. Osmanâa yazdırdı. Ebu Bekir(r.a.) de çok sevdiyi Rasulullah gibi altmıÅüç yaÅında vafat etti. Vasiyeti gereyi Rasulullahâın yanına - omuz hizasında olarak - defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.
KiÅiliÄi ve Yönetimi
Tacir olarak geniÅ bir kültüre sahıp olan Hz Ebu Bekir, dürüstlüÄü ve takvası ile ashap içinde ilk sırada yeralır. Karakteri; yumuÅak huyluluk, çok düÅünüp az az konuÅmak, tevazu ile belirgindi. Hz AiÅeânin rivayetinegöre, â gözü yaÅlı, gönlü hüzünlü, sesi zayıfâ biri idi. Cahiliye döneminde müÅrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak iÅlerinde onu hakem tanırlardı. Rasulullahâın en sadık dostu olan Ebu Bekirâin Miraç olayında sergilediyi sonsuz baÄlılık örneyi ona âes-sıddıkâ1 lakabını kazandırmıÅtır. O bu olayda âO ne söylüyorsa doÄrudurâ demiÅtir. Cömertlikte üstüne yoktur. Bütün malını mülkünü İslam için harcamıÅ, vefat ederek vasiyetinde, halifeliyi müddetince aldıÄı maaÅların, topraklarının satılarak iade edilmesini istemiÅ ve geride bir deve, bir köleden baÅka birÅey bırakmamıÅtır. Dört eÅinden altı çocuÄu olan Ebu Bekir, kızı AiÅeâyi Resululah ile hiçretten sonra evlendirmiÅ. Hiçret sırasında maÄrada iken ayaÄını bir yılan soktuÄunda ve ayaÄı acıdıÄındao sırada dizine yatap uyumuÅ olan Peygamberâi uyandırmamak için sesini çıkarmaması, aÄlarken Hz Peygamber uyanıp ne olduÄunu sorduÄunda, â Anam-Babam sana feda olsu ya Resulullahâ demesi olayı Ebu Bekirâin Resululahâa baÄlılıÄını örneklerinde sadece biridir. Hz Ebu Bekirâin beya yüzlü, zayıf, doÄan burunlu, sakalını kına ve çıvıt otuyla boyayan sakin bir adam olduÄu rivayet edilir. Rasulullahâtan sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebu Bekirâindir. O, Hz Peygamberâin veziri, fetvalarında en yakını idi. Rasulullahâın, âİnsanlardan dost edinseydim, Ebu BekirâI edinirdim.â ve âHerkeste iyiliklerimin karÅılıÄı vardır, Ebu Bekir hariçâ demesi ve son hutbesinde, â Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan Åeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih ettiâ diye Ebu BekirâI övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yanlız Hz. Ebu Bekirâin kapısını açık bırakması ona verdiyi deÄeri göstermektedir.
Hz Ebu Bekirâin nasslara aykırı hiçbir görüÅü bize ulaÅmamıÅtır, çünkü böyle bir reyi yoktur. Ebu Bekir nasih sünnetini çok iyi biliyor, Rasulullah2ı herkesten çok tanıyordu. Bu yüzden hilafetinde kendisine karÅı içte mualif bir hareket olmamıŠve fitneler görülmemiÅtir. Ihtilaf veya İhtilaflarda çözümsüzlük, bidâatler onun devrinde yaÅanmamıÅtır. âÜzülme, Allah bizimle beraberdirâ buyuran Rasulullahâın haberi sanki lafızda ve manada Hz. Ebu Bekirâde zahir olmuÅtur.
Kaynaklarda onun, âBen ancak Rasulullahâa tabiyim, birtakım esaslar koyucu deÄilimâ diye kararlarında çok titiz davrandıÄı zikredilir. Bir meseleyi hallederken önce Kurâanâa bakar, bulamazsa Sünnetâte araÅtırır, orda da bulamazsa ashabla istiÅare eder ve ictihad ederdi. Ganimetin bölüÅümü meselesinde Muhacir-Ensar eÅitliÄinin ihtilafa yol açmasında Ömerâin Muhacirlere daha çok vermesini savunmasına raÄmen ganimeti eÅit olarak bölüÅtürmüÅtür. O sebeple hilafetinde huzursuzluk çıkmadı. Rasulullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talakı bir talak saymıÅlar, bu daha sonra birçok âmaslahat gereÄiâ diye yapılan deÄiÅiklik gibi - üç talak sayılmıÅtır. Yani Ebu Bekir, Rasulullahâın tüm uygulamalarını aynen tatbik etmek istemiÅtir; bazen - kalpleriİslamâa ısındırmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat gereÄi veya zamanın deÄiÅmesini söyleyen ashabına uymuÅtur. Müslümanlar henüz onsekiz kiÅiyken Mekkeâde mescid-I Haramâda İslamâı tebliÄ eden ve müÅriklerce dövülen Ebu Bekirâe hilafetinde âHalifet-u Rasulullahâ denilmiÅ sonraki halifelere âEmirüâl-Müâmininâ denilmiÅtir. Mali iÅlerde Ebu Ubeyde, kadılık ve kaza iÅlerini Hz Ömer, katipliÄini Hz. Ali, baÅkumandanlıÄını Üsame ve Halid b. Velid yapmıÅtır. Medine Darüâl-İslamâın baÅkenti olmuÅ, Mekke, Taif, Sanâa, Hadramevt, Halvan, Zebid, Rima, Cened, Necran, CureÅ, Bahreyn vilayetlere ayrılmıÅtır. Yönetimi merkezi olup, gamimetlerin beÅte biri Beytüâl-Malâde toplanmıÅtır.
Hz Ebu Bekir, Mukillin denilen çok az hadis rivayet eden ashablardan sayılır. O, yanılıp da yanlıŠbir Åey söylerim korkusuyla yanlızca yüz kırk iki hadis rivayet etmiÅ veya ondan bize bu kadar hadis rivayeti nakledilmiÅtir. Hutbe ve öÄütlerinden bazıları Åöyledir : â Rasulullah vahy ile korunuyordu. Benim ise beni yanlız birakmayan Åeytanım vardır ⦠Hayır iÅlerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen eceliniz var ⦠Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yokturâ¦
Herhangi bir yericinin yermesindan korktuÄu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur⦠Amelin sırrı sabırdır⦠Hiç kimseye imandan sonra saÄlıktan dahaüstün bir nimet verilmemiÅtir⦠Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz .
ALİ İBN EBİ TALİB
Resulullahâın amcasının oÄlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebu Talib, annesi KureyÅâten Fatıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalibâtir. Künyasi Ebuâı Hasan ve Ebu Turab (topraÄın babası), lakabı Haydar; ünvanı EmirulâlMüâmininâdir. Ayrıca âAllahâın Arslanıâ ünvanıylada anılır.
Hz. Ali küçük yaÅından beri Resulullahâın yanında büyüdü. On yaÅında İslamâı kabul ettiÄi bilinmektedir. Hz. Haticeâden sonra müslümanlıÄı kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Haticeâyi bir gün ibadet ederken gören Hz. Aliâye Peygamberimiz Åirkin kötülüÄünü, tevhidin manasını anlattıÄında Hz. Ali hemen müslüman olmuÅtu. Mekke döneminde her zaman Resulullahâın yanıydaydı. Kabeâdek putları kırmasını Åöyle anlatır : â Bir gün Resul-u Ekrem ile Kabeâye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediÄim zaman kalkamıyacaÄımı anlattı, omuzumdan indi, beni omzuna çıkardı ve ayaÄa kalktı. Kendimi istesem ufakları tutacak sanıyordum. Kabeânin üzerinde bir put vardı, onu saÄdan soldan ittim. Put düÅtü parça parça oldu. Resulullahâın omuzundan indim. İkimiz geri döndük.â
Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliÄ etmek hususunda Allahâu Tealaâdan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilahi emirleri tebliÄ edince, Kureys müÅrikleri onlarla alay etmiÅti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)âye de bir ziyaret hazırlayarak HasınoÄullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra âEy AbdülmuttaliboÄulları, ben özellikle size bütün insanlara gönderilmiÅ bulunuyorum.
İçinizden hanginiz benim kardeÅim ve dostum olmarak bana beyâat edecekâ dedi. Yanlız Hz. Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullahâa onun istediyi sözlerle beyâat etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, âKardeÅimsin ve verizimsinâ diyerek Hz. Aliâyi taltif etti.
Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Aliâye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullahâın yataÄına yatarak müÅrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmıÅ, bu suretle Peygemberâe hicreti sırasında zaman kazandırmıÅtır. Hz. Ali, Peygamberâin devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekatlarına katıldı, Uhudâda gazi oldu. Bedirâde sancaktardı. Aynı zamanda keÅif kolunun baÅındaydı; hakim nokyaları tesbit ederek Hz. Peygamberâe bildirdi. Bu mevkiler iÅgal edilerek, Bedirâde önemli bir savaÅ harekatını baÅarıya ulaÅtırdı. Bedir gazasının baÅlamasından önce, KureyÅlilerâle teke tek dövüÅen üç kiÅiden biriydi. Bu dövüÅte, hasmı Velid b. Mugireâyi kılıcı ile öldürdüÄü gibi, Hz. Ebu Ubeyde zor durumdayken yardımına koÅtu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine â Allahâın Arslanıâ lakabı ve Bedir ganımetlerinde bir kılıç, bir kalkan, bir de deve verildi.
Hz. Ali, Bedir savaÅından sonra Hz. Peygamberâin kızı Hz. Fatima ile evlendi. Nikahını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Resulullahâla oturan Hz. Ali nikahtan sonra ayrı bir eve taÅındı. Hz. Aliânin, Hz. Fatimaâdan üç oÄlu, iki kızı dünyaya geldi.
Hicretâin üçüncü yılında Uhud savaÅında, müslüman okçularının hatası yüzünden müÅrikler müslümanların üzerine saldırmıÅlar ve Hz. Peygamber de yararlanarak bir hendeÄe düÅmüÅ ve düÅman onun öldüyünü yaymıÅtı. Halbuki o sırada döyüÅe döyüÅe gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamberâiniçine hendeÄe ulaÅarak, onun korumaya almıÅtı. İki tarafında kazanamadıÄı bu savaÅta hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.
Uhud savaÅından sonra Hz. Ali âBenu Nadırâ yahudilerinin hayınlikleri üzerine bu kabile ile yapılan savaÅı bizzat idare etti. Bütün çarpıÅmalarda Hz. Ali kahramanca dövüÅmüÅ ve müriklerin en meÅur savaÅçılarını öldürmüÅtür. Hüdaybiye barıÅında sulh Åartlarını yazılmasında o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya Åöyle baÅladı: âBismillahirrahmanirrahim Muhammed Resulullah ⦠â ancak bu ifadeye itiraz ettiler Hz. Peygamber, â Resulullahâ yerine âMuhammed b. Abdullahâ yazmasını Hz. Aliâye söylemiÅ âResulullahâ ifadesinin yazılımında israr etmiÅtir.
Hz. Ali Mekkeânin fetti sırasında yine sancaktırdı. âKedaâ mevkiyinde Mekkeâye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kabeâdeki bütün putları kırdılar.
Mekkeânin fettinden sonra Resul-u Ekrem, Halid b. Velidâi Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti yada bedevi olmalarından, âMüslüman oldukâ anlamında âeslemnaâ kelimesi yerine âsabbenaâ dediyi için Halid b. Velid hiddetlendi ve onlara harp etti. Hz. Peygamber olayı duyunca çok üzüldü. Hz. Aliâyi bu hatayı telifi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeymeâye giderek öldürülenlerin diyeti ödeyip madur olanlarını telafı etmiÅti.
Huneyn gazasında müslümanlar bozulup daÄıldılar. Sayıları binleri bulduÄu halde içlerinden bir kaç kiÅi saberdip dayanabildi. Hz. Ali bu ÅavaÅta yanlız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiyi yiÄitlik ve kumandanlıkla islam ordusunun kendi safında toplanmasını saÄladı.
Resul-u Ekrem hicretin 9. yılında Tebuk seferine çıkarken Hz. Aliâyi ehl-I beytin muhafazası için Medinâe bıraktı, ancak bu sefere katilmadıÄı için mütessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: âMusaâya göre Harun neyse sen bana karÅı o olmak istemez misin?â dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.
Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz Aliâyi Mekkeâye gönderdi. Bu suretle hiç müÅrikin artık Kabe-i Åerifi bundan sonra haccedemeyecini bildirdi.
Yemen bölgesinin İslamâa girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib verildi. Hz. Ali âBu çok güç bir iÅâ dedi. Resulullahâda âYa Rabb, Aliânin dili tercumanı, kalbi hidayet nurunun memba olsunâ diye dua dince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemenâe gitti, kısa süren irÅatları sayesinde Yemenâin bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.
Hz. Peygamberâin vefatı sırasında, hücresi bulunanların baÅında geliyordu. Hz. Ebu Bekirâin halife seçildiyi sırada Hz. Ali Resulullahâın hücresinde tekfin ile meÅkul idi.
Hz. Ömer devrinde devletin hukuk iÅleriyle ilgilenip adeta İslam devletinin baÅ kadısı olarak görev yaptı. Hz. Ömerâin Åehadeti üzerine yine devlet baÅkanını Åeçmekl görevlendirilen altı kiÅilik Åura heyetinde yer alıp, bu altı kiÅiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.
Hz. Osmanâın hilafeti döneminde idari tutumdan pek memnun olmamakla birlikte İslam devletinin vilayetlerinden gelen Åikayetleri hep Hz. Osmanâa bildirmiÅ ve ona hal çareleri teklif etmiÅti. Hz. Osmanâı muhasara edenleri uzlaÅtırmak için elenden gelen gayreti sarfetti.
Hz. Osmanâın Åehadetinden sonra İslamâın ileri gelen Åahsiyetleri ona beyâat ettiler. Ancak onun bu dönemi Allahâın bir taktiri olarak son derece karıÅık bir dönem oldu. Hilafete geçtiyinde hal edilmesi gereken bir çok problemle karÅı karÅıya kaldı. Bu karıÅıklıklar Cemel ve Sıffın gibi iç çatıÅmaları doÄurdu. İslam Devleti bünyesinedeki bu ihtilafları giderme konusunda büyük fedekarlık ve gayretler gösterdi.
Nihayet, Küfeâde 40/661 yılında bir Harici olan Abdurrahman b. mülcem tarafından sabah namazına giderken yaralandı. Bu yaranın etkisiyle sehid oldu.
Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s)âin yanında bulunduÄu için Tefsir, Hadis ve Fıkıhta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullahâın tabiri ile âilim beldesinin kapısıâolarak ümmetin ne bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanları hakka iletmek için büyük gayretler sarfetmiÅ ve hilafet dönemi iç karıÅıklarla dolu olmasına raÄmen İslam2ın öÄretilmes ve öÄrenilmesi husunda büyük katkıları olmuÅtu.
Medineâde duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldıktan sonra öÄretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin öÄretilmesini Ebu Esved ed-Düeliâye, Kurâan okutma ve öÄretme iÅini Abdurrahman esSülemiâye, Tabii ilimler konusunda öÄretmenlik görevini Kümeyl b. ziyadâa verdi. Arap edebiyatı konusunda çalıÅma yapmak üzere de Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Selemeâyi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, teÅri ve kaza gibi bölümlere bölümlere yürütüyordu. Mali iÅleri, daÄıtma ve toplama diye iki kısma ayırmazdı.
Ümmetin malını ümmete daÄıtırken de son derece titiz davrandı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavuz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Küfeâde görenler kıÅın soÄuÄunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiyini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlerının nasıl davranmaları gerektiÄi konusunda Åu yönetmeliÄi hazırlamıÅtı.
1.Halka karÅı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onları bir canavar gibi davranmayın ve onrarı azarlamayın.
2.Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar kardeÅiniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi insanlardır.
3.Affetmekten utanmayın. Cezalandırmakda acele etmeyin. Emriniz altında bulunmayanların hataları karÅısında hemen öfkelenenip kendinizi kaybetmeyin.
4.Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranıÅlar sizi zulma ve despotluÄa çeker.
5.Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiÅ ve devletin suçlarında ve zulumlerinden sorumlu olmamıŠbulunmamıÅlarına dikkat edin.
6.DÄru, dürüst ve nazik kiÅileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri terçih edin.
7.Atamalarda araÅtırma yapmayı ihmal etmeyin.
8.Haksız kazanç ve ahlaksızlıklara düÅmemeleri için memurlarınıza yeterinde maaÅ ödeyin.
9.Memurlarınızın hareketlerini kontro edin ve bunun için güvendiyiniz samimi kiÅileri kullanın.
10.Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.
11.Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliÄini istediyinizi kendilerini inandırın.
12.Hiç bir zaman vaatlerinizden ve sözlerinizden dönmeyin.
13.Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlarıa gereken önemi gösterin, fakat ihtikar, karaborsa ve mal yıÄılmalarına izin vermeyin.
14.El iÅlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluÄu azaltır, hayat standardını artırır.
15.Tarımla uÄraÅanlar devlatin servet kaynaÄıdır ve bir servet gibi korunmalıdır.
16.Kutsal gözeviniz yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduÄunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın.
17.Kan dökmekten kaçının, İslamâın hükümlerinegöre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.
Hz. Ali bütün bu emirleri nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi. BeÅ yıllık halifeliÄin çok önemli olaylarla, savaÅ ve sıkıntılarla geçmiÅti. Fitnelere karÅı sonuna kadar doÄru yoldan sabırla mücadele etmek istedi sonunda Åehid oldu.
Hz. Ali İslamâın bütün güzelliklerine vakıftı. Çünkü o, Resulullahâın daima yanında bulunmuÅtu. Vahiy katibiydi, hafız, müfessir ve mühaddisti. Hz. Peygamberâden beÅ yüzden fazla hadis revayet etti. Ahkamın nazariyatından çok ameli keyfiyetine bakardı: âHalka anladıkları hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamberâin tekzip edilmesini ister misiniz?â demiÅtir.
Hz. Aliânin, Hz. Fatimaâdan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı oÄulları ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adlı kızları oldu.
Hz Ali abid, kahraman, cesur, iyilikte yarıÅan, takva sahibi ve son derece çömertti. Medineâde müslümanların durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullahâa gitti. Resulullah kızıyla damadının arasına girerek: âBen size hizmetçiden daha hayırlısını vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü ekber, otuzüç kere Elhandülillah, otuzüç kerede Subhanallah deyinâ buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturdukları sırada kapılarına ir dilenci geldi, onlarda yemeÄi dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra Åu ayet-, kerime indi: âÅüphesiz en iyiler mizacı kafur olan bir tastan içerler. Allahâın taÅırına taÅırına içeceÄi bir kaynak. Adaı yerine getirirler ve Åerri yaygın olan bir günde korkarlar. Içleri çektiÄi halde yiyeceÄi, miskinei yetime ve esire yedirirler. âBir sizi ancak Allahâın rızası için doyuruyoruz,sizden bir karÅlık ve teÅÅekkür beklemiyoruz. DoÄrusu biz oldukça asık suratlı zorlu bir günden dolayı Rabbımızdan korkuyoruzâ derler. Allah da bu günün Åerrinde onları korur. Onları parlaklık ve sevinç verir.â
Hz Aliânin âZülfikarâ adı verilen meÅhur bir kılıcı vardı. Kılıcın aÄzı iki çatallı idi ve Hz. Aliâye Resulullah tarafından hediye edilmiÅti.
Hz. Aliânin cömertliÄi, insanlıÄı Resulullahâa olan yakınlıÄıyla edindiÄi büyük manevi miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani bir kiÅiliÄe bürümüÅtür. Bir gün onun dört dihemi vardı. Birini açıktan birini, gizlidenbizini gündüz, birini gece infak etti ve hakkında Åu ayet-i krlime indi: âMallarını gece ve gündüz, g,zl, ve açık infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karÅılık vardır ve üzülecekte deÄillerdir.â (el-Bakara, 2/274).
Hz. Aliânin peygamberimizden rivayet ettiÄi bazı hadis-I serifler: âGünah iÅleÄen biri piÅman olur, abdest alır namaz kılar ve günahı için istigfar ederse Allahâu Teala Nisa suresinde âBİri günah iÅler veya kendine zulmeder sonra piÅman olup Allahâu Tealaâya istigfar ederse Allahâu Tealaâyı çok merhametli ve af ve maÄfiret edici bulurâ buyurmaktadırâ
âÜzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa boÅ yere zahmet çekmiÅ olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe Allahâu Teala onun nafile namazlarını kabul etmezâ
âMalınızın zekatını veriniz. Biliniz ki, zekatınını vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imamı yoktur.â
Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Aliâye buyurdu: âYa Ali, altıyüzbin koyun mu istersin, yahut altıyüzbin altın mı veya altıyüzbin nasihat mı istersin?â Hz. Ali dedi âAltıyüzbin nasihat isterim.â Peygamberimiz buyurdu: â Åu altı nasihata nasihate uyarsan altıyüzbin nasihata uymuÅ olursun: 1. Hekes nafilelerle meÅgul olurken sen farzları ifa et. Yani farzdaki rükümleri, vacipleri sünnetleri, müstehapları ifa et. 2. Herkes dünya ile meÅgul olurken sen Allahâu Tealaâyı hatırla. İslama uygun yaÅa; uygun kazan; İslamâa uygun harca. 3.Herkes birbirinin ayıplarını ararken sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meÅgul ol. 4. Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et, zinnetlendir. 5. Herkes halka yaklaÅmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetlerken sen Hakkâın rızasını gözet; hakka yaklaÅtırıcı sebep ve vaisataları ara. 6. Herkes çok amel iÅleken sen amelinin çok deÄil, ihlaslı olmasına dikkat et.â
Hz. Ali buyurdu: âKiÅi dili altında saklıdır. KonuÅturunuz, kıymetinden neler kaybettiÄni anlarsınız.â
âİnsanın yaslanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız Cennetâe girmesinden daha hayırlıdır.â
âKul ümidini yanlız Rabbıâne baÄlamamalı ve yanlız günahları kendini korkutmalıdır.â
âCahil, bilmediÄini sormaktan utansın. Alim, içinden çkamayacaÄı bir meselede en iyisini Allahâu Teala bilr demekten kaçınsın.â
âSizin için korktuÄum Åeylerin en baÅında, nefsinin istediÄine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıloyar; ikincisi ise ahireti unutturur.â
âAmellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allahâu Tealaâyı hatırlayabilmek, kardeÅine bol bol ikramda bulunabilmektir.â
âTakva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır.â
âKalpler, kaplara benzer. Hayırlı olan, hayırla dolu olandır.â
âBana bir harf öÄretenin kölesi olurum.â
Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak İslamâın bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir.
HZ. HATİCE BİNTİ HÜVEYLİD
Mekkeliler tarafından âTacireâ (tüccar kadın) ve âTahireâ (temiz kadın) diye isimlendirilen Hz. Hatice, Mekkeli olup, Hüveylid b. Eded b. Abdulluza b. Kusay b. Kilab b. Mürre b. Kaâb b. Lüeyâin kızıdır. Annesi ise Fatma binti Zaide b. Esamâdır. Hz. Hatice KureyÅâin Beni esed Kolundandır. Nesebi, Kusay b. kilabâla Hz. Peygamberâle birleÅir.
Tarihçilerinin çoÄunun verdiÄi bilgiye göre, henüz 25 yaÅında bulunan Hz. Muhammed (s.a.v.) ile evlendiÄi zaman kırk yaÅında dul iki çocuk annesi idi. Hz. Peygamber (s.a.v.) 25 yıl müdetle ve Hz. Haticeânin ölümüne kadar tek evli olarak kaldı. Karı koca pek mutlu geçmiÅ ve ondan Muhammed (s.a.v.)âin iki oÄlu ve dört kızı dünyaya geldi. Erkek çocuklar, küçük yaÅta vefat ettiler. Erkeklerin büyüÄüne âel-Kasımâ ismini verdiler. Böylece o, babası olan Hz. Muhammed (s.a.v.)âe âEbuâl Kasımâ künyesini verdirdi. Hz. Peygamber(s.a.v.)âin ilk kızı Zeyneb, Hz. Haticeânin kızkardeÅinin oÄlu olan yeÄeni Ebuâl-Asâla evlendi. Rükiye ve Ümmü Gülsüm, birinin ölümü üzerine diÄeri, ard arda ileride İslam dünyasının üçüncü halifesi olacak olan Hz. Osmanâla evlenmiÅlerdir. En küçük kızları Fatima ise Hz. Ali ile evlenmiÅ. Hz. Peygamber (s.a.v.)âin nesli bilhassa ondan devam etmiÅtir.
Hz. Haticeânin Rasulullah ile evlenmeden önce baÅından iki evlilik geçmiÅtir. İlk önce Ebu Hale b. Zurare ile evlenmiÅ, ona Hind adı verilen bir kız çocuÄu dünyaya getirmiÅtir. Daha sonra Beni mahzum kabilesinden Atik b. Aiz (veya Abid) b. Abdullahb. Amr ile evlenmip, Abdu Menaf adında bir çocuk dünyaya getirmiÅtir.
Hz. Haticeânin Rüyası.
Hz. Hatice, bir gece Åöyle bir rüya görmüÅtü:
GüneÅ gök yüzünden kendi evine giriyor ve oradan bütün Mekkeâyi aydınlatıyor.
Hz. Hatice, bu rüyasını amcasının oÄlu Varakaâya açtı. Varaka, ilim ve fazilette sayılı adamlardan biri idi. Rüya tabirinde mahirdi. Hz. Haticeâye :
- Bekle; sen, Tevratâta ve İncilâde haber verilen Ahır zaman peygamberinin karısı olacaksın.
DemiÅti.
Hatice de bu söz üzerine, kendisiyle evlenmek isteyennlere cevap vermiyor ve bekliyordu.
İlk Davet
âEy ihrama bürünmüÅ yatan Peygamber! Kalk!â manasına gelen Ayet indikten sonra Peygamber birdenbire ayaÄa kalkmıÅtı. Hz. Hatice: âNiçin istirahatini yarıda bıraktın?â diye sordu. Hz. Muhammed, ayeti kendisine okudu. Hz. Haticeâde: âO halde⦠Rabbiânin emrini yerine getirâ dedi. Ve ilave etti âEy Allahâın sevgili kulu ve Peygamberâi Muhammed! Herkesden evvel dini bana öÄret.
Peygamber her fırsatta tekrar ederdi: âKadınların içinde en yüksek mertebeyi bulanlardan birincisi kızım Fatima ikincisi Hatice, üçüncüsü Musa Peygamberâi Firavunun elinden kurtaran Asiye, dördüncüsü İsa Peygamberin annesi Meryemâdir.
İslamda ilk ibadet
İslâmda Allah'a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke'nin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)'e gösterip öÄretmek için abdest almıÅ, peÅinden Cibril'den gördüÄü Åekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıÅtır.
Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e namaz kıldırmıŠve namaz kılmayı öÄretmiÅtir.
Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eÅi Hz. Hatice'ye öÄretmiÅ, o da abdest almıŠve ikisi birlikte cemâatle namaz kılmıÅlardır.
Hz. Haticeânin vefatı
Ebutalibâin vefatından üç gün sonra Hz. Haticeâde bu fani dünyadan göçtü.
Hz. Hatice, servet ve hüsnü ahlak sahoni bir kadındı. Hz. Muhammedâle evlendikten sonra, bütün varını hayır yolunda harcamıÅtı. PergamberâliÄin ilanından sonra, çok zahmetli günler geçirdi. Çektiyi bu zahmetlerden, bir gün olsun Åikayet etmedi.
Ebutalibâin vefatı, ona pek aÄır gelmiÅti. Onu, babası gibi seviyordu. Bu zatın ölümünden sonra üç gün yaÅadı.
Hz. Hatice ölmezden evvel, Peygamber sevgili hayat arkadaÅını Åöyle müÅdeledi : âYa Hatice! Tanrı senin rütbeni; İsaânın anası Meryemâden ve Musaâyı kurtaran Asiyeâden üstün etmiÅtir.â
Hz. Muhammedâin PeygamberliÄine ilk iman eden, kadınlar içinde Hz. Haticeceâdir. Varını yoÄunu Peygamber uÄruna feda etmiÅti. Peygamberimizin, Mısırlı Mariyeden doÄan İbrahim ismindeki oÄlundan maada; kız erkek büyün evlatları Hz. Haticeâden gelmiÅtir.
Hz. Muhammed ile Hz. Hatice tamamı 25 sene bir arada yaÅadılar.
Hz. Haticeânin Peygamberâden ikisi erkek, dördü kız altı evladı dünyaya geldi.
Hz. Haticeânin ölümü Hz. Muhammedâe çok dokundu.
Peygamber, o yaÅadıÄı müddetçe hiç bir kadınla evlenmedi. Hz. Hatice öldükten sonra da daima onu anardı.
Hatta Hz. AyÅe ile evlendikten sonra, Peygamberâin Hz. Haticeâyi dilinden düÅürmemesi, Hz. AyÅeâyi gayrete getirmiÅti. Bir gün ona sordu: âYa Resulullah, siz daima Haticeâyi anıyor, onun hatıraları ile meÅgul oluyorsununz. Halbuki Hatice dul ve yaÅlı bir kadındı. Tanrı size ondan daha alasını baÄıÅladı. Elbet beni Haticeâden fazla sever ve ondan üstün tutarsınız deÄilmi?â Peygamber: âHayır!.. Benim ondan daha hayırlı bir kadınım olmadı, bana hiç kimse inanmadıÄı zaman o, nesi varsa benim uÄruna feda etti!..â buyurmuÅtur.
Peygamber, Hz. Haticeâyi Cehun mezarlıÄına götürdü ve oraya kendi eliyle defnetti.
ZEYD B. HARİSE
Zeyd b. Harise b. Åurahil el-Kelbi. Üsemeânin babası. Ashabın ileri gelenlerinden olup, Resulullah (s.a.s.)âın en çok sevdiyi arkadaÅlarındandır. Bu yüzden sahade arasında âel-hubbâ diye anılırdı.
Tam künyesi: Zeyd b. Harise b. Åurahil (Åurahbil) b. Kaâb b. Abdiluzza b. İmriülkays b. Amir b. Abdivüdd b. Avf b. Kinane b. Bekr b. Uzre b. Zeyd el-Lat b. İmran b. Luhaf b. Kuzaaâdır .
Kaynakların ifadesine göre; cahiliyye döneminde, Zeydâin annesi Suâda, yanında oÄlu olduÄu halde akrabalarını ziyarete gider. Bu sırada Beni el-Kayn b. Cirsâe mensup bazı atlılar baskın yaparlar. ZeydâI de bu arada beraberlerinde. Zeyd, sırada temyiz çaÄında bir çocuktur. Onu Ukaz Panayırına götürüp ÅatıÅa arzederler. Hz. Haticeânin yeÄeni Hakım b. Huzam b. Huveylid de o esnada panayırına uÄrayıp Mekkeâye götürmek üzere bir kaç köle satın alır. Zeyd b. Harise de bu köleler arasında bulunmaktadır. Hakım, Mekkeâye döndüyünde, halası Hz. Hatice kendisini ziyaret eder. O da halasına köleleri göstererek, dilediÄi köleyi seçip götürebileceyini söyler. Hz Hatice de Zey b. Hariseâyi seçer. Daha sonra Oânu Resulullah (s.a.s.)âe baÄıÅlar.
Kelb kabilesine mensup bazı insanlar, hac için Mekkeâye geldiklerinde ZeydâI görüp tanırlar, Zeydâde onları tanır. DönüÅte durumu babasına haber vererek bulunduÄu yeri tarif ederler. Zeydâin babası Harise ile amcası Kaâb, yanlarına fidye alarak Mekkeâye gelirler ve Resulullah (s.a.s.)âın yanına varıp: âEy Abdulmuttalipâin oÄlu! Ey kavminin efendisinin oÄlu! Sizler, Haremâin ehlisiniz, köleyi azat eder, esiri yedirirsiniz. Yanında bulunan oÄlumuz için sana geldik. Bize iyilikte bulun, sana fazlasıyla fidye vereceyiz.â derler.
Bunun üzerine Resulullah (s.a.s.), Zeydâi çaÄırtarak, kendisini istemeye gelen bu kiÅileri tanıyıp tanımadıÄınu sorar. Zeyd de, bunların birisinin babası diÄerinin de amcası olduÄunu söyleyerek tanıdıÄını ifade eder. Bu sefer Resulullah Zeydâe dilerse babasıyla gidebileceyini, Åayet isterse yanında kalabileceyini söyleyince, Zeyd, Resulullah (s.a.s.)âin yanında kalmayı tercih eder. Peygamberimiz de Zeydâi elinden tutarak Hicr denilen yere çıkarır ce ve: âÅahid olun, Zeyd benim oÄlumdur. O bana mirasçıdır, ben de Oâna mirasçıyım!â diyerek Zeydâi evlat edindiyini ilan eder .
Zeyd b. Harise, Muhammed (s.a.s)âe risalet ettiyi sıralarda 30 yaÅına bulunuyordu.
Zeydâin kalbinde Hz. Muhammedâe karÅı büyük büyük bir itimat vardı. Dine davet edildiyinde tereddüt etmeden islamiyeti kabul etti.
Zeyd b. Harise, Muhammed (s.a.s.)âe risalet gelinceye kadar yanında kaldı ve Resulullah, peygamber olur olmaz Oânun risaletini tastik edip müslüman oldu, Oânınla birlikte namaz kıldı ve:âOnları babalarının ismiyle çaÄırınâ¦â(el-Ahzap, 35/5) mealindeki ayet nazil oluncakar âMuhammedâin oÄluâ diye anıldı. Bu ayet-I kerimenin nüzulünden sonra Zeyd, Zeyd b. Harise olarak çoÄalmaya baÅladı .
Zeyd b. Harise, Resulullah (s.a.s.)âın cefakar dostlarından biriydi hemen hemen tüm sıkıntılı zamanlarında Oânunla birlikteydi. Nitekim, çevre kabileleri İslamâa davet etmek kabilinden Taifâe giden Resulullahâı yanlız bırakmamıŠTaiflilerin attıÄı taÅlar Peygamber (s.a.s.)âe isabet etmesin diye kendi vücudunu siper etmiÅ ve baÅından çeÅitli yaralar almıÅtı .
Müslümanlar Medineâye hircet etmeye baÅlayınca, Zeyd b. Hariseâde hicret etmiÅti. Resulullah (s.a.s.) hicretten sonra Medineâde, ashabı arasında kardeÅlik tesis ettiyinde, Zeydâle Hamza b. Abdülmuttalibâi de kardeÅ ilan etmiÅti. Bu sebepten Hz. Hamza, Uhud günü Åehadet Åerbetini içmeden önce Zeydâi kendisine vasi tayin etmiÅti .
Zeyd b.Harise; Bedir, Uhud, Hendek savaÅlarıyla Hudeybiye barıÅı ve hayber fethindede bulunmuÅtur. Resulullah (s.a.s.), Müreysi gazasına çıktıÄı zaman kendisini Medineâye vekil olarak bırakmıÅtı.
Zeyd b. Harise Seriyyesi
Bedir gazvesinden sonra KureyÅiâler, artık Hicaz yolunu tehlikeli buluyorlardı. Kervanlarını, Åamâa Irak yoluyla göndermeÄe baÅladılar.
Bu esnada, altın, gümüÅ ve bir çok mal yüklü büyük bir kervanın KureyÅ reislerinden Safvan b. Ümmüyyeânin himayesi altında Åamâa hareket ettiÄini Peygamber haber aldı.
Yüz süvarilik bir kuvvet hazırlayarak reyisliÄine Zeyd b. Hariseâyi seçti. Zeyd b. Harise, Kırede denilen suyun kenarına gelmiÅti. Safvan ve arkadaÅları müslümanları karÅılarında görünce kervanı bırakarak her biri bir tarafa daÄıldılar.
Zeyd b. Harise de, kervanı önüne katıp MedineâYe getirdi. Eline geçen ganımet mallarının beÅte biri, yine beytülmale ayrıldı ve geri kalan mal, gaziler arasında taksim edildi.
Zeyd, ele geçirilen malları pay ederken kendisinden ziyade arkadaÅlarını gözettiÄi cihetle Peygamber: âzeyd iyi bir kumandandır, o arkadaÅlarını daha ziyade düÅünürâ¦â diyewrek Zeydâi mettetti.
Bunun yanında Zeyd, komutan olarakta çeÅitli seriyyelere katılmıŠve üstün baÅarılar göstermiÅtir. Bu seriyseler; Karede, Cemum, el-Lys, et-Tarafa, Hisma ve Ümmü Kırfaâdır. Son olarak Mute SavaÅıâna etmiÅ ve bu savaÅta Åehid olmuÅtur.
Resulullah (s.a.s.), sancaÄı ilk önce Zeydâe vermiÅ ve: âÅayet Zeyd Åehid olursa, sancaÄı cafer alsın, O da Åehid düÅerse, Abdullah b. Ravaha alsınâ buyurmuÅtur. Bu üç sahabide Mute günü, kahramanca savaÅarak Hakkâın rahmetine kavuÅmuÅlardır.
Zeyd, Åehid olduÄu zaman 50-55 yaÅlarındaydı.
Resulullah (s.a.s.) bu kahraman dostunu Åehadet haberini duyunca göz yaÅlarını tutamayarak aÄlaÅmıŠonlar için: âAllahâım; Zeydâe maÄfiret et! Allahâım; Zeydâe maÄfiret et! Allahâım; Zeydâe maÄfiret et! Allahâım; Caferâe maÄfiret et!
Allahâım; Abdullah b. Ravahaâya maÄfiret et!â diyerek dua etmiÅtir .
Zeyd, birkaç hanımla evlenmiÅti ki, bunlardan biri de Zeyneb bint CahÅâtır. Bir diyeri, Ümmü Külsüm bint Ukbe, Zeyd ondan boÅanıp Dürre bint Ebi Lehep ile evlendi. Sonra onuda boÅayarak Hind bint el-Avuam (Zebeyr b. el-Avvamâın kız kardeÅi) ile evlendi. Sonunda, Peygamber (s.a.s.) bir gün Zeydâi dadısı aynı zamanda cariyesi Ümmü Eymenâl-e evlendirdi. Ashabın ileri gelenleriden biri olan Üsame, iÅte bu hanımdan dünyaya geldi .
Zeyd b. Harise; kısa boylu, çok esmer ve basık burunlu idi.
KANAKÇA
1-) Åamil İslam Ansiklobedisi - Prof. Dr. Ahmet AÄırakça
2-) Ahir Zaman Peygamberi Hz Muhammedâin Hayatı ve KurduÄu Dinin Esasları - Lütfullah
Ahmet
3-) Hz. Muhammed (s.a.v.)âın çok evlilik sebepleri - Ali Çelik
4-) Lise 1 Tarih Ders Kitabı - Milli EÄitim Yayınları
