Bvural41 1
Bvural41
Best Studio 1
Best Studio
BlackFullMoon 1
BlackFullMoon
NovaLst 1
NovaLst
SLyFeLLowTR 1
SLyFeLLowTR
xranzei 1
xranzei
InfernoShade 1
InfernoShade
shrpnl 1
shrpnl
D 1
delimuratt
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Unutma Bahçesi

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan PracTicLe
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 3
  • Görüntüleme Görüntüleme 707

PracTicLe

I was the lightning before the thunder.
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
27 May 2011
Konular
709
Mesajlar
4,523
Online süresi
13h 5m
Reaksiyon Skoru
1,248
Altın Konu
1
TM Yaşı
15 Yıl 16 Gün
Başarım Puanı
294
MmoLira
233
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

ahri_by_transmissiondream-d8sep98.jpg


Soğuk gece havasını bahçenin dışına sürükleyen rüzgâr, üzerinde olgun meyvelerin ve açan çiçeklerin baş döndürücü kokularını taşıyordu. Ahri bahçenin girişinde, taşın yerini toprağa bıraktığı ve dar mağara ağızlarının göğe açıldığı yerde duruyordu. Sık ağaçlıklar ve dikenli çalılar ay ışığının altında parlarken, öbek öbek çiçekler her yeri sarmıştı. Doğanın hem güzel hem de tehlikeli olabileceğini bilen Ahri duraksadı. Çocukluğundan beri kutsal koru hakkında efsaneleri dinlemiş olsa da, daha önce hiç güney mağaralarından geçerek bu yeri bulmaya çalışmamıştı. Hikâyelere göre bahçenin sınırlarından içeri girenler, ya dışarı çıktıklarında tamamen farklı birine dönüşür ya da buradan hiç ayrılamazdı.
Gerçek ne olursa olsun Ahri kararını vermişti. Bahçeye girdiği esnada sanki birileri onu izliyormuşçasına ensesindeki tüyler diken diken olmuştu. Ağaçların arasında birilerini göremese de bahçe kesinlikle hareketsiz değildi. Ahri nereye baksa her saniye açan yeni çiçekler görüyordu. Karmakarışık bitkilerin arasından dolambaçlı bir yol izleyen Ahri, toprağın altında gürüldeyen köklerin üzerlerinden atladı. Sanki sevgiye muhtaçmışçasına dallardan sarkan sarmaşıkların altından geçti. Yaprakların yumuşak hışırtıları arasından bir pişt sesi duyduğuna yemin edebilirdi.
Üzerindeki sık yaprakların arasından ay ışığı huzmeleri parlıyor, gümüş ve altın rengi yapraklara sahip ağaçları gözler önüne seriyordu. Ağaçları saran çiçek gövdeleri hiçbir mücevherin sahip olmadığı göz kamaştırıcı bir ışıltı saçıyordu. Bir kırağı katmanıyla kaplanmış iri baharçilekleri yumuşak tınılarıyla el değmemiş çalılığın içinde salınıyordu.
image

Bir kar zambağı Ahri’nin yüzüne doğru uzanarak nazikçe yanağını okşadı. Dokunuşu, karşı konulamayacak kadar çekiciydi. Ahri yüzünü çiçeğin yapraklarına bastırarak güçlü kokusunu içine çekti. Burnu ürperirken belli belirsiz bir portakal kokusu, bir yaz esintisi ve yeni öldürülmüş avın keskin aromasını hissetti. Çiçek titreyerek kızarırken Ahri’nin nefesi de boğazına dizilmişti. Çiçeğin kokusu tam anlamıyla başını döndürmüştü.
Kırt.
Sapı kesilen kar zambağı toprağa düştü. Kesikten kıvamlı bir sıvı sızıyordu. Ahri nefes verdi ve kafası yerine gelirken dokuz kuyruğu da titredi.
Tutam tutam gri-beyaz saçlara sahip bir kadın elinde makasıyla belirdiğinde Ahri irkildi. Vücudu renkli şallarla sarılıydı ve kirpikleri çiy ile parıldıyordu.
Kadın deniz yeşili gözlerini üzerine çevirdiğinde Ahri tuhaf bir tedirginlik hissetti; bu kadın için karnını deşmek bir çiçeği koparmak kadar kolaymış gibi gözüküyordu. Ağaç kabuğu kadar buruşuk yüzündeki ifadeyi okumak imkânsızdı. Ancak Ahri artık kendi güvenliğini önemsemiyordu.
“Beni korkuttun, Ighilya,” dedi Ahri. Yaşlı kadın hikâyelerde Sır Yiyen, Unutulmuş ya da Cadı Bahçıvan olarak bilinirdi. Böylesine güçlü birine saygısını göstermek istediğinden Ahri ona Ighilya, büyük büyükanne olarak hitap etmeyi seçmişti.
“Çiçekler bizden bir şey istiyor,” dedi kadın. “Tıpkı bizim onlarda bir şey aradığımız gibi. Burnunu kendine saklaman akıllıca olacaktır. Bunu iyi bilirim. Bu aç bebekleri ellerimle beslemem gerekiyor.”
“Öyleyse sen Bahçıvan olmalısın,” dedi Ahri.
“Bu görece olarak daha kibar isimlerimden, evet. Ancak konumuz bu değil. Neden burada olduğunu biliyorum, Iminha.”
Küçüğüm. Ahri sebebini bilemese de genellikle samimi ilişkilerde kullanılan bu kelimeden rahatsız olmuştu.
“Bağışlanmak istiyorsun. Acılarından kurtulmak istiyorsun,” dedi Bahçıvan.
Bir küstüm otunun üzerinden atlayarak Ahri’yi çağırdı.
“Gel.”
Birlikte ay ışığı altında aydınlanmış bahçede ilerlerken, çiçekler de sanki yapraklarını ısıtan ve büyümelerine yardımcı olan bir güneşmiş gibi yüzlerini yaşlı kadına dönüyorlardı. Belki de yalnızca ona arkalarını dönmek istemiyorlardı.
image

Yaşlı kadın budaklı bir bulutmeyvesi ağacının önündeki banka oturması için Ahri’ye işaret edip ardından karşısına oturdu.
“Dur tahmin edeyim. Aşık olmuştun,” dedi Bahçıvan; dudaklarının kenarları kıvrılarak bir gülümsemeye dönüşmüştü.
Ahri kaşlarını çattı.
“Merak etme, sen ilk değilsin,” dedi yaşlı kadın. “Peki öyleyse, kimdi o? Bir asker mi? Bir maceracı mı? Sürgün edilmiş bir savaşçı mı?”
“Bir sanatçı,” dedi Ahri. İsminin hecelerini bir yıldan uzun süredir ağzına almamıştı ve şimdi de almayacaktı. Bu sanki kırık cam parçaları yutmak gibiydi. “Çiçekler... çizerdi.”
“Ah. Romantik biri,” dedi Bahçıvan.
“Onu öldürdüm,” dedi Ahri sertçe. “Bu senin için yeterince romantik mi?”
Gerçekleri açık açık itiraf eden Ahri, sesindeki büyük acıyı gizleyememişti.
“Kollarımda ölürken dudaklarından yaşamını emdim,” dedi. “Hiç kimsenin olamayacağı kadar kibar ve fedakâr biriydi. Dürtülerimi bastırabileceğimi sanmıştım. Fakat rüyalarının ve hatıralarının tadı fazla çekiciydi. Beni teşvik etti. Buna direnmedim. Şimdiyse yaptığım şeyin bilinciyle hayatımı sürdüremem. Lütfen, Ighilya. Bana unutmayı armağan edebilir misin? Unutmamı sağlayabilir misin?”
Bahçıvan cevap vermedi. Ayağa kalktı, ağaçtan olgun bir bulutmeyvesi kopardı ve kabuğun tek parça olarak kalması için yavaş ve dikkatlice soymaya başladı. Altı kırmızı parçaya ayrılan meyveyi Ahri’ye uzattı.
“Bir dilim ister misin?”
Ahri gözünü dikmiş ona bakıyordu.
“Merak etme, bunun senden istediği hiçbir şey yok. Çiçekler gibi değil. Meyve asla istemez. Meyve, bitkinin en cömert kısmıdır. Lezzetli, sulu ve... baştan çıkarıcı olmaya çalışır. İstediği tek şey cezbetmektir.”
“Boğazımdan hiçbir şey geçmiyor,” dedi Ahri. “Bir canavardan başkası değilken kendimi nasıl besleyebilirim?”
“Canavarların bile yemeğe ihtiyacı var,” dedi Bahçıvan nazik bir gülümsemeyle.
Bulutmeyvesi parçalarından birini ağzına atıp çiğner çiğnemez yüzünü buruşturdu.
“Mayhoş! Bahçede geçirdiğim bunca yıl boyunca bu tada alışmayı başaramadım.”
Yaşlı kadın kalan parçaları da mideye indirirken Ahri sessizce oturdu. Meyveyi bitirmesinin ardından da ağzına bulaşan sularını eliyle sildi.
“Sana ait olmayan bir hayatı çaldın demek,” dedi Bahçıvan. “Şimdiyse sonuçlarına katlanıyorsun.”
“Buna dayanamıyorum,” dedi Ahri.
“Korkarım yaşamak acı çekmektir,” diye yanıtladı Bahçıvan.
Kar zambağı tomurcuklarıyla kaplı bir sarmaşık yaşlı kadının koluna kadar uzandı. Kadın irkilmedi bile.
image

Ahri “Onu öldürdüğümü bile bile yaşayamam,” dedi yalvararak.
“Kendini kaybetmenin çok daha büyük sonuçları vardır, Iminha.”
Bahçıvan, Ahri’nin elini tutup sıktı. Deniz yeşili gözleri ay ışığında parıldıyordu ve Ahri içlerinde daha önce görmediği bir şey fark etmişti; bu özlem miydi?
“Pare pare olacaksın,” dedi yaşlı kadın. “Bir daha asla bir bütün olamayacaksın.”
“Ben zaten paramparça olmuşum,” diye yanıtladı Ahri, “ve her saniye biraz daha parçalanıyorum. Lütfen, Ighilya. Bunu yapmak zorundayım!”
Yaşlı kadın içini çekti.
“Bu bahçe asla isteyerek verilen hediyeyi geri çevirmez; keza o hep açtır.”
Bahçıvan, hâlâ kar zambağı sarmaşıklarıyla kaplı kolunu Ahri’ye uzattı. Tomurcuklar birer avuç gibi açılmıştı.
“Kurtulmak istediğin hatıraları düşünerek bu çiçeğe doğru nefes ver,” dedi yaşlı kadın çan şeklindeki zambağı göstererek. “Çiçek onları yutacak. Hislerin tamamen kaybolana dek nefes alma.”
Ahri nazikçe çiçeği parmaklarının arasına aldı. Bahçıvan başını sallıyordu. Ahri derin bir nefes aldı ve çiçeğin içerisine doğru üfledi.
image

...Ahri simsiyah saçlı bir adamla birlikte gölün kenarında duruyordu. Birlikte sulara atladılar ve sevinç çığlıklarıyla uçsuz bucaksız dalgaların arasında eğlenmeye başladılar.
Ahri’nin acıları zihnindeki görüntülerle birlikte bir bulut gibi havaya karışmıştı.
...Kışın sessizleştirdiği bir ormanda Ahri siyah saçlı adamın tek bir çiçek çizmesini izledi. “Senin çiçeğin ben değil miyim?” diye sordu elbisesinin askılarından birini indirerek. Adam fırçasını kaldırdı ve çıplak sırtını boyamaya başladı. Aynı çiçeği bel kemiğinin üzerine çizerken Ahri’nin tüyleri de diken diken olmuştu. “Öylesin, öylesin,” diye tekrar etti her kelimede omzunu öperek.
Ahri birazdan olacaklardan korkması gerektiğini biliyordu; ancak kalbi soğumuş ve hissizleşmişti.
...Kollarında bir zamanlar sevdiği adamın cansız bedeniyle gölün tam ortasında duruyordu. Suların altına gömülürken görüntüsü de kırılan ışıkla birlikte eğri büğrü bir hâle gelmişti.
Bu rüya bir zamanlar ona büyük acı verse de, artık Ahri için pek de bir anlam ifade etmiyordu.
...Ahri kayalık bir mağarada yere düşmüş ormancının hayatını tüketiyordu. Çizmelerin karın üzerinde çıkardığı sesle irkildi. Siyah saçlı adam durmuş onu izliyordu. Ahri dehşete kapıldı; onu bu şekilde görmesini istememişti.
“Senin için asla yeterince iyi olamam,” dedi Ahri. “Bak bana, ölen bir adamın ruhu için açlık duyuyorum. Lütfen, terk et beni. Ben iyi biri değilim. İyi biri olamam.”
Siyah saçlı sevgilisiyse buna “Umurumda değil,” diye yanıt verdi. Hayatında ilk kez biri Ahri’yi tabiatına aldırış etmeksizin tüm kalbiyle sevmişti. Adamın sesi sıcak ve duyguyla doluydu. “Ben seninim.”

Boğazını düğümleyen hatıra Ahri’nin nefesini keserek çiçeğin büyüsünü durdurdu.
Hayır, diye düşündü Ahri. Bunu kaybedemem.
Ahri nefes almaya çalışsa da hava sanki boynunu sıkan bir kement gibiydi. Boğazını sıkarak onu boğuyor, sanki içine zehir çekiyormuş gibi hissettiriyordu. Gözleri kararsa da ciğerleri patlamanın eşiğine gelene kadar çırpındı.
Bunu kaybetmek adamı tekrar öldürmek olurdu.
Ahri, dizlerinin bağı çözülerek yere çöktüğünde hâlâ kar zambağını tutuyordu. Çiçekten içine çektiği doğadışı koku zihninde süzülerek garip ve rahatsız edici görüntüler oluşturmaya başlamıştı.
image

Ahri halüsinasyon görüyordu. Karlarla kaplı ormanda dokuz kuyruğunun teker teker omurgasından koparıldığını ve yeniden koparılabilmeleri için tekrar uzadıklarını gördü.
Taştan bir mağaranın duvarlarına siyah boyayla çizilmiş düzinelerce portresini gördü. Resimlerin her birinde yüzü boş ve soğuktu.
Gölün ortasında ağırlıksız şekilde havada süzülüyordu ve aşağı baktığında gölün su yerine kanla dolu olduğunu gördü.
Neredesin?
Zihnindeki sayısız hatıranın arasında tanınmaz hâle gelen, artık yavaş yavaş unuttuğu o yüzü gördü. Görüntüsü bulanıktı; adamın yüzünden çok yüzünün bir resmini andırıyordu. Adam gözlerini ona dikmişti ama Ahri buna karşılık veremiyordu.
Ahri gözlerini açtı. Bahçıvan elinde artık kapkara olmuş kar zambaklarıyla tepesinde dikiliyordu.
image

“Onu hâlâ görebiliyor musun?” diye sordu yaşlı kadın.
Ahri, zihnindeki bulanık şekillere odaklanarak gözlerinin önünde bir yüz oluşturdu. Onun yüzü.
“Evet. Biraz bulanık ama... Hatırlıyorum,” dedi Ahri. Yüzünün şeklini zihnine kazıyarak bütün detaylarını ezberledi. Eriyip gitmesine izin vermeyecekti.
Yaşlı kadının gözleri özlem yerine pişmanlıkla parladı.
“Öyleyse sen birçok kişinin yapacak gücü bulamadığı şeyi yaptın. Kendini huzura teslim etmedin,” dedi Bahçıvan.
“Yapamadım,” dedi Ahri kelimeleri boğazına dizilerek. “Ondan vazgeçemedim. Bir canavar olsam bile. Her gün parça parça olup bu acıyı yüzlerce kez taşımak zorunda olsam bile. Unutmak daha kötü, çok daha kötü.”
Unutmak binlerce bulanık yüzün boş gözlerle ona bakması anlamına geliyordu.
“Verdiğin şeyi geri alamazsın, Iminha,” dedi Bahçıvan. “Çiçekler hür iradeyle onlara verilenden vazgeçmezler. Ancak geriye kalan ne varsa saklayabilirsin. Git artık. Seni ele geçirmeden önce bu yerden ayrıl,” diye fısıldadı. Sarmaşıklar Bahçıvan’ın omuzlarını sararak koyu deniz yeşili zambaklar ortaya çıkarmıştı. “Tıpkı senden başka birçok kişiyi ele geçirdiği gibi.”
Ahri ayağa kalkmaya çalışsa da kar zambaklarıyla kaplı sarmaşık kuyruklarına dolanmıştı. Git gide daralan sarmaşıklardan kurtuldu, dikenleri kürkünden kopardı ve ardından ayağa kalkıp koşmaya başladı. Düğümlü kökler topraktan fırlayarak aralarından sıçradığı sırada onu yakalamaya çalıştı. Dikenli ay güllerinden oluşan karmakarışık bir duvar yolunu kesmeye çalıştı; Ahri nefesini tutup çiçeklerin altından yuvarlanırken dikenler yalnızca birkaç tutam saçını yakalayabilmişti.
image

Bahçenin çıkışı kontrolsüzce büyümüş renk renk kar zambaklarıyla kaplıydı. Bıçak gibi keskin yaprakları Ahri’nin teninde kesikler oluştururken, kalın sapları yüzüne ve boynuna sarılıp ağzını kapatıyordu. Ahri lifleri dişleriyle paramparça ederken ağzını ekşi bir kan tadı sarmıştı. Kemerli geçidi aşarak ilerideki taştan mağaralara girdi.
Bahçıvan’ın sesini zar zor da olsa duyabiliyordu.
“Bir parçan hep burada kalacak,” diye bağırdı yaşlı kadın. “Bizim aksimize, bahçe asla unutmaz.”
Ahri ardına bakmadı.
image
 
Son düzenleme:
Çok üzücü :C
 
Teşekkürler.
 
Teşekkürler.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst