Best Studio 1
Best Studio
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
InfernoShade 1
InfernoShade
BlackFullMoon 1
BlackFullMoon
Agora Metin2 1
Agora Metin2
PrimeAC 1
PrimeAC
ShadowFon 1
ShadowFon
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Marvel Süper Kahramanı: Punisher Kimdir ?

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan emolcan2
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 986

emolcan2

Level 26
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
24 Haz 2010
Konular
6,786
Mesajlar
22,742
Online süresi
8h 16m
Reaksiyon Skoru
1,706
Altın Konu
1
TM Yaşı
15 Yıl 11 Ay 26 Gün
Başarım Puanı
471
MmoLira
-761
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!



1-2.jpg
Frank Castle ve ailesi, hafta sonu çıktıkları piknik sırasında bir mafya infazına şahit olurlar. Geride tanık bırakmak istemeyen katillerin açtığı ateş sonucu eşi Maria, kızı Lisa ve oğlu Junior’ı kaybeden Frank Castle için artık suçluların cezasını kesmekten daha önemli hiçbir şey kalmamıştır. Böylece Punisher’ın bitmek bilmeyen tek kişilik savaşı başlar… Tanıdık geldi mi? Muhtemelen buna benzer senaryosu olan en az on film izlemişsinizdir. Ama sizi temin ederim, Punisher bu tür filmlerin yaygınlaştığı 80’lerde değil, daha öncesinde yaratılmış bir karakter.

İntikam Arayan Kahraman

2-3.jpg
Frank Castle, birçok madalyaya layık görülmüş bir Vietnam Savaşı gazisidir. Amerikan Deniz Piyadesi olarak aldığı eğitim sayesinde dövüş sanatları, gizli operasyonlar ve gerilla taktikleri konusunda uzman hale gelmiştir. Fiziksel ve zihinsel olarak da kendini çok iyi disipline etmiş olan Castle, orta seviye telepatların zihin kontrollerine rahatlıkla direnebilmektedir. Yani demek istediğim şudur ki; genelde Punisher’ın peşine düştüğü suçluların büyük bölümü gözü kara olmaları dışında pek bir numaraları olmayan tiplerdir. Açıkçası gerçek bir ölüm makinesi karşısında ibret-i alem olmak üzere ölmekten başka seçenekleri pek yoktur.

Kahraman Derken?

Punisher, Amerikan popüler kültüründe Vietnam Savaşı sonrası ortaya çıkmaya başlayan, psikolojik sorunlu ve anti-kahraman ekolünün tipik bir temsilcisidir. Punisher için bir dosya hazırlamaya karar verdiğimde başlığa ne yazacağım konusunda şüpheye düştüğümü itiraf etmeliyim. Zira malumunuz olduğu üzere, Punisher kesinlikle bir “kahraman” değil! Kendisi suçlulara karşı verdiği tek kişilik savaşında cinayet, gasp, adam kaçırma ve işkence gibi son derece ağır suçları işlemekten çekinmeyen, gerçek bir ölüm makinesi. Ancak zamanında Deadpool için hazırladığımız dosyayı, süper kahraman başlığı altında yayınlamıştık. Şimdi durduk yerde “Süper Anti-Kahraman Dosyaları” diye içinde taş çatlasın 2-3 karakter tanıtımı olacak yeni bir format uydurmak istemedim.

70’ler 80’ler… Eski Güzel Günler

Dönemin Spider-Man yazarı Gerry Conway, yarattığı bir karakterin skecini yaparak Marvel’in sanat yönetmeni John Romita Sr.’a gösterir. Romita, elinde tüfeği ve siyah kostümünün bir göğsünde küçük bir kuru kafa sembolüyle Conway’in “Assassin” adını verdiği karaktere şöyle bir bakar ve tek bir değişiklik yapar: Göğsündeki kuru kafa sembolünü tüm gövdesini kaplayacak kadar büyütür ve serinin çizeri Ross Andru’ya yollar. Ancak dönemin Marvel şef editörü Stan Lee, karakterin isminin çok olumsuz olduğunu düşünür. Zira Conway’in yazdığı hikayeye göre Assassin, hikayenin sonunda Spider-Man’le uzlaşacak ve kahraman olma yolunda ilerleyecektir. Lee’nin aklına, zamanında Galactus’un önemsiz robotlarından birine verilen “Punisher” ismi gelir. Conway bu öneriyi kabul eder. Açıkçası karaktere o kadar da önem vermemektedir. Ona göre Punisher epi topu bir iki sayıda görünecek ikinci sınıf bir karakterdir, o kadar…

3-1.jpg
Frank Castle’ın okuyucu karşısına ilk çıktığı sayı, 1974 yılında yayımlanan Amazing Spider-Man #129 olur. Hikayede tüm suçluları öldürmeyi kafasına koymuş bir kanunsuz olan Punisher’ın yeni hedefi, Spider-Man’dir. Zira o dönemlerde Norman Osborn’u Spidey’nin öldürdüğü düşünülmektedir.

Karakterin tutması üzerine 70’ler sonu, 80’ler başı dönemde Spider-Man, Captain America, Daredevil ve Nightcrawler gibi bir çok karakterler team-up yaparak kendini göstermeye devam etmiştir. Karakterin bu kadar tutması, yaratıcısı Gerry Conway’i çok şaşırtmıştır. Hatta şaşırtmaya devam da edecektir…

Karanlık Çağın Eli Kanlı Anti-Kahramanı

Sonunda 1986 Ocak ayına gelindiğinde Steven Grant adlı yazarın yıllar süren lobi faaliyetleri sonucunda Punisher’ın beş sayılık ilk mini-serisi yayınlanmaya başladı. Mini serinin başarısı ardından hemen ertesi sene, The Punisher adlı, toplam 104 sayı sürecek seri yayın hayatına başladı. Bu başarıyı 1988’de “The Punisher War Journal” (80 sayı) ve 1992 de “The Punisher War Zone” (41 sayı) adlı seriler takip edecekti.

Bunların yanında siyah-beyaz olarak 1989’da yayınlanan “The Punisher Magazine” (16 sayı) ve ertesi yıl onu takip eden “The Punisher Armory” (10 sayı) adlı serileri de unutmamak gerekir. Ayrıca bu dönemde tek atımlık yayınlanan Punisher sayıları yayında Frank Castle’ın konuk olduğu gerek süper kahraman, gerekse Vietnam dönemi temalı hikayeleri de eklemek isterim.

4-1.jpg
Mayıs 1992 – Öyle her babayiğidin harcı değil 3 çizgi roman birden her ay…
Şüphesiz bu yükselişin sebebi, çizgi roman sektörünün Bronz Çağ’dan çıkıp Demir (ya da Karanlık) Çağ’a geçmesiydi. Wolverine ve Punisher gibi anti-kahramanların popüler olduğu ve şiddet dozunun tavan yaptığı bir dönemdi bu. Ancak Karanlık Çağ, kendi yarattığı karanlığa gömülmeye mahkumdu. Zira ilk zamanlarda okuyucu daha önce görmediği şiddet sahnelerini ve karanlık, tepeden tırnağa silahlı tiplemeleri ilgi çekici bulmuştu. Fakat bu ilgi birkaç yıl içinde düşüşe geçti. Zira okuyucular aslında hikayelerin içlerinin ne kadar boş, sadece savaşlardan ibaret olduğunu idrak etmişti.

Marvel bu kriz ortamından ancak sahip olduğu karakterlerin yayın ve film haklarını kötü sözleşme koşullarıyla satarak kurtulabilmişti (Bunun etkilerini hala sinema sektöründe görebilirsiniz). Punisher’da bu düşüşten nasibini aldı elbette. 1995 yılında Punisher’a ait üç çizgi roman birden kötü giden satışlar yüzünden iptal edildi.

Mavi Kaplan, İnfazcı ve Cezalandırıcı

Ülkemizde şimdilerde 35 yaş civarlarında olan çizgi roman okuyucuları Punisher’ı (ismi değişik olsa da) çok iyi tanır. Çünkü benim ortaokul ve lise dönemime denk gelen bu dönemde (80’ler sonu, 90’lar başı) B Yayınları tarafından yayımlanan Örümcek-Adam serisi sayesinde birçok Punisher hikayesi okuma şansımız olmuştu. Elbette o zamanlar ismi Türkçeye nedense Mavi Kaplan olarak çevrilmişti. Frank Castle’ın çete savaşlarındaki rolü, yakalanması ve mahkemeye çıkması mı dersiniz, yoksa Spider-Man, Nova, Night Thrasher, Blackhawk ve Moon Knight’la takım olduğu altı sayılık Gizli İmparatorluk Savaşı mı?

5-1.jpg
Amazing Spider-Man #353 – 358 arasında yayınlanan Secret Empire kapışmasına katılan efsane ekip.
Ayrıca rahmetli Ali Recan’ın kurduğu Alfa Yayıncılık tarafından “İnfazcı” adıyla yayımlanan 16 sayılık Punisher Magazine’leri de unutmamak gerekir. Kişisel arşivimde hala birkaç sayısını saklarım.

Punisher MAX

Punisher, 1995’teki toplu iptalden sonra yazar Garth Ennis ve çizer Steve Dillon tarafından 12 sayılık bir mini seriyle geri getirildi. Unutulmaya yüz tutmuş karaktere hayat öpücüğü gibi gelen bu seri, Punisher’ın başına gelen en iyi şeye sebebiyet verecekti: Punisher MAX.

2001 – 2004 yılları arasında 37 sayı olarak yayımlanan Punisher MAX serisi, açık ara en iyi Punisher serisidir. Bilmeyenler için kısaca anlatmam gerekirse; 2001 yılında kurulan MAX Comics, Marvel’in bir alt koludur ve amacı yetişkinlere yönelik çizgi romanlar yayımlamaktır.

6-1.jpg
Bunlar seride yer alan en az şiddet içeren çatışma sahneleri
Garth Ennis, ilk iş olarak MAX Comics etiketi altında kaleme aldığı Punisher’ı Earth-616’dan kopartarak Earth-200111’de konumlandırır. Zira onun kafasında Punisher süper kahramanlarla takım kuran bir karakter değildir. Bunun yanında bu evrende Frank Castle’ın doğum tarihi 16 Şubat 1950’dir (Kendisiyle aynı burçtan olduğumu keşke astrolojiye merakım olduğu zamanlar öğrenseydim)

Yani 2004’de yayımlanan seride Castle 54 yaşındadır ve tek kişilik savaşı hala sürmektedir. Kıyafet olarak da artık spandex kostüm yerine trençkot ve postal giymektedir.

Şiddet dozajı aşırı yüksek olan seride Punisher aşağı yukarı 30 yıldır aktiftir ve toplamda 2 binden fazla kişi öldürmüştür. Garth Ennis, genellikle Castle’ın rakipleri olarak geldikleri yere uyum sağlamak yerine çevreyi kendilerine uydurmaya çalışan İtalyan mafyası, IRA döneminden kalma İrlandalı çeteler ve köle ticareti yapan Moldovalılar gibi azınlıları kullanmayı tercih etmiştir. Elbette bir yandan da FBI ve polis de Castle’ın peşindedir. Ülkemizde Marmara Çizgi tarafından yayımlanan ve bu yazı yazıldığında beş sayısı piyasada olan bu seriyi mutlaka okumalısınız.

FrankenCastle

Punisher MAX sonrası mini seriler devam ederken Frank Castle Civil War döneminde orijinal Marvel evreninde, Earth-616’da tekrar görünmeye başladı. Captain America’nın safında yer alan Castle, daha sonra World War Hulk ve Secret Invasion serilerinde de küçük rollerde yer aldı. Fakat sonra çok saçma bir şey oldu…

7-1.jpg
Dark Reign serisinde Wolverine’in oğlu Daken tarafından birkaç uzvuyla birlikte kafası da kesilerek öldürülen Frank Castle, vampir Mobius tarafından Frankenstein türevi bir yaratık olarak hayata döndürüldü(!). Yeni formuyla Monster Metropolis denen bir yaratık şehrinde yaşayanlara yardım eden Castle, serinin sonunda tekrar insan formuna döndü. Ancak serinin ne kadar tuhaf olduğunu anlata anlata bitiremem. Ön yargınızı aşıp okuyunca güzel bile gelebilir (mi acaba?). Nasıl Punisher MAX serisi, Punisher’ın başına gelen en iyi şey ise, bu seri de en tuhaf şey olmuştur!

Punisher’ın Frankencastle macerasından sonra mini serileri devam etmiştir. Marvel Now! sırasında bir dönem Red Hulk’un kurduğu Thunderbolts’a dahil olmuş, Original Sin’de ve Secret Wars olaylarında da rol almıştır.

Sinema ve Dizi Uyarlamaları

Frank Castle karakterini ilk beyaz perdeye taşıyan oyuncu, Dolph Lundgren’dir. 1989 yapımı filmin senaryosu, süper kahraman filmleri evreminin orta karar dönemlerine denk gelir. Yani çizgi romanlardaki karakter orijin ve hikayelerini görmezden gelerek sadece isim hakkını kullanmaya yönelik yapımlardır bunlar. Bunu yazdığım için benden nefret edebilirsiniz, ama Tim Burton’ın aynı yıl çektiği Batman’i de çok orijinal bir yapım olduğunun altını çizerek bu kategoriye dahil ediyorum (Belki bu konuda bir yazı kaleme alırım bir ara).

Konuya dönecek olursak, filmde Punisher’ın orijini aşağı yukarı aynıdır. Ancak bu sefer bir savaş gazisi değil, eski bir polis memurudur. Muhtemelen karakterin o dönemlerde büyük sükse yapan Sylvester Stallone’nin Rambo’sunu andırmaması için böyle bir değişikliğe gidilmiştir. Hikayeye göre Punisher mafyayı canından bezdirmiştir. Bu durum, emekli olmuş ünlü gangster Gianni Franco’yu geri dönmeye zorlar ve olaylar gelişir.

Açıkçası Dolph Lundgren’in Punisher’ı canlandırmak için iyi bir seçim olmadığını düşünebilirsiniz. Ancak o dönemler süper kahraman filmlerinin de pek parlak olduğu söylenemez. Kaldı ki, Rocky IV (1985) ve Universal Soldier (1992) gibi çocukluğumda çok sevdiğim filmlerde kötü adam oynamaktan çekinmemiş, hatta şimdilerde insanların burun kıvırdığı Masters of the Universe’te He-Man’i canlandırmış bir aktöre kendi adıma sempati duymamam imkansız! Her şey bir yana, Lundgren’in The Punisher’ı, süper kahraman filmlerinin evrimini gözlemlemek adına mutlaka bir kere izlenmesi gereken bir film.

8-1.jpg
İlk filmden pek randıman alınamadığı için Frank Castle’ın bir sonraki beyaz perde macerası için 15 yıl geçmesi gerekmişti. Sonunda 2004 yılında Deep Blue Sea (1999) gibi ortalamanın bir iki tık üstü (ya da altı) filmlerde rol almış bir oyuncu olan Thomas Jane’in başrol aldığı bir The Punisher daha çekilir. Punisher’ın bir savaş gazisi olduğu gerçeğini bir türlü içine sindiremeyen Hollywood, bu kez kez Frank Castle’ı bir suç örgütünün içine sızmış bir FBI ajanı olarak karşımıza çıkarır (Gerçi filmde Castle aynı zamanda eski Delta Force üyesidir ama, nedense FBI ajanı yönü gözümüze sokulur). Ancak gizli kimliğini öğrenen Howard Saint (John Travolta) ailesini öldürterek intikam alır.Şimdilerde The Expanse adlı diziyle tekrar gündemde olan Thomas Jane’in fiziksel yapısı ve hüzünlü yüz ifadesiyle başarılı bir Punisher canlandırdığını söyleyebiliriz. Ancak filmin senaryosunun Thomas Jane’in diğer filmleri ayarında olduğunu belirtmeden de geçemeyeceğim. Ancak Jane’le ilgi bir diğer Punisher anekdotu, 2012 yılında Phil Joanou tarafından çekilen Dirty Laundry isimli bir kısa filmde bir kez daha Punisher’ı canlandırmasıdır.

2004 yapımı filmin devamı çekileceği, gösterime girdikten birkaç ay sonra duyurulmuştu. Hatta Thomas Jane’in bir kez daha Frank Castle’ı canlandıracağı söyleniyordu. Ancak filmin yapım süreci uzadıkça uzadı ve ancak 2008 yılında Punisher: Warzone adlı film gösterime girebildi. Ancak başrolü King Arthur’daki (2004) Dagonet ve Rome (2005-2007) adlı efsane dizide canlandırdığı Titus Pullo karakterleriyle zihnimde iyi bir yer eden Ray Stevenson kapmıştı. Aslında ilk film için de düşünülmüş olan Stevenson, film için gerçekten çok iyi hazırlanmıştı. Tüm Punisher MAX serisini okumuş ve gerekli askeri eğitimi almıştı. Filmin genel havası Punisher MAX serisini yansıtacak şekilde tasarlandığı için, Ray Stevenson’ın söz konusu serinin kapaklarındaki illüstrasyonlara olan benzerliği avantaj olarak kullanılmıştı. Gerçekten çizgi roman kapaklarından fırlamış gibi duran Stevenson’a baktığınızda (Tabi teşrif edip Punisher MAX serisini okuduysanız)“Evet! İşte bu Frank Castle’ın ta kendisi!” diye düşünüyordunuz.

Ancak Punisher MAX serisindeki aşırı şiddet ve kara mizah maalesef filme çok iyi yansıtılmadı. Yanlış anlaşılma olmasın! Film kesinlikle popcorn eşliğinde izlenesi, eğlenceli bir aksiyon filmi. Ancak 80’ler sonu aksiyon filmlerinden kalma konusu ve şiddet sahnelerinin neredeyse komedi kıvamına getirilmesiyle, kelimenin tam anlamıyla bir çuval incir berbat edilmiştir. Filmde eğer ki Punisher MAX serisinin yaratıcısı Garth Ennis’in kara mizahlı hicivleri yansıtılabilseydi (denenmiş, ama yeterli olmamış maalesef) bence bu filmin devamı da çekilirdi. Şimdilerde en başarılı Marvel filmlerinden biri olarak da anılabilirdi. Yine de mutlaka bir kez izleyin derim.

9-1.jpg
Gelelim bu dosyayı hazırlamama vesile olan diziye. Bildiğiniz ya da bilmediğiniz gibi, Marvel Comics’in Netflix’te temellerini attığı mükemmel bir dizi evreni var! Daredevil‘la başlayıp , Jessica Jones‘la devam eden seriler, Luke Cage ve Iron Fist’in de eklenmesiyle genişlemeye devam edecek. Daredevil’in ikinci sezonu Mart 2016’da, yani bu yazıyı yayınladığımız hafta gösterime girecek. Sezonda Daredevil’a eşlik edecek karakterlerden biri de Punisher!

Punisher’ı canlandırması için The Walking Dead dizisindeki Shane rolüyle tanıdığımız Jon Bernthal’ın seçildiğini duyduğumda açıkçası bir süre ne düşüneceğimi bilememiştim. Zira kafamdaki Punisher görüntüsü hem Punisher MAX kapaklarındaki illüstrasyonlarla, hem de Ray Stevenson’ın sert hatlı suratıyla o kadar özdeşlemişti ki, Bernthal’ın kocaman kulakları ve muhtemelen 3-4 kere kırılmış yamuk burnunu gözümün önüne getirdiğimde yüzümü buruşturuyordum (Evet, arada sırada hayata şekilci bir domuz gibi baktığım doğrudur). Ancak Bernthal’ın The Walking Dead’te canlandırdığı Shane karakterini düşününce Frank Castle’la birçok ortak noktası olduğuna karar verdim. Shane de tıpkı Frank Castle gibi, aykırı şeyler yapıp daha sonra bunu kafasında bir şekilde rasyonalize etmeye çalışan bir karakterdi. Sonrasında yaptıklarıyla yüzleştiğinde ise yaşadığı içsel çatışmaların mimik ve davranışlarına yansıması Jon Bernthal tarafından bence kusursuz canlandırılmıştı. Bu analizin ışığında Daredevil ikinci sezonda izleyeceğimiz Punisher’ın harika bir yorum olacağını düşünmek hiç de yanlış olmaz.

Punisher ve Nick Fury

Punisher’ın başrol aldığı birçok bilgisayar oyunu mevcut. Özellikle 2005 yılında Volition adlı yapımcı firmanın yayınladığı Max Payne tarzı oyunun ilgi çekici olduğunu söyleyebilirim. Oyunda araştırmalarınız sırasında sorguya çektiğiniz kişileri “konuşturma” taktikleriniz gerçekten çok yaratıcı(!).

10-1.jpg
Earth-616 Nick Fury’si Afro Amerikan değil, beyazdır. Sadece filmlerden tanıyorsanız Fury’yi “Kim bu herif?” diye sormayın.
Ama bu başlığı asıl açma sebebim; 1993 yılında Capcom’un yayınladığı The Punisher adlı oyundur. Capcom’un dövüş oyunlarıyla ortalığı kasıp kavurduğu 90’larda, Cadillacs and Dinosaurs’la aynı ay yayınlanan bu oyunu hatırlayan var mı? İki kişilik oynanabilen oyunda bir oyuncu Punisher’ı, diğeriyse Nick Fury’yi canlandırıyordu.

Hayaller Kahraman, Gerçek Anti-Kahraman

Son olarak şunu itiraf edeyim: Ben Punisher’ı çok sevmem. Bana göre kahraman dediğiniz Spider-Man’dir, Cyclops’tur. Ama şu da bir gerçek ki; Punisher hayal ettiğimiz değil, hak ettiğimiz kahramandır. Burnuna kadar pisliğe batmış bir dünyada ister istemez tıpkı “Punisher MAX serisinde yaptığı gibi 2 bin pisliği temizlese fena mı olurdu?” diye düşünmeden etmek çok zor.

 
Son düzenleme:

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst